Etiket: Deney

  • Rus Uyku Deneyi

    Rus Uyku Deneyi

    Rus Uyku Deneyi geçen yıl gayet popüler bir psikoloji dergisinde denk gelip bir hayli merak ettiğim bir konu oldu. Tabi araştırmalarımın sonunda ulaştığım sonuç bambaşka. Hikayemiz şöyle: İkinci dünya savaşı bitmiş Rusya da tutuklu 5 siyasi suçluya bir ay boyunca uykusuz kalacakları bir deneye katılmayı kabul ederlerse, özgür bırakılacakları sözü verilir. Kalacakları odada su, yiyecek, kitap vb. şeyler mevcuttur. Uyumamaları içinse odanın oksijen seviyesi kontrol altına alınmış ve odaya yatak bırakılmamıştır.

    *5. Gün : Katılımcılar konuşmayı kesmiş. İletişim için yanlarındaki mikrofona fısıldamaya başlamışlar.

    *9. Gün : Deneklerden ikisi saatlerce çığlık atmış, bu durum ses telleri hasar görene kadar devam etmiş. Tüm denekler mikrofonlara fısıldamayı bırakmış.

    *14. Gün: İçeriden artık sesler gelmiyordu. Araştırmacılar içeri gireceklerini söyleyince denekler artık özgür olmayı istemediklerini belirtti.

    *15. Gün: İçeri giren askerler denekleri kanlar içinde bulur. Odadaki yiyeceklerin çoğu durmasına rağmen denekler birbirlerini yaralamış , kendilerinin ve arkadaşlarının etini yemiştir.

    ELEŞTİRİ

    1. Bu deneyle ilgili hiçbir resmi evraka ulaşılamamıştır.

    2. Bu hikaye ilk olarak Ağustos 2010 da korku hikayelerine bayılan ergenlerin çok sevdikleri Creepy Pasta adlı sitesinde yayınlanmıştır. 2014 te tekrar gündem oldu.

    3. 17 yaşında ki Randy GARDNER 1965 yılında guinnes rekorlar kitabına geçmek için 266.5 saat(11 gün) uykusuz kalmış ve kesinlikle hikayedeki gibi uç derecede anormal davranışlar sergilememiştir. Halsizlik, dikkatsizlik gibi yoğun belirtileri vardı sadece.

    4. Bilim tarihinde 8-10 gün arası süren sayısız uykusuzluk deneyi mevcut ve hiç birinde bu tarz davranışlar gözlenmemiştir.

    5. Deney etik dışıdır ( Bu eleştirimi eleştirebilirsiniz).

    6. Ne oksijen ayarlama ne de farklı bir gaz, deneyde idda edildiği gibi insanları 15 veya 30 gün uykusuz tutamaz.

    ÖZET: Bu bir deney değil, korku hikayesi. Ciddiye almayın . Size bunu gerçekmiş gibi anlatan biri olursa …

  • Otistik çocukların bir zeka teorisi var mıdır?

    Otistik çocukların bir zeka teorisi var mıdır?

    Otizm günümüz dünyasında en çok görülen gelişimsel bozukluklardan biridir.

    Otizmin nedeni tam kanıtlanamamış olsa bile psikolojik nedenlerden ziyade fizyolojik

    nedenli olduğu düşünülmektedir. Bu bozukluk toplum tarafından sanılanın aksine IQ

    sorunundan bağımsız olarak sosyal çevreyi anlama ve sosyal çevreye uyum gösterememe

    sorunudur.Otizmli bireyler sosyal iletişim geliştirmeden yoksundur. Otistik çocukların sosyal

    çevreden soyutlanmış ve sosyal çevreden kopuk davranışları onların bir zeka teorileri olup

    olamayacağını sorgulama ihtiyacı doğurmuştur.

    Zeka teorisi; Diğer insanlarında bir şeylerin farkında olduğunu, bildiğini, istediğini,

    inandığını bilme yetisidir. Bu teorinin otistik çocuklar üzerindeki geçerliliği makalede geçen

    Sally and Anne deneyi ile test edilmiştir. Bu deneye normal ve otistik bireylerin dışında zeka

    düzeyinin etkisini de değerlendirebilmek üzere Down sendromlu çocuklar da dahil edilmiştir.

    Çünkü otistik çocukların bir çoğunda zeka geriliği olsa da ve ya bazı otistik belirtiler bu zeka

    geriliği ile ilişkilendirilse de bu zeka gerilik tek başına sosyal bozukluğu açıklamak için yeterli

    bulunmaz. Deney sonucunda ortaya çarpıcı sonuçlar çıkmıştır; zeka geriligi olan çocuklar

    cevap veremeyecekleri düşünülen soruya normal çocuklarla beraber dogru cevabı

    vermişler,(inanç sorusu) otizimli çocuklar ise bu soruya yanlış cevap vererek deneyi dogru

    tamamlama haklarını baştan kaybetmişlerdir. Öte yandan, otizm ve zeka teorisine tek bir

    deney ile bağdaştırmak ve açıklamaya çalışmak yeterli değildir. Üstelik bu deneyde deneyin

    arka planı da atlanmıştır. Örneğin, Sally ve Anne’in daha önce misketin olası yerleri hakkında

    konuşup konuşmadıkları söylenmemektedir.Yinede bu deney otistik çocukların deneydeki

    olay hakkında akıl yürütememelerine bağlı olarak zeka teorisinden mahrum olduklarını

    yetersizde olsa göstermiştir.

    3-) Öte yandan bu teori bağlamında otistik çocuklarla ilgili yapılan başka çalışmalarda

    mevcuttur. Zihin kuramının incelendiği birçok araştırmada, otistik çocukların zeka teorisinde

    yanlış inanç işlemlerindeki performansları dilin formal değerlendirmeleriyle ilişkili çıkmıştır.

    Her ne kadar genel dilin (alıcı sözcük dağarcığı ve tümce yapısı) zeka teorisi işlemlerindeki

    performansla ilişkili olduğu bulunmuş olsa da regresyon analizi sonuçları karmaşık tümce

    yapısı ile ilgili performansın zeka teorisi işlemlerinde gözlenen performansı yordayan tek

    değişken olduğu bulunmuştur. Dahası, yapılan araştırmalarda zeka teorisi ile sözcük dagarcıgı

    arasında bir ilişki bulunmuştur.Happe’nin 1995 yılında yaptıgı çalışmada diger gruplardan

    farklı olarak otizimde dil ile zihin kuramı arasında güçlü bir ilişki oldugu, otizmde zeka

    teorisinin bir başarısı varsa bunun sadece dile dayandırılabilecegini savunmuştur. Yani diğer

    çocuklar dilbilimsel olmayan bilişsel mekanizmalarını kullanırken otizmi olan çocuklar yanlış

    inanç işlemlerine çözüm üretmede sözel becerilerini kullanıyor olabilirler. Tager-Flusberg ve

    Sullivan’ın 1994 yılında yaptıkları bir deneyde otizmi olan çocuklarda alıcı sözcük

    dağarcığının yanlış inanç performansı ile ilişkili olduğunu bulmakla

    beraber sözdiziminin de yanlış inanç performansı ile güçlü ilişkisi olduğunu belirtmişlerdir. İki

    çalışma gerçekleştiren araştırmacılar, birinci çalışmalarında 3-4 yaşlarında normal gelişimli,

    ikinci çalışmalarında da 6-22 yaşlarında otizmi olan, 7-20 yaşlarında zihinsel yetersizliği olan

    ve 7-20 yaşlarında normal gelişimli bireyin, yanlış inanç ve karakterin eylemlerini açıklama

    performanslarını incelemişlerdir. Araştırma sonuçları otizmi olan çocukların yanlış inanç ve

    karakterin eylemlerini açıklama performanslarının, sözcük dağarcığı puanlarıyla ve dil testinin

    sözdizimi alt testi puanlarıyla ilişkili olduğunu göstermektedir. Tager-Flusberg ve Anderson

    (1991), yaş ve dile göre eşleştirilen otistik bozukluğu olan ve down sendromuna sahip

    çocukların sohbet becerilerini karşılaştırmışlardır. Her bir çocuktan bir yıl içinde dört kez dil

    örneği alınmıştır.Otistik bozukluğu olan çocuklar, ilk değerlendirmede down sendromu olan

    çocuklara göre sohbet becerilerinde gelişimsel olarak farklılık göstermezken dil geliştikçe

    otistik bozukluk gösteren çocuklar, içerik ve iletişim stilleri açısından down sendromlu

    çocuklardan daha fazla farklılık göstermişlerdir.

    Sonuç olarak, yapılan araştırmalar ve elde edilen bulgular ışığında otistik çocukların

    zeka teorilerinin belli bir eğitimden sonra fark edilecek seviyeye getirilebileceğini

    göstermektedir. Bu kazanım ise dil becerilerinin yeniden yapılandırılmasıyla ya da

    geliştirilmesiyle elde edilebilir. Buna baglı olarak dilin gelişim üzerindeki etkisi yadsınamaz.

    Otizmin doğum itibariyle ilk iki sene içinde gözlemlenildiği bilindiğine göre, bu bireylerin

    normal gelişimli çocuklara göre iki yaşına kadar herhangi bir zihin teorisine sahip oldukları

    düşünülemez. Fakat zaman içerisinde onlara dil gelişimi alanında yapılacak olan yardımlar ve

    verilecek eğitimler ışığında onlarında zaman içerisinde zihin teorisi sahibi olabilecekleri

    düşünülebilir.