Etiket: Demir

  • GEBELİK VE BESLENME

    GEBELİK VE BESLENME

    Hamile olduğunu yeni öğrenen kadınların pek çoğunda,en çok ilgi çeken konulardan birisi beslenme şeklinin nasıl olması gerektiğidir.
    Çoğu kadın bebeğinin gelişimi için doğru ve dengeli beslenemediğini düşünür.Hatta ilk aylarında kilo alamayan gebeler endişelenebilirler.
    Aslında tüm bu endişeler çoğu zaman gereksizdir.Çünkü bulantı ve kusmalar ile iştahsizlık problemleri ilk aylarda kilo almayı doğal olarak engelleyebilir.
    Kimi zaman hastaların eline çeşitli diyetler verilmekte ve belli beslenme programlarına zorlanmaktadırlar.Bazı gebeliğin özel durumları haricinde bu tür yaklaşımların hiçbir bilimsel geçerliliği yoktur.Kadınları korkutaraksevmedikleri veya tolere edemedikleri gıda maddelerini tüketmeye zorlamak kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.Bu tür diyetler ancak konunun uzmanı diyetisyenler tarafından hastanın durumu göz önüne alınarak,doktorunun önerileri doğrultusunda ve kişiye özel olarak hazırlanabilir.
    Ancak yine unutulmamalıdır ki bebeğin büyümesi,sağlıklı olması,ruhsal,fiziksel,zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve dengeli beslenmesiyle orantılıdır.
    Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini tamamlamış olması,besin depolarının yeterli olması ve yaşı , hem bebeğinin hem de annenin sağlığını koruyacak en öenmli etkenlerdir.Çünkü bebek, annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için gerekeni seçip alarak,büyür beslenir.
    Annenin günlük yaşantısını sürdürecek yeterli enerji ve besin öğelerini alırken doğal yollardan fazladan alacağı protein,enerji,vitamin ve mineraller hem kendisi hem de doğacak bebeğin sağlıklı olmasının garantisidir.
    Normal bir gebelik sürecinde annenin kendi gereksinimine ek olarak tükettiklerinin bebeğe aktarılması için annenin yaklaşık 10-12 kg alması yeterlidir.Bu artışı sağlayabilmek için gebelik öncesine göre bir gebe ek olarak günlük 20gr. Protein , 15-20 mg.demir, 500 mg.kalsiyum ve ortalama 300 kalorilik enerji alması gereklidir.
    Gebelikte sıklıkla tüketilmesi gereken besin öğelerine göz atalım.
    KALSİYUM
    Kalsiyum, bebeğinizin gebeliğin 8.haftasından itibaren oluşmaya başlayan kemik ve dişlerinin gelişimi için gerekli bir mineraldir.
    Gebelikte, normalde gerek duyduğunuzun miktarın iki katı kadar kalsiyum gereklidir.Çünkü gebelik boyunca diş ve kemiklerden sürekli bir kalsiyum eksilmesi olmaktadır.Kalsiyum açısından zengin besinler peynir, süt , yoğurt , ve yeşil yapraklı sebzelerdir.
    Brucello, tifo benzeri hastalıklardan korunabilmek için tükettiğiniz peynirin ve sütün hijyenik ve iyi pastörize olmasına da özen gösterin.
    PROTEİN
    Gebelikte artan protein gereksinimi karşılamak için kırmızı ve beyaz et, süt ve süt ürünleri, yumurta , balık ,kuru baklagiller (fasulye,mercimek,barbunya…) gibi proteinden zengin besinler önerilir.
    Proteinler,hayvansal ve bitkisel proteinler olarak ikiye ayrılır.Diyetlerde bitkisel ve hayvansal proteinler eşit oranlarda tüketilmelidir.
    Hayvansal gıdalarda yağ mümkün ölçüde alınarak,etin yağsız şekilde tüketilmesi önerilir.Ayrıca balıkta proteinden başka bulunan Omega 3 ve Omega 6 yağ asitleri de bebeğin zeka gelişimi üzerine olumlu etkili maddelerdir.Tüketilen balık taze ve iyi pişirilmiş olmalıdır.
    DEMİR
    Gebelikte ‘’kan yapıcı’’yani demirden zengin gıdaların tüketilmesi ve özellikle de 4-4,5 aylardan sonra folik asitli demir ilaçlarının kullanımı önemlidir.Çünkü özellikle bu aylardan sonra demir eksikliğine bağlı olarak kansızlık (anemi) ortaya çıkabilir.
    Aşırı derecede kansızlığı olan kişilerde kan haplarına (demir haplarına) gebeliğin erken dönemlerinde de başlanabilir.Ancak bu durumda zaten ilk aylarda sık olarak görülen bulantı,kusma ve mide şikayetlerinde artış olabileceğinden tedaviye başlangıç süresi bir kaç hafta ertelenebilir.
    Gebelerde demir eksikliği halsizlik , bitkinlik ,nefes darlığı ,uykuya meyillilik ve çarpıntı gibi şikayetler oluşturabileceği gibi gebelikle ilgili olarak da erken doğum ,bebeğin rahim içinde gelişememesi,ölü doğum ve düşükler gibi komplikasyonlara zemin hazırlar.Ayrıca C vitamininden zengin meyve ve sebzeler de barsaklardan demir emilimini arttıracaklardır.
    Genelde 4.aylardan sonra başlanılan demir hapları kesinlikle sütle birlikte içilmemelidir.Çünkü süt ,demirin emilimini azaltarak etkisizleştirmektedir.
    Verilen demir hapının dozu hekim tarafından kişiye özel olarak ayarlanmaktadır.Kişinin kanının ileri derecede düşüklüğü kan ilacının dozunun arttırılmasına neden olabilir.Veya örneğin ikiz gebeliklerde vücudun demir gereksinimini artacağından dolayı doz yükseltilmesine gidilebilir.
    Bazı kişiler demir haplarını mide şikayetlerinden dolayı gebelikleri boyunca kullanamayabilirler.Bu kişilerde,içilebilir (sıvı) demir solüsyonları kullanılabilir.Bazen de demir damar içi veya kas içi uygulamalarla hastalara yüklenebilirler.Çok ileri durumlarda ise kan veya eritrosit (kırmızı kan hücresi) tranfüzyonu (nakli) yapılması zorunlu hale gelebilir.
    Bir kişide yoğun bir şekilde yapılan demir tedavilerine rağmen halen kandaki hematokrit ve hemoglobin değerleri düşük kalıyorsa demir eksikliği anemisi dışındaki anemiler veya barsak emilim bozuklukları (malabsorbsiyon sendromları) aranmalıdır.
    C VİTAMİNİ
    C vitamini demirin bağırsaklardan emiliminde , vücudun hastalık etkeni mikroorganizmalara karşı immun (bağışıklık) direncinin arttırılmasında ve metabolizmamızdaki pek çok biyokimyasal süreç için gerekli bir vitamindir.
    Gebelikte C vitamini gereksinimi metabolizmanın hızlanmasına bağlı olarak artmıştır;
    Ancak düzenli bir şekilde beslenen gebelerde hap şeklinde vitamin alınması önerilmemektedir.
    C vitamini portakal , limon, kırmızı ve yeşil biber , domates , çilek , greyfurt , karnıbahar , lahana , Brüksel lahanası gibi pek çok taze meyve ve sebzelerde bulunur.vücutta depolanmadığı için her gün belli bir miktar alınmalıdır.
    Uzun süre saklanan ve pişirilen besinlerde C vitamininin çoğu kaybolur.Besinleri tazeyken tüketmeli , iyi yıkanmış sebzeleri çiğ ya da az haşlayarak yemelisiniz.ayrıca gebelerde uzun süre beklemiş ,doğal içerikli olmayan , konserve ve benzeri gıdalar da önerilmez.
    FOLİK ASİT
    Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalardan itibaren ‘’B9 vitamini’’ yani folik asit alınması çok önemlidir.Vücutta depolanmadığı ve gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu için her gün alınmalıdır.
    Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır,ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardaki miktarını azaltır.En çok ıspanak,yer fıstığı,fındık ,karnabahar,kepekli ekmekte mevcuttur.
    Doğal gıdalar gebelerin folik asit açığını tam olarak kapatamayacağından ötürü gebeliğin ilk haftalarından itibaren hap olarak dışarıdan alınması uygun olacaktır.
    Gebelerde folik asit eksikliğine bağlı bebeklerde ‘’nöral tüp defektleri’’ adı altında toplanan bir takım anormalliklerin (hidrosefali,spina bifida,anensefali) ortaya çıkabileceği gösterilmiştir.Ayrıca bu gebelerde preeklampsinin (gebelik zehirlenmesi)daha sık geliştiği gözlenmiştir.
    Daha önceden folik asit eksikliği saptanmış veya nöral tüp defekt anomalili bebek doğurmuş kadınlar,gebe kalmayı düşündükleri tarihin en az 3 ay öncesinden itibaren folik asit alımına başlamalıdırlar.
    LİFLİ GIDALAR (Posalı gıdalar)
    Günlük beslenmenizin büyük bir bölümünü oluşturması gereken lifli (posalı) yiyecekler,gebelikte sık görülen kabızlığın ve bağırsak tembelliğinin önlenmesinde çok yararlıdır.
    Genellikle tüm sebzeler lif açısından zengindir.Her gün bolca yiyebilirsiniz.Kepekli besinler de lif içerir,ancak diğer bazı besinlerin bağırsaklardan emilimini azalttığından aşırı tüketilmemelidir.
    Lifli gıdalar en sık olarak kepekli ekmek , yulaf ezmesi , barbunya , kepekli makarnalar , kayısı , kuru üzüm , bezelye , pırasa , esmer pirinç , ahududu , kuruyemişte bol miktarda vardır.
    GEBELİKTE SIVI ALIMI
    Gebelik süresince bol miktarda su ve sıvı alımı sizin ve gebeliğiniz açısından son derecede yararlıdır.
    Özellikle bol su tüketimi idrar yolu enfeksiyonu , oligohidramnios (bebeğin amnion sıvısının normalden az oluşu), erken doğum eylemi , solunum yolu enfeksiyonları , kabızlık , ,ishal gibi pek çok durumda koruyucu veya tedavi edici olabilir.
    Gebelikte meşrubatlar ve meyve suları önerilmez.Çay ; açık olarak günde 2 fincan olarak içilebilir.Kahve , kafein içerdiğinden ötürü günde 1 fincanı geçmemek kaydı ile içilebilir.
    Tamamen doğal ve hiçbir katkı maddesi içermeyen nane , limon , adaçayı , ıhlamur , kuşburnu , papatya gibi bitki çayları da gebelikte içilebilir.Ancak, ‘’sinemaki ve adaçayı’’nın içimi konusunda bazı endişeler vardır.O yüzden bu bitkisel çayın gebelik sırasında tüketilmesi önerilmemektedir.
    Alkol , gebelikte kullanıldığında bebekte ‘fetal alkol sendromu‘ olarak tanımlanıp , zeka geriliği ve bir takım yapısal anormalliklerle kendini gösteren problemlere yol açtığından ötürü kesinlikle zararlıdır.
    Gebelikte gereksiz kalori tüketimini de kısıtlamak gereklidir.Unutulmamalıdır ki, önemli olan annenin karnının yağ bağlaması değil içerideki bebeğin sağlıklı ve uygun gelişimidir.Bu yüzden kek , bisküvi , reçel ve meşrubat gibi temel besin öğelerinden yoksun şekerli yiyecek-içeceklerden mümkün olduğunca kaçınmak gereklidir.Ayrıca yağlı kızartmalar yerine haşlama türü gıdalar tercih edilmelidir.
    Aşırı tuz tüketiminden de kaçınmak uygundur.Özellikle son aylarda aşırı tuzlu yeme ile vücutta ödem artabilir, tansiyon yükselebilir ve kendinizi daha rahatsız hissedebilirsiniz.
    Hangi besin kaynakları ne işe yarar?
    Et,yumurta,kurubaklagilleri:Beyin , kas , kemik ve dişlerin gelişimi ve kan yapımında görevlidir.Protein ve demir gereksinimini karşılarlar.
    Süt ve süt ürünleri;Kemik, diş gelişimi ve büyüme ile görevlidirler.Protein ve kalsiyum kaynağıdırlar.
    Sebze ve meyveler:Büyüme ve gelişme için vitamin ve minareleri sağlarlar.
    Tahıllar:Kalori ve B grubu vitamenleri içerdiklerinden büyüme ve gelişmeye için önemlidirler
    Yağ ve şekerler: Sadece enerji içerirler ve enerji açığını kapatırlar.
    Yeterli ve dengeli beslenmede dikkatli bir şekilde tüketmek zorunda olduğumuz bu besin gruplarını gebelikte de aynı özenle tüketmeliyiz ki sağlıklı yaşayabilmek için doğru beslenme alışkanlıklarını kazanabilelim.
    ‘’Gebelik diyet yapmak için uygun zaman değildir’’
    Yaş, boy ve hareket durumumuza göre uygun ağırlıkta gebeliğe başlanmalıdır.Çok kilolu bir gebeyi zayıflatmak gebelik sürecinde doğru değildir,kilosunu korumaya çalışmak ve özellikle dördüncü aydan sonra kalori kısıtlamasına gitmemek gerekir.
    Beslenmede yüksek kalorili yiyeceklerin fazlaca almasına engel olmak,ancak gebelik için gerekli temel besin öğelerini alarak gereksinmeleri karşılamak esastır.
    Ergenlik çağında olan veya yaşantısı gereği çok hareketli gebelerde ise mutlaka olması gereken,kilonun korunması ve ek olarak gebelik için artan gereksinimin karşılanmasıdır.
    Gebelikte ağırlığın takibi çok önemlidir.İlk üç ayda 0,5-1kg , sonraki aylarda ise ortalama 1,5-2,0 kg ağırlık kazanması uygundur.

  • GEBELİKTE BESLENME

    GEBELİKTE BESLENME

    Unutulmamalıdır ki bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel, zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve dengeli beslenmesiyle orantılıdır. Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini tamamlamış olması, besin depolarının yeterli olması ve yaşı, hem bebeğin hem de annenin sağlığını koruyacak en önemli etkenlerdir. Çünkü bebek, annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için gerekeni seçip alarak beslenir. Normal bir gebelik sürecinde annenin yaklaşık 10-12 kg alması yeterlidir.

    KALSİYUM: Kalsiyum, bebeğinizin gebeliğin 8. haftasından itibaren oluşmaya başlayan kemik ve dişlerinin gelişimi için gerekli bir mineraldir. Gebelikte, normalde gerek duyduğunuz miktarın iki katı kadar kalsiyum gereklidir. Çünkü gebelik boyunca diş ve kemiklerden sürekli bir kalsiyum eksilmesi olmaktadır. Kalsiyum açısından zengin besinler peynir, süt, yoğurt ve yeşil yapraklı sebzelerdir. Brucella, tifo benzeri hastalıklardan korunabilmek için tükettiğiniz peynirin ve sütün hijyenik ve iyi pastörize olmasına özen gösterin.

    PROTEİNLER: Gebelikte artan protein gereksinimi karşılamak için kırmızı ve beyaz et, süt ve süt ürünleri, yumurta, balık, kuru baklagiller (fasulye, mercimek, barbunya..) gibi proteinden zengin besinler önerilir. Balıkta proteinden başka bulunan omega 3 ve omega 6 yağ asitlerinin de bebeğin zeka gelişimi üzerine olumlu etkili mevcuttur. Tüketilen balık taze ve iyi pişirilmiş olmalıdır.

    DEMİR: Gebelikte demirden zengin gıdaların tüketilmesi ve özellikle de 4-4.5 aylardan sonra folik asitli demir ilaçlarının kullanımı önemlidir. Çünkü özellikle bu aylardan sonra demir eksikliğine bağlı olarak kansızlık ortaya çıkabilir. Aşırı derecede kansızlığı olan kişilerde demir haplarına gebeliğin erken dönemlerinde de başlanabilir. Ancak bu durumda zaten ilk aylarda sık olarak görülen bulantı, kusma ve mide şikayetlerinde artış olabileceğinden tedaviye başlangıç süresi bir kaç hafta ertelenebilir.

    Gebelerde demir eksikliği halsizlik, bitkinlik, nefes darlığı, uykuya meyillilik ve çarpıntı gibi şikayetler oluşturabileceği gibi gebelikle ilgili olarak da erken doğum, bebeğin rahim içinde gelişememesi, ölü doğum ve düşük gibi komplikasyonlara zemin hazırlar. Ayrıca ileri derecede kansız bir gebe doğum sonrası lohusalık döneminde de sıkıntı çeker. Demir eksikliğini en aza indirebilmek için kan yapıcı; pekmez, kuru üzüm, kırmızı et, yumurta ve kuru baklagillerden zengin gıdaların tüketilmesine önem verilmelidir. Ayrıca C vitamininden zengin meyve ve sebzeler de barsaklardan demir emilimini arttıracaklardır. Demir hapları kesinlikle sütle birlikte içilmemelidir.

    C VİTAMİNİ: C vitamini demirin bağırsaklardan emiliminde, vucudun hastalık etkeni mikroorganizmalara karşı bağışıklık direncinin arttırılmasında ve metabolizmamızdaki pek çok biyokimyasal süreç için gerekli bir vitamindir. C vitamini portakal, limon, kırmızı ve yeşil biber, domates, çilek, greyfurt, karnıbahar, lahana, brüksel lahanası gibi pek çok taze meyve ve sebzelerde bulunur. Vücutta depolanmadığı için her gün belli bir miktar alınmalıdır. Uzun süre saklanan ve pişirilen besinlerde C vitamininin çoğu kaybolur.

    FOLİK ASİT: Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalardan itibaren folik asit alınması çok önemlidir. Vücutta depolanmadığı ve gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu için her gün alınmalıdır. Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır, ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardafolik asit miktarı azalır. En çok ıspanak, yer fıstığı, fındık, karnıbahar, kepekli ekmekte mevcuttur. Doğal gıdalar gebenin folik asit açığını tam olarak kapatamayacağından ötürü gebeliğin ilk haftalarından itibaren hap olarak dışarıdan alınması uygun olacaktır. Gebelerde folik asit eksikliğine bağlı bebeklerde “nöral tüp defektleri” adı altında toplanan bir takım anormalliklerin ortaya çıkabileceği gösterilmiştir. Daha önceden folik asit eksikliği saptanmış veya nöral tüp defekt anomalili bebek doğurmuş kadınlar, gebe kalmayı düşündükleri tarihin en az 3 ay öncesinden itibaren folik asit alımına başlamalıdırlar.

    LİFLİ GIDALAR (Posalı gıdalar):  Günlük beslenmenizin büyük bir bölümünü oluşturması gereken lifli (posalı) yiyecekler, gebelikte sık görülen kabızlığın ve bağırsak tembelliğinin önlenmesinde çok yararlıdır. Genellikle tüm sebze ve meyveler lif açısından zengindir. Her gün bolca yiyebilirsiniz. Kepekli besinler de lif içerir, ancak diğer bazı besinlerin bağırsaklardan emilimini azalttığından aşırı tüketilmemelidir.

    GEBELİKTE SIVI ALIMI: Gebelik süresince bol miktarda su ve sıvı alımı sizin ve gebeliğiniz açısından son derecede yararlıdır. Özellikle bol su tüketimi idrar yolu enfeksiyonu, bebeğin sıvısının normalden az oluşu, erken doğum eylemi, solunum yolu enfeksiyonları, kabızlık, ishal gibi pek çok durumda koruyucu veya tedavi edici olabilir. Gebelikte çay, kahve, kola ve kakao önerilmez. Çay içerdiği ‘tein’ maddesiyle demir eksikliğine yol açarken, diğer maddeler ‘kafein’ içerdiğinden ötürü bebek üzerine olumsuz etkileri olabilmektedir . Maden suyu (soda) içilmesinin ise hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Tamamen doğal ve hiçbir katkı maddesi içermeyen nane, limon, adaçayı, ıhlamur, kuşburnu, papatya gibi bitki çayları da gebelikte içilebilir. Ancak, “sinemaki çayı” nın içimi konusunda bazı endişeler vardır. O yüzden bu bitkisel çayın gebelik sırasında tüketilmesi önerilmemektedir.

    Alkol, gebelikte kullanıldığında bebekte ‘fetal alkol sendromu’ olarak tanımlanıp, zeka geriliği ve bir takım yapısal anormalliklerle kendini gösteren problemlere yol açtığından ötürü kesinlikle zararlıdır. Aşırı tuz tüketiminden de kaçınılmalıdır. Özellikle son aylarda aşırı tuzlu yeme ile vucütta ödem artabilir, tansiyon yükselebilir ve kendinizi daha rahatsız hissedebilirsiniz.

    BESLENME İÇİN İPUÇLARI

    • Öğünleriniz sık ve az az porsiyonlar halinde olmalıdır. Ne uzun süre aç kalın, ne de yediğinizde tıka basa midenizi doldurun.
    • Aldığınız gıdaların taze olmasına dikkat edin. Konserve, beklemiş gıdalar ve içinde katkı maddeleri bulunarak saklanan gıdalar yerine taze ve doğal maddeleri tüketmeye özen gösterin.
    • Yediğiniz gıdalarda “çeşitliliğe” önem verin. Bu şekilde pek çok vitamin ve minerali almanız mümkün olacaktır.
    • Aşırı yağlı, tatlı, baharatlı ve kalorili gıdalar yerine protein ve karbonhidrattan zengin, yağ oranı düşük besin öğelerine yönelin. Unutmayın ki önemli olan sizin kilo almanız değil bebeğin içeride yeterli şekilde beslenebilmesidir.
    • Gebelikte dışarıdan hap olarak alınması gereken iki madde folik asit ve demirdir.Bunlar harici vitamin veya mineral alımı da önemlidir.
    • Gebeliğin ilk aylarında yapılan “Toxoplasma testleri” sonucunda vücudunuz bu parazitle önceden hiç karşılaşmamışsa bazı önlemleri almanız şarttır. Özellikle kedi ve köpek dışkılarıyla bulaşan bu rahatsızlık gebelik döneminde ortaya çıkarsa bebekte ölümcül veya sakatlıklara yol açan problemlere neden olabilir. Toxoplasma özellikle iyi yıkanmamış sebze ve meyveler ile iyi pişmemiş çiğ etlerden geçer..
    • Beslenmede suyu asla ihmal etmeyin. Günde en az 8-10 bardak su için. Yaz aylarında bu miktar 15 bardağa kadar çıkılabilir. Özellikle ileri aylarda kabızlık şikayeti varsa bol su içerek, kabuğu ile yenen meyveleri tüketerek, her öğünde sebze ile salataya yer vererek ve yürüyüş yaparak bu sorunun önüne geçebilirsiniz.
    • Günde 1-2 bardak süt içmeniz gebelikte ortaya çıkan kalsiyum kayıplarını yerine koymak içindir. Süt içemiyorsanız yoğurt veya ayran tüketiniz. Peynir veya çökelek de tüketebilirsiniz. Süt ve süt ürünlerinin pastörize olmasına dikkat edin.
    • Yemeklerde iyotlu tuz kullanınız. Yüksek tansiyon varsa yemekleri az tuzlu pişirin.
    • Genelde sabahları yataktan kalkınca başlayan bulantılarda bir dilim peynir, bir iki grissini rahatlık sağlayabilir. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında olan bu bulantı ve kusmalardan kendinizi korumak için bu dönemde katı, kuru ve yağsız gıdaları tercih edin. Mutfak kokularından ve ağır parfümlerden uzak durun.
    • Gebelik diyet yapmak için uygun bir zaman değildir. Hamilelikte belli miktarda kilo alımı şarttır. Zayıf bir bünyeye sahipseniz daha fazla, kilolu bir bünyeniz varsa daha az kilo almanız uygun olacaktır.
  • Yetişkinde demir eksikliği anemisi (kansızlık) sorunları ve nedenleri

    ANEMİ, YANİ HALK ARASINDA BİLİNEN KANSIZLIĞIN EN YAYGIN NEDENİ DEMİR EKSİKLİĞİDİR. DÜZEYİ NE OLURSA OLSUN BİR KİŞİDE DEMİR EKSİKLİĞİ SAPTANIRSA TEDAVİDEN ÖNCE MUTLAKA BUNA NEDEN OLABİLECEK SEBEBLER ARASTIRILMALIDIR.

    DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİNİN SEBEBLERİ:

    KAN KAYBI: KADINLARDA ERGENLİK DÖNEMİNDEN MENAPOZA KADAR OLAN DONEMDE AŞIRI VE VEYA UZUN YADA DUZENSIZ ADET KANAMALARI EN ÖNEMLİ SEBEBTİR. UYGUN DEMİR TEDAVİSİ İLE BİRLİKTE JINEKOLOJIK MUAYENE ŞARTTIR. ÇÜNKÜ BİZ HASTALARIMIZA DEMİR TEDAVİSİ VEREREK KANSIZLIĞINI DUZELTEBILSEK BİLE BU BAHSETTİĞİM ADET PROBLEMİ NEDENI ILE HASTA KAN KAYBI YASAMAYA DEVAM EDECEGI ICIN BİR MÜDDET SONRA TEKRAR KANSIZLIK GELİŞECEKTİR.

    ERKEKLERDE VE MENAPOZ SONRASI BAYANLARDA İSE DURUM DAHA FARKLIDIR. BU GRUPTA DEMİR EKSIKLIGININ ARASTIRILMASI BÜYÜK ONEM ARZ EDER. OZELLIKLE MİDE BAĞIRSAK SISTEMINDEN KAN KAYIPLARI; GİZLİ MİDE VE BAĞIRSAK KANAMALARI ( ÖZELLIKLE SIK VE GEREKSIZ AĞRI KESICI KULLANANLAR) MİDE VE BAĞIRSAK ULSERİ, KOLİTLER, HEMOROIDLER, MİDE VE BAĞIRSAK TÜMÖRLERİ GİBİ SEBEBLER DISKIDA GIZLI KANAMA TESTI VE DAHA ILERI BASAMAK ENDOSKOPI VE KOLONOSKOPI ILE ARASTIRILMALIDIR.

    YETERSIZ DEMİR ALIMI: VEJETERYANLAR VE YASLILAR

    DEMİRİN VÜCÜDA GERI EMILIMINDE PROBLEM: İSHAL VE VEYA SIK SIK KARIN AĞRISI ATAKLARI OLAN KİŞİLERDE ÖZELLIKLE COLIAK HASTALIĞI DEDIĞIMIZ BUGDAYDAKI GLUTENE KARSI GELISEN ALLERJIK REAKSİYON SONUCU ORTAYA CIKAN HASTALIK ARASTIRILMALIDIR. ( 3 HAFTADAN FAZLA SÜREN)

    ARTMIS DEMİR GEREKSINIMI: GEBELİK, LOHUSALIK, GELİŞME ÇAĞI

    DEMİR EKSİKLİĞİ NİN BELİRTİLERİ NELERDİR? NASIL ŞÜPHELENEBİLİRİZ?

    HALSİZLİK, ESKİYE GÖRE CABUK YORULMA, SÜREKLİ KENDİNİ YORGUN HİSSETME, UYKU HALİ, KONSANTRASYON BOZUKLUĞU ( OZELLIKLE OKUL ÇAĞLARINDAKİ COCUKLARDA DERS BASARISINDA AZALMA) BULANTI, İŞTAH AZALMASI VE TAT ALMADA AZALMA, DEPRESYONA EĞİLİM, ÇARPINTI, ANİ TANSİYON DÜŞMESİ YADA YÜKSELMESİ, SİNİRLİLİK, GECMEYEN BAŞ AĞRILARI , NEFES DARLIĞI, SAÇ DÖKÜLMESİ, TIRNAKLARDA KOLAY KIRILMA, AĞIZ İÇİNDE YARALAR, SIK SIK UCUK CIKMASI GİBİ BİR COK BELİRTİ OLABİLİR.

  • Anemi (kansızlık) nedir? Belirtileri nelerdir ?

    Anemi sık görülen bir kan hastalığı olup, kandaki alyuvarların düzeyinde oluşan bir azalmadır. Halk dilinde kansızlık olarak tabir edilmektedir. Anemi birçok farklı sebep nedeniyle ortaya çıkabilir, kısa süreli veya uzun süreli olabilir. Bazı anemiler hafiftir veya kişi fark etmeyebilir, ancak aneminin bazı formları çok şiddetli seyredebilir.

    Kansızlık Belirtileri: Anemi; halsizlik, çabuk yorulma, baş dönmesi, nefes darlığı, çarpıntı, iştahsızlık, bulantı, sık hastalanma, daha fazla üşüme, dikkati toplamada güçlük, yüzde, gözde ve avuç içlerinde solgunluk gibi belirtilerle kendini gösterir. Ayak bileklerinde şişkinlik, ishal, kusma, burun kanaması gibi belirtiler de görülebilir.

    KANSIZLIĞIN (ANEMİ) NEDENLERİ

    Yetersiz demir alınması; normal beslenme sırasında gıdalar yoluyla alınan demirin yetersizliğinde görülür.

    Sosyo-ekonomik düzeyi düşük toplumlarda, beslenme alışkanlıkları yanlış olan insanlarda daha sık görülmektedir.

    Bebeklerde; ek besinlere geç başlama, anne sütü yerine inek sütüyle beslenme kansızlığa neden olabilir. Özellikle 6-24. aylar arasında sıktır.

    Erişkinlerde ise vejetaryenlik, yanlış uygulanan zayıflama rejimleri ve yeme bozuklukları da kansızlığa neden olabilir. Ayrıca adet kanamsının fazlalığı da kansızlığa yol açabilir.

    Doğumla ilgili nedenler; sık doğumlar, çoğul gebelikler, annenin 2 yıldan sık aralıklarla veya 4’ten fazla sayıda doğum yapması gibi durumlar kansızlığa neden olabilir.

    Demir gereksinimin arttığı durumlar; ülser kanamaları, kadınlarda adet kanamaları gibi kan kayıpları, parazit enfeksiyonları, özellikle bebeklerin ilk yaşı ve ergenlik dönemi gibi hızlı büyüme dönemlerinde vücudun demire olan ihtiyacı artar ve artan bu ihtiyacın tek başına besinlerden karşılanamadığı durumlarda kansızlık görülebilir.

    Demir emiliminin bozulduğu durumlar; uzun süren ishaller, kronik enfeksiyonlar, sindirim sisteminde bozukluklar vücuda alınan demirin emilimini bozarak kansızlığa neden olabilir.

    Kurşun zehirlenmesi; özellikle yoğun araç trafiğinin yaşandığı kent merkezleri başta olmak üzere akaryakıttaki kurşunun havaya karışması ile oluşan kurşun zehirlenmeleri de kansızlığa neden olabilmektedir.

    Kansızlık Tedavisi: Tedavide öncelikle anemiye neden olan unsurlar giderilmeye çalışılır. Basur, aşırı adet kanaması gibi nedenler varsa tedavi edilir. Eğer kansızlığın nedeni yetersiz beslenme sonucu demir eksikliği ise demir ve C vitamini açısından zengin besinler tüketilerek demir eksikliği giderilmeye çalışılır. İleri kansızlık durumunda ilaç tedavisi uygulanır. Hasta çok kan kaybetmişse kan nakli de gerekebilir.

    Kan yapıcı gıdalar olarak üzüm, dut ve keçiboynuzu pekmezi, arı poleni, bal oldukça yararlıdır. Ayrıca, kansızlığa karşı alınabilecek önlemlerden biri de, vücudun demir emilimini azaltan çay, kahve, sigara, alkol ve koladan uzak durmaktır.

    Gebelikte, çocuklarda ve bebeklerde kansızlık sık görülebildiği için özellikle gebelerin ve çocukların yeterli ve dengeli beslenmesine ve gerekiyorsa demir takviyesi yapılmasına dikkat edilmelidir. Gebelikte, çocuklarda ve bebeklerde görülen kansızlık gelişim bozukluklarına da neden olabileceği için çok dikkat edilmelidir.

    Kansızlık (anemi) tedavisinde beslenme önerileri:

    Kırmızı et, kuru baklagiller, kuru meyve (kuru üzüm, kuru incir gibi), yeşil yapraklı sebzeler, pekmez çok yiyin.

    Vitamin – C (günde 100 miligram) alın. C-vitamini demirin bağırsaklardan demir emilmesini arttırır.

    Demir bakımından zengin besinler alın (baklagiller, mercimek, darı, nohut, koyu yeşil renkli sebzeler, pekmez, demirle zenginleştirilmiş tahıl ürünleri, kuru kayısı, kuru şeftali, balkabağı, ay çekirdeği, fıstık, ceviz, badem, soya fasulyesi gibi).

    Demir hapı alanların yoğurt alması faydalıdır. Yoğurtta bulunan laktik asit demirin vücutta depolanmasını kolaylaştırır.

    Demir emilimini azaltan besinlerden uzak durun: kafeinli içecekler, süt ve kepek (kepekli ekmek gibi).

    Eğer demir eksikliği aneminiz yoksa demir almanıza gerek yoktur.

  • Demir eksikliği kansızlığı ve bununla karışan durumlar

    Demir eksikliği kansızlığı ve bununla karışan durumlar

    Kanımıza rengini veren alyuvarlar kılcal damarlar aracılığıyla vücudun en ücra köşelerine kadar oksijen taşıyan hücrelerdir. Bunu, içindeki hemoglobin denen madde aracılığıyla yapar.

    Kansızlık denince işte bu hemoglobin denen madde miktarındaki azalma anlaşılmalıdır. Kansızlık tek bir hastalık değildir. Çok farklı hastalıklar nedeniyle ortaya çıkan ortak bir bulgudur. Bu durum oluşunca vücudun oksijen ihtiyacının karşılanmasında sorunlar ortaya çıkar. Halsizlik ve bitkinlik olur, solukluk görülür. Vücut, eksikliği giderebilmek için dokulara daha fazla kan göndermeye çalışır. Bu yüzden kalp daha çok kan pompalamak zorunda kalır, taşikardi (kalp atım sayısının artması) ve çarpıntı olur.

    İnsanlarda en sık görülen kansızlık türü, demir eksikliği kansızlığıdır. Genellikle kadınlarda görülür. Bunun en önemli nedeni de aşırı menstruasyonla oluşan kan ve bunun sonucundaki demir kaybıdır. Gebelikte ve büyüme çağındaki çocuklarda da ihtiyacın artmasına bağlı olarak demir eksikliği görülebilir. Erkeklerde demir eksikliği en çok mide barsak sistemindeki gizli kanamalardan dolayı oluşur. Farkında olmadan ortaya çıkan bu kanamalar; gastrit, ülser, polip ve hemoroid gibi hastalıklara bağlı olabilir. Ancak en ciddi hastalık, kalın barsak kanseridir. Bu nedenle yetişkin bir erkekte demir eksikliği var ise mutlaka kalın barsak kanseri yönünden incelenmelidir.

    Demir eksikliğinde serum demiri azalır, demir bağlama kapasitesi artar ve kemik iliği depolarının göstergesi olan serum ferritin düzeyi azalır.

    Tedavide ağızdan demir hapları verilir. Demir hapları aç karnına ya da etle alınmalıdır. C vitamini emilimi artırır. Bu nedenle demirle birlikte portakal suyu içilmesi, C vitamini tabletleri alınması kansızlığın daha çabuk düzelmesine imkan verir. Özellikle süt ve çay gibi içecekler demir emilimini bozduğundan bu tür gıdalar alındıktan en az iki saat sonra demir hapı yutulmalı ve hap alındıktan sonra demirin emilimine izin vermek amacıyla en az bir saat et ve portakal suyu dışında bir başka gıda tüketilmemelidir. Bazen demir tedavisine rağmen kansızlık düzelmeyebilir. Bunun başlıca iki nedeni olabilir: Birincisi, kan kaybı devam ettiği için verilen demir yeterli olmuyordur. İkinci neden, verilen demirin sindirim sistemindeki emilimi bozuktur. Emilim bozukluğu saptanırsa demir tedavisi damar yoluyla yapılmalıdır.

    Demir eksikliği yoksa gereksiz yere demir vererek oyalanılmamalıdır. Bu durumda kansızlık yapan diğer hastalıklar araştırılmalıdır.

    Sıkça görülen bir başka kansızlık nedeni Akdeniz anemisi yani talasemidir. Ülkemizde ve Kıbrıs’ta beta talasemi taşıyıcılığı nadir olmayarak görülmektedir. Ayrıntılı bir inceleme, demir eksikliğiyle Akdeniz anemisi taşıyıcılığının birbirinden kolaylıkla ayırt edilmesini sağlar. Akdeniz anemisi taşıyıcılığı doğumsal bir hastalık olduğundan önceki yıllara ait kan düzeyleri var ise bunlar tekrar gözden geçirilmelidir. Yıllar önceye ait düşük hemoglobin düzeyleri Akdeniz anemisi taşıyıcılığından kuşku duyulmasına neden olur. Tabii burada yıllar boyunca tekrarlayan demir eksikliği anemisi olan ve tam tedavi edilmemiş hastaları da göz ardı etmemek gerekir. Bir diğer önemli nokta kalıtsal bir hastalık olduğundan Akdeniz anemisi taşıyıcılarının anne, baba ya da yakınlarında da aynı durumun söz konusu olmasıdır. Bu kişiler de araştırılmalıdır. Demir eksikliği ile Akdeniz anemisi taşıyıcılığını birbirinden kesin ayırmak için başvurduğumuz bazı testler vardır: Demir eksikliğinde kemik iliğinde depolanan demir çok azaldığından bunun kandaki göstergesi olan “ferritin” düzeyi normal sınırların altındadır. Oysaki Akdeniz anemisinde kemik iliği demir depoları azalmamıştır ve ferritin düzeyleri normal sınırlardadır. Bu nedenle bu hastalara istediğiniz kadar demir verin kansızlığı düzeltemezsiniz. Akdeniz anemisinin kesin tanısı için “hemoglobin elektroforezi” denen bir yönteme başvurmak gerekir. Bu testlerin her ikisi de hastadan basitçe bir kan alarak yapılabilir. Akdeniz anemisi taşıyıcılarında genellikle hafif bir kansızlık vardır ve bu tolere edilebilir. Kansızlığın tolere edilemediği durumlarda kan transfüzyonu yapılmalıdır. Bu kişilerde alyuvarlar çabuk yıkıldığı için kemik iliği daha çok çalışmak zorunda kalır. Bu da bir B vitamini olan folik asite ihtiyacı artırır. Akdeniz anemisi taşıyıcıları her ne kadar kendileri için belli bir risk oluşmadan yaşamlarını sürdürebilirlerse de çocuk sahibi olmak istediklerinde eşlerinin de bu yönden araştırılması gerekir. Eşte de Akdeniz anemisi taşıyıcılığı varsa doğacak çocuğun normal ya da taşıyıcı olmasının yanı sıra gerçek talasemili olma riski de vardır

    Romatizmal hastalıklar, bağ dokusu bozuklukları, brusella ve tüberküloz gibi iltihapla seyreden bazı kronik hastalıklarda da bazen demir eksikliğiyle karışabilen kansızlık görülebilir. Bu kişilerde serum demiri azalmıştır ama ferritin çok yüksektir. Demir vermekle kansızlık düzelmez. Kansızlığın tedavisi altta yatan hastalığın tedavisiyle mümkün olur.

  • Anemiler

    Anemi nedir, kimlerde görülür?

    Kırmızı kan hücreleri ve hemoglobin miktarının yaş ve cinse göre normal değerin %10undan fazla azalması durumuna anemi denir.Anemiye yol açan birçok klinik neden mevcuttur.Her yaş ve cinste anemi görülebilir.

    Anemi belirtileri nelerdir?

    Başlıca anemi belirtileri,halsizlik,yorgunluk,çabuk yorulma,soluk görünüm,çarpıntıdır.Anemi ileri derecede ise nefes darlığı,baş dönmesi,düşük tansiyon,bayılma,göğüs ağrısı olabilir.

    Aneminin nedenleri nelerdir?

    Anemi nedenleri 3 ana başlıkta toplanabilir:

    1.Kan kaybı (yaralanma,menstrüel periodlar,kanser vb..)

    2.Kırmızı kan hücrelerinin yetersiz yapımı (Demir eksikliği,B12 vitamin eksikliği,kronik hastalıklar,kemik iliği bozuklukları,hemoglobin bozuklukları:talasemiler)

    3.Kırmızı kan hücrelerinin yıkımında artış (Hemoliz(kan hücresi yıkımı) yapan hastalık ya da durumlar:ilaçlar,infeksiyonlar,genetik nedenler)

    Demir eksikliği anemisinin sebepleri nelerdir?

    Demir eksikliği,beslenmeyle yetersiz demir alımı,demirin mide ve barsaktan yetersiz emilimi ya da kronik kan kaybına bağlı olarak gelişebilir.

    Büyüme çağındaki çocuklar,gebeler ve emziren annelerde demir ihtiyacı artar.Beslenme ile ihtiyacı karşılayacak kadar alınmazsa demir eksikliği gelişir.

    Vejeteryan diyet yapanlarda yetersiz alım sözkonusudur.

    Mide ve barsak ameliyatları sonrası,gluten enteropatisi (Çölyak hastalığı),Pika sendromu(toprak,kil ,buz,kuru kahve çay vb..yeme alışkanlığı) demir emiliminde azalmaya neden olur.

    Aşırı lifli beslenme,fazla miktarda çay tüketimi de demir emilimini azaltır.

    Kronik kan kaybı ile oluşan demir eksikliğinin en sık nedenleri menstruasyon periodları,mide ülseri,gastrit,inflamatuar barsak hastalıkları,aspirin alma alışkanlığı,sindirim sistemi kanserleridir.

    Anemi tedavisinde hangi yöntemler kullanılır?

    Anemi tedavisinde önemli nokta öncelikle anemiye yol açan nedeni ortaya çıkarmaktır.Tedavi şekli aneminin nedenine ve şiddetine göre değişir.

    Ani kan kaybına bağlı anemilerde hastaya kan verilmesi gerekir.Demir,B12 vitamin eksikliğine bağlı anemilerde eksik olan maddenin yerine koyulması ile tedavi edilir.Kronik hastalıklara bağlı anemilerin tedavisi ilgili hastalığın ya da hastalığa bağlı anemi oluşturan nedenin tedavisi ile mümkündür.

    Kansızlıktan korunmak için nasıl beslenmeli?

    Beslenmeye bağlı olarak oluşan anemilerin en sık görülen tipi demir eksikliği anemisidir.

    Günlük diyet ile alınan ortalama demir miktarı 10mg dır.Bunun%10-15’i (yaklaşık 1 mg) emilir.Karaciğer,baklagiller,kırmızı et demir açısından zengin besinlerdir.Tahıl ürünleri,yeşil sebzeler,meyveler,halk arasında bilinenin aksine pekmez,ıspanak demir açısından zengin gıdalar değildir.Demir içeriği zengin olan besinlerin dengeli olarak tüketilmesi,bunun yanı sıra emilimi azaltacak ya da önleyecek fazla çay tüketimi,aşırı lif içeren beslenmeden kaçınılmalıdır.

    Bebekleri demir eksikliğinden korumak için annelere düşen görevler nelerdir?

    Bebeklerin demir eksikliğinden korunması için öncelikle annelerin kendi demir ihtiyaçlarını karşılamaları önemlidir.Zira gebelik ve emzirme dönemlerinde demir ihtiyacı normale göre daha fazladır. Bebeğin anne sütü alması demir eksikliğ anemisinekarşı koruyucudu.Anne sütü yerine inek sütü verilen bebeklerde demir eksikliği gelişir.Anne sütü içindeki demirin emilimi inek sütüne göre daha fazladır.

    Çocuklarda ve bebeklerde kansızlık nasıl anlaşılır?

    Büyüme ve motor gelişmede duraklama,huzursuzluk,uykuya eğilim,öğrenme ve davranış bozuklukları,sık infeksiyonlar bebek ve çocuklarda aneminin en sık görülen belirtileridir.

    Hamile ve yetişkinlerde kansızlığı önlemek için ipuçları nelerdir?

    Gebelik ve emzirme döneminde artmış demir ihtiyacının karşılanması için demir ilaçları ile destek verilmelidir.Beslenme ve kanama bozukluğu olmayan bir yetişkinde kan değerleri normal olduğu sürece demir ilacı kullanılmasına gerek yoktur.Ancak uzun süren menstruasyon dönemleri ya da vejeteryan beslenme alışkanlığı varsa ilaç desteği ile anemi oluşumu önlenebilir.

    Anemi tedavi edilmediğinde ortaya çıkan hastalıklar/riskler nelerdir?

    Anemide kanın oksijen taşıma kapasitesi azalır.Dokulara giden oksijen miktarının azalması ile dokularda fonksiyon bozukluğu oluşur.Bu nedenle pek çok sistemde anemi belirtileri ortaya çıkar.Bunlardan özellikle kalp sinir sistemi ve kaslarda oluşanlar önemlidir.Anemi nedeniyle kalpte üfürüm,kalp dilatasyonu (genişlemesi),kalp kasının beslenememesi (myokardial iskemi),kalp hızında artış görülür.

    Son yıllarda aneminin seyrinde bir farklılık gözleniyor mu?

    Anemi tedavisindeki olanaklar son 25-30 yılda oldukça genişlemiştir.Kan ürünleri daha güvenilir olarak kullanılmakta,özellikle kronik hastalıklar,kalıtsal bozukluklara bağlı anemi tedavileri için yeni geliştirilen uygulamalar ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    Vejetaryan beslenme ile anemi arasında bir bağlantı var mı?

    Vejetaryan beslenmede demir açısından zengin olan kırmızı et tüketimi olmaması nedeniyle anemi oluşumu görülebilir.

    Anemi ilaçlarının kilo aldırdığına dair inanışlar doğru mu?

    Anemi tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar demir preparatlarıdır.Bu ilaçlar eksik olan demiri yerine koyar.Kilo aldırıcı etkileri yoktur.

    Anemi tedavi edilebilen bir sorun mudur, kronikleşir mi?

    Anemi nedene yönelik olarak tedavi edilir.Kronik anemi ,neden olan kronik bir hastalığın sonucudur.

    Kadınlar ve erkekler arasında görülmesinde ve seyrinde bir farklılık var mı?

    Demir eksikliğine bağlı anemi,menstruasyon periodları,gebelik,emzirme dönemleri nedeniyle kadınlarda daha sık görülür.Ayrıca erişkin erkeklerde depo demiriyaklaşık 1000mg iken bu değer kadınlarda daha azdır.

    Anemi dönemsel olarak atak yapar mı?

    Demir eksikliği anemisi,mevsimsel atak göstermez ancak yaşam sürecinde ihtiyacın arttığı süt çocukluğu,gebelik emzirme dönemlerinde ve alımın ya da emilimin azaldığı ileri yaş döneminde daha sık görülür.

    Çocuklarda anemi tanısı alan bir kişi tedavi edildikten sonra yetişkinlikte de tekrar ortaya çıkma riski var mı?

    Anemitedavi ile bağışıklık sağlanan bir durum değildir.Anemiye yol açan nedenler ortaya çıktığı sürece anemi tekrarlayabilir.Demir eksikliği tedavisi alan bir kişi,beslenme ile yeterli demir almaz ya da emilim bozukluğu gelişirse tekrar demir eksikliğine bağlı anemi görülebilir.

    Kronik hastalıklara ya da genetik bozukluklara bağlı anemilerde ilgili hastalığın tedavisindeki regülasyonun bozulması ile anemi ortaya çıkabilir ya da ağırlaşabilir.

    Anemi gebelik için bir risk oluşturur mu?

    Demir eksikliği anemisi olan gebelerde bebek gelişiminde olumsuzluklar,erken doğum eylemi görülebilir.

  • Kansızlık ( anemi )

    Kansızlık, sağlıklı ve yeterli kırmızı kan hücresinin olmaması nedeniyle, dokulara yeterince oksijen taşınamaması sonucu oluşan durumlar bütünüdür. Kansızlık kişide en sık olarak halsizlik ve yorgunluk ile kendini gösterir.

    Aneminin birçok sebep ve çeşidi vardır. Kansızlığın kısa ve uzun süreli olmasına göre kişide oluşturduğu etkiler de ciddi ya da hafif olabilir.

    Eğer kendinizde kansızlık olduğunu düşünüyorsanız mutlaka bir doktor ile görüşmelisiniz. Çünkü birçok ciddi hastalığın habercisi olabilir. Kansızlığın tedavisi basit besin desteğinden ciddi tıbbı tedavilere ( ilaçlar, kan transfüzyonu) kadar değişir. Bazı kansızlık türlerinden sadece sağlıklı beslenerek ve önerilen diyetlerle korunmamız mümkündür.

    Belirtileri nelerdir?

    Yorgunluk

    Soluk cilt

    Çarpıntı

    Nefes darlığı

    Göğüs ağrısı

    Baş dönmesi

    Dikkat eksikliği

    Soğuk el ve ayaklar

    Baş ağrısı

    Ilımlı anemi döneminde bu semtomların birçoğu olmayabilir. Anemi derinleştikçe semptomlarda artış olur. Klinik oturur.

    Ne zaman doktor görmelidir?

    Sebepsiz yere yorgunluk hissettiğinizde bir doktora görünmeniz gerekir. Bazı kansızlık sebepleri örneğin demir eksikliği anemisi sık görülür. Yorgunluğun altında büyük oranda anemi çıkmasına rağmen, yorgunluğun birçok başka sebebi olabilir. Bunu her zaman kansızlığa bağlamayın.

    Kansızlığın nedenleri;

    vücüdumuz yeteri kadar kırmızı kan hücresi yapamıyordur

    kanama: vucudumuzun ürettiği kırmızı kandan daha fazla kan kaybediyorsak

    vücudumuz kırmızı kan hücrelerimizi yıkıyorsa

    Yaygın görülen kansızlık sebepleri :

    Demir eksikliğine bağlı kansızlık : Kemik iliğinin kan hüceresi yapabilmek için demire ihtiyacı vardır. Vücutta demirin yetersiz oluşu kan yapımını azaltır dolayısıyla kansızlığa sebep olur.

    Vitamin eksikliğine bağlı kansızlık: Sağlıklı kan hücreleri için demire ek olarak vücudumuz folat ve vitamin B12’ye de ihtiyaç duyar. Diyetteki bu vitaminlerin eksikliğide kansızlık yapar. Bazen bu vitaminleri diyetle yeterince almamıza rağmen ya barsaklarda emilemez ya da vücut bunları işleyemez ve kansızlıkla sonuçlanır.

    Kronik hastalıklara bağlı kansızlık: Bazı kronik hastalıklarda mesela; kanser, kronik böbrek yetmezliği, AIDS, romatoid artrit, crohn hastalığı ve diğer inflamatuar hastalıklarda kansızlık oluşur. Burada bu kronik hastalıklar kırmızı kan hücrelerinin yapım aşamasıda müdahalede bulunarak kansızlıkla sonuçlanmasına neden olurlar.

    Aplastik anemi ( kansızlık) : Çok nadir görülen bu kansızlık tipinde kemik iliği yağ dokusu ile işgal edilmiştir ve kemik iliğinden kızmızı kan hücreleri üretilemez. Birçok hastalığa, ilaçlara, otoimmün hastalığa bağlı oluşabilir.

    Kemik iliği hastalığı ile ilişkili kansızlıklar: Lösemi ( kan kanseri) ve miyelodisplazi gibi kan hastalılarında kemik iliği çeşitli sebeplerden kızmızı kan hücresi üretemez. Sadece kan kanserinde değil diğer birçok kanser türüde, kemik iliğinde üretimi baskılayarak kansızlığa sebep olabilir.

    Hemolitik anemiler: Bu kansızlık türü kan hücrelerinin, kemik iliğinde üretilme hızından hızlı ve fazla miktarda, damarlarda ya da bazı organlarda yıkılmasından kaynaklanır. Bu anemiler kalıtsal olarak ya da sonradan gelişebilir

    Orak hücreli anemi: Kalıtımsal olan bu hastalık , kırmızı kan hücrelerinde olan şekil bozukluğu nedeniyle, uzun vadede damar ya da çeşitli organlarda kan hücrelerinin yıkılmasıyla oluşur. Ciddi bir hastalıktır.

    Diğer anemiler: Daha seyrek olarak görülen bir çok anemi çeşidi vardır. Mesala talassemiler. Bu hastalıklarda da kırmızı kan hücrelerinin yapı taşı olan hemoglobinde bozukluklar vardır.

    Risk faktörleri:

    Bazı faktörler kansızlık riskini arttırır.

    Diyetteki bazı vitaminlerin azlığı: Diyetteki demir, vitamin B12 ve folat eksiklikleri kansızlık riskini arttırır.

    Barsak hastalıkları: Emilim bozukluğu yapacak barsak hastalıkları ( crohn hastalığı, çölyak hastalığı gibi) kansızlık riskini arttırır. Çeşitli cerrahi barsak rezeksiyonları ( çıkarmaları) neden olabilir.

    Menstruasyon ( adet görme) : Menopoza girmemiş kadınlarda demir eksikliği kansızlık için en büyük riski oluşturur. Çünkü menstruasyon ile kırmızı kan hücre kaybı olur.

    Gebelik: Gebelik de demir eksikliği anemisi için artmış risktir. Bunun sebebi gebelikte artmış olan kan volümü ihtiyacı ve bebeğin gelişip büyümesi için kana olan gerekmesidir. Kısaca kana olan ihtiyaç artışından kaynaklanır.

    Çeşitli kronik hastalıklar: Bir çok kronik hastalık,böbrek hastalığı , karaciğer hastalığı kanser gibi, kırmızı kan hücrelerinin ömürlerini kısaltır ve çabuk ölmelerine neden olurlar. Bazende kronik mide ülseri olanlarda yavaş yavaş olan kanalara bağlı uzun vadede demir eksikliğ anemisi oluşur. Yine kronik atrofik gastriti olanlarda vitamin B12 emilemediği için uzun vadede vitamin B12 eksikliği dolayısıyla vitamin B12 eksikliği anemisi olacaktır.

    Kalıtsal hastalıklar: Ailede orak hücreli anemi, talessemi gibi kalıtsal hastalık öyküsü varsa doğacak çocuklar mutlaka taranmalıdır.

    Diğer faktörler: Bazı enfeksiyonlar, kan hastalıkları, otoimmün hastalıklar, çeşitli toksik kimyasallara maruziyet (benzen), kullanılan çeşitli ilaçlar ( kanser ilaçları, bazı antibiyotikler) , kırmızı kan hücresi yapımını azaltabilir ya da yıkımını arttırarak kansızlığa yol açabilir.

    Tedavi edilmemiş anemi birçok komplikasyona yol açar;

    Ciddi yorgunluk: Tam oturmuş bir kansızlık kişide günlük işlerini yapamayacak kadar ciddi yorgunluk yapabilir.

    Kalp problemleri: Kansızlık düzensiz kalp atışlarına , kalbin hızlı atmasına yani çarpıntıya yol açabilir. Çarpıntının ya da kalbin hızlı çalışmasının sebebi , kansızlığa bağlı olarak dokulara oksijen götürecek olan kırmızı kan hücrelerinin yetersizliğidir. Bunu kalp fazla çalışarak kapatmaya çalışır. Uzun vadede kalp yetmezliğne bile yol açabilir.

    Ölüm: Ölüm sadece belli başlı nadir görülen bazı kalıtımsal kansızlıklarda olabilir. Orak hücreli anemi gibi)

    Tedavi ve ilaçlar:

    Demir eksikliği anemisi: Kansızlığın bu tipi diyette değişiklik yaparak ve demir alımını arttırarak tedavi edebilir. Eğer menstruasyon dışı bir kanamaya bağlı kan kaybı nedeniyle gelişmişse kanama yeri saptanıp kanama durdurulmalıdır.

    Vitamin eksikliği anemisi: Folik asit ve vitamin B12 eksikliği anemisi folik asit ve vitamin B12 alımı ile tedavi edilebilir. Ancak sindirim sistemimizden, yiyeceklerde bulunan bu vitaminler, yeteri kadar emilemiyorsa özellikle vitamin B12 için iğne tedavsisi verilmelidir.

    Kronik hastalık anemisi: Bu tip aneminin spesifik ( özel ) bir tedavisi yoktur. Burada önemli olan altta yatan hastalığı, var olan hastalığı tedavi etmektir. Eğer semptomlar ağırlaşır ya da artarsa , kan transfüzyonu , eritropoetin denilen (normalde böbreklerde üretilir) hormon dışarıdan verilerek kırmızı kan hücre yapımını uyarılır. Bu ise semptomları azaltır.

    Aplastik anemi: Bu hastalık kırmızı kan transfüzyonunu içerir. Kemik iliği sağlıklı olmadığı için kesin tedavi seçenekleri arasında kemik iliği nakli vardır.

    Kemik iliği hastalığına bağlı kansızlık: Bu tip kansızlıkta yine basit ilaç tedavilerinden kemoterapi ve kemik iliği nakline kadar değişen tedavi şekilleri vardır.

    Hemolitik anemiler: Hemolize ( kan hücrelerinin parçalanması) sebep olacak şüpheli ilaçlardan , enfeksiyonlardan mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. . Bu anemilerde steroid ya da bağıklığı baskılayan ilaçlar kullanılarak, kırmızı kan hücrelerinin yıkılması engellenebilir. Kansızlığın ciddiyetine bağlı olarak kan transfüzyonu gerekebilir.

    Orak hücreli anemi: Oluşabilecek komplikasyonların tedavisi yapılmalıdır. Kan hücrelerinin yıkımı sırasında damar yolu ile sıvı verilmesi, ağrının azltılması için ağrı kesiciler verilebilir. Gereğinde kan transfüzyonu yapılabilir. Kemik iliği nakli etkili tedavi seçeneklerindendir. Ayrıca bir kanser ilacı olan hidroksiüre tedavide kullanılabilir.

    Önleme:

    Kansızlığın birçok çeşidi önceden önlenebilir değildir. Ancak sık görüler demir eksikliği ve vitamin eksikliklerine bağlı kansızlıklar diyetle önlenebilir.

    Demir: Demirden zengin besinler tüketilmelidir. Demir özellikle kırmızı et ve diğer beyaz etlerde bulunur. Fasulye , mercimek , demirden zengin tahıllardır. Koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kuru meyveler de demirden zengindirler.

    Folik asit: Turunçgiller ve sularında, muz, koyu yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, tahıl ve makarnada bolca bulunur.

    Vitamin B12: Doğal olarak et ve süt ürünlerinde bolca bulunur. Ayrıca tahıllarda da bolca bulunur.

    Vitamin C: C vitamini içeren , turunçgiller, karpuz, çilek gibi meyveler ese demir emilimini arttırır. Bunların bolca yenilmesi besinlerdeki demirin emilimini arttırır.

    Dr. Cem Özcan

    Dahiliye Uzmanı

  • Laktoferrin proteini yaraları iyileştiriyor, bağışıklığı güçlendiriyor, gençleştiriyor ve kanserden koruyor

    Laktoferrin, insan bağışıklık systeminin bakteri, virus ve mantarlara karşı savunma ve bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde etkin rol oynayan çok fonksiyonlu bir demir iyonları bağlayıcı glikoproteindir. Insanlarda, normal koşullarda, laktoferrin kanda, mukozal salgılarda, gastrointestinal sıvılarda, idrarda ve daha çok sütte veya kolostrumda (yani doğumdan sonra gelen ilk ağız sütünde) bulunur ve ağırlıklı olarak savunma sisteminin içinde kullanılmaktadır.

    Pek çok faydası nedeniyle, araştırmacılar laktoferrin’i bir tedavi edici protein olarak değerlendirmeye başladılar. Birçok tedavi amaçlı kullanılan proteinin injekte edilerek kullanılmasına karşın(aktive protein-c gibi) laktoferrin ağızdan alınarak aktif hale gelmekte yani oral olarak kullanılabilmektedir. Laktoferrin gelecek Haziran ayında yayınlanacak olan Biokimya ve Hücre Biyolojisi Dergisinin konusu olacaktır.

    Calgari Üniversitesinden Prof. Dr. Hans Vogel “Biz biliyoruz ki laktoferrin bizim doğuştan bağışıklık sistemimizde önemli fonksiyonu olan bir proteindir ve bizim bakteriyel, fungal, viral veya protozal enfeksiyonlardan korunmamızda önemli rol oynamaktadır. Ayrıca laktoferrin bizi bazı kanser türlerinden de koruyabilir” dedi. Ayrıca doctor Vogel “Bazı insanlar laktoferrin’i insan bağışıklık ve savunma sisteminin “isviçre çakısı” olarak gördüğünü, bütün bunları sadece demire bağlanarak yapmanın yanında, sahip olduğu proteinlerde bu sürece pek çok açıdan katkı sağlamaktadır.”
    Cilt yaralanmalarının iyileşmesinde laktoferrin’in rolü, erken yaşlarda intestinal system büyümesi ve gelişiminde laktoferrinin rolü,sığır laktoferrin’in kullanımının influenzanın önlenmesindeki rolü, ve premature doğanlarda inflamasyon önlenmesi ,kemik erimesinin önlenmesi,çocuklarda kemik gelişimdeki olumlu yararlarını gösteren binlere bilimsel makaleye pubmed’den ulaşılabilir.

    Bir önemli katkı da, hali hazırda online olarak yayınlanan, ve Pekinden Professor Ning Li önderliğinde bir grup Çin’li araştırmacı tarafından yapılan, çalışmadır. Bu çalışmada laktoferrin açısından zenginleştirilmiş süt tüketiminin mide barsak florasının yapısını geliştirdiğini ve bununda yaşam koşullarını iyileştirdiğini ortaya koymuştur.

    Diğer taraftan, pek çok veride laktoferrin’in birçok aktif hücreden salınan inflamatuar aracının salınımını engellediği, daha da ötesi laktoferrin’in profilaktik etkisinin sitokin üretimini baskıladığı görülmüştür. Bu özelliği ile metabolizma peturbasyonu ve endokrin fonksiyonlarından kaynaklanan enfeksiyon ve metobolik hastalıklar dahil iyileştirici etkileir bulunmaktadır.

    Laktoferrin’in demiri bağlama özelliği doğrudan mikrobiyal gelişimin durdurulması ve aynı zamanda motilitenin modülasyonu, patojenik bakterinin toplama ve biyofilm oluşumu ile ilişkilidir.Laktoferrin’in demir bağlayıcı etkisi lokal olup ortamdaki demiri bağlayarak bakteri ,virüs,fungus ve neoplastik hücrelerin barınamayacağı bir ortam oluşturmaktadır.Vücutta demir eksikliğine yol açmamaktadır.Demir iyonları bağlayıcı kapasitesinden bağımsız olarak, laktoferin mikrobiyal, viral ve hücre yüzeyleri ile etkileşime girerek bu sayede, mikrobiyal ve viral bulaşmayı önleyip ana hücrelere girişi engellemektedir.
    Laktoferrin sadece mukozal enfeksiyonlara karşı bir savunma faktörü değil, aynı zamanda çok amaçlı bir düzenleyici olarak viral enfeksiyon sürecinde etkileşime girmektedir. Laktoferrin’in anti-viral aktivitesi, enfeksiyonun ilk aşamasında görülen, hem çıplak hemde kapalı hücrede gösterilmiştir, bu da etkinlikte enfeksiyonun veya virusün ana hücre içerisinde ulaşmasını engellemektedir. Bu aktivite heparan sülfat glikozaminoglikan hücre reseptörlerine bağlanma vasıtasıyla veya viral parçacık veya her ikisi ile birlikte gerçekleşmektedir. Laktoferrin’in anti-viral etkisi kışın viral enfeksiyonlardan dolayı gereksiz antibiyotik almamızı engelleyecek gibi görünmekte…. Laktoferrin’in farklı insan epitel hücrelerinde nükleer lokalizasyonu, laktoferrin’in antiviral etkisini sadece erken fazda virüs-hücre yüzeysel etkileşimi ile değil, aynı zamanda hücreler arası etkileşerek göstermektedir.
    Laktoferrin’in ana hücre ve veya viral viral parçacıklara bağlanma yoluyla potansiyel olarak anti-viral aktivite gösterme kapasitesi, onun nükleer lokalizasyonu laktoferrin’in mukozal duvarda önemli bir tuğla olduğu, viral ataklara karşı etkili olduğu ve viral enfeksiyonların tedavisinde yeni bir strateji olarak uygulanabileceği fikrini güçlendirmektedir.

    Laktoferrin yukarıda da değinildiği gibi; çok fonksiyonlu bir protein ve doğal bağışıklık sisteminin en gerekli elementidir. Kanser ise öte yandan Dünya Sağlık Örgütü verilerine gore dünyada görülen toplam ölümlerin %13’ünü içermektedir.
    Kanserin en önemli beş formu, akciğer, kolorektal, mide, karaciğer ve meme kanseridir. Laktoferrin doğal yapısıyla antibakteryel, antioksidan ve antikarsinojenik etkisiyle demir iyonları bağlayıcı bir glikoproteindir.
    Ekzokrin bezlerinde üretilmekte ve aynı zamanda pekçok dış akışkanlar tarafından ilk ever savunma olarak salınmaktadır. Laktoferrin’in aynı zamanda apoptozis’i indükleme ve kanser yayılımını baskılama özelliği, ve kemoterapi sonrası bozulan beyaz ve kırmızı kan hücre dengesini yeniden yapılandırma kapasitesi bulunmaktadır.Laktoferrin özellikle kanser hastalarında kullanıldığında vücudun bağışıklık sistemini güçlendirerek kemoterapi yada radyoterapi gibi ağır yan etkileri olan tedavi rejimlerine karşı insanı dayanıklı kılmaktadır.Ayrıca kanser hastalarında yaşam kalite skorlarında belirgin düzelmeler göstermiştir.
    Elbette laktoferrin bir ilaç değildir,ancak sadece hastaların değil,sağlıklı insanların da hastalanmamak ve sağlıklı bir yaşam için düzenli kullanması gereken ve tavsiye edilen kaliteli bir yaşam aracıdır.
    Günümüzde genç ve güzel görünmek için harcayacak parası olmayan insanlar da artık günde tek tablet lactoferrin ile aynı sağlıklı ve kaliteli yaşama kavuşacaklardır….

    Biochemistry and Cell Biology, 2012, 90(3) , dergisi haziran ayı sayısını tamammen laktoferrine tablete ayırmıştır
    Ilgilenenler lütfen aşağıdaki linki kullananarak abstractları okuyabilir
    Yada
    www.pubmed.com
    sitesinden ayrıntılı tıbbi yazı ve çalışmalara ulaşabilir

    özellikle çevresinde kanser olanların daha dikkatli okumasını istiyorum
    ilginiz için teşekkürler

    http://www.nrcresearchpress.com/toc/bcb/current
    bu linkten bakabilirsiniz

  • Gebelik ve kansızlık

    Gebelik ve kansızlık

    Gebelikte en sık karşılaşılan hematolojik sorun tıpta anemi dediğimiz kansızlıkıtır. Gebelikte anne kanının plazma adını verdiğimiz sıvı kısmı artar. Bu artış doğaldır (fizyolojik). Bu nedenle gebelerde başka hiç bir neden olmasa bile kan sayımları düşük çıkar. Buna gebeliğin fizyolojik anemisi diyoruz.Yani her gebede normal olarak bir miktar kansızlık olmaktadır.

    Gebelerde demir eksiliği
    Anne karnındaki bebeğin gelişimi için demir gereklidir ve bebek bunu anneden sağlar. Oysa annenin demir deposu kısıtlıdır. Bir gebe ne kadar dengeli ve demirden zengin beslenirse beslensin gebeliğin gerektirdiği demiri diyetle karşılaması zordur. Bu nedenle tüm gebelere ağzıdan verilen haplarla koruyucu amaçla demir desteği uygulanmaktadır.

    Gebelerde folik asit eksikliği
    Folik asit hayvansal ve bitkisel gıdalarda bulunan bir B vitaminidir. Folik asit eksikliği anemi yapan nedenler arasında yer alır. Gebelikte bebeğin kullanımı ve annenin artan kan yapımı nedeniyle gebe annenin günlük folik asit gereksininimi artar.
    Gebede folik asit eksikliği sadece kansızlık nedeni olması yönüyle değil bebeğe de verebileceği bazı zararlar nedeniyle çok önemlidir. Çünkü folik asit eksikliği durumunda fötusta ciddi gelişme bozuklukları, örneğin nöral tüp defektleri görülebilmektedir. Bu nedenle günümüzde tüm gebelere koruyucu amaçlı olarak folik asit verilmektedir.

    Gebelikte Vitamin B12 eksikliği
    Vitamin B12 hayvan kaynaklı bir vitamindir. Gebelerde vitamin B12 eksikliği az görülür. Ancak az gelişmiş ülkelerde gebelerdeki vitamin B12 eksikliğinin sanıldığından fazla olduğunu ileri sürülmektedir.
    Vitamin B12 eksikliği anemi yapar. Vitamin B12 eksikliğinde tanı vitaminin serum düzeyini ölçerek konmaktadır.
    Gebelerdeki tedavisi gebe olmayanlar gibidir. Gebelikte koruyucu (profilaktik) vitamin B12 verilmesine gerek yoktur, eksiklik tespit edilirse verilir.

    Gebede Akdeniz anemisi
    Akdeniz anemisi genetik olarak geçen ve anemi yapan bir hastalık olup üç farklı tipi vardır.
    Talasemi major: Cooley anemisi olarak da bilinir. Hastalığın en ağır formudur. Bu hastalarda başka ciddi sorunlar olduğu için gebe kalmaları seyrek görülür.
    Talaseminin intermediate: Orta derece anemi, dalak büyümesi gibi sorunları olan, zaman zaman kan verilmesi gereksinimi duyabilen hastalardır. Bu kişilerin gebeliklerinde anemi derinleşebilir.
    Akdeniz anemisi taşıyıcıları(talasemi minör): Taşıyıcılık ülkemizde sık görülür. Bu nedenle hekimler pek çok taşıyıcı gebe ile karşılaşırlar.
    Akdeniz anemisi taşıyıcısı olan kişilerin hemen hiç birisinde şikayet yoktur. Hafif anemik olabilirler. Demir eksikliği ile ayırıcı tanıda sorun yaratır.
    Gebeliğin seyrinde yan etkisi olmaz. Ancak gebelik sırasında eğer taşıyıcılık saptanmış ve babanın taşıyıcı olup olmadığı bilinmiyorsa bunun hemen araştırılması önemlidir.

    Talasemi taşıyıcısı olan kadın gebe kalacaksa
    Talasemi taşıyıcısı olanlar gebe kalacaklarsa babanın da taşıyıcı olup olmadığı mutlaka incelenmelidir. Baba da taşıyıcı ise sadece taşıyıcı bebek değil hasta bebek doğması olasılığı vardır. Durum anne ve babaya ayrıntılı anlatılmalı ve buna göre karar alınmalıdır.

  • Demir eksikliği ve kansızlık

    Demir eksikliği tüm dünyada kansızlığın (anemi) bir numaralı nedenidir. Kadınlarda sık görülür ve önemli bir sağlık sorunudur.

    DEMİR EKSİKLİĞİ NEDEN OLUŞUR?

    Diyetle alımın yetersiz olabilir. Demir esas olarak hayvansal gıdalarda, özellikle kırmızı ette bulunur. Ekonomik yetersizlikler, zayıflama amacıyla yapılan diyetler, bilinçsiz beslenme, iş yaşamının zorlukları nedeniyle düzensiz gıda alımı gibi nedenlerle yetersiz demir alıyor olabilirsiniz. Vejeteryanlarda da zaman içinde demir eksikliği gelişir.
    Emilim bozukluğu: Ameliyatla midesi, oniki parmak bağırsağı veya ince bağırsağı çıkarılmış kişiler ve Çölyak hastalığı olanlarda demir emilimi bozulur.
    Gereksinim artması. Kadın hastalarda fazla sayıda doğum demir eksikliği anemisinin sık nedenlerindendir. Her gebelik yaklaşık 500-1.000 mg demir kaybı yaratır. Büyüme dönemindeki gençlerde de ihtiyaç arttığı için demir eksikliği gelişebilir.
    Kan kayıpları. Kadınlarda önemlidir. Bir kadının normal adet kanamalarıyla her ay yaklaşık 20 mg demir kaybedilir. Aşırı kanaması olan kadınlarda demir eksikliği sık görülür. Uterus myomları önemli kan kayıplarına neden olabilir.
    Mide bağırsak sistemi (Gastrointestinal kanal) kan kaybında önemlidir. Bunlar arasında şu örnekleri verebiliriz: yemek borusu varisleri, mide fıtığı, reflü özofajitleri, peptik ülser, gastrit, kronik aspirin kullanımı, mide polipleri ve kanserleri, kolon kanserleri, ülseratif kolit, kalın bağırsak polipleri, divertiküller, hemorroidler.
    Özellikle erişkin erkekte demir eksikliği saptandığında kan kaybı kaynağı olarak öncelikle mide bağırsak sistemi incelenmelidir.

    DEMİR EKSİKLİĞİNDE BELİRTİ ve BULGULAR
    Bu hastalarda halsizlik, çabuk yorulma, eforla gelen nefes darlığı, çarpıntı, solukluk ve isteksizlik gibi şikayetler ortaya çıkar.
    Dilin üzerindeki papilla denilen ufak pürtükler düzleşir veya silinir. Bazen dilde yanma duyusu olabilir. Ağız kenarında çatlaklar oluşur. Tırnaklar kolay kırılır hale gelir. İleri vakalarda yemek borusunda, yutma güçlüğü yaratabilen bir zar oluşabilir. Demir eksikliği anemilerinde gastrit sıktır.
    Anormal şeylerin yenilmesine PİKA denir. Bu hastalar sıklıkla kil, buz ve benzeri şeyleri yerler. Demir eksikliğinde PİKA sıktır.

    DEMİR EKSİKLİĞİNDE TEDAVİ
    Ağızdan alınacak haplarla yapılır. İlacın tercihan aç karna alınması, daha iyi emileceği için önerilir. Ancak, aç karna alınan demir preparatları sıklıkla gastrointestinal sistem yakınmalarına yol açar. Bu durumda dozlar yemeklerle birlikte alınabilir. Demir tedavisi en az 6 ay sürdürülür.

    DEMİR TEDAVİSİNİN YAN ETKİLERİ
    Demir ilaçları sıklıkla midede yan etkisi yapar. Ağrı, yanma, bulantı gibi sorunlar görülebilir. Kabızlık, bazı hastalarda da tam tersine dışkıda yumuşama hatta ishal görülebilir. Demir kullanırken dışkı rengi koyulaşabilir.

    İĞNE İLE DEMİR TEDAVİSİ
    İğne ile yapılan demir tedavisinin ağızdan hapla yapılana göre daha etkili olduğu doğru değildir. Malesef bu yanlış düşünce bazı hekimlerimizin uygulamasına da yansımaktadır.
    İğne ile demir tedavisinin ciddi yan etkileri olabilir. Bu nedenle sadece özel durumlarda ve hekim gözetiminde uygulanmalıdır.