Etiket: Depresyon

  • Anksiyete Bozuklukları ve Depresyon

    Anksiyete Bozuklukları ve Depresyon

    Anksiyete bozukluğu’nu bir şemsiye gibi düşünebiliriz bu şemsiyenin altında bu bozukluğa bağlı görülen birçok durum vardır. Bunlardan biri panik atak sendromudur. Örneğin; panik atak sırasında yoğun kaygı hissedebilirsiniz ayrıca terleyebilir, göğüs ağrınız olabilir veya çarpıntı hissedebilirsiniz (alışılmadık derecede güçlü veya düzensiz kalp atışları gibi). Bazen boğuluyor veya kalp krizi geçiriyor gibi hissedebilirsiniz. Bu şemsiyenin altında bulunan başka bir kaygı sorunu; Sosyal kaygı bozukluğu. Ayrıca sosyal fobi olarak da adlandırılan durum, günlük sosyal durumlar hakkında çok büyük bir endişe hissettiğiniz, başkalarının sizi yargıladığını, sosyal ortamlar da utanç duygusu veya kendinizi gülünç biri olarak görebilirsiniz. Başka bir durum da fobiler. Yükseklik veya uçma gibi belirli bir nesne veya durumdan dolayı yoğun bir korku hissedersiniz. Korku uygun olanın ötesine geçer ve normal durumlardan kaçınmanıza neden olabilir. Başka bir durum ise Yaygın anksiyete bozukluğu. Sebepsiz, aşırı, gerçekçi olmayan endişe ve gerginlik hissetme ve kaygı veren durumlardan kaçınma.

    Depresyon nedir?

    Depresyon kısaca belli bir süre devam eden ( en az 2 hafta) süreğen çökkün duygudurum, ilgisizlik ve haz alamamadır. Diğer yaygın görülen belirtiler ise enerji azlığı, yorgunluk, uyku sorunları, anksiyete, iştahta belirgin değişim, değersizlik düşünceleri, suçluluk, kararsızlık, huzursuzluk, ajitasyon, umutsuzluk, intihar düşüncesi veya davranışı, ani sosyal değişim, iş kaybı veya stresli iş yaşamı, sosyal dışlanma ve sağlıksız yaşam alışkanlıkları gibi. Bu belirtiler depresyon belirtilerine benzeyen herhangi bir fiziksel sağlık sorununa bağlı olmamalı. (Triod, Anemi, Vb.) Aynı zamanda bu belirtiler yas sonrası dönemde görülebilir ve karıştırılmamalıdır.

    Depresif insanlar depresif olmayan insanlara göre farklı düşünürler. Örneğin; depresyondaki insanlar kendilerini, çevrelerini ve geleceği olumsuz, karamsar görme eğilimindedirler. Sonuç olarak, depresyondaki insanlar gerçekleri olumsuz yönden yanlış anlama ve meydana gelen talihsizlikler için kendilerini suçlama eğilimindedir. Bu olumsuz düşünme ve yargı tarzı olumsuz bir önyargı işlevi görür; depresif kişilerin durumları gerçekte olduğundan daha kötü olarak görmelerini kolaylaştırır ve bu gibi insanların stresli durumlara yanıt olarak depresif semptomlar geliştirme riskini arttırır

        Aoran Beck’e göre depresif bireylerde işlevsel olmayan inançlar (dysfunctional belief) tarafından oluşturulan olumsuz düşünceler vardır. Olumsuz düşüncelerin artışı ve depresyon arasında bir ilişki  vardır. Olumsuz düşünceler de artış depresif belirtilerde de artış sağlar.

        Beck ayrıca depresif insanların düşüncelerinde üç ana işlevsiz inanç temasının (veya “şemalar”) olduğunu öne sürüyor: 1) Ben kusurlu veya yetersizim, 2) Bütün deneyimlerim yenilgi veya başarısızlıkla sonuçlanıyor, ve 3) Gelecek umutsuz . Bu üç tema Negatif Bilişsel üçleme olarak tanımlanmaktadır. Bu inançlar birinin bilişinde mevcut olduğunda, depresyonun ortaya çıkması çok muhtemeldir.

        Örneğin, işten çıkarıldınız kendinizi başarısız, yetersiz ve işlevsiz görüyorsunuz ve bir daha iş bulabileceğinize inanmıyorsunuz. Fakat işten çıkarılmanızda etkili olan başka nedenlerde olabilir ekonomik sorunlar belki işveren küçülmeye gidiyordur ve belki başka çaresi yoktur. Fakat bu üç ana işlevsiz şema ile alternatif düşünceleri görmeniz çok zor. Muhtemelen işten çıkarılma durumunuzun kişisel bir başarısızlıktan kaynaklandığı sonucuna varacaksınız ve durumunuzun umutsuz olduğuna. Depresyondaki insanlar olumsuz beklentileriyle uyuşan bilgilere seçici ilgi göstermeye ve bu beklentileriyle çelişen bilgilere seçici dikkatsizlik gösterme eğiliminde olacaktır. Olumsuz olaylara verilen önemi ve anlamı büyütme ve olumlu olayların önemini ve anlamını en aza indirme eğilimindedirler. Bilinçsiz bir şekilde gerçekleşen tüm bu manevralar, depresif bir kişinin temel olumsuz şemalarını çelişkili kanıtlar karşısında sürdürmeye yardım eder ve kanıtlar daha iyi olacağına inandığında bile gelecek hakkında umutsuz hissetmelerini sağlar.

  • Depresyon Tedavileri

    Depresyon Tedavileri

    Depresyonu, derin bir üzüntüyle birlikte bozulan düşüncelerin, duygu ve davranışlarda bozulmaya yol açması diye tanımlayabiliriz. Bozulma her ne kadar düşünce yapısında olsa da kişi sadece duygu durumunun farkındadır. Yani kişinin anladığı, duygu durumunda olan iniş/çıkışlardır ve genel olarak depresyonda da çökkün bir ruh hali hakimdir. Bu duygu durum, sağlıklı bir insanın çok sevdiği bir yakınını kaybettiğinde hissettiği duyguyla birbirine çok benzerdir.

    Depresyondaki kişilerde genellikle yüz çizgileri belirginleşmiş, omuzlar düşük ve bitkin bir görüntü mevcuttur. Bireyde öncelikle düşünce ve konuşma hızında sonra da motor hareketlerde yavaşlama görülebilmektedir. Halsizlik bu hastalığın tipik belirtilerindendir. Hafif ve orta derecedeki depresyonda kişilerle iletişim kurulabilirken, daha ağır derecedekilerde konuşmama durumu ortaya çıkabilmektedir. Majör depresyon diye de nitelendirilen ağır derecedeki depresyon hastalarında düşük ses tonuyla konuşma ve sosyal ilişkilerde zayıflama görülmektedir.

    Bu tür vakalarda genel olarak isteksizlik, yaptıkları hiçbir şeyden zevk alamama, enerji kaybı, değersizlik, uyku ve iştah sorunları, dikkat dağınıklığı vb. belirtiler görülebilmektedir. Bir kişiye depresyon tanısı koymamız için bu belirtilerden en az ikisinin 2 hafta boyunca görülmesi gerekmektedir.

    Depresyon tedavisinde kullanılan birçok yöntem vardır. Bunlardan en etkililerinden biri Bilişsel ve Davranışçı Terapi yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma göre öncelikle kişiyle empati kurulması gerekmektedir. Yani hastanın olayları nasıl yapılandırdığını ve onlara nasıl tepkiler verdiğini anlamaktır. Eğer aynı bakış açısını yakalayabilirseniz süreç çok daha hızlı ilerlemektedir.

    Bundan sonraki süreçte de stresle nasıl baş ettiğini, edemediği durumlarda nasıl yaklaşımlar sergilemesi gerektiğini hastaya anlatmak ve savunma mekanizmalarını güçlendirmek şeklinde ilerlemektedir.

  • Menapozun Etkileri

    Menapozun Etkileri

    Menopoz, doğurganlık kaybıyla eş anlamlı tutulmaktadır. Menopozun bu şekilde ifade edilmesi henüz menopoz evresine girmemiş kadın bireylerde bile korku oluşumuna neden olabilir. Menstruasyonlarında yani adet/regl dönemlerinde düzensizlikler olan kadınlar zaman zaman bu sürece girdiğini düşünüp kaygılanabilirler.

    Kadınların menopoz döneminin başlamasıyla birlikte vücut yapılarında, sosyal ve ruhsal yaşantılarında bir takım değişiklikler oluşabiliyor. Bunlar sıcak basmaları, uyku sorunları, gece terlemesi gibi sıralayabiliriz. Fizyolojik değişikliklerde ise vajinal atrofi(organ veya dokuların küçülmesi durumu), ağrılı cinsel ilişki, stress v.b. Psikolojik değişikliklerde ise huzursuzluk, depresyon, anksiyete, cinsel ilgide azalma gibi durumlardan söz edebiliriz.

    Kadın menopoza girdiği zaman, vücudunda değişen birtakım değişiklikler kişiyi strese ve sıkıntıya sürükleyebilir. Örneğin doğurganlığının sona ermesi kişiyi depresyona sürükleyen önemli faktörlerden bir tanesidir. Konu hakkında yeterince bilgi donanımına sahip olmamak menopoz döneminin daha ağır yaşanmasına neden olabilir. Bu bilinmemezlik de kişinin depresyona girmesine neden olan başlıca faktörlerdendir. Daha öncesinde depresyon öyküsü olan bireylerin bu dönemde tekrar depresyona yakalanma olasılığı daha yüksek seviyededir.

    Kadınlar için en önemli yaşam dönemlerinden biri olan menopoz döneminde yaşanan tüm değişimler sosyal hayatta kişiler arası ilişkilere de yansır. Kişilerarası ilişkileri “bireylerin diğer insanlarla olan ilişkilerinde yaşadıkları duygu ve davranış şekilleri” olarak tanımlayabiliriz. Menopoz bireyin sosyal ilişkilerini etkilediği gibi bu dönemde görülen sosyal desteğin de menopoza yönelik tutumlar üzerinde etkili olduğu söylenebilir.

    Menopoz sürecinde sosyal destek son derece önem arz etmektedir. Aksine sosyal desteğin yetersiz olduğu durumlarda belirtinin süresi ve şiddetinde artış görülmektedir. Çevresel bir takım değişkenlikler (küslük, boşanma, işten çıkarılma v.b) menopoza evresine alışma aşamasında bir takım krizlere neden olabilir. Bu tür sorunlar kadın bireyin doğrudan kendisini etkilediği gibi eş değer olarak çevresindeki ilişkileri ve işleri de etkileyebilir.

    Erken yaşta menopoz şu sıralar sık sık karşımıza çıkan bir durumdur. Eğer ki bu durum genetik değilse önüne geçmek amaçlı yapılması gerekenlerin başında sağlıklı beslenmek, hazır gıdalardan uzak durmak, trans yağları hayatınızdan çıkarmak, meyve ve sebze tüketimine dikkat etmek gerekir. Bunun yanı sıra stressiz bir yaşam sürülmeli, düzenli spor yapılmalı ve sigaradan uzak durulmalıdır.

    Menopoz her kadının yaşayacağı bir evredir fakat bu evreyi akışına bırakmaktan ziyade bilinçlenmek daha sağlıklı bir yaşamı garantiler.

    Bu süreçte grafiğinizde bir takım değişkenlikler görülebilir. Duygu karmaşaları, yaşlanıyorum korkusu sizleri ele geçirebilir. Bu düşüncelerden olabildikçe uzak durun ve menopozla barışık olun. İşin içinden çıkamayacak bir boyuta girdiğinizi düşünüyorsanız psikolojik bir destek almayı ihmal etmeyin. Diğer açıdan baktığınızda artık karın ağrınız olmayacak. Beyaz pantolon giymekten korkmayacak, havuza ve denize istediğiniz her an girebilecekseniz.

  • Depresyon Nedir?

    Depresyon Nedir?

    Artık günümüzde herkes yaşadığı günlük problemleri, endişeyi, üzüntüyü depresyon olarak algılıyor ve de aktarıyor. Oysa ki depresyon tanımı daha derinlemesine ve çarpıtılmış düşüncelerin içinde barındığı bir tanımdır.

    Her insanın zaman zaman kendini kötü hissettiği, karamsarlığa düştüğü, moralinin bozulduğu dönemler olabilir. Fakat bu durum gelip geçicidir. Günün belirli saatlerinde ortaya çıkabilir daha sonrasında ortadan kalkabilir. Depresyonun bu durumdan farkı 2 haftalık bir süreyi kapsayıp, değersizlik, kendine zarar verme, aşırı uyku hali ya da uykusuzluk, aşırı yeme ya da yemeden kesilme, ilgi kaybı, hayattan zevk alamama, sosyal hayatında ve günlük aktivitelerini yerine getirmede zorlanma ya da aksama durumudur.

    Depresyon da olan bir kişi uykuda bölünmeler yaşayabilir, boşluk hissi olabilir, hedef belirlemekte sıkıntıya düşebilir. Aslında uyku problemleri bütün rahatsızlıkların başlangıcı denebilir. Depresyonda olan kişi gece uyusa dahi uyku bölünmelerine maruz kalabilir ve bundan dolayı enerji düşer yorulmalar artar. Bunların yanı sıra depresyonda değersizlik ve suçluluk duygularında artış görülür.

    Depresyon insanın kendi başına çözmesi mümkün olan ya da gelip geçici bir durum olarak görülmesi ve ertelenmesi son derece yanlış bir tutumdur.

    DEPRESYON NASIL ORTAYA ÇIKAR?

    Depresyon, beyindeki kimyasal dengenin bozulması durumudur. Bu bozulmalardan kaynaklı olarak duygu, düşünce ve bedensel işlevlerde bozulmalar ortaya çıkar.

    Depresyon ortalama her toplumda altı kişiden birinde görülen bir rahatsızlıktır ve genellikle genç yaşlarda ortaya çıkar. Kadınlarda daha çok rastlanır.

    Aslında tek bir olayı depresyona bağlamak çok sağlıklı bir düşünce değildir. Depresyon birçok faktörün birleşimi sonucu kişide belirtileri gösterir. Tedavi edilmeyen bir depresyonun süresi 6 ile 24 aya kadar uzayabilir.

    Bir kişiye depresyon teşhisi konulabilmesi için detaylı bir psikolojik muayene gereklidir. Net bir tanı konulabilmesi için ek bilgilerden yararlanabilir.

    SADECE PSİKOTERAPİ DEPRESYONUN DÜZELMESİNDE ETKİLİ MİDİR?

    Eğer ki depresyon düzeyi hafifse sadece psikoterapi ile tedavi yeterli gelebilir. Fakat kişi ağır bir depresyonda ise ilacın yanı sıra psikoterapi daha sağlam sonuçlar verir bu da bir uzman psikolog tarafından çalışmayı gerektirir. En sık kullanılan yöntem bilişsel terapidir. Bu terapide daha çok çarpıtılmış düşünce ve inançlar üzerine çalışma yapılır.

    AİLELER BU KONUDA NELER YAPMALIDIR?

    Öncelikle her insanın dilinde her ne kadar ‘depresyondayım’ kelimesi var olsa da gerçek bir depresyon belirtisinin göz ardı edilmemesi son derece önemlidir. Eğer ki kişide daha önce görülmeyen bir mutsuzluk, üzüntü hakimse bir uzmanla görüşmek, durumu atlamamak gerekmektedir. Özellikle kişi bunu ertelese de yakın çevresi ya da ailesi durumu fark ettiği anda önlem alması son derece önemli bir davranıştır. Bu durumun bir hastalık olduğunu ve tedavi sayesinde ortadan kalkabileceğini ailelerin bilmesi gerekmektedir. Ailelerin yargılamaktan uzak bir tutum halinde olmaları ve onları anladıklarına dair davranış sergilemeleri bu süreçte oldukça önemlidir. Eleştiri veya durumlarını onaylama (gerçekten kötü görünüyorsun) oldukça yanlış bir tutumdur.

    Eğer depresyon ağırsa ve ilaçlı bir tedavi uygulanıyorsa, ilaçların aksatılmaması, kontrol altında tutulması, iyileşti diye yarıda kesilmemesi gereklidir. Çünkü ilaç yarıda kesildiği an depresyon özelliklerinin tekrar baş gösterme ihtimali oldukça yüksektir. Aile doktor ile iletişim halinde olmalı, kendi bildiklerini uygulamaktan kaçınmalıdır. Depresyonda olan kişiye teşvikte bulunmak belki de tedavinin en önemli noktalarından biridir. Çünkü kişi eski aktivitelerini yerine getirmekte güçlük çekebilir bu noktada ailelerin zorlamadan anlayışlı bir şekilde karşı tarafı teşvik etmesi son derece önemlidir. Fakat bunu yaparken şu noktaya değinmek oldukça önemlidir. ‘Fazla baskı yapmak kişiyi her zaman olumlu anlamda motive etmez.’ Eğer ki depresyonda olan kişi gerçek anlamda aktiviteyi yerine getiremeyeceği düşüncesi içerisindeyse baskı ve ısrar her zaman güzel sonuçlar vermez.

    Depresyonda olan kişiye karşı tavır ve tutum oldukça önem taşımaktadır. Durumunu küçümsemek ya da ‘şımarıklık yapıyorsun’ gibi ithamlarda bulunmak onaylanan hareketler değildir. Kişiye en büyük destek yakın çevresinden ve ailesinden geleceği için ailelerin bu konuda bilinçlenmeleri ve doktoruyla iletişim halinde olmaları son derece önemli bir davranıştır.

  • Depresyon

    Depresyon

    Mutsuzluk ve/veya zevk alamama hangi seviyenin üzerinde, ne kadar süre sonra veya hangi başka belirtilerle ortaya çıktığında bir ruhsal hastalık olarak nitelendirilir?

    Mutsuzluk veya zevk alamama, ortalama günlük işlevselliğinizi (mesleki, ailevi, sosyal, akademik vs.) etkilemeye başladığında muhtemelen müdahale edilmeyi gerektiren bir durum haline gelmiş demektir. Günlük işlerinizi yapmaya başlayamamak veya ertelemek, depresyon için önemli bir belirti olabilir.

    Mutsuzluk veya zevk alamama, süreğen hale geldiyse (tanı sistemlerinde en az iki hafta olarak belirlenmiştir) depresyonda olabilirsiniz.

    Mutsuzluk veya zevk alamama ile beraber dikkatinizi toplamakta/odaklanmada zorlanma, enerji kaybı/yorgunluk/çabuk yorulma, iştahta azalma veya artma, uyku kalitesinde bozulma, suçluluk ve/veya değersizlik düşünceleri, intihar düşünceleri belirtilerinden en az dördüne sahipseniz depresyon tanı ölçütlerini karşılıyorsunuz demektir.

    Depresyonun Yaygınlığı

    Kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha sık görülmektedir. Kadınların %10-25’inde, erkeklerin %5-10’unda depresyon görüldüğü bildirilmiştir.

    DEPRESYON TEDAVİSİ

    Amerikan Psikiyatri Birliği’nin yayınladığı DSM-5 kılavuzunda depresyon tanı kriterleri tanımlanmıştır. Buna göre temel maddeler; en az iki haftalık süre boyunca, işlevsellikte belirgin düşmeye, çökkün duygudurum veya ilgisini yitirme/zevk alamamadır. Bu temel maddelerden birinin olduğu tabloya aşağıdakilerden en az 5 tanesinin olması tanı için gereklidir. Bu alt maddeler; kilo alma/verme(diyet yapmıyorken), uykusuzluk/çok uyuma,  içsel huzursuzluğa bağlı hareketlilik/yavaşlama, bitkinlik, enerji yokluğu, değersizlik, suçluluk duyguları, konsantrasyon güçlüğü, tekrarlayıcı bir şekilde ölüm düşüncesi şeklindedir.

    Dünyada yeti yitimine neden hastalıkların başında gelen depresyon tedavi edilmediğinde intihar gibi olumsuz durumlarla sonuçlanabilir. Bu yüzden ”Artık yaşamaktan zevk almıyorum” diyen birinin depresyonda olabileceği ve acilen tedavi olması gerektiği akıldan çıkarılmamalıdır.

    İlaç tedavisinin yanında psikoterapi hastalığın iyileşmesini hızlandırmada ve tekrarının önlenmesinde gereklidir.Tedavi genellikle 6 ay kadar sürer. Hasta görüşmeleri hastanın durumuna göre haftalık veya aylık seanslar şeklinde düzenlenebilir.

  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon her insanın hayatında en az bir kez yaşadığı dünyadaki bir numaralı sağlık problemi olarak bilinir. Bu kadar yaygın olmasından dolayı depresyon psikiyatrik rahatsızlıkların nezlesi olarak da tabir edilir. Eğer kendinizde depresyon belirtileri görüyorsanız ya da ciddi olarak depresyonda iseniz her şeyin kötü olacağına hep kötü olduğuna ve öyle kalacağına inanırsınız. Yani depresyonu tüm zamanlara atfeder geçmiş gelecek ve şimdiki zamanı depresyona hapsedersiniz. Geçmişte başınıza gelen kötü şeyleri hafızanızda canlı tutarken bir yandan da gelecekte ki boşluk umutsuzluk ve koca bir karamsarlık hakim olur duygularınıza. Bu o kadar gerçek görünür ki sorunlarınızın ömür boyu süreceğine inanırsınız ve buna kendiniz ikna olduğunuz gibi çevrenizi de buna ikna etmeye çalışırsınız. Hayat benim için çok kötüydü hala kötü ve kötü olarak kalacak. Aslında bu durumda depresyonunuz gerçekleri doğru algılamanızı engellediği gibi zihninizde çarpıtmalar yaparak buna inanmanızı sağlamaktadır depresyonunuz zihninizde ki çarpıtmalara bağlı olarak aratarak devam edecektir depresyon arttıkça çarpıtmalarda artacak ve sizi bir kısır döngüne sokacaktır. Bu nokta da iyileşme yolunda ki en önemli adım kendinize yardım etmek için önemli bir azim göstermek olacaktır. Depresyonunuzun çok ağır olması sizi yıldırmasın tedaviye en hızlı yanıt verenler depresyonu en ağır yaşayanlardır.

    Depresyon hepinizin aşina olduğu bir bilgi olan duygusal bir rahatsızlık değil çarpıtmış olduğumuz olumsuz düşüncelerin sonucudur. Depresyon bilişsel bir sorundur.  Depresif duygularımızın ortaya çıkıp gelişmesinde mantık dışı kötümser duygularımız rol oynar ve yoğun olumsuz düşüncelere her zaman depresif bir durum  ya da acı veren duygular eşlik eder. Depresyonda iken kendimizi ve başkalarını gerçek olmayan şeylere inandırma yeteneğine fazlasıyla sahibizdir. Ve bu inanç gerçekle bağlantımızın kopmasına yardımcı olur. Depresyonda olduğumuz da kendimizi değersiz hissederiz ve depresyon ne kadar ağır ise bu duygular da o kadar yoğun olacaktır. Yapılan çalışmalar depresyon hastalarının %80 inden fazlasında kendilerini beğenmediklerini zeka başarı popülerlik çekicilik sağlık güçlülük gibi konularda kendilerini kapasitelerinin çok altında gördüklerini ifade etmişlerdir.

    Depresyondaki kişinin kendi hakkındaki düşüncelerini dört başlıkta toplayabiliriz.

    1. Yenilmiş

    2. Kusurlu

    3. Terkedilmiş

    4. Yoksun

          Bütün bu duyguların altında derin bir değersizlik duygusu hakimdir. Ve değersizlik duygusu depresyondaki anahtar duygudur.

           Değerlilik ya da değersizlik nedir?

           Kime göre ve neye  göre değerlisinizdir?

            Aslında psikolojinin ya da felsefenin de bu soruya tam bir cevabı yoktur. Ama bu duyguyu biraz irdeleyecek olursak öncelikle yaptıklarınız sayesinde değer kazanamazsınız başarılar size tatmin getirebilir ancak mutluluk getirmeyebilir ki başarıya dayanan bir özgüven başarısızlıklar karşısında güvensizliğe dönüşebilecek sahte bir güvendir ki birçok ünlü olmuş insanların çok şatafatlı hayatlardan sonra intihara kadar sürüklendiği başarı özgüveninin örnekleridir.  Ayrıca benlik değeriniz görünümünüze yeteneğinize şöhretinize veya servetinize dayalı olamaz. Depresyondaki bireylerin çoğu sevilen insanlardır ancak bu depresyona girmelerine ya da depresif duygu durumuna engel değildir çünkü bu kişiler kendilerini hiç sevmezler. Gerçek olan kendinize verdiğiniz değerin nasıl hissettiğinizi belirlediğidir.

             Depresyonda duygu durumumuz çok önemlidir bunu değiştirebilmekte bizim elimizdedir.  Duygu durumumuzun yükselmesi için ne yapabiliriz? İnsanlar önce düşünür sonra da bunu davranışa dökerler. İşte bu yüzden davranışlarımızı değiştirerek hissettiklerimizi de değiştirebiliriz ki burada ki en önemli sorun depresyonda iken hiç bir şey yapmak istemeyiz. Depresyonun en yıkıcı tarafı isteğinizin de felç olmasıdır. En hafif depresyonda dahi en basit işler ertelenir ve yığılarak yapılamaz hale gelir. Bu da üretkenliğimizi düşürür bu da kendimize öfkemizi artırır. İnsanlardan ve işlerden daha fazla uzaklaşmamızı sağlar.  İçine düştüğünüz duygusal hapishanenin farkına varamazsınız ve durum haftalarca aylarca hatta yıllarca sürebilir.

               Eğer bir kişi her şeyden uzak kalarak aylarını geçiriyorsa  bu tüm normal aktivitelerden ve insan ilişkilerinden kopma sürecini hızlandırır bunu da depresyon izler.

                  Depresyon ile birlikte oluşan suçluluk endişe keder ve utanç içerisinde kendimize dair algılarımız şu şekilde ilerler.

      Kötü davranışlarımdan dolayı değersizim  (bu yorum depresyona neden olur.)

     Diğerleri ne yaptığımı anlarsa beni aşağılar.( utanmaya neden olur.)

            Cezalandırılacağım ve yaptıklarıma misilleme yapılacak. ( endişeyi artıracak)

        Olumsuz düşüncelerinizin çoğunda temelde böylesi düşünce hatalarına dayandığını fark edeceksiniz. Aklımıza şu da gelebilir benim depresyona girmeme neden olan her şey gerçek  iflas yaşlılık bedensel engel ölümcül hastalık sevilen birinin kaybı gibi nedenler de depresyona sebep değil midir?

        Hayır bunların hiçbirisi gerçekçi depresyona neden olmaz.

    Bu durumda bilmemiz gereken şey sağlıklı üzüntü ile depresyon arasındaki  fark.

    Üzüntü olumsuz olan duyguyu ve düşünceyi  çarpıtmadan tarif ettiğimiz gerçek duyguların hislerimize yansımasıdır.

    Depresyon ise çarpıtılmış düşüncelerin oluşturduğu bir hastalıktır.

    Örneğin sevdiğimiz birini kaybettiğimiz zaman onu kaybettim ve onu çok özleyeceğim gerçekçi ve istenen bir duygudur. Ama bir daha asla mutlu olamayacağım o öldü bu haksızlık gibi duygular çarpıtılmış düşüncelerin duygularıdır.

              Depresyonunuz  kaybolmaya başladığında yerini yaşamdan zevk alma ve rahatlama isteği dolar. Kendinizi iyi hissetmeye başladığınızda karamsar duygu ve düşünceleriniz de yok olmaya başlar. Ve sizi ümit dolu bir gelecek bekler.

  • DEPRESYON NEDİR?

    DEPRESYON NEDİR?

    Depresyon Nedir?

    Depresyonun son zamanlarda sıklıkla sosyal ortamlarda konuşulduğuna ve kişilerin zaman zaman ‘bugün depresyondayım, üstüme gelme’ ‘kendimi kötü hissediyorum, sanırım yine depresyona girdim’ gibi ifadeler kullandıklarına şahit olmuşuzdur.

    Ancak depresyon bizim günlük hayattaki kısa süreli ruhsal değişimlerimizden çok daha ciddi ruhsal bir sorundur.

    Depresyondaki birey kendisini sürekli üzgün, mutsuz, karamsar, çökkün, çaresiz ve yalnız hisseder.

    Eşlik eden düşüncelere baktığımızda kişinin kendisini değersiz, önemsiz gördüğü, hayatın ve yaşamanın anlamsız olduğu fikrine takılı kaldığı görülür.

    Bu düşünce ve duygular yoğunlaştıkça kişide fizyolojik ve davranışsal anlamda da bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Konsantrasyon güçlüğü, uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, öfke patlamaları gibi…

    Psikolojik destek alınmadığı takdirde intihar düşünceleri ve girişimlerine kadar varabilir ne yazık ki.

    Bu belirtileri yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden psikoterapi desteği alması oldukça önemlidir.

    Uzman tarafından gerekli görüldüğü takdirde bir psikiyatri uzmanından da yardım alınarak tedavi sürdürülür.

  • Çocukluk çağı depresyonu

    Çocukluk çağı depresyonu

    Adını duyunca bile çocuklara yakıştıramadığımız bir psikiyatrik durum DEPRESYON. Yetişkinlik döneminde belli özellikleriyle çok net anlaşılabilirken çocuklarda durum biraz daha farklı görülmektedir.Küçücük bedenler için kocaman bir durum.

    Klinik tecrübelerime göre günümüz aile yapısı,yaşamsal durumlar, eğitim sistemi düzensizlikleri,sosyal yaşam içindeki güvensizlikler, toplumdaki hızlı değişen siyasi,kültürel ekonomik dalgalanmalar,medya yoluyla maruz kalınan olumsuz durumlar, aile içi şiddet vs gibi olaylar çocukları sandığımızdan daha fazla etkilemektedir.

    DEPRESYONDA RİSK FAKTÖRLERİNİ gözden geçirecek olursak:

    Anne baba tutumları,olumsuz, eleştirici ,aşırı katı tutumlar,

    Anne baba ayrılığı,

    Anne baba kaybı,

    Aile içi şiddet,

    Okula başlama,okul içi olumsuz davranışlara maruz kalma,

    Sevilen bir yakının kaybı,

    Kardeş olması,

    Anne yada baba da psikiyatrik bozukluk öyküsü,

    Ciddi bir hastalık öyküsü,

    Taşınma,yer değişiklikleri,

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu,davranış bozukluğu,tik bozuklukları,konuşma sorunları gibi psikiyatrik sorunlarda çocukta depresyon gelişme riskini arttırmaktadır.

    DEPRESYON BELİRTİLERİ:

    Depresyon belirtileri çocuklarda yetişkinlere göre farklılık göstermektedir. Yetişkinler durumlarını kendileri fark edebildikleri için sorun daha hızlı anlaşılmaktadır. Fakat çocuklarda duygulanım ve davranışlarda ki değişiklik çevresindeki büyükler tarafından fak edileceği için yardım arayışı da gecikebilmektedir.Aşağıda belirtilen bulgulardan birkaçı çocuğunuz yada öğrencinizde var ve 1 aydan fazladır devam ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurmanızda fayda vardır.

    Özellikle bebeklik döneminde bakım verenin ayrılığı sonucu çocukta ilgisizlik, aşırı ağlama,huzursuzluk,uyku sorunları görülebilir.Eğer bakım veren (anne) kısa sürede dönerse problem olmaz fakat bu durum uzun sürerse kalıcı bir duygu durum bozukluğu oluşabilir.

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE:

    Huzursuzluk,

    Hırçınlık,

    Korkular,

    Mutsuz yüz ifadesi,

    Halisünasyonlar,

    Yaşıtlarıyla oynamayı reddetme,

    Oyuncaklara ve yaşıtlarına zarar verme,

    Büyüklere öfkeli davranma,

    Kazanılmış beceri olan tuvalet alışkanlığında gerilemeler,alt ıslatma,kaka kaçırma gibi,

    Mutsuzluk,

    Çabuk sıkılma,

    İsteksizlik,

    Uyku ve yeme alışkanlıklarında değişiklik,kilo kaybı olmasa da yaşına uygun kilo boy gelişiminde sorun olabilir,

    Bazı fiziksel belirtiler baş ağrısı,karın ağrısı gibi eşlik edebilir.

    Okul öncesi dönemde genelde bilgi aileden alınır.Okul çağı çocuklarda ve ergenlerde kendileriyle duygu durumları ve bu durumda ki olumsuz düşünceleri konuşulabilir.Depresyonda intihar düşüncesi mutlaka sorgulanmalıdır.İntihar düşüncesi yaşla artsa da çocuklarda olacağı ihtimali göz ardı edilmemelidir.

    OKUL ÇAĞI ÇOCUKLARDA:

    Yukardakilere ek olarak

    Okula gitmek istememe,

    Başarısız olma kaygısı,

    Sevilmediğini düşünme,

    Okul performansında düşüş,

    İçine kapanma,

    Kendini beğenmeme,

    Konsantrasyon sorunları,

    İntihar düşünceleri görülebilir.

    Tabii ki ergenlikte de Depresyon vardır. Ve yetişkin depresyon bulgularına benzer bulgular görülmektedir.

    Bu bulguları siz fark ettiğiniz ya da çocuğunuz size mutsuz,isteksiz olduğunu söylüyor ise geçer diye beklemek doğru yol değildir.Bu belirtilerden bazıları bir olay sonucunda oldu ve kısa sürede geçtiyse sorun yoktur.Ama başladı ve artarak çocuğun günlük yaşantısını bozarak devam ediyorsa lütfen dikkatli olun.

    TEDAVİ

    Depresyon tanısını için iyi bir öykü almak önemlidir.Risk faktörleri varmı, tetikleyici bir olay var mı,ailenin duruma yaklaşımını öğrenmek çok önemlidir.Fiziksel belirtiler var ise ve kilo alışı vs bozuk ise bu anlamda gerekli laboratuar incelemelerini ve gerekli konsültasyonları istemek uygun olacaktır.

    Tedavide öncelikli olarak aileyi bilgilendirmek ve onların iş birliğini sağlamak şarttır.Çocuğa yaşadığı durumu anlayacağı bir dilde anlatmak ve yapılacakları onunla da konuşmak ve uyumu arttırmak önemlidir.Çocukla psikoterapi çalışmaları çocuğun gelişim düzeyine göre ayarlanmalıdır. Ve uygun ilaç tedavisi başlanarak takibe alınmalıdır.

  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon psikanalitik literatürde en genel açıklaması ile ” sevilen bir nesnenin kaybı sonrasında hissedilen üzüntü duygusu”‘dur. İnsan yaşamının her döneminde bireyin karşılaşabileceği bir psikolojik rahatsızlıktır. Birey doğumundan sonra çevresindeki çeşitli nesnelere ilgi duymaya ve sevgisini yüklemeye başlayacaktır. Hayatın insana öğreteceği, belki de kabullenmek istemediği derin zorlantılardan bir tanesi “kaybetme” durumudur.

    Bireyin kaybetme eylemiyle tanışmasının doğumuyla olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Anne rahminde yaşamsal gereksinimlerini kusursuza yakın karşılama imkanı vardır. Bu imkanların yanı sıra yaşamında kişinin karşılamak zorunda olduğu ihtiyaçları yoktur. Bu sebeple anne rahmindeki bireyin ihtiyaç duygusu gelişmeden her gereksinimi karşılanmaktadır. Bu korunaklı ve besleyici ideal ortam, sağlıklı koşullarda 9 ay 15 gün sonra terk edilmek durumundadır. Birey için ilk ayrılık, ilk kayıp anne rahminden ayrılma ile başlayarak hayatının ilerleyen dönemlerinde devam etmektedir. Nesne kaybının depresyon olarak tanımlanan psikopatolojiye sebep olduğunu belirttik. Ancak her ayrılığın ya da her nesne kaybının kişiyi depresif bir yaşam yaşantılamaya götüreceğini söylemek mümkün değildir. Kişi için doğum travmatik olsa dahi bu süreç kişinin ilk depresyonunun sebebidir diyemeyiz.

    Depresyonun literatürdeki karşılığı Yunanca kökenli melankoli kelimesidir. Melankoli kelimesi Yunanca üzüntü olarak Türkçeye çevrilebilir. Melankoli ilk olarak literatüre Sigmund Freud’un analizleri sonucunda fark ettiği insanların psikolojik durumlarının tanımlanmasından önceye dayanmaktadır. Günümüzde kara üzüntü olarak da bilinen melankolinin tanımlaması Hipokrat’ın insanları hasta eden nedenleri belirttiği dört ana unsurdan bir tanesidir. Rivayet edilene göre Hipokrat insanları hasta eden melankoliyi “kara safra” olarak tanımlamıştır.

    Depresyon, kısa bir tanımlamadan daha fazlasını içermektedir. Bu sebeple çeşitli tıbbi alanlardan uzmanlar bu rahatsızlığın sebepleri üzerine çalışmalar yapmıştır. Depresyon hastalığı üzerine çalışmaların yapıldığı alan psikolojidir. Psikoloji bilimi içerisinde Sigmund Freud’un tanımlamasının sonrasında da çalışmalar vardır. Sonrasında yapılan ve geliştirilen kuramlar hastalığın nedenleri ve tedavisinde oldukça önemlidir.
    Depresyon üzerine çalışmalar yapan başta Sigmund Freud, Karl Abraham olmak üzere depresyonun tanımlamasında değerli katkıları olan Melanie Klein, Carl Gustov Jung birbirleri ile çelişmeyen paralel şekilde depresyonu tanımlamışlardır. Depresyonu tanımladığımız giriş metninde söylediğimiz gibi depresyon ile bireyin ilk karşılaşması çocukluğun ilk yıllarına dayanır.

    Karl Abraham ve Sigmund Freud’un tanımına göre depresyonun sebebi bireyin libidinal yatırımı sonucu ortaya çıkan arzu ve ödipal kompleks sonucu ortaya çıkan cezalandırılma kaygısıdır. Sigmund Freud depresyonu; yas ve melankoli kavramlarıyla tanımlamıştır. Depresyon, Sigmund Freud’un psikoseksüel evrelerinin ilki olan oral evreye denk gelmektedir. Abraham ve Freud’un depresyon tanımını kavrayabilmek için, yas ve melankoli kavramlarını tanımlamak gerekmektedir.

    Birey hayatının her aşamasında libidinal yatırım yapılmış olsun veya libidinal yatırım yapılmış olmasın kayıplar yaşamaktadır. Libidinal yatırımın yapılmadığı nesnelerin varlıkları ve yoklukları bireyin yaşamı için önem arz etmemektedir. Bu sebeple, bireyin patolojik olarak etkilenmesi, kaybedilen nesneye karşı duygularına bağlıdır. Bireyi depresyona götürecek bir nesne kaybında, yas ve melankoli gözlenir. Freud ve Abraham’a göre; yas, bireyin kayıba karşı içsel tepkisidir, melankoli ise dışsal tepkisidir. Yas ve melankoli, oral dönem olarak tanımlanan yaşamın 0-1 yılları arasında ortaya çıkmaktadır.

    Carl Gustov Jung’un depresyon tanımı Karl Abraham ve Sigmund Freud’un tanımıyla paralellik göstermektedir. Jung, kişiyi depresyona iten sebebin libidonun ketlenmesi olarak tanımlar. Kişi libidinal yatırım yaptığı nesneyle ilişkisi engellendiği zaman arzularını içe yönlendirmek zorunda kalır. İçe yönlendiren arzular, kişiyi tatmin etmekten ziyade kişiyi yaşamında yer alan keyif veren uğraşlardan uzaklaştırır.

    Melanie Klein, depresyonun bireyin özellikle anne ile kurduğu ilişkideki ambivalansın hayatının devamında kurduğu ilişkilerde tekrarlanmasıyla ortaya çıktığını ileri sürer. Bebeğin anneye karşı beslediği sevgi gibi olumlu duyguların yanında, öfke ve nefret gibi olumsuz duyguların da olduğunu belirtir. Bu karmaşa bireyin yaşamının her evresinde kurduğu ilişkilerde devam eder. Depresyonun anlamlandırılıp ortadan kalkması için anne ile olan ilişkinin çözümlenmesi gerektiğini belirtir.

    Sınırların yavaş yavaş kaybolmaya başladığı bir zaman dilimi yaşanmaktadır. Özellikle gelişen teknoloji ile birlikte sınırlar ortadan kalkmaktadır. Bireyin arzu ettiği nesneye ulaşmak için çok fazla bir çaba harcamasına gerek yoktur. Gelişen teknoloji insan hayatını kolaylaştırdığı gibi ” arzu ” kelimesinin de içinin boşalmasına sebep olmaktadır. Bu dönem içerisinde yaşayan bireylerin temas halinde olduğu sayısız etkileşim aracı vardır. Temel motivasyon göz ardı edilerek, bir ilizyon ile suni yollardan arzu tatmini yaşanmaktadır. Suni tatmin bireye kısa süreli bir doyum sağlamaktan öteye geçmemektedir. Kolay elde edilen nesneler, hızlı bir şekilde kaybedilmektedir. Önceki depresyon yazılarımızda belirtildiği gibi depresyonun temel sebebi ketlenen libido ve kaybedilen nesnedir.

    Günümüzde çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik dönemi için çok sayıda depresyona sebep olabilecek örnekler sunulabilir. Her bir dönem için birer örnek vermek yazımızda yer alan teorik açıklamaların kavranmasını kolaylaştıracaktır.

    Çocukluk dönemi incelendiğinde, ebeveynlerin; çok küçük yaşlardan itibaren çocuklarına sundukları tablet, akıllı telefon, bilgisayar, televizyon gibi zaman geçirme araçları vardır. Bireyin doğumuyla başlayan ihtiyaçlarına baktığımızda bu araçların hiçbirinin çocuğun psikolojik gelişimine hizmet etmediğini görmekteyiz. Çocuk doğumundan kısa bir süre sonra arzu nesnesinden mahrum kalır. Arzulanan anne veya baba yerine çeşitli teknolojik aletler geçmektedir. Bu bireyin ilk olmasa da hayatının kalanına etki edebilecek en uzun süreli depresyonudur.

    Ergenlik dönemindeki bireylere önceki yıllarda sunulan imkanlar, çeşitli sebeplerle ellerinden alınmaktadır. Bu sebepler aileden aileye göre değişmekte ancak eylemler çoğu aile için sabit kalmaktadır. Bu süreci analiz ettiğimizde karşımıza basit bir kısıtlamadan fazlası çıkmaktadır. Bireyin halihazırda kaybetme kaygısı vardır. Bu kısıtlama olarak görülen eylem, kişi için kaybetme kaygısını tetiklemektedir. Bir diğer deyişle kastrasyon kaygısını tekrar hatırlatmaktadır. Ergenin depresyon yaşamasının nedenlerinden bir tanesi olarak sunulabilir.

    Yetişkin bireylerin hayatlarındaki depresyonu açıklamak için genel geçer bir örnek vermek uygun olacaktır. Biyolojik olarak belirli yaştan sonra kadın ve erkek için cinsel üretkenliğin ortadan kalktığı dönemler vardır. Andropoz ve menopoz dönemleri bireyin temel arzu kaynağı ve motivasyonundan yoksun kaldığı dönemdir. Bu süreçte, yetişkin bireylerin depresyona yatkınlıkları biyolojik ve psikolojik olarak bilinmektedir.

    Herhangi bir psikolojik rahatsızlıkta bir genelleme yaparak kriter belirlemek mümkün değildir. Ancak bireylerin farkındalıklarını artırmak adına teorik bilgilere günlük hayatta karşılık gelebilecek örnek sunulmuştur.

  • Çocuk ve ergenlerde depresyon nasıl ortaya çıkar ?

    Depresyon, çökkün duygudurum, düşünce – konuşma-fizyolojik işlevlerde yavaşlama, benlik saysında düşme, değersizlik-yetersizlik duyguları, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık ve umutsuzluk ile karakterize bir durumdur.

    Çocuk ve ergenlikte depresyonun açık belirtileri nadiren gözlenir. Buna karşın depresyonun eş belirtileri olan kızgınlık, huzursuzluk, davranış sorunları, gerileme davranışları( alt ıslatma, kaka kaçırma vb), uyku bozuklukları, okul başarısızlığı, bedensel yakınmalar gözlenir. Çocuğun hangi belirtileri gösterdiği, belirtilerin şiddeti, stres faktörlerinin özelliğine, çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemine göre değişiklikler gösterir.

    Bunları bilmek mevcut depresyonu gözden kaçırmamak adına çok önemlidir. Depresyon bebeklikten itibaren görülebilir. Tedavinin planlanması yaş dönemine göre farklılıklar gösterir.

    Okul öncesi dönemde oyun tedavisi, okul döneminde oyun tedavisi+ ilaçlar, ergenlik çağında psikoterapinin + ilaç tedavisi oldukça etkilidir.