Etiket: Davranış

  • FARKLI ANNE BABA TUTUMLARI VE TUTUMLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    FARKLI ANNE BABA TUTUMLARI VE TUTUMLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    Çocuğun kişilik özellikleri ve davranış örüntüleri anne babanın çocuk yetiştirme tutumlarıyla şekillenir. Çocuk öğretilen davranışları gösterdiğinde onaylanmazsa olumlu ve olumsuz davranış ayrımını yapmakta zorlanır. Fakat öğretilen davranışı gösterdiğinde anne babanın onayını alırsa çocuk olumlu davranışları öğrenmeye başlar. Anne babaların farklı tutumları çocuğun kişilik gelişiminin temelini oluşturur.

    Çocuk yetiştirmede karşılaşılan farklı anne baba tutumları ve bu tutumların çocuklar üzerindeki etkisi aşağıda kısaca belirtilmiştir.

    Baskıcı/Otoriter Tutum

    Sıkı disiplin ve baskının olduğu, kuralların hiç esnemediği cezanın ön planda olduğu, çocuğun, söz ve karar hakkının en aza indirildiği ortamdır. Böyle bir ortamda büyüyen çocukların iletişim becerileri ve sosyal yeteneklerinin zayıf olduğu gözlemlenir. Bu tarz sağlıksız aile koşullarında çocuk, nasıl düşünüp nasıl davranması gerektiğini belirleyen katı kurallarla büyür. Disiplinin iletişimin önüne geçtiği bu ailelerde sevgi, kabul ve anlayış yeterince sunulmaz. Küçük bir yanlış davranışta dahi anne babanın eleştiri ve abartılı cezasına maruz kalan çocuk anne babaya karşı yoğun korku duygusu yaşar. Bu durum çocuğun doğru davranış kalıbını öğrenmesine engel olur.

    • Baskıcı tutumla büyüyen çocuklarda şu problemler sıkça yaşanır;
    • Düşüncelerini ifade etmede zorluk
    • Güven duygusunda eksiklik,
    • Düşük benlik saygısı ve çekingenlik
    • Başkalarının etkisinde kolaylıkla kalabilme, diğer insanlara bağımlı olma

    İlgisiz Tutum

    Çocuğun sosyal ve duygusal ihtiyaçlarının önemsenmediği, yeterli sevgi ve ilgiyi görmediği tutumdur. Çocuk temel ihtiyaçlarından olan disiplinden mahrum kalır. İlgisiz ve kayıtsız aile, saldırganlığı körükler, çocuğun çevresindeki kişi ve eşyaya zarar vermesine sebep olabilir.

    • İlgisiz tutumla büyüyen çocuklarda şu problemler gözlemlenebilir;
    • Otorite ve disiplin kuralları öğretilmediği için kurallı ortamlara uyum problemleri
    • Duygusal yönden yeterince desteklenmediği için iletişim problemleri
    • Diğerlerine çabuk bağlanma, zararlı alışkanlık edinme
    • Değersizlik duygusu, özgüven eksikliği
    • Duygusal olarak kendisini yalnız hissetme, sağlıklı ilişkiler kuramama.
    • Aileden yeterince destek göremediği için akademik başarısızlık.

    Aşırı Hoşgörülü Tutum

    Günümüz kafası karışık anne babalarının en çok gösterdiği davranış ve duygu modelidir. Bu tarz yaklaşımda olan anne babalar çocuklarının isteklerine teslim olur, onların ısrarlı isteklerini yerine getirir, onları şımartır, onlar fazlasıyla özgürlük tanır ve disiplin kuralları öğretilmez. Aslında dertleri çocuğuyla çok ilgilenmek olan bu anne babalar çocuklarına ‘hayır’ demek ve çocukları üzerinde kontrol sağlamakta zorlanırlar. Bunun sonucu olarak bu çocuklar kendi davranışlarını kontrol etmeyi öğrenemezler.

    Disiplinin çok düşük, hoşgörünün abartılı olduğu bu ailelerde çocuklarda şu özellikler gözlemlenebilir;

    • Toplumsal kurallara uymakta zorlanma
    • Her zaman kendi isteklerinin yerine getirilmesini istedikleri için arkadaş ilişkilerinde kabul görmeme
    • Ben merkezli olma ve diğerlerine karşı saygısız davranışlar sergileme
    • Davranışlarını kontrol etmekte zorlanma, dürtüsel davranma
    • Anaokulu ve ilkokul uyum sağlamakta zorlanma, okula gitmek istememe
    • Ağlayarak bütün isteklerini yerine getirme, anne babayı yönetmeye çalışma

    Aşırı Koruyucu Tutum

    Anne babanın aşırı koruması çocuğa gereğinden fazla kontrol ve özen gösterilesi anlamına gelir. Çocuğun büyümesine izin verilmemesi bu tutumun temel özelliğidir. Okulda kendi ihtiyaçlarını gideren çocuğun evde yemeğinin anne tarafından yedirilmesi, anne babayla aynı yatağı paylaşması sıkça rastlanan örneklerdir. Sosyal, duygusal ve davranışsal anlamda korunan çocuğun toplumsal gelişiminde gecikme yaşanır. Bu durum çocuğun arkadaş ilişkilerini olumsuz etkiler.

    • Büyümeye izin verilmeyen bu ailelerde yetişen çocuklarda şu özelikler gözlemlenebilir.
    • Anneyle ayrışmayan çocukla, aşırı bağımlı kişilik yapısı geliştirir.
    • Bütün ihtiyaçları anne –baba tarafından yerine getirilen çocuklarda sorumluluk duygusu gelişmez, kendi kararlarını vermekte zorlanır.
    • Ailede ilginin merkezi olan çocuk akranlarının da aynı ilgiyi göstermesini bekler, bu beklenti arkadaşlık ilişkilerinde sorun yaşatır.
    • Aşırı korunma özgüven eksikliğine neden olur.

    Kararsız ve Tutarsız Tutum

    Anne babanın kararsız tutumu neyin doğru neyin yanlış davranış olduğu konusunda çocuğu şüpheye düşürür. Kararsızlık iki şekilde görülebilir. Anne babanın bir davranışı kimi zaman normal olarak değerlendirip kimi zaman cezalandırması ya da bir davranışın anne tarafından farklı baba tarafından farklı değerlendirilmesi kararsız tutuma örnektir.

    • Kararsız tutum gösteren ailelerin çocuklarında şu özellikler gözlemlenebilir.
    • Tutarsız bir kişilik yapısı
    • Karar vermede zorluk yaşaması
    • Doğru ve yanlış davranışı anlamakta zorlanması
    • Okul fobisi yaşayabilir

    Destekleyici Aile Tutumu

    Anne babanın çocuğu hem desteklediği hem de sınırlar koyduğu, kontrolü ve disiplini öğrettiği aile tutumudur. Çocuk anne babayla iletişim kurmakta zorlanmaz, ihtiyaçlarını rahat bir şekilde ifade edebilir. Anne –baba çocuğa kendi başına karar vermeyi ve bu kararın sorumluluğunu yüklenmesi gerektiğini öğretir. Çocuğun temel ve duygusal ihtiyaçları en uygun şekilde karşılanır. Anne baban tutarlı davranışlar gösterir, olumlu ve olumsuz davranışlar çocuğa öğretilir. Çocuk yetiştirmenin temel dinamiği olan koşulsuz sevgi, yeterli hoşgörü ve yaşa uygun disiplin güvenli bir ortamda sunulur. Çocuğun kendini tanıması; kendine özgü anlayış geliştirmesine ve görüşlerini ifade etmesine olanak sağlanır.

    • Destekleyici tutumun çocuk üzerinde şu etkileri oluşabilir.
    • Sağlıklı sosyal ilişkiler geliştirir.
    • Özgüven ve özdenetimi geliştirir
    • Toplumsal kurallara uyum sağlar
    • Sorumluluklarının farkında olur
    • Anaokuluna ve ilkokula uyum sağlamakta zorlanmaz.
  • ŞIMARIK,SINIR VE KURAL TANIMAYAN ÇOCUKLARA EBEVEYNLER NASIL YAKLAŞMALI?

    ŞIMARIK,SINIR VE KURAL TANIMAYAN ÇOCUKLARA EBEVEYNLER NASIL YAKLAŞMALI?

    Şımarıklık tamamen anne-baba tutumları ile ilgilidir ve anne-babanın tutarsız yaklaşımlarından ileri gelir.Çocukların şımaŞrıklık göstermesinin merkezinde aileler vardır.Şımarıklık,çocuğun çevresindekilerin hatalı yaklaşımları ile büyür ve zamanla kalıcı hale gelir.Durumu detaylı olarak açıklayacak olursak;anne-baba olarak yaşamınızın merkezinde çocuğunuzun olduğunu hissettirir ve sadece ona hizmet ederseniz çocuk zamanla kendisinden başka kimseyi önemsememeyi öğrenecektir ve dolayısıyla empati yeteneği gelişmeyecektir.Ağladığı zaman,istekleri gerçekleşiyorsa zamanla uyum bozukluğu ortaya çıkacaktır.Çocukla otorite ilişkisini sağlam oturtmak gerekir,böylece çocuk nerede duracağını bilmeli,tekrarlanan hatalarının bedelinin olması gerektiğinin farkındalığını kazanmalıdır.Kısaca yerinde ödül ve yerinde ceza sistemi uygulanmalıdır.Anne ve babanın yakınları örneğin dedeler ve büyükannelerin yaklaşımları,çocuğun ebeveynlerini destekler biçimde olmalıdır.Çocuk herzaman tek bir otoriteyi beyninde şekillendirmeli ve ona göre davranmalıdır.

    Öfkelerini kontrol edemeyen çocuklar öfkeyi yetişkinlerden öğrendiği için,ebeveynler olarak sinirlerinizi kontrol altına almanız ve onlara olumlu model olmanız gerekiyor.Evde izlediğiniz şiddet içeren televizyon programlarına dikkat edilmeli,çocuk sinirlenip,saldırganlık eylemine geçtiğinde mahrum bırakma yöntemiyle ketlenmeli,keyif aldığı aktivitelerden mahrum bırakılarak,onunla konuşmalısınız. Bu yöntem mola yöntemine oldukça benzer bir yöntemdir.Örneğin;arkadaşına oyun esnasında vurması ve sizinde onu oyun ortamından uzaklaştırmanız,mola yöntemine örnektir,çocuk bu esnada saldırgan ve agresif olacaktır.Bu durumda;tutarlı olmalısınız,sabırlı olmalı ve vazgeçmemelisiniz.Çocuk saldırganlık halinde vurmak,ısırmak,tükürmek,atmak,kırmak,kendine zarar vermek gibi davranışlar gösterecektir bu esnada dayak ve inatlaşma tutumu asla olmamalıdır.Çocuk;sussun,ağlamasın,vurmasın diye birşeyler elde ederse bu davranışı pekişir.Bu durum,olumsuz davranışı pekiştirir.Yanıtsız kalmak ve ortamdan uzaklaştırmak olumsuz davranışı söndürür.Şunu unutmayın ki; çocuklar,kızgınlık yaratan durumlarda başetmekte zorlandıkları zaman öfke patlamaları yaşarlar.Bu durum,çok engellenen ve her istediği yapılan çocuklarda daha fazla ortaya çıkar.Şiddet ve saldırganlık hallerinin ortaya çıkmasına neden olan faktörler önceden önlenmelidir.Çocuğa öfke ve saldırganlık halinde soğuk davranmalısınız,mesafeli olmalısınız ama küsmemelisiniz.Küsmek hem çözüm getirmez,hem de iletişimi bloke eder.

    Bir başka konu ise sınır,kural ve sorumluluklardır.Sınır,kural ve sorumluluklar çocuklar için gereklidir.Çocuğun fiziksel,duygusal ve bilişsel olarak neler yapacaklarına dair bilgiye sahip olmalarıdır.Sınırlar, nerede durması gerektiğini algılamayı sağlar.Kural ve sınırlar belirlenmezse ileride kişilerarası ilişkilerde problemler yaşanır.Örneğin;kişisel odaya girip giremeyeceği ve sizinle nezaman oyun oynayacağı çocukların sınırları bildiği somut yerlerdendir.Neyi yapıp,neyi yapamayacakları hakkında çocuklara farkındalık kazandırır.Ancak, çocuklar herzaman sınırları zorlamaya çalışırlar.Bu durumda sınırı tanımladığınız yerde durmanız ve tutarlı olmanız gerekir.Çocuğa sınır hatırlatması yaparken hoşgörülü bir tutumda yaklaşmalısınız.Sınırları koyarken,tercih hakkını çocuğa sunarak seçenekler sunularak yapılması gerekir.Ancak çok katı tutumda kuralların olmamasına dikkat edilmeli ve ceza vermek yerine sevdiği şeylerden mahrum edilerek,kuralları daha iyi anlamalarına yardımcı olunmalıdır.Her yaş grubunda kural koyarken dikkat edilmelidir.Örneğin;0-4 yaş grubundaki çocuklarla çok fazla inatlaşmaya gidilmemelidir.Çocuklara 3 4 yaş itibaren oyuncaklarını toplama görevi verilmelidir ve verilen ödevleri çocuğun kendisinin yapması sağlanmalıdır.Ayrıca yaşı ilerledikçe sorumluluklarının arttırılması sağlanmalıdır.Sorumluluklarını birlikte değerlendirin ve liste haline getirin.Ve her sorumluluktan sonra takdir etmeyi unutmayın,teşekkür etmeyi ihmal etmeyin.Ayrıca Çocukların yaşına göre sorumluluklar vermeyi de göz ardı etmeyin.Örneğin 3-4 yaş çocuklarına sofra kurmaya yardımcı olması için verilen çatal,kaşıkları masaya yerleştirmesi istenebilir.Diş fırçalaması istenebilir,basit ev işleri verilebilir.Bu şekilde yaşa göre dengeyi sağlayabilirsiniz.

    Çocukların nasıl sakinleştirildiğine ve öfke patlamaları karşısında tutumlarının nasıl olduğuna gelirsek;fiziksel ve cezadan uzak durun.Çocuğa model olun,ev içinde agresif tavırlar sergilemeyin,çocuğa doğru davranış kalıplarını öğretin.İyi davranışlarını ödüllendirin,agresif tavırları karşısında ortamdan uzaklaştırın o uzaklaşmıyorsa siz uzaklaşın ve sakinliğinizi koruyun.Kızgınlığa kızgınlıkla cevap vermeyin,çocuğunuzu kızgınlık tepkisi yüzünden suçlamayın,tepkisini değiştirmesi konusunda yönlendirin.Öfke anında çocuklara özel ilgi göstemeyin ve sakinleştiğinde çocukla ilgilenin.Öfke nöbetleri 4 yaş olduğunda sıklıkla sona erer.Bunun bir geçiş dönemi olduğunu unutmayın,sabırlı davranın.Hayır kelimesini az kullanın ama yapılmaması gereken şeyleri anlatın,alternatif seçenekler sunun.Zıtlaşmayın,dikkatini başka yöne çekin.

    Çocuklar 18.aydan itibaren kendi farkındalıklarını fark ederler ve odak noktasının kendileri olduğunu algılayarak hareket ederler.Bu durum ise,çocukların inat tutumu sergilemelerini oldukça tetikler.Her dediğinize olumsuz tepki vererek ve kabullenmeyerek sizi aslında sınarlar.Size nekadar önemli olduklarını ve bir birey olduklarını göstermeye çalışırlar.Çocuğunuz herhangi bir konu yüzünden inatlaştığında sakinliğinizi koruyup daha önceden belirlemiş olduğunuz sınırları hatırlatın ve bunun,yumuşak bir ses tonuyla zıtlaşmaya gitmeden olmasına dikkat edin.Çocuk inat yüzünden huysuzlaştığında ilgi göstermeyin,İnatlaşma ortamı yaratmayın.Kuralları çocuğa uygulatırken gerekçelerinle birlikte,olumlu bir dilde anlatın.Unutmayın;çocuğun olumsuz davranışlarına yön vermek,ebeveynlerin hayatta elde ettikleri en önemli başarılardan biridir.Tüm ebeveynlerimize, bu kutsal yolda başarılar diliyorum.

  • RUHUNUZA SAĞLIK

    RUHUNUZA SAĞLIK

    Sağlık bedenen ve ruhen tam bir iyilik hali olmasına rağmen, ruh sağlığı son yıllarda önemsenmeye başlandı. Önce depresyon, panik atak, anksiyete, sosyal fobi, vajinismus gibi hastalıklar tedavi edilirken; artık derin bir mutsuzluk, hayatın anlamsızlığı, hiçlik ve boşluk hisleri, yaşamay ıdeğer bulmama gibi daha derin sorunlar tedavi edilmeye başlandı. Sorunlar derinleştikçe hissedilen olumsuz duygular artmaya, tedavi süreci ise uzamaya başladı.

    Günümüzde en sık karşılaşılan sorunlardan biri derin olumsuz duygular ve kontrol edilemeyen davranışlardır. Sebebi anlaşılmayan ve birdenbire gelişen kötülük hali, bazen depresif durumun oluşmasıyla bazen de öfke kontrolsüzlüğünün oluşmasıyla sonuçlanmaktadır. Depresif haldeyken kişi kendini terk edilmiş, boşlukta, hiçlikte hisseder. Hayatın yaşamanın bir anlam ıyoktur. Boğazda düğümlenir alınan her nefes, göğüs bölgesinde ise bir ateş yanar. Bu ateş her nefes alış verişte yakar tüm dünyayı. İçinden çıkılamayacak ve hiç sonlanmayacak bir histir bu, katlanılması oldukça zor olan.

    Değersizlik ve yetersizlik duyguları hücreleri sarar, ölümcül bir çaresizlik yaşanır.Boşluktur derinin altında olan tek şey ve buna katlanmak için başka başka eylemler gerçekleştirilir. Normal zamanlarda tercih edilmeyecek şekilde yapılırlar ve anlık iyilik hali oluştururlar. Aşırı yemek yemek, sigara ve alkol kullanmak,gelişi güzel seks yapmak, aşırı spor yapmak vb… Peşi sıra gelen pişmanlık ve suçluluk. Zaman zaman ölümcül bir öfke hissedilir. Katlanılması imkansız olan bu duyguyla başedemeyen kişi öfkesini dışarıya atmak ister. Öfkeli davranışlar,suçlayıcı cümleler ile duygu dengelenmeye çalışılır. Hayatın içinden sadece bir kesittir anlatmaya çalıştığımız davranış şekli. Hissettiğimiz duyguların farklı formları ve sonuçlarında gelişen farklı davranışlar mevcuttur.

    Her insanın zor yaşantıları ve duygulanımları vardır. Ancak herkes ne zaman ne yaşadığını ya da yaşadığı şeyin normal olup olmadığını farkedemez ve yaşadığı tüm sıkıntının normal olduğunu düşünür ne yazık ki. Bir grup da çok zorlandığı halde sorununu çözmek için tek adım atmaz. Bizim ulaşmak istediğimiz nokta ruh sağlığını korumayı amaç edinen sıfır noktasından başlayıp, kendinizi tanıma becerisini kazandırıp, hangi davranışı ne zaman yaptığınıza dair içgörü geliştirmenizi sağlayıp, bir sonraki tekrarda kendinizi kontrol edebilme yetkinliğini kazandırmaktır. Sürekli tekrarlanan davranış şekillerini farketmek, bunu yüzlerce kez yaptıktan sonra yeni davranış şekli geliştirmek ve öğrenilen davranışı alışkanlık haline getirmek, danışanın dönüm noktası olmaktadır.

    Depresyonda olmasanız da, panik atak yaşamasanız da; yani gözle görünür semptomlar olmasa da derin bir suçluluk, derin bir üzüntü, derin bir umutsuzluk halleri bizim hayatımızı alt üst etmeye yetebilir. Yaşadığınız her ne olursa olsun, kontrol edemiyorsanız, size sıkıntı veriyorsa,çevrenizdekilerle ilişkilerinizi bozuyorsa, yaşamdan keyif almanızı engelliyorsa, gülmek istemiyorsanız isteyip gülemiyorsanız, çaresizlik sizi bataklık gibi içine çekiyorsa, düşünceler içinde boğuluyorsanız, uykularınız bozulduysa, iştahınız kontrolden çıktıysa, öfkeniz sizi her ortamda zor durumda bırakıyorsa,kendiniz için birşeyler yapmanın vakti demektir.

    Ruh sağlığınız en az fiziksel sağlığınız kadar önemlidir ve ruh sağlığınızın varlığı fiziksel sağlığınızı korumanızda etkilidir.Sahip olduğunuz hayat sizin hayatınız; başrolde siz varsınız.Yaşadığınız hayattan keyif almayı çıkış noktanız edinin ve mutlu olmak için elinizden geleni yapın. Eğer siz isterseniz RUHUNUZA SAĞLIK gelir ve siz istemedikçe gitmez. Bu konuda destek almak sizi kısa zamanda mutlu sona ulaştıracaktır. Sağlıklı günler…

  • PARMAK EMME

    PARMAK EMME

    Normal çocuklarda herhangi bir psiko-patolojik etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgudur. Bebeklerin çoğu başparmaklarını ya da diğer parmaklarını emerler. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye hemen bebeklerin tümünde rastlanmak mümkündür Doğumu takiben ilk 3-4 ayda normal olarak bir çocuğun yeme ve içmesi için tek yol emmedir. Birinci yılın sonuna kadar emme esas yol olarak kalır. Çocukların bu faaliyetten belli bir şekilde ve derecede zevk aldıkları görülmektedir. Emme refleksinin sıklığı çocuğa göre değişir.

    NEDENLERİ:

    Yeni doğan bebekler, parmak emmeyi daha anne rahminde öğrenir bulunmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü reflekslerden biri emmedir. Bazı bebekler yeni dişlerin çıkması, bazıları da zorlukla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını emerler

    İlk bir yaş içinde bebeklik döneminde çocuk doğal olarak parmak emebilir. Daha çok başparmağını hatta bazen ayak parmağını bile emebilir. Bu davranışın, çevreyi tanıma ve keşfetme ihtiyacından doğduğu kabul edilebilir. Parmak emmenin temelinde anne-çocuk ilişkisindeki yetersizlik ve çocukta güven duygusunun yeterince gelişmemiş olduğuna ilişkin görüşler vardır.

    Ayrıca parmak emmenin uykuyla sıkı bir ilgisi vardır. Bir çok çocuk parmaklarını uykulu oldukları ve uykuya daldıkları zaman emerler. 2 yaşındaki çocukların bir kısmı uykuya dalarken parmaklarını ağızlarına almak için direnirler. 3 yaşında bu alışkanlık uyku sırasında kendiliğinden kaybolabilir.

    Ani bir korku, anne babanın ayrılması, sevilen birinin hastalanması ya da ölüm gibi olaylar

    Ailedeki huzursuzluk sonucu çocuğa yeterli ilgi gösterilmemesi

    Çocuğun, yeni bir kardeşin doğmasıyla kaybettiğini düşündüğü ilgiyi yeniden kazanma isteği.

    Uzun süreli ayrılıklar nedeniyle evden uzak kalan anne ya da babasının kendisini artık sevmediği duygusu.

    Parmak emme bebeklik döneminde memeden erken kesilme, biberon ve yalancı meme kullanmama sonucu emme güdüsünün yeterince tatmin olmamasıyla oluşabilir.

    ÖNERİLER:

    Anne babalar, çocukları parmak emme davranışı geliştirdiğinde bunun nedenini araştırmalıdır. Çocuğun parmak emmesine neden olan olay bulunduğu zaman çözümü ardından gelecektir. Daha çok ilgi, daha çok iletişim ve daha çok sevgi, koşulları çocuk için daha uygun konuma getirir.

    Bu alışkanlık çocuğa rahatlama ve güven sağladığı için başlangıçta anne babalar

    parmak emmeyi görmezden gelmeli ve çocuğun kendiliğinden bırakmasını

    beklemelidir. Parmak emmeden vazgeçirme çalışmaları, çocuk tarafından 3 yaşına kadar dirençle karşılanır. 18. ayda yoğunlaşan parmak emmenin 4 yaşına doğru kaybolması beklenir. Beklemek anne baba için zor bir durum olabilir. Ancak bu dönemde baskılı ve ısrarcı olarak çocuğun ilgisini bu konuya odaklamak, davranışın pekişmesine neden olabilir. Çünkü çocuğu alışkanlığından vazgeçmesi için zorlamak ve inatlaşmak, negatif enerjiyle dolu bir kısır döngüyü de başlatmış olur. Bunun her iki tarafa da faydası olmaz. Alt ıslatmada olduğu gibi parmak emme de yaşla birlikte azalır. Bu nedenle ilk çocukluk döneminde müdahaleden kaçınılmalıdır.

    Ailenin çocuğun parmak emme davranışını evde sürekli konuşarak gergin bir havaya

    neden olması, çocukta bu davranışın yok olmasını engellemediği gibi çocukta tik,

    tırnak yeme, kekemelik gibi başka birtakım sorunların da ortaya çıkmasına neden

    olabilir.

    Çocuğu, okul çağına gelmesine rağmen parmağını emdiği için suçlamak ve cezalandırmak çocuğun kendine güvenini azaltabilir. Bu yüzden aile çocuğu suçluluk duygusuna itmeden, gerekli açıklamaları yaparak, onu rahatlatmalıdır.

    Çocuk alışkanlıktan vazgeçmeye hazır bir duruma geldiğinde ona yardımcı olmaya

    hazır olunmalıdır. Doğum günleri ya da yıllık değişimleri gösteren diğer günler,

    çocuğunuzla onun alışkanlıklarını konuşabileceğiniz dönemlerdir. Bu konuşmalar

    sırasında alışkanlıktan ne zaman vazgeçeceğine karar verme hakkını çocuğa bırakarak, tutmak istemeyeceği sözler verdirmeye çalışmamak gerekir.

    Çocuk yaşı nedeniyle sözlü açıklamaları anlayamıyor, anlasa da davranışa devam

    ediyorsa, parmağını emdiğinde dikkati başka şeylere çekilerek, unutturmaya çalışılabilir (eline oyuncak verme, başka bir faaliyete yöneltme, şarkı ya da tekerleme söyleme gibi).

    Çözüm yoluna giderken sadece annenin çabası yeterli olmaz. Çünkü çocuğun dünyasında anne baba bir bütündür. Yalnızca birinin ilgisi, şefkati ve sevgisi, çocuğu doyurmaz. Çocuğun gelişimiyle ilgili babanın da sorumluluk alması gerekir.

    Uykuya geçerken parmak emiyorsa uyuduktan sonra eli ağzından çekilebilir. Çünkü

    çocuğun parmağını emerek uyumaya devam etmesi, alışkanlığın yerleşmesini kolaylaştırır.

    Elini bağlama veya acı sürme gibi yaptırımlar durumu daha da güçleştireceği için bu tür davranışlardan kaçınılmalıdır.

    Parmak emme davranışını değiştirmede aşağıdaki adımlar da uygulanabilir.

    1)Alışkanlığı Tersine Çevirme Adımları:

    Bu yöntemde takıntılı bir alışkanlığı (parmak emme, tırnak yeme, vb.) kırmak için adımlar kullanılır. Oldukça basit olmasına rağmen, uygulanabilmesi için çocuğun en az 6-7 yaşında olması gerekir.

    Uygulamayı nasıl gerçekleştireceğinize çocukla birlikte karar vermeli, çocuğunuzun bunu yapmaya istekli olduğundan emin olmalısınız.

    2)Rahatsızlıkların Gözden Geçirilmesi:

    Çocuğunuzla birlikte bu alışkanlığın yol açtığı güçlükleri sıralayın. Çocuk niçin bundan kurtulmak istiyor?. Hangi durumlar onun için probleme neden oluyor?.

    3)Davranışın Ortaya Çıktığı Durumları Saptama (Farkındalık Eğitimi):

    Alışkanlığın ne zaman ve hangi durumlarda meydana geldiğini fark etmek, onu kontrol etmede ilk adımdır. İki tane çizelge hazırlayın. Birine siz, diğerine çocuğunuz ne zaman ve nerede takıntılı hareketi tekrarladığını işaretleyin. Bir hafta sonra çizelgelerinizi

    karşılaştırın.

    4)Alternatif Tepki:

    Bu yöntemde anahtar adım budur. Alışkanlığı durdurmak için çocuğunuzla birlikte takıntılı hareketi her tekrarladığında yapacağı bir şey üzerinde anlaşın. Bu öyle bir davranış olmalı ki dakikalarca yapıldığı halde başkalarına garip gelmesin, çocuğunuzun normal etkinliğini engellemesin ve takıntılı hareketin farkına varmasını sağlasın.

    Aşağıda Azrin ve Nunn tarafından geliştirilen tablo bu konuda size fikir verebilir:

    Takıntılı Hareket Yerine Ne Yapmalı?

    Takıntılı Alışkanlık Alternatif Alıştırma

    Parmak Emme Yumruk Sıkma

    Tırnak Yeme Eşyayı Tutma

    Kirpik -Kaş Yolma Eşyaları Tutma

    Kafa Sallama-Boyun Kütürdctme Boynunu Kasma

    5)Düzeltici ve Önleyici Tepki:

    Alternatif tepkiyi öğrendikten sonra, bunu alışkanlığı yarıda kesmek ya da ortaya çıkışını engellemek için kullanmasını sağlayın.

    6)Bağlantılı Davranış:

    Takıntılı hareketten hemen önce yaptığı davranışı belirlemeye çalışın ve alternatif tepkiyi bir önceki bağlantılı davranışı durdurmak için kullanmasını sağlayın (Örn: tırnağını yemeden önce ayaklarını sallamaya başladığını fark etmek bağlantılı davranıştır).

    7)Gevşeme Çalışması:

    Seçebileceğiniz bir sürü gevşeme tekniği vardır. Okul psikolojik danışmanından bilgi

    alabilirsiniz.

    8)Toplumsal Destek:

    Bu destek çabaları teşvik veya övgü olarak sizden veya yakın arkadaşından gelebilir.

    9)Deneme:

    Çocuğunuzu, alternatif davranışı her gün tekrarlayarak rutin hale getirmeye yönlendirin. Ayrıca takıntının ortaya çıktığı durumları düşünürken de alternatif tepkiyi denemesini önerin.

    10)Kayıt:

    Ne kadar ilerleme kaydettiğini görmek için günlük olarak alışkanlığın görülme

    sıklığını kaydedin.

  • ÇOCUKLARDA TIRNAK YEME DAVRANIŞI

    ÇOCUKLARDA TIRNAK YEME DAVRANIŞI

    Tırnak Yeme Ve Parmak Emme Alışkanlığı

    Tırnak yeme alışkanlığına çoğunlukla 3-4 yaşlarından önce başlamaz. (Çok ender olarak 5 aylık gibi erken bir dönemde görülebilir). Çocukların %33 de tırnak yeme davranışı görülür. Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer. Ergenlik çağında tırnak yiyen çocukların sayısı %40-45’e yükselir. Yani ergenlik çağına doğru çocukların hemen hemen yarısı tırnak yeme davranışı gösterir. Bunun nedeni olarak gençlerin çevreden onay görmemeleri olarak değerlendirilir. Ayrıca tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanmaktadır. Bunun içinde tırnak yemenin bir taklit olduğu ve büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri sürülmektedir. Ergenlik çağında sosyal onay görenlerin çoğu bu alışkanlığı terletmektedir.

    Tırnak yemek bazen ayak parmaklarını ısırmakla ve ayak tırnaklarını el parmaklarıyla yakalama ile ilişkili görülmektedir. Ayak parmağı tırnağının yenilmesi ve ısırılması hemen hemen sadece kızlarda görülmektedir.

    TIRMAK YEME DAVRANIŞLARININ NEDENLERİ

    Tırnak yeme davranışından çok bu davranışa neden olan olayları saptamak gerekir.

    Bu davranışın altında yatan sebepler parmak emmede olduğu gibi çoğunlukla psikolojik rahatsızlıklardır.

    Alışkanlık daha çok baskı altına alınmış heyecanların ilgilendiği durumlarla olup, çocuk bunun arzu edilmeyen bir davranış ve alışkanlık olduğunu anlayınca kökleşmekte olduğu görülmektedir.

    Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Aile içinde aşırı bakılı ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterli ilgi ve sevgi görememe sıkıntı ve gerginlik başlıca nedenlerdir.

    Anne babanın yaşantısı da önemli bir etkendir. Anne baba geçimsizlikleri anne babanın sık sık kavga etmesi ailedeki sorunlar çocuklarda tırnak yeme gibi davranışlara neden olur. Bunun yanı sıra anne babanın aşırı kaygılı olması çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması ayrıca anne babanın çocuklar arasında ayrım yapması çocuklar arasında kıskançlığa yol açar. Bu da dolaylı şekilde kendini tırnak yeme olarak gösterir. Tırnak yeme daha önce belirttiğimiz gibi taklit yoluyla da edinilebilen bir davranıştır. Ailede herhangi bir bireyin tırnak yeme davranışı göstermesi doğal olarak çocuğun ilgisini çekecektir. Ayrıca tırnak yeme davranışı olaylara bağlı olarak gelişebilmektedir. Çocuğu tedirgin eden herhangi bir olay veya çevrede onun için hoşnutsuzluk yaratacak herhangi bir durum bu davranışı göstermesine yol açar.

    TEDAVİ VE ALINABİLECEK ÖNLEMLER

    En etkili yöntem 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne baba tarafından görmezlikten gelinmesidir. Daha sonra bu alışkanlık devam ederse; çocuğun gerginlik ve uyumsuzluk nedenleri iyice araştırılmalı ve bunlar saptanarak çözüm getirilmeli

    Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin uygulanması yararlı olmamaktadır. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin çıkmasına neden olabilir.

    Çocukları korku kaygı yaratacak durumlardan uzak tutmak gerekir. Küçük çocukların kaygı korku verici televizyon filmlerini izlemeleri, kavgalı olaylarda bulunmaları çocuğu heyecanlandıracağı için sakıncalıdır.

    Tırnak yiyen çocuklara geceleri yatarken eski hafif eldivenleri giydirmek. Çocuk gece tırnaklarını yemek veya ısırmak istediğinde hatırlatıcı olması bakımından yararlı olabilir. Parmak ve tırnağa acı fakat zararsız bir sıvı sürülebilir. Bu hem hatırlatıcı ve hem de tırnağını ağzına götürdüğü zaman acı ile birleştiğinde terk etmeye yardımcı olabilir.

    Çocukların ilgisi başka yöne çekilebilir. Sinema, televizyon izlerken veya radyo dinlerken onun ağzını çiğneyecek bir şeyle meşgul etmek tırnak yemenin ve ısırmanın yerine gelecek bir etkinlik olabilir. Çocukları ara sıra başarılarından dolayı ödüllendirme bazı durumlarda yarar sağlayabilir. Ancak bunun kısıtlı ve uygun şekilde kullanılması gerekir. Aksi takdirde çocuk yeni ödüller almak için bunu kullanabilir. Tırnak derin kesilebilir. Çocuğun kendi tırnak bakımıyla uğraşması da yararlı olabilir. Bunun içinde çocuğa manikür ve pedikür malzemeleri alınabilir.

    Son söz ve bir önlem olarak tırnak yemenin ve ısırmanın çok kötü bir alışkanlık olmadığı ve bunu isteyenlerin kolaylıkla terk edebilecekleri çocuklara anlatılmalıdır. Çocuk buna inandırıldığı zaman bu alışkanlıktan vazgeçmek için çaba gösterecektir. Çünkü dış etkenler çocuğun bu alışkanlıktan vazgeçmesine fazla etkili olmamakla bazı hallerde alışkanlığın kökleşmesine ve başkalarını kızdırmak ve huzursuz etmek için bir araç olarak kullanılmasına neden olmaktadır.

  • ÇOCUKLARDA SORUMLULUK VE ÖZGÜVEN

    ÇOCUKLARDA SORUMLULUK VE ÖZGÜVEN

    Düşen bir çığda hiçbir kar tanesi,

    Kendini olup bitenden sorumlu tutmaz.

    “Ali 9 yaşında üçüncü sınıf öğrencisi. Bilgisayar mühendisi olan bir kuzeni var. Onunla beraber olduklarında, kuzeni ona mesleği ve çalıştığı yer hakkında bir sürü şey anlatıyor. Ali de bilgisayar mühendisi olmak istiyor ama ufak bir problemi var; bu dönem notları pek iyi değil. Verilen ödevleri yapıp ertesi gün okula getirmesi gerekirken, o bunu yapmıyor. Hangi kitabını okuldan eve getirmesi gerektiğini unutuyor. Bazen de ödevini yapıyor ama çantasına koymayı unutuyor. Çantasına koysa da öğretmene vermeyi unutabiliyor. Kısacası Ali ödevleri konusunda yeterince sorumluluk almıyor.”

    Her gün bu ve benzeri başka durumlarla karşılaştığınızda aklınızdan neler geçiyor? Anlaşmaya vardığınız halde çocuğunuz sorumluluklarını yerine getirmeyi ihmal ediyorsa ve siz onun yerine ödevlerini okula getiriyorsanız sorumluluk konusunun üstünde durulması gerekiyor demektir.

    ÇOCUKLARDA SORUMLULUK DUYGUSUNUN GELİŞİMİ

    Sorumluluk;

    1) Kurallara uyma,

    2) Tercihlerin ya da seçimlerin sonucuna katlanma,

    3) Başka insanlara ve onların haklarına saygı gösterme,

    olarak ele alınabilir.

    Kişisel farklılıklar söz konusu olsa da, sorumluluk kazandırmaya yönelik her sürecin “temel” ve “değişmez” öğeleri vardır. Bunlar;

    ? Bilgilendirme: Çocuğun davranışında istenen değişimin gerçekleşebilmesi için önce, çocuğun bu değişim hakkında bilgilendirilmesi gerekir. Onun bu değişimi bir ihtiyaç olarak görebilmesi için, nedenleri hakkında bilgi vermek önemlidir.

    Kuralların neden konduğu ve sorumluluğun önemi anlatılmalıdır. Çocuklar, niçin bazı işleri yapmak zorunda olduklarını bilirlerse, ne zaman ailelerine yardımcı olmaları gerektiğini, ne zaman bağımsız davranabileceklerini de öğrenmiş olurlar.

    ? Takip: Bilgilendirmeden sonra, çocuğun söz konusu davranışı gösterebilmesi için ona bir süre tanınması gerekir. Bu süre içerisinde yapılan takip sonucunda sorumlu davranışın ortaya çıkıp çıkmadığına, ne sürede ortaya çıktığına, hangi zamanlarda davranışın yapıldığına/yapılmadığına dikkat edilmelidir.

    ? Geri bildirim: Belli bir süre sonra gidişat hakkında bilgilendirmek gerekir. Eğer istenen sorumlu davranışın sayısında artış varsa uygun pekiştireçlerle motive edilmeli, eğer beklenen sorumlu davranışın ortaya çıkmasında sıkıntılar varsa, bu sıkıntılar ve olası nedenlerinin çocukla paylaşılması gerekir.

    ? Hatırlatma: İstenen davranış eğer gerçekleşmiyorsa yeniden hatırlatma sürecine gidilmelidir. Yeniden bilgilendirme ile başlayan bu süreç, davranış oturana kadar devam etmelidir.

    Yukarıda anlatılan bu öğeler, sadece sorumluluk kazandırma sürecine ait değildir; temel alışkanlıkların oturmasında, kuralların belirlenmesinde, kısaca yaşantımızı düzenleyecek her türlü önlemde bulunması gereken öğelerdir ve ancak kararlı ve sabırlı bir tutumla yaklaşıldığında davranışın oturması sağlanabilir.

    Sorumluluğun gelişimi çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Ancak, genel gelişim özellikleri açısından değerlendirdiğimizde, çocukların evde yerine getirebilecekleri sorumluluklarını bilmek, bize beklentilerimizi ayarlayabilmemiz açısından yardımcı olabilir. Buna göre;

    6 yaş;

    ? Tek başına giyinip soyunması,

    ? Sofrada tek başına yemeğini yemesi,

    ? Oyuncaklarını toplayabilmesi,

    ? Üzerinden çıkardığı kıyafetleri yardımla katlayabilmesi,

    ? El-yüz temizliğini yapabilmesi,

    7 yaş; (yukarıdakilere ek olarak)

    ? Çantasını hazırlaması,

    ? Başladığı işi bitirmesi,

    Kuş, balık gibi hayvanları beslemesi,

    ? Proje ve ödevlerini hazırlaması,

    ? Dişlerini fırçalaması,

    8 yaş; (yukarıdakilere ek olarak)

    ? Hatırlatmadan öz bakımını yapması ve odasını toplaması,

    ? Okuldan gelen mesajları iletebilmesi,

    ? Dersleriyle ilgili sorumlulukları alabilmesi,

    9-11 yaşlar arası; (yukarıdakilere ek olarak)

    ? İlgilerini belirleyip, zaman planlaması ve günlük programlar yapabilmesi,

    ? Zamanını iyi kullanması,

    ? Ev dışı yakın yerlere gidip gelmesi,

    ? Arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kurması,

    ? Alışveriş yapması.

    Sorumluluk duygusu her ne kadar bir takım görevleri yerine getirmek için gerekli bir beceri gibi düşünülse de aslında bireyin kendi becerilerini geliştirmesi, davranışlarının sonucunun farkında olması ile ilgilidir. Sorumluluk duygusu ile özgüven gelişimi arasında oldukça güçlü bir ilişki vardır. Kendi ihtiyaçlarını tek başına karşılama becerisini kazanan çocuğun ebeveynlerine veya diğer yetişkinlere duyduğu bağımlılık giderek azalır. Davranışlarının sonucunu yaşadıkça, gelişen becerilerini kullandıkça çocuğun kendine olan güveni artar. Becerilerini kullanması ve geliştirmesi için fırsat verilmeyen çocukların yeterlilik duygusu ve özgüven gelişimleri de sınırlı kalır.

    ÇOCUKLARIN SORUMLULUK ALMASINDA ANNE-BABALARA DÜŞEN GÖREVLER

    Anne-babanın çocuğun yaşına, cinsiyetine ve kişisel özelliklerine uygun görevleri çocuğun yapmasına fırsat vermesi, istenilen davranışlar için model oluşturması ve olumlu davranışları pekiştirmesi çocuğun sorumluluk duygusunun gelişmesinde büyük önem taşır.

    Çocuk gelişiminde sosyal-duygusal alandaki en önemli hedeflerden biri kendi ayakları üstünde durabilen, kendine güvenen bir birey olma yolundaki çocuğun kişilik gelişimini destekleyecek davranışların birer birer kazandırılmasıdır. Bu davranışlar arasında çocuğun sorumluluk bilinci edinmesi önem sırasında en ön sıralarda yer alır. Çocuğun kendi davranışlarının sorumluluğunu alması yetişkin olduğunda bir gün içerisinde öğrenebileceği birşey değildir. Çocuğun sorumluluk bilincini edinmesi ancak yaşamın ilk yıllarından itibaren atılan adımlar ile mümkündür. Tıpkı diğer sosyal beceriler gibi sorumluluk bilinci de önce aileden daha sonra sosyal çevreden öğrenilir ve geliştirilir. Sorumluluk duygusu hem kişilik özelliklerinden etkilenen hem de sonradan kazanılabilen bir sosyal beceridir. Bazı çocuklar kişilik özellikleri nedeniyle sorumluluk almaya daha yatkın ya da istekli olabilirler. Dolayısıyla anne-baba aynı tutumları sergilerlerse de kardeşler birbirinden tamamen farklı sorumluluk bilinci geliştirebilirler. Ancak her ne kadar kişisel özelliklerinin sorumluluk duygusunun kazanılmasında etkisi olsa da sorumluluk bilinci büyük ölçüde öğrenilen bir beceridir. Çocuğun hayatındaki her beceriyi öğreten ve geliştirmesine yardım eden anne-baba, sorumluluk duygusunun gelişiminde de başrole sahiptir. Bu yüzden, sorumluluk duygusunu geliştirmek için anne-babanın çocuğun yaşına, cinsiyetine ve kişisel özelliklerine uygun görevleri çocuğun yapmasına fırsat vermesi, istenilen davranışlar için model oluşturması ve olumlu davranışları pekiştirmesi önem taşır.

    Çocuklara Sorumluluğu Ne Zaman ve Nasıl Öğretmek Gerekir?

    İlk adımlar zordur ancak çocuklar kendi başlarına ihtiyaçlarını karşılayabildiklerini fark ettikçe kendilerine olan güvenleri artacaktır.

    Aslında bu sorunun cevabı gelişim dönemlerinde gizlidir. Anne-baba olarak çocuğunuzun yapabileceği her şeyi kendi başına başarması için ona fırsat verin. Beceriler kullanıldıkça gelişir. İlk adımlar zordur ancak çocuklar kendi başlarına ihtiyaçlarını karşılayabildiklerini fark ettikçe kendilerine olan güvenleri artacaktır. Yemek yiyebilen bir çocuğa yemek yedirmeye devam etmek hem onun becerisinin gelişmesine hem de yeterlilik duygusuna zarar verebilir. Çünkü nasıl bizler bir işi başardığımızı görmekten zevk alırsak aynı keyif alma duygusu çocuklar için de geçerlidir. Anne baba olarak onların bu keyfi tatmalarına destek olmak önemlidir.

    Sorumlulukların kazanılmasında anne-babaya düşen bir diğer rol ise, istenilen davranışları sergileyen bireyler olmalarıdır. Çocuklar çok iyi gözlem yeteneğine sahiptirler. Anne-babanın çocuklarına öğretmek istedikleri davranışlar için model oluşturması etkili bir yöntemdir. Eğer anne-baba günlük hayat ile ilgili sorumlulukları zorla, isteksizce gerçekleştiriyor ya da aksatıyorlarsa çocuk için de sorumluluklar kaçınılması gereken durumlar anlamına gelecektir.

    Çocuklar “yaşayarak-yaparak” öğrenirler. Bu nedenle sorumluluk duygusunun gelişmesinde en etkili yöntemlerden biri çocuğun davranışının sonucunu yaşamasına fırsat vermektir. Anne-babalar genellikle çocuklarını olumsuzluklardan koruma içgüdüsüyle hayatı çocuklar için kolaylaştırmaya çalışırlar. Tüm bunlar kısa vadede çocuğu olumsuz sonuçlardan korur gibi görünse de uzun vadede maalesef kişilik gelişimini, özgüven oluşumunu olumsuz olarak etkileme riskini taşırlar. Biri her gün sizin için işlerinizi yapsa siz işinizi yapmak için çaba gösterir miydiniz? Çocuklar da doğal olarak anne-baba tarafından desteklenen becerilerini geliştirmeye ihtiyaç duymazlar, daha doğrusu duymuyor gibi görünürler ama bir gün anne-baba desteğini azalttığında o zaman büyük zorluklar yaşarlar. Çünkü zamanında gelişmeyen becerileri sonradan kazanmak için çok daha fazla emek harcamak gerekir. Her yeni beceri başta acemice girişimlerle başlar. Bu nedenle çocukların sorumlulukları öğrenirken zamana ve anne-babanın sabrına ihtiyaçları vardır. Yemeğini kendi başına yemeğe başladığında döküp saçması normaldir ya da bardağı taşırken elinden düşürmesi. Bu tip durumlarda anne-babanın eleştirel davranması “bırak dökeceksin, sen yapamazsın” gibi geri bildirimler vermesi ya da daha hızlı sonuçlar istedikleri için kendilerinin yapmaları sorumlulukların kazanılmasını engelleyebilir.

    ÖNERİLER…

    Olumlu geri bildirim: Her yeni davranışın öğrenilmesi ve tekrar edilmesi ve pekişip alışkanlık haline gelmesi için olumlu geri bildirime ihtiyaç vardır. Anne-babanın ilgi ve onayı istenilen davranışların öğrenilmesinde anahtardır. Çocuklar her zaman olumlu ilgiden destek almazlar bazen anne-babanın kızdığı onaylamadığı bir davranışı yaparak, olumsuz ilgi alarak istemeyen bir davranışı sergilerler. Çocuklara ne yapmamaları gerektiğini değil de, ne yapmaları gerektiğini söylemek burada önem kazanır. Olumsuzdan gitmek olumsuz davranışı istemeden pekiştirmeye neden olabilir. Oysa iyi, doğru ve gerekli olduğunu düşündüğümüz davranışları fark etmek ve enerjiyi bunları övmek için kullanmak daha verimli olacaktır. Çocuklar anne-babalarının ilgi ve onayını isterler. Olumlu davranışa odaklanmak, olumlu davranışla ilgili geri bildirimler vermek istenilen davranışı geliştirmenin en etkili yoludur. Eğer çocuğunuza kardeşini ağlattığında kızmak yerine onunla sakin bir şekilde oynadığı anda ilgi gösterirseniz istenilen davranışa ilgi göstermiş olursunuz. Bu tabi ki olumsuz davranışa izin vermek anlamına gelmemelidir. Sadece gelişmesini istediğimiz davranışı desteklemeniz,

    pekiştirmeniz gereklidir.

    Motive eden sorumluluklar: Çocuklara sorumlulukları öğretirken motivasyonu

    unutmamak gerekir. Yapması keyifli olan, sonucunda güzel ve övünülecek bir durum yaratan davranışlar ile ilgili sorumlulukları kazandırmak daha kolay olacaktır. Örneğin masayı kurmaya yardım etmek masayı temizlemeye ve kaldırmaya yardım etmekten daha eğlencelidir.

    Bütünü parçalara bölmek: Çocuğunuza öğretmek istediğiniz davranış ne olursa olsun mümkün olan en basit basamaktan başlayın. Bir yetişkin bile dağınık bir odaya girdiğinde nereden başlayacağını bilemeyip umutsuzluğa düşebilir. Eğer çocuğunuzun odasını toplamasını istiyorsanız öncellikle işleri basamaklandırın. Birinci basamak oyuncakları kutularına yerleştirmek, ikinci basamak kirli ve temiz çamaşırları ayırmak, kirlileri kirli sepetine, temizleri ait oldukları yerlere yerleştirmek olabilir.

    Seçme sansı vermek: Çocukların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmalarını

    sağlarsanız verdikleri kararlar ile ilgili sorumluluk almalarına ve kendilerine olan güvenlerinin gelişmesine yardım edersiniz. Kendileri için uygun olanı seçme becerisini kazanmaları önemlidir. Ayrıca alternatifler arasında seçme şansları olduğunda alınan kararı benimseyip uygulama olasılıkları daha fazladır. Tabi ki seçim yapılacak alternatifler anne baba tarafından belirlenip sınırlandırılabilir.

    Her şeyin bir yeri olsun: Evdeki her eşyanın belli bir yeri olduğunu bilmek çocukların etrafı düzenli tutmasına yardımcı olabilir. Neyin nerde olduğunu bilmek çocuğa güç verir. Düzenli bir ev ortamı çocuğun düzenli olmayı öğrenmesinde etkilidir. Ancak daha da önemlisi bu düzenin sağlanmasında çocuğun da rolü olmalıdır. Kirlenen pantolonunu kirli sepetine atmak, okuduğu dergiyi gazeteliğe koymak, meyve suyu şişesini tekrar buzdolabına kaldırmak gibi günlük hayata dair işlerde çocukların da sorumlulukları olmalıdır.

    Model olma: Birçok davranışta olduğu gibi sorumluluk bilincini kazandırma sürecinde yetişkinlerin örnek davranışları önemlidir. Yetişkinlerin kendi yaşantılarına ait sorumluklara gereken özeni göstermeleri, çocukların dikkatini çeker ve onların tutumlarını gözlemleyerek daha iyi öğrenirler.

    Evdeki yardımcının rolü: Ev işlerine yardım eden kişilerin de çocukların sorumluluk bilinci kazanmasında etkisi vardır. Eğer her gün biri yatağını topluyorsa uzun yıllar yatağını toplamayı öğrenmeye gerek duymayacaktır. Bu konuda hem yardımcınız hem de çocuğunuzla konuşarak sorumluluk alanlarını netleştirin.

    Bireysel sorumluluktan sosyal sorumluluğa: Çocuklarda sorumluluk bilincini geliştirmek için, küçük yaştan itibaren önce,

    Kendi ile ilgili sorumlulukları öğrenmesini desteklemek (çıkardığı kıyafetleri katlayıp yerine koymak, oyuncak ya da eşyalarını kullandıktan sonra yerlerine kaldırmak)

    Daha sonra ev ile ilgili sorumlulukları paylaşmasını beklemek (yemekten sonra tabağını lavoboya koymak vb)

    Son olarak da sosyal sorumluluklar konusunda model olmak (ağaç dikmek, ihtiyacı olanlara yardım etmek, yerlere çöp atmamak) sorumluluk bilinci kazandırmak için önemli adımlardır.

  • Ruhunuza Sağlık

    Ruhunuza Sağlık

    Sağlık aslında beden ve ruhun birlikte iyi olmasıdır ancak ruh sağlığı fiziksel sağlık kadar öncelenmez. Ta ki  ruhsal sorunlarhayat kalitesini bozana kadar. Önceden gözle görülür olan; panik atak, depresyon , vajinismus gibi hastalıklar tedavi edilirken artık profil daha zengin. Derin bir mutsuzluk, hayatın anlamsızlığı, sürekli kaygı ve huzursuzluk, boşluk ve hiçlik, değersizlik duygularının tedavisi son yıllarda artmaktadır. Sorunların derinleşmesi tedavi sürecinin uzamasına sebep olur.

    Günümüzde en sık karşılaşılan sorunlardan biri derin olumsuz duygular ve kontrolsüz davranışlardır. Neden olduğu anlaşılamayan kötülük hali bazen derin bir depresif hale bazen de yoğun öfkeli duruma sebep olmaktadır. Depresif haldeyken kişi kendini terk edilmiş, boşlukta, hiçlikte hisseder. Hayatın yaşamanın bir anlamı yoktur.  Nefes almak bile zorlaşır, göğüs bölgesinde sürekli ateş hali mevcuttur. Boğazda düğümlenir alınan her nefes, göğüs bölgesinde ise bir ateş yanar. Hiç geçmeyecek ve bitmeyecek hissi vardır sürekli.

    Değersizlik, yetersizlik ve çaresizlik duyguları çok yoğun yaşanır. Boşluk hissi çok fazladır ve boşluğa katlanmak için türlü türlü eylemler gerçekleştirilir. Bu tür davranışlara eyleme vurma denir ve normal şartlar altında gerçekleştirilmez.Tüm olumsuz duygulardan kurtulmayı hedefleyen bu davranışlar, anlık iyilik hali oluştururlar. Aşırı yemek yemek, sigara ve alkol kullanmak, gelişi güzel seks yapmak, aşırı spor yapmak, aşırı ve anlık gelişen her tür davranışlar. Bu davranışlar sonucunda pişmanlık ve derin bir suçluluk duygusu hakim olur. Bazen de ölümcül öfke hissi kaplar. Katlanılması çok zor olan bu duyguyu dışarı atmak ister kişi. Öfkeli ve saldırgan davranışlar, suçlayıcı cümleler ile duygu boşaltılmaya çalışılır. Hayatın içinden sadece bir kesittir anlatmaya çalıştığımız davranış şekli. Hissettiğimiz duyguların farklı formları ve sonuçlarında gelişen farklı davranışlar mevcuttur.

    Her insanın zaman zaman zorlukları vardır. Kimse yaşadığının normal olup olmadığını farkedemez ve tüm bunların normal olduğunu düşünür. Bazı kimseler de zorlansa ve anormal bir durumun olduğunu düşünse de yardım almayı tercih etmez. Terapiye gelen profil ise ruh sağlığını korumayı amaç edinen sıfır noktasından başlayıp, kendini tanıma becerisini kazanıp, hangi davranışı ne zaman yaptığına dair iç görü geliştirmeyi sağlayıp, bir sonraki tekrarda kendini kontrol edebilme yetkinliğini kazanan gruptur. Tekrarlanan davranış şekillerini yani hayat döngülerini farketmek, defalarca tekrarlandıktan sonra yeni davranış şekli geliştirmek ve öğrenilen davranışı alışkanlık haline getirmek, danışanın dönüm noktası olmaktadır.

    Depresyon, panik atak, anksiyete bozukluğu ya da sosyal fobi olmasa da yaşanan yoğun duygular da hayatımızı alt üst edebilir ve biz terapiye getirebilir. Her ne oluyorsa olsun kontrol edemiyorsanız, hayat kalitenizden memnun değilseniz, çevrenizle kendinizle ve hayatla uyumsuzluklarınız varsa, ilişkileriniz bozuluyor ise, yaşamdan keyif almıyor alanları anlayamıyorsanız, gülmek bile istemiyorsanız, çaresizlik sizi bataklık gibi içine çekiyorsa, düşünceler içinde boğuluyorsanız, uykularınız bozulduysa, iştahınız kontrolden çıktıysa, öfke kontrolsüzlüğünüz sınıra yaklaştıysa kendiniz için bir şey yapma vakti gelmiş demektir.

    Ruh sağlığınız en az fiziksel sağlığınız kadar önemlidir ve ruh sağlığınızın varlığı fiziksel sağlığınızı korumanızda etkilidir. Hayatınızın başrolünde siz varsınız. Sahip olduğunuz hayat sizin hayatınız; başrolde siz varsınız. Yaşadığınız hayattan keyif almayı çıkış noktanız edinmek sizin tercihiniz ve mutlu olmayı seçmek sizin sorumluluğunuz. Eğer siz isterseniz RUHUNUZA SAĞLIK gelir ve siz istemedikçe gitmez. Bu konuda destek almak sizi kısa zamanda mutlu sona ulaştıracaktır. Sağlıklı günler.

  • ERGENLİK PSİKOLOJİSİ

    ERGENLİK PSİKOLOJİSİ

    Çocukluk ile yetişkinlik arasında bir geçiş dönemi olarak tanımlanan ergenlik, fizyolojik, psikolojik, sosyal alanlarda büyüme ve olgunlaşmayla ilgili en yoğun değişimleri içeren yaşam dönemlerinden biridir. Ergen bireyin yaşadığı değişimlere uyum sağlarken aynı zamanda gerçekleştirmesi gereken bazı gelişim evreleri de bulunmaktadır. Böylece bunların başarıyla tamamlanmasıyla kendine ait özel bir kimlik kazanarak yetişkinlik dönemine geçebilir. Ergenlik dönemi 15-25 yaş dilimleri arasında yaşanan bir süreçtir; kızlarda ortalama 10-12, erkeklerde 12-14 yaşları arasında başlar. Bu dönemde kazanılması gereken en önemli yeti, bireyin ailesinden duygusal olarak bağımsız olması, ayrışıp bireyselleşebilmesi, kendi seçimlerini kendisi yapabilecek hale gelerek bağımsızlığını kazanabilmelidir. Ergenlik döneminde birey artık ne çocuktur ne de yetişkindir. “Ben kimim” sorusuna cevap aramaktadır, bu sebeple de kendisine en uygun olan kimliği edinebilmek için birçok kimlik ve rolü dener. Bu dönemde kimlik arayışı sırasında farklı kişiliklerle özdeşim kurmaya yönelme sıkça görülür. Ergen, ailesinin değerlerinden uzaklaşarak kendi değerlerini ve yaşam felsefesini oluşturmaya çalışır. Artık ergen birey için aile ve onun önceliğinden ziyade arkadaşlar ve gruplar öncelik kazanır. Ergenin bedeninde olduğu kadar duygularında ve isteklerinde de hızlı değişimler görülür. Bu süreçte ergenin istekleri ile ailenin tutumları ve toplumun değerleri ve beklentileride çatışabilir. Kimlik karmaşasının ağır ve bunalımlı olması durumunda ergen olumsuz kimlik denemelerinde de bulunabilir; onun için hiçbir şey olmamaya karşın kötü bir şey olmak da söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda uyum bozuklukları, aşırı uçlara sapmalar, depresif duygudurum, panik bozukluk ve yetersizlik gözlenebilir.

    ERGENLİKTE DAVRANIŞ PROBLEMLERİ

    Ergenlik döneminde bağımsızlığa duyulan ihtiyaç artışından ve cinsel uyanıştan kaynaklanan bireysel ve toplumsal uyum sürecinde problemler yaşanması olası bir dönemdir. Ancak bu dönemde yaşanan problemler şiddetli, süreklilik kazanmış ve ergenin başarılı bir kimlik oluşturmasına engel olacak nitelikte ise bu noktada davranış bozukluklarından söz edilebilir. Ergen birey hem yaşadığı değişikliklere uyum sağlamaya çalışmakta hem de yeni ilgilere yönelmekte, toplumun değer yargıları ve ailesinin tutumu arasında bir sorgulama sürecinden geçmekte ve bulduğu cevaplara göre kendi bağımsız kimliğini oluşturma çabasındadır. Ergenin bağımsızlık isteği ve kendi kararlarını alıp, bu kararların sonuçlarını kabul etme isteği, bir ucu saldırganlığa, diğer ucu bağımlı bir kişilik yapısına kadar gidebilen bir dağılım gösterebilmektedir. Saldırganlık, karşıt olmak ve yalan söylemek gibi kabul edilemeyen davranışlar devamlılık kazandığında, bu durum geçici bir ergenlik dönemi krizi değil, daha kalıcı bir yapılanma kazanmış demektir. Ergenlik dönemindeki davranış bozuklukları kendini en belirgin şekilde okul ortamında uyum problemleriyle göstermektedir;dersleri ve okulu asma, okuldan kaçma, kuralları çiğneme, eşyalara ve diğerlerine zarar verme, kavga çıkarma, öğretmenlerine ve okul yönetimine karşı çıkma, disiplin suçları işleme gibi durumları tekrarlama. Özelliklede ebeveynlerin aşırı derecede otoriter bir tutum içerisinde olmaları ya da aksi yönde çok ilgisiz ve ihmalkâr tutumları bu uyum sorunlarını madde kullanımı, kaygı, depresyon ya da fobi gibi ruhsal problemler, öğrenme güçlükleri,dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, suça yönelik davranışlar, evden kaçma ve intihar gibi sorunlara kadar ulaşabilmektedir. Bu dönemdeki davranışsal problemler erken fark edilip gerekli önlemler alınmazsa yetişkinlik döneminde kişilik bozukluğu olarak ortaya çıkabilmektedir.

    BU DÖNEMDE NELER YAPILMALI

    Ebeveynler çocuklarının içinde bulunduğu döneme karşı daha bilinçli ve daha anlayışlı yaklaşmalıdır.

    Ergenin bağımsız olma ve kendine ait bir kimlik kazanma çabasına saygı duyulmalı ve desteklenmelidir.

    Kendi kimliğini bulmada kızlar annelerini, erkekler babalarını model alırlar; bu nedenle çocuğunuz için güzel örnek teşkil edin.

    Tutarlı ve demokratik ebeveyn tutumuna sahip olmakçok önemlidir.

    Tamamen farklı görüşte olsanız dahi, çocuğunuzu her koşulda dinleyin.

    Yorumlarınızı ergen çocuğunuzun kişiliğine yönelik olarak değil, davranışlarına odaklanarak yapın.

    Bu dönemde ergenin görünümü ya da davranışları sizi rahatsız edebilir, sürekli olarak onu eleştirmekten kaçının.

    Düşüncelerinizi, neyi ve neden tasvip etmediğinizi açıklayarak ifade edin.

    Sizinle aynı görüşte olmasını beklemeyin, onun da sizden farklı görüşte olma hakkına saygı duyun.

    Sürekli olarak nutuk çekmekten ve öğüt vermekten kaçının.

    Ergen birey için arkadaşlar çok önemlidir. Arkadaşları eleştirilmemeli, ebeveyn bu konuda ergenin arkadaşlarını tanıma yoluna gitmelidir, tanımadan eleştirmek, ergenin, ebeveynini haksız bulup suçlamasına yol açar.

    Takdir edin, ilgilenin ve sevginizi her koşulda uygun biçimde gösterin. Bu dönemde ergenin dikkat çekme, fark edilmeve takdir edilme ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacını aile içinde karşılayamayan ergen, farklı arkadaş gruplarında bu ihtiyacını gidermeye çalışabilir.

    Ergenin yalnız kalma isteği bu dönemde artar. Odasına çekilmek ve yalnız kalmak istediğini söylediğinde, ciddi bir sorunu olduğu düşünüp kaygılanmayın.

    Ergenlik dönemi eğer çatışmalı, gergin ve sorunlu davranış problemleriyle geçiyorsa mutlaka bir uzmandan destek alın.

  • Pozitif Ebeveynlik Hakkında Bilinmesi Gerekenler

    Pozitif Ebeveynlik Hakkında Bilinmesi Gerekenler

    Çocuk yetiştirmek mutluluk, heyecan ve keyif verdiği kadar zor bir süreç. Bir bireyi doğru yönlendirmek, mutlu olacağı ve mutlu edeceği bir hayatı yaşamasına olanak sağlamak yeterince zor. Hele bu birey kişinin kendi çocuğu olursa araya duygusal sebepler de girdiği için süreç daha da karmaşık bir hale geliyor. Bu süreci kolaylaştırmak isteyen yeni nesil anne babalar ise farklı metotların peşinde.

    Pozitif ebeveynlik tam olarak bir metot değil. Anne babaların eski davranış biçimlerinden sıyrılarak daha sağlıklı çocuklar yetiştirmek için benimsedikleri ve dünya çapında karşılık bulmuş bir hareket. Bu hareketin çıkış noktası ise Alfred Adler ve Rudolf Dreikurs adlı Viyanalı psikiyatrların çalışmaları.

    Pozitif Ebeveynlik Nedir?

    Dr. Laura Markham pozitif ebeveynliği, çocuklar için pozitif bir disiplin, nazik bir rehberlik ya da sevecen bir kılavuzluk olarak adlandırıyor. Pozitif ebeveynliği benimseyen anne babalar, çocuklarının doğru yoldan ayrılmamasını hedefliyor. Bunu da çocuklara ceza vermek yerine onlara güvenecekleri bir rehber olarak sağlıyor. Çalışmalara göre bu tutum, çocukların düşünceli ve sorumluluk sahibi olmasını sağlayarak daha mutlu çocuklar ve ebeveynler yaratıyor.

    Pozitif Ebeveynlik İçin Neler Yapılmalı?

    Pozitif Ebeveynlik ile ilgileniyorsanız ilk yapmanız gerek bakış açınızı ve kendinizi değiştirmeniz. Size bağırarak bağırmamanızı söyleyen anne babalarınızı ve “Dediğimi yap, yaptığımı yapma” deyişini anımsayarak işe başlayabilirsiniz.

    Aşağıdaki tavsiyeleri uygulayarak çocuklarınızı pozitif ebeveynliğin olumlu yönleri ile tanıştırabilirsiniz.

    Pozitif Ebeveynlik İçin Tavsiyeler

    1. Her zaman nedene odaklanın!
    Çocuğunuz hiç hoşlanmadığınız bir davranışını gördüğünüzde onu disipline etmeden önce bu davranışın nedenini anlamaya çalışın. Bu neden size anlamsız gelse de emin olun çocuğunuz için çok önemli.

    2. Kuralları koyarken hem nazik hem de katı olun!
    Nazik ve katı olmak yan yana çok doğru durmasa da çocuklarınıza bir şeyi yapamayacaklarını söylerken geri adım atmadan nazik olabilirsiniz. Koyduğunuz kuralları ona nazik ve anlayacağı bir dille anlatın. Bağırmaktan, küçük düşürecek sözler söylemekten kaçının.

    3. Ara verin!
    Ebeveynlik 7/24 bir sorumluluk olsa da sınırlarınızın aşıldığını ve dayanamayacağınızı hissedeceğiniz anlar olacaktır. Bu anlarda kısa bir ara vermenizde fayda var. Çocuğunuz eğer davranışını sürdürüyorsa ona kısa bir ara vermek istediğinizi söyleyin. Başka bir odaya gidin. Bu kısa ara hem çocuğunuzun hem de sizin sakinleşmeniz ve yeniden konuşabilmeniz için fırsat yaratacaktır.

    4. Net ve tutarlı olun!
    Çocuklarınıza sınırlamalar koyarken sebepleri ve sonuçlarını ciddi ve net bir şekilde ifade edin. Çocuğunuzun sınırlamanın sebebini iyice anladığından emin olun. Bu noktadan sonra tutarlı davranın. Anne ya da babalardan birinin sınırları gevşetmesi çocuğun kafasının karışmasına sebep olabilir. Bu nedenle birlikte hareket edin ve sınırlamalar konusunda geri adım atmayın.

    5. Yaşa göre hareket edin!
    3 yaşının altındaki çocuklar, beyindeki prefrontal cortex adı verilen bölümün gelişim aşaması sonucu, neden sonuç ilişkisi kurmakta zorlanır. Bu nedenle 3 yaşın altındaki çocuklara davranışlarının sonuçlarını açıklamak yerine yeniden yönlendirmeye çalışın. 3 yaşın üzerindeki çocuklarınıza ise her hareketlerinin bir sonucu olduğunu anlatın.

    6. Sabır, sabır, sabır!
    Pozitif ebeveynlik çocuklarınızın bir gecede değişmesini sağlamaz. Hem yetişkinler hem de çocuklarda bir davranış biçimini öğrenmek ve benimsemek zaman ister. Sonuçları uzun vadede göreceğinize inanın ve sabırlı bir şekilde ona rehberlik etmeye devam edin.

  • EVLİLİKTEKİ BEKLENTİLER GERÇEKÇİ Mİ?

    EVLİLİKTEKİ BEKLENTİLER GERÇEKÇİ Mİ?

    Son yıllarda evliliklerde yaşanan sorunlarının çoğalması, buna bağlı olarak boşanmaların ve kadın cinayetlerinin artması; gözleri bir kez daha eşler arası iletişimin kalitesine çevirme gereğini ortaya koydu.

    Evliliklerde, eşler arasındaki sorunlara baktığımızda; gerçekçi olmayan veya karşılan(a)mayan beklentiler, iletişim eksikliği, sorumlulukların yerine getirilmemesi, gideril(e)meyen ihtiyaçlar en çok karşılaşılan sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

    ‘Beklenti’ konusunu ele almak istememin nedeni; gerçekçi olmayan veya karşılan(a)mayan beklentilerin sadece evlilik sırasında değil, hayatın her aşamasında karşılaşma olasılığının yüksek bir sorun olması.

    Çoğu kişinin, evlilik öncesinde evliliğe dair beklentileri vardır. Bu beklentiler kişiden kişiye değişir. Bu değişimde yaşanan bölgenin, ailenin yetiştirme tarzının, kişinin eğitim durumunun etkisi vardır.

    3 yıl önce yaptığımız evlilik beklenti anketinde, kadınların eşlerinden beklentileri; eşinden sevgi ve değer görmek, ilgilenilmek, eşiyle iletişim kurmak, ev işleri ile çocuk bakımında eşinden destek görmek, doğum günü, evlilik yıldönümü gibi özel günlerin hatırlanması gibi beklentilerdir.

    Ankette erkeklerin eşlerinden beklentileri ise şöyle sıralanmıştır:

    ‘Eşim güler yüzlü olsun, sevecen ve sıcakkanlı davransın. Çocukları güzel bir şekilde yetiştirsin. Güzel yemekler pişirsin. Mümkünse çok fazla konuşmasın.’

    Kişinin bu beklentileri dışında ‘olmazsa olmaz’ olarak yorumladığı bireysel tercihler de eklenince, beklenti düzeyi yükselmektedir. Bu yüksek beklentiler gerçekleşmediğinde ise hayal kırıklığı, öfke ve çaresizlik duyguları yaşanmaya başlamaktadır.

    Peki eşlerin ne yapması gerekir?

    Kişiler arası ilişkilerde üç farklı davranış biçiminden söz edebiliriz. Tercih edilen, tercih edilmeyen ve aldırış edilmeyen davranışlar. Çoğumuzun isteği, eşimizin tercih ettiğimiz gibi davranması, yani beklentimize uygun hareket etmesidir. Bu istek doğal bir istektir. Ancak bu istek, bir zorunluluk değildir. Eşimiz beklediğimiz gibi davranmak zorunda değildir. Onun tercih edeceği davranış, kendi kararıdır.

    Kendi bireysel tercihlerini veya beklentilerini ve ‘ben olsaydım böyle yapardım’ düşüncelerini tek doğru olarak kabul edip, eşinin beklenti ve tercihlerini dikkate almadığında, büyük olasılıkla sorunlar yaşanır. Çünkü beynimiz, kendi tercihlerini ‘doğru’ olarak kabul ettiğinde, başka tercihleri otomatik olarak ‘yanlış’ kabul eder.

    Kişiler, bireysel tercihlerini olması gereken, zorunlu ‘doğrular’ olarak gördüğünde, karşıdaki kişinin farklı tercihlerini ‘yanlışlar’ olarak yorumlamaktadır. Böyle bir yorum sonucunda kişinin verdiği ilk tepki, eşini bu ‘yanlıştan’ döndürmeye çabalamaktır. Eşi, davranışını değiştirmediğinde, bu kez tehdit, korkutma veya farklı yöntemler devreye sokulmaktadır. Tüm bu yaşananlar bazen geri dönülmez sonuçlara yol açmaktadır.

    Özetlemek gerekirse, evlilikte eşlerin beklenti yaşaması doğaldır. Bu beklentiler bizim bireysel tercihlerimizdir ve tek ‘doğru’ değildir. Eşimiz beklentimize uygun davrandığında ‘Beklentime uygun davrandığın için teşekkür ederim’ diyerek onu takdir etmek, beklediğimiz davranışların devamını sağlayabilir. Beklentimize uygun davranmadığında ise onun davranışlarını zorla değiştirmeye çalışmak gerçekçi değildir. Bizim yapabileceğimiz şey onun kararlarını bir tercih olarak görmek ve bu karara karşı kendi yorumlarımızı gözden geçirmektir. Çünkü biz, eşimiz bile olsa başkasının davranışları, düşünceleri üzerinde kontrol gücüne sahip değiliz. Biz ancak kendi düşüncelerimizi, kendi davranışlarımızı ve kendi söylediklerimizi kontrol edebilir ve değiştirebiliriz. Yazıyı Mevlana’nın bir sözüyle noktalamak istiyorum.

    “Dün zekiydim, herkesi değiştirmek istiyordum. Bugün akıllıyım kendimi değiştiriyorum.”