Etiket: Depresyon

  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon; çökkünlük, derin üzüntü, bazen de hem üzüntülü, hem bunaltılı bir duygu durumla birlikte düşünce, konuşma, devinim ve fizyolojik işlemlerde yavaşlama, durgunlaşma ve bunların yanı sıra değersizlik, küçüklük, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık, duygu ve düşünceleri ile karakterize bir sendromdur. Depresif bozukluklar diğer psikiyatrik bozukluklara benzer olarak genetik, ailesel ve çevresel etkenler arasındaki karşılıklı etkileşim sonucu ortaya çıkmaktadır. Geçmişte yaşanan travmalar, kayıplar, üzüntü ve zorlanmalar, hala devam eden sorunlar, yeni ortaya çıkmış zorlayıcı yaşam olayları, düşük eğitim düzeyi, yoksulluk da depresyona neden olabilir. Depresyon en az 2 hafta süren duygu durum çökmeleridir. Gün içindeki gelip geçici moral bozulmaları depresyon olarak adlandırılmaz. İki haftalık dönemde görülmesi gerekenler:

    1. Hemen hemen her gün yaklaşık gün boyu süren depresif duygu durumu 2. Etkinliklerin tümüne ya da çoğuna karşı ilgi ya da istek azalması 3. Önemli düzeyde kilo kaybı ya da kilo alımı ya da anlamlı düzeyde iştah azalması ya da

    artması 4. Çok uyuma ya da uyuyamama 5. Psikomotor ajitasyon ya da retardasyon 6. Yorgunluk bitkinlik veya enerji kaybı 7. Aşırı ya da uygunsuz şekilde kendini değersiz ya da suçlu hissetme 8. Düşünmede, odaklanmada ya da karar vermede zorluklar 9. Tekrarlayan ölüm ve intihar düşünceleri

    Depresyon riski çocukluk yaşlarından ergenliğe doğru bir artış gözlemlenir ve ergenlikte üst seviyeye ulaşır. Depresyon riskinde ergenliğe kadar cinsiyetler arasında bir fark görülmemiştir fakat ergenlikte yapılan çalışmalara göre kızlar erkeklerden daha fazla risk altında olduğu saptanmıştır. Çocuğun bir yakınını kaybetmesi, kaza, ani yaşam değişiklikleri, ailesinin sosyo-ekonomik durumun bozulması, doğal afetler, anne babasının boşanması, ayrılık, okul başarısızlıkları, sevgisiz ortamlar, hastalıklar, başkasına bağımlı kalma gibi yaşamını olumsuz etkileyen olaylar depresyona itebilmektedir. Anne baba evlilik çatışmaları, ebeveyn tarafından reddedildiğini algılamaları, aile içi ilişkilerin zayıf olması depresif belirtileri artırmaktadır. Ebeveyn depresyonu ve ruhsal bozuklukları ile çocuk ve ergenlerin depresyon düzeyi arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Bazı çalışmalarda düşük okul başarısı ile depresyon arasında ilişki bulunmuştur. Düşük sosyo-ekonomik düzeye sahip bireylerde daha fazla olduğu tespit edilmektedir

    Bebeklik Döneminde Depresyon

    1-2 yaşları arasında yer alan normal bir gelişim evresidir. Daha sonraki yıllarda Spitz, anneden ani olarak ayrılan 6-8 aylık bebeklerde ağlama ve incelemelerin ardından içe kapanma ve çevreye kayıtsızlık şeklinde ortaya çıkan tabloyu “anaklitik depresyon” olarak tanımlamıştır (Spitz, 1945; Spitz, 1965). Bu dönemin en önemli özelliği konuşmanın başlangıç hiç olmaması ve ortaya çıktığında yetersiz kalmasından dolayı iletişim ve

    duyguları dışlaştırma olanaklarının kısıtlılığıdır. Dolayısıyla çocuğun yaşının küçük olması› ölçüsünde, uyku ve yeme bozuklukları, cilt belirtileri (egzama) gibi somatik ifadeler ön plana çıkacaktır. Bu bebekler bitkin, durgun, donuk bakışlı ve çevreye kayıtsız bir görünüm sergilerler. Yaşına uygun ses oyunlarını (agu v.b.) ve el oyunlarını gerçekleştirmediği gibi, çevreyi merak ve keşif davranışlarını da göstermezler. Bunların yerine kendi kendini uyarmaya yönelik stereotipik davranış örüntüleri sergilerler. Tablonun daha da ağırlaştığı durumlarda bebeğin psikomotor gelişimi yavaşlayabilir.

    Çocukluk Döneminde Depresyon

    Çocuklarda mutsuz, disforik mizaç ve depresif görünümün (ya da her ikisinin birden) günler ile haftalar arasında bir süre devam etmesi durumudur. Çocuklarda depresyon, sürekli bir mutsuzluk durumu ve çocuğun sevinç ve yaratıcılığını azaltan bir neşesizlik hali olarak da tanımlanabilir (Tüzün, 1993) Depresif ruh durumu “yapamam”, “bilmiyorum”, “yorgunum” gibi ifadelerle aktarılır. Ancak bunun yanında depresif afektlere karşı koymayı amaçlayan, saldırgan ve dürtüsel davranışlar, hırsızlık, yalan, okuldan veya evden kaçma gibi tutumlara başvurulabilir. Okul başarısızlıkları ise hemen hemen her olguda mevcuttur. Okul çağı çocuklarındaki depresyon, kendini geri çekme, okulda akran ilişkilerinde bozulma, akademik başarısızlıklar, ilgi ve etkinliklerde azalma, dikkatini toplayamama şeklinde de görülebilir. Enürezis, enkoprezis gibi bozukluklar, baş ve karın ağrıları gibi somatik yakınmalar da yine bu dönem depresif belirtileri arasında sayılabilir.

    Bir çocuk uzun süreli depresyona ya da asabi ruh haline girdiğinde distimi tanısı konur. Distimi ve majör depresyon arasındaki fark, semptomların şiddetine ve ısrarına bağlıdır. Majör depresyon daha şiddetlidir fakat birkaç ay sonra hafifler. Distimi daha az belirgin semptomlara sahiptir fakat kroniktir. Kısacası uzun süreli kronik depresif davranışlara neden olan sıkkın ruh halidir . Majör depresyon ise sosyal ve okul işlevselliğinde belirgin bozulmaların görüldüğü dikkate alınması gereken önemli bir bozukluktur.

    Ergenlik Döneminde Depresyon

    Ergenlik, sekonder cinsel karakterlerin gelişmesine bağlı olarak cinselliğin uyandığı, bedenin cinselleştiği bir geçiş dönemidir. Bu geçiş döneminde ruhsal yapının da bu bedensel değişikliklere ayak uydurması, değişiklikle alevlenen eski çatışmalar yanında yeni ortaya çıkan çatışmalarla da baş etmesi gerekmektedir. Ruhsal yapının bu çatışmalarla baş edemediği durumlarda ortaya çıkabilecek dekompansasyon tablosu da depresyon olabilir.

    Yetişkin depresyonu ile en fazla örtüşen dönemdir. Ergenler, içinde bulundukları dönem itibariyle duygu, düşünce ve ilişkilerinde ani değişiklikler yaşarlar. Depresyondaki ergenler bu değişiklikleri daha hızlı yaşayabildikleri gibi, yetişkinlere benzer şekilde sosyal geri çekilme, ilgi ve etkinlikte azalma, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okul başarısında düşme, okul ve evden kaçma, madde ve alkol kullanma eğilimi ile intihar düşünce ve girişimleri şeklinde depresyon belirtileri gösterebilirler. Siyah giysiler giyme eğilimi,

    kasvetli şiirler yazma veya Depresif temalar içeren müzikle meşgul olma yaygın depresif belirtiler olabilir. Uyku sorunları, tüm gece televizyon izleme, okula gitmek için uyanma zorluğu ya da gün boyunca uyuma durumu şeklinde görülebilir. Genellikle zevk veren aktivitelere olan ilgi eksikliği, arkadaş ortamından çekilme veya yatak odasında yalnız başına kalma durumu şeklinde görülebilir. Sıkılma, deprefis duygu durumunun bir sonucu olabilir. Mutsuzluk, tedirgin ve endişeli olur, Kontrol edilemeyen öfke durumu yaşanır, suçluluk duygusu hakimdir (Morgan, 2000). Ergenlikte depresyonu, davranış bozukluğu, madde kullanımı ya da yeme bozukluğuyla da birlikte görülebilir.

    Okul Çağı çocuklarında majör Depresif bozukluğu yaşamış olma oranı %1.5-%2.5, ergenlerde ise bu oran %15-%20 arasındadır (Graber ve Sontag, 2009). 15 yaşına kadar kız ergenler, erkek ergenlerden iki kat daha fazla depresyon yaşamaktadır. Bu cinsiyet farkının sebeplerinden bazıları şunlardır:

    1. Kadınlar, Depresif ruh halinin sonuçları ve nedenleri üzerinden tekrar tekrar düşünme

    ve bunu abartma eğilimindedir. 2. Kadınların benlik imajları, özellikle de beden imajları erkeklere göre daha olumsuzdur. 3. Kadınların, kilo ile ilgili konularda erkeklere göre daha çok stres yaşarlar. 4. Kadınlar ayrımcılığa erkeklerden daha fazla maruz kalırlar. 5. Hormanel değişiklikler ergenlik döneminde özellikle kızlar arasında depresyon

    yatkınlığı artırabilir.

    Tedavi

    Çocuk ve ergen depresyonlarının tedavisinde izlenecek yol, klinik değerlendirmede izlenen yola paralel olmalı, yani çocuğun yaşını ve gelişim düzeyini göz önüne almalıdır. Anne-çocuk terapisi, aile terapisi, bireysel terapi ve antidepresan tedavisi seçiminde çocuğun yaşı yanında tablonun ağırlığı ve eşlik eden diğer patolojilerin de göz önüne alınması› gerekir. Ergenlerde antidepresan tedavisi ise depresyonun arka plandaki psikotik yapıyı gizleyebilme olasılığı nedeniyle ayrı bir özellik taşır.

    Bilişsel Davranışçı (BD) yaklaşımlar ve kişilerarası psikoterapi stratejileri depresyonun tedavisi için etkilidir. Amaç negatif bilişleri azalmak, ergenin pozitif aktivitelere katılımını artırmak, iyimser bakış açısını desteklemek, kişilerarası ve psikososyal stresörleri yönetmek olmalıdır. Bu bağlamda ergenlik dönemi bireylere yönelik uygulamalar irrasyonel inançlar ve kötümser atıfları, negatif kendilik algısını değiştirmek ve kişilerarası becerilerini geliştirmek amacıyla, baş etme eğitimi, sosyal problem çözme, sosyal beceri, iletişim becerisi eğitimi, stres yönetimine ilişkin bilişsel davranışçı terapiler, strese yanıtta değişken tepkiyi azaltmada duyguları düzenleme stratejilerini kapsamaktadır. Ayrıca aileye temellenmiş psiko eğitim girişimlerinin de etkili olduğu ve okula temellenmiş şekilde uygulanmasının uygun olacağı bildirilmektedir.

  • Depresyon nedir ve nasıl yaklaşılır

    Günümüzde depresyon çok iyi bilinen hastalıkların başında gelmektedir. Depresyon insanın hayat kalitesini çok düşüren bir hastalıktır. Depresyon iş ve okul yaşamını etkiler. günümüz şehir yaşamı ve ilişkileri depresyonu tetiklemektedir. Ayrıca depresyonun genetik olarak da geçişi olabilmektedir.

    Depresyon belirtileri çökkünlük hali, yaşamdan zevk alamama, eskiden zevk aldığı şeylerden zevk alamama, içe kapanma şeklinde olabilir. Bazen uyumsuzluklar , iş okul veriminde düşmeler olabilir.

    Depresyonda bunun dışında fiziksel belirtiler olabilir. Halsizlik, iştahsızlık, uykusuzluk sıktır. Bazen de depresyon tam tersi uyku ve iştahta artışı yapabilir.

    Çocuklarda ki depresyonlarda daha çok içe kapanma yerine hırçınlıkta artış, kavgacılık olabilir. Bu nedenle davranış bozukluğu ve hiperaktivite ile karışabilir. Bu durumda eğer bu davranışlar çok yeni başlamışsa depresyon düşünülebilir. Ayrıca çocuk ve ergende anne baba ayrılıkları, okul değişiklikleri, arkadaş ilişkilerinde problemler gibi günlük sorunlar depresyona neden olabilir.

    Ergen depresyonlarına madde bağımlılıkları, okul başarısızlıkları, akran sorunları eşlik edebilir.

    Bipolar Bozukluk ( Manik Depresif hastalık) da ki depresyon genelde majör depresyonla karışabilir. Burada daha önce bir manik hastalık geçirmişse bipolar bozukluğun depresif dönemini geçiriyor olabilir. Çocukta Bipolar bozukluk (manik depresif hastalık) genelde yaramazlık, hiperaktivite ve benzeri hastalıklarla karıştığı için atlanır. Bipolar Bozuklukta ki depresyonun tedavisi daha farklıdır bu nedenle bipolar depresyonu ile majör depresyon ayırt edilmelidir.

    Depresyon tedavisinde ilaç tedavisi yanında psikoterapi uygulanır. Psikoterapi teknikleri hastadan hastaya değişebilir. Ayrıca depresyon hastasının hastalanma nedeni çevresel etkenlere ikincil bir depresyonsa çevresel faktörler düzeltilmeye çalışılmalıdır. Örneği okul değişimiyle depresyon yaşayan bir çocuk ve gencin okuldaki yaşamına müdahalelerle okula alışması sağlanabilir.

    Yine travma sonrasında depresyon görülebilir. Bunu eğer eşlik eden post travmatik stres bozukluğu( travma sonrası kaygı bozukluğu) varsa beraber değerlendirilip tedavi edilmelidir.

    Depresyona ayrıca anksiyete bozukluğu, panik atak, psikoz gibi hastalıklar, obsesif kompulsif bozukluk, gibi hastalıklar eşlik edebilir. Her bir hastalık ayrıca değerlendirilip beraber tedavi edilmelidir. Bu hastalıklara göre ilaç tedavileri ve psikoterapiler uygulanır. Tedavide çocuk ve ergen psikiyatrisleri veya psikiyatrisler ile psikologlar beraber çalışmalıdırlar.

  • Çocuk ve genç depresyon belirtileri

    DEPRESYON

    Günümüzde depresyon çok iyi bilinen hastalıkların başında gelmektedir. Depresyon insanın hayat kalitesini çok düşüren bir hastalıktır. Depresyon iş ve okul yaşamını etkiler. günümüz şehir yaşamı ve ilişkileri depresyonu tetiklemektedir. Ayrıca depresyonun genetik olarak da geçişi olabilmektedir.

    Depresyon belirtileri çökkünlük hali, yaşamdan zevk alamama, eskiden zevk aldığı şeylerden zevk alamama, içe kapanma şeklinde olabilir. Bazen uyumsuzluklar , iş okul veriminde düşmeler olabilir.

    Depresyonda bunun dışında fiziksel belirtiler olabilir. Halsizlik, iştahsızlık, uykusuzluk sıktır. Bazen de depresyon tam tersi uyku ve iştahta artışı yapabilir.

    Çocuklarda ki depresyonlarda daha çok içe kapanma yerine hırçınlıkta artış, kavgacılık olabilir. Bu nedenle davranış bozukluğu ve hiperaktivite ile karışabilir. Bu durumda eğer bu davranışlar çok yeni başlamışsa depresyon düşünülebilir. Ayrıca çocuk ve ergende anne baba ayrılıkları, okul değişiklikleri, arkadaş ilişkilerinde problemler gibi günlük sorunlar depresyona neden olabilir.

    Ergen depresyonlarına madde bağımlılıkları, okul başarısızlıkları, akran sorunları eşlik edebilir.

    Bipolar Bozukluk ( Manik Depresif hastalık) da ki depresyon genelde majör depresyonla karışabilir. Burada daha önce bir manik hastalık geçirmişse bipolar bozukluğun depresif dönemini geçiriyor olabilir. Çocukta Bipolar bozukluk (manik depresif hastalık) genelde yaramazlık, hiperaktivite ve benzeri hastalıklarla karıştığı için atlanır. Bipolar Bozuklukta ki depresyonun tedavisi daha farklıdır bu nedenle bipolar depresyonu ile majör depresyon ayırt edilmelidir.

    Depresyon tedavisinde ilaç tedavisi yanında psikoterapi uygulanır. Psikoterapi teknikleri hastadan hastaya değişebilir. Ayrıca depresyon hastasının hastalanma nedeni çevresel etkenlere ikincil bir depresyonsa çevresel faktörler düzeltilmeye çalışılmalıdır. Örneği okul değişimiyle depresyon yaşayan bir çocuk ve gencin okuldaki yaşamına müdahalelerle okula alışması sağlanabilir.

    Yine travma sonrasında depresyon görülebilir. Bunu eğer eşlik eden post travmatik stres bozukluğu( travma sonrası kaygı bozukluğu) varsa beraber değerlendirilip tedavi edilmelidir.

    Depresyona ayrıca anksiyete bozukluğu, panik atak, psikoz gibi hastalıklar, obsesif kompulsif bozukluk, gibi hastalıklar eşlik edebilir. Her bir hastalık ayrıca değerlendirilip beraber tedavi edilmelidir. Bu hastalıklara göre ilaç tedavileri ve psikoterapiler uygulanır. Tedavide çocuk ve ergen psikiyatrisleri veya psikiyatrisler ile psikologlar beraber çalışmalıdırlar.

  • Depresyon (majör depresyon)

    Depresyon çocuklarda tüm yaşlarda görülebilir. Duygu durumda çökkünlük, değersizlik düşünceleri, oyun, spor, arkadaşlık ve okul aktivitelerinde coşkunluğun azalması ile kendisini gösterir. Majör depresyonun ana belirtileri çocuk, ergen ve yetişkinlerde benzerdir; kişinin yaşına ve gelişim düzeyine göre belirtilerin dışavurumunda değişiklikler olabilir.

    Depresyon, çökkün duygu durum veya sinirlilik, ilgi kaybı ya da artık zevk almama belirtileriyle kendisini gösterebilir. Çocuğun beklenen kiloyu alamaması, insomnia (uykusuzluk) ya da hipersomnia (aşırı uykululuk), huzursuzluk ya da hareketlilikte azalma, yorgunluk ya da enerji kaybı, değersizlik ya da uygun olmayan suçluluk duygularının olması, düşünme ve düşüncelerini belli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinde azalma ve yineleyen ölüm düşünceleri depresyon belirtileri olabilir. Bu belirtiler toplumsal alanda ya da okul başarısında bozulmaya neden olmalıdır.

    Erken başlayan duygu durum bozukluklarının kronik olma (süreklilik kazanma) eğilimi vardır. Çocuklarda görülen depresif bozuklukta işlevsel bozulma pratik olarak çocuğun psikososyal dünyasının tüm alanlarını etkileyebilir; okul performansı ve okuldaki davranışı, arkadaş ilişkileri ve aile ilişkileri bozulabilir. Depresif hallusinasyonlar genellikle aşağılayıcı ya da öz kıyım içeriği vardır, dışarıdan birisinin koşması şeklindedir. Depresif delüzyonlar suçluluk, fiziksel hastalık, ölüm, nihilizm, cezalandırılmayı hak etme, kişisel yetersizlik ve bazen düşmanlık temaları üzerinedir. Delüzyonlar olasılıkla bilişsel olgunlaşmadaki yetersizlik nedeniyle puberte öncesinde seyrektir.

    Çocuk ve ergenlerde görülen depresyon tanısını bir çocuk ergen psikiyatrisi tarafından konulmalıdır. Depresyon tedavisinde ilaç tedavisi etkilidir. Uygun olgularda, psikoterapi uygulanabilir.

  • Çocuklar Da Depresyona Girebilir

    Çocuklar Da Depresyona Girebilir

    Çocukluk çağında yaşanan depresyon, basit bir üzüntü halinden daha ciddi bir durumdur ve çocuğun/gencin duygusal dünyasını, düşünce yapısını ve davranışlarını etkiler. Çocukluk çağı depresyonu genellikle zor kabul edilir. Bu nedenle çocuğun sergilediği depresyon semptomları sağlıklı şekilde fark edilemeyip itelenebiliyor. Bir süre önce on iki yaşından önce çocukların depresyon problemleri yaşamadığına inanılırdı fakat artık, depresif semptomların bebeklik döneminde görülebildiğini biliyoruz. Oysa ki o semptomlar ciddiye alınmalı ve çocukluk çağı depresyonu mutlaka tedavi edilmelidir.

    Depresyon, tek atak şeklinde karşımıza çıktığı gibi,tekrarlayıcı bir seyirde de ilerleyebilir fakat çocuklarda depresyon daha çok dalgalı bir seyir izler.

    ÇOCUĞUN DEPRESYONDA OLDUĞUNU NASIL ANLARIZ?

    • Öncelikli olarak depresyondaki çocuk, dikkatini yoğunlaştırmada zorlanır, genel olarak isteksizdir, uyku ve iştahında bozulmalar görülür.

    • Sürekli üzüntülü ve umutsuzdur.

    • Bir zamanlar keyif aldığı sosyal ortamlardan ve aktivitelerden uzaklaşmaya ve artık keyif almamaya başlar.

    • Akademik başarısında düşüş gözlenir.

    • Yemek yeme ve uyuma alışkanlıklarında değişiklikler görülür.

    • Karar vermekte zorlanır, dikkatini yoğunlaştıramaz.

    • Özgüveninde önemli bir düşüş olur.

    • Fiziksel şikayetleri ortaya çıkar.

    • Enerji ve isteklilik halinde bir azalma olur.

    • Alkol ve madde bağımlılığına bir yatkınlık geliştirir.

    • İntihar veya ölüm hakkında sıklıkla düşünmeye baslar.

    Yapılan araştırmalarda görüyoruz ki ‘Çocukların %3’ünde ve gençlerin de % 13’ünde depresyon belirtileri gözlenmektedir. Çocukluk çağında depresyon geçirmiş birinin, ileri yaşlarda yine bir depresif döneme girme olasılığı oldukça fazladır. Bu çocuklarda daha ileri yaşlarda bipolar bozukluk ve yeme bozuklukları da görülebilir.

    Çocukluk çağı depresyonu ile çalışırken; ailede bir depresyon öyküsü olup olmaması büyük önem taşır. Çünkü biliyoruz ki, eğer ailede depresyon öyküsü varsa, risk yaklaşık %10 ile 13 arasındadır. Çocuk için majör depresyon riski, ebeveynlerinde alkolizm ya da çocuk 13 yaşından önce ölüm varsa artar. Ayrıca sağlık sorunları, istismar,boşanma veya devam eden çocuk-ebeveyn çatışması gibi stresli yaşam olayları da depresyon riskini artıran nedenlerden bazıları.

    Depresyon her bireyde görülen ve karşılaştığımız olaylar/durumlar karşısında ortaya çıkan üzüntü duygusundan farklı bir tepkidir. Depresyon, kendiliğinden de sonlanabilen ancak kendiliğinden sonlanması beklenildiğinde kronikleşen bir durumdur. Bu nedenle yukarıdaki semptomlar göz ardı edilmemelidir.

  • Çocuk ve ergenlerde depresyon nedir? Belirtileri nelerdir?

    Çocuk ve ergenlerde depresyon sıklığı gün geçtikçe artmaktadır. Depresyon ergenlik öncesi dönem çocukların %2’sinde, ergenlik döneminde %5-10’unda görülebilmektedir. Çocuk ve ergenlerde depresyon çocukluk döneminde kız ve erkeklerde eşit oranlarda, ergenlik döneminde kızlarda 2 kat daha fazla görülmektedir.

    Çocuk ve ergenlerdeki klinik bulgular her zaman erişkinlerdeki tipik depresyon bulgular gibi olmayabilir. Çocuklardaki ilgi kaybı, uyku-iştah bozuklukları, mutsuzluk, eskiden keyif aldığı aktivitelerden keyif alamama, sosyal faaliyetlere katılmak istememe, kendine olan güvende azalma, dikkat süresinde azalma, karın-baş ağrısı, idrar-kaka kaçırma, okul başarısında düşmenin yanı sıra söz dinlememe, öfke patlamamaları, hiperaktivite gibi dışaatım davranışları da sıklıkla görülebilmektedir. Ergenlik döneminde davranım bozukluğu, sigara, alkol ve bağımlılık yapıcı madde/ilaç kullanımının altında da bir depresyon olabilir.

    Depresyonu olan ergenlerin %50’sinden fazlasında kaygı bozukluğu gibi en az bir tane ek ruhsal bozukluk birlikte bulunabilir.

    Genellikle çocuk ve ergenlerdeki depresyonun risk etmenleri olarak; ailede depresyon öyküsünün olması (özellikle 1. derece akrabalarında), daha önce en az bir kez depresyon atağının geçirilmesi, aile içi ve akran ilişkilerinde yaşanan sorunlar, akademik sorunlar, çocukta kronik bir fiziksel hastalığın olması, cinsel kimlik bocalamasının olması görülür.

    Gelişim dönemlerine göre depresyonun belirti ve bulguları

    Bebeklik dönemi

    Depresyon bebeklik döneminden itibaren görülebilir. Anaklitik depresyon (hospitalizm, yuva hastalığı, marasmus) olarak tanımlanan depresyon bebeklik döneminde (yaşamın ilk yılının ikinci yarısında) anne kaybı/yokluğuna bağlı olarak gelişir. Bebeklik dönemi depresyonunda dindirilemeyen ağlamalar, sustuklarında yüzlerinde yorgun ve küskün ifade (protesto dönemi), zamanla iştahsızlık ve kilo kaybı, psikomotor gelişimde duraksamalar, kusma, ishal görülebilir. Depresyonun ikinci ayından itibaren çocuğun duygusal tepkileri giderek azalır, duygusal küntlük gelişir. Çevreye ve yakınlarına ilgisiz kalır (içe kapanım dönemi). Eğer anne 3 ay içinde geri gelir ise bebek eski haline dönebilir, depresyondan çıkabilir. Ancak ayrılık süreci 3 ayı geçer ise bebeğin depresif dönemden geriye dönüşü çok zor, bazen de imkansız olabilir. Aynı bulgular çocuğun yaşamının ilk yıllarında ailelerinden ayrılıp yurtlara verilen ya da uzun süre hastanede kalan bebeklerde uyarı eksikliğine bağlı olarak gelişebilmektedir. Bu bebeklerde genellikle mutsuz ve apatik bir yüz görünümü, oturulan yerde sallanma, parmak emme, geviş getirme, kafa sallama, vurma hareketleri gibi bedensel haz kaynaklarına baş vurulur. Yürüme, konuşma, tuvalet eğitimleri geriler, boyları ve kiloları kronolojik yaşın altında olur ve kalıcı zihinsel gerilik gelişebilir. Bu çocuklarda hastalanma ve ölüm oranları da çok yüksektir.

    Okul öncesi dönem

    Bu dönemde en önemli stres faktörleri; aileye yeni bebeğin katılması, sevilen birisinin kaybı, ebeveynlerin boşanması, çevre değişikliği gibi çocuğun yaşamındaki ani değişiklikleridir. Depresyon belirti ve bulguları olarak sosyal geri çekilme, ilgi ve etkinlikte azalma, huzursuzluk, apati, regresyon (önceki gelişim dönemlerine geri dönüş; parmak emme, enürezis, enkoprezis gibi), yalnız yatamama, gece korkuları gibi uyku bozuklukları, baş ve karın ağrısı gibi bedensel yakınmalar görülebilir. Tıbbi bir durum ile açıklanamayan gelişim gecikmesi veya gerilemesi durumlarında da depresyon akla gelmelidir.

    Okul dönemi

    Bu dönemde depresyonu olan çocuklarda; üzgün, huzursuz ve/veya depresif duygudurumu, hüzünlü ağlamaklı yüz ifadeleri, hareketlerinde yavaşlama veya hiperaktivite, öfke patlamaları, ses tonlarında tek düzelik, okul başarısında düşme, sosyal faaliyetlere katılmada isteksizlik, baş-karın ve/veya göğüs ağrısı, ayrılık kaygısı gibi kaygı bozuklukları, uykusuzluk, kendine zarar verici davranışlar, özkıyım düşünceleri, düşük benlik saygısı, sanrılar gibi bulgular görülebilir.

    Ergenlik dönemi

    Ergenlik 12-22 yaşlar arasında önemli fiziksel, sosyal ve ruhsal değişikliklerin gerçekleştiği bir gelişme dönemidir. Ergenlerde depresyona sebep olan faktör, genellikle erişkin depresyonlarındaki gibi kayıp yaşantısıdır. Çocukluk dönemindeki depresyon belirti ve bulguları erken ergenlik döneminde de görülebilir. Ergenlik dönemi depresyonunun özellikle erken döneminde fazla uyuma, aşırı yorgunluk hissi, iştah ve kilo artışı gibi tipik olmayan belirti ve bulgular da izlenebilir. Ergenlik döneminde yaş ilerledikçe, depresyonun klinik belirti ve bulguları erişkin dönemdeki depresyonun belirti ve bulgularına benzemeye başlar ve ilgi azlığı, iştahsızlık, sıkıntı, başağrısı gibi depresyonun klasik belirtileri daha sık görülür. Ergenlik döneminde depresyon ile birlikte distimik bozukluk, bağımlılık yapıcı ilaç/madde kullanımı, davranım ve kaygı bozukluğu görülme oranı daha fazladır. Psikotik bulgular depresyonu olan ergenlerin 1/3’ünde meydana gelir, genellikle kendilerini eleştiren sesler şeklinde işitsel varsanılar şeklindedir.

  • Bebekler ve okul öncesi çocuklarda depresyon

    Bebekler ve okul öncesi çocuklarda depresyon görülür mü?

    Birçok anne baba hatta akıl sağlığı alanında çalışan profesyonel için bir bebekte veya yeni yürüyen bir çocukta depresyon gelişeceğini düşünmek zordur. Bununla birlikte bebeklerde depresyon görülebildiği 1940’lı yıllarda edilmiştir. Rene Spitz (1946), annelerinden ayrılan bebeklerde, üzüntü, endişe, çevreye ilgisizlik, sosyal içe çekilme, gelişimsel gerileme, uyaranlara yanıt ve hareketlerde azalma, melankoli, uykuya meyil, iştahın azalması ve yemeyi reddetme, üzüntü ve endişe dolu bir yüz ifadesi ile etrafa bakınma, ağlama ile karakterize “anakliktik depresyonu” (anaclitic depression) tanımladı. Bu durum, yiyecek ve barınma ihtiyacı karşılandığı halde, bebeğin ölümüne kadar gidebilen ruhsal acıyı içerebiliyordu. Spitz’in çalışması, olasılıkla olağanüstü sosyal durumları ve savaşta annelerini babalarını yitiren çocukları ele aldığından yıllarca önemi kavranamadı. 1960 ve 1970’li yıllarda bebeklerde ve okul öncesi çocuklarda, bilişsel ve duygusal kapasitelerinde sınırlılıklar, süper ego ve kendilik algısındaki gelişimindeki yetersizlikler nedeniyle, depresyonun görülemeyeceği farz ediliyordu. Bu dönemde depresyon belirtileri görülse de “geçici ve önemsiz” olduğu ileri sürülüyordu. Ancak, Puig-Antic (1978), puberte öncesi çocuklarda depresyonun varlığını gösteren bir çalışma yayınladı. Kreiser (1987), 24 aydan küçük bebeklerde, Freud’un hipotezine dayanarak “yaşam içgüdüsü” (eros dirve) yerine “ölüm içgüdüsü” (thanatos drive) etkisi altında oluştuğunu ileri sürdüğü, depresyon ile birlikte yaşamı tehdit eden yeme bozuklukları ve ölümcül kusma ile karakterize bir klinik tablo bildirdi. Bowlby (1980)’de, bakım verenlerden bebeklerin ayrılmasının ardından depresyona benzeyen bir tablonun oluştuğunu gösterdi. Bowlby, bakım verenden ayrılan bebeklerin tepkilerini üç aşamada verdiğini tespit etti: 1) Ağlama, protesto, anksiyete, uyku ve beslenme sorunları 2) Apati, hareketliliğin azalması ve çevreye ilginin kaybolması ile karakterize tam bir depresif sendrom) bakım verenin dönmesine karşın apatinin süreklilik kazanması. Bowlby’nin “güvenli bağlanmanın ve bakım verenin emosyonel ve fiziksel varlığının” bebeklerde ve çocuklardaki koruyucu etkisini göstermesi bebeklik ve çocukluk çağı depresyonu ile ilgili çalışmalarda köşe taşlarından birisini oluşturdu. Ardından Kovacs ve ark. (1984) ve Luby ve ark. (2003)’de çocuk depresyonunun geçerliliği ile ilgili makaleleri yayımladılar. Bebeklerde ve okul öncesi çocuklarda depresyonun görülebileceği ile ilgili kanı güçlendi. Üstelik okul öncesi depresyonu olan çocuklarda, okul çağı döneminde başka bozukluğu olanlara göre veya sağlıklı gruba göre daha fazla depresyon görüldüğü bildirildi. Bu durum, erken dönemde görülen depresyonun, daha sonraki çocukluk ve ergenlik dönemindekine benzer şekilde, “kronik ve tekralamalar ile” ile devam ettiğinin bir işareti olabilir.

    Okul Öncesi Dönemde Depresyonun Klinik Belirtileri

    Daha önceleri çocukluk depresyonunda ergen ve erişkinlere benzer tipik bir tablonun olmadığı daha çok “maskelenmiş” belirtilerin olduğu bildirilmişti. Bu belirtiler arasında özellikle bedensel belirtiler (ör. karın ağrısı gibi) ve saldırganlık (agresyon) gibi davranış sorunları öne çıkıyordu. Daha sonra yapılan çalışmalarda okul öncesi çocuklarda da erişkinlere benzer depresyon fenomolojisinin

  • Çocuklar da Depresyona Girer

    Çocuklar da Depresyona Girer

    Çocukların da depresyona girebileceği bilgisi yaygın bilinen bir durum değil. Kliniğimizde gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde kimi ailelere “çocuğunuz depresyona girmiş olabilir” dediğimizde genellikle aldığımız cevap: “ne derdi var ki, daha çocuk o!” şeklinde oluyor. Aslında depresyon sadece yetişkinler için tanımlanmış olan bir duygudurum bozukluğu değil. Kimi zaman çocuklar da depresyona girebiliyor.

    Bu noktada asıl problem tanının koyulma zorluğunda ortaya çıkıyor. Çocuklar kendilerini yetişkinler kadar iyi ifade edemedikleri ve duygularını değerlendiremedikleri için depresyona girmeleri halinde bu durumu saptamak güçleşiyor. Ancak bu konuya dair bilgisi olan ebeveynler ya da klinisyenler tarafından sorun saptanabiliyor.

    Çocuğum depresyonda mı?

    Yetişkin depresyonu ve çocukluk çağı depresyonu arasında bir takım farklılıklar vardır. Değerlendirmeyi de buna göre yapmak gerekir. Bir yetişkin depresyona girdiğinde aktivitesi azalır, kendi içine kapanır ve hareketsizleşir. Söz konusu çocuk olduğunda tam aksine; aşırı hareketlilik, kızma, bağırma ve bir takım yıkıcı davranışlar görülebilir. Çocukluk çağı depresyonun diğer belirtileri ise; aşırı kaygı, kendini değersiz hissetme, duygusal patlamalar, gerginlik, çabuk sinirlenme, akranlarla iletişimin azalması, okul başarısında düşme, ebeveyni yitireceğine dair inançlar, daha önceden keyif aldığı aktivitelerden kaçınma, yeme ve uyku düzeninde değişim (artma ya da azalma) olarak sayılabilir.

    Bu noktada gözden kaçırılmaması gereken kritik noktalardan biri de dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile çocukluk çağı depresyonunun belirtilerinin kimi zaman birbirine karıştığıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, hiperaktivitesi olan çocuk sürekli olarak aşırı hareketlidir; fakat depresyonda olan çocuk kimi zaman durgun kimi zaman hareket halindedir.

    Çocuklar neden depresyona girer?

    Çok sevdiği bir kimsenin kaybı, başka bir yere taşınma, okul değişimi, anne ve babanın boşanması, çocuğun arkadaş edinememesi ve yalnız kalması gibi durumlarda çocuk depresyona girebilir.

    Ne yapmalıyım?

    Depresyon gibi durumlarda aileler mutlaka bir çocuk-ergen terapistine danışmalıdırlar. Bu problem tedavi edilmediği durumlarda giderek kemikleşen ve şiddetlenen bir problem haline gelmektedir. Hatta bu problem yanı sıra başka sorunların da oluşmasına sebep olabilmektedir. Örneğin; kişinin depresyonundan dolayı okul başarısı düşerse ileri ki yıllarda da başarılı olamayacak, depresyonundan dolayı sosyal anlamda izole bir birey haline gelecek ve toplum tarafından  reddedilecektir. Bu da süreç içerisinde kişiyi öfkeli, agresif, kaygılı ve başarısız bir kişiye dönüştürecektir.

    Sonuç olarak; çocukluk çağı depresyonu yetişkin depresyonu kadar ciddi bir duygudurum bozukluğudur. Gerekli hassasiyetin, durumun farkedildiği andan itibaren gösterilmesi gerekmektedir.

  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon; çocukluk ve ergenlik dönemi ruhsal bozukluklarının önemli bir bölümünü oluşturan, psikiyatrik hastalıklar arasında en sık görülenlerin başında gelmektedir. Depresyon tanısı koyulması için belirtilerin en az iki hafta sürmesi ve kişinin günlük yaşamını etkileyebilecek düzeyde olması gerekmektedir.

    Çocuklarda depresyon tanısı gelişim evrelerine göre değerlendirilmektedir. Örn; çok ağlama, uyku düzensizlikleri, yemek yemek istememe, içe kapanma, davranış sorunları, okul başarısında belirgin düşme gibi belirtilere dikkat edilmelidir. Erken çocukluk döneminde depresyon; ebeveynin ilgisiz oluşu, aşırı koruyucu tutumu, sevilen kişinin/nesnenin kaybı, aile içinde iletişim sorunlarının yansıdığı ilişkiler, ailede depresyon öyküsü olan, istismara uğrayan çocuklarda vb. sebeplerden olabilmektedir. Kadınlarda daha sık görülen depresyonun belirtileri;

    • Kendinden nefret etme, şiddetli suçluluk duygusu,

    • Kararsızlık,

    • Dikkati odaklayabilme ile ilgili güçlük yaşama,

    • Unutkanlık,

    • Uyku düzensizlikleri, uyku ile ilgili belirgin farklılıklar,

    • Çabuk sinirlenme, huzursuzluk hali, yorgunluk hissetme,

    • Yeme bozuklukları; iştahta artma veya azalma,

    • Umutsuzluk, çaresizlik, kendini değersiz hissetme gibi duygular,

    • Yalnız kalma isteği ve çevreden uzaklaşma,

    • Sebepsiz baş ağrısı vb. sürekli ağrılar hissetme,

    • Hiçbir şeyden zevk almama, isteksizlik,

    • İntihar düşünceleri veya intihar girişiminde bulunma,

    • Alkol kullanımı.

    Bu belirtilerden birkaçı veya çoğu yaşanıyorsa, erken dönemde müdahele edilebilmesi açısından profesyonel bir destek alınması önerilmektedir. Değerlendirme’de kullanılan psikolojik testler ve medikal incelemeler önemli bir yer tutmaktadır. Danışanın yaşadığı sorunlar ve alınan öykünün  de tedavinin yönünü belirleyici bir rolü vardır. Psikoterapiler (oyun terapisi, bireysel terapi, aile terapisi vb.) ve medikal tedavi depresyonda işlevsel olarak kullanılan yöntemlerdir.

  • Major depresyon!

    Çocukluğun her döneminde depresyon görülse de gelişim dönemine özgün nedenleri, belirtileri ve tedavisi yetişkin depresyonundan farklılıklar göstermektedir. Örneğin, ergenler içinde bulundukları dönemin “değişken” özelliklerine uygun olarak depresyonu uçlarda yaşamakta ve yüksek intihar riski taşımaktadırlar.

    Bebeklik döneminde birincil bakım verenin (çoğunlukla anne) uzun süreli kaybına bağlı olarak depresyon ortaya çıkarken, erken ve oyun dönemi çocukluğunda psikososyal stresörlerin (hastalık, taşınma, bağlandığı kişilerin gerçekte ya da hayalinde kaybı, kardeş doğumu) etyolojideki önemli nedenler olarak bildirilmektedir.

    Okul döneminde yukarıda sayılan stresör etkenlerin yanısıra okul başarısı ile ilgili hayal kırıklıkları, arkadaş ilişkilerindeki sorunlar ile biyolojik etkenlere de rastlanmaktadır.

    Ergenlik döneminde ise arkadaş ilişkilerindeki aksaklıklar, özellikle de karşı cinsle yaşanan düş kırıklıkları, okul başarısındaki aksaklıklar, yakınlarının kaybı, etkinliğini, yaşam hareketliliğini etkileyen önemli tıbbi hastalıklar ile genetik ve biyolojik etkenler nedenler arasında yer almaktadır.

    Bebeklik döneminde gelişme geriliği, apati, uyku, yeme düzensizlikleri, özellikle anne yoksunluğu durumunda depresyonu düşündürmelidir.

    Oyun döneminde ise aşırı huysuzlanma ya da geri çekilme, uyku ve yeme alışkanlıklarındaki bozulmalar, gece korkuları, davranışlarda hırçınlaşma, dilek, düş ve umutlarında azalma ya da fakirleşme belirtileri vardır. Bu dönemde bedensel yakınmalar sık olup, baş ve karın ağrıları biçimindedir.

    Okul döneminde, okul başarısındaki düşüş, arkadaş ilişkilerinde bozulmalar, davranış sorunları, uyku ve iştah bozuklukları (yetişkinlere benzer biçimde) ilgi ve etkinliklerinde azalma, dilek, hayal ve umutlarında fakirleşme ya da üzüldüğü konulara yoğunlaşma, depresif ya da huzursuz duygulanım, ölüm düşünceleri, suçluluk duyguları, evden, okuldan uzaklaşma ya da kaçmalar görülebilir (hatta intihar planları), bedensel yakınmalar olabilir.

    Ergenler, normalde de içinde bulundukları dönemin özelliği olan “instabilite” yani duygu, düşünce ve ilişkilerinde belirgin ve ani değişiklikler yaşarlar. Algılama ve yargılamaları abartılıdır, ani kararlar verirler ve dürtüsel davranırlar. Depresyondaki ergenler bu değişiklikleri daha hızlı ve şiddetli yaşayabildikleri gibi, yetişkinlerde olduğu gibi geri çekilme, ilgi ve etkinliklerde azalma, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okul başarısında düşme, okul ve evden kaçma, madde-alkol kullanma eğilimi, intihar düşünce ve girişimleri görülebilir. Depresif duygulanım, suçluluk duyguları ya da aşırı öfke olabilir.