Etiket: Depresyon

  • Ciddi Depresyon Hastalığı

    Ciddi Depresyon Hastalığı

    Depresyonda Oluşan Duygu Değişiklikleri

    İnsan duyguları doğaları gereği inişli çıkışlıdır. Deneyimlemek istediğimiz duygulara olumlu duygular derken, bizi rahatsız eden duygulara olumsuz duygular deriz. Olumsuz duyguların fazlalığı yağmurun normalden fazla yağıp sele dönüşmesi ve bize, evimize ve çevremize zarar vermesine benzer. Duygularımızın bize söz konusu zararı vermeye başladığındaki tutum ve tavırlarımız aynı zamanda depresyonu nasıl geçireceğimizin (veya geçiremeyeceğimizin) en önemli belirleyicisi ve depresyon tedavisi konusundaki çözüm ortaklarımız olacaktır.

    Duygu Durumundaki Değişiklikler

    Depresyondaki bir kişide görülen en yaygın duygu durum değişiklikleri aşağıdadır.

    • Keder, elem, üzüntü, sıkıntı, karamsarlık,

    • Olağan faaliyetlere ve günlük uğraşlara karşı ilgisizlik,

    • Hiç bir şeyin zevk vermemesi, hayatın anlamsız gelmesi,

    • Ağlama isteği veya ağlama,

    • Konuşmaya dahi isteksiz olma ve aile çevresi ile sosyal çevreden uzaklaşma,

    • Düşüncelerin içeriğinde olumludan olumsuza, pozitiften karamsara doğru olan değişiklikler.

    Hafızamız Depresyondan Nasıl Etkilenir?

    • Dikkat gerektiren işlerde hatalar yapmaya başlanır.

    • Konsantrasyon eksikliği ve basit unutkanlıklar başlar.

    • Çok iyi bilinen, alışılan, rutin haline gelmiş işlemlerde dahi hatalar yapılabilir.

    • Yeni konular öğrenmekte güçlük çekilir.

    • İş performansı ciddi şekilde düşer.

    Depresyonun Biyolojik ve Hayati Fonksiyonlara Etkisi

    • Uykuya dalmada ve kesintisiz, sağlıklı bir uykuyu sürdürmede sorunlar baş gösterir.

    • Sık sık uyanma, sabahları erken uyanma veya kötü rüyalar görme durumları yaşanır.

    • İştahsızlık ve aşırı kilo veya aşırı iştah ve normalin üstünde kilo alımı görülebilir. Bu tarz belirgin yeme rejimi ve vücut ağırlığı değişimleri depresyon belirtileri arasında önemli yer tutar.

    • Cinsel istekte azalma görülür.

    • Aşırı düşünceli davranışlara, hareketlerde yavaşlama ve enerjinin düşmesine, gün içinde yorgunluk ve halsizliğe rastlanır.

    İstisnasız tüm depresyon türleri kişiyi en zayıf noktasından vurur. Olumlu düşünme becerileri zayıflayan kişinin en başta umutsuzluk, karamsarlık düşünceleri (kendisini değersiz, günahkar, suçlu hissetme gibi) yükselişe geçer. Öyle ki ciddi ve majör depresyon durumunda kişi bu düşüncelerini kontrol edemez ve acısına son verme amacıyla intihar eğilimi geliştirebilir.

    En Tehlikeli Depresyon

    Ağır depresyonlarda kimi zaman var olan gerçeği değerlendirme ve muhakemede yeteneklerinde kısmi bozukluklar meydana gelebilir. Şahıs organlarının tam veya yerinde olmadığını, çürüdüğünü, bu nedenle yeme-içmesinin anlamsız olduğunu söyleyerek yeme içmeden kesilebilir ve çevresinden kötülük göreceği şeklinde hezeyanları olabilir. Bu tarz belirtiler depresyonun oldukça ileri bir aşamasında olunduğuna işarettir ve henüz yapılmadıysa acilen depresyon tedavisi için bir uzmanla görüşülmesi gerekir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Depresyonda mıyım?

    Depresyonda mıyım?

    DEPRESYON

    İstemediğiniz bir ruh haline hepimiz zaman zaman gireriz bu son derece normal. Sorun şurada başlıyor bu ruh halinden çıkmak istediğimiz zaman çıkamıyor hatta bir ruh halinden diğerine sürükleniyoruz ve bu durumda ne kendimize ne de başkasına hayrımız dokunmuyorsa “Depresyon”da olduğunuzdan şüphelenebilirsiniz.

    Depresyon Yaşı

    Depresyon her yaşta görülebilir. Psikiyatrik hastalıklarda en sık konulan tanı Depresyon’dur. Uzun sürmesi halinde bir hastalık olarak kabul edilebilir. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazladır bunlardan Majör Depresyon nöbetlerle gelir ve tamamen iyileşme olduktan sonra tekrar gelebilir.

    Depresyondaki bir kişinin en sık yakınmaları;

    Derin üzüntü, umutsuzluk, karamsarlık, hayattan zevk almama, keyif aldığı şeylerden uzaklaşma hali ve zihinsel dağınıklık olabilir. Depresyondaki kişilerden duyduğum en yaygın cümleler;

    Kendimi tanıyamıyorum. İçimde atamadığım birşeyler var, hayat bana ağır geliyor. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Sürekli yorgunum ve uyumak istiyorum. Kimseyi görmek istemiyorum. Kimseye faydam yok. Yaşamın benim için bir anlamı kalmadı. Aşırı unutkan oldum. Dikkatimi toplayamıyorum..”

    Depresyona Girdiğimi Anlayabilir Miyim?

    Kendi kendinize soracağınız birkaç soru bu konuda bir fikir verebilir. Bu konuda hazırlanmış “Depresyon Tanı Ölçüleri”nden yararlanabiliriz. Aşağıdaki sorulardan 5 tanesine “Evet” diyorsanız. Depresyonda olduğunuzdan şüphelenmekte haklısınız.

    • Yaşamdan eskisi kadar keyif almıyorum, hiçbir şey mutlu etmiyor.

    • Karamsarlık, ümitsizlik, kötümser düşünceler baskın.

    • Kendimi yorgun, bitkin, halsiz hissediyorum.

    • Uyku düzenim bozuldu.

    • Çok yiyorum (veya aşırı iştahsızım)

    • Bedenimde ağrılar, sızılar başladı, göğsüme baskı oluyor, mideme kramplar giriyor.

    • Son zamanlarda cinsel ilgimi kaybettim.

    • Dikkatim dağınık, birşeyi aklımda tutamıyor, öğrenemiyorum.

    • Bu yaşamda işim kalmadığını düşünüyorum ve zaman zaman intihar etmek istiyorum.

    Depresyon geçiren bir insandan; düşünce ve duygu, davranış, motor faaliyetlerde, biyolojik yaşamsal fonksiyonlarda değişiklikler olur.

    Yardım Almalı Mıyım?

    Depresyondaki pek çok insan yardım alma fikrine de sıcak bakmaz. Yalnızlaşmak isterken aslında sevdiklerinden de uzaklaştığının farkında değildir. Başta kendi durumunu yadırgarken zamanla bu duruma alışıp insanları yadırgamaya başlar. Hepimiz belli dönemlerde depresyona girebiliriz. Sorun depresyona girdiğinizde başlamaz çıkmak istediğiniz ve haftalar geçmesine rağmen çıkamadığınızda sorun olur.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • DEPRESYON: GÜNEŞİ OLMAYAN ÜLKE

    DEPRESYON: GÜNEŞİ OLMAYAN ÜLKE

    Hepimiz çoğu zaman kendimizle ve dış dünyayla ilgili olumsuzlukları ya görmezden geliriz ya da çok fazla dikkate almamaya çalışırız. Neşemizi kaçıracak, moralimizi bozacak türden olaylar, yaşantılar, kişiler ya da düşüncelerden kaçınma davranışı içinde oluruz. Daha çok kendimizle ilgili olumlu şeyleri dikkate almaya ve olumlu yönlerimize odaklanmaya çalışırız. Bu durum bir çeşit denge halidir. Ruh sağlığımızı korumak amacıyla farkında olarak ya da olmayarak sergilemiş olduğumuz bu tutum bizi aslında korumaya yöneliktir. Fakat öyle zamanlar vardır ki kimi insanlar hayatlarının belli dönemlerinde bu mekanizmayı ters yönde kullanmaya yönelirler. Hep kendileri ve çevreleri ile ilgili olumsuz düşüncelere kapılırlar. Her şeyin olumsuz tarafını görmeye başlar, olumlu olan hiçbir şeyi dikkate almazlar. Zamanla bu düşünceler bir de bakmışsınız ki kendinizi olur olmaz her konuda suçlamaya, kendinizi değersiz görmeye kadar ilerlemiş.
    İşte depresyon dediğimiz şey de kişinin ruh dünyasının yavaş yavaş kararmasıdır. Ruh dünyamızda gün batımı başlamıştır ve güneş yavaş yavaş batmaya başlar. Gün batımından sonra da güneşin doğması için çok uzun süre beklemek gerekir. Aslında depresyonu yaşayan kişiler için güneş hiç doğmayacakmış gibidir. Depresyonda olan kişinin iç dünyasında, artık güneş hiç doğmayacakmış algısı oluşur. 
    Son derece çökkün bir duygu halinde olan kişi, kendisini aşırı değersiz hisseder, gelecekten beklentisi kalmamıştır, eskiden kendisine keyif veren etkinlikler anlamını ve değerini yitirmiştir. Dünyayı artık sürekli negatif kutuptan yorumlar. Her şey onun için bir acı kaynağına dönüşür. Yakın çevrenin desteği ise yeterli değildir. 
    Takma kafana,
    Zamanla geçer,
    Dert ettiğin şeye bak,
    Senden daha kötü durumda olan insanları düşün,
    Kur’an oku, namazlarını aksatma, dua et
    Git biraz gez dolaş, tatil yap
    Yakın çevrenin teselli adına yaptığı bu ve benzeri pek çok yorum depresyona girmiş kişinin dünyasında hiçbir karşılık bulmaz.
    Depresyonda olan kişinin konuşması, hareketleri ve düşüncesinde de yavaşlamalar söz konusudur. Kimi zaman da depresyonda olan (Kaygılı) kişiler aşırı hareketli olabilirler. Sürekli bir ileri bir geri gidip gelir, ellerini ovuşturur, yerlerinde duramaz ve ritmik bacak hareketleri sergilerler. 
    Depresyona girmiş olan kişiyle ilgili olarak yakın çevrenin yaptığı yorumlar da çok isabetli olmamaktadır. Genellikle depresyon öncesi yaşanan olumsuz bir olaya takılıp kalınmaktadır. Unutmayınız ki depresyonu tek bir sebebe bağlamak çok da isabetli değildir. Genellikle depresyonu hazırlayan bir düşünce sistematiği vardır ve bu düşünme şekli nedeniyle insanlardan bir kısmı depresyona daha fazla yatkınlık göstermektedirler. Depresyonun nedeniyle ilgili pek çok farklı görüş de bulunmaktadır. Fakat hepsini burada zikretmek olanaksızdır. 
    Şimdi kısaca maddeler halinde depresyonun ne gibi belirtileri olduğuna bakalım.
    DEPRESYONUN BELİRTİLERİ
    1.Çökkün duygu hali neredeyse her gün, günün büyük bir bölümünde vardır.
    2.Neredeyse bütün etkinliklere karşı ilgide belirgin bir azalma söz konusudur. Daha önce zevk aldığı etkinliklerden zevk alamaz durumdadır.
    3.Kilo vermek istemediği halde çok kilo verme ya da tam tersi, istemediği halde çok kilo alma söz konusudur. Bir ayda kendi kilosunun %5’inden az ya da çok olur.
    4.Neredeyse her gün uykusuzluk ya da aşırı uyuma söz konusudur.
    5.Hareketlerinde gözle görülür biçimde aşırı derecede yavaşlama ya da aşırı hareketlilik söz konusudur.
    6.Bitkinlik ya da içsel gücün kalmaması duygusu söz konusudur.
    7.Değersizlik ya da aşırı veya uygunsuz suçluluk duygularının eşlik etmesi söz konusudur.
    8.Neredeyse her gün düşünmekte ya da odaklanmakta güçlük çekme, kararsızlık yaşama söz konusudur.
    9.Ölüm düşünceleri ya da kendini öldürme düşünceleri söz konusudur.
    Hiç şüphesiz yukarıda sayılmış olan belirtiler bir uzman gözleminden sonra anlam ifade eder. Aksi takdirde okuyucu bu belirtileri okuyarak kendince tanı koymaya çalışmamalıdır. Kaldı ki depresyon günümüzde herkesin bildiği(ni sandığı) son derece istismara açık bir kavramdır. Sık sık ‘Yas’ ile karıştırılan depresyon, her üzüntülü olan kişinin kendi kendisine özensizce koyduğu bir teşhis haline gelmiştir. 
    Yeri gelmişken yas ile depresyon arasındaki önemli farkları da belirtelim.
    YAS İLE DEPRESYON ARASINDAKİ FARK
    Yas tutan kişide baskın olan duygu hali; boşluk duyguları ve yitirilen kişidir
    Depresyonda ise; neredeyse devamlı bir hal almış çökkün duygu hali söz konusudur. Ayrıca mutlu olmak ya da etkinliklerden zevk almak konusunda bir beklenti içerisinde olmama hali vardır. 
    Yas tutan kişide yaşanan üzüntü ve keder duygularının yoğunluğu günler ve haftalar içinde azalma eğilimi gösterir. Bu belirtiler bazen artabilir (kayıpla ilgili anıların canlanması durumunda)
    Depresyonda ise çökkün duygu hali (dolayısıyla keder ve üzüntü duyguları) daha sürekli bir haldedir. Herhangi bir düşünceye bağlı değildir. 
    Yas tutan kişide yaşanan duyguya kimi zaman olumlu duygular ve komiklikler eşlik edebilir. Örneğin gurbette yaşayan bir aile cenaze nedeniyle bir araya geldiklerinde akşam dertleşip sohbet edebilirler. Bu sohbet kimi zaman uygunsuz kaçsa da neşeli bir hal alabilir. Fakat aynı kişiler ertesi gün kederli bir şekilde defin işlemlerini yapabilmektedir. 
    Oysa ki depresyonda olan bir kişide bu durum söz konusu değildir. Genel bir mutsuzluk hali mevcuttur. 
    Yasa eşlik eden düşünceler daha çok ölen kişiyle ilgili düşünceleri ve anıları düşünüp durma şeklindedir. 
    Depresyonda ise düşünce, daha çok kişinin kötümser düşüncelere kapılması ya da kendini yoğun bir şekilde eleştirmesi şeklinde tezahür eder.
    Yasta benlik saygısı –kişinin kendine olan saygısı- genellikle korunmaktadır.
    Depresyonda ise kişi kendisine karşı olumsuz duygular besleme yoluna gider ve kendini yoğun değersizlik duyguları içerisine atar.
    Yasta kendini aşağılama yoktur. Varsa da daha çok ‘rahmetli’ ile ilgili yapılamayan düşünce ve davranışlarla bağlantılıdır.
    Yastaki kişi ölmeyi arzu ediyorsa bile bu durum daha çok ölen kişiye ‘kavuşma’ arzusundan kaynaklı geçici düşüncelerdir.
    Oysa ki depresyonda olan kişide bu düşünceler, değersizlik duygularından dolayı ya da yaşamayı hak etmediği veya acıyla başa çıkamadığı için ortaya çıkabilmektedir.
    Bütün bu verileri göz önünde bulundurduğumuzda her üzüntülü, kederli olan kişiye depresyonda demek imkansızdır. Genellikle gündelik dilde bir kişi bize ‘Depresyondayım’ dediğinde aslında çok mutsuz ve üzüntülü olduğunu ifade etmektedir. Fakat bir kişinin gerçekten de depresyonda olup olmadığı uzman görüşüne bağlıdır. Dolayısıyla her durumda yukarıda belirtmiş olduğumuz depresyon belirtilerini gösteren kişilerin mutlaka bir uzmana başvurmaları gerekmektedir. 
    Depresyonda olan kişinin yardım alma konusunda da isteksiz olabileceğini unutmamak gerekir. Bu nedenle yakın çevresinin, ailesinin bu konuda kişiyi teşvik etmesi ve desteklemesi son derece önemlidir.

    Sağlık, ve mutluluk dileklerimle…
    Yararlanılan kaynaklar:
    1.Orhan Öztürk, Ruh sağlığı ve Bozuklukları, Ankara, 2004
    2.DSM 5
    Hakan TOKGÖZ
    Klinik Psikolog 
    Konya

  • Çocuklarda ve Gençlerde Depresyon belirtilerini anlama kılavuzu

    Çocuklarda ve Gençlerde Depresyon belirtilerini anlama kılavuzu

    Çocukluk ve gençlik çağında depresif semptomlar çoğunlukla sadece melankolik bir temel duygu ve üzüntü, ilgisizlik, umutsuzluk, derin düşüncelere dalma veya amaçsızlık olarak ortaya çıkmayıp hastalık derecesinde iç huzursuzluğu veya agresyon gibi fiziksel semptomların arkasına gizlenebilirler. Ayrıca vakalar çoğunlukla ortaya çıkış şeklinde farklılık gösterip çocukluk ve gençlik çağındaki bir depresyonun semptomları yaşa ve gelişime bağlıdır. 

    Aynı zamanda “normal” gelişim çerçevesinde neyin sıra dışı olup olmadığını değerlendirmek de zor – özellikle zaten duygusal dalgalanmaların sıklıkla meydana geldiği ve davranışların değişebileceği buluğ çağında. 

    Küçük çocuklarda depresyon belirtileri (1 – 3 yaşları arasında)

    •    artan ağlamalar, üzgün görünüş 
    •    yüz ifadesi zayıf  
    •    artan hırçınlık, hassaslık 
    •    bozulan yeme alışkanlıkları 
    •    Uyku bozuklukları (uykuya dalmakta zorlanma, gece sık uyanma veya aşırı uyku ihtiyacı) 
    •    ebeveyne aşırı bağlılık, yalnız kalamama
    •    Öz uyarım davranışları: Vücudu sallama, aşırı parmak emme, jenital manipülasyon 
    •    İlgisizlik, oyun oynamak istememe ve oyun davaranışında dikkat çekici davranışlar (noksan hayal gücü)

    Depresif küçük çocuklar ayrıca çoğu zaman bir gelişim bozukluğu gösterirler. Yürümeyi geç öğrenirler, daha az ince ve kaba motor becerileri veya kognitif yetenekler geliştirirler ve daha yavaş gelişirler.

    Okul öncesi çağda depresyon belirtileri (3 – 6 yaşlar arası)

    •    üzgün yüz ifadesi
    •    azalan jestler ve mimikler, psikomotorik tutukluluğu, 
    •    kolay iritasyon, duyguları kolay değişebilir, dikkat çekecek derecede korkak 
    •    sevinç duyma yeteneğinde noksanlık
    •    Kayıtsızlık ve isteksizlik, içine kapanık davranış 
    •    motorik aktivitelere karşı azalmış ilgi 
    •    içsel huzursuzluk ve gerginlik kendini yetersiz/az iletişimli ve agresif davranışlarda gösteriyor
    •    Yeme ve uyku bozuklukları 

    Tipik “yetişkin” semptomlarının ilk ön seviyeleri görünebilir, örneğin kisenin onunla oynamak istemediğini, kimsenin onu sevmediğini ve kimsenin ona vakit ayıramadığını belirtmesi.

    Küçük okul çocuklarında depresyon belirtileri (6 – yaklaşık 12 yaşları)

    •    sözlü olarak üzgün olduğunu bildirmesi
    •    düşünmede tutukluluk, konsantrasyon zorluğu ve hafıza bozukluğu 
    •    Okul başarılarında azalma 
    •    Gelecek korkusu, genel korkaklık 
    •    Ölçüsüz suçluluk duyguları ve yersiz öz eleştiri 
    •    psikomotorik tutukluluk 
    •    iştahsızlık
    •    Uyku ve uykuya dalma bozuklukları 
    •    intihar ile ilgili düşünceler 

    Bu yaşlardan itibaren tipik depresyon belirtileri ön plana çıkar. Çocuklar moralsiz, ümitsiz ve korkulu olurlar. 

    Buluğ ve gençlik çağında depresyon belirtileri (13 – 18 yaşları)

    Fiziksel semptomlar: 
    •    psikosomatik şikayetler (örneğin başağrıları)
    •    kilo kaybı
    •    Uyku ve uykuya dalma bozuklukları (çoğu zaman da aşırı uyku ihtiyacı)

    Ön planda ruhsal semptomlar bulunuyor:

    •    azalmış özgüven (kendinden şüphe etme) 
    •    Apati, korku, isteksizlik, konsantrasyon bozukluğu 
    •    Duygu dalgalanmaları 
    •    günün zamanına bağlı duygu dalgalanmaları 
    •    verim bozuklukları
    •    sosyal ve duygusal beklentilere yetememe duygusu 
    •    İzolasyon, sosyal geri çekilme tehlikesi 
    •    İntihar ile ilgili düşüncelerin, hatta denemelerin artışı 

    Çocukluk çağından kız ve erkek çocuklarının depresyon geçirme oranı aşağı yukarı aynı. Gençlik çağından itibaren genç kadınlar genç erkeklere kıyasla iki kat daha fazla olasılıkla depresyon geçirirler. Resmi olarak yetişkinlerle aynı tanı kriterleri geçerlidir (ICD-10), ancak depresyon semptomu olarak sayılan birçok belirti normal gençlik gelişmesinin parçası gibi görünüyor: fazlasıyla üzgün, gergin, içine kapanık, sıkılmış veya düşünceli olmak, çoğunlukla kendisinden ve tüm dünyadan memnun olmamak. Normal gelişim ile depresif semptomatiği arasındaki sınırlar akıcı – ve kesin tanının zorluğu da burada yatıyor. Depresyonun bu farklı görünüşleri çoğunlukla depresyonun gençlik çağında tespit edilememesine veya geç tespit edilmesine yol açabilir. 

    Depresyona ek olarak çocukluk ve gençlik çağında çoğunlukla ikincil (ruhsal veya davranışsal) hastalıklar (eşzamanlı hastalıklar) ortaya çıkıyor ve bunlar kesin bir tanıyı zorlaştırabilirler. Aşağıdaki eşzamanlı hastalıklar çocukluk ve gençlik çağında sıkça görülebilir:

    –          Anksiyete bozuklukları
    –          Somatoform rahatsızlıklar (Belirsiz bedensel rahatsızlıklar)
    –          Hiperkinetik bozukluklar (DEHB)

    Depresyonu tespit etmek

    Depresyonlarla başetmenin önemli bir adımı hastalığı tespit etmektir. Ancak hangi noktada normal davranışlar “olağandışı” davranışlara dönüşür? 

    Yaşa bağlı semptolar birkaç hafta veya ay boyunca değişme olmadan görülüyorsa, bir olasılıkla artık bunlar “normal” yaşa bağlı değişiklikler veya dıştan gelen bir zorluluğa (örneğin bir kayıp durumu) gösterilen geçici ve anlaşılır reaksiyonlar olmayabilir ve depresyon sözkonusu olabilir.  

    Dikkat çekici bir davranış sergileyen çocuklar ve gençlerle münkünse güven çerçevesinde sakin bir konuşma yapılmalı. Böyle bir konuşmadan sonra hala depresyon şüphesi varsa profesyonel yardım aramak gerekir. Tanıya depresiv semptomların sebebi olarak fiziksel rahatsızlıkların hariç bırakılması (örneğin guatr fonksiyon rahatsızlıkları) ve eşzamanlı psikyatrik rahatsızlıkların (örneğin anksiyete bozuklukları) araştırılması da dahil. Tecrübeli teşhis uzmanları ayrıca gençlerde sıkça görülen inkar eğilimi ve sahip olabilecekleri aşırı utanma duygusu ile ilgili de doğru yaklaşımı gösterme konusunda eğitimliler. 

    Akrabalar veya tanıdıklar aşağıdaki işaretleri gözlemlediklerinde profesyonel yardım gerekli olabilir: 

    •    Hobiler ve yaşlarına göre tipik aktivitelerle ilgilenmemeye başlama 
    •    Okuldaki başarılarının aşırı gerilemesi 
    •    Davranış ve görünümdeki aşırı değişimler 
    •    Evden kaçma 
    •    Alkol ve uyuşturucu istismarı 
    •    Kendini aileden ve/veya yaşıtlarından uzaklaştırma 

    Çocuklarda ve gençlerde depresyonun erken teşhisinin önemi 

    Bir depresyonun erken teşhisi çocukların ve gençlerin çektikleri acıları dindirmek açısından önemli. Depresif gençler kendilerini sevilmeyen kişiler olarak görürler ve daha az arkadaşları olur. Aynı zamanda hastalığa bağlı ve yaşa göre gelişimi yavaşlatan olumsuz etkiler (önceki gelişim aşamalarına geri düşme veya gelişim bozukluğu) de önlenebilir.  
    Ayrıca depresif çocukların ve gençlerin yetişkin olarak da depresyona veya başka bir ruhsal hastalığa yakalanma ve sosyal ve uyum sorunları yaşamaları riskleri daha büyüktür. Bu yüzden depresyona mümkün olduğu kadar erken teşhis konulması ve tedavi edilmesi önemlidir – ayrıca depresif çocukların er ya da geç intihar teşebbüsünde bulunmaları riski de daha yüksek. Bu durumda erken teşhis hayat kurtarır.

  • BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI PSİKOTERAPİ=COGNİTİVE BEHAVİORAL TERAPİ (CPT)

    BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI PSİKOTERAPİ=COGNİTİVE BEHAVİORAL TERAPİ (CPT)

          Biliş; düşünce ya da algıdır, Herhangi bir zamanda olaylar hakkında ne düşündüğümüzdür. Düşünceler otomatik olarak akar ve nasıl hissettiğimiz üzerinde etkilidir. Düşüncelerimiz duygularımızı yaratır. Pek çok insan korkunç olaylar, kişisel problemler yaşarlar. Diğer insanlar gibi en yakınlarımız bile cansıkıcı ve acımasız olabilir.Ama genlerimiz, homonlarımız, çocukluk yaşantılarımız, nasıl düşündüğümüzü NASIL HİSSETTİĞİMİZİ belirler.
              Aynı cephede omuz omuza savaşıp herkes ayrı bir psikoloji ile evine döner. Bir örnek; yıllar önce mecburi hizmette gittiğim Kayseri’de doktor odasında çayımı yudumluyordum. İki doktor arkadaş hararetle konuşuyordu biri acılı ve ağlamaklı bir sesle yatılı okuduğu lisesinden bahsediyordu. “Duvarlar hapishane duvarı gibi yüksek, kapıda gardiyan gibi bekçi, hapis gibi kızlar arasında renksiz ve kötü yemeklerle bir yaşam, geçirdim” diye ağlıyordu. Ayna norönlarım fazla çalışıyor, üzüldüm. “hangi lisede okudun?” diye sordum İzmir Kız Lisesi deyince şaşırdım benim lisem!… İzmir’e geldiğim zaman hangi araçla önünden geçsem, önünden geçerken boynunu kıracak şekilde hasretle özlemle baktığım lisem. Atatürk’ün el yazmaları ile süslü, tarihi taşlarla örülmüş, bembeyaz mermerlerle kaplı zemini olan, kalın güçlü güven veren  sutunları üzerinde dolmabahçe sarayının giriş ve iç merdivenleri gibi şahane merdivenleri ile süslü tarihi bir bina. Japonları hayran bırakan ahşap tavanları ile çok güzel. Hala rüyalarım da içinde koştuğum lisem. Sevimli bekçi amcalar haftasonu iznim için memeleketim Alaşehir’e giderken “Zeynep bizede üzüm getir iyi mi?” deyip beni 14 yaşında İzmir’e özgür salıyorlardı ben sorunsuz bir ergendim hiç ceza almadım. Hatta ceza alıp bunalanı bile etrafımda hiç görmedim. İzmir Kız Lisesi denize bakan bir tepede kurulmuştur. Aşağıdaki geniş yoldan yukarıya yükselen güçlü istinat duvarları yola taş toprak dökülmesini önler. İzmir Kız Lisesi önünde duvarlar bir karış bile, görüşünüzü engellemez. Ege denizinin gün batımını, akşamları ders çıkışı çaylarımızı yudumlarken, manzara çok güzeldi. 1980’li yıllarda İzmir’in en iyi 3 lisesi arasında ve kız için 1. Sıradaydı. Zarif değerli öğretmenleri her ders için mevcut olan labaratuvarları ile pekçok İzmir’li kızın hayali olan bir okuldu. Sadece İzmir’in başarılı kızlarına kapı açmıyor, yatılı bölümü %80 paralı olmasına rağmen, benim gibi devlet bursuyla Anadolu ilçelerinden kasabalarından gelen kafası çalışan kızlarının önüne bilimi, özgürlüğü, demokrasiyi sunmuş bir lise idi. Aynı binaya iki anlamı veren bizim düşünce yapımızdır.
              CBT’de olaylar hakkında düşünme şeklimizi, hatta temel değer ve inançlarınızı bile değiştirebilirsiniz ve bunu yaptığınızda duygu durumunuzda görüşünüzde, üretkenliğinizde sürekli değişiklik yapabilirsiniz.
              Depresyonda yada panikte CBT mi? ilaç mı? demek tavukmu yumurtadan, yumurtamı tavuktan demek kadar gereksiz. Çürümüş ağrıyan bir dişe ağrı kesici ne kadar lazımsa, depresyona antidepresan o kadar lazım. Dişlerini fırçala, diş ipi kullan, cave durtamini al demek dişi çürümüş, dişeti çekilmesi ve diş kaybı olana ne kadar yetersiz bir cevapsa psikolojik özellikli depresyon, ağır ve orta derecede depresyon, panik atakta ilaç vermemek veya alma demek ve sadece CBT’ye almak aynı şekilde yetersizdir. Hafif depresyonda genetik yük ve depresyonu hazırlayıcı medikal sebepler yok ise, psikososyal stresörler ve bilişsel çarpıtmalar fazla ise tek başına CBT uygulanabilir. Panik atağın, panik bozukluğunun, şizofreni paranoyanın semptomu olduğu ayırıcı tanısı yapılmamışsa, paniğe sebep olabilecek madde bağımlılığı, yoksunluğu, medikal hastalıklar (hipertiriodi, feokromasitoma) beyin hastalıkları araştırılmamışsa, eğer psikolog ve psikiyatristin yapacağı hata sadece tedavinin geç kalmasına yol açmayıp, bazen 6 ay CBT veya farmokoterapi ile oyalanmış beyin tümörleriyle beyin cerahları uğraşır. Psikiyatrist yada terapist yarışmacı değil uzlaşmacı bir uslupla egolarını bir kenara bırakıp birlikte çalışmaları gereken ekip elemanlarıdır.
              CBT depresyon tedavisi ve yenilenmemesi korunmak için uygulanan, psikoterapi yöntemidir. CBT için 1. Sınıf veya 2. Sınıf tedavi yöntemi denmesi anlamsızdır.
              Depresyon; beyin biyokimyasında değişiklikler sonucu oluşur. CBT beynin biyokimyasını değiştirir. Bu durum beyin görüntüleme PET’de gösterilmiştir. çevresel sebeplerlebiyolojik yapımız değişir. Örneğin; sırtı sıvazlanan bebekse büyüme hormonu salgılanır. İnsan, biyolojik, psikolojik, sosyal, kültürel, cinsel bir varlıktır.
              CBT kaygı bozuklukları, post travmatik steres bozukluğu, fobiler ve Okb, yeme bozuklukları ve borderline de başarılı bir şekilde uygulanmakatdır.
              CBT tekrar hastalanmaktan korunma ve kişisel gelişim sağlar. Öğreneceğimiz problem çözme becerileri ve başa çıkma yöntemleri modern hayatta karşılaşacağımız sorunlarınızı çözmede, boşanma, ölüm, başarısızlık gibi kriz durumlarının üstesinden gelmek faydalı olacaktır.
              Duygularınız, düşüncelerinizin sonucudur vede tersi geçerlidir duygularınızda düşüncelerinizi etkiler. Depresyonda iken sadece kendinizi değil, geçmişinizi geleceğinizi ve dünyayı kötü olarak algılayabilirsiniz.

  • TATİL SONU DEPRESYONU

    TATİL SONU DEPRESYONU

     Stres yapan olaylar listesi var.Örneğin tüm dünya da dil din cins ayrımı olmaksızın evlat kaybı en büyük strestir 100 puan verilir, sonra eş kaybı ve aldatılma gelir,boşanma ve işsizlik gibi önemli yaşam olaylarıda yüksek puan alırken listenin aşağılarında evlilik, tatil, terfi, şehir değişikliği gibi güzel olayların da stres puanı olduğunu görerek şaşırırsınız.Tatil ruh ve beden sağlığımızı korumak için gerekli olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış  olan temel ihtiyaçlarımızdandır. Kişinin tatil yapamadığı her yılın kalp krizi oranını arttırdığı tespit edilmiş ve iş performansı düşüp, öfkesinin arttığını da gözlersiniz. Pekçok kişiden tatilin kendilerine zehir olduğunu duyarsınız,Tatili yada her güzel olayı kendinize zehir etmemek için önceden doğru hazırlık yapmalıyız.Tatil hazırlığı içinde iseniz bu sefer planlarınızda değişiklik yapın(örneğin geçen yaz gittiğiniz kayınbiraderinizin yazlığında mutlu olmadıysanız. artık başka seçenek bulun )
              Tatil zamanı, kendimizi en ÖZGÜR bıraktığımız zaman olmalıdır. Biz alışkanlıklarımızın esiri olup mutlu olamıyoruz. Tatil deyince aklımıza deniz güneş bronzlaşmak geliyor. Oysa zihnimizin dinlendirmenin yolu; onu durdurmak yada rutin içinde yaşamak değil ŞAŞIRMAKTIR. Tatil için yaratıcı planlar yapın. Bu yaz tatilinizi bir merakınızı hobiye dönüştürecek uğraşlarla geçirebilirsiniz.
              Yeni tatil planları yapamıyorsanız; örneğin iyi bildiğinizi sandığınız yaşadığınız şehri veya memleketinizi, yeni gezen bir turist gibi dolaşın, müzelerini tarihi ve ören yerlerini gezin ve de mumkun olduğunca yürüyerek…
              Yada bir Pazar günümüzü eski resimlerimizi döküp çocuklarla anılar üzerinde konuşarak eğitici bir eğlenceye dönüştürebilirsiniz. Yada işe giderken serviste hergün aynı rutin işinizi mi düşünüyorsunuz? Hergün 30-60 bin düşünce düşünüyoruz. Ertesi gün bu düşüncelerin %90’nını bir daha düşünüyoruz. Zaten zihnimiz pekçok şeyi tekrarlıyor. Bizde bilinçli olarak yinelemeyelim YENİLEYELİM ve aynı yolda etrafa bakınırken bile yenilikleri tarayalım.
              Tatile kiminle çıktığınız önemlidir. Günlük yaşam rutininizde ötelediğiniz probemleriniz tatilde su yüzüne çıkabilir. Eve tatil sonrası, bayram sonrası, kavga ederek dönen pek çok çift ile uğraşırız biz psikiyaristler. Tatile gitmeden önce gideceğiniz yerleri, yapmak istediğiniz faaliyetleri paylaşın ve müzakare edin ki tatsızlık çıkmasın. Partnerinizin de tatil planlarını dinlemekle yetinmeyin ve duyun ki sorun çıkmasın.
              Tatile çıkmadan önce iyi bir plan yapın. İstek, ihtiyaç ve hayallerinizde çok farklılıklar varsa ayrı tatile çıkmak daha iyi fikir olabilir. Eşinizle aranızda deniz tatilinde bir mayo bile sorun oluyorsa; yayla tatili yada kamp tatilinde uzlaşabilirsiniz. Ben “geçim ehliyim” karşımdakine uyarım diyorsanız sürekli ertelediğiniz kulak asmadığınız meraklarınız, ihtiyaçlarınız, istekleriniz sizi mutsuz yapıp sesizce büyüyen öfkeniz olmadık bir yerde yanardağa dönüşür. Hem kendinize güveniniz zedelenir, kendinizden utanırsınız. Hemde küçüçük bir şey için sorun çıkaran biri gibi görünürsünüz, adınızın önüne kolayca bir sıfat yapıştırılabilir. En başta kendinize artık DÜRÜST olun. Sevdikleriniz uğruna istemediğiniz birşeyi yapmayın. Tatilde amacımız kendimizi şımartmak olmalı ama AZDIRMAK değil. Bu ince çizgiyi koruyamassanız tatil dönüşü yine acı çekersiniz. Sizi tatilde rahat bırakmayan yakınlarınız varsa iş bölümü yapın ve kendinize ait saati bildirin ve bu saati kendinize ayırın.
              Tatilinizin ÇOK VERİMLİ olması hesabınız sizin endişenizi arttırır. Endişede keyfinizi azaltır.
              Tatilde harcanan para için ACINMAYIN. “Hamam giren terler”.
              Sürekli yiyip içtiklerimizi sağlıklı olup olmadığını tartmayın. Doğru beslenmedeki %15 hata payının bir kısmını tatilde kullanın.
              İşi arkanızda bırakın. 
              Tatil; endişeden uzak, dinlenmeye ve yaratıcılığa yakın, eğlence odaklı olmalıdır.
              Tatili senede 3 veya 4 bölmek iş biriktirmek istemeyenler için iyi bir fikir olabilir. Bir kerede 1 aylık tatil sıkıntıları arttırabilir. Tatil dönüşü iş kabusundan kurtulmanın yolu, gitmeden önce işi daha iyi planlamak olmalıdır. Tatilde uyku düzeninizi aşırı bozmak dönüşte uyum zorluğu yaşatır. Sınırsız yemek yemek kilo almamızı sağlar.
              Tatillerimizden birini veya birkaç gününü yakın akraba ve dosta ayırmak sosyal destek ağlarımızı güçlü tutmak çok iyi olduğu gibi tüm tatillerimizi ana baba kardeşlerimizle geniş aile olacağız, diye birlikte geçirmemiz, çekirdek ailemizi parçalamak noktasına getirebilir. Genç çiftler için BAYRAM TATİLLERİ kavga ve boşanma sebebi olabilir. Özellikle büyüklere çok iş düşüyor. Gençlerin birbirine düşmemesi için “oğlum kalk git eşini biraz gezdir” demeniz bir evliliği kurtarabilir.
              Tatilden geri dönüş; trafik, şehir kaosu, iş sorumluluklarının birikmesi, valizler dolusu kirli çamaşır, kurumuş çiçekler, boşanmış buzdolabı, bozulmuş yiyecekler, birikmiş faturalar, boşalmış cüzdan ve kredi kartları, bozulmuş uyku düzeni ve alınmış kilolar sebebi ile pek hoş değildir.     
              Tatil dönüşü istifalar yaşanabiliyor. Genç çalışanlar daha çok tatili, paraya tercih etmeye meyilliler.
              Tatil dönüşü iş verimimizi arttırmak için neler yapmalıyız?
              Tatil ve tatil sonu stresi ile başetmek için nasıl tedbir alınabilir?
              Dönüş gününüze önemli toplantı koymayın, önemli kararlar almayın. Biz psikiyatristler depresyonda veya anksiyete (kaygı) bozukluğunuz geçmeden önemli kararlar almayın deriz. Tatil dönüşü istifaları çok yaygın ve bekleyin, kendinize zaman tanıyın. Tatil sonu okulun ilk günü çocuk ve gençlerde zor gelir ama bir hafta sonra sınıflardan neşeli çıvıltılar yükselir.
    Bir sonraki tatilin hayali, iş motivasyonunuzu arttırır.
              Hergün iyi yaptığınız başarılı olduğunuz işlerinizi gözünüzün önüne getirin.
              İlk iş gününüzde rahat kıyafetler giyin.
              Çok uzun bir tatil yerine kısa kısa tatiller yapın (sık sık yemek yemek gibi) işinde, okulunda, evlilikte birikmiş sorunu olanlar için tatil sonu bezginliği ve iş motivasyonu düşüklüğü daha çok gözleniyor.
              Tatil sonu kadınlar zayıflamak, erkekler sigarayı bırakma kararı alabilirler.
              İş sorunlarınız varsa; patronla konuşun, işin güzel yanlarını görmeye çalışın, başka bir iş yapmaya çalışın ama çözümsüzlüğü kabullenmeyin.
              Kötü bir tatilden çıktığınıza üzülmek yerine en yakın hafta sonu tatili planlayın. “Asla” ve “her zamanlı” başlayan keskin kararlar almayın.
              Aldığınız kararları uygularken sıkıntı çekerseniz sonuçta ortaya çıkacak güzel şeylere odaklanın.
              Herşey dahil tatiller de elinizi sıcaktan soğuk suya sokmuyorsunuz ve bu durum dönüşü zorlaştırıyor.
             Çocuklar içinde tatil dönüşü sıkıntılıdır, anne baba ile eğlenecek vakit bulabilmeleri güzel. Ama okul kapanmadan daha onları yaz aylarında meşgul olacakları spor klüpleri bulunki akranları ile eğlenip bedenlerini sağlıklı geliştirebilmek için fırsat bulsunlar.
    Tatil dönüşü birkaç günü evde geçirmek çocuklar içinde, yetişkinler içinde yumuşak bir geçiş olur.
              Tatil dönüşü evde ki birikmiş tüm işleri 1-2 günde bitirme zorunluluğunuz yok. Su ve hava değişimi bedeninizi yorar, kendinize zaman ayırın. Yumuşak geçiş için kısa yürüyüşler, küçük alışverişler iyi gelir. Tatilin ertesi günü işe gitmek çok kötü olduğu için araya bir gün koymalıyız.
    TATİL SONRASI
              Sabah yorgun kalkma, isteksizlik, karamsarlık, gözlenir.
              Beynimizde Melatonin hormonu karanlık ortamda üretilir. Güneşsiz karanlık havalarda üretilen bu hormon hareketlerimizi yavaşlatır ruhumuzu sakinleştirir ve yeme isteğimizi arttırır.
    Yüzümüze düşen güneş ışını melatonin hormonunu azaltıp bizleri neşeli, aktif yapıyor, iştahımızı azaltıyor. Güneşin ruh sağlığına iyileştirici etkisi mutlak. Dünyada Kuzeye doğru gittikçe depresyon ve intihar oranı yükseliyor. Tatil dönüşümüz sonbahara yaklaşıyorsa, genlerimizde ve genetik mirasımızda da depresyon varsa depresyona girebiliriz. Belirtiler 2 haftadan uzun ve şiddetli ise psikiyatristte başvurmalısınız.
              Mevsimsel depresyon diğer canlılardada görülebilen durgunluk dönemidir: KIŞ UYKUSU.
              Mevsimsel depresyon yenilgi değil birikmiş problemleri çözmek, ruhunuzu tanımak ve sevmek için bir fırsattır.

              Depresyon Tedavisinde İlaç ve terapiden sonar tatil önerebiliriz. Tek başına tatil depresyonu tedavi etmez. Depresyonda olanlara gergin olduğu kişi ve ortamlardan uzak fiziksel faaliyetin yüksek olduğu, meraklarını ve keyiflerini tatmin edecek bir tatil öneririm

  • Bipolar bozukluk ve sosyal psikoloji-intahar vakalarına farklı bir bakış

    Popüler psikolojide ya da “sokak” psikolojisinde, bipolar bozukluk insanların sık ve kontrolsüz ruhsal değişimlere sahip olduğu bir psikoloji olarak tanımlamıştır. Önce üzgünlerdir, sonra mutlu olurlar, sonra kızgın olurlar, daha sonra birden sakinleşirler. Ancak bu tamamen doğru değildir – bipolar bozukluk daha doğru ve daha ayrıntılı olarak tanımlanmalıdır.

    Bipolar bozukluğun iki şekli vardır: tip I ve tip II. Tip I manik veya öforik durumlarla karakterize edilirken, tip II hipomanik ve majör depresif durumlar ile karakterizedir.

    Manik ve hipomanik durumlar

    Manik durum nedir?

    DSM-5’e göre, manik dönemler, aktivasyon veya enerjide anormal ve sürekli olarak yükselen, aşırı veya sinir bozucu bir ruh hali ile karakterizedir.

    En az bir haftalık bir süre boyunca (veya hastaneye kaldırılmaları çok akutsa herhangi bir süre boyunca), kişi her günün çoğunu bu halde ve en az 3 ilave semptomla birlikte geçirir (uykuda azalma, benlik saygısı artışı veya görkemlilik hissi, riskli faaliyetlere aşırı katılım vs.)

    Manik dönemdeki kişinin ruh hali genellikle öforik, aşırı mutlu, yüksek veya “dünyanın üstünde” hissi olarak tanımlanır. Örneğin, yabancılarla kendiliğinden bir sohbet başlatabilir ve düşünceleri genellikle sözlü ifade edebildiklerinden daha hızlı bir şekilde akar.

    Manik dönemdeki kişinin ruh hali genellikle öforik, aşırı mutlu, yüksek veya “dünyanın üstünde” hissi olarak tanımlanır.

    Coşkun ruh halleri, aşırı iyimserlik, görkemlilik, yargı eksikliği bazı riskli davranışlara neden olabilir. Bunlar; aşırı harcama, sahip olduğu şeyleri verme, dikkatsiz sürüş, aptalca yatırımlar ve olağandışı sekstir. Bu davranışlar genellikle kişi için ekonomik ve sosyal kayıplardan başka bir şeyle sonuçlanmaz.

    Sosyal ve mesleki işlevlerinde önemli bozulmalara neden olan, hastaneye yatmayı gerektiren veya psikotik belirtilere (sanrılar, halüsinasyonlar vs.) yol açacak kadar ciddi olabilir.

    Hipomanik durum nedir?

    DSM-5’e göre, hipomanik durum, anormal ve sürekli yükselen, coşkunlaşan veya sinir bozucu bir ruh hali ve en az dört ardışık gün süren aktivasyonda veya enerjide anormal veya sürekli bir artış dönemidir.

    Manik dönemle karşılaştırıldığında, hipomanik bir olay, sosyal veya mesleki işlevlerde ciddi bir değişikliğe neden olacak, hastaneye yatmayı gerektirecek veya psikotik belirtilere neden olacak derecede ciddi değildir.

    Manik durum ile karşılaştırıldığında, hipomanik durum hastaneye kaldırılmak için yeterince ciddi değildir.

    Majör depresyon durumu

    Depresyon toplum tarafından iyi bilinir. İnsanlar bu kelimeyi halk dilinde hüzün, melankoli, tükenme, uykusuzluk, uyuşukluk vs. duygularının hepsini ifade etmek için kullanıyorlar. Manik ve hipomanik durumlarda yaptığımız gibi, şu anda majör depresyon tanısı koyabilmek için hangi kriterlerin olması gerektiğini göreceğiz.

    DSM-5, aşağıdaki semptomların en az beşinin hemen hemen her gün ve günün büyük kısmında en az 2 hafta boyunca bulunması gerektiğini belirtmektedir. Buna ek olarak, kişi aynı zamanda depresif bir hal ya da ilgi veya zevk kaybı yaşıyor olmalıdır.

    Depresif mod

    Depresyon hastalarının en az %90’ı üzgün veya keyifsiz görünür. Günün en iyi ve en kötü anlarının neler olduğunu ve daha iyi hissetmelerine yardımcı olabilecek bir şey olup olmadığını sormak önemlidir, çünkü bu faktörler bu duygularla ilgilidir.

    Anhedoni (Zevk alamama)

    Bu günlük aktivitelere karşı zevk kaybı demektir. Hiçbir şey o kişiyi iyi hissettirmez, dışarı çıkmak olsun, aileyi ziyaret olsun veya TV izlemek olsun fark etmez.

    İştahta ve/veya kiloda değişim

    Bazen bu semptomu değerlendirmek zor olabilmesine rağmen bunu ölçmek için kullanılan ölçütler, 1 aylık bir periyotta normal kilomuzdan %5 artışı veya eksikliği görmektir.

    Uyku düzensizlikleri

    Uykusuzluk her zaman depresyon semptomu olarak kabul edilir, ancak atipik hale gelen hipersomni hakkında daha fazla şüphe vardır. İncelenecek üç farklı uykusuzluk türü vardır: geçici, akut ve kronik. Buna ek olarak, hastanın gün boyunca ne kadar yorulduğunu, uyku durumunun düzeltilebilir olup olmadığını, yatakta ne kadar zaman geçirdiğini vs. analiz etmeniz önemlidir.

    Geçici uykusuzluk için yaygın bir kriter uykusuzluğun bir haftadan az sürmesidir. Akut uykusuzluk, hasta bir aydan daha az bir süre iyi uyuyamadığı zamanı işaret eder. Kronik uykusuzluk ise bir aydan fazla sürer. Hipersomni için belirlenmiş bir kriter yoktur.

    Psikomotor rahatsızlıklar

    Bu psikomotor gecikmelere ve ajitasyona işaret eder. Teşhis edilbilmesi için bazı davranışlar başkalarına açıkça görülür olmalıdır.

    Enerji eksikliği veya kaybı

    Bazen hastalar enerji eksikliğini rapor ederler, fakat bu aslında daha çok ilgi eksikliği gibidir.

    Aşırı kendini eleştirme, suçlu hissetme, kendine verdiğin değerin eksiği

    Hastadan kendilerini anlatmalarını istemek ve bu kişinin arkadaşlarını ve ailesini tanımladığını görmek önemlidir.

    Konsantre olmakta, düşünmek ve karar vermekte zorluk

    Tipik olarak, hastaya konuşmaları ve TV şovlarını takip edip edemediğini, işine odaklanıp odaklanamadığını soracaktır.

    Tekrar eden intihar veya ölüm düşüncesi

    İntiharların %60 ila %80’i depresyon teşhisi konan insanlar tarafından işlenir.Depresyondan muzdarip olmak, genel nüfusa göre %30 oranında intihar riskini arttırır.

    Birisi bu belirtilerden 5 veya daha fazlasını yaşadığında, bunlar otomatik olarak majör depresif bozukluk tanısı konulacağı anlamına gelmez. Ayrıca önemli derecede bir psikososyal bozulma olmalıdır ve durumlarının bir madde veya tıbbi durum (demans gibi) ile veya bir yasa karşı normal reaksiyonlarla bir ilgisi olmamalıdır.

    Majör depresyonu teşhis etmek için, kişi, depresif bir ruh hali ya da ilgi veya zevk kaybı sergilemelidir.

    Tip I bipolar bozukluk türünün karakteristikleri

    Yukarıda belirttiğimiz gibi tip I bipolar bozukluk, manik bir durumun varlığı ile karakterizedir. Öncesinde veya sonrasında, hipomanik veya majör depresif dönemler olabilir.

    Manik dönemlerde, insanlar hasta olduklarını fark etme ya da tedaviye ihtiyaç duyduklarını anlama eğiliminde değildir, bu yüzden onlara şiddetle karşı koyarlar. Giysilerini, makyajını ya da kişisel görünümlerini daha ilgi çekici olmak için değiştirme eğilimindedirler.

    Bazı hastalar agresiftir ve tamamen fiziksel bir tehdit haline gelir. Hayal görürlerse, fiziksel olarak diğer insanlara saldırabilir veya intihar edebilirler. Yargı bozukluğu, farkındalık eksikliği ve hiperaktivite nedeniyle manik dönemler ciddi felaketlere neden olabilir.

    Kişinin ruh hali hızla öfke veya depresyona dönüşebilir. Manik dönemlerde, depresif belirtiler görülebilir ve anlar, saatler veya daha nadiren günler sürer.

    Tip I bipolar bozukluk, manik atak varlığı ile karakterizedir.

    Tip I bipolar bozuklukta intihar riski

    DSM-5, tip I bipolar bozukluğu olan hastalar için intihar riskinin genel nüfustan 15 kat daha fazla olduğunu tahmin etmektedir. Bu, tüm intiharların dörtte birini açıklamaktadır.

    Tip II bipolar bozukluğun karakteristikleri

    Tip II bipolar bozukluk, hipomanik bir atak ve majör bir depresif atak varlığı ile karakterizedir. Manik dönemler tip I’e özgüdür. Tip II olan insanlar genellikle majör bir depresif dönem sırasında doktora gider ve nadiren hipomani semptomlarından yakınırlar. Hipomanik ataklar genellikle kendiliğinden işlev bozukluğuna yol açmaz.

    Tip II ile ilişkili işlev bozukluğu, majör depresif atakların bir sonucudur, ruh halindekiöngörülemeyen ve dalgalı değişikliklerin kalıcı bir kalıbının ve güvenilmez kişilerarası veya mesleki ilişkilerin bir modelinin bir sonucudur. Bipolar II’li insanlar hipomanik ataklarını patolojik veya olumsuz bulmazlar, ancak düzensiz davranışları diğer insanları rahatsız edebilir.

    Bu bozukluğun ortak bir özelliği ise düşünmeden hareket etmektir, bu da intihar girişimlerine ve maddeyi kötüye kullanıma katkıda bulunabilir.

    Tip II bipolar bozukluk, hipomanik bir atak ve majör bir depresyon durumunun varlığı ile karakterizedir.

    Tip II bipolar bozulukta intihar riski

    DSM-5, tip II bipolar bozukluğa sahip kişilerin intihar riskinin daha yüksek olduğunu bildirmektedir. Tip II bipolar bozukluğu olan hastaların yaklaşık üçte birinde intihar girişimi öyküsü vardır. Girişimler, tip II hastalar için tip I’den daha öldürücü olmuştur.

  • Depresyon hastalığı üzerine

    Major depresyon toplumda oldukça sık görülen ve gitgide yaygınlığı artan bir ruh sağlığı problemidir. Hastalığın kişide yarattığı yaşam zorlukları açısından tüm hastalıklar arasında dördüncü sırada yer almaktadır. Bu hastalığın yaygınlığını saptamak adına yapılmış çalışmalarda major depresyonun toplumdaki yaygınlığı yaklaşık %3-5 olarak bulunmuştur. Türkiye Ruh Sağlığı Profili Çalışması’nda 1 yılda

    major depresyon atağı yaygınlığı kadınlarda % 5.4, erkeklerde % 2.3, tüm nüfusta %

    4.0 olarak verilmektedir. Kadınlarda bu hastalığın görülme riski 2 kat daha fazladır. Major depresyon tekrarlayan özellikle bir hastalık olup, 1 defa major depresyon atağı geçirmiş olan kişilerin %15’inde daha sonraki dönemlerde hastalık tekrarlar.

    Major Depresyonun Ana Belirtileri Nelerdir?

    Günboyu süren çökkün duygudurum

    Etkinliklere karşı ilginin kaybı, yaşamdan keyif alamama

    İştah azalması veya artması/kilo değişikliği

    Uyku düzeninde bozulmalar

    Hareketlerde ve zihinde yavaşlama veya tahammülsüzlük 6 )Neredeyse hergün halsizlik veya çabuk yorulma

    Kendini değersiz hissetme ve/veya suçluluk duyguları

    Dikkati – düşünceleri toparlamakta güçlük, karar vermekte zorlanma

    Tekrarlayan ölüm düşünceleri, intihar girişimi planları yapmak

    Major depresyon hastalığı; bir kişide yukarıdaki belirtilerin en az 5 tanesinin son 2 haftadır hemen hemen hergün, günlerin çoğunda mevcut olması ve bu belirtilerin

    tıbbi bir hastalığa, sevilen birinin ölümüne, alkol-uyuşturucu veya ilaç kullanımına bağlı oluşmuş olmamasıdır. Yukarıda sayılan ana belirtilere ek olarak bu hastalık tablosuna hiçbir nedeni bulunamayan ağrılar, mide barsak yakınmaları gibi çeşitli bedensel yakınmalar eşlik edebilir. Ayrıca DİABET, YÜKSEK TANSİYON, KOLESTEROL YÜKSEKLİĞİ gibi kronik hastalıklara ek olarak kişide major depresyon tablosu da

    görülürse var olan bedensel hastalıkların gidişi kötüleşebilir (Örn: Tansiyon ve şeker düzeyleri bozulabilir, mevcut ağrıların hissedilmesinde bir artış olabilir).

    Kimlerin depresyon geçirme riski vardır?

    Major depresyon hastalığı her insanda hayatının bir döneminde oluşabilir. Ancak bazı durumlarda kişinin depresyona girme riski artmaktadır. Riski arttıran etkenler aşağıda sıralanmıştır.

    Biyolojik etkenler

    Kişinin akrabalarında depresyon veya diğer psikiyatrik hastalıkların varlığı

    Kadın olmak

    Titiz ve alıngan kişilik yapısı

    Çeşitli bedensel hastalıkların varlığı (Özellikle tiroid hormon dengesizlikleri, kansızlık, hormonal diğer hastalıklar vb.)

    Daha önceden depresyon geçirmiş olmak

    Mevcut bedensel hastalığın tedavisi için kullanılması gereken bazı grup ilaçlar

    Çevresel etkenler

    Erken yaşta anne-baba kaybı

    Stresli yaşam koşulları, İşsizlik

    Evlilik problemleri veya boşanmış olma

    Düşük sosyoekonomik düzey

    Alkol veya diğer uyuşturucu maddelerin kullanımı

    Çocukluk döneminde cinsel, fiziksel veya ruhsal istismara uğramış olmak

    Bu risk faktörlerinin varlığının dikkate alınması bu hastalığın erken tanısında ve oluşmasının veya şiddetlenmesinin

    önlenmesinde yardımcıdır.

    Depresyon tedavisi hakkında bunları biliyormusunuz?

    Depresyon tedavi edilebilir bir hastalıktır.

    Orta ve ağır şiddetli depresyonlarda ilaç tedavisi gerekir.

    Karaciğer veya böbrek hastalığınız varsa antidepresan ilaç seçiminde dikkatli olunmalıdır.

    Depresyon mevcut kronik hastalığın seyrini kötüleştirir.

    Antidepresan ilaçlara yanıt en erken 3. haftada başlar. Bu nedenle

    antidepresan ilaçlara ilk günlerde yanıt alınamaması durumunda ilaç hemen kesilmemelidir.

    Antidepresan ilaçlar bağımlılık yapmaz.

    Antidepresan tedavi en az 12 ay süreli olmalıdır.

    Antidepresan ilaçlar hemen kesilmemeli; doz azaltılarak kesilmelidir.

    Depresyon tedavisi mutlaka hekimler tarafından düzenli aralıklı kontrollerle yapılmalıdır.

    Depresyonda Psikoterapinin (Psikolojik tedavinin) Yeri:

    Orta ve ağır şiddetteki depresyonların ilaç tedavisi olmaksızın düzelmesi beklenmemektedir. Bu nedenle hafif depresyon dışındaki depresyonlarda ilaç tedavisi şarttır ancak; hastalar ilaca ek olarak aldıkları psikoterapilerden de yarar görecektir.

    Depresyonun alevli dönemde nedenleri araştırmaktan çok destekleyici psikoterapiler kullanılmaktadır. Bu psikoterapi görüşmelerinde hedef, kriz yaratan sorunun çözümü değil sorunla başa çıkma becerilerinin kazanılmasıdır. Bunların dışında depresyonla ilgili bilgiler verilerek kişinin depresyonunu tanımasına yönelik bilişsel girişimler de uygundur. Günlük işleyiş ve davranışların değişimini hedefleyen davranışçı yöntemler de yararlı olmaktadır. Depresyonun alevli dönemindeki psikoterapilerde dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da hastalığın ağırlığıdır. Psikiyatri uzmanı hastanın durumunun ağırlığına göre görüşmelerin hızını belirleyecektir.

    Kadın ve Depresyon

    Depresyon toplumda sık görülen psikiyatrik hastalıklardan biridir. Bu hastalık hakkında fikir sahibi olmak en etkili baş etme yöntemlerinden biridir. Bu bölümde depresyonun kadın cinsiyetinde nasıl seyrettiği ve çeşitli yaş gruplarında nelere dikkat edilmesi gerektiğinden kısaca bahsedilmeye çalışılmıştır.

    Depresyon kadınlarda erkeklere göre iki kat daha sık görülmektedir. Kadınlarda genç yaş grupları depresyon açısından daha risklidir. Bu hastalığa yatkın olan bireyler özellikle 15-45 yaşları arasındaki doğurganlık döneminde ilk ataklarını yaşarlar. İlk atak sonrası yaşamdaki stresli olaylarla ilgili olarak depresyon atakları tekrarlayabilir.

    Kadının çalışma hayatı, aileye bakım verme, eşiyle iyi geçinme, sağlıklı yaşama gibi alanlarda toplum tarafından başarılı olması beklentisi denge kurmasını zorlaştırmıştır. Çocukluk çağı-erişkin cinsel travmalar, ev içi şiddet gibi faktörlerin depresyon sıklığını arttırdığı gözlenmiştir. Bunların yanı sıra gebelik, ergenliğe geçiş, menopoz ve adet dönemlerindeki hormonal değişiklikler kadınlarda depresyona yatkınlığı açıklayan biyolojik etmenlerdir.

    Depresyon, yaşamda anahtar roller üstlenen kadınların önemli alanlarda işlevselliğini bozan bir hastalıktır. Bu hastalıkla kadınlarda sosyal hayattan çekilme, sinirlilik, cinsel isteksizlik, aileye bakım verememe gibi yeti yitimleri görülmektedir. Bunun sonucunda gebelik sonrası depresyonda bebeğe bakım verememe, evlilik sorunları, ailede parçalanma gibi çok önemli kişisel ve toplumsal problemler ortaya çıkmaktadır. Bu nedenlerden dolayı kadınlarda depresyon çabuk tanınması ve etkin tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Kadınların çoğunun depresyonla baş etmede tıbbi yardım yerine alkol, ağrı kesici, esrar, uyku ilaçları gibi olayı daha karmaşıklaştıran ve bağımlılık gibi ek sorunlara neden olan yollar kullandığı bilinmektedir.

    Gebelik ve sonrası çoğu kadın için depresyonu başlatan veya kötüleştirebilen riskli bir dönemdir. Doğumu takip eden günlerde % 80 kadında ‘blues’ denilen çabuk ağlama, sinirlilik, duygusal olarak kırılgan olan 3-5 gün süren ve çoğunlukla kendiliğinden geçen dönem görülmektedir. Sosyal destekle atlatılabilen bu dönem geçmezse ciddi bir hastalık olan gebelik sonrası depresyonun başlangıcı olabilir. Bu durumda tıbbi yardım almak şiddetle tavsiye edilir.

    Gebelik Sonrası Depresyon İçin Risk Faktörleri:

    Önceki gebelik sonrası depresyon öyküsü

    Adet öncesi huzursuzluk (premenstürel disforik bozukluk) öyküsü

    Ailede depresyon görülmesi

    Doğum kontrol haplarına (oks) bağlı depresyon belirtileri görülmesi.

    Stresli yaşam olayları (Ekonomik, aile desteği, eşin işsizliği gibi)

    Kırılgan kişilik yapısı (Endişeli, mükemmeliyetçi yapı)

    Gebelik Sonrası Depresyon Belirtileri:

    Bedensel yakınmalar (baş ağrısı, göğüs ağrısı, çarpıntı gibi)

    Endişelilik, duygusal oynaklık, takıntılı davranışlar (anlamsız korkular, kontrol davranışları, aynı konuyu düşünüp durma), bebeğe zarar verme korkusu

    Kontrolsüz ağlamalar, bebeğe ilgide azalma, toplumdan çekilme, sinirlilik ve aileyle çatışma

    Menopoz Dönemi Depresyon İçin Risk Faktörleri:

    Depresyon, şiddetli adet öncesi huzursuzluk belirtileri, gebelik sonrası depresyon, oks kullanımına bağlı duygudurum değişiklikleri

    Diğer tıbbi hastalıklar (Kalp hastalıkları, inme, diabet gibi)

    Kötü fiziksel sağlık (Kronik ağrı, düşük egzersiz toleransı, obezite)

    Şiddetli menopoz yakınmaları (Sıcak basmaları, terleme)

    Tedavilere bağlı erken menopoz yaşama

    Eş kaybı, boşanma, ayrılık, toplumdan izolasyon, işsizlik, düşük eğitim düzeyi, zorlu bakım verme dönemleri

    Menopoz Dönemi Depresyon Belirtileri:

    Sıcak basmaları, gece terlemeleri, halsizlik, uyku düzensizlikleri, baş ağrıları, duygusal felç, dudaklarda karıncalanma, göğüs ağrısı, çarpıntı

    Endişe, konsantrasyon zorluğu, cinsel istekte azalma

    Kontrolsüz ağlamalar, sinirlilik

    Adet Öncesi Huzursuzluk (Premenstürel Disforik Bozukluk) Riskler:

    Geçirilmiş gebelik sonrası veya herhangi bir dönem depresyon

    Doğum kontrol haplarına (oks) bağlı depresyon belirtileri görülmesi

    Ailede Adet öncesi huzursuzluk (premenstürel disforik bozukluk) öyküsü

    Adet Öncesi Huzursuzluk (Premenstürel Disforik Bozukluk) Belirtiler:

    Şişkinlik hissi, karında gerginlik, halsizlik, iştah değişiklikleri, aşermeler, ağrılar ve göğüste gerginlik

    Endişelilik, gerginlik, duygusal değişkenlik, depresyon, boğulma hissi veya kontrol kaybı

    Çabuk ağlama ve sinirlilik

    Bu belirtiler adetten önceki hafta başlayıp adet görme ile azalması beklenmektedir.

  • Depresyon ve inflamasyon ilişkisi

    Depresyon dünyada hızla yayılan ve Türkiyede son 5 yılda %70 oranında artan bir hastalık. Türkiye ‘de nüfusun 10 da 1 i hayatlarının bir bölümünde antidepresan kullanan kişilerden oluşuyor. Buna ek olarak aslında depresyon hastası olup klinisyenler tarafından görülmemiş ve tanı konulmamış kişiler eklenirse depresyonun ne kadar yaygın bir sağlık sorunu olduğu apaçık karşımıza çıkıyor.

    Depresyonun çok geniş spektrumda nedenleri bulunmakta. Kötü yaşam koşulları, fiziksel cinsel suistimaller,genetik geçiş , hormonal bozukluklar , işsizlik , maddi problemler , aile içi problemler ve bazı ilaçlar yan etki olarak depresyona neden olabilir.

    Bunlara ek olarak depresyon durumunda beyinde bazı kimyasallarda dengesizlik gelişir. Anti depresan ilaçlar temelde bu kimyasalları dengelemek amacıyla Antidepresan ilaçları üretip hastaları tedavi etmeye çalışır.

    Ancak bazı çalışmalar bize beyinde değişen kimyasallar dışında depresyonun başka nedenleri de olabiliyor. Bazı depresyon hastaları üzerinde yapılan çalışmalarda hastaların sadece %25 inde beyinde seratonin ve norepinefrine hormonlarının azaldığından bahsediyor. https://bit.ly/2tWzgp5

    Bazı hastalarda bu hormonlar tam tersine yüksek bulunabiliyor.

    Tamda bu nedenlerle depresyona başka bir pencereden bakmak gerekiyor.

    Depresyon Nedir?

    ⦁ Üzgün, çökkün duygudurum, günün büyük kısmında ve hemen hemen hergün

    ⦁ Her günkü faaliyetlerde ilgi ve hoşnutluk kaybı.

    ⦁ Uyumada güçlükler (insomnia); başlangıçta uykuya dalamama, gece uyanıp bir daha uyuyamama ve sabah çok erken uyanma ya da bazı hastalarda zamanın çoğunu uyuyarak geçirme isteği.

    ⦁ Faaliyet düzeyinde değişiklik, ya letarjik olma ( psikomotor yavaşlama) ya da ajite olma.

    ⦁ İştah azalması ve kilo kaybı, ya da iştah ve kilo artışı

    ⦁ Olumsuz benlik kavramı, kendini yerme ve itham etme, değersizlik ve suçluluk duyguları.

    ⦁ Düşüncede yavaşlama ve kararsızlık gibi dikkati toplamada güçlükten yakınma ya da gerçekten güçlük çekme.

    ⦁ Yinelenen ölüm ve intihar düşünceleri.

    Depresyon – İnflamasyon İlişkisi

    Depresyondan bahsederken vücutta meydana gelen daha önemli bir durumdan bahsetmek gerektiğini düşünüyorum. İnflamasyon…

    İnflamasyon(Yangı) akut veya kronik olabilir. Bizler bu konuda kronik inflamasyondan bahsedeceğiz. Kronik inflamasyon vücudun kendi hücrelerine saldırması sonucu dokuda oluşan problemlerin genel adıdır.

    Kronik inflamasyonun nedenleri arasında

    ⦁ Uyku bozuklukları ve az uyku

    ⦁ Fazla kilo

    ⦁ Vitamin ve mineral eksiklikleri

    ⦁ Stres

    ⦁ İnflamatuar besinler(Gluten, şekerli besinler , bazı tahıllar vb gibi)

    Araştırmacılar depresyon ve inflamasyon ilişkisini bulmakla kalmıyor , eğer depresyon tedavisinde belirttiğimiz nedenleri minimuma indirirsek hastalığın belirgin düzeyde azaldığından bahsediyorlar. Maalesef halihazırda beslenme tarzımız inflamasyon ve dolayısı ile depresyon için çok kolaylaştırıcı durumlar içeriyor.

    Genel olarak inflamasyon nedenlerini baslık olarak açıklarsak:

    Toksik Besinler:

    Beslenmemizde bu ürünleri ne kadar aza indirirsek birçok kronik hastalık ve konumuz olan depresyona yakalanma riskimizinde aynı oranda azalacağını belirtmek isterim.

    Özellikle diyetimizde bulunmaması ve kaçınmamız gereken besinler:

    ⦁ Şeker

    ⦁ Mısır surubu

    ⦁ Tatlandırıcılar

    ⦁ Mısır ,ayçiçegi ve kanola yağı

    ⦁ Palm yağı

    ⦁ Her türlü trans yağ

    ⦁ Renklendirici katkı maddeleri

    ⦁ Koruyucu içeren süt ve süt ürünleri

    ⦁ Yüksek sodyum içerikli besinler

    ⦁ Rafine un ve gluten içeren besinler

    Stres

    Stres hayatımızda birçok probleme yol açtığı gibi depresyona da yol açabilir. Stres vücutta inflamatuvar sitokinleri arttırıp depresyonu tetikler.

    Herkesin stresle başa çıkma yolları vardır, günde 10 dakikanızı stresle başa çıkmak için ayırmanızı önermekteyiz. Meditasyon , Yoga , Yürüyüş , Psikoterapi veya Tamamlayıcı Tıp yöntemleri stresi azaltmak için denenebilir.

    Fazla Kilolu Olmak:

    Fazla kilo inflamasyonu destekler. Obezite vücudunuzu inflamatuvar duruma sokar ve bu nedenle depresyon riskini arttırır. Nasıl ki kilo aldığımızda inflamatuvar sitokinler artıyorsa, kilo verdiğinizde bu sitokinlerin hepsi azalır ve birçok kronik hastalıktan koruma sağlarlar.

    Hareketsiz Yaşam Tarzı:

    İnsan vücudu masa başı oturup çalışmaya , tüm günü hareketsiz geçirmeye programlanmamıştır. İnsan vücudunun ihtiyacı olan hareketi yapmalıdır.Hastalarımıza günde en az 1 saat spor önermekteyiz. Bu bir saat kilo vermenin yanında ,kaslarınızı güçlendirecek , birçok olumlu hormonal değişie neden olacak, organların kanlanmasını arttıracak. Böylece hem fiziksel hemde ruhsal olarak iyilik haline neden olacaktır. Eğer hareketsiz bir yaşama ve masa başı işe sahipseniz spor çok daha önemli olacaktır.

    Hareketsiz yaşam bazı kanserlerin riskini arttırır. Aksiyete ve depresyona sebep olur. Birçok kardiovaskuler hastalık için belirgin risk faktörüdür.

    Kan kolesterol düzeyini arttırır ve koroner kalp ve damar hastalıklarının gelişmesine neden olur.

    Hareket etmek için sadece spor salonunu beklememek gerekerir.İşe giderken yürümek veya aracınızı uzak bir mesafeye bırakıp egzersiz yaparak gitmek. Merdiven asansör seçimlerinde merdivenleri seçmek. Tabi ki zamanınız varsa yüzme , doğa yürüyüşü, bisiklet sürmek en fazla önerdiğimiz aktivitelerdir.

    Vitamin Eksiklikleri:

    Bazı vitaminler özellikle vitamin D eksikliğinin depresyonla alakalı olduğu kanıtlanmıştır.Maalesef günümüzde toplumumuzda çok yüksek oranda Vitamin D eksikliği mevcuttur. Özellikle kış aylarında az güneş gören kişilerde D vitamin eksiklikleri daha sık görülmektedir.

    Ayrıca vitamin D inflamatuvar sitokinleri süşürür ve depresyondan koruyucu etkisi bulunmaktadır. Eğer doğal olarak Vitamin D belli bir orana çekilemiyorsa dışardan takviye olarak vitamin D alınmalıdır. Ayrıca vitamin D sadece inflaasyonu baskılamaz ayrıca immun sistemi güçlendirir ve göbek çevresi yağlanmasını azaltır.

    Uyku Bozuklukları:

    Birçok kişide uyku bozuklukları ortaya çıkmakta ve bu sorun ilerlemektedir. Uyku bozuklukları sonucu hormonal aks bozulakta ve birçok hastalık için zemin hazırlanmaktadır.

    Çevresel Toksinler:

    Besinlerde olduğu gibi birçok çevresel faktör ve toksin inflamasyona neden olabilmektedir. Çevresel toksinleri havadan , kullandığımız temizlik eşyalarından vs. alabilekteyiz.

    Örnek vermek gerekirse:

    ⦁ Pasif sigara içiciliği

    ⦁ Ağır metaller

    ⦁ Küfler

    ⦁ Formaldehit içeren teizlik ürünleri

    ⦁ Kurşun elementi içeren ürünler

    ⦁ Organik olmayan pestisitler

    ⦁ Yüksek civa içeren balıklar

    ⦁ Paraben , sentetik renklendiriciler , SLS ve bunun gibi birçok koruyucu içeren ürünler

    Kökten Nedenleri Çözmeliyiz:

    Eğer depresyonunuz varsa ancak herhangi organik bir neden göremiyorsanız, depresyona neden olacak yaşam tarzı , hayat standartı problemleriniz yoksa kendinizi bu yazıyı okuduktan sonra inflamasyon yönünden değerlendiriniz.

    Ve eğer inflamasyonu durdurmaya karar verirseniz , işe doğal anti-inflamatuvar alımıyla başlamalıyız. Somon balığı , yeşil yapraklı sebzeler , Omega 3 , zerdeçal , orman meyveleri gibi besinler bolca tüketilmeli. Stres azaltılıp günde en az 30 dk spor yapılmalı.

    Bu konuda inflamasyon konusuna ilgili bir tamamlayıcı tıp uzmanı veya fonksiyonel tıp uzmanıyla görüşmek faydalı olabilir.

    Şimdi adım adım neler yapılmalı, inflamasyonu azaltmak için neler uygulamalısınız onları belirtelim

    ⦁ Şekerli ürünleri kesmet

    ⦁ Glutensiz diyet uygulamak

    ⦁ Tüm işlenmiş gıdaları bırakmak

    ⦁ Elinizden geldiğince süt ve süt ürünlerini kesmek

    ⦁ Haftada 2-3 adet deniz balığı özellikle somon tüketmek

    ⦁ Çevresel toksinleri minimuma indirmek

    ⦁ Kimyasal temizlik ürünlerinden uzaklaşın

    ⦁ Stresi azaltın

    ⦁ Uyku saatlerinizi düzenleyin gece 12 den geç yatmayın.

    ⦁ Günlük egersiz yapın

    ⦁ Organik güzellik ürünlerini seçin

    Bu uygulamaları yaptığınızda ilk haftalarda kendinizi enerjisi düşük,yorgun halsiz hissedebilirsiniz. Ancak ilerleyen haftalarda birçok faydası ile beraber daha enerjik, daha dinç hissedeceksiniz. Buna ek olarak algınızın açıldığı daha rahat ve huzurlu düşündüğünüzün farkına varacaksınız.

    Kliniğimizde Depresyon hastalarına psikoterapi , akupunktur ile destek olurken inflamasyonu baskılamak için de elemninasyon diyetleri öneriyoruz. Eleminasyon diyetlerinin sonucunda hastalarda gördüğümüz başlıca değişiklikler:

    ⦁ Kilo verme

    ⦁ İyi görünümlü bir cilt

    ⦁ Enerji artışı

    ⦁ Eklem ağrılarında azalma

    ⦁ Baş ağrılarında azalma

    ⦁ Sindirimin düzenlenmesi

    ⦁ Leaky Gut sendromu tedavi etme

    ⦁ Otoimmun hastalıklarda semptoların azalması

    ⦁ Şişkinliğin azalması

  • Depresyon eğitim programı

    Depresyonla başa çıkmada ilk adım depresyonu anlamaktır. Nedir?, ne değildir?, mekanizması nedir ve bizde hangi belirtilere sebep olur? Gibi bir kaç sorunun cevabını bilmek yolun yarısıdır. Depresyon çökütülü ruh hali ile beraber bazı fiziksel belirtilerin üç haftadan daha fazla devam etmesidir. Bedensel belirtilerden uyku bozukluğu (aşırı uyku veya uykusuzluk,uykuya dalamama veya sık uyanma veya sabah erken uyanma), iştah bozukluğu (iştahsızlık veya aşırı yemek yemek), yorgunluk ( özellikle sabahları yorgun ce bitkin uyanma), dikkat kaybı, unutkanlık gibi belirtilerin; içe kapanma, kendini çevreden izole etme, yaşamdan keyif alamama, ajitasyon, günlük aktiviteleri yapmaa zorlanma, kişisel bakımda zorlanma, değersizlik duyguları, suçluluk duyguları, ölüm ve intihar düşünceleri gibi zihinsel belirtilerle ortaya çıkması tanıyı düşündürür. Depresyonun % 90 nı hafif ve orta şiddette olup, ömrü 9 aydır. Kadınlarda iki kat fazla olmasının sebebi, kadınları beyinlerinde ki farklı merkezleri daha sık kullanmaları sebebi ile endişeye yatkın olmalarıdır. Çünkü ‘Bugünün endişesi yarının depresyonudur.’ Bu sözü bilimsel bazda açıklayalım. Endişenin sebep olduğu Aksiyete veya öfke REM uykusunda artışı, derin uykuda azalmaya bu da sabah yorgun ve bitkin uyanmaya neden olur.

    Endişeli düşünce Tarzı Depresyon döngüsünü anlamamız için kısaca uyku döngüsünden bahsedelim. Her gece gözümüzü kapadığımıza uyku döngüsü başlar ve dört bölümden oluşur. REM (rapid eye movement-hızlı göz hareketleri) uykusu depresyonda önemli rol oynayan bölümdür. Normalde REM uykusu, uyku döngüsünün dörtte birini kapsar. Beyin REM uykusunda çok aktiftir. REM uykusunda ki beyin dalgalarının görünüşü yanıklıkta ki beyin dalgalarına benzer. REM uykusunda beyin, günlük yaşamınızda ifade edemediğiniz duyguları nötralize eder. Endişeli bir düşünce yapınız varsa ve yaşamınızda bir dönüm noktası yaşıyorsanız ki bu genellikle bir kayıp duygusudur; endişe seviyeniz çok artar. Beyninizin REM uykusunda ki yükü artar ve bu artmış (normalden fazla ) endişeyi beyninizin nötralize etme süresindede artış olur. REM uykusu uzar ve uyku döngüsnün dörtte birinden daha fazlasına taşar ve bu aktivite sizin sabah yorgun ve bitkin uyanmanıza sebep olur. Yorgun uyandığınızda kendinizi daha endişeli bulursunuz. ‘Ben bugünü bu yorgunlukla nasl çıkaracağım?’, sorusu zihninizde belirir ve depresyon döngüsü hız kazanmaya başlar. Bu durm bize çözüme giden yolu gösterir. Eğer problemi net bir şekilde biliyorsanız, çözüm karşınızda demektir. Depresyonda da ASIL problem endişeli düşünce yapısının zeminde yer aldığı bir kişide yaşadığı kayıp duygusunun REM uyku süresini uzatması ve kimyasal yani bedensel ve zihinsel belirtilere yol açmasıdır. Çözüm, endişeyi ele almaktır. Sorun odaklı düşünce tarzından çözüm odaklı düşünce tarzına yöneltmek; siyah-beyaz, ya hep ya hiç düşünce tarzında aranlanma sağlamaktır yani terapi programlarıdır.

    Depresyonun genetik olmadığına dair çalışmaların sonuçları, dünyanın dört bir yanından elimize ulaşırken, depresyon kaderiniz olabilir mi? Size iyi bir haberim var. Depresyon kaderiniz değildir. Son on yıldır dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılan çalışmalar, depresyonun genetik olmadığını göstermiştir. Human Givens enstitüsünün 2000 hasta üzerinde yaptığı araştırmada, 1958 yılında doğup 30 yaşına gelenlerde ki depresyon oranı ile 12 yıl sonra 1970 yılında doğup 30 yaşına gelenlerde ki depresyon oranı karşılaştırıldığında, 1970 te doğanlarda depresyonun iki kat fazla görüldüğü gösterilmiştir. Bu kadar büyük bir artışın genetik olabilmesi için yüzyıllar gereklidir. Peki nasıl iki kat artmış olabilir, 12 yıl gibi bir sürede. Yaşamımızda strese düşen payın gittikçe artması ve stresle başetme becerimizin aynı hızda artmaması, bu sorunun cevaplarından biridir. Evet, depresyonunuz çocuklarınıza geneke olarak aktarılmaz ama endişeli düşünce tarzınız çocuklarınız tarafından modellenebilir. Buda onları depresyona daha yatkın yapabilir. Çocuklarınızı bu problemden korumak istiyorsanız kolları sıvayın. İş sizle başlıyor. Yaşama sorun çerçevesinden bakış açınızı çözüm penceresine çevirmeniz gerekiyor. Depresyonun bedensel ve zihinsel belirtilerinde ki çeşitliliği sebebi ile çocuklarda, yaşlılarda ve ergenlerde kolayca gözden kaçırılabilir. Bu yaş guruplarında ki kişilerde herhangi bir davranış değişikliğinde depresyonu akılda bulundurmak gerekir.

    Gördüğünüz gibi korkulacak bir şey yok. Bilmek yolun yarısı. Hasta eğitim sürecinde hastaya endişe ile baş etme teknikleri gösterilir. Hastaya, günlük bazda, gittikçe artan oranlarda zihinsel ve bedensel aktiviteler önerilir. 7-11 nefesini öğretilir; sabah ve akşam 11 kez yaptığında Endorfin seviyesini ne kadar artiracağını ve bunun nasıl bir destek olacağını öğretiriz. Omega 3 desteğinin önemini vurgulanır . Omega 3 beyinde kimyasalların dağıtılmasında önemli bir rol oynar. Bu eğitim sürecinde kişinin düşünce tarzında önemli bir değişim ve dönüşüm sağlanır.

    Bol güneşli günler dileğiyle…