Etiket: Depresyon

  • SONBAHAR DEPRESYONU’NU CİDDİYE ALIN!

    SONBAHAR DEPRESYONU’NU CİDDİYE ALIN!

    Sonbahar’ın gelmesiyle birlikte havanın pusu gittikçe artar ve güneş ışınlarını artık daha az görmeye başlarız.Sabahları erken uyanmak, yataktan çıkmak, işe Ya da okula konsantre olmak ta gittikçe zorlaşır.Güne yorgun, mutsuz, bitkin uyanmış olarak başlıyorsanız, öfkeli bir ruh hali içindeyseniz, davranışlarınızda yavaşlama, cinsel ilginizde azalma ve iştahta bir artış söz konusu ise, zaman kaybetmeden uzman yardımı almalısınız.

    SONBAHARDA DEPRESYON NEDEN ARTAR?

    Mevsimsel geçişler, depresyonu tetikler.Sonbaharın hüznü ifade etmesi, kişide zevk alamama, mutsuzluk ve umutsuzluk hislerini yaratır.

    Sonbaharla birlikte güneş ışığını daha az almamız beyindeki bazı kimyasalların işleyişinde bozulmalara sebep olabilir bu sebeple de depresif duygularımız artmaya başlar.Depresyonla ilgili yapılan araştırmalar, sonbahar mevsiminin depresif duyguları arttırdığını göstermiştir.

    Sonbaharın gelmesiyle birlikte iş ve okulla ilgili kaygılar, aile içi sorumluluklarımızın artması da kendimizi depresif hissetmemize neden olur.

    SONBAHAR DEPRESYONU DEPRESİF HİSSETTİRİR!

    Sonbahar depresyonu geçiren kişiler kendilerini daha karamsar, çökkün ve mutsuz hissederken, olaylara ani tepkiler gösterip, öfke patlamaları yaşayabilirler.Geçmişte depresyon tanısı almış kişiler ve erkeklere oranla kadınlar sonbahar depresyonundan daha fazla etkilenmektedir.

    SONBAHAR DEPRESYONUYLA BAŞA ÇIKABİLMEK İÇİN ÖNERİLER

    Mevsime bağlı depresyon geçiyorsanız, aşırı kalabalık ortamlardan kaçının.Kendinizi güvende hissettiğiniz az sayıda kişilerle aynı ortamları paylaşın.

    Depresyonla birlikte kişinin algı ve yorumunda olumsuz düşünceler hakim olmaya başlıyor.Olumsuz düşüncelerinizi farketmeye çalışırsanız, bu düşüncelerin ruh halinizi nasıl değiştirdiğini de görebilirsiniz.

    Düzenli olarak spor yapmak, yürüyüş egzersizleri yapmak ya da kendimize hobi alanları yaratmak depresif enerjimizi boşaltmamıza yardımcı olur.

    Uyku ve yeme alışkanlıklarımızı gözden geçirmek ve tekrar düzenlemek gerekiyor.Uyku düzenimizi oluşturabilmek için davranışsal egzersizler yapabiliriz.Beslenme ve diyet uzmanlarına göre de özellikle kafeinli içeceklerden, şekerli gıdalardan uzak durmak, bitki çayları ve bol su tüketmek önemli.

    Özellikle işten Ya da okuldan sonra keyif verici aktivitelere katılmak, çökkünlük ve yorgunluk hissinin azalmasına neden olur.Bu sebeple kendinize haftalık aktivite planı oluşturun.

    Kendinize kısa süreli ve ulaşılabilir hedefler belirleyin.

    Hergün uyumadan önce ılık bir duş almaya çalışın.

    İşyerinde, okulda, ders çalışma ortamında vb.yerlerde kısa molalar verin.

    Depresyon’da olduğunuzu düşünüyorsanız, geçirdiğiniz depresyonun şiddeti ve türü önemlidir.Her depresyon mevsimsel olmayabilir.Bu sebeple bu durumda uzmana danışmanız da yarar vardır.

    Depresyonla başaçıkamadığınız durumlarda psikoterapi ve ilaç yardımı almanız gerekir.

  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon genel anlamda isteksizlik, hayattan zevk alamama, sürekli yorgunluk hali belirtileri taşıyan bir rahatsızlık halidir. 
    Depresif bozukluk hem vücudu, hem düşünceleri, hem de duygu durumu etkileyebilir. Kişinin yemek yemesinden uyumasına, fiziksel dayanıklılığından sağlıklı düşünce üretebilmesine kadar her şeyini bozabilir. Belli sıkıntıların sonucunda gelişen anlık ve geçici üzüntüleri depresyon olarak tanımlamak çok doğru değildir. Depresyonda şiddetli üzüntü ya da umutsuzluk hissi vardır ve en az iki hafta sürer. Kişinin çalışmak, yemek yemek, uyumak gibi günlük hayat etkinlikleri bozulur. Odaklanma ve konsantre olma konusunda problem yaşarlar. Depresif kişiler ümitsiz olmaya ve kimseden yardım göremeyeceklerine inanmaya eğilimlidirler. Böyle hissettikleri için de kendilerini suçlarlar. Sosyal etkinliklere katılmaktan kaçınır, aile ve arkadaşlarından uzaklaşırlar. Hatta kimi zaman ölümü ya da intiharı düşünebilirler. 
    Tüm depresyon türleri aynı değildir. Klinik depresyon olarak tanımlanan majör depresyon ve distimi olarak da bilinen kronik depresyon en yaygın türdür. Fakat kendine özgü işaretleri, belirtileri ve tedavisi olan başka depresyon türleri de vardır.
    Depresyon döneminde bir uzmandan yardım almak süreci doğru yönetmeniz ve bir an önce eski yaşantınıza dönmeniz açısından çok önemlidir. Yardım almadan depresyonu atlatmak mümkün olmakla birlikte bazen aylarınıza, yıllarınıza mal olabilir.
    Majör depresyon tanısı koyabilmek için DSM-IV kriterlerine göre aşağıdaki belirtilerden en az 5 tanesinin bulunması ve bunlardan en  az birinin en az birinin “depresif duygudurum“ ya da “ilgi kaybı” ya da “zevk alamama” olması gerekir.

    1. Her gün ve gün boyu süren depresif duygudurum. (Ağlamaklı görünüm, mutsuzluk hali, boşlukta hissetme)
    2. Her gün ve gün boyu süren etkinliklere ilgide azalma, eskisi kadar zevk alamama
    3. Önemli derecede kilo kaybı ya da kilo alımı
    4. Uyku düzeninde bozulma (uyuyamama ya da aşırı uyuma)
    5. Psikomotor davranışlarda aşırı artma ya da gerileme
    6. Yorgunluk, bitkinlik ve enerji kaybı
    7. Değersizlik hissi, aşırı ya da ugun olmayan suçluluk duyguları
    8. Düşünceleri yoğunlaştırmada azalma ya da kararsızlık
    9. Yineleyen ölüm düşünceleri

  • Mevsimsel Depresyon

    Mevsimsel Depresyon

    Güneşli güzel günlerin yerini daha kapalı, yağışlı havalara bırakması, günlerin kısalması,

    açık alanlardansa kapalı yerleri daha çok tercih etmek zorunda kalışımız ister istemez

    keyfimizin kaçmasına neden olabiliyor.

    Çocuklu ailelerde ve öğrencilerde okulların açılması ile birlikte oluşan maddi ve manevi

    kaygı, çalışan kesimde genellikle iş yoğunluluğun yaz dönemi sonrası artması, özellikle

    büyük şehirlerde yaşayanlar için kötü hava koşulları sebebiyle oluşan normal dışı trafik vb.

    sebepler bu mevsimde modumuzun düşmesine sebep oluyor. İlkbahar ve yaz mevsimlerinde

    değişik sosyal faaliyetlerle meşgul olup kafamızı dağıtma fırsatı bulurken sonbahar ve kış

    mevsimlerinde soğuk ve karanlık sebebi ile kapalı ortamları seçmek ya da evden hiç

    çıkamamak daha kaygılı ve depresif olmamıza neden olabiliyor.

    Bununla birlikte güneş ışınları ile birlikte beyinde artan seratonin (mutluluk hormonu)

    miktarının azalması ile de mevsimsel depresyon görülebilir.

    Sonbahar depresyonu daha çok kadınlarda görülmekle birlikte daha önce depresyon tanısı

    almış kişilerin de bu mevsimde yineleme ihtimali yüksektir. Hamilelik sürecinde bulunanlar da

    hormonal değişikliklerle birlikte bu süreçten daha fazla etkilenebiliyor.

    Bu dönemde kişi yorgunluk, bitkinlik, isteksizlik, çabuk sinirlenme, karamsarlık, libidoda

    azalma, konsantrasyon eksikliği, uykusuzluk, yorgun ve bitkin uyanma gibi şikayetler

    yaşayabiliyor. Bu tip sıkıntılar yaklaşık olarak 2 hafta sürmesi normal sayılabilecekken, 2

    haftadan daha uzun süre devam etmesi halinde bir uzmandan destek almak gerekmektedir.

    Tedavi edilmeyen depresyonda bu belirtiler çok uzun süre devam edebilir, mesleki ya da

    akademik başarıyı düşürebilir, ikili ilişkilerde sorunlara, cinsel bozukluklara, alkol ve

    uyuşturucu madde kullanımına ve hatta kişinin kendisine fiziksel zarar vermesine yol açabilir.

    Depresyon tedavisinde ilaç ve psikoterapinin son derece faydalı olduğu bilinmektedir. Bunun

    yanı sıra gündelik hayatta uygulayabileceğiniz bazı basit yöntemler de depresyondan

    uzaklaşmanızı ve keyiflenmenizi sağlayacaktır.

    Mümkün olduğunca sevdiğiniz kişilerle vakit geçirin, aklınıza takılan çözümsüz konulardan

    uzaklaşın

    Spor yapmaya özen gösterin. En azından günde yarım saatinizi açık havada yürüyüşe

    ayırmaya çalışın.

    Evinizi mümkün olduğunca temiz ve toplu tutmaya çalışın, canınız sıkıldığında evdeki bir

    çekmeceyi ya da dolabı düzenleyin. Bir şeyleri düzeltiyor olmak sizi psikolojik olarak

    rahatlatacaktır.

    Çarşaflarınızı sık sık değiştirin, odanızı mümkün olduğunca havalandırın, güzel kokular

    keyfinizi yerine getirecektir.

    Gün ışığından olabildiğince faydalanın. Eve daha çok ışık girmesini sağlayın. Dışarı çıkmak

    için bütün fırsatları değerlendirin

    Karbonhidrat tüketimini mümkün olduğunca azaltın, bol bol su tüketin, kafeinli içecekler

    yerine bitki çaylarını tercih edin.

    Zamanınızı uyuyarak geçirmeyin, erken kalkmaya özen gösterin

    Kendinize bir hedef koyun ve onu gerçekleştirmek için çaba sarfedin

    Sizi oyalayacak bir hobi edinmeye çalışın. Yeni insanlarla tanışma olanağı sağlayacak

    aktivitilere katılın fakat çok kalabalık ortamlar sizi rahatsız edebliir, daha ufak grupları tercih

    edin.

    Sizi mutlu eden anılarınızı sıklıkla aklınıza getirin, hayallerinizi gerçekleştirebilmek için bir

    program yapın.

  • Depresyona Yatkınlık

    Depresyona yatkınlıkta çocukluğun ciddi etkileri ve çocukluk döneminde arzulanıp elde

    edilemeyen sevgi nesnesi ve bununla ilgili gelgitli öfke-sevgi çatışmaları, sonucunda da

    yoğun ve içinden çıkılamaz suçluluk belirgindir. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan ve

    çocuğun kendi değeriyle ilişkilendirdiği hayal kırıklıkları ve bununla ilişkili olarak öz-değer

    algısında ciddi yaralanmalar mevcuttur. Bu da kişilerin kendilerini iyi hissettikleri dönemler

    olsa bile, çözümlenmediği sürece, bazı tetikleyicilerle bu yaraların bir anlamda tekrar

    canlanması ve kişinin yetersizlik, terk edilmişlik, anlamsızlık algılarıyla beraber yoğun

    değersizlik içerisinde depresyona yaklaşmasına neden olur.

    Ayrıca depresyonda bastırılmış ve/veya yanlış kaynaklara yönlendirilmiş öfkeler mevcuttur.

    Fakat bu öfkeler uygun şekilde yaşanamadığı için ya hayatın kendisine yönlendirilip hayattan

    neredeyse nefret etme boyutunda kendini gösterir, ya da kişinin kendisine yönlendirilir ve kişi

    sürekli kendini suçlar, eleştirir, hatalarını arar ve en ufak bir hatasını bulduğu anda kendisini

    acımasızca eleştirmeye ve hatta yıpratmaya başlar. Bir anlamda hayal kırıklıklarına bağlı

    öfkeler de üzüntüye dönüştürülür ve kişinin hüznü ele alamayacağı boyutta kat kat artmış

    olur.

    Böyle bir depresyon yatkınlığı olduğu ve bu ele alınmadığı sürece kişinin hayatı boyunca

    farklı durum ve olgularla tetiklenecek ve kişiyi ve etrafındakileri zorlamaya ve yıpratmaya

    devam edecektir. Bu durumda yapılması gereken bu konuda uzman bir psikoterapistten

    kaliteli bir psikoterapi hizmeti almaktır. Böylece depresyona yatkınlık kişinin en savunmasız

    olduğu alandan çıkıp kişinin en iyi yönetebildiği ve en donanımlı olduğu tarafı olacaktır.

    Böylece kişi depresyonunun tekrarlamasından korkmak yerine kendini bu alanda çok daha

    güçlü, kontrollü ve sonuç olarak da kişinin depresyon yatkınlığı kendini özgüvenli

    hissedebildiği bir tarafı halini alacaktır.

    Depresyon her ne kadar yaygınlıkla kullanılan bir terim halini aldıysa ve sıradan bir

    durummuş gibi görülse de aslında ciddi bir rahatsızlıktır ve tedavi gerektirir. Hatta ileri

    durumlarında kişiyi intihara kadar götürebilir. Bu nedenle depresyonun diğer doğal üzüntü

    hallerinden ayrıştırılarak belirlenmesi ve tedavi edilmesi gereklidir.

  • Depresyon Nedir ?

    Depresyon, birey için önemli olan bir kayıp olgusuna bağlı olarak gelişen

    psikolojik/psikiyatrik bir durumdur. Bu kayıp olgusu, gerçek bir değerin kaybı ile ortaya

    çıkabildiği gibi (örneğin sevilen birinin ölümü, iflas…vs) düşünülen/arzulanan bir değerin

    kaybına bağlı olarak da gelişebilir (örneğin birinin ideallerinin yok olması, gelecek

    hayallerinin yıkılması/kaybolması…vs gibi). Kişi kendisi için önemli olan bu değerin kaybı

    ile artık hayatının “asla eskisi gibi olamayacağına” inanır ve büyük bir eksiklik yaşar. Bu

    kayıpla beraber nerede yanlış yaptığını, hatasının ne olduğunu, dahil olan diğer kişilerin

    olaydaki paylarını…vs sorgulamakla büyük bir enerji harcar. Suçluluk ve yetersizlik

    duyguları kişinin hayatını kavrar. Kişi daha önceden zevk aldığı aktivitelerden artık zevk

    alamaz olur, kendi dünyasına çekilir, diğerleriyle ilişkisini neredeyse koparır, uyku düzeni

    bozulur, yeme problemleri yaşar (iştahsızlık veya daha çok yeme), tahammül seviyesi düşük

    olur, her şey anlamsız gelmeye başlar…vs. Artık büyük ve yoğun bir umutsuzluk, mutsuzluk

    ve üzüntü hayatını sarar.

    Burada bilinmelidir ki depresyon üzüntüden fazlasıdır. Kendi içine çekilme, iç-muhasebe

    yapma, beraberinde de yüzleştiklerimizle ilgili üzüntü, suçluluk veya öfke hissetmek hepimiz

    için doğal ve hatta gerekli süreçler olabilir. Fakat depresyondaki üzüntü de, kendi içine

    çekilme de, iç muhasebe yapma da, suçluluk da, öfke de… çok daha farklıdır. En temel

    farklar: Depresyondaki duyguların kişiyi tabiri yerindeyse yutacak kadar yoğun olması, sık

    sık tekrarlanması hatta belki kenara bile konamaması ve böylece kişiyi her yerde, her ortamda

    sürekli olarak uyarması, çok daha uzun süreli olması ve belirgin bir somut gösterge olarak da

    kişinin hayatındaki işlevselliğini bozmasıdır. Bu yüzleşme halinin depresyona dönüşmesinde

    kişinin kendilik algısında ele alamadığı hassasiyetleri ve öz-değerindeki ciddi yaralar kritik

    rol oynar. Dolayısıyla tetikleyici zor olaylar karşısında kişide depresyonun gelişmesi için

    olayın zorluğuyla benlik algısı arasında bağlantı kurulması, kişinin algısında başarısızlığın,

    yetersizliğin ve sonuç olarak da değersizliğin ortaya çıktığı bir zincirin aktive olması esastır.

    Bundan sebeptir ki depresyonun sebepleri arasında yaşanan olayları görmek ve depresyonla

    mücadele için sadece olaylarla ilgilenmek yüzeysel olacaktır; zira herkes hayatının en azından

    bir döneminde “depresyon tetikleyicileri” diye isimlendireceğim olayları yaşar, fakat bu illa

    ki depresyonla sonuçlanmaz.

  • Depresyon Nedir?

    Depresyon Nedir?

    Öz

    Depresyon kalıcı düşük ruh halinin düşük benlik saygısı ve önceleri zevk aldığı hiçbir şeyden zevk alamama ve ilgi kaybı ile nitelendirilen bir zihinsel bozukluktur. Araştırmalar hafif ve orta düzey depresyon için öncelik olarak psikoterapi önermesine rağmen, Türkiye’de şahsi tecrübeler aslında genellikle ilaç tedavisinin öncelik olduğunu ortaya çıkarmıştır. Depresyon bir çok ruhsal ve fiziksel rahatsızlığın semptomu (hepatit, nörolojik bozukluklar vs.) olabileceği için makalede depresyonun ana semptomları ve tedavi aşaması adım-adım analizi olacaktır. Literatür incelemesi meta-analizlere, ve uluslararası ilgili kurumların araştırmaları gözden geçirilerek depresyon çeşitleri, sınıflandırılması, depresyonun ortaya çıkma sebepleri, genetik, ailesel ve çevresel faktörlerin araştırılması, komorbit olduğu durumlar ve tedavisinde kullanılan ilaçlar, nüks önleme, yönünde olacaktır. Çalışma, kanıta dayalı tıpta (Evidence Based Medicine) ruh sağlığı çalışanlarının depresyon hastalarına nasıl yaklaşılması gerektiğini, tedavi aşamalarının sırasını vs. içeren kılavuz niteliğinde hazırlanmıştır. 

    Giriş

    Depresyon Tarihi

    Daha Milattan önce Hipokrat depresyon hastalarına ‘Melankoli’ teşhisi koyuyor ve onları analiz ediyordu. Hipokrat’a göre beyin balgam ve safradan etkileniyor ve balgamdan etkilenen kişilerin sağlam yapıları olmasına karşılık safradan etkilenen kişiler melankoli (melan-siyah, chole-safra) hastalarına dönüşüyorlardı. Hipokrat’a göre dalak ve bağırsaklarda biriken toksin madde – yani safra beyni etkilediği için depresyon ortaya çıkıyor. Bu maddeleri oluşturan ana nedenlerin başında stres yaratan faktörler vardır.

    Efesli Soranusa ise Hipokratın teorisini daha da ilerleterek melankolinin ortaya çıkmasının başlıca nedenini kara öfkeye bağlamış, intihar üzerine odaklanmış ve günümüzde kullanılan lityum içerikli sular kullanarak melankoli hastalarını tedavi etmiştir.

    Kapadokyalı Aretaeus Milattan sonraki dönemler için bir az daha ileri gederek ‘Kronik Hastalıkların Nedenleri ve Semptomları’ adlı kitapında melankoli rahatsızlığını daha detaylı ele almış ve ilk defa mani ve melankoli arasında ilişki olduğunu ve madalyonun farklı yüzleri olduğunu ve ilaveten maninin her zaman melankolinin sonucu olmadığını belirtmiştir.

    Galen (M.S. 131-201) bu rahatsızlığı korku, hayattan memnun olamama, insanlardan nefret etmekle alakalandırmış ve genetik ve çevresel faktörlerin bu rahatsızlıkla yakından alakalı olabileceğine kanaat getirmiştir.

    Türk Dünyasından İbni Sina (M.S. 980-1037) ruhla beyni ilişkilendirmiş ve ruhta oluşan bir bozukluğun beyni etkilediğini ileri sürmüştür. Aynı zamanda vücutta oluşan farklı sıvıların farklı oranda dengesizliğinin altını çizerek modern tıptaki nörotransmitter varsayımlarının öncüsü olmuştur.

    İshak İbni İbram melankoliyi sperm bozukluğu, doğum öncesi genetik faktörlerle uyku-uyanıklık döngüsünün bozulmasıyla, zihnin aşırı yüklenmesi ile alakalandırıyor.

    Ortaçağ Avrupa’da durgunluk dönemi olmuş ve ruhsal hastalıkların tanrının gazabı ve ya şeytani güçlerin egemenliği ile alakalandırılmıştır. Bu inançlar Andreas Vesalıus’un (1514-1564) anatomik çalışmaları ile değişmeye başlar, Emil Kreplin’in mani-depresif psikozu ‘dementia praecox’ yani şizofreniden ayırması ve depresyona semptom olarak değil rahatsızlık olarak bakması ile biter. 

    Depresyonun Sınıflandırılması

    DSM-V (American Psychiatric Association, 2013)

    1. Majör depresif bozukluk

    • Hafif

    • Orta

    • Şiddetli – Melankolik

    • Şiddetli – Psikotik Depresyon

    • Tekrarlayan majör depresif bozukluk

    • Atipik Depresyon

    1. Distimik bozukluk

    2. Yıkıcı duygu durumu düzenleyememe bozukluğu

    3. Premenstrüel disforik bozukluk

    4. Madde / İlaç kaynaklı depresif bozukluk

    5. Başka medikal duruma bağımlı depresif bozukluk

    6. Diğer belirtilen depresif bozukluk

    7. Tanımlanamamış depresif bozukluk

    ICD-10 (World Health Organisation, 1992)

    1. Hafif depresif atak; somatik sendrom eşlik eden/etmeyen

    2. Orta şiddetli atak; somatik sendrom eşlik eden/etmeyen

    3. Şiddetli depresif atak; psikotik özellikler gösteren/göstermeyen

    4. Tekrarlayan (rekürrent) depresif bozukluk

    5. Şimdiki depresif atak; hafif, orta, şiddetli, şiddetli ve psikotik belirtilerle

    6. Başka duygu durum bozuklukları

    7. Başka tek duygu durum bozukluğu

    8. Karma afektif bozukluk

    9. Başka duygu durumu bozukluğu

    10. Rekürrent kısa depresif bozukluk

    11. Başka sınıflandırılmış/belirlenmiş duygu durumu bozukluğu

    12. İnatçı duygu durum bozukluğu

    13. Siklotomi

    14. Distimi

    15. Diğer inatçı duygu durum bozuklukları

    16. Belirlenmemiş inatçı duygu durum bozukluğu

    1. Majör Depresyon

    1. Hafif – Düşük ruh hali, üzüntü hissi (ağlayarak ve ya ağlamadan)

    Önceden zevk alınan şeylerden zevk alamamak

    Yukardaki iki semptoma eşlik eden aşağıdaki yeddi semptomdan ikisi daha eşlik etmesi gerekir (neredeyse her gün)

    Uyku bozukluğu

    İştah değişikliği

    Yorgunluk

    Tahrik olma

    Odaklanmada zorlanmak ve ya günlük basit problemleri çözememek

    Kendini suçlu hissetmek ve(ya) yetersiz hissetme

    1. Orta – Düşük ruh hali, üzüntü hissi (ağlayarak ve ya ağlamadan)

    Önceden zevk alınan şeylerden zevk alamamak

    Yukardaki iki semptoma eşlik eden aşağıdaki yeddi semptomdan dördünün daha eşlik etmesi gerekir (neredeyse her gün)

    Uyku bozukluğu

    İştah değişikliği

    Yorgunluk

    Tahrik olma

    Odaklanmada zorlanmak ve ya günlük basit problemleri çözememek

    Kendini suçlu hissetmek ve(ya) yetersiz hissetme

    1. Şiddetli (Melankolik Depresyon)– Düşük ruh hali, üzüntü hissi (ağlayarak ve ya ağlamadan)

    Önceden zevk alınan şeylerden zevk alamamak

    Yukardaki iki semptoma aşağıdaki tüm semptomlar eşlik eder(neredeyse her gün).

    Uyku bozukluğu

    İştah değişikliği

    Yorgunluk

    Tahrik olma

    Odaklanmada zorlanmak ve ya günlük basit problemleri çözememek

    Kendini suçlu hissetmek ve(ya) yetersiz hissetme

    Kişinin çevresindeki tüm aktivitelere karşı zevkinin tamamen kayıp olması; çevresindeki olayla ve kişilere karşı tepkilerinin azalması; aşırı şekilde belirgin ve acı verecek kadar ağır depresif ruh hali; motor faaliyetlerinde yavaşlama; tahrik olma (agitasyon); yeme ve uyku düzeninde belirgin bozulma; ve semptomların günlük değişmesi; suçluluk duygusu aşırı hatta psikotik olacak kadar fazla olabilir. Genelde melankoli depresyon teşhisi konulması için geçmişte yukarıda sayılan semptomların olması ve tedaviye olumlu cevap vermesi önemli unsurdur. Kişin genelde hastaneye yatırılması gerekir. Aile öykülerine bakıldığında melankoli teşhisi almış kişi(ler)in aile bireylerinde çoğu zaman rastlanır bir durumdur.

    1. Psikotik belirtileri olan şiddetli depresyon – şiddetli depresyon semptomlarının yansıra hasta durağan, hareketsiz davranışlar sergiler, sessizdir, gıda ve sıvılara karşı negatif ve ya değişik bir tavır sergiler ve kendine hakim olamaz. Bu kişilerin akut ölüm riski fazladır ve uzun süre yatılı kalma olasılıkları yüksektir çünkü bu tip hastalara özel bakım gerekebiliyor, örneğin tüple besleme gibi. Psikotik belirtisi olan depresyon hastaları halüsinasyon ve delüzyonlar sergilemenin yanı sıra bu belirtileri ruh hallerine de yansıtırlar, örneğin hasta iflas edeceğine inanır ve bu yüzden çöküntü yaşar; ve ya kanser olduğuna ve öleceğine inanır; kendini aşırı günahkar ve ya suçlu hisseder; cin, şeytan olduğuna inanır ve bunun üzüntüsü ile kendini üzer; başaklarına zarar verebileceğine inanır, dünyada olan kötülük ve negatif olaylardan kendini sorumlu tutar vs. Hastanın sergilediği halüsinasyonlar genelde onu aşağılayıcı, küçük düşürücü ve suçlayıcıdır.

    2. Tekrarlayan majör depresif bozukluk – tedaviye olumlu cevap verdikten sonra tekrarlayan depresyonlara rekürent yani tekrarlayan depresyonlar deniyor. Tekrarlayan depresyon hafif, orta, şiddetli ola bileceği gibi psikotik de olabiliyor. Örneğin tedaviden önce şiddetli depresyonu olan kişi tekrarlayan depresyonda orta, hafif hatta psikotik semptomlarla tekrarlama yaşayabilir.

    3. Atipik depresyon – belirli özellikleri biyolojik semptomlar içermesidir, örneğin aşır yemek yeme ve ya uyuma isteği, duygu durumun geçici olarak her hangi bir pozitif olay karşılığında neşeli hissetmek; kilo almak vs. gibi semptomlar sergilerler. Tedavisinde Monoamine oxidese inhibitör (MAOIs) kullanımı tricyclic anti-depresanlara göre daha çok tercih olunuyor (Quitkin et al 1987)

    4. Rekürent-tekrarlayan kısa depresyon – kısa süreli, geçici ama ağır semptomlardan oluşan depresyon türü 2-7 gün devam eder ve bu durum sık-sık tekrarlar. Angst & Stabl (1992)’a göre tekrarlayan depresyonlar kaygı bozukluğu peridolarıyla yakından alakalı olabilir. Majör depresyon (Distemik) depresyonla komorbittir ve aralarında geçiş çok sık rastlanan bir durumdur (Angst, 2007).

    2. Distimik bozukluk

    Tekrarlayan orta dereceli depresyon – orta ve düşük derecede olan depresyondur. Diğer türlerden farklı kılan özelliği en az 2 yıl sürmüş olması ve sanki kronik hal almış olmasıdır. Orta şiddetli bu durumla kişiler yaşamağı benimserler ve sanki mizaçları öyleymiş gibi algılarlar ve algılanırlar. Majör depresyonun birkaç özelliğini taşırlar: pesimist düşünceler, düşük benlik saygısı, düşük enerji, sinirlilik (irratabilite) ve verimliliğin azalması. Bozukluk farmakolojik tedaviye olumlu yanıt vermektedir.

     

    3. Mevsimsel Affektif Bozukluk

    Mevsimsel Affektif Bozukluğu olan kişiler bulutlu havaların yoğun olduğu ve güneş ışığının kısıtlı olduğu sonbahar ve kış aylarında depresif  olabiliyorlar. Bu dönemde kişiler aşırı uyku ve yemek isteği hissederler. Kişilerin ruh halleri düşük olur ve aşırı yorgun hissederler. Mevsimsel Affektif Bozukluk kuzey iklimlerinde  ve daha genç insanlarda daha sık görülür. Tedavisi sabahları erken saatlerden güneş ışığına maruz kalmaktır. Bazı hipotez ve uygulamalara göre parlak suni ışığa maruz bırakılma terapisi de belirtilerin hafiflemesine yardımcı olabiliyor.

    İnsancıl yaklaşım (person centred care)

    National İnstitute for Health and Care Excellence (NİCE, 2009) depresyon hastaları için hastaya özel bakım kılavuzu geliştirmiş ve bu kılavuza göre hastanın tedavi ve bakımı kişinin şahsi ihtiyaçları doğrultusunda olması gerekiyor. Kılavuza göre hasta hekim ilişkisinde işbirliği çok önemlidir ve bu süreçte hastanın özel ihtiyaçları, kültürü, dili, dini, fiziksel, duyusal durumları, engelleri dikkate alınmalı, hastanın karar vere bilmemesi durumunda Türk Psikologlar derneğinin etik kuralları çerçevesinde ailesi ve ya bakıcıları ile işbirliğine gidilmelidir (TPD, 2004), gerektikçe aile ve bakıcılarına gerekli bilgi ve destek sağlanmalıdır.

    Temel Öncelikler

    Değerlendirme – depresyon hastalarına temel adım durumu değerlendirmek olacaktır, burada kişinin yalnız semptomlarını değil, fonksiyonel yetersizliklerini ve (ya) engellerini de göz önünde bulundurmalıyız (NİCE, 2009)

    Müdahale – kişi ruh sağlığı çalışanı tarafından psikolojik ve psikososyal destek almalı, rahatsızlığın seyri, süresi hakkında bilgilenmelidir. Bunun yanı sıra kişi intensif süpervizyon alması, tedavinin etkililiğini sürekli gözden geçirtmesi için ruh sağlığı çalışanı ile işbirliği içerisinde olması ve hastalığı ile ilgili kendini sürekli geliştirmekle uğraşması öneriliyor.

    Durumu analiz etme- ruh sağlığı çalışanı depresyonun geçmişi olup olmadığına emin olmak için genelde aşağıdaki 2 soruyu sorar:

    1. geçen ay kendinizi üzgün, halsiz, hissettiniz mi, ve ya depresif, umutsuz?

    2. Geçen ay yaptığınız herşey size sıradan, anlamsız geldi mi, yaptıklarınızdan zevk almadığınızın farkına vardınız mı?

    Tedavi aşamaları

    İlaçsız tedavi

    Kişinin ihtiyaçları doğrultusunda hafif ve ya orta şiddetli depresyon için Bilişsel Davranışçı Terapi öneriliyor. Bunun yanı sıra yapılandırılmış fiziksel grup aktivitesi programı da hafif ve orta şiddetli depresyon için uygun tedavi şeklidir.

    İlaç Tedavisi

    NİCE (2009) hafif ve orta şiddetli depresyon için ilaç tedavisi önermiyor, çünkü risk fayda oranı kıyaslandığında risk oranı yüksektir. Ama ilaç tedavisi aşağıdaki durumlarda tercih oluna bilir:

    • geçmiş orta ve ya şiddetli depresyon öyküsü varsa

    • en az 2 yıl süren depresif durumu varsa

    • diğer müdahalelere rağmen ısrarla devam eden depresyonu varsa

    Orta ve Şiddetli depresyon için tedavi

    Orta ve şiddetli depresyon için antidepresan ve yoğunlaştırılmış psikolojik müdahale gerekir (BDT ve ya IPT) (NICE, 2009)

    Tedavinin devam ettirilmesi ve nüks önleme

    Kişi antidepresan tedavisinden yarar gördüğü taktirde atakların ortadan kalkmasından 6 ay sonra ilaçları doktor kontrolünde azaltarak kesebilir. Kişiye ilaçların en az 6 ay kullanması gerektiği anlatılmalı, ilaçların bağımlılık yapmadığı ve nüksü önlemesi adına sürdürülmesi izah olunmalıdır.

    Nüksü önlemek için psikolojik müdahale

    Eğer kişi antidepresan kullanmasına rağmen depresyon nüks ettiyse ve ya nüks etme ihtimali yüksekse ve ilaç kullanmaması gereken bir durum varsa kişiye aşağıdaki müdahaleler önerilmelidir:

    • kişiye özel BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) – antidepresan tedavi almalarına rağmen hastalık nüks etmişse ve ya tedaviye rağmen semptomlardan bazıları ve ya hepsi devam ediyorsa

    • Mindfullness (farkındalık)- temelli bilişsel davranışçı terapi – rahatsızlıktan kurtulan ama geçmişte tekrarlayan (3-4 defa) depresyon öyküsü varsa

    Depresyon için kademeli bakım modeli

    Müdahale odak noktası

    Müdahale niteliği

    Adım 4: Ağır ve karmaşık depresyon; hayati tehlike; ağır şekilde kendini ihmal etme

    İlaç, yüksek yoğunluklu psikolojik müdahale, elektrokonvulzif terapi, kriz yönetme hizmeti, birkaç müdahele şeklini birleştirmek, çok yönlü ve yatılı bakım

    Adım 3: sürekli devam eden depresif semptomlar/ orta ve az müdahalelere cevap vermeyen tedavi, orta ve ya şiddetli depresyon

    İlaç, yüksek yoğunluklu psikolojik müdahale, birkaç müdahale şeklini birleştirmek, işbirlikçi bakım, daha fazla değerlendirme ve müdahale için sevk etmek

    Adım 2: devam etmekte olan orta ve ya hafif depresyon;

    Psikolojik müdahale, gerektiğinde ilaç tedavisi, daha fazla değerlendirme ve müdahale için sevk etmek

    Adım 1: Depresyonla ilgili tüm bilinen ve şüpheli durumlar

    Değerlendirme, destek, psiko-eğitim, aktif gözlemleme, gereken müdahaleler yapılması için sevk etmek

    (NİCE Guidline, 2009)

    Risk Değerlendirmesi ve gözlemlemesi

    Eğer kişinin kendine ve ya başkalarına zarar verme ihtimali varsa acil psikiyatriste yönlendirilmeli ve müdahale edilmelidir. Hastanın kendine ve yakınlarına hastalığı ve risklerini anlatmak son derece önemlidir. Hastanın yakınları ve ya bakıcısı kişinin duygularının değişmesi, umutsuz ve olumsuz düşüncelerinin, intiharla alakalı düşüncelerinin farkında olmalılar, gerekli durumlarda ilgili kurumları aramaları anlatılmalıdır. Bu özellikle ilaca yeni başlanılan dönemlerde ve ya ilaç değişikliği olduğu sürelerde çok önemlidir.

    Kaygının eşlik ettiği Depresyon

    Depresyon hastalığına eşlik eden endişe durumu varsa öncelikle depresyon tedavi yapılmalı ve ardından anksiyete tedavisine geçilmelidir. Eğer anksiyete bozukluğu ve türlerine eşlik eden depresyon varsa o zaman ilk olarak anksiyete tedavi edilir.

    Uyku Hijyeni

    Depresyon tedavisine ek olarak hastaya ‘Uyku hijyeni’ önerilmelidir (NİCE, 2009)

    • Düzenli uyuma ve uyanma saatleri edinmek

    • Gece uyumadan önce aşırı yemek yemek, sigara içmek ve alkol kullanmaktan kaçınmak

    • Rahat uyuyabilmek için uygun ortam yaratmak

    • Düzenli fiziksel egzersiz yapmak

    Yöntem

    Objektifler ve Literatür değerlendirmesi aşamasında cevaplanacak sorular

    Literatür değerlendirmesinin amacı duygudurum bozukluğu ve ona eşlik eden rahatsızlıklar hakkında bilgi aktarmak, dünyaca kullanılan kılavuzlarda tedavi aşamasına nasıl yaklaşıldığına kanıt getirmek ve Türkiye’de tedavi için uygulanan ve önerilen yanlış inançlara açıklık getirmek hedefleniyor.

    1. Depresyon nedir?

    2. Geçerli kılavuzlarda önerilen depresyonun tedavi aşamaları nelerdir?

    3. Depresyon için önerilen kanıta dayalı tedavi yöntemi Türkiye’de kullanılmamasının oluşturabileceği hasarlar neler ola bilir?

    Metodolojik Yaklaşım

    Uluslararası güncel ve önemli makalelerin, Birleşmiş Krallıkta ve dünyada kabul görmüş kurumların araştırma ve kılavuzları intensif şekilde araştırılarak, yazarın tıp ve klinik psikoloji alanında eğitimine dayanarak sistematik inceleme yapılmış. Bunun için 2016 yılına kadar yayınlanmış güncel ve önemli araştırmalar seçilerek katına dayalı kılavuz (evidence based guidline) doğrultusunda benzer kılavuz hazırlanmıştır.

    Yukarıdaki sorulara cevap bulmak için 127 ilgili makale Psychoinfo (Ebsco), Medline (National Library of Medicine) ve Embase vasıtasıyla okunarak ve literatür taraması yapılarak uygun olan ve olmayan makale ve kılavuzlar gözden geçirilip derlendi. Bunun için en son Amerikan Psikiyatri Derneği (2010), British Association for Psychopharmacology (2016), National İnstitute Health and Excellence (2009)’ın ilgili kılavuz ve makaleleri gözden geçirilerek kullanılmasına karar verildi. İlaveten dünyaca bilinen ve ruh sağlığı alanında kullanılan psikiyatri el kitapları da kullanıldı (Companion to Psychiatric Studies by Johnstone et al., Oxford Psychiatry by Cowen, Harrison & Burns). Bunun için kitapların yayın tarihinin eski olmamasına özen gösterildi. Yukarıdaki derlemeye ek olarak araştırmacıların bibliyografik kaynakçaları da gelecek araştırmalara ışık olması için kullanıldı. Makaleler arasında dahil etme kriteri olarak Tablo 1’e kaynaklar ilave edilirken, diğer tüm makaleler dahil edilmedi. Depresyonun tarihi için psikiyatri elkitapları özellikle (Companion to Psychiatric Studies by Johnstone et al., Oxford Psychiatry by Cowen, Harrison & Burns). kullanıldı. Depresyon hakkında tanı kriterileri için DSM-V ve ICD-10 kullanıldı ve tanı kriterleri onlara uygun bir şekilde derlendi ve giriş kısmına ilave edildi. Akabinde Amerikan Psikiyatri Derneği (2010), British Association for Psychopharmacology (2016), National İnstitute Health and Excellence (2009)’a göre hastalara yaklaşma ve tedavi şekli ve öneriler ilave edilerek çalışma sonlandırıldı.

    Amerikan Psikiyatri Derneği (2010)

    British Association for Psychopharmacology (2016)

    National İnstitute Health and Excellence (2009)

    Companion to Psychiatric Studies by Johnstone et al.,

    Oxford Psychiatry by Cowen, Harrison & Burns

    Kaynakçada ismi geçen bibliyografik makaleler

    Dsm –V

    ICD-10

    Table 1

    Tartışma

    Depresyon bozukluğu hastaların hayat kalitesini olumsuz yönden etkileyen bazen kısa süreli, bazen ise uzun süren kronik bir durumdur. Rahatsızlık insanların hayat kalitesini düşürdüğü için tedavi aşamasındaki yaklaşım onları yeniden topluma kazandırmak, hayat kalitelerini yükseltmek ve mümkün olduğunca tedavinin yan etkilerinden korumak şeklinde planlanmalıdır. O yüzden tedavi aşamasında dünyaca bilinen ve kullanılan kılavuzları seçerek örnek teşkil etmesi için kullanıldı.

    Burada ruh sağlığı çalışanlarına psikoterapinin önemi aktarılarak, bazı durumlar için ilaç tedavisine başlanmadan önce yarar ve zarar oranını kıyaslamaları, gerekmedikçe hastaları ilaçlarla tedavi etmek yerine psikoterapiye yönlendirmeleri için hem danışanları, hem de ruh sağlığı çalışanlarını bilinçlendirmek amaçlı yazılmıştır.

     

     

    Kaynakça

    Angst J and Stabl M (1992) Efficacy of moclobemide in different patient groups: A

    meta-analysis of studies. Psychopharmacology 106(Suppl): S109–S113.

    Angst J, Gamma A, Benazzi F, et al. (2007) Melancholia and atypical depression in

    the Zurich study: Epidemiology, clinical characteristics, course,

    comorbidity and personality. Acta Psychiatr Scand 115(Suppl 433): 72–84.

    BAP guidline. Journal of Psychopharmacology 2015, 29(5) 459-525

    Cowen P., Harrison P. & Burns T. (2012). Oxford Psychiatry. Oxford

    University Press. Oxford DOI: 10.1093/med/9780199605613.001.0001

    Ghaemi, S. N. (2013). Bipolar Spectrum: A Review of the Concept and a Vision for

    the Future. Psychiatry Investigation, 10(3), 218–224.

    http://doi.org/10.4306/pi.2013.10.3.218

    Ghaemi, S. N., Ko, J. Y. & Goodwin, F. K. 2001. The bipolar spectrum and the

    antidepressant view of the world. J Psychiatr Pract, 7, 287-97.

    Johnstone E. C., Owens D. C., Lawrie S. M., McIntosh A. I., Sharpe M. (2010).

    Companion to Psychiatric Studies. Toronto, Elsevier.

    Keck, P. E., Jr., Mcelroy, S. L., Havens, J. R., Altshuler, L. L., Nolen, W. A., Frye,

    M. A., Suppes, T., Denicoff, K. D., Kupka, R., Leverich, G. S., Rush, A. J. &

    Post, R. M. 2003. Psychosis in bipolar disorder: phenomenology and

    impact on morbidity and course of illness. Compr Psychiatry, 44, 263-

    269.

    National Institute for Health and Clinical Excellence (NICE) (2009) Clinical

    Guideline 90. Depression in adults: The treatment and management of

    depression in adults (update): full guideline. Available at:

    http://www.nice.org.uk/guidance/cg90/chapter/1-guidance (accessed 9

    February 2015).

    Quitkin FM, Rabkin JD, Markowitz JM, et al. (1987) Use of pattern analysis to

    identify true drug response. A replication. Arch Gen Psychiatry 44: 259–264.

    Türk Psikologlar Derneği, 2004. Türk Psikologlar derneği etik yönetmeliği

    World Health Organization (1992) The ICD-10 Classification of Mental and

    Behavioural Disorders – Clinical Descriptions and Diagnostic Guidelines.

    Geneva: World Health Organization.

  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon kısaca kişinin var olan stresini dışarı vurma şekli olarak açıklanabilir. Herkes bu durumu farklı şekillerde yaşayabileceği gibi çocuklar için de durum aynıdır. Dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü, hiperaktivite veya farklı bedensel engeller depresyon ile birlikte görülen psikolojik sıkıntılar olarak düşünülebilir. Çocuk gelişiminin her bölümü farklı önem taşımaktadır. Çocukluk çağını ayırabileceğimiz,

    * Bebeklik,

    * Oyun dönemi,

    * Okul çağı ve

    * Ergenlik kendi içinde pek çok farklı özelliği barındırmaktadır.

    Bu dönemlerde yaşanacak sorunlar depresyonun ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Çocuklar kendi eksiklikleri ya da dış etkenlere bağlı olan sorunlar ile baş etmeye çalışırlarken depresyona girebilirler.

    Çocuklarda Depresyon Nasıl Fark Edilir?

    Toplumumuzda büyüklerin depresyona girmesi daha kabul edilebilir bir olguyken çocukların depresyona girme ihtimali göz ardı edilmektedir. 0-18 ay arasındaki anne ile bağlılık ilişkisi gelecek yıllar üzerinde oldukça etkili bir dönem olarak görülmektedir. Sağlıklı olarak gerçekleşen bağlanma bebeklerde ve çocuklarda psikolojik sorunların yaşanmasını engellese de sağlıklı olmayan bağlanmalar ciddi bir tehdit olarak algılanmalıdır. İhtiyaçları zamanında ve gerektiği gibi karşılanmayan bebekler ve sevgi açısından eksik kalanlar zaman içinde depresyona girebilirler.

    Anne kimliği ile kadın kimliği birbirine karışan kişilerde bu durumun yansımasına maruz kalacak çocukları zor günler bekliyor olabilir. Çocuklarda depresyon durumu,

    * Ağlama,

    * Uyku düzeninde bozukluk,

    * İştahsızlık,

    * Vücut ağrısı,

    * Tepkisizlik ve

    * Oyuncakları atma şeklinde görülebilir.

    Okul dönemine kadar olan bölüm sağlıklı bir bireyin gelişimi açısından son derece önemlidir.

    Depresyonun Her Yaş Döneminde Görülebileceği Unutulmamalıdır

    Okul başarısızlığı, adaptasyon problemleri, aktivitelere katılmama gibi sorunlar gösteren çocukların aileleri ile birlikte konusunda uzman olan kişilerden destek alması hayatlarını düzene sokacak en önemli gelişme olarak dikkat çekmektedir. Yeni kardeşin depresyona neden olabileceği de bilinen bir gerçekliktir. Çocuklardan hiçbir şeyin saklanmaması ve gelişmelerin paylaşılması sorunların ortadan kalkmasını sağlayacak en basit tedbir olarak uygulanabilir. Evde yaşanan tartışmalardan kendini sorumlu tutan çocuklar da depresyon belirtisi gösterebilir. Anne ve baba arasında disiplin farkı oluşu çocukta kaygı bozukluklarının yaşanmasına neden olurken bu duygu zaman içinde kendini depresyon olarak dışa vurmaya başlayabilir.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • DEPRESYON

    DEPRESYON

    Psikiyatri kliniğinde en sık görülen ruhsal hastalıktır. Kişinin günlük yaşamını, sosyal ilişkilerini ve

    işlevselliğini bozacak düzeyde, sürekli üzüntü ve keder içeren ruhsal çökkünlük halidir. 2010

    yılında yapılan bir çalışmaya göre, toplumda depresyon görülme sıklığının % 8-10 arasında

    olduğu, kadınlarda erkeklere göre 2 kat fazla görüldüğü bildirilmiştir.

    Genetik (ailede depresyon öyküsü varsa, kişide görülme ihtimali 2-5 kat artmaktadır)

    Kronik hastalıklar

    Bazı ilaçlar (hormon, antihipertansif gibi)

    Hormonel değişiklikler (gebelik, doğum, menapoz)

    Kadın cinsiyet

    Olumsuz yaşam olayları ( eş, aile, iş sorunları)

    Kötü geçirilmiş çocukluk (fiziksel ve/veya cinsel travma)

    Erken dönemde ebeveyn kaybı

    Yetersiz sosyal destek

    Düşük sosyoekonomik düzey

    İşsizlik

    Kişilik özellikleri

    Ayrı yaşama, boşanma

    Daha önce geçirilmiş depresyon öyküsü

    Alkol-madde kullanım bozukluğu

    Çökkün duygudurum; kişi neredeyse her gün, günün büyük bir bölümünde üzüntülüdür,

    karamsardır, umutsuzdur ya da kendini boşlukta hisseder. Çocuklarda ve ergenlerde, çabuk

    öfkelenme şeklinde görülebilir.

    Anhedoni; kişi tüm etkinliklere karşı ilgisini yitirmiştir. Hiçbir şeyden zevk almaz.

    Çok kilo verme ya da alma

    Uykusuzluk ya da aşırı uyuma, yorgun uyanma

    Enerji düşüklüğü, bitkinlik, yorgunluk

    Hareketlerde ve konuşmalarda ajitasyon ya da yavaşlama

    Özgüven düşüklüğü, değersizlik, suçluluk duyguları

    Dikkatini toparlamakta güçlük, kararsızlık

    Ölüm ve intihar düşünceleri

    Somatik belirtiler (baş ağrısı, uyuşma, karıncalanma, vücutta dolaşan ağrı, çarpıntı, mide

    bulanması, ateş basması, üşüme gibi)

    Kötü bir haber alacakmış endişesi

    İnsanlardan rahatsız olma, evde yalnız kalmaya çalışma

    Sinirlilik, çabuk öfkelenme

    Sürekli ağlama ya da ağlayamama

    Bir kişi de depresyon var dememiz için, yukarıdaki tüm belirtilerin bulunması gerekmez. Bunlardan

    bazılarının varlığında, kişinin günlük yaşamı sürekli olarak olumsuz etkileniyor, işlevselliği

    bozuluyor ve başka bir sebep ile açıklanamıyorsa, depresyon tanısı konulabilir. Şu anda dünyada,

    en fazla yeti kaybı oluşturan hastalıkları arasında dördüncü sıradadır. Önümüzdeki yıllarda, daha

    üst sıralara çıkacağı düşünülmektedir.

    Depresyon, kişinin yaşam kalitesini bozan, işini kaybetmesine, aile ilişkilerinde sorun yaşamasına,

    alkol- madde kullanımına yönelmesine neden olan, kişiyi intihara kadar sürükleyen (depresyon

    hastalarının % 10 – 15’i intihar ile yaşamlarını kaybeder), ancak oldukça kolay tanınıp, tedavi

    edilebilen bir hastalıktır.

    Hafif şiddetteki depresyonda öncelikle psikoterapi; orta şiddetteki depresyonlarda, sadece ilaç ya

    da sadece psikoterapi yeterli olabilirken; ağır şiddetteki depresyonda ilaç ve psikoterapinin birlikte

    kullanılması daha etkindir. Depresyon tekrarlayabilen bir hastalıktır. Psikoterapi tedavinin bir

    parçası olduğunda, depresyonun tekrarlama ihtimali azalmaktadır. Tedavi edilmeyen depresyon,

    genellikle 6-24 ayda düzelir. Ancak, tekrarlama riski çok yüksektir. % 5-10’u kronisite kazanır.

    Antidepresan ilaçlara yönelik çeşitli olumsuz söylemler, ne yazık ki, birçok hastanın tedavisini de

    geciktirmektedir. Yapılan çalışmalar ve klinik izlemler göstermektedir ki, depresyon hastalık

    düzeyinde ise, antidepresanlar çok başarılı sonuçlar vermektedir. Ancak kişi, günlük moral

    bozukluğunu, keyifsizliğini depresyon diye adlandırıyor ve antidepresan kullanıyor ise, ilaç etki

    etmemekte, hatta daha çok yan etki görülmektedir.

    Antidepresanlar, mutluluk ilacı, moral dopingi, uyuşturarak dertleri unutturan, hafızayı silen madde

    veya bağımlılık yapan ilaç değillerdir. Depresyon hastalığını %80’e varan oranlarla tedavi eden,

    beyni nörokimyasal olarak düzenleyen, normalleştiren ilaçlardır. Tabiki, her tür ilaç kullanımında

    olduğu gibi psikiyatrik ilaç kullanımında da yan etki görülebilir. İlaçların düzenlenmesi ile bu yan

    etkiler ortadan kaldırılır.

    Kişinin durumuna göre çeşitli psikoterapi teknikleri kullanılabilir. Psikoterapiler, çeşitli kuramlara

    dayanan ve yıllar içinde bilgi ve tecrübe birikimi ile temelleri oturtulup, geliştirilmiş yöntemlerdir.

    Psikanaliz, psikanalitik yönelimli psikoterapi, davranışçı kognitif terapi, destekleyici psikoterapi

    gibi. Amaç, kişinin içsel sorunlarını tanımasını ve bunlarla baş etmeyi öğrenmesini sağlamaktır.

  • DEPRESYON

    DEPRESYON

    Depresyon; üzüntü, endişe, suçluluk ve değersiz hissetme, başkalarından uzaklaşma, uyku, iştah, cinsel istek kaybı ya da her zamanki faaliyetlere karşı ilgisizlikle belirginleşen duygu durum bozukluğudur. Hayatımızda zaman zaman üzüntü duyduğumuz olaylarla karşı karşıya kalsak da depresyon tanısı gerektirmeyebilir. Depresyon sıklıkla alkol-madde bağımlılığı, anksiyete bozukluğu, panik atak, kişilik bozukluğu ve cinsel işlev bozukluğu gibi psikolojik sorunlarla birlikte görülmektedir.

    Depresyonda olan birey, kendisine yönelik suçlamalarla zihnini yorduğu için çözüm üretmekte zorlanır, okuduklarını ve başkalarının söylediklerini anlayamazlar. Kişisel hijyen ve görünüşlerini ihmal ederler. Genellikle keyifsiz, kaygılı, ümitsiz ve endişeli olurlar. Ancak yaşam boyunca depresyon semptomlarında farklılıklar görülebilir.

    DSM V tanısına göre ardışık iki hafta boyunca neredeyse her gün günün büyük kısmında ortaya çıkan aşağıdaki semptomlardan en az 5 tanesinin bulunması gerekir. Semptomlardan biri depresif ruh hali veya ilgi/istek kaybı olmalıdır.

    • Depresif ruh hali- üzüntü, çökkünlük, boşluk, çaresizlik hissi

    • İlgi ve zevk kaybı

    • Uykusuzluk veya aşırı uyuma

    • Iştah kaybı ya da kilo değişikliği

    • Psikomotor retardasyon veya ajitasyon

    • Düşük enerji

    • Kötü konsantrasyon

    • Değersizlik veya suçluluk düşünceleri

    • Tekrarlayan ölüm veya intihar düşünceleri

    TEDAVİ:

    Depresyondaki birey ve çevresindeki kişiler için süreç çok uzun gelse de depresyon dönemlerinin çoğu birkaç ay içinde geçer. Depresyon kendiliğinden ortadan kalkabilmektedir ancak kişiye ve çevresine zarar veren bir süreç olması aynı zamanda intihar riski taşıması nedeniyle tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlıktır. Bilişsel-Davranışçı Terapi’de danışanın olaylar ve kendi hakkındaki düşüncelerini değiştirmesi için destek sağlanır. Aynı zamanda davranış değişiklikleri yapılması adına danışana kendini daha iyi hissetmesini sağlayacak ve fiziksel aktivitesini arttıracak ödevler verilir. Depresyon tedavisinde psikoterapinin etkinliği ön plana çıksa da gerekli durumlardan ilaç desteği de alınabilir.  

  • DEPRESYON HAKKINDA DOĞRU BİLDİKLERİMİZ

    DEPRESYON HAKKINDA DOĞRU BİLDİKLERİMİZ

    Depresyonun farklı çeşitleri vardır..Klinik depresyon adı da verilen  majör depresyon türü  ve distimi olarak da bilinen kronik depresyon en yaygın gözlenen depresyon klinikleridir. Atipik depresyon, Bipolar Depresyon veya Manik Depresyon , Mevsimsel Depresyon, Psikotik Depresyon , postpartum (doğum sonrası) depresyon  türleri sayılabilir..

    KLİNİK DEPRESYON
    Ortalama olarak  toplumda  4-5 kişiden biri  hayatlarının bir döneminde bir majör depresyon geçirmiştir.Majör depresyon yetişkinleri, gençleri, çocukları ve yaşlıları etkiler. Yemek yiyememe kilo kaybetme  depresif ruh hali olması ,önceleri keyif alınan şeylerden  zevk alamama  ,kişinin çalışamaz hale gelmesi, uykusuzluk çekilmesi  kişinin aile ve yakın çevresinde ki gelişmelere dahi ilgisizleşmesi adeta kendi dünyasına çekilmesinden bahsedilebilir.
    Majör depresyon da denilen klinik depresyon, normal günlük yaşamı sekteye uğratacak bir duruma neden olabilir… 
    Depresif semptomlar yoğun bir kederlilik haline  hatta fonksiyon bozukluğuna nedendir. Klinik depresyon da semptomlar kendiliğinden ortaya çıkar ancak tedavisiz düzelmez..bazı depresyon halleri gibi  ilaç yan etkisi veya uyuşturucu bağımlılığı  neticesi ya da hipotiroidi gibi başka  tıbbi durumların sonucu olarak oluşmadığı bilinmelidir.
    Mutsuzluk hissi , bunaltı ve anksiyetenin  aşırı olması , kişinin  uyandığı andan itibaren kendini sürekli mutsuz ve umutsuz hissetmesi ile derin ve sürekli bir umutsuzluk ve çaresizlik hissi içinde olmak  ilk belirtilerini verirken diğer semptomlar da varsa  majör depresyon  olması olasıdır  ve yardım almak için derhal bir uzmana başvurmanız gerekmektedir..

    Eğer Majör depresyon geçiriyorsanız , çalışmanızı, iş yapmanızı, uyumanızı, yemenizi ve  yaşamdan arkadaşlarınızdan eskisi gibi zevk almanızı zorlaştıran semptomlarla karşı karşıya olabilirsiniz. Bazı insanlar hayatlarında sadece bir kez klinik depresyon geçirir. Diğerleri bununla yaşamlarında birkaç kez karşı karşıya kalabilir..bu aslında insanların çoğunun hayatlarında ki olumsuzluklar karşısında  kendilerini  bir yere kadar üzgün veya kötü hissetmeleri ile aynı şey değildir.
    Kişi günün çoğunda, özellikle sabahları depresif ruh halinde olur. Majör depresyonun belirtilerinden çaresizlik, değersizlik, olaylara karşı ilgisizlik gibi durumlar yanısıra kişinin rüyalarında da duygusal çöküntüye paralel izler, yoğun kabuslar vardır.   
    DSM-IV’e göre (ruhsal sağlık durumlarına tanı koyma kılavuzu) majör depresyon halinde kişide görülebilecek diğer semptomlar ;

    • Belirgin kilo kaybı veya alımı (bir ayda beden ağırlığının % 5′inden fazla bir değişiklik)
    • Hemen hemen her gün ve  hemen tüm aktivitelerde belirgin ilgi ve zevk azalması ,haz yitimi
    • Hemen hemen her gün enerji veya  kaybı yorgunluk
    • Hemen hemen her gün değersizlik hissi ve suçluluk duygusu
    • Konsantrasyon bozukluğu, kararsızlık
    • Hemen hemen her gün uykusuzluk veya aşırı uyuma
    • Psikomotor huzursuzluk veya yavaşlama
    • Tekrarlanan ölüm veya intihar düşünceleri (sadece ölümden korkmak değil) olması şeklinde sıralanabilir..

    Kişiye  majör depresyon tanısı konması için , saydığımız semptomlardan biri ve  depresif ruh hali görülüyor olması gerekir. Semptomlar hemen hemen her gün ortaya çıkar ve günün büyük bir çoğunluğunda devam eder. Bu durum en az iki hafta boyunca sürdüğünde majör depresyon sınıfına girer.

    KLİNİK  DEPRESYONU  TETİKLEYEN ETKENLER

    • Ölüm, boşanma ve ayrılık nedeniyle sevdiğini kaybetmenin üzüntüsüSosyal izolasyona yol açan kişiler arası farklar veya mahrumiyet hissi
    • Büyük yaşamsal değişiklikler-taşınma, mezuniyet, iş değişikliği, emeklilik
    • Partnerle veya iş yerindeki yöneticiyle olan ilişkilerde kişisel çatışma
    • Kişinin ,fiziksel, seksüel veya duygusal istismar yaşamış olması

    Bazı ailelerde majör depresyon ailesel yatkınlık gösterir , depresyona meyil  bulunabilir… ancak ailesinde ve geçmişinde hiç depresyon olmayanlarda da majör depresyon geçirebilir…
    Kronik Depresyon veya Distimi ise  iki sene veya daha uzun süredir   devam eden depresif ruh halinin olmasıdır..Kronik depresyon klinik depresyondan daha az şiddetlidir ve kişinin günlük yaşamını engellemez. Distimi veya kronik depresyonunuz varsa, yaşamınız boyunca bir veya iki dönem majör depresyon geçirme olasılığınız vardır..
    Atipik Depresyon semptomları ise aşırı yeme, değer bulmamaya karşı aşırı hassasiyet,alınganlığın artışı , fazla uyuma, kronik yorgunluk hissetme ,olumsuz algılanan durumlar  karşısında aşırı tepki verilmesi ve durumlarla  orantısız kötüleşen veya iyileşen ruh hali  söz konusudur.genel depresyon tablolarında ise  kişide yaygın üzüntü hali dikkati çeker..
    Bipolar Depresyon veya Manik Depresıf Ataklar ise bazen manik depresif hastalık diye de  adlandırılır. klinik olarak gözlemlenen depresyon dönemleri ve aşırı coşku veya mani dönemleri arasında değişen iki ruh hali arasında dönemsel değişikliklerle giden  bir ruh sağlığı bozukluğudur. İki alt türü vardır: bipolar I ve bipolar II.Bipolar I’de, hastaların en az bir manik dönem geçmişi vardır, buna bazen majör depresif dönemler eşlik edebilir. Bipolar II’de, hastaların en az bir majör depresyon dönemi ve en az bir hipomanik (hafif coşkun) dönem geçmişinden söz edilebilmektedir…
    DEPRESYON NEDENLERİNDEN BİPOLAR BOZUKLUK
    Önceden bipolar bozukluğa manik depresyon denirdi. Dramatik ruh hali değişiklikleriyle karakterize edilen majör afektif bir bozukluk veya ruh hali bozukluğudur. Mani uykusuzluğa, bazen günlerce, halüsinasyonlara, psikoza kadar uzanabilecek gerçek dışı algılara , sanrılara ve/veya paranoid  durumlara sebep olduğunda, bipolar bozukluk ciddi bir klinik durumdur.tıbbi yardım ve kişinin hastanede tedavisi  ve yakınlarının hastanın güvenliğini temin etmesine ihtiyaç duyacağı bilinç düzeyinde normal dışı değişikliklerin yaşandığı riskli bir klinik tablodur…Bipolar bozukluk etyolojisinde  genetik zeminden söz edilen  ruh hali değişimleri majör veya klinik depresyondan mani veya aşırı coşkuya kadar değişen bir salınım arz eder. Ruh hali değişiklikleri çok hafiften çok fazlaya kadar yayılabileceği gibi klinik süreleri değişkenlik arz eder . Ruh hali değişiklikleri olumsuz bir yaşantı sonrası ani gerçekleşebilir yada aşamalı olabilir geçiş . Bipolar bozukluk genellikle 15-24 yaş arasında görülür ve yaşam boyunca sürer. Çocuklarda ve 65 yaş üstünde nadiren yeni teşhis edilmiş mani görülür.Dramatik ruh hali değişimleriyle birlikte, bipolar bozukluğu olan hastaların bipolar fazlar içinde düşünce bozukluğu ,algı çarpıklığı ve sosyal fonksiyonlarda anormallikler da gelişebilir..
    Nüksetmeler ve gerilemelerle, tedavi edilmediği takdirde bipolar bozukluğun nüksetme oranı yüksektir. Çok maniye sahip hastalar genellikle riskli davranışlardan, intihar düşüncesinden uzaklaştırılmak için hastaneye yatırılır.

    Bipolar bozuklukla görülen klinik depresyon belirtileri şunlardır;

    • Azalan iştah ve/veya kilo kaybı, veya aşırı yeme ve kilo alımı
    • Konsantre olma, hatırlama ve karar vermede zorluk çekme
    • Yorgunluk, azalan enerji, yavaşlama
    • Suçluluk, değersizlik, çaresizlik hissi
    • Ümitsizlik, pesimizm (karamsarlık)
    • Uykusuzluk, gündüz erken saatte kalkma veya aşırı uyuma
    • Seks dahil olmak üzere, önceden zevk alınan aktivitelere ve hobilere karşı azalan ilgi ve haz
    • Tedaviye cevap vermeyen, baş ağrısı, sindirim bozuklukları ve kronik ağrılar gibi inatçı fiziksel semptomlar.
    • Sürekli üzgün, kaygılı veya ”boş” ruh halleri
    • Tedirginlik, aşırı hassaslık
    • Ölüm veya intihar düşünceleri, intihar girişimleri

    MEVSİMSEL DEPRESYON ise  Mevsimsel afektif bozukluk olarak da adlandırılır.kişide her sene  hemen aynı zamanda  bu klinik tablo oluşur. Çoğunlukla sonbahar veya kış zamanı başlar ve ilkbahar veya yaz zamanı biter. ”Kış bunaltısı” ile aynı şey değildir.. diğer nadir bir türüne  ise  ”yaz depresyonu” denir, bahar sonu yaz başı başlar ve sonbaharda sona erer.
    PSİKOTİK DEPRESYON psikozun sanrılı düşünceleri veya diğer ağır bulgularına  depresyon semptomlarınında eşlik etdiği ciddi klinik tablodur.. . Psikotik depresyonla  psikozun gerçeklikten kopma hali yani   kişinin  yer- zaman- mekan oryantasyonunun yok olduğu  ağır  klinik  duruma   ilaveten birde depresyon tablosunun eklendiği ağır bir hal söz konusudur burada . Hastalar psikotik  zeminin halüsinasyon ve sanrılarla boğuşmaktadır..hastanın güvenliğinin ve tedavisinin sağlanması için klinikte yatırılarak  ilaç  ve  diğer tedavilerin uzman hekimlerce uygulanması  gerekebilir..