Etiket: Depresyon

  • DEPRESYON HAKKINDA DOĞRU BİLDİKLERİMİZ …

    DEPRESYON HAKKINDA DOĞRU BİLDİKLERİMİZ …

    Depresyonun farklı çeşitleri vardır..Klinik depresyon adı da verilen majör depresyon türü ve distimi olarak da bilinen kronik depresyon en yaygın gözlenen depresyon klinikleridir. Atipik depresyon, Bipolar Depresyon veya Manik Depresyon , Mevsimsel Depresyon, Psikotik Depresyon , postpartum (doğum sonrası) depresyon türleri sayılabilir..

    KLİNİK DEPRESYON
    Ortalama olarak toplumda 4-5 kişiden biri hayatlarının bir döneminde bir majör depresyon geçirmiştir.Majör depresyon yetişkinleri, gençleri, çocukları ve yaşlıları etkiler. Yemek yiyememe kilo kaybetme depresif ruh hali olması ,önceleri keyif alınan şeylerden zevk alamama ,kişinin çalışamaz hale gelmesi, uykusuzluk çekilmesi kişinin aile ve yakın çevresinde ki gelişmelere dahi ilgisizleşmesi adeta kendi dünyasına çekilmesinden bahsedilebilir.
    Majör depresyon da denilen klinik depresyon, normal günlük yaşamı sekteye uğratacak bir duruma neden olabilir… 
    Depresif semptomlar yoğun bir kederlilik haline hatta fonksiyon bozukluğuna nedendir. Klinik depresyon da semptomlar kendiliğinden ortaya çıkar ancak tedavisiz düzelmez..bazı depresyon halleri gibi ilaç yan etkisi veya uyuşturucu bağımlılığı neticesi ya da hipotiroidi gibi başka tıbbi durumların sonucu olarak oluşmadığı bilinmelidir.
    Mutsuzluk hissi , bunaltı ve anksiyetenin aşırı olması , kişinin uyandığı andan itibaren kendini sürekli mutsuz ve umutsuz hissetmesi ile derin ve sürekli bir umutsuzluk ve çaresizlik hissi içinde olmak ilk belirtilerini verirken diğer semptomlar da varsa majör depresyon olması olasıdır ve yardım almak için derhal bir uzmana başvurmanız gerekmektedir..

    Eğer Majör depresyon geçiriyorsanız , çalışmanızı, iş yapmanızı, uyumanızı, yemenizi ve yaşamdan arkadaşlarınızdan eskisi gibi zevk almanızı zorlaştıran semptomlarla karşı karşıya olabilirsiniz. Bazı insanlar hayatlarında sadece bir kez klinik depresyon geçirir. Diğerleri bununla yaşamlarında birkaç kez karşı karşıya kalabilir..bu aslında insanların çoğunun hayatlarında ki olumsuzluklar karşısında kendilerini bir yere kadar üzgün veya kötü hissetmeleri ile aynı şey değildir.
    Kişi günün çoğunda, özellikle sabahları depresif ruh halinde olur. Majör depresyonun belirtilerinden çaresizlik, değersizlik, olaylara karşı ilgisizlik gibi durumlar yanısıra kişinin rüyalarında da duygusal çöküntüye paralel izler, yoğun kabuslar vardır. 
    DSM-IV’e göre (ruhsal sağlık durumlarına tanı koyma kılavuzu) majör depresyon halinde kişide görülebilecek diğer semptomlar ;
    • Belirgin kilo kaybı veya alımı (bir ayda beden ağırlığının % 5′inden fazla bir değişiklik)
    • Hemen hemen her gün ve hemen tüm aktivitelerde belirgin ilgi ve zevk azalması ,haz yitimi
    • Hemen hemen her gün enerji veya kaybı yorgunluk
    • Hemen hemen her gün değersizlik hissi ve suçluluk duygusu
    • Konsantrasyon bozukluğu, kararsızlık
    • Hemen hemen her gün uykusuzluk veya aşırı uyuma
    • Psikomotor huzursuzluk veya yavaşlama
    • Tekrarlanan ölüm veya intihar düşünceleri (sadece ölümden korkmak değil) olması şeklinde sıralanabilir..
    Kişiye majör depresyon tanısı konması için , saydığımız semptomlardan biri ve depresif ruh hali görülüyor olması gerekir. Semptomlar hemen hemen her gün ortaya çıkar ve günün büyük bir çoğunluğunda devam eder. Bu durum en az iki hafta boyunca sürdüğünde majör depresyon sınıfına girer.

    KLİNİK DEPRESYONU TETİKLEYEN ETKENLER
    • Ölüm, boşanma ve ayrılık nedeniyle sevdiğini kaybetmenin üzüntüsüSosyal izolasyona yol açan kişiler arası farklar veya mahrumiyet hissi
    • Büyük yaşamsal değişiklikler-taşınma, mezuniyet, iş değişikliği, emeklilik
    • Partnerle veya iş yerindeki yöneticiyle olan ilişkilerde kişisel çatışma
    • Kişinin ,fiziksel, seksüel veya duygusal istismar yaşamış olması
    Bazı ailelerde majör depresyon ailesel yatkınlık gösterir , depresyona meyil bulunabilir… ancak ailesinde ve geçmişinde hiç depresyon olmayanlarda da majör depresyon geçirebilir…
    Kronik Depresyon veya Distimi ise iki sene veya daha uzun süredir devam eden depresif ruh halinin olmasıdır..Kronik depresyon klinik depresyondan daha az şiddetlidir ve kişinin günlük yaşamını engellemez. Distimi veya kronik depresyonunuz varsa, yaşamınız boyunca bir veya iki dönem majör depresyon geçirme olasılığınız vardır..
    Atipik Depresyon semptomları ise aşırı yeme, değer bulmamaya karşı aşırı hassasiyet,alınganlığın artışı , fazla uyuma, kronik yorgunluk hissetme ,olumsuz algılanan durumlar karşısında aşırı tepki verilmesi ve durumlarla orantısız kötüleşen veya iyileşen ruh hali söz konusudur.genel depresyon tablolarında ise kişide yaygın üzüntü hali dikkati çeker..
    Bipolar Depresyon veya Manik Depresıf Ataklar ise bazen manik depresif hastalık diye de adlandırılır. klinik olarak gözlemlenen depresyon dönemleri ve aşırı coşku veya mani dönemleri arasında değişen iki ruh hali arasında dönemsel değişikliklerle giden bir ruh sağlığı bozukluğudur. İki alt türü vardır: bipolar I ve bipolar II.Bipolar I’de, hastaların en az bir manik dönem geçmişi vardır, buna bazen majör depresif dönemler eşlik edebilir. Bipolar II’de, hastaların en az bir majör depresyon dönemi ve en az bir hipomanik (hafif coşkun) dönem geçmişinden söz edilebilmektedir…
    DEPRESYON NEDENLERİNDEN BİPOLAR BOZUKLUK
    Önceden bipolar bozukluğa manik depresyon denirdi. Dramatik ruh hali değişiklikleriyle karakterize edilen majör afektif bir bozukluk veya ruh hali bozukluğudur. Mani uykusuzluğa, bazen günlerce, halüsinasyonlara, psikoza kadar uzanabilecek gerçek dışı algılara , sanrılara ve/veya paranoid durumlara sebep olduğunda, bipolar bozukluk ciddi bir klinik durumdur.tıbbi yardım ve kişinin hastanede tedavisi ve yakınlarının hastanın güvenliğini temin etmesine ihtiyaç duyacağı bilinç düzeyinde normal dışı değişikliklerin yaşandığı riskli bir klinik tablodur…Bipolar bozukluk etyolojisinde genetik zeminden söz edilen ruh hali değişimleri majör veya klinik depresyondan mani veya aşırı coşkuya kadar değişen bir salınım arz eder. Ruh hali değişiklikleri çok hafiften çok fazlaya kadar yayılabileceği gibi klinik süreleri değişkenlik arz eder . Ruh hali değişiklikleri olumsuz bir yaşantı sonrası ani gerçekleşebilir yada aşamalı olabilir geçiş . Bipolar bozukluk genellikle 15-24 yaş arasında görülür ve yaşam boyunca sürer. Çocuklarda ve 65 yaş üstünde nadiren yeni teşhis edilmiş mani görülür.Dramatik ruh hali değişimleriyle birlikte, bipolar bozukluğu olan hastaların bipolar fazlar içinde düşünce bozukluğu ,algı çarpıklığı ve sosyal fonksiyonlarda anormallikler da gelişebilir..
    Nüksetmeler ve gerilemelerle, tedavi edilmediği takdirde bipolar bozukluğun nüksetme oranı yüksektir. Çok maniye sahip hastalar genellikle riskli davranışlardan, intihar düşüncesinden uzaklaştırılmak için hastaneye yatırılır.

    Bipolar bozuklukla görülen klinik depresyon belirtileri şunlardır;
    • Azalan iştah ve/veya kilo kaybı, veya aşırı yeme ve kilo alımı
    • Konsantre olma, hatırlama ve karar vermede zorluk çekme
    • Yorgunluk, azalan enerji, yavaşlama
    • Suçluluk, değersizlik, çaresizlik hissi
    • Ümitsizlik, pesimizm (karamsarlık)
    • Uykusuzluk, gündüz erken saatte kalkma veya aşırı uyuma
    • Seks dahil olmak üzere, önceden zevk alınan aktivitelere ve hobilere karşı azalan ilgi ve haz
    • Tedaviye cevap vermeyen, baş ağrısı, sindirim bozuklukları ve kronik ağrılar gibi inatçı fiziksel semptomlar.
    • Sürekli üzgün, kaygılı veya ”boş” ruh halleri
    • Tedirginlik, aşırı hassaslık
    • Ölüm veya intihar düşünceleri, intihar girişimleri
    MEVSİMSEL DEPRESYON ise Mevsimsel afektif bozukluk olarak da adlandırılır.kişide her sene hemen aynı zamanda bu klinik tablo oluşur. Çoğunlukla sonbahar veya kış zamanı başlar ve ilkbahar veya yaz zamanı biter. ”Kış bunaltısı” ile aynı şey değildir.. diğer nadir bir türüne ise ”yaz depresyonu” denir, bahar sonu yaz başı başlar ve sonbaharda sona erer.
    PSİKOTİK DEPRESYON psikozun sanrılı düşünceleri veya diğer ağır bulgularına depresyon semptomlarınında eşlik etdiği ciddi klinik tablodur.. . Psikotik depresyonla psikozun gerçeklikten kopma hali yani kişinin yer- zaman- mekan oryantasyonunun yok olduğu ağır klinik duruma ilaveten birde depresyon tablosunun eklendiği ağır bir hal söz konusudur burada . Hastalar psikotik zeminin getirdiği halüsinasyon ve sanrılarla boğuşmaktadır..hastanın güvenliğinin ve tedavisinin sağlanması için klinikte yatırılarak ilaç ve diğer tedavilerin uzman hekimlerce uygulanması gerekebilir..

    Klinik Psikolog 
    Dr.Derya Müftüoğlu

  • Beni Bu Havalar Mahvetti ..

    Beni Bu Havalar Mahvetti ..

    Yaz bitti artık! Yağmurlu ve bulutlu günler bizlere eşlik ediyor. Yazın vermiş olduğu neşe ve enerji yavaş yavaş kaybolmakta. İlkbahar doğanın canlanmasını kendimizi daha neşeli ve cıvıl cıvıl hissetmemimizi sağlarken sonbahar ise aydınlık ve güneşli günlerin geride kaldığını, soğuk kış günlerini hatırlatır bizlere. Havaların erken kararması, kapalı olması keyifsizlik ve mutsuzluk verir. İşte bu nedenlendir ki sonbahara hüzün mevsimi tanımı yüklenir.

    Bu iki mevsim döngülerinde depresyon görülme sıklığı artar. Sonbaharda depresyonun en sık görülen belirtileri arasında cinsel istek azalması, sıkıntılı, çaresiz, neşesiz ve sinirli ruh halleri, uykusuzluk çekme, yorgun ve bitkin uyanma, davranışlarda yavaşlama, geçmişe dönük pişmanlık duygusu gelmekte. Sararan yapraklar, puslu bir gökyüzü içimizdeki sıkıntıyı artırır. Güneş enerjisi beyin yapısını olumlu etkilediğinden güneş enerjisinin azalmasıyla sonbahar aylarında insanların depresyona girme olasılığı diğer mevsimlere göre daha yüksek olur. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte kişilerin yetersiz güneş ışığı alması beyindeki kimyasal maddelerin düzeninde bozulma yaratır bu bozulma da depresif duyguların yaşanmasına sebep olur.

    Herkesin mutsuzluk yaşadığı anlar olur şüphesiz. Bunlar çoğu zaman bir işin yolunda gitmemesine, gündelik hayatın basit bir takım zorluklarına bir tepki olarak ortaya çıkar. Bu ve benzeri duygular hoş olmamakla beraber gelip geçici duygulardır. Yaşanan düş kırıklıklarına bağlı olarak herkesin duyabileceği gelip geçici üzüntü, hüzün depresyondan farklıdır. Depresyon, kişinin ileri derecede çökkün olduğu uzun süreli bir dönemdir. Bununla birlikte depresyondaki herkesin yaşadığı tek duygu çökkünlük olmayabilir. Hasta çok gergin olabilir. Giderek huzursuz ve kolay sinirlenen biri durumuna gelebilir. Her şeyden çok sıkılmış olabilir. Zevk aldığı etkinliklerden zevk almaz olur ya da bu etkinlikler artık ilgisini bile çekmez. “Bardağın yarısı boş mu yarısı dolu mu?” sorusuna verilen yanıt depresyon geçirme olasılığının önemli bir göstergesidir.

    Depresyon kişinin duygusal durumundan çok daha fazlasını etkiler. Kişinin uykusunu ve yemek yeme biçimini bozabilir. Kişi olumsuz ve daha karamsar düşünmeye başlar. Kişide benlik değeri algısını düşürür. Depresyon kişiyi huzursuz ve kararsız kılar. Ancak depresyonun iyi bir tarafı iyileştirilebilir bir hastalık olmasıdır. Kişi uygun bir tedavi ile yitirdiği yaşam enerjisine ve sevincine geri dönebilir. Yaşamda hiç kuşkusuz birçok zorlanma ve engellenmeler yaşanır. Depresyonla baş ederken yaşamın zorluklarını da göğüslemek ve yaşamdan daha büyük bir zevk almak için yapılabilecek çok şey vardır.

    Sonbahar depresyonu yaşayan kişilerin hava bulutlu olmasına rağmen dışarı çıkmak isteği olmasa da dışarı çıkmak için çaba göstermesi, vücudu için düzenli beslenmesi örneğin bolca meyve ve meyve suyu tüketimi, düzenli spor yapması, işyerindeki isteksizliğini azaltmak için sık ve kısa keyifli molalar vermesi, sosyal yaşamını yeniden planlayarak keyif alabileceği aktiviteler planlaması örneğin kendine bir hobi bulması, doğa yürüyüşlerine katılması, fotoğraf kursuna yazılması veya bisiklete binmeye başlaması, v.s…Depresif belirtilerin azalmasına yardımcı olacaktır.

    Depresyon, tükenmişlik değersizlik umutsuzluk ve çaresizlik duyguları yaratan bir rahatsızlıktır. İşte bu olumsuz bakış açılarının depresyonun bir parçası olduğunun ve gerçek durumu tam yansıtmadığının bilinmesi gerekir. Bu olumsuz düşünceler tedavi etkisini göstermesiyle birlikte giderek gücünü ve kişi için önemini yitirmeye başlar. Depresyondan bir çırpıda kurtulup, kendinize geleceğinizi kesinlikle beklemeyin. Olabildiğince kendinize yardım edin, hemen düzelme göstermiyorsunuz diye kendinizi ayıplamayın hatta suçlamayın. Olumsuz düşünmeye yenik düşmeyin. Mevsime bağlı depresyon geçiriyorsanız, çok kalabalık ortamlardan kaçının ve pozitif enerji alabildiğiniz insanlarla beraber olun. Hafif ve sulu gıdalar alının ve kafeinli içecekler yerine bitki çaylarını özellikle de nane çayını tüketin. Özellikle hamilelik döneminde hormonların değişiminden dolayı depresyon riski daha yüksektir.

    Depresyona aşırı sorumluluk sahibi, titiz ve kolayca suçlanma eğilimi olan kişiler daha çabuk girmektedir. Yüzyllar önce yaşayan büyük filozof Buddha’ya kulak verin. O der ki: “Kendi kendine ışık ol, kendi ışığında hiçbir şeyde hiç kimsede sığınak arama; kendine gerçeği ışık yap” Hadi şimdi…

  • DEPRESYONU TANIYALIM

    DEPRESYONU TANIYALIM

    DEPRESYON NEDİR?
    Depresyonun teşhis edilmesindeki en belirgin unsurlar, kişideki çökkün ruh hali, mutsuzluk, kararsızlık, yaşam sevincinin yok olması ve eskiden yapmaktan hoşlandığı şeylerden artık zevk almıyor olmasıdır. Herhangi bir sebep olmaksızın ağlama nöbetlerine tutulabilir, kendisine ve çevresine olan ilgisi azalır. Bu kişiler genelde yalnızlığı tercih eder, dışarı çıkıp insanların arasına karışmak onlara zulüm gibi gelmektedir. Cinsel ilgisi ve isteği azalmıştır. İştah ve uyku durumlarında da normalden farklılık mevcuttur. Kendilerini değersiz, beceriksiz ve yetersiz görmektedirler. Sık sık geçmişiyle hesaplaşır, pişmalıklar yaşar. Olumsuz yargı ve değerlendirmeleri olmaktadır. 

    Aslında depresif duygular hepimizin hayatında olan birşeydir. Bir konu ya da bir kişi ile ilgili hayalkırıklığı yaşamak, sıkıntılı, üzücü olaylar yaşamak bizi depresif hissettirebilir, moralimiz bozabilir ama bu depresyon ile aynı şey değildir. Depresyon teşhisi koyabilmemiz için kişinin şikayetlerinin en az iki haftadır sürüyor olması ve gündelik hayatını, iş ve sosyal hayatını ciddi anlamda etkiliyor olması gerekir. Unutmamalıyız ki depresyon kişinin yaptığı bir şımarıklık değildir. 

    DEPRESYONDAKİ YAKINIMIZA NASIL YARDIM EDEBİLİRİZ?
    Depresyonda olduğunu düşündüğünüz yakınıza, yardım etmek amacıyla olsa da asla, “takma kafana, ne var bunda, hepimizin başına geliyor, sen kafanda büyütüyorsun” gibi cümleler sarfetmemelisiniz. Bu tip cümleler depresyondaki kişiye onu ciddiye almadığınızı hissettirir. “Nasıl hissediyor olduğunu tam olarak anlayamıyor olabilirim ama seni umursuyorum ve sana yardım etmek istiyorum”, çok daha samimi bir cümle olacaktır. Onu bir psikiyatr ve psikolog ile görüşmeye teşvik etmek, ilaçlarını kullandığından ve terapilerini aksatmadığından emin olmak yine onun için yapabileceğiniz büyük bir yardımdır. Kaçınmanız gereken bir diğer hata “bak sen böyle olunca biz de üzülüyoruz, bizleri de üzüyorsun haydi artık toparlan” demektir. Bu tip cümleler zaten depresyonda olan kişiyi daha da kötü eder, suçluluk hisleri artar, kaygıları artar. Unutmamalıyız ki düzelmek o kişinin elinde olan birşey değildir, depresyon da bir hastalıktır. Sabırlı olmalısınız, onun yanında olduğunuzu, dinleyebileceğinizi birden çok kez tekrar etmeniz gerekebilir. Dolayısıyla sizin de mutlu ve sağlıklı olmanız ona daha iyi destek olabilmeniz için çok önemlidir. Tatile çıkmak, yaşadığı yerden uzaklaşmak da depresyonlu hastaya iyi gelmeyecektir çünkü tüm sorunları kafasında gittiği yere de gçtürecektir o yüzden bu tip konularda ısrarcı olmamanızı tavsiye ederim. 

    DEPRESYON İLE BAŞETMENİN YOLLARI
    Depresyondaki kişi mutlaka psikoterapi görmelidir hatta bu ağır bir depresyon ise ilaç da kullanmalıdır. Bu profesyonel desteklerin yanısıra despresyonla daha kolay başedebilmesi için de bazı önerilerimiz var.
    *Depresyondaki kişi çoğunlukla evden çıkmak istemez ama aktif olmaya kendini biraz zorlamalıdır. İlk başta zor gelecek ama sonrasında kişiye yaşadığını hissettirecektir.
    *Uyku ve yemek konusundaki düzensizlikleri minimuma indirmeye çalışılmalıdır. Örneğin iştahı olmasa bile yemek hazırlayıp sofraya oturmalıdır.
    *Yakın çevreden yardım istemekten çekinmemeli, terapi seansları aksatılmamalıdır. 
    *Depresyondaki kişinin kafasında sürekli olumsuz yargı ve değerlendirmeler vardır. Kişi bu olumsuz düşünceleri sorgulamalı, bu olumsuz düşüncenin gerçekten bir kanıtı olup olmadığını incelemelidir. Farklı bakış açısı ne olabilir diye kendisine sormalıdır. Eğer farklı bir bakış açısı bulamıyorsa şöyle düşünmenin faydası olabilir: “Bana arkadaşım böyle bir düşünce ile gelse ona ne derdim, nasıl yaklaşırdım?”
    *İşler istediği gibi gitmediğinde kişi kendi için beceriksiz, başarız, yetersiz gibi sıfatlar kullanmamalı, herşey kontrol edemeyeceğini kabul etmelidir. 
    *Depresyondaki kişi sabırlı olmalıdır. Bu, tedavisi olan bir hastalıktır. Terapinin başından beri geçirdiği gelişmeleri sık sık kendine hatırlatmalıdır. 

  • Yaşlılık Döneminde Depresyon Nedir? Nasıl Baş Edilir?

    Yaşlılık Döneminde Depresyon Nedir? Nasıl Baş Edilir?

    İçe kapanma, duygulanma ve sık ağlamalar, hareketlerde yavaşlama, dikkatin azalması, uyku bozukluğu, kilo değişikliği ve unutkanlık gibi bellek problemleri “yaşlılığın doğal bir sonucu” olarak kabul EDİLMEMELİ ve depresyonla ilişkili olabileceği düşünülerek gerekli incelemeler yapılmalıdır. Çünkü tanı konamayan ve dolayısıyla tedavi edilmeyen depresyon,
    Ek tıbbi durumların (şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp hastalığı, kanser, bunama, karaciğer ve böbrek hastalığı gibi) daha da kötüleşmesine,
    Aile içi ilişkilerin bozulması ve gerginliklerin artmasına,
    Hastanın ve ailesinin yaşam kalitesinin düşmesine,
    Beklenenden erken ölümlere,
    İntihar ile sonuçlanabilen ölümlere neden olabilir.
    Depresyon belirtilerinin varlığı danışmayı ve tıbbi yardım almayı gerektiren bir durumdur. Doğru tanımlanıp tedavi edilen hastalık %80-90 oranında iyileşmekte ve hastalar eski normal yaşantılarına geri dönmektedir.

    Nedir? Nasıl Oluşur?
    Depresyon, sık görülen ve yıkıcı sonuçları olabilen bir psikiyatrik hastalıktır. Gençlik döneminde görülebileceği gibi yaşlılık döneminde de görülebilir. Fakat, bu dönem hastalığın oluşumu, tanınması ve tedavisi noktasında birtakım farklılıklar içerebilir.
    Yaşlanmayla birlikte, beyin hücreleri ve damarlarda bozulma, nörotransmitter denilen bazı maddelerin veya hormonların artması veya azalması gibi doğal biyokimyasal değişimler veya eklenen tıbbi hastalıklar depresyonu ortaya çıkarabilir. Kişinin gençlik yıllarındaki psikiyatrik durumu, genetik faktörler (örneğin, aile üyelerinden birinde depresyon varlığı) veya çevresel olaylar (örn; bir yakınının ölümü, hastalanma, alıştığı muhitten taşınma, maddi zorluklar, emeklilik) da hastalığın ortaya çıkmasında etkili olabilir. 

    Peki Hastalığı Nasıl Tanıyacağız? Belirtileri Nelerdir?
    Depresyon geçici bir ruh hali değildir. Yani, bir olay karşısında sıkıntı hissedilmesi veya mutsuz olunması depresyon olduğu anlamına gelmez. Depresyon hastalığı diyebilmek için, birtakım belirtilerin sürekli olarak görülüyor olması (en az 2 haftalık bir süredir) ve kişinin günlük yaşantısını ciddi bir şekilde etkiliyor olması gerekmektedir. Aşağıda, depresyon belirtileri sıralanmıştır (yaşlılığa DAHA ÖZGÜ olarak nitelendirilenler tırnak içerisinde gösterilmiştir);
    *Keder, elem, üzüntü ve mutsuzluk hali 
    *Bir şey yapmak istememe, hevessiz olma 
    *Eskiden zevk alınan şeylerden artık zevk alınamıyor olması
    *Kendini ümitsiz, değersiz ve çaresiz hissetme
    *Geçmişteki başarısızlıklar veya hatalardan dolayı kendini suçlayıp durma
    *Parasal, sağlık vb. konularda düşünüp durma, aşırı ve yersiz endişeler
    *Olağan dışı duygulanma ve sık ağlamalar
    *Gelecekten beklentinin kaybolması ve ölüm düşünceleri 
    *Düşüncelerde yavaşlama ve kararsızlıkların artması
    *Dikkatin azalması ve yoğunlaşmada güçlük
    *“Yerinde duramama ve huzursuzluk hali”
    *“Uyku bozukluğu (uykusuzluk veya aşırı uyuma)”
    *“İştah ve kilo değişiklikleri (kilo kaybı veya kilo alımı)”
    *Doktorların herhangi bir sebep bulamadığı “Bedensel yakınmalar” (Baş ağrısı veya vücutta yaygın ağrılar, uyuşmalar, kabızlık, gaz ve şişkinlik, baş dönmesi, idrar yolları ile ilgili yakınmalar, saç dökülmesi..) olarak sayılabilir.

    AİLELER Dikkatli Olmalı..
    Aileler riskli durumlar konusunda bilgi sahibi olmalıdır. Çünkü yaşlılarda depresyonu en sık tetikleyen durumlardan biri tıbbi hastalıklardır. Aynı zamanda, tıbbi hastalıkların varlığı depresyonu kötüleştirebilir. 
    *Bunama=Demans (En sık sebebi olan “Alzheimer Hastalığı”) 
    *Guatr 
    *Yüksek tansiyon, 
    *Şeker hastalığı, 
    *Kalp ve solunum sistemi hastalıkları, 
    *Karaciğer ve böbrek hastalığı
    *İnme
    *Kanser riskli durumlar arasında sayılabilir.
    Bu hastalıkların varlığında yakın bir takip, gerekli önlemlerin alınması açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle, yeni ortaya çıkan belirtiler (örn, iştah ve uyku düzenindeki değişiklikler, unutkanlık vb. bellek problemleri, çevresindekileri tanımama, evde olmayan birini görme veya çevresindekilerden kötülük göreceği, zehirleneceği yönünde şüpheli, tuhaf inanışlar veya davranışlar, yerinde duramama ve huzursuzluk hali) dikkatle incelenmelidir. Ek olarak, hastanın aldığı-çıkardığı sıvı miktarı, kullandığı ilaçları ve düzenli olarak alıp almadığı da kontrol edilerek uygun önlemler alınmalıdır. 
    Ayrıca bazen depresyon, bunama benzeri belirtilerin yoğun olması nedeniyle BUNAMA ile KARIŞABİLİR (PSÖDODEMANS) ve gereksiz tedavilerin başlanması ve zaman kayıplarına neden olabilir. 
    Yapılması Gerekenler..
    Ailede yaşlı olan kişiler, mümkün olduğunca vakit ayrılarak etkin bir şekilde dinlenmeli, konuşmaları için yeterli zaman ayrılmalı ve isteklerine olabildiğince kulak verilmelidir. Çünkü yaşlı kişiler, rahatsızlık vermek istemediği, anlaşılmayacağını düşündüğü veya sıkıntılı olmanın, hatta depresyonda olmanın bir “karakter zayıflığı veya akıl hastalığı” olduğunu düşündüğü için yakınlarına yaşadıklarını söylemekten çekinebilir veya korkabilirler. 
    Sabırlı ve hoşgörülü bir ortamda, hastanın yakından takip edilmesi anlaşıldığı, değer verildiği ve yalnız olmadığı hissine, dolayısıyla rahatlamasına ve olumsuz duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade etmesine sebep olacaktır. Bu tutum, ailenin depresyon belirtilerini daha iyi anlaması, uygun önlemler alması ve gerektiğinde bir doktorla görüşerek psikoterapi, ilaç ve diğer tedaviler konusunda işbirliği yapması açısından oldukça önemlidir. 
    Depresyon tanısının konması ve tedavisinin planlanması ANCAK, iyi bir klinik değerlendirme ve ilişkili tüm psikiyatrik ve tıbbi durumların detaylı bir şekilde araştırılması ile mümkün olacaktır..

  • Depresyon ve bilişsel davranışçı terapi

    Depresyon ve bilişsel davranışçı terapi

    Depresyon ;duygusal, bilişsel, davranışsal ve somatik belirtilerle kendini gösteren; bunun sonucunda bireyde çökkün bir ruh haline, bireyin davranışsal etkinliklerinde bir azalmaya, zihinsel etkinliklerde bazı değişikliklere ve yer yer bedensel bazı yakınmalara neden olan; şiddeti bireyden bireye değişebilen bir duygudurum bozukluğu olarak tanımlanabilir (Amerikan Psikiyatri Birliği 1994; Kennedy vd. 1998; Tuğrul ve Sayılgan 1997).

    Depresyonun etiyolojisine bakıldığında, psikososyal risk faktörlerinin çok önemli bir rolü olduğu görülmektedir. Bu faktörler kişinin kendi depresyon geçmişi, kendine özgü kişilik özellikleri, herhangi bir yakının kaybı, düşük sosyoekonomik düzey, yetersiz sosyal çevre, olumsuz yaşam olayları, madde kullanımı ya da anksiyete gibi bir başka bozukluğun varlığı olarak sıralanabilir. Ancak bu faktörlerin her bireyde depresyona yol açacağı söylenememektedir (Kennedy vd. 1998).

    Depresyon, “psikiyatrinin soğuk algınlığı” denebilecek kadar yaygın bir bozukluktur (Fennel 1989). Moore’a (1997) göre, depresyonun genel popülasyonda yaşam boyu riski %10 ile %20 arasında değişmektedir. Dobson ve Jackman-Cram (1996) ise her yıl dünyada 100 milyondan fazla insanın klinik olarak anlamlı düzeyde depresyona maruz kaldığını ve bu rakamın giderek yükseldiğini ileri sürmektedirler.

    Depresyon bulguları 4 durum açısından değerlendirilir;

    Davranışsal: Etkinlik düzeyinde düşme, sosyal ilişkilerde azalma

    Motivasyonel: ilgi ve istek kaybı Bilişsel: Konsantrasyon güçlüğü, kararsızlık, intihar düşünceleri

    Duygusal: Üzüntü, anksiyete, suçluluk, utanç

    Somatik: Uykusuzluk, iştahsızlık

    (Fennel, 1989).

    Bireyin birtakım erken yaşantıları, kişide kendisi ve dünya ile ilgili birtakım işlevsel olmayan şemalar oluşmasına neden olmaktadır. Oluşan bu şemalar daha sonraki yaşamda bireyin dünyaya bakışını ve davranışlarını yönlendirmesini sağlamaktadır. Her insanda birtakım şemalar gelişmektedir. Bunun amacı, bireyin çevresini ve yaşantılarını anlamlandırmasıdır. Ancak, bazen bazı şemalar oldukça katı, aşırı uçlarda, değişime dirençli ve işlevsel değildirler. Bu tarzda gelişen şemalar, kritik olaylar tarafından etkinleştirildiklerinde, bireyde çok yoğun olumsuz otomatik düşüncelere neden olmaktadırlar. Burada unutulmaması gereken bir konu, bireyin yukarıda belirtilen kişilik özelliklerinin bu olaylar karşısında depresyona yatkın olup olmadığıdır.

    Olumsuz otomatik düşünceler de depresyon belirtilerine neden olmaktadır. Bu aşamadan sonra depresyon belirtisiyle olumsuz otomatik düşünceler sürekli olarak birbirlerini etkilemektedirler. Başka bir deyişle, depresyon geliştikçe olumsuz otomatik düşüncelerin sıklığı ve şiddeti artmakta, mantıklı düşünce azalmaktadır; otomatik düşüncelerin sıklı­ğı ve şiddeti arttıkça da depresif belirtilerin sıklığı ve şiddeti artmaktadır. Böylece bir sürekli etkileşim oluşmaktadır (Fennel 1989; Savaşır 1996).

    Örneğin, küçük yaşta kardeşini kaybeden bir kişide, sosyotropik kişilik özelliğinin de etkisiyle, “Arkadaşlarımın dediklerini yapmazsam beni sevmeyecekler” gibi bir ara inanç gelişebilir. Daha sonra kişi, çocuğunun ölümü gibi kritik bir olay yaşadığında, tüm bunlardan kendini sorumlu tutarak, “Allah kahretsin, bütün bunlar benim suçum”, “Ben salağın tekiyim”, “Sonsuza dek hata yapacağım” şeklinde olumsuz otomatik düşünceler geliştirebilir. Bu olayların üst üste gelmesi sonucunda, kişide oluşan olumsuz otomatik düşünceler, kendini depresif belirti olarak gösterebilir. Bu belirtiler, aktivite düzeyinde düşme, sosyal ilişkilerde azalma gibi davranışsal; karasızlık, intihar düşünceleri gibi bilişsel; suçluluk, utanç gibi duygusal ya da uykusuzluk, iştahsızlık gibi somatik boyutlarda yaşanabilir. Bu belirtiler de yeniden olumsuz otomatik düşüncelere dönüşebilir. Aktivite düzeyinde düşme olan kişi, “Hiçbir işe yaramıyorum”; kararsızlık yaşayan kişi, “Ne yapacağımı bilmiyorum”; suçluluk duygusu yaşayan kişi “Bütün bunlar benim suçum” gibi olumsuz otomatik düşünceler geliştirebilir.

    Örnekte de görüldüğü gibi, depresyondaki kişilerin olumsuz otomatik düşünceleri ve depresif belirtileri arasında sürekli bir döngü yaşanmaktadır. Depresyonun bilişsel terapisinde, bu döngüyle uyumlu olarak, hastaya duyguların düşünceleri, düşüncelerin de davranışları nasıl etkilediği gösterilerek; hastanın olumsuz otomatik düşüncelerini tanı­ması ve bunları değiştirmesi amaçlanmaktadır.

    Özetle söylemek gerekirse, depresyonun oluşumunda kuramın dört temel öğesi (bilişsel üçlü, olumsuz otomatik düşünceler, bilişsel çarpıtmalar, işlevsel olmayan şemalar), bu öğeler arasındaki etkileşimler, yatkınlık oluşturan kişilik özellikleri ve bu yatkınlığı ateş­leyecek olaylar etkili olmaktadır.

    Kaynakça: (Sosyal Bilimler Dergisi 2000-2001)
     

  • Her Bunalım Depresyon Değildir,  Ancak Bu Yardım Almanıza Engel Değil !

    Her Bunalım Depresyon Değildir, Ancak Bu Yardım Almanıza Engel Değil !

    Her ne kadar şarkılar ve filmler tam tersi bir izlenim verse de her bunalım depresyon değildir. Günlük konuşma dilinde “depresyondayım” şeklinde yaptığımız kullanımların önemli bir çoğunluğunda aslında depresyondan değil bunalımdan bahsetmekteyiz. Depresyon dediğimiz olgu, bir ruh sağlığı bozukluğudur. Nasıl ki diğer hastalıklarda günlük işlevlerinizden bazılarınızı kaybedersiniz, örneğin ağır bir gripte yatağa düşersiniz, depresyonda da günlük işlevselliğiniz önemli ölçüde düşer. Çoğunlukla evden hiç çıkmak istemez hatta yataktan dahi çıkmazsınız. Aşırı yemek yiyebilir ve tamamen aç kalabilirsiniz. Daha önce büyük bir mutlulukla yaptığınız aktiviteler bile anlamını tamamen yitirir. Yıkanmak, kişisel temizlik hatta tuvalete gitmek bile büyük bir eziyetmiş gibi gelebilir. Bırakın traş olmayı veya makyaj yapmayı yüzünüzü bile yıkamak istemezsiniz. Ayrıca kendinizi değersiz, sefil hissedersiniz. Elbette, bu belirtiler rahatsızlığın ağırlığına ve kişiye göre farklılık gösterecektir. Ancak ileri düzeyde depresyon intihara kadar gidebilir ve yukarıda saydığım tarzda belirtileri olan bir kişinin mutlaka, hiç vakit kaybetmeden bir psikiyatrist hekime başvurması gerekmektedir. 

    Peki ya yukarıdaki kadar yoğun olmasa da hayatınızı etkileyen bir sıkıntı, bunalımdan bahsediyorsak? Bozukluk derecesinde olmasa da bazı sıkıntılar hayatınızı çok etkileyebilir. Hayattan belli bir keyif, doygunluk almak yaptıklarımız ile doğru orantılıdır. Dolayısıyla, çok ağır görünmese de bir bunalım durumda arkadaşlarınızla gezmek yerine hep evde kalmak bu bunalım durumunu daha da arttıracaktır. Diğer taraftan, “dışarı çık demesi kolay, hiçbirşey yapasım yok” diye düşünüyor olmanız da muhtemel. Bu durumda da bir uzmandan yardım almaktan çekinmemelisiniz. Psikoterapi veya psikolojik danışmanlık yardımı almak için sıkıntılarınızın “hastalık/bozukluk” seviyesinde olması gerekmez. 

    Bazen, tanıdıklarımdan “psikolog bana ne söyleyecek, ne tavsiye verecek ki neden gideyim” gibi sözler duyuyorum. Bu cümleyi biraz irdelemekte yarar var. Öncelikle psikoloğun işi size ne yapmanız gerektiği ile ilgili bir tavsiye de bulunmak değildir. Psikoterapi dediğimiz süreç size ne yapmanız gerektiğini söyleyen bir süreç değil bunu bulmanız için size rehberlik edilen bir süreçtir. Çoğu zaman, terapist fikir beyan etmekten ziyade soru soracaktır. Bu sorular bazen zorlayıcı olabilir, çünkü hayatınızda olup bitenlerle ilgili daha önce hiç bakmadığınız bir yerden bakmaya zorluyor olabilir sizi. Çoğu zaman danışanlarım ilk seans sonrasında yaşadıkları deneyimin farklı olduğunu, arkadaş ile sohbet etmek gibi olmadığını, aslında sohbet etmek gibi bile olmadığını ve zihinsel olarak yorulduklarını belirtirler. Benim açımdan bu türden deneyimler o seansın başarılı geçtiğine dair bir işarettir. 

    Psikoterapi yaklaşımlarının kullandığı pek çok teknik ve prensip vardır. Bu teknikleri ve prensipleri iyi kullanan bir terapist ile çalıştığınızda, elbette sizin de çabanızla, başarılamayacakmış gibi görünen hedeflere ulaşmanız mümkün olabilir. Elbette değişim kolay değildir, çaba ister ve bu çaba sayesinde daha doyumlu bir hayat yaşamanız mümkün olabilir ..

  • ÇOCUK ve ERGENLERDE DEPRESYON

    ÇOCUK ve ERGENLERDE DEPRESYON

    Depresyon çocuk ve ergenlerde görülen bir hastalık mıdır?

    Maalesef bu sorunun cevabı evet. Çok uzun zamanlar psikiyatri çevreleri çocuklarda depresyonun görülmediğini öne sürse de son 30 yıllık çalışmalar bu konuda hem fikirdir. “Çocuk” ve “Depresyon” sözcükleri yan yana gelmesi hiç yakışmıyor. Bilimsel çalışmalar çocuk ve ergenlik dönemlerinde bu hastalığın görülebildiği kesin olarak gösterilmiştir.

    Her mutsuz çocuk depresyonda mıdır?

    Tabi böyle bir genelleme yapmak mümkün değildir. Mutsuzlukta diğer duygular gibi çocuğun hayatında yaşadığı normal bir duygudur. Depresyon ya da psikiyatride ki ismiyle “Major Depresyon” ise kişinin hayatını derinden etkileyen mutsuzluğun yanında bir çok fiziksel ve psikolojik sorunu beraberinde getiren ciddi bir hastalıktır.

    Çocuk ve ergenlerde depresyon ne sıklıkta görülür?

    Yapılan toplumsal çalışmalar çocuklarda %1-3 arasında, ergenlerde % 7-8 oranında görüldüğü bildirilmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülürken çocuklarda bu oran her iki cinsiyette eşittir. Ancak depresyonda ki çocuk ve ergenlerin yaklaşık %60’ı tedavi almamaktadır.

    Çocuk ve ergenlerde depresyon belirtileri nelerdir?

    Çocuklar ile ergenlerin yaşam deneyimleri erişkinlerde daha az oldukları için ve duygularını sözel olarak anlatmakta güçlük çektiklerinden depresyonu ifade etmekten ziyade davranışları ile gösterirler. 8 Yaşında bir çocuğun “kendimi çok mutsuz hissediyorum artık eski neşem kalmadı” biçiminde sözleri pek kullandıkları görülmez. Bu nedenledir ki çocuklarda depresyon erişkinlerden farklılıklar gösterir. Şimdi belirtilere kısaca bakalım

    Mutsuzluk ve kendini boşlukta hissetme: Depresyonun en temel belirtisi mutsuzluktur. Erişkinlerde mutsuzluk hissetmeden depresyon tanısı konulmaz. Ancak biraz önce anlattığım gibi çocuklarda mutsuzluk ifadeden çok davranışlarla ilgilidir. Hiçbir şeyden memnun olmama, sürekli mızmızlık ve yakınma, az gülüp çok ağlama, oyunlara ve oyuncağa ilgisizlik gibi yakınmalar bize çocukta ki mutsuzluğu gösterebilir. Ergenlik döneminde ise sözel ifadeler öne çıkar. “keşke doğmasaydım, ölsem daha iyi, her şeyden nefret ediyorum” gibi söylemler sıklıkla gözlenir. Bazen de özellikle ergenlik döneminde mutsuzluğun yerini boşluk duygusu alır. “içim bomboş, kendimi bir hiç gibi hissediyorum, yaşam çok boş” gibi yakınmalar kulağımıza gelir.

    Değersizlik, kendine güvende azalma ve suçluluk duyguları: Depresyonda ki ergenlerde sıklıkla kötümserlik, sevilip sevilmediğinden kuşku, gelecekten yana umutsuzluk sık görülür. Bu değersizlik hisleri zamanla kendine güvende azalmaya neden olur.

    Anne baba ile tartışma ve aile içi ilişkilerin bozulması: Tutturma iyi kötü her çocukta gözlemlenir ancak depresyonu olan çocuk amaçsızca tutturur. İstediği nesne önemli değildir. Burda amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. Bir diğer husus ise eskiden olmadığı halde kurallara uyumsuzluk gelişmesidir.

    Öfke patlamaları ve sinirlilik: Sinirlilik ve öfke patlamaları sağlıklı ruh sağlığına sahip çocuk ve ergenlerde genellikle görülmez. Depresyonda olan çocuk ve ergenler ise eskisinde daha sinirli olduklarını farkına varabilir. Bu durum anne baba ile tartışmaya hatta etrafa zarar vermeye kadar gidebilir. Özellikle ergenlik döneminde öfke patlamaları sırasında cama veya duvara yumruk atıp acil servise bile gidebilirler.

    Bedensel yakınmalar: Sık baş ağrısı, karın ağrıları, ve yorgunluk gibi fiziksel belirtiler çokça gözlenir.

    İştah ve yeme sorunları: Tıpkı erişkinlerde olduğu için çocuk ve ergenlerde de yeme ve iştah bozulur. Kilo kaybı sık olmasa da beklenene kilonun alınamaması da sorunu gösterebilir. Ancak bazı çocuk ve ergenlerde de garip bir şekilde iştah artışı gözlenir. Ergenlik döneminde ki özellikle kızlarda tatlıya aşırı düşkünlük görülebilir.

    Uyku Sorunları: Nasıl ki beden sağlığı ile alakalı bir sorun olduğunda ateş çıkarsa, ruh sağlığımızda bir sorun olduğunda uyku düzenimiz bozulur. Depresyonda ki ergenlerde de ilk belirtilerden biri uyku sorunlarıdır. Çoğu ergende uykuya dalmakta güçlük, sık sık uyanma, sabah çok erken saatte uyuma, yalnız yatamama ve normalden fazla uyku görülebilir.

    Ölüm veya intihar düşünceler: Bu nokta gerçekten alarmların çalmasına neden olabilecek düzeyde mühimdir. Çoğu çocuk intihardan bahsetmese de ölmek istediğini belirtir veya keşke “hiç doğmasaydım, ölsem de kurtulsam” şeklinde ifadelerle karşımıza gelebilir. Aileler şunu çok iyi bilmelidir ki ölümden veya intihardan bahseden çocuk ve ergeni asla hafife almamalı mutlaka bu düşüncesi sorgulanmalıdır.

    Alınganlıkta artış: Özellikle ergenlik çağında görülen depresyonda alınganlık hat safhadadır. Annenin her söylediğine karşı agresif davranışlar, etrafla ilgili kavgalar bu dönemde sık gözlenir.

    Sosyal ilişkilerde bozulma: Depresyonda ki çocukların mutsuzluk sinirlilik ve alınganlık durumu arkadaş ilişkilerine yansır. Arkadaş ortamında kaçınma, sıklıkla yalnız başına vakit geçirme, arkadaş ortamına girememe gibi sorunlar gözlenir.

    Dikkat ve konsantrasyon güçlükleri: Çocukluk çağı depresyonunda en mühim sorunlardan biri de dikkati toplamak ve sürdürmekte ki problemlerdir. Hatta çoğu aile çocuğunun derslerinde ki düşme ile doktora başvurur. Bazen de Dikkat eksikliği hiperaktivite (DEHB) yanlış tanısı konarak bu çocuklara dikkat artırıcı ilaçlar başlanır. Ne yazık ki bu ilaçlar durumu daha kötü hale getirirler.

    Depresyonun nedenleri nelerdir?

    Pek çok psikiyatrik hastalık gibi depresyonunda tam nedeni bilinmemektedir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar biyolojik faktörlerle birlikte yaşanılan olumsuz yaşam olaylarının birleşimidir. Tek bir neden bulmak olası olmasa da genetik olarak depresyona yatkınlık nedenlerin en önde geleni gibi durmaktadır.

    Depresyonda aileler neler yapmalıdır?

    Ailelerimizin bu hastalık karşısında neler yapması gerektiğini kısaca özetlemek gerekirse;

    -Öncelikle çocuğunuzun depresyonda olduğunu düşünüyorsanız mutlaka vakit kaybetmeden bir çocuk psikiyatri uzmanına başvurun.

    -Çocuğunuz depresyonda iken eskisinden daha anlayışlı olun

    -Mümkün olduğunca tartışmaya girmekten ya da onu ikna etmekten kaçının

    -Nasihatı azaltın

    -Çocuğunuzun öğretmenini bu konuda bilgilendirin ve öğretmenle daha sık görüşün

    -Çocuğunuzu ve kendinizi asla suçlamayın çözüm odaklı olun

    Çocuk ve ergenlerde depresyon tedavisi nasıl yapılır?

    Öncelikle hem ailenin hem çocuğun hastalık konusunda bilgilenmesi çok önemlidir. Ardından tetikleyici faktörler göz önüne alınarak yapılabilecekler değerlendirilmelidir. Çeşitli terapi yöntemleri ve ilaç tedavisi hastanın ve hastalığın durumuna göre seçilebilir.

  • ÇOCUKLARDA DEPRESYON

    ÇOCUKLARDA DEPRESYON

    Depresyon genellikle yalnızca yetişkinlerde görülen bir bozukluk gibi algılansa da çocuklar da depresyona girebilir. Depresyon belirtileri çocuklarda yetişkinlere göre kimi farklılıklar gösterir. Çocuk depresyonu durumunda davranış ve tutum değişiklikleri sıklıkla görülür. Aşırı ağlama, hırçınlık, çabuk sinirlenme gibi davranışların birden ortaya çıkmasının temelinde depresyon olabilir.

    Her 10 Çocuktan 1’i Depresyona Girer

    Ailesel yatkınlıklar başta olmak üzere, aşırı stres yaşayan, yakınlarından birini kaybeden, anksiyete bozukluğu olan çocuklarda depresyon görülme olasılığı artabilir.

    Çocuklarda Depresyon Belirtileri;

    • Hırçınlık, nöbet şeklinde ağlama

    • Suçlama

    • Aşırı isteksizlik, can sıkıntısı, enerji eksikliği

    • Aile ortamından ve sosyal ortamdan soyutlama

    • Aşırı öfke ve/veya alınganlık

    • Sık sık baş ağrısı, karın ağrısı gibi şikayetler

    • Konsantrasyon bozukluğu

    • Korkutma (“Böyle yaparsanız evden kaçarım” gibi tehdit sözleri)

    • Şiddet kullanma

    Depresyondaki Çocuklarda Yaygın Davranış Değişiklikleri

    Eskiden severek yaptığı şeyleri şimdi severek yapmıyorsa, kendini ve çevresindekileri suçlayan sözleri sık sık kullanıyorsa, aşırı çekingen olduysa ve özgüveninde düşüşler varsa, ölmekten veya evden kaçmaktan bahsediyorsa bu davranışlar depresyon belirtileri olarak kabul edilebilir. Ergenlerde öfkeyi sağlıklı bir şekilde dışa vuramamak, kendini ifade edememek, aileyi baskıcı ve anlayışsız görmek gibi sebeplerle sigara, alkol, uyuşturucu gibi maddelerin kullanımı genci depresyona sürükleyen sebep ve belirtiler arasında sayılabilir. Bunların yanında her yaştan çocuğun okula gitmek istememesi, sınıfta sessiz kalması ve aktivitelere katılmaması, baş ve mide ağrısı gibi fiziksel şikayetlerin sık sık tekrarlanması depresyon konusunda bir uzmanla değerlendirme yapılması gerektiğinin göstergelerindendir.

    Depresyonda İlaç Kullanımı

    Bir doktorun ilaç kullanılmasına başlanması gerektiğine dair görüşü pek çok aile tarafından olumlu karşılanmaz. Erken yaşta ilaç kullanmanın olumsuz etkileri ve ilacın bağımlılık yapabileceği korkusuyla pek çok ebeveyn “ilaçlı çözümü” görmezden gelmeye meyillidir. İlaçlara çocuğun bünyesinin vereceği yanıt ve idame dozunun ayarlanması 15 günlük sürecin sonunda belirlenir. İlaçlara en az 6 ila 12 hafta devam edilir. Bu sürenin sonunda olumlu değişimlerin kalıcı hale getirilmesi psikotertapi desteği alınmasıyla sağlanır. Depresyon tedavisi bırakılırsa ya da ilaçla tedavi tümüyle reddedilirse depresyon 1 veya 2 yıl içinde tekrar edebilir.

    İlaçlar Bağımlılık Yapar Mı?

    Kimyasal ilaçlar elbette gerekmedikçe kullanılmamalı, ancak güvenilir bir doktor durumun ilerlediğini ve ilaçla tedavinin zorunlu olduğunu söylüyorsa bunu dikkate almanızda yarar var. İlaçlara tamamıyla karşı çıkmak yerine endişelerinizi doktorla paylaşabilir ve bağımlılık yapmayan ilaçlar reçete etmesi konusundaki hassasiyetinizi belirtebilirsiniz. Çocuk ve ergen psikiyatrisinde depresyon tedavisi açısından güvenirliliği en yüksek ilaçlar SSRI (Serotonin Gerialım İnhibitörleri) grubunda olanlardır. Bunlar;

    • Paroksetin

    • Sertralin

    • Fluoksetin

    • Sitalopram

    • Fluvoksamin

    • Essitalopram

    olarak sayılabilir.

    Ergen ve Çocuk Depresyon Terapilerinde Ne Yapılır?

    Zihnimizin yaraları ilaçla ortadan kaldırılamaz. Depresyon tedavisinde bilincin yönlendirilmeye açık olabilecek kadar rahatlaması için bir süre ilaç tedavisi uygulanır ve ardından bilişsel terapilere yönelinir.

    Bilişsel terapi psikiyatride en yaygın kullanılan terapi biçimlerindendir. Bu yöntem hafif ve uzun süreli depresyonun tedavisinde tek başına kullanılabilir.

    Çocuğun karşı karşıya olduğu algısal çarpıtma problemi bu terapilerde iyileştirilmeye çalışılır. Bir anlamda bilincine format atılır. En yaygın sorunlar;

    • Olayları kişiselleştirerek aşırı alınganlık göstermesi

    • Genel bir olayın içinden bir ayrıntıya takılması

    • Olayları aşırı abartarak tepki vermesi veya yok sayması

    • Çevresinde olanlardan kendini sorumlu tutması ve suçlamasıdır.

    İhtiyaca ve çocukla uyum sürecine göre bu çalışmalar haftada bir programlanacak şekilde 6-8 hafta devam edebilir ve zamanla seyrekleşerek kesilir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Depresyon Türleri

    Depresyon Türleri

    DEPRESYON ÇEŞİTLERİ

    Herkes zaman zaman depresyona girebilir. Depresyon her sağlıklı kişinin deneyimleyebileceği geçici bir durumken kişinin depresyona yatkınlık ve kişisel yapısından kaynaklanan nedenler bu sürecin ağır geçirilmesine sebep olabilir. Geçici sorunların kalıcı olmasını istemiyorsanız sağlıklı depresyon ile sağlıksız depresyonu ayırt edebilmelisiniz.

    Depresyonun kendi içinde pek çok çeşidi bulunmaktadır. Hafif olanlar grip gibi atlatılabilirken, ağır depresyon türleri yaşamı çekilmez hale getirir ve çoğunlukla yardım almayı gerektirir. Aradaki farkı anlayabilmek için depresyon çeşitlerine bir göz atalım.

    Maskeli Depresyon

    Kişi ve yakın çevresi depresyonda olduğunu anlayamaz çünkü başka belirtileri depresyonu maskelemektedir. Mesela, bedenin değişik yerlerinde ağrılar oluşmuştur. Vücudunda uyuşma, karıncalanma, beslenmede bozukluklar vardır. Alkol veya madde bağımlılığı gibi sorunlar kişiyi etkisi altına almışken gerçekte depresyonun dışa vurumunun sonuçlarıdır.

    A tipik depresyon

    Kişi mevcut sorunları abartılı şekilde algılar. Grup içinde uyumsuz davranışları artar. Takıntılı ve aşırı kontrolcü olmaya başlar. Güvensizlik ve korkular rutin yaşamı zorlaştırmaya başlamıştır. Bu mutsuzluğu gidermek için kişi daha fazla uyumaya başlar. Aşırı kilo alabilir. Güçsüzlük ve hareket etme isteğinde azalma başlar. Cinsel uyumsuzluklar baş gösterir.

    Kronik Depresyon

    Yüksek tansiyonda olduğu gibi kişi depresyonu hafif yaşar ve zamanla bu depresyona alışır. Depresyon kişiliğin bir parçası gibi olur. Kişi olumlu düşünmez ve kendisini olumlu düşünmeye teşvik eden kişileri kendinden uzaklaştırma eğilimi gösterir

    Kronik depresif kişiler bir anlamda mutsuzluğu ile mutlu olmayı öğrenmiş, depresif yaşamı kabullenmişlerdir.

    Klinik Depresyon

    Kişi otokontrolünü kaybetmeye başlamış, duygu ve düşüncelerini kontrol edemez hale gelmiştir. Kendisine veya başkalarına zarar verme eğiliminde veya düşüncesindedir. Bu durumdaki kişilerin yakından gözlemlenmeleri ve ilaçlarının düzenlenebilmesi için yatılı tedavi altına alınmaları gerekir.

    Manik (Bipolar) Depresyon

    İki uçlu depresyon olarak da bilinen bu depresyon türünün önce kontrol altına alınması ve ardından kişinin psikiyatrist kontrolünde gerekli ilaçları (lityum karbonat, valproat vb.) kullanması gerekir. Dönem dönem durulan ve sonra tekrar yinelenen depresif durumun özellikle atak dönemlerinde kontrol altına alınması gerekir. Mani döneminde;

    • Aşırı sevinç, aşırı coşku

    • Ani saldırganlık ve paranoya

    • Yeni fikirler, hızlı düşünme

    • Her zamankinden fazla konuşma isteği

    • Artan aktivite ve enerji

    • Azalan uyku ihtiyacı

    • Artan ilişki isteği

    • Artan alkol ve uyuşturucu kullanımı

    • Artan kendine güven, yapmaya karar verdiği her işi başaracağı duygusu

    • Aşırı duyarlılık, gerginlik, sabırsızlık

    • Artan cinsel ilgi

    • Artan para harcama

    • Konsantrasyon güçlüğü, dikkatin kolay dağılması

    • Huzursuzluk, karmaşa

    • Kavgaya ve tartışmalara her zamankinden daha meyilli olma

    gibi belirtiler görülebilir.

    Mevsimsel Depresyon

    Havaya duyarlı kişilerde mevsim geçişleri sırasında çeşitli depresyon belirtileri ortaya çıkabilir. Bu belirtiler etkilerini bir süre devam ettirdikten sonra azalarak ve kendiliklerinden kaybolurlar. Bu durumlarda kişinin içe dönmesi ve depresyon yaratan tetikleyicilerden uzak durması önerilir.

    Psikotik Depresyon

    Hezeyan, halüsinasyon gibi psikotik belirtiler depresyona eşlik eder. Antipsikotik ilaçlarla tedavi gerekebilir. Yeterince dikkatli tetkik edilmezse şizofreniyle kolaylıkla karıştırılabilir. Hekimin iki hastalığı birbirinden ayırt etmesi ve tedaviye doğru ilaca başlaması önemlidir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Depresyon …

    Depresyon …

    Depresyon aslında bir ruh halini tanımlayan sözcüktür. Ancak aynı zamanda psikiyatrik bir bozukluğu tanımlamak amacıyla da kullanıldığından giderek bir hastalık adı halini almıştır. Depresyon sözcüğünün Latince kökü “depresus” dur; aşağı doğru bastırmak, çekmek, bitkin gamlı-kederli olmak anlamına gelir. Tıbbi terminolojide “çökkünlük” olarak ifade edilir. Bir kişi için depresyonda denildiğinde, bir çeşit ruhsal çökkünlük halinde olduğu anlaşılmaktadır.

    Depresyon hem ülkemizde, hem de dünyada önemli bir toplum sağlığı sorunu konumundadır. Halk sağlığını dünya ölçeğinde en çok tehdit eden sorunların başında gelmektedir. Yüksek yaygınlık dışında; tanı güçlükleri içermesi, kronikleşme riskinin artması, kişide yarattığı yıkım ve ekonomik sonuçlar depresyon önemini giderek arttırmaktadır. Depresyon için başlangıç yaşı ortalama 40’tır. Depresyon vakalarının en az yarısı tanı konamadığından dolayı tedavi edilemez. Depresyon hastaları zamanla yaşam içindeki aktivitelerini sürdüremezler ve iş, aile ve sosyal yaşamları bu durumdan olumsuz etkilenir. Depresyon tedavi edilemediğinde şiddeti artabilir ya da kolaylıkla intihar ile sonuçlanabilir.

    Depresyon belirtileri şunlardır: 

    • Üzüntü ve mutsuzluk hissi
    • Ufak meseleler karşısında bile alınganlık veya hayal kırıklığı 
    • Normal aktivitelere karşı ilgi veya istek kaybı
    • Cinsel dürtüde azalma hali
    • Uykusuzluk veya aşırı uyuma
    • İştahta değişiklikler; depresyon, çoğu kez iştahta azalma ve kilo kaybına, bazı kişilerdeyse aşırı iştah ve kilo alımına sebep olur.
    • Gerginlik veya huzursuzluk; örneğin, hızlı yürüme, ellerde terleme veya yerinde oturmada güçlük
    • Düşünme, konuşma veya vücut hareketlerinde yavaşlama
    • Kararsızlık, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon eksikliği
    • Yorgunluk, bitkinlik ve enerji eksikliği; en ufak görevler bile çok çaba gerektiriyor gibi görünebilir. 
    • Değersizlik veya suçluluk hissi, başarısızlıklar üzerine yoğunlaşma veya işler yolunda gitmediğinde kendini suçlama
    • Düşünmede, konsantre olmada, karar vermede ve bilgileri hatırlamada sorunlar
    • Sık olarak ölüm, ölme veya intiharla ilgili düşünceler
    • Belirli bir nedene bağlı olmayan ağlama nöbetleri
    • Bel ağrısı veya baş ağrısı gibi açıklanamayan fiziksel sorunlar

    Gündelik yaşamda herkes zaman zaman kendini yukarıda verilen belirtiler gibi ya da moralsiz, üzgün, mutsuz hatta karamsar hissedebilir. Depresyon hastalığının gündelik olağan moral bozukluğu veya demoralizasyondan farkı kişinin sadece;

    • duygusal olarak üzgün, mutsuz, kederli hissetmesi, bunun yanı sıra düşünce olarak mevcut durumuyla ilgili ümitsizlik, çaresizlik ve karamsarlık içinde olması,
    • kendini bu durum içinde yetersiz ve değersiz olarak algılaması ve hatta intiharı çözüm olarak görmesi,
    • davranış olarak kendini toplumdan soyutlaması, içine kapanması, giderek durgunlaşması, hiçbir şeyden zevk alamaması ve isteksizlik göstermesi ve bedensel olarak uykusunun ve iştahının bozulmasıdır.

    Gündelik olaylar mutlaka insanların ruh halini olumsuz etkilemektedir, ancak depresyondan farkı, kişinin bu durumu çözümsüz ve kendisini de yetersiz hissetmemesidir. Gündelik olaylar morali bozulan kişi olumlu gelişmeler ile kendisini yeniden iyi hissederken, depresyon hastalığındaki kişi olaylara bağlı olarak kendini daha iyi hissetmez. Bu nedenle tüm gündelik moral bozukluklarını veya gelip geçici umutsuzluk hallerini depresyon olarak kavramlaştırmak hatalı bir yaklaşım olmaktadır.

    Depresyonun nedeni tam bilinmese de araştırmacılar, depresyon riskini artırabilecek veya depresyonu tetikleyebilecek bazı faktörleri saptamıştır. Bunlar:

    • Madde ve alkol kullanımı
    • Anksiyete bozuklukları
    • Kadın olmak
    • Erken ebeveyn kaybı
    • Düşük sosyoekonomik düzey
    • Ayrı yaşama, boşanmış olma
    • İşsizlik: İşsizlik depresyonda risk etkeni olması yanında işte verimliliğin azalmasının önemli nedenlerindendir.
    • Daha önce depresyon geçirmiş olma
    • Yakın zamanda önemli yaşam olayları, stres etkenleri
    • Kişilik yapısı
    • Çocukluk döneminde cinsel veya fiziksel kötü davranılma öyküsü
    • Bazı ilaçlar
    • Tıbbi hastalıklar
    • Hormonal değişiklikler.

    Beynimiz yaşanan yaşam deneyimleri ile birlikte gelişen olumsuz düşünceleri zamanla hatalı ve tek yanlı işleyen bir mantık sistemine dönüştürür. Bu durum yukarıda yazılı olan risk faktörü oluşturan durumlar ile bir araya geldiğinde değişen mantık sistemi ile ne yorumlarsa yorumlasın sonuç mutlaka karamsarlık veya umut kırıcı yorumlar olmaktadır. Depresyonda söz konusu sistem çok sayıda mantık hatasının birikmesine ve değişimine dayansa da bunlardan en sık rastlanan mantık hatalarından örnekler aşağıda açıklanmıştır.

    1.) Keyfi çıkarımlar: Yeterince kanıt olmamasına karşın, yaşanan olaylar ve içinde bulunulan koşullar hakkında olumsuz sonuçlar çıkarılır. Örneğin, sınava hazırlanmakta olan bir kişi, ortada bir neden yokken, başarılı olamayacağı kararına varabilir ya da depresyona giren bir işadamı, iflasının kaçınılmaz olduğu inancına saplanabilir.

    2.) Seçici odaklanma: İçinde bulunulan durum ya da yaşanan deneyimlerin kötü yanları üzerinde odaklanılır. Dolayısıyla, gün boyunca bir çok olumlu ve olumsuz olaylarla karşılaşan kişi, akşam olduğunda yalnızca yaşadığı olumsuzlukları anımsar ve berbat bir gün geçirdiği kararına varır.

    3.) Kişiselleştirme: Kişi, kendisiyle ilgili olmayan ya da çok az ilgili olan olayları üzerine alınır. Örneğin, yolda karşılaştığı ve muhtemelen onu görmemiş olan bir arkadaşının selam vermemesini, “Mutlaka onu kıracak bir şeyler yapmış olmalıyım” biçiminde yorumlayabilir.

    4.) Aşırı genelleme: Tek bir olaydan genel sonuçlar çıkarılır. Kişi, otobüs zamanında gelmediği için, hiç bir işinin yolunda gitmediği yargısına varabilir. Ya da arkadaşı zamanında telefon etmediği için, artık hiç kimsenin onunla ilgilenmek istemediği sonucunu çıkarabilir.

    5.) Ya hep ya hiç biçiminde düşünme: Her türlü olay “ya hep ya hiç” kuralına göre değerlendirilir. Mükemmel olmayan her şeyin berbat olduğu yargısına varılır. Kişi, yalnızca siyah beyazdan oluşan, diğer tonları olmayan bir yargılama sistemine sahiptir.

    6.) Küçümseme veya büyütme: Kişi başarılı olduğu işleri küçümserken, hatalarını abartır.

    Depresyonun tedavisinde Antidepresan tedavilerin yanında hastalara psikoterapiler uygulanmaktadır. Bu tedaviler çeşitli kuramlara dayanan ve yıllar içinde bilgi birikimiyle temelleri oturtulmuş yöntemlerdir. Bu tedavilerden en sık kullanılanları “psikanaliz” denilen insanın ruhsal çatışmalarını çözmeye yarayan tedaviler ile “bilişsel-davranışçı terapi” denilen insanın düşünce yapısındaki olumsuz düşünce kalıplarını ve davranış kalıplarını işlevsel olanlar ile değiştirmeye yarayan tedavilerdir.

    Depresyon olgularının %85 ya da daha fazlası bilinen olağan tedavi yöntemlerinden yararlanır. Tedavi edilmeyen olgular ise 6-24 ayda düzelirler. %5-10 kadar olguda ise iki yıldan fazla sürer. Tedavi ile bu süre birkaç hafta ile birkaç aya indirilebilmektedir. Tedaviye erken başlamak yanıt alma süresini kısaltır. %10-15 olgu ise süreğen seyir gösterir. Başlama yaşı yönünden aynı aile bireyleri arasında ilişki vardır. Erken başlayanlarda yineleme olasılığı daha yüksektir. Stres etkenleri ile başlaması arasında bir ilişki olabilmekle birlikte bu zorunlu değildir. Depresyon yaşam boyu ataklar ve yinelemelerle sürer.

    Hastanın yakını olarak ne gibi yardımda bulunabilirsiniz ?

    • Hastayı doktora gitmeye ve ona rahatsızlığını ayrıntılı bir şekilde anlatmaya ikna edin.

    • Tedavisi zaman ister. Onun için sabırlı ve anlayışlı olun. Depresyonlu kişiler umutsuz olduklarından ve bu hastalığın hakikaten iyileşip yok olacağını hiç göz önüne getiremediklerinden, daima hastaya ümit veren sözlerle yaklaşın.

    • Hastaya büyük aktiviteler teklif ederek ona fazlaca yüklenmeyen (örneğin kalabalık olan şenliklere veya seyahate gitmek gibi) bundan ziyade, fazla yük oluşturmayacak bir şekilde, onu üzüntüsünden çevirebilecek olan küçük gezilere (örneğin kısa gezintilere) çıkmayı teklif edin.

    • Hastalığın kişi üzerinde meydana getirdiği konsantrasyon ve hafıza bozukluğunu göz önünde bulundurun ve hastanın ilacını muntazam bir şekilde alıp almadığını kontrol edin.

    • Tedavinin ilk haftalarında belirgin bir iyileşme görülmese dahi hastayı ilacını almaya devam etmeye ikna edin.

    • Tüm bunlara rağmen hiçbir zaman hastanın öz sorumluluğunu unutmayın. Bu demektir ki, antidepresan ilacın olumlu etkisinin mi yoksa yan tesirlerinin mi daha ön planda olduğuna hastanın kendisi karar verir.