Etiket: Davranış

  • Ödülle Cezalandırılan Çocuklarımız

    Ödülle Cezalandırılan Çocuklarımız

    Kitabında ve konuşmalarında ödül ve ceza sisteminde çokça araştırmalara yer veren Bolat, bu araştırmaların bulgularına göre ödülün çocuklarda daha çok ilgi gösterdiğini ve zaman harcadığını gözlemlemiştir ama ödül ortadan kaldırıldığı an birey o davranışı bir daha yapmamaktadır çünkü en başta çocuk bu davranışı kazandırılmaya çalışılan davranışın amacına hizmet etmek için değil ödül için yapmıştır. Bir zaman sonra çocukta da ödül yoksa kazanılan davranış da yoktur mekanizması gelişmektedir. Yapılan araştırmalarda ödülün var olan motivasyonu düşürdüğünü, kişilerin olumlu tutum geliştirmesini engellediğini görülmüştür. Kişi eğer bir işi, bir görevi veya davranışı kendi isteği iradesiyle gerçekleştirirse ona iç motivasyonu yardımcı olmaktadır ve bu kişiler için sağlıklı bir gelişim ve öğrenme sürecine sahip iç motivasyonu geliştirilmiş kişi denilebilir fakat kişi bu görevi, işi veya davranışı dışarıdan bir kontrol mekanizmasıyla uyarıcıyla yapıyorsa bu durum dış motivasyonunu geliştirir ve kişiyi istenmeyen davranışlara götürmektedir. Yine aynı şekilde bireylerde ödül sistemi: değerlendirme, denetim, gözetleme, bitiş tarihi/teslim tarihi, hedef verme, yarışma ve rekabet gibi kontrol mekanizmalarının çalışması durumunda çocuk iş yapar ama bu durum yapan kişiyi kontrol ettiği için çocuğun iç motivasyonunu yani o işi yapma hevesini düşürmektedir. Yine aynı şekilde iç motivasyonu sağlanmış bir birey için değer yargılara sahip, başarı seviyesi daha yüksek, motivasyonu yüksek, yardım etmeyi gönüllülük esasına göre yapabilen, yapay sevgiden uzak ve yaratıcılığı gelişmiş bireyler olduğunu söylemek mümkündür.

    Araştırmalara göre en fazla ödül veren ile en çok ceza veren öğretmenlerin aynı olduğu gözlemlenmiştir. Ödül ve ceza kelimeleri zihnimizde farklı kavramlarmış gibi algılansa da aslında özünde aynı anlamları içermektedir. İkisi de koşul sunarak bireyi kontrol etmektedir. Bu duruma örnek verecek olursak, ödevini yaparsan bilgisayarla oynayabilirsin cümlesi ödülken, ödevini yapmazsan bilgisayarla oynayamazsın koşulu çocukta ceza olarak algılanmaktadır. Her ikisi için de bir koşul söz konusudur ve çocuk normalde sorumluluğu olan ödevini bilgisayar oyununu ceza veya ödül olarak araç görerek yapar hale gelmektedir. Yapılan bir araştırmada ödülün kişide dopamin seviyesini arttırırken, ödül verilmediğinde dopamin seviyesi normalin altına düşmekle birlikte kişide acı hissi yankılanmaktadır. Araştırmanın sonucunda kişinin ödül almaması sonucu acı hissetmesinin aslında bir ceza olduğu bulgulanmıştır.

    Bolat’ın araştırmaları sonucunda bireylerin ödülü kazanma amacıyla hareket etmeleriyle etik dışı davranışlara daha çok rastlandığı görülmüştür. Ortada ödül varsa kişide doğru veya etik olandan ziyade ödüle en kısa yoldan ulaşma çabaları ortaya çıkıyor. Bu durum çocuklarda okuldaki arkadaşlarıyla rekabet duygularının oluşmasına ve sonrasında düşmanlık duygularının beslenmesine yol açabiliyor. Çocuk ve okul kavramlarını etik ilkelerin üzerinden değerlendirecek olursak ödül kavramı ve karne not sistemleri aynı zamanda çocuğu kopya sistemine yönlendiriyor demek de pek mümkün hale geliyor. Aslında çocuk öz değerleri, sorumluluğu için değil alacağı not için, ailesi için, öğretmeni için veya cezadan korktuğu için dış motivasyonlar sonucu iyi notun peşinden koşuyor.

    Ödülün kısa vadeli işler için verildiğini anlayan ve çocuklarının uzun soluklu bir öğrenim hayatı geçirmesini dileyen aileler ilk olarak çocuğunun veya kendisinin davranışını değil, kendi düşüncesini değiştirmesi gerektiğini kabul etmelidir. Çocukları yaşı küçük deneyimsiz insan evladı olarak görmekten ziyade sorumluluk sahibi bireyler olarak görmemiz gerekmektedir. Çocuk bu dünyada, evinde veya okulunda ne kadar kendisini kabul görürse, o kadar özgüveni yüksek, tutarlı, başarılı ve özsaygılı bir birey olarak kendisini gerçekleştirecektir. Çocuğa değer kazandırmanın en iyi yolu, çocuktan beklenen davranışı ailenin ilk olarak kendisinin yapmasıdır, yani çocukta görmesini istedikleri davranışa model olmasıdır. Bolat’ın geliştirmiş olduğu PİDE(Perspektif, İhtiyaç, Duygu ve Empati) anlayışı ile çocuğun davranışını direkt koşullarla değiştirmek yerine, çocuklarla birebir ilişki kurarak sorunun kaynağına inip çözümler üretilmesi vurgulanmıştır. Çocuğunun davranınışının sebebi olabileceğini kabul et, sebebini anla, duygularını anla, onun yerine kendini koy ve çözüm üret diyerek doğru iletişimin nasıl kurcalanacağı özetlenebilir. Çocuğun gelişimine yönelik çalışmalarda ve kazanımlarda bulundururmamız davranış ve öğrenme açısından bizi daha olumlu yöne götürmektedir. Tıpkı yetişkinlerin yapabildiği işi sevmesi gibi çocukta da yapabiliyorum hissi keyifli bir sorumluluk alma ihtiyacını karşılayacaktır. Yani çocuğun başarı seviyesini, aldığı sorumluluk düzeyini arttırmak istiyorsak öncelikle gelişimine uygun, ulaşılabilir zorluklarda görevler verilmelidir. Çocuklar kimi zaman anne babanın buyruğu altında olmaktan sıkılmaktadır. Yaptığı davranışların sebebini anlaşılmayabilir. Bu gibi durumlarda evde veya okulda belli bir düzenin olması bu düzene tutarlı davranışlar, kurallar ve rutinlerin eşlik etmesi ve sorunlar ortaya konulduktan sonra problem çözümüne gidilmelidir.

    Son olarak, bizler yetişkinler olarak kendi yaşamımızla ilgili her gün değiştirmemiz gereken davranışımızla karşılaşırken, çocuklarımızda da değişmesini, gelişmesini istediğimiz tutum ve davranışlar olabilir. Önemli olan bu davranışların nasıl kazanım hale geldiğidir. Bu davranışların çocuğa kazanımını bir koşula bağlanmaktan ziyade arada saygı, sevgi ve güven içerisindeki bir birliktelik eşliğinde doğru, tutarlı bir ilişki oluşturulabilir. Yarınımız olan çocukları ödüllerle cezalandırmadığımız taktirde güvenli bir erişkinlik de geçireceklerdir.

  • Pekiştirme Nasıl Yapılır?

    Pekiştirme Nasıl Yapılır?

    Birçok aile çocuğunu eğitme esnasında yalnızca ceza yöntemini kullanmaktadır. Yalnızca cezanın olduğu bir eğitim sisteminde ebeveyn ve eğitmen istedikleri verimi alamayacaklar ve istenilen davranışlar oluşmayacaktır. Pekiştirme, istenilen davranışı çoğaltmak için iyi bir yöntemdir. Pekiştirmeyi tanımlayacak olursak, pekiştirme bir tepkinin tekrarlanma sıklığını veya olasılığını arttıran her türlü teknik, istenilen davranışı kısa sürede elde etmek için kullanılan temel davranışsal bir stratejidir. Pekiştirme, olumlu bir uyarıcı verilerek (övgü, sarılma, oyuncak, oyun zamanı) ya da olumsuz uyarıcıyı (sıkıcı bir iş) ortadan kaldırarak yapılır.

       Bazı aileler çocuklarının iyi/uygun davranışlarını pekiştirmek istemeyebilirler. Bunun birçok sebebi vardır. Örneğin, çocuğun yaptığı iyi davranışın sonlanacağını düşündüklerinden bölmek istemeyen aileler pekiştireç vermekte çekinebilirler.  Çocuklarının bu pekiştireci sürekli istemelerinden endişe etmekle birlikte çocukların, uygun davranışı “zaten” yapması gerektiğini, ekstra iyi davranışların övgü alması gerektiğini düşünebilmektedirler.

       Pekiştirme iki şekilde yapılır: Olumlu ve olumsuz pekiştirme. Olumlu pekiştirme davranışın devamı için hoşa giden bir uyarıcının organizmaya veya ortama verilmesidir. Olumsuz pekiştirme ise davranışın devamı için hoşa gitmeyen uyarıcının organizmadan, ortamdan alınmasıdır. Uyarıcının ortamdan çekilmesiyle rahatsız edici durum ortadan kalkar ve kişi davranışı yapmaya devam eder.

    Olumlu Pekiştirme: Davranışları olumlu olayların izlemesi ve bu davranışların ileride olma olasılığını arttırma sürecine olumlu pekiştirme denir. Olumlu pekiştirecekleri etkili kullanma; Davranışları kazandırma kadar sürdürme içinde önemlidir. Beklendiği gibi normlara uygun şekilde süren davranışların farkında olma ve zaman zaman hoşnutluğun belirtilmesi, davranışların sürmesini sağlar. Olumlu pekiştireçlerin geri çekilmesi problem davranışların oluşumuna zemin hazırlar. Olumlu pekiştirilmeyen normlara uygun davranışlar söner, kaybolur. Örneğin, olağan şekilde derslerine çalışan, derse girmeden önce dersin ilgili konusuna göz atan, dersleri sınıfta dinleyen, sorulara yanıt veren, okuldan sonra eve geldiğinde derste aldığı notları gözden geçiren, ilgili konuyu kitabından okuyan ve ödevlerini yapan öğrencinin yaptıkları, okulda öğretmeni ve evde aile üyelerince fark edildiğinde, olumlu pekiştirildiğinden dolayı sürer.

       Pekiştireç, arttırılmak istenilen efektif davranışa ulaşmayı sağlar. Aile ve terapist iki ya da üç davranış belirler. (Erkek kardeşiyle sürekli kavga eden çocuğun, kavga etmediği zamanlardaki davranışı pekiştirilir.) İlk olarak hedeflenen davranışlar belirlenir, sonra potansiyel pekiştireçler belirlenir. Aileler, belirlenen pekiştireçlerin sıklığını arttırırlar.

       Bazı ebeveynler çocuklarının övgüye layık olmadıklarını düşünmektedirler.  Bu durum, ailenin olumlu pekiştireci gözden kaçırmasına neden olur. Çocuk %100 kötü değildir, muhakkak doğru davranışları yaptığı zamanlar vardır,  ebeveynlerin arzu edilen davranışı takip etmeleri gerekmektedir. Olumsuz geridönümlerin azalması için, olumlu geridönümlerin artması önerilir. Eğer ebeveyn, olumlu pekiştirmeyi arttırırsa, ceza için daha az zaman harcar ve daha az efor sarfeder.  Olumlu pekiştirme sayesinde, istenmeyen davranışın sıklığı azalır.

       Pekiştirme, en alttan en üst arzulanan davranışa göre şekillendirilir. (Kolaydan zora) Başlangıçta küçük adımlar pekiştirilir. Çocuk, beklenen davranışı yaptıkça bir sonraki adım verilir. Farklı pekiştirmeler sayesinde çocuk daha karmaşık görevleri yapmaya hazırdır.

    Pekiştirme yönteminin işe yaramayacağını  düşünen ailelere sorulabileceğimiz sorular

    Aile gerçekten ne istiyor?

    Genelde kendi söylediğini ve isteklerini yapan, söz dinleyen çocuk mu?.

    Bir çocuk için; karşısında ona ceza veren, bağıran birini dinlemek ne kadar kolay olabilir?

    Siz olsaydınız dinler miydiniz?

    Bu tip ailelerin evleri gergin ve düşmanca bir ortama sahiptir. Olumlu pekiştirme ile evin ortamı yumuşar ve çatışma azalır. Çocukların olası olumsuz sonuçlara alışmış olduğunu gören ebeveyn için pekiştirme yöntemi bir motivasyondur. Cezalandırıcı yöntemlerin alışılmış bir davranış olduğunu bilinmeli, farklı yöntemler denenmelidir.

    Etkili Pekiştireç Nedir? Etkili pekiştireç, olumlu davranış meydana geldikten sonra verilen ve olumlu davranışın oluşma sıklığını ve sayısını artıran yiyecek, etkinlik, sözel ifadeler, jest mimikler ve fiziksel temaslardır.

     Etkili Pekiştireç Nasıl Kullanılır?

     Pekiştireç kullanırken nelere dikkat etmemiz gerekir ?

    Pekiştireç olumlu davranışın hemen ardından araya başka davranış girmeden kullanılmalıdır. Efektif olması için, övgüler davranışın hemen ardından yapılmalıdır.

    Örneğin, Onur’un yatma vakti geldiğinde annesi onu gün içinde yaptığı uygun davranışlar için över. Ancak annesinin davranıştan hemen sonra pekiştireç vermemesi, Onur’un ‘iyi davranış’ ile ‘gün sonu’ övgülerini bağdaştıramamasına yol açar. Pekiştireç davranışın hemen ardından verildiğinde etkisi yüksektir.

    Çocuk pekiştirilirken mutlaka uygun davranış betimlenerek çocuğun ne yaptığı söylenmelidir.

    Pekiştirmeler abartılmamalı; yiyecek pekiştireçleri çok küçük parçalar halinde, etkinlik pekiştireçleri kısa süreler halinde, sosyal ve dokunsal pekiştireçler sınırlı sayıda kullanılmalıdır.

    İlerlemeler pekiştirilmeli, çocuğun daha önceden kazandığı ve sürekliliğinin sağlandığı davranış pekiştirilmemelidir.

      Pekiştireçlerin geri çekilmesi sistematik bir şekilde yapılmalıdır. Öncesinde çocuğun kazanmasını istediğimiz uygun her davranış pekiştirilirken, sonraki süreçte çocuk davranışı her yaptığında değil 2 , 3 , 4….kez peş peşe yaptığında azaltılarak pekiştirilmelidir. Davranışın pekiştirilmeden önceki davranış sayısı bu şekilde arttırılıp bir süre sonra ( davranışın süreklilik ve genellemesi sağlandıktan sonra ) azaltılarak sosyal pekiştireçlere dönüştürülmeli ve pekiştirme sonlandırılmalıdır.

    Niçin Sosyal Pekiştireçleri Kazandırmalıyız? Sosyal pekiştireçler, öğrenilmiş pekiştireçler olup övgü, öğretmenin ilgisi, bedensel teması (Sırta hafifçe vurmak) ve yüz ifadeleri (Gülümseme, göz teması, başı ile onaylama ve göz kırpma) gibi çeşitli şekillerde olabilir.

    Kullanımları doğaldır. Sosyal pekiştireç özelliğini gösterebilen övgü ve diğer sosyal davranışlar, öğretmen, anne baba, yardımcı öğretmen ve arkadaş gibi bir çok kişi tarafından kullanılır.

    Öğretim sürecini engellemez. Sosyal pekiştireç olarak övgüler, öğretim sürecini ya da sürmekte olan bir davranışı bölmeden sunulabilir.

    Çeşitlendirilebilir. Başka etkili pekiştireçlerle zaman zaman eşlenerek, doyum sağlama yada usanma gibi etkilerin oluşumu engellenebilir.

    Günlük yaşamda da yer alır. Son olarak sosyal pekiştireç olarak övgülerin davranışları izlemesine, günlük yaşamda sıkça rastlanmaktadır. Böylece günlük yaşam becerilerinin sürdürülmesi olası olmaktadır. Övgüler bu özellikleriyle doğal olarak kullanılan pekiştireçlerdir.

    Yetişkinler çocukların uygun davranışlarını övmek için zaman ayırmalıdır. “onları iyi hallerinde yakala” sloganı bunu çok iyi betimler.

      Övgüler çocuğun kendisine değil davranışına yönelik olmalıdır. Davranışa yönelik övgüler davranışın gelecekte tekrarlanma olasılığını arttırır. Uygun olmayan davranış övülmediği zaman çocuk yetersiz olanın kendisi değil davranışı olduğunu fark eder. Sözlü ödüller yargılayıcı ve eleştirel olmamalıdır. “Masayı toplaman çok güzel bir davranış ama tabakları makinaya koymadın.” >>>Bu yanlış bir uygulamadır.

  • Çocuklarda Problem Davranışlar

    Çocuklarda Problem Davranışlar

    Problem davranışlar, genel olarak çocuğun eğitim, öğrenim, beceri geliştirme sürecini olumsuz etkileyen, kendisine ve çevresine zarar verme ya da rahatsızlık vermeye sebep olan davranışlardır. Bu tür davranışlar genellikle okul öncesi eğitiminde ya da okul çağında ortaya çıkar. Önlem alınmadığı takdirde çocukların gelişimlerini olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir.

    Problem davranışlar genellikle 10 yaş altında ortaya çıksa da çocukluğun her evresinde görülebilmektedir. Bu davranışların birçok sebebi olabilir. Çocuğun psikolojik özellikleri, aile ortamında yaşadıkları, okul ile uyumsuz olmasına sebep olan durumlar, kötü rol model alma, kitle iletişim araçlarının etkileri ve birçok etken çocuklarda sürekli olarak tekrarlanan problem davranışlara sebep olabilir.

    Problem Davranışların Sebepleri Nelerdir?

    Çocukların problem davranış geliştirmiş olmalarının birçok sebebi olabilir. Belirtildiği gibi aileden, okuldan ya da çeşitli dış etkenlerden kaynaklı durumlar sürekli olumsuz davranışlara sebep olabilmektedir. Ancak davranışların oluşmasına sebep olan etkenler ile çocukların bu davranışları sergilemesinin sebeplerini birbirinden ayırt etmek gerekir. Çocuklar genellikle aşağıdaki sebeplerden ötürü sorun davranış gösterirler.

    Kendilerini ifade etmek

    İlgi çekmek

    İstedikleri bir şeyin yerine getirilmesi için

    Engellenme

    Yetersizlik hissi

    İnatlaşma isteği

    Ortamı sevmeme ya da uyumsuzluk

    Sevilmeyen bir kişinin ortamda bulunması

    Sevilmeyen bir nesnenin ortamda bulunması

    Varolan bir hastalığın etkisi

    Problem Davranışın İşlevleri

    Sosyal İlgi ve Dikkat Elde Etme: Bazı davranışlar diğer kişilerin ilgi ve dikkat göstermesi nedeniyle olumlu olarak pekiştirilmektedir. Doğal ortamlarda, uygun davranışlara daha az ilgi gösterilirken; kendini yaralama ve saldırgan davranışlara daha duygusal davranmakta ve daha fazla ilgi gösterilmektedir. Bu nedenle, bu davranışların oluşumu sonucunda sağlanan fiziksel temas ile birlikte ilgi ve sosyal onaylama ifadeleri, istemeden bu davranışların olumlu pekiştirilmesini sağlayabilmektedir.

    Nesne Elde Etme: Sosyal ilgi elde etmenin yanı sıra yiyecek, nesne, oyuncak ve etkinlik elde etme de problem davranışları olumlu pekiştirmektedir. Gerçekleştirilen pek çok çalışmada, deneklerin istedikleri nesneleri almak ya da istedikleri etkinliğe katılmak için problem davranış gösterdikleri belirlenmiştir. (Doss ve Richle, 1989; Lovass ve Simmons, 1969).

    Duyusal Uyaran Elde Etme: Problem davranışların ortaya çıkmasının ve sürmesinin bir nedeni de bireylerin problem davranışlar sonucunda görme; işitme ya da dokunma şeklindeki duyusal geri bildirimler elde etmesi ya da bu geri bildirimleri azaltmasıdır.

    Kaçma / Kaçınma: Bazı bireyler problem davranışlar göstererek, istenmeyen durumlardan kaçmakta ya da kaçınmaktadır. Örneğin, kızından odasını toplamasını isteyen bir anne, kızının bağırıp tepinmeye başlamasıyla “ben döndüğümde oda toplanmış olsun!” deyip odayı terk edebilir. Odaya geri döndüğünde odanın halen toplanmamış olduğunu fark edince, kızıyla uğraşmaktan yorgun düşmüş olarak kendisi toplar. Bu durumda kız öfke nöbetleri göstererek, annesinin kendisinden istekte bulunmasını durduracağını öğrenmiş olur. Böylece öfke nöbetini izleyen durumda, annenin odanın toplanmasına ilişkin isteği ortadan kalkmıştır.

    Burada yapılması gereken ilk şey sebebi tespit etmek ve davranış değiştirmeye yönelik girişimlerde bulunmaktır. Sunulan sorunun şiddeti, sıklığı ve süresi değerlendirilmeli, ebeveynlerin beklentilerinin gerçekçi olup olmadığı araştırılmalı. Örneğin; düşükten orta sıklığa birçok davranış meydana gelmektedir ancak sadece sıklığı artan davranışlar sorun olarak değerlendirilmektedir.

    7 yaşındaki İpek’ın annesi kızının sürekli ağladığını dile getirmektedir. Eğer İpek istediğini yaptıramadığında haftada dört, beş kere değil de günde dört, beş kere ağlasaydı problem çok daha farklı olurdu. Annesinden, İpek’ın ağlama şiddetini değerlendirmek için, davranış sıklığı grafiği doldurması istendiğinde, objektif olarak toplanan bu veriler, İpek’ın ağlama nöbetlerinin annenin tahmin ettiğinden çok daha az sıklıkta olduğunu görmesini sağlar.

    Çizelgeler davranış kalıplarının belirlenmesine de yardımcı olabilmektedir. 8 yaşındaki Mehmet’in ebeveynleri davranış sıklığı grafiğini kullanarak öğlen atıştırmalarından bir saat sonra ve en sevdiği televizyon programından sonra Mehmet’in öfke nöbetlerinin daha da arttığını keşfederler. Sadece Mehmet’in programını değiştirerek öfke nöbetlerini azaltmış oldular.

    Sorunlu davranışların subjektif bir özelliği de davranışın şiddetidir. Bu nedenle, uygun müdahaleleri belirlemek ve terapi sürecinde davranışta oluşan değişiklikleri saptamak amacıyla Mehmet’in agresifliğinin şiddeti değerlendirilmiştir. Yapılması gerekenlerden biri de Ebeveynlerin subjektif olarak değerlendirdikleri olay ve davranışları objektif olarak değerlendirmelerini sağlamaktır. (1 puan tartışmayı, 2 puan bağırmayı buna benzer şekilde derecelendirme 5 puana kadar devam etmekte 5 puan da yumruk ve tekme atmayı belirtmekte ise Mehmet hep 5 şiddetinde mi öfkeli? Çok mu öfkeli? (Yapılan değerlendirmede 3 veya üstü puan alınması, ebeveyn müdahalesi için kurallar belirlenmesinin yararlı olacağını, 1 veya 2 puan alınması da yaşanan sorunun bağımsız olarak çözülebileceğini gösterebilir.)

    Problemli davranışın süresi de önemlidir. İki dakikalık öfke nöbetleri otuz dakikalık öfke nöbetlerinden daha farklı değerlendirilmelidir. Aynı şekilde, eğer 15 yaşındaki Ayşe çöpü çıkarmayı 10 gün yerine sadece 10 dakika erteliyorsa Ayşe’nin ebeveynlerine farklı tepki vermesi önerilebilir.

    Çocuklar yukarıda bahsedilen sebeplerden ötürü problem davranış olarak adlandırılan davranış biçimlerini tekrarlarlar. Her şeyden önce, çocuğun sürekli olarak gösterdiği sorunlu davranışın sebebi bulunmalı ve bu sebebin ortadan kalkması sağlanmalıdır. Sorunlu davranışların değiştirilmesi için uzmana başvurmak gerekebilir. Problem davranış üzerinde aile ile işbirliği içinde yapılan çalışmalar kısa sürede olumlu sonuçlar vermektedir.

  • Tik bozukluğu: tekrarlayan haraket bozukluğu

    ~~Tikler, normal davranışlara benzeyen, ani ve tekrarlayıcı hareket, davranış ve seslerdir. Tek bir tik nadiren bir saniyeden uzun sürebilir. Genellikle birkaç kez bazen peşpeşe görülebilir. Sıklıkları ve belirginlikleri değişkendir. Ertelenmeleri ve bastırılmaları geçici süreler için mümkündür. Tik öncesinde hissedilen kimi hisler tik sonrasında hafifler. Hareket tikleri anlık, yalın hareketlerden (göz kırpma, kaydırma gibi), daha karmaşık, görünüşte amaçlı davranışlara (“ayıp” el-kol haraketleri gibi) kadar bir değişkenlik gösterirler. Ses tikleri ise boğaz temizleme gibi sıradan bir davranıştan anlamlı sözcük, küfür ya da cümleler gibi bir yelpazede yer alabilir.
    Tik bozuklukları geçici veya kalıcı tik bozuklukları şeklinde görülür. Geçici tik bozuklukları daha çok çocukluk çağlarında görülür. Geçmeyen veya tedavi ile yardım edilmeyen durumlar daha çok kalıcı olmaktadır. Özellikle karmaşık tikler görülenlerde kalıcı olma ihtimali daha yüksektir. Kalıcı tik bozukluklarında daha çok tek bir tik yer alır. Sık olarak baş-boyun-yüz bölgelerinde görülür.
    Tikler istem dışı olmasına rağmen zaman zaman kontrol edilebilir. Özellikle sıkıntı verici durumlarda (sınav öncesi, stres verici yaşam olayları gibi) artabilir. Zaman zaman kendiliğinde tiklerin kaybolduğu da olabilir. Özellikle ateşli hastalıklar tikleri artırabilir. Ateşli hastalıklar tikleri ilk defa ortaya çıkarıcı bir neden olabilir.
    Tik bazı vakalarda ailesel olabilir. Anne, baba veya yakın akrabalarında tik hikayesi olabilir. Geçici tiklerin aile bireylerinde görüldüğü yaşlarda çıkma olasılığı vardır. Tüm tiklerin ortaya çıkış yaşları, tedavileri ve seyirleri bilinmesine rağmen neden olduğu (fizyopatolojisi) halen bilinmemektedir.

    Tedavi

    Tik bozuklukları daha çok stres verici olaylar ile çıktığından ve kontrol edilemediğinden özellikle kaygı giderici ilaçlar faydalı olmaktadır. Küçük çocuklarda görülen geçici tik bozukluklarında allerji ilacı olarak kullanılan bazı ilaçlar faydalı olabilir.
    Tikler istemsiz/istemdışı geliştiğinden etrafındakiler bu konuda uyarılmalıdır. Tikler “inadına” yapılan bir davranış olarak kabul edilmemelidir. Bu rahatsızlığın genetik bir nedenden çıktığını ve bu nedenle bu davranışların çıkabileceğini kabul etmek aileleri rahatlatır. Öğretmenlerin bu hastalık hakkında bilgilendirilmeleri çocuğun sınıfta yersiz tepkilerle karşılaşmasını önleyerek sınıftaki durumunu düzeltir.

    SIK GÖRÜLEN TİKLER VE SINIFLANDIRMA

    1-Basit Tikler (1-2 saniyeden kısa sürerler)

    a.Hareket Tikleri

    Göz kırpma, burnunu kıvırma, dudak yalama, ani kafa atımları, omuz silkme, parmaklarıyla oynama veya tıklatma, ayaklarını sallama, vurma, sekme, ayak bileğinden germe

    b.Basit Ses Tikleri

    Öksürme, burun çekme, boğaz temizleme, ıslık çalma, hayvan veya kuş sesleri

    2-Karmaşık Tikler (Daha karmaşık “anlamlı” ve 2 saniyeden uzun sürelidir)

    a.Karmaşık Hareket Tikleri

    El veya yüzün “anlamlı” hareketleri veya yavaş bir baş hareketi, “şaşırmış” ya da “anlamamış” gibi bakma, eşyalara veya insanlara dokunma, parmaklarıyla “sayı sayar gibi” yapma, “bir ileri iki geri” adımlama, çömelme, eğilme ve bükülme hareketleri

    b.Karmaşık Ses Tikleri

    Heceler veya kelimeler söyleme, küfürlü veya kötü sesler tekrarlama, kelime tekrarları, karşıdan yapılan hareketleri tekrar etme

  • Otizm

    Otizm

    Otizm; nöro gelişimsel bir hastalıktır.

    Sözlü ve sözsüz iletişimde sıkıntı, basmakalıp ve yineleyici davranışlar, sosyal ilişkilerde sorunlar, kısıtlı ilgi alanları ile karakterize edilen ve bu sınırlılıkların zihinsel yetersizlik ve ya gelişimsel gerilik ile açıklanamadığı bir bozukluktur.

    Otizmin, Kanner (1943) tarafından tanımlanmasından bu yana uzun bir süre geçmesine karşın nedenleri tam olarak belirlenmiş değildir. Otizmli çocuklar yineleyici davranışlar sergilerler. Örneğin aynı yemeği yiyip aynı kıyafeti giyebilirler. Alıştıkları şeyin aynı kalmasını isteyebilir, tanıdık eşyalara bağımlılık gösterebilir, kendini sallama gibi bazı davranışlarda bulunabilirler. İlgi alanları çok dardır, göz teması kurmayabilir, yalnız kalmayı seçebilir, aniden kızabilir-korkabilir, değişken duygusal davranışlar gösterebilirler.Tanı ve kabullenme süreci bazı aileler için sıkıntılı olabilmektedir. Otizmle birlikte ortaya çıkan belirsizlik, otizm farkındalığı, toplumda görülme sıklığı ve otizmin şiddeti ve süresi gibi faktörlerin ailelerin uyumunu ve tanıyı kabullenmelerini zorlaştırdıkları bilinmektedir. Bu nedenle otizmli bir çocuğunvarlığına başarılı bir şekilde uyum sağlamayı kolaylaştıracak; sorunların azaltılmasına yardım edecek, bu sorunlar ile başa çıkmalarını kolaylaştıracak şekilde ailelerin psikolojik destek alması çok önemlidir.

    Erken tanı ve tedavi otistik çocukların tam potansiyellerine ulaşmalarına yardımcı olur. Otistik çocukta özel bireysel eğitim çok yararlı olmaktadır. Amaç çocuğun sorumluluklarını yerine getirebilmesini sağlayan becerileri geliştirmektir. Otizm belirtileri ve davranış örüntüleri farklı derecelerde olabilir ve yoğunlukları değişebilir. Ayrıca bireysel belirtiler zaman içinde de değişiklik gösterebilir. Bu nedenle eğitim bireysel ihtiyaçlar doğrultusunda yapılmalıdır.

    Otizmli çocuklar genellikle kendilerine uygun bireysel eğitime iyi yanıt vermektedirler. En başarılı eğitim çocuğun yaşamına iletişimsel, sosyal,davranışsal, uyum sağlayıcı yönler katan ve aileye yardımcı olan eğitimdir. Ayrıca konuşma, fizik ve uğraş terapileri uygulanabilir. Konuşma terapisi çocuğun dil ve sosyal becerilerini geliştirmesine ve daha iyi iletişim kurabilmesine yardımcı olabilir. Fizik terapi koordinasyon ve motor becerilerdeki yetersizlikleri geliştirmeye yardımcı olabilir.

    Uğraş terapisi otizmli çocukların duyma, görme, dokunma, koklama gibi duyulardan gelen bilgiyi daha yönetilebilir yollarla işlemelerine yardımcı olur. Otizmde en önemli şeylerden biri de ailenin çocuğa yaklaşımıdır. Hem normal gelişim gösteren çocuklar hem de gelişimsel yetersizlikleri olan çocuklarda anne-çocuk etkileşimi ile çocuğun bilişsel, dil ve sosyal gelişimi ile doğrudan ilişkili olduğu yönünde araştırmalar mevcuttur. Duyarlı olma, yanıtlayıcı olma, yönlendirici olma, başarı odaklı olma, etkileşimde sıcak olma gibi ebeveyn özelliklerinin çocukların gelişimlerine iyi geldikleri bilinmektedir.

    Ebeveynler çocuklarının gelişimini takip etmede diğer herkesten daha fazla etkiye sahiptir. Otizmli çocukların sınırlı düzeyde sosyal becerilere sahip olması günlük etkileşim içerisinde ebeveyn çocuk ilişkisinin değerini arttırmaktadır. Bu yüzden ebeveynin dengeli bir etkileşim geliştirmesi ve sürdürmesi gerekmektedir.

  • Çözümcü Olan Davranışı Seçtiğimizde Hayatımız Güzelleşir

    Çözümcü Olan Davranışı Seçtiğimizde Hayatımız Güzelleşir

    Çözümcü olanı yapmak kimi zaman içimizden geldiği gibi davranmamaktır. Davranışınızı değiştirebilmeniz için mevcut anda ne düşündüğünüzün, ne hissettiğinizin, ne yaptığınızın bilincinde olmanız gerekiyor. Eğer bunların farkında olursak hoşumuza gitmeyen değiştirmek istediğimiz davranışlarımıza anlam vermeye, bu davranışları neden yaptığımızı anlamaya başlarız. Neyi neden yaptığımızı anladıktan sonra davranışlarımızı değiştirmek daha olası olacaktır. Yaşadığımız olumsuz bir olayla baş ederken etkili olan davranışı seçmek çözüm odaklı olabilme her zaman kolay değildir. Bunu başarmanın yolu yargıda bulunmamaktan geçer. Yargıda bulunduğumuzun çoğu kez farkında bile olmayız aslında zihnimiz sürekli yargı üretir bir nevi yargı üretme makinasıdır diyebiliriz. Olumlu ya da olumsuz yargı bizleri düş kırıklığına uğratabilir. Durum ve davranışlarımız hakkında yargıda bulunmamız etkili olanı yapmamızı engelleyebilir. Mesela bir öğrenci düşünelim ki verilen bir ödev için çok zor bir ödev diye düşünüyor olsun. Bu öğrenci çok zor diyerek muhtemelen ödevi yapmayacaktır. Ve sınavda ilgili ödevle alakalı soruları cevaplayamayabilir dolayısıyla dersten kalabilir. Bu öğrencinin ödevi hakkındaki olumsuz yargısı onun etkili olan davranışı yapmasını ne yazık ki engeller. O anda duygu ve düşüncelerinin yargılarının farkında olsaydı ödevle ilgili yargıda bulunmak yerine ödevi elinden geldiğince yapmaya çalışırdı.

    Çözümcü olanı yapmak bir sorunu çözmek için gerekli olanı yapmaya çalışmaktır. Çözümcü olmak pes etmek saklanmak anlamına asla gelmez. Yani kısaca çözümcü olanı yapmak demek HAREKETE GEÇmek demektir. Doğru olduğunu düşünmesek bile hedefimize ulaşmak için bazen ısrarcı davranmamız gerekir. İstediğimizi alabilmemiz için ısrarcı davranmamız gerekebilir.

    Çözümcü olanı yapmakla ilgili birkaç örnek verelim:

    • Süper markette alışveriş yapıyorsunuz ve sonra ödeme noktasına ilerleyince görüyorsunuz ki hiç bitmeyecek gibi bir kuyruk var. Aldıklarınızı bırakıp eve dönmek istiyorsunuz fakat evde yiyecek çok da malzeme kalmadığından dolayı sıraya girmeyi tercih ediyorsunuz

    • Trafiktesiniz. Sol şerittesiniz fakat önünüzdeki araç sol şeritte olmasına rağmen düşük hızda seyir alıyor o kadar sinirleniyorsunuz ki arkdan çarpasınız geliyor, ancak böyle yapmanız halinde iki arabaya da hasar vereceksiniz. Diğer şoförün yaralanması da ayrı bir mesele. Sonuç olarak sabretmeyi ve önünüzde giden aracın başka şeride geçmesini bekliyorsunuz.

    • Sevgilinizle bir kavgaya tutuşuyorsunuz. İkiniz de bağırıp çağrıryorsunuz. O kadar inciniyorsunuz ki evi terk etmek geçiyor içinizden. Kapıyı vurup çıkmak yerine derin bir nefes alıyorsunuz kısa bir mola veriyorsunuz ve ben diliyle kurulmuş cümlelerle kendinizi ifa etmeye başlıyorsunuz.

    • İş yoğunluğunuza rağmen patronunuz size bir iş daha veriyor, öfkeleniyorsunuz, içinizden patrona bağırmak ve istifa etmek geliyor, böyle yaparsanız işssiz kalacağınızı düşünüyorsunuz, sakinleştiğinizde patronla iş yoğunluğunuzla alakalı konuşmaya karar veriyorsunuz, kendiniz için en iyi olanı yapıyorsunuz.

    • Arkadaşınıza alışveriş merkezine beraber gitmeyi teklif ediyorsunuz ve arkadaşınız isteğinizi reddediyor başka işlerinin olduğunu söylüyor, oysa siz onun her ihtiyacı olduğunda yanındaydınız ve öfkeleniyorsunuz. İçinizden ona bencil olduğunu söylemek geçiyor fakat bunu yaparsanız arkadaşınızın üzüleceğini hatta arkadaşlığınızın bitebileceğini düşünüyorsunuz ve bencil demekten vazgeçip şu anki durum için çözümcü bir davranış ne olabilir diye kendi kendinize soruyorsunuz ve arkadaşınıza ne hissettiğinizi söylüyorsunuz.

  • Yaygın Kaygı Bozukluğu

    DSM-5 e göre bir kişiye yaygın kaygı teşhis konabilmesi için en az altı aylık bir sürenin çoğu gününde bir takım olaylar ya da etkinliklerle alakalı olarak aşırı kaygı ya da kaygılı bir beklenti vardır. Ve kişi bu kaygısını kontrol etmekte zorlanır. Bu bahsettiğimiz kaygıya aşağıdakilerden üçü ya da daha fazlası eşilk eder

    1. Dinginleşememe(huzursuzluk)gergin yani sürekli diken üstünde hissetme

    2.Kolay yorulma

    3.Odaklanmada güçlük çekme ya da zihin boşalması

    4.Kolay kızma

    5.Kas gerginliği

    6.Uyku bozuklukları(uykuya dalmakta zorlanma, uykuyu sürdürmekte güçlük çekme, doyurucu olmayan bir uyku uyuma)

    Bu kaygı, kuruntu ve bedensel belirtiler klinik olarak belirgin bir probleme ya da toplumsal, işle alakalı alanlarda ya da insanlar için önemli diğer yaşam alanlarımızda (mesela aile, arkadaşlık ilişkilerimiz gibi) işlevsellikte düşmeye neden olur. Yani bu bahsettiğimiz alanlarda kişi problemler yaşamaya başlar.

    Kaygılanma Sürecinin Dört Öğesi

    Kaygılanma için tetikleyici bir olay olması gerekir. Yani yaşanılan olay kaygılanma sürecini başlatır. Bu olay karşısında aklımızdan biz farkında olsak da olmasak da bir fikir bir yorum geçer. Mesela bir sınava girdiğinizi düşünün ve sınavdan birkaç gün sonra aklınıza ya sınavdan kalırsam şeklinde bir düşünce geldiğini varsayalım. Bu düşünce sizde mutluluk yaratır mı? Sanırım hayır. Peki hangi duyguyu yaratacaktır? Muhtemelen o an gelecekte olma olasılığı olan bir durum için kaygı hissedeceğizdir ve bu çok doğaldır. Tüm insanlarda aynı duygu oluşacaktır eğer bu sınavı önemsiyorlarsa tabii. Tüm insanlarda kaygı oluşuyorsa kaygı hastalarını hasta yapan nedir? Kaygılanma seviyesi. Aradaki fark bu. Hepimiz kaygılanırız ama ne zamanki kaygılarımız bizim hayatımızı olumsuz yönde etkilemeye başladı o zaman patolojikjeşme başlıyor demektir. Sınavdan ya kalırsam düşüncesi sizin vücudunuzda kasılmalar yaratacak, hızlı nefes alıp vermenizden dolayı başınızı döndürecek kadar problem yaratıyorsa artık ortada çözülmesi gereken bir sorun var demektir. Kaygılanma bedensel duyumlarda da kendini gösterecektir. Kaygılanınca doğal olarak kalp atışlarınız hızlanır ve aynı zamanda nefes alıp verme yine artacaktır. Bunların sonunda bir davranış gerçekleştiririz yani bir tepki veririz. Kimimiz bu düşünceden kurtulmak için başka bir şey ile ilgilenir kimimiz üstündeki o gerginliği atmak için su içer kimimiz daha sonuçlar açıklanmadı şeklinde düşünebilir. Kaygı duygusunun başlaması için tetikleyici herhangi bir şey olmalıdır. Örneğin yolda arabayla giderken hafif bir kavisi görmeyip hızlıca geçtiğinizde o an için ne kadar dikkatsiz olduğunuzu düşüp kaygılanabilirsiniz. Hatta dikkatsizliğiniz yüzünden birine çarpacağınızı bile saniyeler içinde beyninizden bu imge gelip geçebilir. Ya da başınızın ağrıması bile tetikleyici olabilir ve siz birden baş ağrısının bir hastalığa işaret ettiğini düşünmeye başlayabilirsiniz. Kaygılandıran tetikleyici herhangi bir şey olduğunda zihnimize zarar göreceğimize ya da hoşumuza gitmeyecek herhangi bir şeyin olacağına dair düşünceler üşüşmeye başlar. Özetle bir kaygılanma sürecini başlatan tetikleyici olaydır. Olay yoksa düşünce ya da duygu veyahut davranış yani olaya verilen tepki gerçekleşmeyecektir. Olay karşında bir fikir gelişir sonrasında ise duygu ve ardından davranışsal tepkiler gelir. Buna bilişsel davranışçı terapide ABCD döngüsü denir. ABCD döngüsünde her bir öğe arasında çift taraflı bir etkileşim vardır.

    B(düşünce) ya sınavdan kalırsam- sınavdan kötü not alacağım

    ;

    A (olay) sınava girmek C(duygu) kaygı

    D(davranışlar) kalp atışlarının hızlanması, sakinleşmek için su içmek

    Tedavi

    Kaygı problemi yaşayan bireylerin yukarıdaki 4 süreçten geçtiğini anlattık. ABCD sürecinde neler olduğundan yola çıkarsanız sizce bu süreçte nereye müdahale edilirse kaygı problemi yaşayan bireyler için bir umut doğacaktır? A (olay)ya müdahale olabilir mi? Sınava girmezseniz bir sonuç beklemeyeceğinizden kaygı da yaşamazsınız ya da ya kalırsam düşüncesi aklınıza gelmez böylelikle. Ama o sınava girmemiz gerekiyorsa sanırım buraya müdahale şansımız yoktur. Diğer kısımlara baktığımızda, düşünce duygu ve davranış kısımlarına müdahale edilebilir mi? Evet, düşünceler duygular davranışlar değiştirilebilir esnetilebilir çünkü hepsi öğrenilmişlerdir ve bu da onları değiştirilmeye açık hale getirir. Düşünceler esnetilebilirse duygular da bundan etkilenecektir ve davranışlarımız da. Hintli pasifist siyasetçi Gandhi bir sözünde, düşüncelerimize dikkat etmemiz gerektiğini çünkü bunun duygularımıza dönüşeceğine aynı şekilde duygularımıza da dikkat etmemiz gerektiğini bunun da davranışlara dönüşeceğine ve davranışları etkileyebileceğine değinir.

    Düşüncelere, duygulara, davranışlara nasıl müdahale edeceğiz? Öncesinde ne oldu da kaygılanmaya başladınız bunu bulmalısınız. Sizi ne tetikledi? Ve o anda aklınızdan ne geçti? Aklınızdan ne geçtiği çok önemlidir çünkü düşünceler üzerinde çalıştıktan sonra düşüncelerinizde esneme olacaktır ya da düşünceleriniz değişecektir. Düşünceler üzerinde neden duruyoruz? Çünkü düşünce duygu davranış birbiri ile bağlantılıdır birindeki değişim diğerlerini etkileyecektir. Bunu örümcek ağındaki bir yerin diğer tüm yerlerle bağlantılı olması dolayısıyla tek bir noktadaki hareketin her yerden algılanması gibi düşünebiliriz. Düşünceye yönelik bir takım sorular vardır. Aklınızdan geçen düşünce size ne veriyor ve sizden ne çalıyor? Korktuğunuz durumun oma olasılığı ne? Bu düşünceyi hangi kanıtlar destekleyebilir hangi kanıtlar desteklemez? Şeklindeki sorularla düşünceleriniz üzerine konuşulur yani düşünceleriniz hipotez gibi ele alınır yani yüzde yüz doğru gibi kabul edilmez. Bu sizin düşünceleriniz yanlış biz bunları düzelteceğiz demek mi? Tabi ki hayır. Varsayalım ki düşünceniz doğru. O zaman bununla nasıl başa çıkabileceğiniz ya da farklı neler yapılabileceği üzerinde sizinle bir çalışma yapıyoruz.

    Davranışlar kısmına nasıl bir müdahale yapılıyor? Davranışlar olay düşünce duygular silsilesinden sonra yaptığımız eylemlerdir. Örneğin kalbimizin hızlı bir şekilde atması fizyolojik bir duyumdur vücudunuzun gerilmesi hatta gerginlikten dolayı olan uyuşmalar ellerin ayakların içe dönmesi. Bunları davranışlarımız kategorisinde değerlendiririz. Bunlar için gevşeme egzersizlerinin nasıl yapılacağı üzerinde bilgilendirme yapılmalıdır.

    Savaşıyor musunuz yoksa kaçıyor musunuz?

    Kaygılanmamak için yaptığınız bir takım davranışlarınız var mı? Örneğin kaygılanmamak için dikkatinizi dağıtmak adına başka işlere koyulmak, yer değiştirmek. Kaygılandıktan sonra kaygı tepkilerinizin bitmesi için kendinizce yaptığınız davranışlarınız var mı? Örneğin dışarı çıkıp ortam değiştirmek, su içmek, bacaklarınız titriyorsa bunu bastırmak için yürümeye başlamak. Bunlar sorunlu davranışı devam ettiren ama kaygı problemi yaşayan bireylerin farkında olmadan yaptıkları hatalardandır. Peki bu davranışlar nasıl oluyor da kaygı sorunu yaşayan bireylerin sorunlarının sürüp gitmesine neden oluyor? İsterse çalışabilecek olan gençten bir dilenci düşünün her gün sabah yanından geçerken ona para veriyorsunuz diye düşünelim. Bu durumda dilenci çalışmayı tercih eder mi ? Edebilir ama yüksek ihtimalle etmeyecektir. Sizin kaygılanmayayım diye yaptıklarınız da kaygılandıktan sonra rahatlamak için yaptıklarınız da dilenciye verdiğiniz paraya benzer. Dilenciye para verirseniz dilenmeye devam edecektir. Yani kaygılanmaktan kaçarsanız ya da kaygılandıktan sonra rahatlamaya çalışır kaygılarınızla yüz yüze gelemezseniz kaygılarınız sizin için sadece duygu değil sorun olarak kalacaktır. Bunun davranış bilimlerindeki açıklaması ise şu şekildedir: İstenilmeyen uyarıcı(bacakların titremesi) ortamdan çıkarıldığında( bacakların titremesini bastırmak için yürümek) yapılan davranışın(kaygı yaratan bir düşüncenin akla gelmesi) ortaya çıkma ihtimali artar. Özetle kaygıyı gidermek için yaptıklarınız ters tepmektedir, tekrar tekrar kaygılanmanıza neden olmaktadır.

  • Babam Garip Davranıyor

    Babam Garip Davranıyor

    * “Babam 69 yaşında, emekli memur. Tam bir entelektüel, pek çok sosyal aktiviteye katılıyor, günlük spor yapıyor, iletişime açık, pek çok arkadaşı var. Son 2-3 yıldır garip davranışlar sergiliyor, yol kenarına ve çöplere bırakılan inşaat malzemeleri, eski eşyaları “boşa gitmesinler, yazık” diyerek toparlayıp eve getiriyor. Ev eskici pazarına döndü, neredeyse çöp ev oldu. Bu davranışlarına annem tahammül edemiyor, çocukları olarak bizler bir anlam veremiyoruz”.

    * “ Babam emekli esnaf, vaktini genelde evde geçiriyordu. Son 1 yıldır uygunsuz cinsel konuşmalar ve şakalar yapıyordu. Geçenlerde 20 yaşındaki kız kardeşim yanında iken televizyondan erotik film açtı ve mastürbasyon yaptı. Sanki kızı yanında yokmuş, yaptığı normalmiş gibi davrandı, şok olduk, yaptığından ailecek tiksindik”.

    * “Annem yıllardır titiz bir kadındı, yalan söyleyenden nefret ederdi. Şimdi temizliğine hiç dikkat etmiyor, gözümüze baka baka yalan söylüyor. Resmen yepyeni, farklı bir kadın oldu, kişiliği değişti”.

    * “Babam mağazamıza geldiğinde hep tetikteyim. Ne zaman kızacağı belli değil, geçen müşteriye arkadan yaklaşıp yumruk attı ve ortada hiçbir sorun yokken bu davranışı yaptı. Mülayim bir insan iken babama ne oldu?”.

    * “Annem, 80 yaşındaki babamın kendisini aldattığını ve kendisi uyurken 6. Katta oturan yaşlı komşu teyzeyi gece balkondan eve aldığını iddia ediyor, kesinlikle bunun olamayacağına inandıramıyoruz, ne yapacağımızı şaşırdık”.

    Benzer hikâyeleri dinlediğinizde aklınıza gelmesi gereken: “hasta yakınları beni bunama (demans) konusunda bilgilendiriyor, bunamayı ne kadar güzel tarif ediyorlar” olmalıdır.

    Bunamada belirtiler ve bulgular:

    * Hasta genel görünümüne karşı aldırmaz, ilgisiz ve savruk olabilir. Uygunsuz kıyafetler giyme (yaz günü kazak giyme vb.), hijyen yetersizliğine bağlı pis kokma (banyo yapmama vb.), düğmelerin düzgün düğmelenmemesi gibi belirtileri gözlemleyebilirsiniz.

    * Durgun ve ilgisiz olabileceği gibi taşkınlık yapan neşeli bir halde de olabilir. Bunaltı (anksiyete) ve çökkünlük (depresyon) eşlik edebilir.

    * Duraklayarak konuşabilir, konuşmada bozulma olabilir. Aynı konuları veya sözcükleri tekrarlayabilir. Bazen hiç iletişim kurulamayabilir, size boş gözlerle bakabilir.

    * Yalnız kalma, terkedilme, düşme, ölme korkularına alınganlık ve şüphecilik eşlik edebilir. “Eşyalarının çalındığını, yabancıların eve girdiğini, yardımcı kadının kendisini dövdüğünü, zehirlendiğini, öldürüleceğini” söyleyerek huzursuz ve saldırgan olabilir.

    * Genelde bilinç açıktır. İleri dönemde olan hastalarda bilinç sislenmesi, bulanması (deliryum) ortaya çıkabilir.

    * Kişileri, yerleri ve zamanı bilemeyebilir. Yeni bilgiler öğrenilemediği için yer değişimleri hastayı olumsuz etkiler. Bizim kültürümüzde hastalar evlatları arasında dönüşümlü olarak bakılır. Bu hastaya zarar verir. Her ev ve bakım veren kişiler değiştirildiğinde hasta yeni doğmuş gibi olur, adapte olamaz. Makbul olan yaklaşım; beyninde bilgileri korunan, yılardır yaşadığı kendi evinde bakımın verilmesidir. Bu yaklaşım hastanın huzursuzluğunu azaltabilir.

    * Dikkat dağınıktır, yanlış anlama ve algılamalar olabilir. İleri dönem hastalarda hayal ile gerçek karışabilir (psikotik belirtiler: hezeyanlar ve halüsinasyonlar görülebilir).

    * Ağır bellek (hafıza) yitimi olur (unutma). Kaydetme, depolama, yeniden belleğe çağırma fonksiyonları bozulur. Yeni bilgiler öğrenilemez, çok basit hesaplar yapılamaz. En son öğrenilen bilgiler ilk unutulurken geçmiş bilgiler daha sonra unutulur. “Dün konuştuğumuzu hatırlamıyor ama 50 yıl önce olmuş olayı hatırlıyor, aslında unutkanlığı yok” gibi hatalı değerlendirmeler hasta yakınları tarafından yapılabilir. Yeni kayıtlar olamadığı için konuşmasında hep geçmişteki hikâyeleri anlatır, konuşmasındaki boşlukları bu hikâyeler ile doldurur (konfabulasyon-hikâye uydurma). Hatırlamadığı için aynı soruları tekrarlayabilir, yemeğini biraz önce yediği halde “ne zaman yemek yiyeceğiz?” diye sorabilir.

    * Soyut düşünme zayıflar, somut değerlendirmeler yapar. Atasözü, şaka, espri ve fıkrayı yorumlayamaz.

    * Düşünce, davranış ve dürtülerini muhasebe edemez, denetleyemez. Uygunsuz konuşma ve davranışlar sergileyebilir.

    * Düşünce içeriği fakirleşir. Hastalık öncesi yaşantısına ve kişilik özelliklerine bağlı olarak kıskançlık, cimrilik, endişe ve saplantılar aşikâr ve yoğun olabilir.

    * Çok veya az uyuma, iştah azalması veya artması, kabızlık görülebilir.

    * Kişilik değişimi (titiz iken pasaklı olma) veya kişilik özelliklerinin abartılı olması ) cimri iken daha cimri olma, aksi iken daha hoşgörüsüz olma) görülebilir.

  • Çocuk Eğitiminde Ebeveynlere Pratik Öneriler

    Çocuk Eğitiminde Ebeveynlere Pratik Öneriler

    Sağlıklı, başarılı ve mutlu çocuklar yetiştirmek her anne babanın hayalidir. Ancak birçok ebeveyn yaptıkları fedakarlıklara rağmen çocukları ile ilişkilerinde istedikleri başarıyı yakalayamazlar. Bu başarısızlık motivasyonlarının düşmesine ve kendilerini yetersiz hissetmelerine neden olur.

    Motivasyonunu kaybetmiş anne babalar için güzel bir haberim var!

    Çocuklarınız ile aranızdaki iletişimi güçlendirmek çok da zor değil. Sorun çözme becerilerinizi geliştirmek için edineceğiniz pedagojik bilgiler “yeterince iyi” ebeveyn olma konusunda size yol gösterebilir. Bu yazıda size yardımcı olacağını düşündüğüm bazı pedagojik bilgileri çeşitli başlıklar altında derledim. Bu pratik bilgilerin işinize yaramasını dilerim. İyi okumalar.

    Çocukların Dinleyeceği Şekilde Nasıl Konuşulur?

    Çocuğunuzla iletişim kurarken ne söylediğiniz değil nasıl söylediğiniz önemlidir. Sözünüzü dinletmek için öfkeli bir yüz ifadesi ve yüksek ses tonu kullanmayın. Çocuklar kendilerine öfkelenmiş bir yetişkini dinlemek istemezler. Uzun cümleler yerine kısa cümleleri tekrarlı söylemeli, Sevecen ama net bir yüz ifadesi kullanmalı, yumuşak ve kararlı bir ses tonu ile çocuğa seslenmelisiniz. Bu çocuğun sizi dinlemesini sağlayacaktır. Böylece çocukla çatışmaksızın iletişim kurmuş olursunuz.

    Çocuğunuza Yemesi İçin Neden Yalvarmamalısınız?

    Yeme alışkanlığı edindirmede ebeveyn tutumu çok önemlidir. Çocuğunuz yemeğini yemediğinde sinirlenmeyin ya da tabağındakileri bitirmesi için ona yalvarmayın. Bu yemek yemenin bir ilgi çekme malzemesi olarak algılanmasına yol açar. Bunun yerine yemek zamanlarını çocuğunuza uygun bir düzende ayarlayın, yiyeceği yemeği seçmesine izin verin, çeşitli ve dengeli ürünler sunun. Böylece yemek yeme doğal bir ekinliğe dönüşür. Çocuk tarafından iletişim aracı olarak kullanılmaz.

    Övmek Nasıl İşe Yarar?

    Çocuklar belli davranış kalıplarını öğrenirken övgüye ihtiyaç duyarlar. Ancak övgüyü çocuğun şahsını övmek için kullanmamalısınız. Aksi taktirde çocuğun kendine verdiği değer ile davranışı arasında bağlantı kurmuş olursunuz. Övgü her zaman davranışa yönelik olmalıdır. Örneğin, “Güzel yiyorsun” denebilir ama “Yemek yediği için güzelleşiyor kızım” denmemelidir. Böylece çocuk kendilik değeri ile ilgili bir yanılgıya düşmez. Doğru övgü olumlu davranışları pekiştirir.

    Yalan

    Okul öncesi yaş döneminde Yalan bağımsızlığa giden bir yoldur. Bu yaş döneminde Yalan söylediğinde çocuğa aşırı tepki vermeyin. Kızgın tepkiler vermek bir dahaki sefere sizi kızgın görmek istemediği için çocuğun doğruyu söylemekten kaçınmasına yol açar. Bunun yerine neden yalan söylediğini anlamaya çalışın ve ona gerçeğin yararlarını anlatın. Gerçeğin sizin için önemini bilmek çocuğunuza doğru söylemenin ne kadar önemli olduğunu gösterecektir.

    Sen ile Başlayan Cümleler

    Sen ile başlayan cümleler dinleyiciyi kendini savunmaya yönlendirir. Çocuğunuzla kurduğunuz iletişimde sen dilini kullanmamalısınız. Örneğin “Çok tembel bir çocuksun! Neden eşyalarını hiç toplamıyorsun?” gibi cümlelerle onu eleştirmemelisiniz. Bu yaklaşım şekli çocuğun sizi duymazdan gelmesine ya da daha fazla karşı koymasına neden olur. Bunun yerine kendi duygularınızı ifade eden Ben dilini kullanmalısınız. Böylece çocuk kendini suçlanmış hissetmeyecektir. Sorunlarınız ben dili ile çözmek çatışmaları azaltır.

    Ben İle Başlayan Cümleler

    Çocuğunuzla aranızdaki birçok kavganın nedeni iletişimsizliktir. Sadece ne söylediğinizi değil, nasıl söylediğinizi de göz ardı etmemelisiniz. Aksi takdirde vermek istediğiniz mesaj çocuğunuza ulaşmaz. Konuşurken doğru kelime seçimine, beden diline ve ses tonuna dikkat etmelisiniz. Yargılamayan, yumuşak ve kararlı ifadeler çocuğunuzun sizi dinlemesini sağlar. Doğru iletişim biçimi çocuğunuz tarafından anlaşılmanızı ve onunla iş birliği yapmanızı kolaylaştırır.

    Çocuklar Neden Ağlar?

    Çocukların ağlama sebeplerinden biri Duygusal yoksunluktur ve giderilmemiş duygusal ihtiyaçlardan kaynaklanır. Yoksunluğa düşen çocuk asla ağlatılmamalıdır. Aksi takdirde çocuğun duygusal gelişimi zarara uğrar. Böyle bir sebepten ağlayan çocuk mutlaka kucaklanmalı ve teselli edilmelidir. Çünkü çocuğun sevilmeye, dokunulmaya ve teselliye ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçları karşılandığında çocuk kendini emniyette hisseder. Ebeveyni ile Yakınlık kurma, içine düştüğü boşluk duygusunu giderir.

    Çocuk Neden Küser?

    Küsme bir duyguları ifade etme aracıdır ve bazen çocuklar problem çözme aracı olarak küsme yöntemine başvurabilirler. Hangi sebeple küsmüş olursa olsun anne babalar çocuğu ikna etmeye yahut da üzerine çok giderek barışmaya çalışmamalıdırlar. Çünkü küsmenin işe yaradığını gören çocuk, sık sık küsme davranışı sergiler. Bunun için anne baba küsen çocuğun isteklerini yerine getirmemelidir. Böylece çocuk küsmenin işe yaramadığını görecektir. Küsmeden duygularını ifade etmek doğal iletişim kurma becerilerini geliştirir.

  • HER HAREKETLİ ÇOCUK DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE)

    HER HAREKETLİ ÇOCUK DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE)

    TANISI ALIR MI?

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı
    • 12 yaşından önce başlamış olmalı
    • En az 6 aydır devam ediyor olmalı
    • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma, uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan, sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük, sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme, oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme, tartışma, kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    • Zamanı iyi kullanamama
    • Dağınıklık/düzensizlik
    • Hırçınlık
    • Sosyal beceri sorunları
    • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri
    • Kendine güvenememe
    • Uyku sorunları
    • Duygusal dalgalanmalar

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    • Özgül öğrenme güçlüğü
    • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu
    • Davranım bozukluğu
    • Depresyon
    • Kaygı bozuklukları
    • Tik, Tourette bozukluğu

    Çevresel Etkenler;

    • Ailede benzer belirtiler
    • Aile içi stres,şiddet
    • Travmalar

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    • İlaç tedavisi

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    • Anne-baba eğitimi

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    • Öğretmenlerin eğitimi

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    • Bilişsel-Davranışsal Tedaviler
    • Deneyimsel Oyun Terapisi

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Çocuğundaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu, ümitsizlik ve üzüntü içerisinde olabilirler.

    TANISI ALIR MI?

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma, uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan, sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük, sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme, oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme, tartışma, kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    Çevresel Etkenler;

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Çocuğundaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu, ümitsizlik ve üzüntü içerisinde olabilirler.

    DEHB İLE İLGİLİ HİZMETLERİMİZ

    DEHB tanısı almış çocuklarla ilgili Merkezimizde yapılan birden çok çalışma vardır. Çocuğun ve ailenin ihtiyacına göre danışmanlık yapılır, uygun ev ve yaşam alanı oluşturulur, doğru davranışlar ebeveyne öğretilir ve çocuğa uygun bir terapi yöntemi uygulanır.

    • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisindeki bu gerginlik hali, tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.
      • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı
      • 12 yaşından önce başlamış olmalı
      • En az 6 aydır devam ediyor olmalı
      • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir
      • Zamanı iyi kullanamama
      • Dağınıklık/düzensizlik
      • Hırçınlık
      • Sosyal beceri sorunları
      • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri
      • Kendine güvenememe
      • Uyku sorunları
      • Duygusal dalgalanmalar
      • Özgül öğrenme güçlüğü
      • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu
      • Davranım bozukluğu
      • Depresyon
      • Kaygı bozuklukları
      • Tik, Tourette bozukluğu
      • Ailede benzer belirtiler
      • Aile içi stres,şiddet
      • Travmalar
      • İlaç tedavisi
      • Anne-baba eğitimi
      • Öğretmenlerin eğitimi
      • Bilişsel-Davranışsal Tedaviler
      • Deneyimsel Oyun Terapisi
      • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisindeki bu gerginlik hali, tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.
      • Çocuğa yeni davranışlar kazandırma yolunda ilerlerken farkında olmadan fazla yüklenilebiliyor. Baskılama ve yüklenmeler çoğu zaman ailelere ve çocuklara fayda sağlamamakta.
      • Çocukların sergilemiş oldukları problem olarak adlandırılan davranışa odaklanmak yerine o davranışı ‘neden yapıyor, nasıl yapıyor ve ne şartlarda (çevresel faktörler var mı/yok mu) yapıyor?’ sorularına cevap bulmaya çalışılmalıdır. Bu sorulara odaklanarak bir çocuğun davranışları ile ilgili yola çıktığınızda hem çocuğunuzu daha iyi hissedip anlamış olacaksınız hem de çözüm üretme konusundaki bakış açınız genişlemiş olacaktır.
      • Evde ve okulda mutlaka kurallar öğretilmeli, çocuk nerede durması gerektiğini, durmazsa bedelinin (ceza değil) ne olacağını bilmelidir.
      • Çocuğa yaşına ve gelişim düzeyine uygun sorumluluklar verilmeli ve uygun bir şekilde onaylanmalı, takdir edilmelidir.
      • Çocuğu sürekli uyarılara, müdahaleye maruz bırakan, sürekli durdurmaya çalışan aile ve öğretmen, çocuğun artık olumsuz davranışlarını pekiştirmişlerdir. Yaptığı olumlu davranışlar görülmez olmuştur. Çocuğun her yaptığı olumlu davranış görülüp taktir edilmelidir ki bunlar pekişsin…
      • Çocukla her gün ortalama 30 dk zaman geçirilmelidir. Yaşına uygun bir şekilde oyun, etkinlik, kutu oyunları gibi bire bir zamanlara ihtiyaç vardır.
      • Ödül stratejisi işe yarayabilir bir yöntem fakat fazla ödüle boğulan çocuklarda aşılanmak istenen olumlu davranışların aksine olumsuz davranışlar görülebiliyor. Çocukları ödüllendirirken dikkat edilmesi gerekenler;
      1. Ödül olarak neler işe yarıyor? / Çocuğunuz nelerden hoşlanıyor?
      2. Ödülü rüşvet gibi mi kullanıyorsunuz?
      3. Küçük yaşlarda ödül davranıştan hemen sonra verilebilir ama belirlenen zamanda verilmesi önemlidir.
      4. Yaş büyüdükçe ödüller somuttan soyuta doğru değiştirilmelidir. Bu yüzden bütün ebeveynlerin çocukların gelişim süreçlerini (duygusal, fiziksel, cinsel) bilmelerinde fayda vardır.
      1. Bilişsel Davranışçı Terapi
      2. Deneyimsel Oyun Terapisi (2-9 Yaş)
      3. Ebeveyn Danışmanlığı
      4. Akıl Zeka Oyunları Atölyesi