Etiket: Depresyon

  • Hoş Geldin Eylül, Hoş Geldin Hüzün!

    Hoş Geldin Eylül, Hoş Geldin Hüzün!

    Sonbahar Depresyonu ve Korunma Yolları

    Eylül ayı ile birlikte güneş etkisini azaltmaya başladı. Mevsimler ve doğanın değişimi ruh halimizi etkileyen önemli unsurlardan. Bunun yanında işe ve okula dönüş, sorumlulukların artması, havaların serinlemesi eklendiğinde kişiler birtakım ruhsal sorunlar yaşayabiliyor. Bu nedenle genelde eylül ayı hüzün mevsimi olarak tanınmaktadır.

    Yazın enerjisinden kışın durağanlığına geçişte uyum sürecini kolaylaştırmak için sonbahar depresyonu, diğer adıyla “Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu” nu tanımak, belirtileri ve etkileyen faktörlerini incelemek faydalı olacaktır.

    Sonbahar depresyonu eylül, ekim aylarında başlayıp, mart ayına kadar sürmektedir. Güneş ışığındaki azalmaya bağlı olarak yaşanan, belirtilerinin belli mevsimlerde yaşandığı bir depresyon türüdür. Her yıl belli aylarda ortaya çıkar ve bir süre sonra etkisini kaybeder. Diğer depresyon türlerinde olduğu gibi mevsimsel depresyonun da hafif, orta ve ağır dereceleri vardır. Hafif mevsimsel depresyon, kişinin günlük yaşamını sürdürmesine engel olmasa da, ağır düzeyde olduğunda kişinin yaşam kalitesini ve işlevselliğini oldukça etkileyebilmektedir.

    OLUŞUMUNDA ETKİLİ FAKTÖRLER

    Azalan Güneş Işığına Bağlı Hormon Değişimleri:

    Bahar ve yaz mevsimi ile birlikte güneş ışınları dünyaya dik açıyla gelir ve gözlerimiz yoluyla vücudumuzda kimyasal enerjiye dönüştürülür. Bu işlemler sırasında da mutluluk hormonu olarak bilinen “serotonin” üretimi artar. Aynı şekilde beynimizde bulunan epifiz bezi de “melatonin” üretiminden sorumludur ve bu hormon karanlık, ışıksız ve kasvetli ortamlarda yoğun olarak üretilir ve uyku hormonu olarak da bilinir.

    Sonbaharda güneş ışıklarının zayıflaması serotonin hormonunun salgılanmasını azaltıp, melatonin hormonunun üretimini artırır. Melatonin hormonu, insanın fiziki hareketlerini yavaşlatan, uykulu ve bitkin yapan sakinleştirici görevindedir. Kişiyi daha az enerjik, yorgun ve isteksiz yapar. Daha az mutluluk, daha fazla uyku odaklı oluruz.

    Psikolojik Nedenler:

    Yaprakların kuruyup sarardığı günlerin ardından kasvetli kış günlerinin ve soğuk havaların geleceğini bilmek, kapalı yerlerde kalma zorunluluğu, sorumluluklar, yazın rahat ve hareketli günlerinin bittiğini düşünmek depresif ruh halini tetiklemektedir.

    Bunların yanı sıra depresyona genetik yatkınlığın olması, tüm bu faktörler ile birleştiğinde mevsimsel depresyonun ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır.

    GÖRÜLME SIKLIĞI

    Mevsimsel duygudurum bozukluğunun genel popülasyonda görülme sıklığı ise % 4-6’dır. Bu oran yaşanılan bölgenin ekvatora uzaklığı arttıkça yükselmektedir.

    Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Ailede depresyon ve diğer ruhsal sorunların varlığında ise, belirtilerin ortaya çıkma ihtimali yükselmektedir.

    BELİRTİLERİ

    • Mutsuzluk, ümitsizlik
    • Değersizlik düşünceleri
    • Uyku bozuklukları (aşırı uyuma/ hiç uyuyamama)
    • Enerji düşüşü, çabuk yorulma
    • Yeme bozuklukları
    • Kaygı
    • Sinirlilik
    • Konsantrasyon güçlükleri
    • Çabuk öfkelenme
    • İş, sosyal ve özel alanda ilgi kaygı
    • Ani ruh hali değişiklikleri
    • İntihar ve ölüm düşünceleri

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Mevsimsel duygudurum bozukluğu tedavisinde tedavi yöntemleri, sorunun kaynağına göre şekillenmektedir.

    PSİKOTERAPİ

    Olumsuz duygu, düşünce ve davranışlarla başa çıkma konusunda psikoterapi oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Bilişsel davranışçı terapi teknikleri yaygın olarak kullanılır. Amaç, birey için bunaltıcı olan negatif örüntü ve problemlerin, onlar ile ilgili düşünce tarzlarını değiştirmelerini sağlamaktır. Üzüntülü ruh hali ile ilgili yeni düşünme yollarının keşfedilmesi, bireylerin işlevselliğini önemli ölçüde artırmaktadır.

    FOTOTERAPİ (PARLAK IŞIK TEDAVİSİ)

    Doğal gün ışığının özellikle sabah saatlerinde alınmasının duygudurum üzerine olumlu ve kalkındırıcı etkisi olduğu bilinmektedir. Parlak ışık tedavisi de bu amaçla kullanılabilir. Bu tedavi için kullanılan cihazlar artık taşınabilir özellikte olup UV ışığı filtrelemektedir.

    Araştırmalar sabah erken parlak ışık tedavisi duygudurumda kalkınmaya ve buna bağlı olarak depresif belirtilerde düzelmeye yol açtığını; sirkadyen ritmde düzenleyici etkisi olduğunu; ilaçların etkilerini artırdığını ve uyku kalitesinde düzelmeye yol açtığını göstermektedir. Melatonin sirkadyen ritmde önemli rol oynayan bir maddedir. Gece ve karanlıkta salınımı artar; gündüz ve ışıkta ise azalır. Melatonin depresyona yol açabilen bir hormondur. Melatonin salınımının parlak ışıkla baskılanması anti-depresan etkiye yol açar. İlaç tedavisinin yapılamadığı gebelik durumlarında da kullanılabilen bir yöntemdir.

    SONBAHAR DEPRESYONU HERKESİ ETKİLER Mİ?

    Mevsim geçişleri, herkesi geçici ya da hafif olarak birkaç gün süreyle etkileyebilir. Ancak asıl mevsimsel depresyon iki hafta kadar sürer. En çok eylül-ekim ortası arasında görülür. Ama iki haftayı geçmesine rağmen kişinin depresif hali yani ruhsal çökkünlüğü devam ediyorsa işinde, ailesinde ve sosyal ortamında işlevselliğini kaybetmiş ya da bedensel yakınmaları devam ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. İlerleyici bir hastalık olması nedeni ile erken müdahale önemlidir.

    ÖNERİLER VE KORUNMA YOLLARI

    • Mutlaka güneş ışığından faydalanın. Hava güneşli olmasa bile sabah ya da öğlen saatlerinde 20-30 dakika dışarıda zaman geçirmek mevcut gün ışığından faydalanma açısından önemli bir yere sahiptir.
    • Egzersiz yapmak depresyon ile baş etmede önemli yer tutmaktadır. Bağışıklık sistemini güçlendiren ve ruh halini düzenlemeye yardımcı olan egzersizin haftada 3 kere ve en az 30 dakika yapılması önerilmektedir. Spor ve yoga bedensel ve ruhsal rahatlama için önerilen aktivitelerdir.
    • Depresif ruh halinde yeme düzeni bozulabilir. Bu nedenle karbonhidrat ve şeker alımını kontrol altında tutmak gerekir. Dengeli ve sağlıklı beslenme önemlidir. Omega 3 ve D vitamini açısından zengin yiyeceklerin tüketilmesi önerilmektedir. Ruh halini düzenlemeye yardımcı yiyecekler arasında, meyve, sebze, bitter çikolata ve balık yer alıyor.
    • Kapalı alanda çalışırken çalışma ortamlarının ısı ve ışık dengesinin kontrol edilebilir olması önemlidir. Kapalı, loş mekânlar depresif ruh halinizi besleyecektir, bu tür mekânlardan kaçınmalısınız.
    • İlgi duyulan bir çalışma yapın, dikkati başka yönlere kaydıracak uğraşlar edinmek önemlidir. Sevdiğiniz bir hobi edinin.
    • Neşeli arkadaş toplantıları düzenleyin, yalnız olmak yerine kalabalık ortamlarda olun.
    • Sosyal aktivitelere daha fazla zaman ayırın. (sinema, tiyatro vb.)
    • Depresyon, kişinin kendi kendine halledebileceği bir sorun değildir. Kendi haline bırakmak ve yalnız kalmak ya da durumu mevsimsel basit bir yorgunluğa bağlamak sorunun çözümünü daha da zorlaştıracaktır.
    • Alkol tüketimine dikkat edin. Alkol tüketimi bu dönemde artabiliyor ve kısır döngü başlıyor. Bireyler, yaşadıkları sıkıntı ya da ruhsal sorunlarını alkol ile bastırmaya çalışabilir. Alkol, kısa süre rahatlık verse de yaşanan sıkıntının kökleşmesine ve başka problemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
    • Yaşadığınız durumu “utanılacak bir durum, zayıflık” olarak tanımlamayın.
    • Depresif ruh halindeyken önemli kararlar vermeyin.
    • Günü planlayarak yaşayın. Bu planda mutlaka severek yaptığınız aktiviteler de yer alsın. Mümkün olduğunca günü doldurmak ve sizi meşgul edecek aktiviteler ile uğraşmak size iyi gelecektir.
    • Tedavide en önemli kuralın uzmanların önerilerine uymak ve uygulanan tedaviyi kararlılıkla sürdürmek olduğu unutulmamalıdır.
  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon, ruhsal rahatsızlıklar içerisinde en sık görülen sorunlardan birisidir. Depresyonun ortaya çıkmasında biyolojik; yani kişinin genetik yapısı, doğuştan getirdiği mizaç, kişilik; yani aile ve çevresiyle kurduğu ilişki biçimi ve onlarla yaşadığı sorunlar, psikolojik; yani kişinin düşünüş biçimi etkilidir. Birden fazla faktörün bir araya gelmesi ile ortaya çıkmaktadır.

    Günümüzde depresyon tedavisi için birçok terapi tekniği kullanılmaktadır. Kiminden olumlu ve kalıcı sonuçlar alınırken, kiminden olumlu da olsa kalıcı sonuç alınamamaktadır. Yani depresyon belli aralıklarla tekrarlayabilmektedir. Mesela son yıllarda ülkemizde “yaşam koçluğu” gibi bir sistem üzerinden, hiçbir faydanın olmadığı yöntemlerle kişilerin umutları, duyguları sömürülmektedir. Unutulmamalıdır ki depresyon gibi bilimsel bir tedavi süreci gerektiren sorunlarda, hiçbir tedavi edici etkisi YOKTUR..

    Depresyon tedavisinde en yaygın olarak kullanılan yöntemlerden bir tanesi de ilaç tedavisidir. Anti-depresan olarak adlandırılan ilaçlar; seretonin hormonunu harekete geçiren bir etkiye sahiptir. Depresyona giren kişilerde, normalde salgılanması gereken seretonin yani mutluluk hormonu salgılanmamaya başlar. Bu şekilde kişi kendini mutsuz, bitkin, keyifsiz hissetmeye, hiçbirşeyden zevk almamaya başlar. Hatta daha önce yaptığı ve keyif aldığı aktivitelerden bile.. Anti-depresanlar, vücutta normalde salgılanması gereken seretonin hormonunun yeniden salgılanması için yardımcı olur. En az 6 aylık bir süreyle kullanılmalı ve şikayetler ortadan kalktığında, MUTLAKA doktor kontrolü ile doz azaltılarak bırakılmalıdır. Bir anda kesilen ilaçlarda, tüm tedaviyi yakmış olmanız muhtemeldir, çünkü kesilme belirtileri vücudu yeniden depresyona sürüklemektedir. Aynı zamanda ilaç tedavisi, sadece fizyolojik olarak olması gerekeni sağlamaktadır. Ancak depresyonda, değiştirilmesi gereken, olumsuz düşünceler de bulunmaktadır. İlaç bunu sağlayamadığı için, kişi düşüncelerini hangi yönde değiştirmesine ilişkin bilgi sahibi olmalıdır. Tabii ki nasıl değiştireceğine dair de.. İşte bu noktada önemli bir TERAPİ DESTEĞİ alınmasıdır.. Çözüm yanlızca ilaç olmamakla birlikte, tedavinin ancak %40-50 lik kısmını karşılamaktadır. Beraberinde yürütülecek olan terapi süreci ile, kalıcı bir iyileşme sağlanabilir. Nasıl ki grip olduğumuzda, doktora gidip ilacımızı alıyor, evde dinleniyor, besinimize dikkat ediyor, bitki çayları ile tedavimizi her yönden destekliyorsak, ruhumuzun da hastalandığını ve tam bir tedavi ile iyileşme sürecine gireceğimizi unutmamalıyız..

    BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ İLE DEPRESYONDA OLUMLU SONUÇLAR ALINMAKTADIR. Bilişsel Davranışçı Terapi, sorun odaklı ve sınırlı sayıda seans ile, hastaları terapi desteği sunan bir yöntemdir. “Şimdi ve Burada” ilkesine dayanmaktadır. Kısa süreli ve diğer terapi yöntemlerine göre daha kalıcı bir etkiye sahiptir. Çünkü düşünce sistemi üzerine eğilmekte, olumsuz düşüncelerin nasıl değiştirilebileceğini öğretmektedir. Düşünceleri değiştirdiğimiz zaman depresyonun tekrarlama olasılığı düşmektedir. Bu terapi yöntemi ile danışanlar başa çıkma becerilerini öğrenmekte, geliştirmekte ve sorunlarını daha kolay çözmektedirler.

    DEPRESYON TANISINI NASIL KOYABİLİRİZ?

    1. İlgi ve istek kaybı,

    2. Kendini üzgün, mutsuz ve çaresiz hissetme,

    3. Uyku düzeninde bozulma ( az/fazla uyuma),

    4. Halsizlik, yorgun hissetme,

    5. İştah düzeninde bozulma ( az/fazla yeme)

    6. Kendini işe yaramaz hissetme,

    7. Konsantre olmakta güçlük yaşama, unutkanlık,

    8. Ölüm düşünceleri

    9. Konuşma ve davranışlarda yavaşlama, ruhsuz ve tedirgin görünme

    Bu düşüncelerin en az 5 tanesini karşılıyorsanız hafif derecede, 7 tanesini karşılıyorsanız orta derece, hepsini karşılıyorsanız ağır derecede depresyonda OLABİLİRSİNİZ. Bunların yanı sıra kronik ağrılar, yorgunluk hissi gibi belirtiler de gözlenebilir.

  • Hamilelikte Depresyon

    Hamilelikte Depresyon

    Hamilelikte depresyon, hem annenin hem de doğmamış çocuğun sağlığını olumsuz yönde etkileyen yaygın bir psikolojik rahatsızlıktır. Hamilelik döneminde depresif belirtilerin görülme sıklığı %12 ile %36 arasında değişkenlik göstermektedir. Hamilelik sırasında ve doğum sonrası dönem kadınların ruh hali ve kaygı semptomları yaşaması bakımdan özellikle savunmasız oldukları bir zaman dilimidir. Depresyon, hamilelik ve doğum sonrasında her 8 kadından 1’ini etkilemektedir. Doğum, kadınlarda depresyon için en güçlü tetikleyicilerden bir tanesidir.

    Hamilelik ve doğum sonrası dönem, kadınların sağlık hizmeti verenler ile düzenli temas halinde oldukları bir dönemdir. İdeal olarak, kadınlar ve sağlık hizmeti verenlerin, hamilelik sırasında ortaya çıkan yaygın psikolojik sorunları hakkında açık ve dürüst bir şekilde görüşme yapabilmelidir. Bununla birlikte, birçok kadın psikolojik sorunlarını tartışmakta isteksizdir ve hamilelik veya doğum sırasında depresyon belirtilerini paylaşma konusunda utanç hissedebilirler. Çünkü etiketlenmekten korkarlar.

    Ancak hamilelik sırasındaki tedavi edilmemiş depresyon, hem anne hem de fetusta, erken doğum riski, yüksek tansiyon, idrarda kan ve doğum sonrası depresyon riski dâhil olmak üzere birçok olumsuz yan etki ile ilişkilendirilmiştir. Hamilelikte tedavi edilmeyen depresyonun, bebek üzerinde uzun süreli gelişimsel sonuçlara neden olabildiği bulunmuştur. Ek olarak, hamilelik sırasındaki depresyon, doğum sonrası depresyon için en büyük risk faktörüdür. Birçok kadın bu hassas süreç boyunca tedavi almak konusunda isteksizdir. Ancak depresyon tedavi gerektiren tıbbi bir durumdur ve göz ardı edilmesi gereken bir şey değildir.

    Bir kadın hamilelik sırasında depresyona girdiğinde, tedavi kararları hem anne hem de fetus için risk ve fayda oranını dikkate almalıdır. Bu durumda psikoterapi güçlü bir kanıt tabanına sahip ve iyi sonuç veren bir yöntemdir. Sonuç olarak, hasta ve sağlık uzmanı mevcut semptomların ciddiyetini ve hasta için en fazla kabul edilebilecek tedavi türünü dikkate alan bir tedavi planı geliştirmek için birlikte çalışmalıdır. Buradaki amaç, annenin depresyonunu yeterince tedavi ederken, hem anne hem de bebek için en iyi sonuçları sağlamaktır. Anne ruh sağlığı, çocukların ve ailelerin ruh sağlığı için kritiktir.

  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon; duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendini gösteren psikolojik bir rahatsızlık halidir. Depresyonun en dikkat çekici belirtisi çökkün ruh halidir. Depresyondaki kişi genellikle mutsuz, karamsar ve umutsuz hissetmektedir. Kendisine ve çevresine olan ilginin azalması ile birlikte kişi yalnız ve hüzünlü hisseder. Sebepsiz ağlamalar belirgindir. Bu nedenle “mutsuzluk hastalığı” olarak da ifade edilmektedir.

    Depresyondaki kişilerde yoğun suçluluk duyguları ortaya çıkabilir. Bazen de çökkün ruh haline huzursuzluk, yoğun endişe ve şüphecilik gibi belirtiler eşlik edebilir. Kişi, zaman zaman hırçın hatta çok öfkeli olabilir. Bazen de kendisini tüm duygularını yitirmiş hissedebilir. Ağlayamaz, öfkelenemez vs.

    Depresyon zihinsel işlevlerde de değişikliklere yol açar. En sık görülen belirtiler dikkatini toparlayamama, odaklanamama ve unutkanlıktır. Depresyondaki bir kişinin düşünce içeriklerinde bozulmalar meydana gelir. Kişi kendisine, çevreye ve geleceğe olumsuz gözle bakmaya başlar. Herkese yük olduğunu düşünür, “işe yaramaz” olduğunu düşünerek suçluluğa kapılabilir. Olayların olumsuz yönlerini abartma ve gelecekte de hiçbir şeyin düzelmeyeceğine inanma belirgindir.

    Depresyon davranışlarda enerji azalmasına bağlı olarak hareketlerde yavaşlama olarak ortaya çıkar. Depresyondaki bir kişi için günlük işler bile altından kalkılamayacak görevler gibi görünür. Kişi, genellikle yalnız kalmak ister. Sosyal ilişkilerden kaçınır. Cinsel ilgi ve istek azalır.

    Depresyonda olan bir kişide baş ağrısı, kas ağrıları, iştah azalması, kilo kaybı, aşırı yeme eğilimi, uykuya dalamama, gece boyu uykunun sık sık bölünmesi ya da aşırı uyku eğilimi şeklinde sorunlar ortaya çıkabilir.

    Tüm bu belirtilerin hepsinin herkeste ortaya çıkması gerekmez. Bazen depresyon birkaç belirti ile kendisini gösterebilir.

    DEPRESYON İLE NASIL BAŞA ÇIKABİLİRİM?

    Kişiler bir yakının ölümü, iş kaybı, ayrılık vb. çok farklı sebeplerle depresyona girebilirler. Ancak bazı durumlarda depresyon için belirgin bir neden yoktur. Nedeni ne olursa olsun depresyonu sürdüren en önemli faktör kişilerin olayları yorumlama biçimidir.

    Bilişsel davranışçı terapi yöntemi ile birlikte olayları yorumlama biçiminizi değerlendirip alternatif ve daha işlevsel düşünceler üreterek depresyon ile baş edebilirlik artar.

  • Kış Depresyonu Nedir?

    Kış Depresyonu Nedir?

    Kış depresyonu bazı kaynaklarda mevsimsel affektif bozukluk olarak tanımlansa da üzerinde fazla durulmaz. Peki nedir bu kış depresyonu? Aslında buradaki mod düşüklüğü gerçek bir depresyon değildir. Yazın renkli enerjisinden sonra gelen baskın, sıkıcı ve soğuk havalardan kaynaklı mod düşüklüğümüzü bazen depresyonla karıştırabiliriz. Oysa daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz gibi depresyon hafife alınmayacak bir kavramdır. Peki kışın gelmesiyle modumuz nasıl düşebilir ve kış depresyonunun belirtileri neler olabilir?

    KIŞ DEPRESYONU NEDENLERİ

    • Yaz enerjisinden sonra işlere, günlük hayatın yoğunluğuna odaklanamama

    • Güneş enerjisi yoluyla vücuda D vitamini alınır ve D vitaminini işlevlerinden biri serotonin hormonunu arttırmaktır. Serotonin hormonu eksikliği de depresyonun en önemli nedenlerindendir. Bu nedenle kış aylarında depresyon görülme sıklığı daha fazladır.

    KIŞ DEPRESYONU BELİRTİLERİ

    • Günlük işlere odaklanmada güçlük

    • Karbonhidrat oranı yüksek besinleri tüketme isteğinin artması. (bunun nedeni düşen serotonin hormonundan kaynaklıdır)

    • Uyku kalitesinin düşmesi ve sabahları dinlenmemiş olarak uyanmak

    • Unutkanlık

    • Günlük aktivitelerin artık eskisi kadar keyif vermemesi

    KIŞ DEPRESYONUNDAN KURTULMA YOLLARI

    Fototerapi adı verilen ışık tedavisi eğer gerçek bir kış depresyonu söz konusuysa oldukça işe yarayan bir yöntemdir. Bunun dışında kendi kendimize yapılabilecek ufak tefek şeyler modumuzun yükselmesini sağlayabilir. Karbonhidratların içinde serotonin hormonu vardır fakat fazla tüketilmesi de kilo artışı yapacağı için sağlıklı beslenmek kış depresyonuyla baş etmede en önemli etkendir. Yani çok fazla çikolata yemeyin ☺. Düzenli spor yapmak beyindeki serotonin seviyesini artırır bu yüzden depresyonla baş etmede oldukça faydalıdır. Uyku alışkanlığınızın düzene girmesi de depresyon riskini azaltır. Son olarak da dolabınızdaki siyah renkli kıyafetleri azaltmak da yararlı olabilir. ☺

  • Depresyon Ne Değildir?

    Depresyon Ne Değildir?

    “ Hayat ne kadar da zor… Hiçbir şeyden keyif almıyorum. Sabahları mutsuz uyanıyorum. Bir şeyler yapıyorum ama eskisi gibi keyif vermiyor. İş hayatımda aksilikler ve zorluklar peşimi bir türlü bırakmıyor. Ülkenin durumu iyiye gitmiyor ve daha çok endişeleniyorum. Geleceğim hakkında endişeliyim. Arkadaşlarımla aynı aktiviteleri yapmak artık beni sıkıyor. Ailemle aramda sorunlar var. Sanırım beni anlamıyorlar. Özel hayatım içinden çıkılmaz bir hal aldı ve nasıl yola koyacağımı bilmiyorum. Sanki her geçen gün, her şey daha da kötüye gidiyor. Bir şeyleri değiştirmem gerekiyor ama yeteri kadar gücüm yok. Sebebini bilmediğim bir mutsuzluk var üstümde. Çok uzun zamandır huzursuz hissediyorum.”
    ;

    Bu paragrafı okuduğunuzda, içinden bir ya da birkaçı için ‘evet’ dediğinizi duyar gibiyim. Peki, gerçekten hepimiz depresyonda mıyız?

    Son zamanlarda depresyon kelimesini günlük hayatımızda çok sık duyuyoruz ve kullanıyoruz. Çevremizde sanki herkes depresyondaymış gibi bir algı oluşmaya başladı ve öyle ki, birbirine teşhis koyanlar, tavsiye verenler hatta ilaç önerisinde bulunanlar bile var.  Ruh sağlığımız açısından oldukça önemli olan bu konuya karşı farkındalığımızı geliştirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

    Yukarda verdiğim örnekler hemen hemen hepimizin gün içerisinde aklımızdan geçen olumsuz düşünceleri ve yorumlarından bazıları. Gün içerisinde olduğu kadar dönem dönem de bu olumsuz düşünceleri fazlaca düşündüğümüz zamanlar olabilir. Hayatımızı düzene sokmak kolay bir iş değildir ve hayatın mayasından dolayı; sorunlar biz var olduğumuz sürece devam edecektir. Önemli olan onları nasıl algıladığımız, karşılama biçimimiz ve üstesinden gelme becerilerimizi güçlendirmeyi öğrenebilmektir. Bunun için yaşadığımız duygu değişimlerini doğru değerlendirmek ve kendimizi tanımakla işe başlayabilir.

    Depresif belirtiler diye tanımladığımız ölçütler aslında burada ortaya çıkmaktadır. Umutsuzluk, mutsuzluk ve keyifsizlik gibi duygularımızın zaman zaman artması ‘depresif hal’ olarak adlandırılır. Yukarıdaki örneklerden de görüleceği gibi, zorlayıcı yaşam koşulları arasında zaman zaman depresif belirtiler gösterir ve depresif hissederiz. Bu belirtiler iniş çıkış halindedir ve düzensiz bir grafik olarak karşımız çıkar. Bu yüzden; depresif ruh hali içerisinde olmak depresyon tanısı almakla aynı şey değildir. Depresyon; insan hayatını derinden etkileyen ve kesin tanı konulduğu takdirde müdahale edilmesi gereken ciddi bir duygu durum bozukluğudur. Psikiyatride kullanılan DSM-5 tanı ölçüt kriterlerine göre, en az 2 hafta süre içerisinde; enerji kaybının olması, sürekli yapılan aktivitelere karşı ilgisizlik, isteksizlik, erteleme, sinirli ve gergin olma, yorgunluk, bitkinlik, değersizlik ve suçluluk hissi dolayısıyla işe yaramaz hissetme, uyku ve yeme problemleri depresyon belirtileri arasında gösterilebilir. Depresif ruh halinden en büyük farkı, yaşanılan duygu ve düşünce süreçlerinin daha derinden hissedilmesi ve günlük hayatta işlevselliğin neredeyse tamamen kaybolmasıdır. Depresif ruh halinde olan bireyler ise sıkıntı, gerginlik, isteksizlik gibi duyguları yaşarken günlük hayatlarına da bir şekilde devam etmektedirler. Ancak, depresyonda değiliz demek işleri hemen yoluna koymaya yetmez ne yazık ki. Depresif hissederken de depresyon sancıları çekebilir, işleri yoluna koymak zorlaşabilir. Peki, ne yapacağız? Etrafımızdaki herkese her şeyden şikayet eden, mutsuz ve umutsuz bireyler olarak mı devam edeceğiz hayatımıza?

    Önce kabul etmekle başlayacağız. Kendimizi ve sorunlarımızı olduğu gibi kabul etmeye çalışacağız. Olumsuz düşünce ve duyguların, herkes tarafından zaman zaman yaşadığını ve bu sorunların üstesinden gelebilecek donanımda olduğumuzu kabul edeceğiz. Kendimizi seveceğiz.

    Sonra değiştirebileceğimiz durumları bir bir ortaya çıkaracağız. Farklı yolları deneyeceğiz. Farklı düşünmeyi deneyeceğiz. ‘Gece gündüz sorunlarımı düşünüyorum ama olmuyor, her şey beni buluyor’ gibi yakınmaların hiçbir işe yaramadığını ve bu yakınmaların çözümden çok uzakta olduğunu fark edeceğiz. Belki de sorunlarımıza sürekli aynı yerden bakıyoruzdur, belki de çözüm diye uğraşırken labirentin içinde kaybolmuşuzdur… Değiştiremeyeceğimiz durumlar için ise tahammül seviyemizi geliştireceğiz. Hayatta her şey istediğimiz gibi olmayabilir. Eminim herkes çok isterdi; sihirli bir değneği olsun; değdirdiği her olumsuz durumu düzeltiversin şıp diye. Ama henüz öyle sihirli bir değneğimiz yok ve yeri geldiğinde tahammül etmeye her şeyden çok ihtiyacımız var unutmayacağız.

    İşler her zaman yolunda gitmeyecek, kabul ediyorum bazen kolay olmayacak. Sorunlar daha fazla sırtımıza binerken, çözmek için gereken motivasyonumuz daha az olacak. Ama geldik bir kere bu dünyaya. Eğrisiyle doğrusuyla, günahıyla sevabıyla kabul edip çözüm odaklı yaşayacağız. Enerjidepolarımıza yükleneceğiz mesela. Benim enerji depom sevdiğim insanlar. Onların yanında olmak, onlarla vakit geçirmek, yeri geldiğinde eğlenmek, yeri geldiğinde hüzünlenmek ama her şeyi paylaşmak; benim hayattaki vazgeçemeyeceğim enerji depom. Durun bir dakika ve liste yapın. Enerji depolarınızı keşfedin. Aile üyelerinizden biriyse bu, koşun sarılın. Doğaya karışmaksa, en yakın parka atın hemen kendinizi. Evde yayılan bir kek kokusu huzur verecekse size, yumurtaları hazırlayın mutfakta. Önemli olan olayların ve düşüncelerin değişebileceğine inanmak ve bunun için küçük adımlarla da olsa yürümeye başlamak. Peki, ne demek bu küçük adımla? Sorunumuz her ne ise kocaman bir dağ olmuş ve dağın öteki tarafına geçmemiz bekleniyor. Nasıl ve nerden başlayacağımızı bilemiyoruz. Hani derler ya; ‘bir başlasam devamı gelecek…’, işte tam da bu noktada devreye giriyor küçük ama azımsanmayacak adımlarımız. Önce sizi yormayacak o ilk adımı atmalısınız. Sorunun tümüne değil, ilk adımınıza odaklanın. Her gün bir yenisini ekleyerek yolun yarısına geldiğinizi göreceksiniz bir gün. Yatakta uzanmış sorunu düşünmektense, kabuslar görüp sabaha yorgun ve bitkin uyanmaktansa o ilk adımın ne olduğunu bulmalı ve yürümeye başlamalıyız.

    Tüm bunları gözden geçirdikten sonra sizin için durumun çok daha ciddi olduğunu düşünüyorsanız, küçük adımlarla yürümeye başlayacak kadar bile enerjinizin olmadığını hissediyorsanız, gün içinde gelip geçici değil de sürekli aynı olumsuz düşünceler içindeyseniz ve günlük işlerinizi halledemiyorsanız şayet,  bir uzmana danışmaktan çekinmeyin lütfen. Depresyon tedavisi mümkün bir rahatsızlıktır unutmayın. Sorgusuz sualsiz, yargısız bir şekilde dinlenmek,  yükünüzü paylaşmak, anlaşılmak ve yeni bakış açıları kazanmaktır belki de ihtiyacınız olan. Nefes alıyoruz ve önümüzde yeni bir gün var. O zaman yarın değil tam da şimdi, kendimize dokunma zamanı…

  • Depresyon Belirtileri

    Depresyon Belirtileri

    Depresyon, en yaygın görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan biridir ve orta yaş grubunda daha fazla görülmektedir. Kişi için bazı şeyler eskisi kadar zevk vermemekte ve çökkün duygudurumu oluşabilmektedir. Daha detaylıca incelemek gerekirse depresyonun klinik belirtileri şu şekildedir:

    1-Çökkün duygudurumu: Depresyonun en belirgin klinik belirtilerindendir. Bu tanıyı koyabilmek için duygudurum depresif ve zevk alamama gibi belirtilerinden birinin baskınlık göstermesi gerekmektedir. Çökkün duygudurumu, bireyin acılı, kederli hissiyatı içerinde beraber eşlik ederek devam edebilir. Bu duygudurumuna sahip bireyde günler boyunca sıkıntılı ve acılı belirtiler görülebilir. Farklı özellik gösteren, örneğin psikotik özellikli olan kişilerde, bu duygudurum ağır seyir gösterebilir. Hastaların önemli bir kısmı sabah uyandıklarında bu duyguları hissederek uyanmaktadırlar. Depresyon seyri günlerce devam ettirdikçe kişilerde kötü bir hissiyat oluşur.

    2-İlgi azlığı ve anhedoni: İlgi azlığı ve çökkün duygudurumdan en az biri bulunmadıkça depresyondan söz edilmesi mümkün değildir. Bireyin sosyal ilişkilerinde ve iş hayatına olan ilgisi azalır ve eskiden zevk aldığı konulardan artık zevk almamaktadır.

        3-Sıkıntı hissi, bunaltı (anksiyete): Bunaltı depresyonun özyapısal bir özelliği olmamasına rağmen, klinik pratikte depresif duygudurumu ve ilgi azlığından sonra üçüncü olarak seyir göstermektedir. Bunaltı hissi, gerginlik, engellenmeye karşı tahammül edememe ve unutkanlık, öfke ifade etmede artış gibi belirtilerle kendini gösterebilmektedir. Bunaltı yaşlılarda çarpıntı, ağız kuruluğu, terleme, karın ağrısı ve ishal gibi bedensel yakınmalar şeklinde görülmektedir.

        4-Düşünce süreci: Bireylerde düşünce akışının yavaşlığından dolayı yöneltilen sorulara cevap verme noktasında zorluk çekebilir veya cevap veremeyebilir. Melankolik durumlarda ise bu seyir daha ciddi olabilir, örneğin konuşamama durumları da görülebilir.

        5-Suçluluk-değersizlik fikirleri: Genellikle depresyon hastalarında görülen ve kendilerini suçlu gibi hissederek geçmiş anılarını hatırlama eğilimindedirler. Bazı hastaların suçluluk duyguları o kadar yoğundurlar ki hayatlarını sonlandırma eylemine bile kalkışabilirler. Benlik saygısındaki azalma hastayı değersizlik olgusuyla karşı karşıya getirmektedir.

        6-Uyku problemleri: Uykuya geç dalma, uyku sırasında bölünmeler gibi

    7-Olumsuz düşünceler: Depresif hastalar genellikle dış dünyayı, geleceği ve kendisini olumsuz görme eğilimlerindedirler. Bilişsel çarpıtmalarla bu düşüncelerini destekler nitelikte oluştururlar.

    8-Umutsuzluk: Umutsuz görme eğilimindedir bu kişiler.

    9-Kararsızlık: Depresyondaki hastaların olumsuz görme ve düşüncelerinin yavaşlaması neticesinde bireyde karar vermede güçlüklere sebebiyet verebilir.

    10-Obsesif ruminasyonlar ve fobiler: Hastalar farklı alanlarda takıntılı ve genel olarak kendilerini suçlayıcı bir tutum sergileyerek daha önceden de var olan obsesif ve fobik düşüncelerle depresif dönemini arttırabilirler.

        11- İntihar fikirleri ve girişimleri: Depresif bozukluk gösteren hastaların intihar eylemi ve düşüncelerinin yüksek olduğu psikiyatrik rahatsızlıklardandır. Depresyonlu hastaların yaklaşık %65’inde edilgin ölüm düşünceleri ve intihar düşünceleri bulunmaktadır. Kadınlarda intihar girişimi fazlayken erkeklerde ise tamamlanmamış intihar oranı fazladır.

  • Depresyonun Aşısı Var Mı?

    Depresyonun Aşısı Var Mı?

    Ruh bilimciler depresyonu ruhun nezlesi olarak tanımlamaktadır. Dünya Sağlık Örgütünün çalışmalarına göre 2020′ li yillarda depresyonun insan sağlığını bozan hastalıklar arasında, kalp damar hastalıklardan sonra 2. sırada yer alacağı öngörülmektedir.
    Peki; “bugün canım çok sıkılıyor”  ya da ” hava yağmurlu ve soğuk içim sıkıldı. ” ya da “sevgilimden ayrıldım çok mutsuzum .. ” diyen kişi depresyonda midir?
    Elbette, hepimizin günlük yasamda moralimizi bozan olaylar, gelişmeler ya da haberler olabilir. Gün içindeki ruh halimizin düz bir çizgi gibi hep aynı duyguda olması mümkün olmadigindan, duygu durumumuzun üzgün, mutlu, heyecanlı ya da kaygılı vb. dalgalanmalar göstermesi beklenen bir durumdur. Bununla birlikte 2 – 4 hafta kadar değişmeyen mutsuz ruh hali ve bu ruh halinin gün içinde hiç dalgalanma göstermeden devam etmesi depresyona doğru bir gidişin habercisi olabilir. Ve bu süreçte bir ruh sağlığı yardımı almazsanız bu ruh durumu daha da ağırlaşarak depresyon tablosunun  yerleşmesine yol açabilir. 

    Depresyon sadece ruh durumunuzu etkileyen bir hastalık değil,  uyku düzeninizi, beslemenizi, günlük aktivitelerinizi, sosyal yaşamınızı ve düşünce biçiminizi de etkileyen çok yönlü bedensel bir problemidir. Depresyonun etkilediği sistemleri bakacak olursak bunun yalnızca ruh sağlığımızı değil aynı zaman da beden sağlığımızı da olumsuz etkilediği açıktır.  Depresyonda önce düşünce sisteminiz bozulur. Mutsuz ruh haliyle başlayan durum zamanla depresyona dönüşür. Düşüncelerimiz  başlangıçta  olumsuza doğru odaklanırken  zamanla tamamen olumsuz düşünmeye dönüşür.  Sizin için; geçmişiniz ve bu gününüz   kötü,  gelecek ise  artik umutsuzdur ..  Eskiden zevk aldiginiz hiç bir şey eski tadı vermez. Sanki tüm dünya size karşıymış gibi görünür gözünüze. Olumsuz düşünceler birbiri ardına sıralanarak kar topu gibi büyür zihninizde.  Ardından iştah ve uyku problemleri baş gösterir.  Ya çok yersiniz ya da iştahınız kapanir ve hızla kilo verirsiniz. Uykuya dalmakta güçlük çeker, eskiye göre daha erken uyanır ve yeniden uykuya dalamazsınız. Işe gidip gelmek tam bir işkenceye dönüşür. Yapmayı düşündüğünüz günlük işleriniz dağ gibi büyür gözünüze.  Çalışmaya başlamakta ya da işe, derse  konsantre olmakta güçlük çekersiniz. Kendi öz bakımınız bile size zor gelir. Sosyal yaşamınızdan uzaklaşır, çalan dost, arkadaş telefonlarına cevap vermek istemez nerdeyse tüm günü evde yatarak geçirmek istersiniz. Unutkanliklar başlar, önemli bir randevuyu ya da verilmiş bir sözü unutursunuz. Bazen sevdiğiniz insanların isimlerini ya da anıları hatırlamakta güçlük çekersiniz.  Hatta bazen yaşam gözünüzde anlamını yitirir ve kendiniz o kadar çaresiz hissedersiniz ki ölüm bile geçer aklınızdan. 
    Depresyon,  tıpkı aşı olarak korunabileceginiz ya da erken teşhisle önlemini alabileceğiniz beden sağlığınızı etkileyen hastalıklar gibidir. Depresyon da; henüz bir iki hafta süren mutsuz ruh hali aşamasında iken,  (yani  erken dönemde)  ruh sagligi profesyonelinden alinabilecek yardım ve psikoterapi ile önerebilecek bir ruh sağlığı problemidir. Nezle,  grip olmamak için grip aşısı oluyorsak depresyona yakalanmamak için de bir kaç hafta süren mutsuz ruh hali durumunda  koruyucu tebrik olarak ruh sağlığı uzmanından yardım alınması son derece önemlidir. Böylece yalnızca ruh sağlığınızi değil,  aynı zaman da beden sağlığınızı da korumuş olacaksınız. Çünkü depresyon yalnıza ruhunuzu değil, bedeninizi de hasta eden bir düşmandır.

  • Ergenlerde Depresyon : Maskeli Depresyon

    Ergenlerde Depresyon : Maskeli Depresyon

    Ergenlik, çocuklukla yetişkinlik arasında kalan bir ara dönemdir. Ergenlik dönemi, duygusal oluşumların, zihinsel değişimlerin ve fiziksel olgunluğun bir bileşenidir. Bu dönem, heyecanlandırıcı ve canlandırıcı aynı zamanda ürkütücü ve karıştırıcıdır.
    Ergenlik dönemi, genel olarak 11-21 yaş dönemi arasında yaşanan dalgalanmaların yoğun olarak yaşandığı gelişim açısından zor bir geçiş dönemidir. Bu dönemde; fiziksel, duygusal ve psiko-sosyal bir çok değişim ve gelişim yaşanır. Genel olarak bu dönemde ergenin duygularında istikrarsızlık olduğu gözlenir. Duygularını abartılı ve coşkulu yaşar. Diğer dönemlere göre daha yoğun olarak hayal kurar, gerçeklikten zaman zaman uzaklaşır. Zaman zaman yalnız kalma isteği içinde olabilir. Kendini yorgun hissederek buna bağlı olarak çalışmaya karşı isteksizliği dikkat çekebilir. Bedensel değişikliklere bağlı olarak çekingen olabilir. Kendini saklama ve bu değişimlerden çevreyi haberdar etmeme isteği ile birlikte, arkadaşlığın bu dönemde çok önemli bir odak noktası olduğu gözlenir. Ergenin bu dönemde ,beğenilme ve taktir edilme ihtiyacı ön planda olduğu için, bu ihtiyaç aile içinde giderilmediği taktirde aile dışına yönelme sıklıkla gözlenir.

    Ergenlik dönemi, insan gelişiminin en hızlı büyüme evrelerinden biridir. Ergenin somut yapısıyla ilgili olarak en önemli gelişmeler boy ve ağırlık artışı, iskelet ve kas gelişimi, iç salgı sistemindeki gelişme ve çeşitli organlarda görülen büyümelerdir. Bu dönemde yaşanan fiziksel ve hormonel değişiklikler içinde belirgin olarak gözlemlenen, erkeklerde; ses kalınlaşması, kızlarda ise; göğüs gelişimi ve belirli bölgelerde görülen yağlanmalardır. Duygusal ve davranışsal alandaki değişimler incelendiği zaman; bu dönemde ailenin dengeli ve uyumlu çocuğu gider yerine, zor beğenen ve tepkilerini ani veren, duygularını iniş çıkışlı yaşayan, sevinç ve öfkesini abartılı olarak gösteren, bazı durumları kendisi ve etrafı için çok çabuk sorun haline getirebilen, derslere ilgisi azalmış, kişisel istekleri artmış, kendine verilen hakları yetersiz bulan, kural tanımayan, dağınık, yalnız kalmayı ve gizliliği tercih eden, bir gruba dahil olmaktan hoşlanan ve çoğunlukla arkadaşlarıyla birlikte olmak isteyen bir birey gelir.

    Bu dönemde ergenlerin, anne-baba ile ilişkilerindeki bağımlılık giderek azalır. Kendi kararlarını kendileri verme ve özgür olma isteğinin yanında, tümüyle bağımsız olmaya da hazır değillerdir. Bu nedenle, ailelerin öneri ve yönlendirmelerine de gerek duymaktadırlar. Ergenler istekleri doğrultusunda anne-babalarıyla bazı ufak tefek çatışmalar yaşayabilecekleri gibi bu çatışmalar zaman zaman öfke patlamalarına da dönüşebilir. Anne babalar bu patlamaları kendilerine yapılmış bir saygısızlık veya bir başkaldırı gibi görmemelidirler. Bu durumda onun sakinleşmesini beklemek ergene anlaşıldığı hissini verecektir.

    Yaşanan ve yaşanabilecek çatışmalar ergenlerin büyüyüp söylecek sözü olan birer birey olduklarının bir göstergesidir. Ancak aileler tarafından, çatışmaların uygar bir şekilde, kırıcı ve örseleyici olmadan yapılabileceği düşüncesi ergene kazandırılmalıdır. Çocukların ergen olduğu bu çağlarda büyük olasılıkla anne babalar da sorumlulukların getirdiği sorunlarla başa çıkmaya çalıştıkları bir dönem yaşamaktadırlar. Karşılıklı anlayış ve hoşgörüyle ergenler, ilişkilerinin daha az sorunlu olacağı yönünde cesaretlendirilebilirler.

    Bu dönemde, ergenin duygu-durumunda gözlenen en büyük değişikliklerden biri ise, depresif duygu durumunda artıştır. Ergenlik dönemindeki depresif duygu durumu genellikle kısa süreli yaşanır. Ergen, kendini üzgün ve kötü hisseder ancak bu durum normal hayatına devam etmesini engeller nitelikte değildir.

    Depresif bozukluğu tam olarak yaşayan bir ergen ise, kendini değersiz hisseder, arkadaşlarından ve sosyal ortamdan uzaklaşmayı tercih eder, enerjisi ve yaşam motivasyonu yaşıtlarına göre düşüktür, çabuk öfkelenir, eleştirilere karşı aşırı tepkiler verebilir, genellikle üzüntülü ve mutsuz ruh halinde gözlemlenir, özgüveni düşüktür, ideallerine ulaşamayacağına inanır, yapacağı işler ve hayatı konusunda karasızdır, konsantre olmakta zorlanır ve çabuk unutur, genel huzursuzluk hali yansıtır, yemek yeme ve uyku alışkanlıkları düzensizdir, otorite figürüyle ilgili sorun yaşar, madde bağımlılığı ve intihar eğilimi gösterebilir. Ergenin, depresyon bozukluğu göstermesinin nedenleri arasında; çocukluktan gelen sevgi yoksunluğu, yalnızlık duygusu, ölüm, ayrılık, çocukluk döneminde fiziksel ve cinsel tacize maruz kalma, sosyal beceri eksikliği, kronik ve genetik hastalıklar gibi travmatik süreçler, bunlara bağlı olarak ölüme merak, yakınlarını üzmek isteği yer alır.

    Depresif duygu durumu birkaç saat içinde değişebileceği gibi birkaç gün de sürebilir. Depresif duygu durumunun sürekli olması, ergenin okul başarısının düşmesine, aile ve arkadaşlarıyla iletişim problemleri yaşamasına ve madde kullanımına neden olabilmektedir.

    Gençlik çağında depresyonun ortaya çıkmasına neden olan üç önemli faktörden bahsedilebilir. Bunlar; biyolojik, psiko-sosyal ve bilişsel-davranışlar faktörlerdir.
    Biyolojik etkileri inceleyen çalışmalar değerlendirildiğinde; tek yumurta ikizleri ve evlat edinilmiş çocuklarla yapılan çalışmalar sonucunda depresyonda kalıtımın önemli bir faktör olduğu bulunmuştur.

    Depresyonun ortaya çıkma nedenleri arasında görülen psiko-sosyal faktörler incelendiğinde ise; çocukluk çağında yaşanan boşanma, ayrılık, aile bireylerinden birinin kaybı ve yaşanan sosyo-ekonomik güçlükler gençlik çağı depresyonunun ortaya çıkma riskini arttırmaktadır.

    Bir diğer faktör olan bilişsel-davranışsal faktörler incelendiğinde, kişisel beceriler, benlikle ilgili çarpıtılmış düşünceler ve stres, gençlik çağı depresyonu için çalışılan konular arasındadır. Bu çalışmalardan yola çıkarak yapılan araştırmalarda, düşük hareket düzeyi ve kişiler arası iletişimin yetersiz kalması depresyonun süreklilik kazanma riskini arttırmaktadır.

    Depresyon birtakım değişik rahatsızlıklarla birlikte seyredebileceği gibi tek başına da görülebilen ve tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlıktır.Karşılaştığımız duygulanım bozuklukları arasında ergenlerde depresyon da sıklıkla görülmesine rağmen, belirtilerin, erişkinlerde karşılaştığımız klinik belirtiler kadar belirgin olmaması ergenlerdeki depresyonun – eşlik eden bozukluklar- semptomlarıyla karşımıza çıkmasına neden olmakta ve maskeli depresyon olarak ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

  • Depresyon

    Depresyon

    Mutsuzluk ve/veya zevk alamama hangi seviyenin üzerinde, ne kadar süre sonra veya hangi başka belirtilerle ortaya çıktığında bir ruhsal hastalık olarak nitelendirilir?

    Mutsuzluk veya zevk alamama, ortalama günlük işlevselliğinizi (mesleki, ailevi, sosyal, akademik vs.) etkilemeye başladığında muhtemelen müdahale edilmeyi gerektiren bir durum haline gelmiş demektir. Günlük işlerinizi yapmaya başlayamamak veya ertelemek, depresyon için önemli bir belirti olabilir.

    Mutsuzluk veya zevk alamama, süreğen hale geldiyse (tanı sistemlerinde en az iki hafta olarak belirlenmiştir) depresyonda olabilirsiniz.

    Mutsuzluk veya zevk alamama ile beraber dikkatinizi toplamakta/odaklanmada zorlanma, enerji kaybı/yorgunluk/çabuk yorulma, iştahta azalma veya artma, uyku kalitesinde bozulma, suçluluk ve/veya değersizlik düşünceleri, intihar düşünceleri belirtilerinden en az dördüne sahipseniz depresyon tanı ölçütlerini karşılıyorsunuz demektir.

    Depresyonun Yaygınlığı

    Kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha sık görülmektedir. Kadınların %10-25’inde, erkeklerin %5-10’unda depresyon görüldüğü bildirilmiştir.

    Depresyonla Nasıl Başedebilirim?

    Kendiliğinden düzelen depresyon olguları mevcuttur. Ancak depresyon, çoğunlukla tedavi gerektiren ciddi bir sağlık sorunudur. Depresyonun biyolojik tedaviler (ilaçlı tedaviler gibi) ve uygun psikoterapi yaklaşımları ile tedavi edilebilir.