Etiket: Depresyon

  • Depresyon

    Depresyon

    Yaşam içerisinde bu kelimeyle ister istemez karşılaşanlarımız vardır. Bazen bir iş arkadaşımız, bazen ailemizden biri , bazen de kendimiz ve diğer insanlardan duyduğumuz bize yabancı olmayan bir kelime .

    _Nasılsın? Sorusuna genelde verdiğimiz cevap:

    _ İyiyim . Kısa ve net bir cevap aslında.

    Bazen de:

    _ Kendimi iyi hissetmiyorum . Sanırım depresyondayım cevabını verebiliyoruz.

    Depresyondayım…

    Depresyon veya çökkünlük.

    Dilimize yerleşmiş ve kolayca ifade edebildiğimiz bu rahatsızlık hakkında neler biliyoruz?

    Günlük dildeki karşılığına baktığımızda; insanın kendisi için önem taşıyan bir şeyini yitirdiği zaman yaşadığı hüzün durumudur. Kişi güçsüz olduğu için depresyona girmez. Depresyon tedavi edilmesi gereken tıbbi ve psikolojik bir rahatsızlıktır.

    Bir bireyin depresyonda olup olmadığına karar verebilmek için ilgili uzmanlar tarafından tanının konması gerekir.

    Hastanın/Danışanın depresif özellikleri olup olmadığına bakılırken :

    Duygu durum belirtileri( kendini nasıl hissettiği) , zevk alıp almadığı (yaptığı şeylerden eskisi kadar zevk alıp almadığı) , enerji durumu (kolay yorulup yorulmadığı), kendine bakış açısı (kendine güveni, suçluluk duyguları olup olmadığı), intihar-ölüm düşünceleri (yaşamın anlamı), psikomotor alanda yavaşlama olup olmadığı (konuşma, hareket ve öfke durumları) ve bilişsel belirtileri (dikkat, karar verme, unutkanlık) klinisyen tarafından araştırılır.

    DSM-IV tanı kriterlerine göre, en az birisi depresif duygudurum veya ilgi kaybı olmak üzere aşağıdakilerden en az beşinin iki hafta süresince hemen her gün var olması gerekir.

    1-Depresif duygudurum

    2-İlgi kaybı

    3- Uyku bozukluğu

    4-İştah kilo değişikliği

    5-Halsizlik enerji kaybı

    6-Değersizlik-kararsızlık suçluluk hisleri

    7- Dikkat toplamada güçlük ve unutkanlık

    8- Ölüm ve intihar düşünceleri

    9- Psikomotor yavaşlama – artma

    Neden depresyona giriyoruz?

    Depresyon tek bir nedene bağlı olmayabilir. Kişilik özelliklerimiz, yaşamda karşılaştığımız olaylar, beynimizde meydana gelen kimyasal değişimler, kullandığımız ilaçlar, düşünce biçimlerimiz, mevsim değişikliği, yaşın ilerlemesi, bedensel hastalıklar… Öyleyse depresyonun ortaya çıkmasında ve sürmesinde biyolojik, çevresel, bilişsel, davranışsal faktörler rol alabiliyor. Biyolojik olarak yapılan incelemelerde; özellikle seratonin adı verilen kimyasalda azalma olmasının depresyonun ortaya çıkmasında etkili olduğu belirtilmektedir.

    Yaşam boyu türlü sıkıntılarla karşılaşırız. İş yerindeki sorunlar, ailevi problemler, sevdiğimiz birinin kaybı ya da ayrılıklar, yaşın ilerlemesi ve hissedilen yalnızlık duyguları… Bazen de olumlu olarak gördüğümüz olaylar bizde strese ve kaygıya sebep olabilir.

    Örneğin; evlilik…

    Yeni bir düzene adım atarken bu olayın kişiyi ne derece zorladığı, olaya yüklediği anlam ve kişilik özellikleri bireyin depresif belirtiler gösterip göstermemesinde etkili olabiliyor.

    Bilişsel kurama göre depresyon

    Bilişsel kurama göre ruhsal rahatsızlıkların altında bireyin olumsuz veya işlev bozucu düşünce, inanç ve yorumları yatar. Bunların gerçeğe uygun hale dönüştürülmesi ile ruhsal rahatsızlıklar tedavi edilebilir. Aaron T.Beck Bilişsel Davranışçı Terapinin kurucusu olarak kabul edilir.

    Aaron T.Beck’e göre depresyon; kişinin kendisine yönelttiği acı çekme arzusudur. Beck depresyonun bilişsel olarak kişinin kendisi, çevresi ve geleceği ile ilgili olumsuz yargılara sahip olmasından kaynaklandığını ileri sürer.

    Kendisi ile ilgili olumsuz yargılar: Yetersizim, suçluyum, ben kötüyüm…

    Çevre ve dünya ile ilgili olumsuz yargılar: Her şey çok kötü, kimse bana yardımcı olamaz, insanlar kötü…

    Gelecek ile ilgili olumsuz yargılar: Hiçbir şey düzelmeyecek.

    Depresyonun sürmesinde olumsuz düşünceler önemli rol oynar.

    Tedavi

    Bilişsel Davranışçı terapiye göre tedavi 5 aşamadan oluşur.

    1-Hasta/ danışan depresyon hakkında eğitilir.

    2- Davranışçı müdahaleler ile hastanın/danışanın etkinlik düzeyi arttırılır.( Haz ve başarı yaşantılarının arttırılması amaçlanır.)

    3-Düşünce ve duygu bağlantısı çalışılır.

    4- Depresif şemalar çalışılır.

    5-Yinelemeyi önleme.( Danışanın yeni beceriler öğrenmesi amaçlanır.)

    Depresyon tedavisinde ayrıca; trisiklik antidepresanlar, TMS (Transkraniyal manyetik uyarım, EKT (Elektrokonvulsif terapi), Fototerapi, Uyku mahremiyeti, Vagus sinir uyarımı (onuncu kafa siniri), derin beyin uyarımı gibi yöntemlerle de tedavi yapılabilmektedir.

    EKT: EKT sırasında hastaya anestezi verilerek uyutulur, ağrı duyması engellenir, kas gevşetici verilerek vücudunda herhangi bir kasılma olmaması sağlanır. Uyutulmuş hastaya şakak bölgesinden az miktarda elektrik akımı uygulanır. Bu işlem sırasında hasta uyuduğu, ağrı duyması engellendiği ve kasılmalar olmaması için gevşetici verildiğinden acı ve ağrı hissetmez. İşlem 10-15 dakika sürer. Hasta uyandıktan sonra odasına alınır ve yaklaşık yarım saat sonra günlük hayatına dönebilir.

    TMS: Anestezi uygulanmaz ve hastanın uyutulmasına gerek kalmaz. İlaçlı tedavinin etkili olmadığı, ilaç yan etkilerinin görülebildiği ya da ilaç kullanmaya dirençli olan hastalarda kullanılan yöntemdir. İşlem 30 dakika sürebilir.

    FOTOTERAPİ: (Parlak Işık Tedavisi). İlaç tedavisi ile birlikte uygulanır. Ayrıca ilaç tedavisi uygulanamayan gebelerde, mevsimsel olan ve mevsimsel olmayan depresyonda, süreğen yorgunluk ve uyku bozukluğu olan hastalarda etkilidir. Uygulama süresi 1 haftadır.

    VAGUS SİNİR UYARIMI: Vagus Sinir Uyarımından alınan sonuçlar kişiden kişiye değişiklik gösterebilmektedir. Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) vagus siniri uyarımını aşağıdaki gruplar için onaylamıştır:

    Yetişkinler (18 yaş ve yukarısı),

    Kronik ve tedavi edilmesi zor depresyonu olanlar (tedaviye dirençli depresyon),

    Dört veya daha fazla ilaç veya Elektrokonvülsif tedavi (EKT) veya her ikisini de denedikten sonra bile iyileşmeyen insanlar, Vagus siniri uyarımı yanında standart depresyon tedavilerine devam edenler.

    İçi arınmamışsa, neler bekler insanı,

    Kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna!

    Tutkuları içinde ne kemirici kaygılar.

    Ne korkular içinde kıvranır insan!

    Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet,

    Öfke, gevşeklik ve tembellik!

    Montaigne

  • Çağımızda Depresyon

    Çağımızda Depresyon

    Günümüzde hemen hemen herkesin depresyondayım! Dediği depresyon kavramı gerçekte nedir?

    Depresyon kavramı, günümüzde kendini en üst sıralara yerleştirmiş olan bir kavramdır. Aslında depresyon temel olarak kişinin yaşamdan, yaşadıklarından zevk almama durumudur. Hayata dair içinde bulundurduğu yaşama sevinci, umut gibi duyguların yerine üzüntü, karamsarlık gibi olumsuz duyguları barındırmasıdır. Bazı insanlar bu duyguları gün geçtikçe daha yoğun ve uzun süre yaşarlar. Fiziksel ve zihinsel sağlığı etkileyen ve hayatı her geçen gün daha zor hale getiren yaygın ve ciddi bir tıbbı hastalıktır. Bunun yanı sıra her hastalıkta olduğu gibi depresyonunda genetik yatkınlığı vardır. Depresyon ruhsal bozukluğun, fizyolojik nedenlerin yanında aile bireylerinde depresyon öyküsü olanlarda depresyonun görülme olasılığını arttırıyor.

    Başlıca nedenlerini nelerdir?

    • Doğum, lohusalık dönemi

    • Genetik yatkınlık

    • Evlilik, aile içi sorunlar

    • Kayıplar,

    • Benlik saygısının azalması

    • Değersizlik, suçluluk

    Başlıca belirtileri nelerdir?

    • İsteksizlik, aşırı halsizlik

    • Sosyal İlişkilerden kaçma, içine kapanma

    • Yemek yiyememe/aşırı yemek tüketimi

    • Aşırı uyuma hali/uykuya dalamama/uykusuzluk

    • Umutsuzluk, hayattan zevk almama

    • Günlük aktivelerde yavaşlama

    Halk sağlığı olarak günümüze gelen depresyon hakkında birçok araştırma yapılmıştır. Dünya Sağlık Örgütü yapmış olduğu araştırma sonucu dünya nüfusunun yüzde 4,3’ünün yani dünya çapında 300 milyondan fazla kişinin depresyonda olduğunu belirtiyor.

    Depresyonun cinsiyet ile ilişkisini gösteren çalışmalarda ise erkeklerde depresyon oranı kadınlara göre daha az olduğu görülmüştür (Tarhan, 2013,97). Kadınların yüzde 12’sinin, erkeklerinse yüzde 6’sının depresyonla mücadele ettiği belirlendi. Depresyonla ilgili yapılan çalışmalarda kadınlarla ilgili sorumlulukların ve beklentilerin artmasıyla birlikte kadınlar, dramatik olarak değişmeye başlarlar ve bazı dönemlerde depresyonun açığa çıkma durumu yüksek düzeyde artar. Bireyin bu dönemle birlikte; yaşadıklarını yordama, kişilik kazanma, cinsiyeti ön plana çıkarma, birey olarak kendi başına karar verme, diğer fiziksel, sosyal değişiklikler ortaya çıkar. Açığa çıkan bu değişiklikler, erkeklerde ve kadınlarda farklılık gösterir ve kadınlar depresyon ile daha sıkı ilişkilidir. Günümüzün sorunlardan biri olma özelliğini taşıyan depresyon tedavi süreci gerektiren bir hastalıktır. Unutmamak lazım ki depresyon tedavi edilebilir ve etkili birçok tedavi yöntemleri mevcuttur. Kişinin iki haftadan daha uzun süren depresif bir dönem geçirmiş olması gerekir. Hafif depresyon belirtileri mevcutsa birincil tedavi yöntem (sosyal çevresi ve ailesi) varsa tedavisiz bir şekilde bir süre sonra iyileşebilir. Fakat ağır depresyon (iştahsızlık, intihar düşüncesi, fiziksel durumun kötüye gitmesi) mutlaka bir psikiyatriden yardım almalıdır.            Tedavi yöntemi olarak size tavsiyem;

    • Sosyal olma ve egzersiz yapma, çok sık duyduğunuz egzersiz yapın sözünden sıkılmış olabilirsiniz fakat egzersiz endorfin seviyelerini yükseltir hafif depresyona karşı yardımcı olabilir. Fırsatınız varken hareketlenin! 

    • Sevdiklerinizle zaman geçirmeyi ihmal etmeyin!

    • Kendinize hobiler edinebilirsiniz.

    • Bol bol temiz hava alın. Nerede nasıl dediğinizi duyar gibiyim ama eminim kaçamak yapabileceğiniz bol yeşillikli alanlar vardır. Oksijen serotonin düzeyini yükselten etkenlerden biridir.

    • Yeni yerler keşfedip, doğanın sesine kulak verin

    • Pozitif düşünen insanlarla ilişki kurun. Moralinizi yerine gelmesini sağlayıp keyif almanıza yardımcı olur.

    • İyi şeyler düşünüp iyi şeylere odaklanın. Hayatta kötülük, kötü düşünce yok diyemem var, hem de çok fazla var ama yaşamak içinde pek çok sebep var bir sürü iyilik, güzellik de var. Güzellikleri görmeniz dileğiyle.

    En önemlisi hastalığınızı önce siz sonrasında yakın çevrenizin kabul etmesi doğru yardım almak için gereklidir. Bu hastalık sadece sizin değil dünyada ki birçok insanın başına gelmektedir. Kendinizi bu hastalığı sadece ben yaşıyorum düşüncesine kaptırmayın. Psikoloji ilmine güvenin, seçmiş olduğunuz tedavinin yolu ne olursa olsun, profesyonel destek almak kendiniz gibi hissetmeye başlamanın ilk adımıdır. Kendinize bu iyiliği yapın. Unutmayın 

    İlk adımınızı ben atıyorum bir kahve alın ve izlenmesi gereken filmlerden birisini seçin! 

    Ordinary People-Sıradan İnsanlar- 1980-Imdb; 7,8

    The Hours – Saatler-2002-Imbd; 7,6 

    Interiors-İç Dünyalar-1978- Imbd; 7,5

    Girl Interrupted – Aklım Karıştı – 1999 – IMDb: 7,3

    Side Effects – Acı Reçete – 2013 – IMDb; 7,1

  • Depresyon Nedir?  Belirtileri Nelerdir?

    Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir?

    çok yalnızım, mutsuzum

    göründüğüm gibi değilim aslında

    karanlıklarda kaybolmuşum

    bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandır

    aradıkça batıyorum karanlık kuyulara

    kimse duymuyor çığlıklarımı

    duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor

    bense insanların bu ilgisizliği karşısında ilgiye susamışım

    ümidimi yitirmişim

    biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim

    arakamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye

    veda edeceğim..

    Nilgün Marmara

    Depresyon; kişinin fizyolojisi, biyokimyası, duyguları, düşünceleri ve davranışları dahil olmak üzere vücudun bütün olarak etkilendiği bir ruhsal bozukluktur. Kişinin kendisi, başkaları ve dış dünya hakkındaki düşünce ve duygularını etkileyebilmektedir.

    Depresyon, kısa süreli sıkıntı, mutsuzluk, ümitsizlikten farklıdır. Depresyondaki mutsuzluk duyguları çok daha yoğun ve uzun sürelidir. Daha önceden keyif veren, hoşlanılan faaliyetlere ilgi kaybolması yaşanır. “İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor” cümlesi çok sık söylenir. Günlük işleri bile yürütmek son derece zorlaşır. Diş fırçalamak, banyo yapmak, yemek yapmak, ev temizlemek, çocuklarla ilgilenmek, arkadaşlarla görüşmek, işlerini yürütmek, toplantılara katılmak… Depresyon, yaşamımızın önemli alanlarında bile, iş, aile, sosyal yaşam olmak üzere bozulmalara yol açar. Depresyon o kadar kötü bir hal alabilir ki, kişi gelecekle ilgili ümitsizliğe kapılarak intiharı bile düşünebilir. Depresyondaki kişiler, böyle yaşamındaki önemli alanlarda isteksizlik yaşadıkları için kendilerini suçlayabilirler. “Daha önce neşeli, şen şakrak biriydim, şimdi kimseyi görmek istemiyorum. Çocuklarımla zaman geçirmek istemiyorum, dersleri ile ilgilenmiyorum, nedenini anlamıyorum kötü bir anneyim ben” gibi yorumlar yapabilirler.

    Depresyon, kişiyi bu şekilde bir çok yönden etkileyebilir ve değişik ruhsal ve bedensel belirtilere yol açabilir. Amerikan Psikiyatri Birliği Tanı Kitabında depresyon tanı kriterleri şu şekildedir:

    En az birisi depresif duygu durum veya ilgi kaybı olmak üzere aşağıdakilerden en az beşinin iki hafta süresince hemen her gün var olması gerekir.

    1. Depresif duygudurum

    2. İlgi ve haz Kaybı

    3. İştah-kilo değişikliği

    4. Uyku Bozukluğu (İnsomni-hipersomni)

    5. Psikomotor retardasyon-ajitasyon

    6. Yorgunluk-enerji kaybı

    7. Değersizlik veya aşırı veya uygunsuz suçluluk hisleri

    8. Dikkat toplamada güçlük-unutkanlık-karasızlık

    9. Tekrarlayan ölüm ve intihar düşünceleri, planı, girişimi

    Bu belirtilerden en az beşinin görülmesi yanında, kişinin iş, aile, sosyal yaşamında önemli bozulmaların görülmesi gerekir. Ve bunların başka bir fizyolojik bir duruma ya da ilaca bağlı olmaması gerekir.

    Bu şekilde depresyon belirtilerinin sizde de olduğunu düşünüyorsanız, mutlaka psikiyatrik ve psikolojik destek almak gerekir. Depresyon önemli bir duygu durum bozukluğudur. Psikiyatrik destek, bulunduğunuz yerde bir psikiyatristle görüşüp yaşadığınız durumun depresyon olup olmadığına dair muayene olmanız, depresyon tanısı alırsanız verilen ilaçlarınızı düzenli olarak kullanmanız gerekir. Biyokimyasal bir sorun olması nedeniyle bu gereklidir. Bunun yanında depresyonla ilgili sizin nedenlerinizin ortaya konması, yaşamınızın yeniden düzenlenmesi, yaşadığınız ortamda bilinçli duygu, düşünce ve davranış değişiklikleri yaparak depresif duygu durumunuzun acilen normale dönmesi için profesyonel bir psikolog desteği ile uygun psikoterapi de almanız yerinde olacaktır.

  • Ayı Depresyona Girer Mi?

    Ayı Depresyona Girer Mi?

    Kulağa farklı geliyor değil mi?

    O zaman normal olanla başlayalım. Depresyon nedir?

    Psikologlara göre:

    1. Hayattan zevk alamama.

    2. Uyku düzeninin bozulması (çok uyuma veya az uyuma)

    3. İştahın artması veya azalması.

    4. Çaresizlik hissi karamsarlık.

    5. Bunaltı, kaygı hissi.

    6. İntihar düşünceleri

    Gibi belirtilerin çoğunun bulunduğu bir süreç.

    Doktorlara göre:

    1. Seretonin

    2. Dopamin

    3. Noradrenalin

    Gibi kanda bulunan kimyasal maddelerin dengesizliği, özellikle seretonin azalmasından kaynaklı olduğu sanılan bir rahatsızlık.

    İnsanlar bu dönemde ciddi zorluklar, acılar çekmekte hayat resmen çekilmez bir hale gelmekte. Tabi bu düşünceyi paylaşmayanlar mevcut kimler mi?

    Sosyal Antropologlara göre ( hepsi bu düşüncede değil) depresyon bir uyum sağlama mekanizması, örneklerle daha anlaşılır olacak galiba:

    Önce hayvanlar aleminden başlayalım. Konuyu kavramamız kolaylaşır.

    AYI bildiğiniz ayı, hani kış uykusuna yatan . Garibim hayvan keyfinden yatmıyor nedenleri var :

    1. Gergin/bunalmış çünkü aç ( buda iştahı haliyle etkiliyor )

    2. Uyku düzeni değişmiş ( tüm kış uyuyor)

    3. Çaresiz ve karamsar ( etraf kar kaplı yiyecek yok)

    4. Hayattan zevk alamama (bal yok, balık yok)

    5. İntihar düşüncesi ( bak bunu bilmiyorum işte)

    Şimdi bizim bu ayımız psikologların depresyon için saydığı tüm belirtileri sağlıyor nerdeyse.Ama kendisi bundan zarar değil ciddi yarar görmekte çünkü kış uykusuna yatmasa canından olabilir. Geçici bir süre şartlar normale dönene kadar depresyonda olmak belki iyidir.

    Sıra Ali Bey’de olsun . Kendisi iş adamı, iflas etmiş ve depresyonun tüm belirtilerini sağlıyor.

    Kendisine ayak bağı olan bu karamsarlık ve artık bir işe girişmeme isteği yararlı olabilir mi ?

    1-Ülke ekonomik krizdeyse yeni bir işe girmemek gayet mantıklı olabilir.

    2-Kendisinin iş deneyimi düşüktür olgunlaşmak adına zaman kazanabilir.

    3-Kendisi çok kötü bir iş adamıdır işten anlamıyordur ve bu durum yani yeni bir işe girişmeme isteği gayet isabetli olacaktır.

    Eminim sizin aklınıza başka bir sürü fayda gelmiştir. Yine de söylemeden geçersem vebale girerim diye korkuyorum. Depresyondaysanız ve intihar gibi düşünceleriniz varsa mutlaka bir uzmana başvurun. Hafif bir depresyonsa belki ondan alacağınız çok değerli dersler vardır. KALIN SAĞLICAKLA.

  • Psikopatoloji

    Psikopatoloji

    Psikopatoloji, akıl hastalığı, ve anormal/uyumsuz davranışları ve bunların nedenlerini ve sonuçlarını araştıran bilim dalıdır. Bu terim klasik psikiyatride patolojinin hastalık süreci olarak adlandırılır. Başka bir deyişle, psikopatoloji kişinin günlük hayatını, rutinini olumsuz etkileyen evde, işte, arkadaş çevresinde, sosyal yaşamda işlev bozukluğuna neden olan bilim dalıdır.

    Psikopatolojinin kapsadığı bazı konular somatizasyon, anksiyete, obsesyon, depresyon, psikotik, paronoid, ve fobiktir. Bu bölümde yukarıdaki konular hakkındaki önleme programlarından bahsedilecektir.

    Şizofreni, hastalıkların küresel yüküne önemli katkısı olan ve yeti yitimi ile geçmiş yıllar da kadın ve erkeklerde görülme olasılığının, kadınların erkeklere oranla fazla olduğu saptanmış, ilk 10 hastalık arasında yer almaktadır. Şizofreninin kronik doğası ve etkili bir tedavisinin uygulanamaması, erken tanı konulanlarda yeti yitimine katkısının daha çok ve toplam hastalık süresinin de daha uzun olması anlamına gelir.

    Çeşitli önleme programları arasında yeti yitimi için yüksek riskli gruplara yönelik önleme çalışmaları öne çıkmıştır. Yüksek riskli gruplara yönelik önleme çalışmaları şizofreninin bazı erken bulgu ve kişinin kontrolsüz ortaya koyduğu belirtilerine odaklanmıştır. Genel önleme yaklaşımı toplumun genelinde büyük bir hedef kitlesini göz önüne almaktadır. Şizofreninin toplumdaki oranı çok düşük olduğundan genel bir önleme yaklaşımı uygun görülmemektedir.

    Şizofreniyi önleme hastalık sürecinin farklı dönemlerinde meydana gelebilir; hastalık belirtilerinin başlangıcından önce, mümkün belirtilerin ortaya çıkışından sonra, olan en kısa zamanda tanı ve müdahale amacı ile Ruhsal Bozuklukları Önleme ile İlgili Tıp Kurulu Enstitüsü’nün sınıflandırmasına göre önleyici müdahale hastanın tanı almasından önce gerçekleşmektedir.

    Şizofreninin psikoz öncesi döneminin belirlenmesi, önleme kavramının temelidir.

    Kronik psikotik bozukluklarda hastalığa bağlı olarak bedensel deformite gelişimi ile ilgili bilgiler kısıtlıdır. Şizofreni ve benzeri psikotik bozukluklarda uygulanan tedavilerin yan etkilerinden bağımsız olarak hareket bozuklukları gelişebilmektedir. Doğrudan hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkan hareket bozuklukları içinde daha çok hipokinetik hareketler bulunmaktadır. Hipokinetik hareket olarak sürekli aynı beden postüründe kalmak bedensel duruş bozukluklarına yol açmaktadır. Depresyon günümüzde çok sık rastlanan beyin bozukluğudur. Depresif Bozukluk duygu ve düşüncelerini, sosyal uyumunu ve kişinin sağlıklı düşünmesini etkiler. Umutsuzluk, çökkünlük gibi belirtilerin depresyonda ve psikopatolojinin gelişiminde önemli bir yeri vardır. Umutsuzluğun yer aldığı ruhsal bozukluklardan biri depresyondur. Bu belirtilerin dışında kişide çökkünlük, suçluluk duyguları, değersizlik, gelecek ile umutsuzluk görülebilir. Depresyonun özgüven eksikliği olan kişilerde daha fazla olduğu belirlenmiştir. Depresif kişide kendini suçlama durumu arttıkça kendine olan güveni azalır, hedeflere karşı başarılı olmayacağını düşünür ve başarısızlık durumu artar. Depresyonu açıklarken Abramson ve Seligman (1978), Öğrenilmiş Çaresizlik kuramını geliştirmiş ve bu kurama göre depresyonun oluşumu çocuklukta oluşan sorunların ve bu sorunlarla baş edememe, çaresizlik olarak açıklanmıştır. Depresyon psikopatolojisini Bibring (1953), ego kavramına göre açıklamış bu kavrama göre kişi özgüvenli ve değerli olması için gerçekleştirmeye çalıştığı umutları vardır. Bu beklentiler karşılanamadığında ortaya çıkan çatışmalar sonucunda kişi umutsuzluğa girer, özgüven düşer kendi içine kapanır ve çökkünlük durumu yaşanır. Depresyon ile yapılan araştırmaların çoğu umutsuzluk duygusunun ve intihar riskinin yüksek olduğu sonucuna varmışlardır. Depresyonla ilgili bir başa düşüncede yanlış öğrenme olarak ele alınmış ve psikopatolojiyle adlandırılmıştır. Depresyonu önlemede yapılan çalışmalar; destekleyici bir yaklaşım ve empati geliştirilerek kişide güven ve umut hissettirir. Kendine olan güven artar ve iletişimi gelişir. İngiltere’de yapılan araştırmada bilişsel davranış problem çözme terapi ile depresyon üzerinde azaltıcı bir etkiye neden olmuştur. Yine aynı şekilde Sakinofski ve arkadaşlarının yaptığı sosyal problem çözmeye odaklı çalışmada etkili olmuştur. Beck (1979) bilişsel bozukluk kuramını geliştirerek karamsarlık ve umutsuzluk üzerine çalışmalar yapmıştır. Yapılan araştırmaların sonucunda depresyonun, umutsuzluğun tedavisinde bilişsel tedavi uygulanarak intihar riskinin önlenmesinde bir yöntem olarak belirlenmiştir.

    Obsesyon istemsiz olarak ortaya çıkan ve bilinç alanına zorla giren ısrarlı ve zorlayıcı bir şekilde akla gelen, kişi tarafından saçma ve mantık dışı olarak görülen, anksiyeteyi meydana getiren, yineleyici düşünce, dürtü ya da düşlemler olarak tanımlanmıştır. Obsesif kompulsif bozukluğun başlangıç evresi genellikle 20’li yaşlarda görülmektedir. OKB erkeklerde kadınlara göre hem daha erken kendini göstermektedir hem de 2 katı fazla görülmektedir. Başlama yaşı genellikle erkeklerde 19, kadınlarda ise 22 olarak belirlenmiştir. Obsesif kompulsif bozuklukta en sık görülen obsesyonlar kirlenme obsesyonlarıdır. Diğer obsesyonlar ise patolojik kuşkular, somatik, simetri, agresif, cinsel, dinsel şeklinde sıralanır.

    OKB’ye yönelik yapılan çalışmalara bakıldığında ;

    Akpınar (2007), ergenlik dönemi OKB sıklığını saptamak amacıyla yaptığı çalışmada başlangıç yaşı ortalama 12.9 olarak saptanmıştır. Okullar arasında OKB karşılaşma sıklığı açısından farklılık saptanmamıştır. Kız ve erkeklerde benzer miktarda OKB bulunmuştur.

    Abay, Pulular, Memiş, Süt (2010), Edirne ili merkezindeki lise öğrencileri arasında obsesif-kompulsif bozukluk yaygınlığını araştırmak amacıyla yaptıkları çalışmada; OKB’nin nokta yaygınlığını %1.4 olarak bulmuşlardır. En sık, bulaşma obsesyonu ve kontrol kompulsiyonu tespit edilmiştir.

    Erek, OKB tanısı almış 44 kişi üzerinde yaptığı çalışmada OKB’nin kalıtsal nitelik gösterebileceğini belirtmiş, Bayraktar ise OKB’nin en çok 20’li yaşlarda rastlandığına dikkat çekmiştir.

    Bilişsel davranışçı terapinin ve ilaçların tek veya bir arada kullanıldığında OKB üzerinde etkili olduğu gözlenmiştir. Obsesif kompulsifteki BDT üç tedavi şeklini kapsamaktadır bunlar; gevşeme eğitimi, bilişsel terapi, yüzleştirme ve yanıtın önlenmesidir. İçlerinde belirgin en etkili olan yüzleştirme ve yanıtın önlenmesidir. Bu yöntem daha çok çocuklar üzerine uyarlanır. Bilişsel terapi OKB hastalarında farkındalık düzeyini arttırarak, yaşam kalitesi üzerinde etki sahibidir. Bunların yanı sıra OKB’de bir diğer tedavi şekli davranışçı terapidir burada amaç sorunu bastırmak değil başa çıkabilmeyi bireye öğretmektir.

    Kaygı, kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumudur. Bu durumu çoğunlukla her insan yaşar örneğin ; Bir kazanın ardından, sınav öncesinde veya topluluk önünde bir konuşma yaparken olduğu gibi. Kaygı, yaşamınızı sürekli ve belirgin bir şekilde etkiliyorsa, aksatıyorsa, rahatsızlık haline gelmiş demektir.

    Kaygıyı önleme programlarına bakıldığında en çok karşımıza çıkan Serikanlı Çocuklar Kaygı Programı-Okul Versiyonudur. (SÇKP) daha çok çocuklar için geliştirilen bilişsel-davranışçı terapi (BDT) kuramına dayalı bir kaygı programıdır. Programı geliştiren kişi Ron Rapee’dir. Programda canlandırma, geçmiş ve gelecekteki bir olayın gelişmesini ve sonucunu aynı biçimde yansıtarak sunma yöntemidir. Aşamalı maruz bırakma teknikleri ise, otomatik ve pekiştirilmiş tepkileri kırmaya yarar. Terapi ortamında oldukça fazla pratik yapılmalıdır. Atılganlık becerileri çocuğun iletişimlerinde sorun giderme tekniklerini öğrenmek açısından yardımcı olabilir. Davranışçı ve bilişsel tekniklerden de yararlanılmaktadır. Bilişsel terapi’nin tedavi uygulamaları süreç ve içerik olarak yapılandırılmıştır. Öncelikle kişinin güncel sorunlarına odaklanır, süre olarak daha sınırlı, ve daha çok sorun çözme hedeflidir. Bilişsel Davranışçı Terapi sadece başvuranların güncel sorunlarını çözmez aynı zamanda bütün yaşamları süresince sorunlarını çözmekte kullanabilecekleri özel birtakım beceriler de öğretir. Bu beceriler çarpık düşünceleri saptamak, inançlarını değiştirmek, çevreyle yeni ilişkiler kurmak ve davranış değişikliğidir. Bu teknikler kullanılarak sınav kaygısı indirilebilir. Serikanlı Çocuklar Kaygı Programı-Okul Versiyonu tekniği haftada bir toplam 10 oturumdan oluşacak şekilde program 70-90 dakika arası yürütülmektedir. İlk sekiz oturumda doğrudan kaygıya yönelik tekniklerden yararlanılırken, son iki oturum ise pekiştirme ve gözden geçirme üzerine odaklı oturumlardır. Ana-baba ile genelde iki görüşme yapılır bunlardan birincisi 3.oturumdan önce gerçekleştirilirken ikincisi 5.oturumdan önce gerçekleştirilir.

    Bazı eğitim programları kaygı ile başa çıkmada yardımcı, yol gösterici ve destekleyici eğitimlerdir. Bunlar;

    Girişkenlik eğitimi, sosyal ortamlarda ve duygu ifadesinde zorlanılan durumlarda kullanılan bir yöntemdir. Çocuğun/ergenin, duygularını doğrudan, dürüstçe ve uygun şekilde ifade etmesi amaçlanır.

    Gevşeme eğitiminde, duygudurum ve anksiyete semptomları yaşayan çocukların/ergenlerin, sıklıkla hayatlarının büyük bölümünde gerginlik, stres, bedensel semptomlar yaşadıkları varsayılır. En sık başvurulan teknikler nefes egzersizi ve gevşeme egzersizidir.

    Genellikle, gözler kapatılarak dikkat solunum ve nefes alışverişine odaklanılır. Çocuktan/ergenden, burnundan doğal bir biçimde nefes alması istenir.

    Çocuğa/ergenlerde başa çıkma, mücadele etme ve problem çözme becerilerinin nasıl hayatta uygulanacağı kazandırılır.Çocuklarda ve ergenlerde sosyal anksiyetenin tedavisi ile ilgili kaynaklar incelendiğinde, çalışmaların çoğunun davranışçı ya da bilişsel-davranışçı terapileri içerdiği görülmektedir.

    Kliniklerde ya da okul ortamında yürütülen bilişsel-davranışçı programların büyük kısmı, sosyal anksiyete tanısı alacak kadar ağır belirtilere sahip olmayan ancak utangaçlık, sosyal izolasyon ve yalnızlık gibi belirtiler gösteren çocuk ve ergenlere uygulanan baş etme ve önleme niteliğindeki çalışmalardır. Bu çalışmaların genellikle okul ortamında ve grup tedavisi biçiminde planlandığı bilinmektedir.

    Sosyal fobi bireyin hayatında birçok sosyal ortamdan alıkoyan, yaşam standartlarını azaltan, kişilerarası ilişkiler kurmaktan uzaklaştıran önemli bir davranış bozukluğudur. Sosyal fobiye sahip birey kendisi için fazla kaygı sağlayan toplumsal yerlerden uzaklaşır ya da uzaklaşamadığı durumlarda da yoğun bir kaygı ve sıkıntı ile maruz kalır. Sosyal fobi, hayat boyu rastlanma sıklığı oldukça fazla olan bir ruhsal rahatsızlık olmasına ve buna devam eden davranış bozukluklarının sayısının da fazla olmasına rağmen, bu bozukluğun kaynağını saptamaya yönelik etiyolojik çalışmaların sayısı oldukça azdır. Sosyal fobinin etiyolojisine ilişkin yapılmış olan çalışmalara değinilecek ve bu araştırmalar şu ana alt başlıklar altında incelenecektir: (1) Kalıtımsal faktörler (2) Davranışsal ketlenme ile ilgili araştırmalar (3) Ailesel faktörler (4) Bağlanma kuramına dayalı açıklamalar (5) Duyguların anlaşılması ve bilişsel açıklamalardır. Fobi önlemenin etkili yollarından bazıları; olumsuz düşüncelerden kaçınmaktır. Bireyin  kendisiyle ilgili birçok olumsuz düşüncesi bulunabilir. Bunlar yapamayacağım, “ellerim titreyecek, kekeleyeceğim, kızaracağım gibi düşüncelerdir. Bu düşüncelerden kurtulmak için iki yöntem vardır. Birincisi, korkulan olayın tam zıttını yaşamayı amaçlamak. Çünkü birey kendisiyle dalga geçmeyi öğrendiğinde bu durumu yenebiliyor. İkinci öneri de kişinin heyecan duygusundan zevk almaktır. Diğer kaçınma yolları da insanlarla ilgilenmek, korkularının pişmanlığa dönüşmesini engellemek gevşeyerek kaygılardan kaçınmak, bireyin kendine karşı mütevazi olmasıdır.

  • Depresyon!

    Depresyon!

    Bugün sizlerle aslında hepimizin çok sık duyduğu hatta deneyimlediği bir konu hakkında yazmak istedim.“Bugün depresyondayım.” “Canım hiçbir şey yapmak istemiyor, sanırım depresyondayım.”

    “Hava yağmurlu tam depresyona girmelik bir hava.”Ara ara hepimiz duyuyoruz değil mi? Ya da bu cümleleri çevremizdekilere biz söyleyebiliyoruz. Ancak günlük dilimize bu kadar girmiş depresyon gerçekten bu mu? Depresyon nedir? Depresyonda olduğumuzu nasıl anlarız? Depresyonu nasıl yenebiliriz?  

    Depresyon sözlük tanımı şudur;uyaranlara karşı duyarlığın azalması, girişim gücünün ve kendine güvenin yiterek umutsuzluğun, karamsarlığın güçlenmesi biçiminde beliren ruhsal bozukluk.

    Major depresyon bozukluğu, kişinin neredeyse her gün, günün büyük bir bölümünde bulunur ve bu durum kişinin kendisi tarafından ifade edilebileceği gibi çevresindeki kişiler tarafından kolayca fark edilebilir.  Örneğin kişi kendisini şöyle ifade edebilir; “Kendimi boşlukta gibi hissediyorum.” “Çok mutsuzum.” Çevresidekilerde “Ağlamaklı görünüyor.” Kişi neredeyse herşeye ilgisini kaybetmiştir. Ya da bunlardan zevk almama durumu vardır. İştahlarında artma ya da azalma olur. Depresyonun en büyük belirtilerinden biri, uykusuzluk/ aşırı uyuma olabilir. Enerji düşüklüğü hayattalarında bir çok şeyi yapmalarına engel olurlar. Nerdeyse hergün düşünmekte ya da odaklanmata güçlük çekme ya da kararsızlık yaşarlar. Kişiler kendilerini öldürme düşüncelerine ya da intihar girişimlerinde ya da bunu planlama gibi düşünce ve eylemlere geçebilirler. 

    Depresyon ruhsal bozukluklar içerisinde en sık görülen hastalıklardan biridir. Bu yüzden kişiler kolayca kendilerine depresyon etiketi yapıştırabiliyorlar. Ancak yukarda belirtilen kriterler kolay kolay günlük hayatta her an yaşanabilcek durum ve düşünceler değildir. O yüzden kişiler kolayca kendilerine depresyon tanısı koyamazlar. Bu ancak ruh sağlığı ile ilgilenen profesyonellerin, hekimlerin görevidir. Eğer bu kriterlerdan bazılarının sizde olduğunu düşünüyorsanız lütfen profesyonel bir yardım alınız. Çevremiz bazen tüm iyi niyetiyle “Depresyon nedir! Her şey senin kafanda eğer çok istiyorsan geçer.” gibi öneride bulunabilirler malesef bu tedavinin gecikmesine neden olabilir. 

  • Depresyon Nedir?

    Depresyon Nedir?

    Depresyon aslında bir ruh halini tanımlayan sözcüktür. Ancak aynı zamanda psikiyatrik bir bozukluğu tanımlamak amacıyla da kullanıldığından giderek bir hastalık adı halini almıştır. Bir kişi için depresyonda denildiğinde, bir çeşit ruhsal çökkünlük halinde olduğu anlaşılmaktadır. Gündelik yaşamda herkes zaman zaman kendini moralsiz, üzgün, mutsuz hatta karamsar hissedebilir. Depresyon hastalığının gündelik olağan moral bozukluğu veya demoralizasyondan farkı kişinin sadece:

    • Duygusal olarak üzgün, mutsuz, kederli hissetmesi değil ama yanı sıra
    • Düşünce olarak durumuyla ilgili ümitsizlik, çaresizlik ve karamsarlık içinde olması, kendini bu durum içinde yetersiz ve değersiz olarak algılaması ve hatta intiharı çözüm olarak görmesi,
    • Davranış olarak kendini toplumdan soyutlaması, içine kapanması, giderek durgunlaşması, hiçbir şeyden zevk alamaması ve isteksizlik göstermesi ve
    • Bedensel olarak uykusunun ve iştahının bozulmasıdır.

    Gündelik olaylar mutlaka insanların ruh halini olumsuz etkilemektedir, ancak depresyondan farkı, kişinin bu durumu çözümsüz görmemesi ve kendisini de yetersiz hissetmemesidir. Gündelik olaylarda morali bozulan kişi olumlu gelişmeler ile kendisini yeniden iyi hissederken, depresyon hastalığındaki kişi olaylara bağlı olarak kendini daha iyi hissetmez. Depresyon, belirli durum ya da olaydan çok, kişinin kendini içinde hissettiği süreğen bir çöküntü durumudur. Bu nedenle tüm gündelik moral bozukluklarını veya gelip geçici umutsuzluk hallerini depresyon olarak kavramlaştırmak hatalı bir yaklaşım olmaktadır.

    Depresyon hastalığının yaygınlığına bakıldığında, 2010 yılı başında yayınlanan bir çalışmaya göre toplumda %8-10 arasında görülmektedir. Yaşam boyu hastalanma riski ise erkeklerde on erkekten bir tanesi, kadınlarda ise her dört veya beş kadından bir tanesi yaşamlarında en az bir kez depresyon hastalığına yakalanacaklardır.

    Depresyon toplum hayatımızı tüm alanlarda olumsuz yönde etkiler

    -Artan intihar olayları

    – Konsantrasyon bozulmasına bağlı oluşan ölümcül kazalar

    -Alkol ve uyuşturucu tüketiminin artması

    -Verimlilik azalması ve kariyer kaybı

    – Okul performans kaybı

    -Aile parçalanmaları

    -İş kazalarında artış

    – Depresyon sonucu kalp-damar sistemini ilgilendiren veya benzeri bedensel (psikosomatik) rahatsızlıklar da görülür.

    Genel olarak depresyon farklı ağırlık derecelerine göre üçe ayrılır:

    Hafif depresyon: Büyük zorluklarla da olsa kişilerin günlük yaşantılarını (örneğin iş, boş zaman, aile içindeki görevler) idame ettirmeleri mümkün olur.
    Orta şiddette depresyon: Çalışma becerisi büyük ölçüde kısıtlanmıştır. Sosyal ilişkiler de giderek daha çok azalır. İşlevsellikte kayıplar yaşanır.

    Ağır depresyon: Bu durumdayken çalışmak, ev işlerini halletmek veya sosyal aktivitelerde bulunmak genelde mümkün değildir. Kişi kendisinde işlerini halledebileceği enerjiyi bulamaz.

    Ağırlık dereceleri, mevcut şikayet veya belirtilerin sayısına göre belirlenir. Bir hafif depresyonda toplam on belirtiden en az dördünün, bir ağır depresyonda ise toplam on belirtiden en az sekizinin görülmesi gerekir.

    Depresyon için risk etkenleri nelerdir?

    • Erken ebeveyn kaybı
    • Madde ve alkolün kötüye kullanımı
    • Anksiyete bozuklukları
    • Kadın olmak
    • Düşük sosyoekonomik düzey
    • Ayrı yaşama, boşanmış olma
    • İşsizlik (İşsizlik depresyonda risk etkeni olması yanında, işte verimliliğin azalmasının önemli sebeplerindendir)
    • Daha önce depresyon geçirmiş olma
    • Yakın zamanda önemli yaşam olayları, stres etkenleri yaşama
    • Kişilik yapısı, mizaç
    • Çocukluk döneminde cinsel veya fiziksel kötü davranılma öyküsü
    • Bazı ilaçlar
    • Tıbbi hastalıklar
    • Hormonal değişiklikler

    Depresyonun klinik belirtileri nelerdir?

    Klinik depresyonun temel niteliği hoş olmayan duygu durum, ilgi ve zevk azlığı, umutsuzluk ve karamsarlıktır. Kişiler derin bir üzüntü yaşarlar. Gelecekleri ve yaşadıkları ile ilgili olarak hep kötümser düşünürler. Kişide depresif duygu durum ile birlikte değişik etkinlik ve sorumluluklara karşı ilgi kaybı izlenir. Olağan etkinliklerden zevk alamaz. İş, özel zevkler, bireysel ilişkiler, cinsel aktivite de dahil olmak üzere hiçbir şeyden zevk alamazlar. Bazı kişilerde önde gelen belirti bunaltı olabilir. Anksiyete (bunaltı, kaygı) düzeyi çok artabilir, ajitasyon (huzursuzluk) gösterebilirler. Genel olarak ilgileri azalır. Umutsuzluk ve çaresizlik duyguları o kadar yoğun olabilir ki düştükleri bu durumdan hiçbir şekilde kurtulamayacaklarını düşünebilirler. Depresif kişiler basit günlük aktiviteleri bile yapmakta güçlük çekerler. İş, aile, para ve kendi sağlıkları ile aşırı biçimde kafaları meşgul olur. Enerji düzeyi azalır. Bazı kişilerde önde gelen belirti somatik belirtiler olabilir. Tepkisel davranırlar.

    *Umutsuzluk, kötümserlik, benlik saygısında düşme ve suçluluk duyguları intihar düşünce ve eylemlerini uyarır. Sevilenle yeniden birleşme düşünceleri ortaya çıkabilir.

    *Düşünce içeriğinde geçmiş olaylar önemli bir yer tutar. Yoğun anksiyete (bunaltı, kaygı) belirtilerinin depresyon olgularında intihar girişimleri için belirleyici bir etken olduğu ileri sürülmektedir. İntihar düşünceleri ve girişimleri depresyonun önemli belirtilerindendir. Depresyon vakalarının en az yarısı tanı konamadığından dolayı tedavi edilemez. Tedavi edilemediğinde depresyonun şiddeti artabilir ya da intihar ile sonuçlanabilir. DSÖ, depresyonun yaygınlığının yetişkin nüfusta %5 civarında olduğunu belirtmiştir. Bu oran dünyada yaklaşık 350 milyon kişiye denktir.

    *Depresif olguların çoğunda duygu durum değişiklikleri ile birlikte iştah ve kilo kaybı bulunur.

    *Uyku bozukluğu depresyonun çok sık karşılaşılan bir belirtisidir. Dalgınlık, unutkanlık olabilir. Bazen ağır olgularda aklından geçenlerle dış dünyada olanlar birbirine karıştırılabilir.

    Majör Depresif Bozukluk Tanısı ve DSM-V (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı)  

    • Tanı Kriterleri

    *Üzüntülü duygu durumu ya da her zamanki etkinliklerle alakalı zevk kaybı bunlarla beraber aşağıdakilerden en az 5 belirti:

    *Çok fazla ya da çok az uyuma

    *Psikomotor yavaşlama ya da yerinde duramama

    *Yüzde 5 ten fazla ağırlık kaybı ya da artışı

    *Enerji kaybı

    *Değersiz ya da aşırı suçlu hissetme

    *Odaklanma, karar alma ya da düşünme güçlüğü

    *Yineleyen ölüm ya da intihar düşünceleri

    *Belirtiler 2 hafta boyunca günün büyük bölümünde her gün görülür.

    *Belirtiler önemli bir kayba gösterilen normal tepkiden farklıdır ve şiddetlidir.

    Depresyon tanısı nasıl konur?

    Depresyon tanısı koyabilmek için anlatılan belirtilerin tamamının bulunması gerekmez. Yukardaki belirtilerden bir küme işlevselliği bozacak kadar ağır ise ve başka nedenlere bağlanamıyorsa tanı konur. Tanı için uygulanan testlerin sonuçları ve klinik gözlem oldukça önemlidir.

    Depresyonun Diğer Belirtileri

    *Kolay kızma

    *Tahammülsüzlük

    *Gürültüden rahatsız olma

    *Somatik belirtiler

    *Obsesyonlar

    *Anksiyete

    *Ağrı/Cinsel işlev bozuklukları

    Çocuklarda depresyon görülür mü?

    Evet. Çocukluk döneminde de depresyon görülebilir. Tedavi edilmemesi halinde uzayabilir ve erişkinlikte de sürebilir. Çocuklarda depresyon belirtileri bazen erişkinliktekinden ayrılabilir. Okul reddi, hastalık uydurma, ebeveynlerini kaybetme kaygısı, okul sorunları biçiminde kendini gösterebilir.

    ÇOCUKTA BELİRTİLER

    -Bedensel yakınmalar

    -Sinirlilik

    -İşitsel varsanılar

    -Kaygı bozukluğu

    -Fobiler

    • ERGENLİKTE BELİRTİLER

    -Aşırı tedirginlik ve huzursuzluk

    -Öfke patlamaları

    -Çabuk sıkılma

    -Dikkat dağınıklığı

    -Antisosyal davranış

    -Madde kötüye kullanımı

    -Okuldan kaçma

    -Okul başarısızlığı

    -Gelişigüzel cinsel ilişkiler

    -Azalmış hijyen

     YAŞLILIKTA BELİRTİLER

    -Bilişsel belirtiler (Bellek yitimi, yönelim bozukluğu, konfüzyon)

    -Psödodemans (Yalancı Bunama)

    -Apati (İlgisizlik)

    -Çelinebilirlik (Dikkati Yoğunlaştıramama)

    Depresyonun seyri nasıldır?

    Depresyon olgularının % 85 ya da daha fazlası bilinen olağan tedavi yöntemlerinden yararlanır. Tedavi edilmeyen olgular ise 6-24 ayda düzelirler. % 5-10 kadar olguda ise iki yıldan fazla sürer. Tedavi ile bu süre birkaç hafta ile birkaç aya indirilebilmektedir. Tedaviye erken başlamak yanıt alma süresini kısaltır.

    Depresyonun tedavisi nasıldır?

    Antidepresan ilaç tedavilerinin yanında hastalara psikoterapiler uygulanmaktadır. Bu tedaviler çeşitli kuramlara dayanan ve yıllar içinde bilgi birikimiyle temelleri oturtulmuş yöntemlerdir. Bu tedaviler psikanaliz denilen insanın ruhsal çatışmalarını çözmeye yarayan tedaviler ile bilişsel-davranışçı terapi denilen insanın düşünce yapısındaki olumsuz düşünce kalıplarını ve davranış kalıplarını işlevsel olanlar ile değiştirmeye yarayan tedavilerdir.

    Sonuç olarak, depresyon psikiyatrik hastalıklar için en yaygın olan ve en çok yeti kaybına yol açan hastalıklardan birisidir. Doğru tanınıp etkili tedavi edildiğinde bir toplum sağlığı sorunu yaratmamaktadır. Oysa, uzman olmayan kişiler tarafından uygun biçimde tedavi edilmeyen depresyon pek çok başka soruna yol açmaktadır.

  • Ruhumuzun Soğuk Algınlığı

    Ruhumuzun Soğuk Algınlığı

    Bundan birkaç yıl önce çoğumuzun diline dolanan bir şarkı vardı;

    “Depresyondayım unutuldum,

    Sevgilimden ayrıldım,

    Çok yalnızım….

    Depresyondaki insanın ruh halini oldukça iyi anlatan bu şarkı , tüm şarkılar gibi depresyonu da aşk acısı ile doğrudan ilişkilendiriyordu.

    Bir yere kadar doğru olan bu benzetme depresyonun tanımı açısından bir eksik kalmaktadır. Çünkü depresyona yol açan tek kayıp sevgilinin kaybı, tek acı da aşk acısı değildir.

    Depresyon, yani ruhsal çöküntü Psikiyatri’ nin yanı sıra genel sağlık alanında da yaygın olarak karşılaşılan bir hastalıktır. Dahiliye, Nöroloji, Fizik Tedavi vb. gibi uzmanlık alanında çalışanlarda sık sık depresif hastalarla karşı karşıya gelmektedirler.

    Adeta Psikiyatri’nin “Soğuk algınlığı” yani “Gribi” olan depresyon bir akıl hastalığı değildir ama bu hastaların toplum içinde “etiketlenme” endişeleri de sorunu şiddetlendirmekte ve hastaların tedavi için Psikiyatristlere başvurmalarını güçleştirmektedir. (Yani aslında, çok kısa bir sürede iyi edilebilecek bir hastalık boşu boşuna kronik bir hal almakta ve tedavisi daha güç ve daha uzun olmaktadır.)

    Hem toplumun hastalık hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması, hem de konunun uzmanı olmayan hekimlere gidilerek teşhisin gecikmesi nedeniyle bazı talihsizlikler yaşanabilmektedir. Bu nedenle de halkın bilinçlendirilmesi, hastalığın yeterince tanıtılması ve konunun uzmanı hekimlere yani psikiyatristlere gidilmekte gecikilmemesi hastalığın doğru teşhis ve tedavisi açısından önemli olmaktadır.

               Gribe yakalanan, nezle olan bir insan en kısa zamanda bir doktora başvurarak tedavisi için gerekli olan antibiyotik ya da antigribal ilaçları alarak kullanmaya başlar. Ülkemizde yaygın ve yanlış bir davranış kalıbı olan en yakın  “Eczacı abla “ ya da “Eczacı ağabey”e giderek onu bir ilaç tavsiye etmesi konusunda zorlamak ve onun vereceği birkaç ilacı kullanarak tedavi olmaya çalışma alışkanlığı pek çok hastalığın teşhis ve tedavisinde gecikmelere yol açarak kişilerin  sağlığını ciddi biçimde tehdit edebilmektedir.  Burada, bütün ön yargıları bir yana iterek derdimizin dermanı olan hekime gitme konusunda hiç vakit kaybetmememizde yarar olduğunun altını bir kez daha çizmek gerekmektedir.

               Şimdi de depresyonun kısa bir tanımını yapalım ;

               Depresyon sözcüğü, çökme, kendini kederli hissetme, işini gücünü yapabilme ve hayattan zevk alma gibi konularda kişinin kendini isteksiz ve yetersiz hissetmesi gibi anlamlarda kullanılmaktadır.

               Depresif duygular, sağlıklı insanlarda istenmeyen ya da hayal kırıklığına neden olan yaşamsal olaylar karşısında ortaya çıkan sıkıntı , üzüntü ve keder içeren duygusal tepkiler olup , yaşamın normal bir parçası olarak kabul edilebilir.Ancak bizler tarafından ruhsal bir rahatsızlık olarak kabul edilen “Depresyon”, duygusal bir tepkiden çok daha şiddetli ve kişinin yaşamını olumsuz olarak etkileyen, hatta onun tüm yaşamsal işlevlerini bozan , belirli belirti kümelerinden oluşan bir hastalıktır. Temel özellikleri arasında kederli ve karamsar duygular içinde olma, kötümser düşünme, gelecekle ilgili umutsuzluk, hayattan zevk alamama, enerji azlığı, hareket  isteğinin azalması ve hareketlerde yavaşlama, iştah ve uyku düzensizlikleri yani, iştah ve uykuda artma ya da azalma gibi belirtiler yer alır.

               Tüm bu saydığımız belirtilerin “Depresyon” teşhisini koydurabilmesi için belirli bir süre boyunca devam etmesi ve kişinin günlük yaşantısını sürdürebilmesini engelleyen ya da insanlarla ilişkilerinde bozulmalara neden olan boyutlara varmış olması gerekmektedir.

               Hayatında önemli bir kayıp yaşamış olan bir insanın yani işini kaybeden, eşinden ayrılan ya da çok sevdiği bir yakınının ölüm acısını yaşamış olan bir kimsenin bir süre kendisini kötü hissetmesinden daha doğal bir şey olamaz. Ve bu durum onun depresyona girdiği anlamına da gelmez. Ama bu süre çok uzar, kişi bir türlü eski yaşamına geri dönemez ise işte o zaman depresyon olasılığı üzerinde durulması gerekmektedir.

               İçinde yaşadığımız çağ ve koşullarda depresyona girmek yada depresyona girmiş olmak utanılacak bir durum değildir. Tam aksine bizim hala insan olduğumuzu, insani değerlerimizi ve duygularımızı yitirmemeyi başardığımızı gösteren son derece insana has bir hastalıktır. Siz hiç nezle ya da grip oldum diye utanan, sıkılan birine rastladınız mı diyeceğim ama birden  şu günlerde nezle yada grip olma ihtimali bulunan kişilere de vebalıymış gibi davranıldığını anımsıyor ve sorumu geri alıyorum.

  • Depresyon Nedir?

    Depresyon Nedir?

    İnsanlar genellikle üzgün veya düşük modda hissettikleri anlar veya zaman dilimlerinden bahsederken “depresif” kelimesini kullanırlar. Stresli veya zor bir dönemden geçerken kendinizi bu şekilde hissetmeniz normaldir. Ancak, ruh halinizin birkaç gün değil de haftalar boyunca düşük olduğunu düşünüyorsanız veya neden bu kadar kötü hissettiğinizden emin değilseniz, daha ciddi bir şey olabilir.

    Sıklıkla ‘majör depresif bozukluk’ tanısı konan ‘Depresyon’, iki haftadan uzun süren hüzün duyguları ya da düşük duygudurum duygularını ifade eder ve günlük yaşamınıza girmeye başlar. Depresyonun yalnızca bir klinik psikolog veya psikiyatrist tarafından doğru şekilde teşhis edilebilecek bir durum olduğunu unutmayın.

    Depresyona ne sebep olur?

    Tek bir depresyon nedeni yoktur ve muhtemelen yaşanan olaylar (travma veya size yakın birini kaybetme gibi) ve biyolojik faktörlerin (genetik, hormonlar veya belirli kimyasalların dengesizliği gibi) bir araya gelmesiyle gelişir. Depresyondan etkilenen insanlar genellikle olumsuz düşünme kalıpları yaşarlar ve normal aktivitelerini yapmayı bırakarak semptomlarını daha da kötüleştirebilirler. Başka bir deyişle, depresyon bir ‘kısır döngü’ haline gelir: ruh haliniz çok aşağıda, hiçbir şey yapmaktan hoşlanmıyorsunuz, bu yüzden zevk aldığınız şeyleri yapmayı ya da yapmanız gerekenleri (okul çalışması ya da günlük işler gibi) yapmamak sizi daha da kötü hissettirir.

    Depresyonun bazı belirtileri nelerdir?

    Depresyondan muzdarip herkes depresyonu farklı şekilde yaşayacaktır, ancak bazı ortak belirtiler ve semptomlar vardır. Depresyon hafif ila şiddetli arasında değişebilir. Depresyonunuz varsa, deneyimleyebileceğiniz bazı belirtiler şunlardır:

    • Depresif duygu durumu
    • Genellikle ilgi duyulan aktivitelerde ilgi ve istek azalması.
    • İştah artması veya azalması
    • Uykusuzluk ve aşırı uyuma isteği.
    • Hiçbir şeyden zevk almıyormuş gibi hissetmek
    • Enerjinin düşmesi ve sürekli yorgun hissetmek
    • Suçluluk yada değersizlik duyguları hissetmek
    • Konsantrasyon güçlülüğü
    • Umutsuzluk, karamsarlık ve intihar eğilimi
    • İş ve sosyal hayatında işlev kaybı

    Yukarıdaki belirtiler en az iki hafta boyunca gözlemlenirse bir ruh sağlığı uzmanından yardım alınmalıdır.

    Depresyon sadece birinin ruh halini etkilemekle kalmaz uzun süreli etkilerinde aynı zamanda biyolojik olarak da etkiler.

    Çoğu insan bu duygu ve davranışlardan bazılarını farklı zamanlarda ve şekillerde deneyimler. Depresyonla arasındaki fark, semptomların daha şiddetli olması, daha sık ortaya çıkması ve zamanla kaybolmamasıdır.

    Tipleri

    Kalıcı depresif bozukluk (distimi olarak da bilinir) en az iki yıl süren depresif bir ruh halidir. Kalıcı depresif bozukluk tanısı konan bir kişi, daha az şiddetli semptomların olduğu dönemlerle birlikte majör depresyon ataklarına sahip olabilir, ancak semptomlar, kalıcı depresif bozukluk olarak kabul edilmesi için iki yıl sürmelidir.
    Doğum sonrası depresyon, birçok bebeğin doğumdan sonra yaşadığı “bebek mavileri” (doğumdan sonra iki hafta içinde ortaya çıkan nispeten hafif depresif ve anksiyete belirtileri) çok daha ciddidir.

    Postpartum depresyon geçiren kadınlar, hamilelik sırasında veya doğumdan sonra (postpartum depresyon) tam gelişmiş majör depresyon geçirir. Doğum sonrası depresyona eşlik eden aşırı üzüntü, endişe ve tükenme duyguları, bu yeni annelerin kendileri ve / veya bebekleri için günlük bakım faaliyetlerini tamamlamalarını zorlaştırabilir.

    Psikotik depresyon, bir kişinin şiddetli depresyonu artı yanlış bir şekilde yanlış inançları (sanrılar) rahatsız etmek veya başkalarının duyamayacağı veya göremediği şeyleri (halüsinasyonlar) duymak veya duymak gibi bazı psikoz biçimlerine sahip olduğunda ortaya çıkar. Psikotik belirtiler tipik olarak suçluluk, yoksulluk veya hastalık sanrıları gibi depresif bir “tema” ya sahiptir.

    Mevsimsel duygulanım bozukluğu, daha az doğal güneş ışığının olduğu kış aylarında, depresyonun başlangıcı ile karakterizedir. Bu depresyon genellikle ilkbahar ve yaz aylarında yükselir. Genellikle sosyal geri çekilme, artmış uyku ve kilo alma eşlik eden kış depresyonu, mevsimsel duygudurum bozukluğunda her yıl beklenen şekilde geri döner.

    Bipolar bozukluk, depresyondan farklıdır, ancak bu listede yer almaktadır çünkü bipolar bozukluğu olan bir kişi, majör depresyon kriterlerini karşılayan (“bipolar depresyon” olarak adlandırılan) son derece düşük ruh halleri yaşar. Fakat bipolar bozukluğu olan bir kişi, aşırı yüksek – euphoric veya irritabl – “mani” denilen ruh halleri veya “hipomani” denilen daha az şiddetli bir formda da yaşar.
    DSM-5’in tanısal sınıflandırmasına yeni eklenen diğer tip depresif bozuklukların örnekleri arasında yıkıcı duygudurum bozukluğu bozukluğu (çocuklarda ve ergenlerde tanı konan) ve premenstrüel disforik bozukluk (PMDD) bulunmaktadır.

    Belirti ve bulgular

    Aşağıdaki belirtilerden ve semptomlardan birçoğunu günün çoğunda, neredeyse her gün, en az iki hafta boyunca yaşıyorsanız, depresyondan muzdarip olabilirsiniz:

    Kalıcı üzgün, endişeli veya “boş” ruh hali
    Umutsuzluk duyguları veya karamsarlık
    sinirlilik
    Suçluluk, değersizlik veya çaresizlik duyguları
    Hobiler ve aktivitelerdeki ilgi veya zevk kaybı
    Azalmış enerji veya yorgunluk
    Hareket etmek veya daha yavaş konuşmak
    Huzursuz hissetmek ya da hala otururken sorun yaşamak
    Yoğunlaşmak, hatırlamak veya karar vermek zorluğu
    Zorluk uyku, sabah erken uyanış veya aşırı uyku hali
    İştah ve / veya kilo değişiklikleri
    Ölüm veya intihar düşünceleri veya intihar girişimleri
    Net bir fiziksel sebep olmaksızın ağrılar, ağrılar, kramplar veya sindirim problemleri ve / veya tedavi ile bile rahatlama

    Depresyonda olan herkes her semptomu deneyimlemez. Bazıları çok fazla deneyim yaşayabilirken bazı insanlar sadece birkaç semptomla karşılaşır. Majör depresyonun teşhisi için düşük duygudurumun yanı sıra çeşitli persistan semptomlar gereklidir, ancak sadece az sayıda ama üzücü – semptomları olan kişiler “subsendromal” depresyonlarının tedavisinden yararlanabilirler. Semptomların şiddeti ve sıklığı ve ne kadar sürdüğü, kişiye ve hastalığına bağlı olarak değişecektir. Semptomlar ayrıca hastalığın evresine bağlı olarak değişebilir.

    Risk faktörleri

    ABD’de en sık görülen ruhsal bozukluklardan biri depresyondur. Güncel araştırmalar depresyonun genetik, biyolojik, çevresel ve psikolojik faktörlerin birleşiminden kaynaklandığını düşündürmektedir.

    Depresyon her yaşta olabilir, ancak genellikle yetişkinlikte başlar. Depresyon, çocuklarda ve ergenlerde meydana geldiği kabul edilmektedir, ancak bazen düşük ruh halinden daha belirgin sinirlilik ile kendini gösterir. Yetişkinlerde birçok kronik duygudurum ve anksiyete bozukluğu, çocuklarda yüksek kaygı seviyeleri olarak başlar.

    Özellikle orta yaş ve yaşlı erişkinlerde depresyon, diyabet, kanser, kalp hastalığı ve Parkinson hastalığı gibi diğer ciddi tıbbi hastalıklar ile birlikte olabilir. Depresyon olduğunda bu koşullar genellikle daha kötüdür. Bazen bu fiziksel hastalıklar için alınan ilaçlar depresyona katkıda bulunan yan etkilere neden olabilir. Bu karmaşık hastalıkları tedavi etmede deneyimli bir doktor, en iyi tedavi stratejisine yardımcı olabilir.

    Risk faktörleri şunları içerir:

    Kişisel ya da aile depresyon öyküsü
    Büyük yaşam değişiklikleri, travma veya stres
    Bazı fiziksel hastalıklar ve ilaçlar

    Depresyon yaşadığınızı düşünüyorsanız ne yapmalısınız?

    Depresyon belirtileri yaşadığınızı düşünüyorsanız, bir ruh sağlığı uzmanını ziyaret edin. Depresyon ile ilgili farklı tedaviler mevcuttur. Psikiyatristiniz ve psikoloğunuz kişisel durumunuza ve deneyimlerinize uygun bir tedavi planı oluşturmak için sizinle birlikte çalışabilir. Aşağıdaki gibi teknikler içerebilir:

    Bilişsel davranışçı terapi gibi psikolojik tedaviler

    Kişiler arası psikoterapi

    Problem çözücü psikoterapi

    Destekleyici psikoterapi

    İlaç (genellikle anti-depresanlar)

    Yaşam tarzı değişiklikleri: düzenli egzersiz, iyi beslenme ve uyku rutinlerini uygulama.

    Panik Atak Tedavisi

    Anksiyete

  • Depresyon Nedir?

    Depresyon Nedir?

    Depresyon, bir kişilik özelliği ya da “şımarıklık” değildir.

    Depresyon, kişinin “kendisinin halletmesi gereken” basit bir durum değildir.

    Sağlıklı insanlar, istenmeyen ya da hayal kırıklığına neden olan olaylar karşısında; karamsarlık, sıkıntı, üzüntü, keder gibi duygusal tepkiler verdiğinde, bu duygulara depresif duygular denir. Depresif duygular hayatın normal bir parçasıdır, çoğu durumda kendiliğinden kaybolur.

    Majör Depresyon ise beyni etkileyen ciddi bir hastalıktır. Beynin belirli alanlarında ortaya çıkan kimyasal dengesizliğin hastalığın ortaya çıkışından sorumlu olduğu düşünülmektedir.

    Hastalık olarak tanı konması için, kişinin şikayetlerinin en az iki haftadır sürüyor olması ve mesleki ve sosyal hayatını belirgin şekilde etkiliyor olması gerekir.

    Majör Depresyon düşünceleri, duygu durum ve bazı bedensel fonksiyonlarımızı etkiler. Kişinin yemek yemesini, uyumasını, fiziksel dayanıklılığını, sağlıklı düşünce üretebilme yetisini bozar.

    Depresyon, kesinlikle “geçici üzüntü hali” ile aynı şey değildir.

    Majör Depresyonun belirtileri nelerdir?

    Bir beyin hastalığı olarak Majör Depresyon, beynin işlevlerinde bozulma ve düzensizliklerin yansıması olarak duygu, düşünce, davranış ve bedensel işlevlerde bozulmanın ortaya çıktığı belirtiler kümesidir. Her hastada tüm belirtiler bir arada olmayabilir.

    Depresyonun temel belirtileri arasında karamsar ve kederli duygu-durumu, kötümser düşünce içeriği, umutsuzluk, çaresizlik hisleri, hayattan zevk alamama, hemen her konuda ilgi kaybı yer alır. Kişi günün çoğunda, özellikle sabahları depresiftir. Beraberinde boşluk hissi olur ve her şey anlamsız gelebilir. Motivasyon kaybı nedeniyle gelecekle İlgili hedef belirleyebilmek ve hedefe odaklanabilmek güçleşir.

    Kaygı ve korkular da bulunabilir. İç huzursuzluğu ve gerginlik hisleri olabilir. Hüzünlü duygu duruma eşlik eden ağlama olabileceği gibi bazı hastalar ağlayamamaktan şikayetçidir.

    Geçmişte yaşanmış olumsuz olaylar sık sık akla gelmeye başlar, pişmanlık hissi yoğunlaşabilir. Şimdiki zamanda ise hasta kendini sürekli değersiz, yetersiz, ya da suçlu hisseder kendine ve çevreye güvenmekte zorlanır. Alınganlık artar. Yalnızlık hissedilebilir. Gelecekle ilgili olumsuz düşünceler olabilir.

    Düşünce yavaşlayarak konuşmanın da yavaşlamasına ve azalmasına neden olur. Unutkanlık olur. Dikkat bozulabilir. Yeni bir şeyler öğrenmek güçleşir. Enerji düşer, kişi çabuk yorulur.

    Uykuya dalmak zorlaşabilir

    Uykuya dalmak zorlaşabilir. Gece boyunca uykuda bölünmeler ya da sabaha karşı yorgun bir şekilde uyanma ve tekrar dalamama görülebilir. Tersine, uykuya meyil ve uyku süresinde uzama da olabilir.

    İştah azalması ve kilo kaybı olabileceği gibi aşırı yemek yeme ihtiyacı da olabilir.

    Ağır durumlarda kişi kendine zarar verme planları yapabilir ya da zarar verebilir. İntihar düşüncesi /planı / girişimi olabilir.