Etiket: Davranış

  • Çocuklarda Bağlanma

    Çocuklarda Bağlanma

    İnsanlar kendileri için önemli olan kişiler ile duygusal bağlar kurma eğilimindedir. Bu gereklilik doğum anından itibaren bebeklerde rahatlıkla gözlemlenebilir bir bebeğin annesinin sesini duyunca ağlamayı kesmesi bağlanmaya verilebilecek en güzel örnektir. Bağlanma kuramı gelişim psikolojisinde önemli bir yer tutar. Bebek doğduğu andan itibaren kendi ihtiyaçlarını karşılayamaz ve bir bakıcıya ihtiyaç duyar, bu kişi genelde çocuğun annesidir. Bebek bu kişi ile duygusal ve olumlu bir bağ kurmak ister bu zihinsel çalışan modele bağlanma denir. Bebek bu kişi ile yakın kalarak hayatta kalma şansını da arttırır. Ek olarak bebek bu kişiyi bir güvenlik üssü olarak kullanarak çevreyi yavaş yavaş keşfetmeye başlar. Bağlanma kuramı, anne ve bebek arasında doğumdan itibaren oluşan sosyal ve duygusal bağlardır (Bowlby, 1980,1982; Ainsworth, 1989). Bu bağlar özellikle çocuğun ileriki hayatında sosyal ve duygusal yönden çok önemli bir yer tutar. Annenin davranışına göre bebeğin zihninde belirli davranış paternleri oluşur ve bu paternler ile bebek kendi ve başkaları hakkında benlik modelleri üretir. (Baker, 2003; Bretherton, 1990; Vaughn, 2006;). Bu yüzden annenin bebek ile ilişkisi çok önemlidir bebeğe zamanında yanıt vermeli, ona sıcaklık sağlamalı, düzenli beslemeli ve ona bir güvenlik üstü oluşturmalıdır.

    Bağlanma davranışını gösteren belirli davranışlar vardır bunlardan bir tanesi bebeğin bağlandığı kişi ile ilişki de olmaya çalışması, onu sürekli araması, kokusunu hissedince veya sesini duyunca rahatlamasıdır. Eğer bağlandığı kişi bebeğin yakınında yoksa da bunu hissetmesi ve ağlamak gibi tepkiler göstermesi. Bir diğer davranış ise bebek bağlandığı kişi ile daha sıcak ve güvende hissederken başka kişiler ile huzursuz hissedebilmesi bağlanmanın varlığına delil olan en temel davranışlardır.

    Bağlanma genelde dört farklı gruba ayrılır bunlar:

    1. Güvenli bağlanmış bebekler: Bu bebekler çevreyi keşfetmek için anneyi güvenlik üssü olarak kullanırlar. Çevreyi incelemeye, çevredeki oyuncaklarla oynamaya bayılırlar. Yabancı birisini gördüklerinde bakım veren kişiye yönelirler. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde kolayca sakinleşirler. Onunla pozitif bir iletişim içerisindedirler, ona güler ve kucağına tırmanırlar. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde çevreyi keşfetmeye devam ederler.
    2. Güvensiz kaçınan bebekler: Genelde bakım veren kişiye karşı ilgisiz gibi görünürler. Bakım verenden kaçınırlar ve onunla çok az ilişkiye geçerler. Yabancılara ve bakım veren kişiye de benzer tepkiler verirler. Dikkatlerini daha çok oyuncaklara vermeye çalışırlar. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde tepki göstermezler.
    3. Güvensiz dirençli bebekler: Bu bebekler sıklıkla anneye yapışırlar, ayrılma anında direnç gösterirler, birleşme anında ise bakım verene kızarlar, ağlarlar ve tepki göstermeye devam ederler.
    4. Güvensiz dağınık bebekler: Çok güvensiz, dağınık ve şaşkındırlar. Ayrılma esnasında davranışlarında çelişkiler gözlemlenir. Anneden ayrıldıkları anda sersemlemiş ve şaşkın gözükebilirler. Anne kucağına aldığı anda ise uzaklara bakar ve tepkisiz davranırlar.
  • Sosyal Fobi

    Sosyal Fobi

    1) Sosyal Fobi nedir?

    Sosyal fobi bir kaygı bozukluğudur. Kişinin dikkat odağı olmaya ve diğer bir kişi veya kişiler tarafından değersiz sayılmaya karşı olan abartılmış korkusuyla ilgilidir. bu kişiler yoğun olarak performans kaygısı yaşamaktadırlar ve bu kaygıyı her performans sergileyeceği zaman yoğun bir biçimde yaşarsa kişide sosyal fobi var diyebiliriz.

    2) Sosyal fobinin alt tipleri nelerdir?

    • Sosyal etkileşim: Buluşma, konuşmaya katılma, biriyle çıkma, fikrini söyleme, haklarını savunma.
    • Performans: Topluluğa karşı konuşma, spor yapma, müzik aleti çalma, dans etme gibi..
    • Gözlenme: Sokakta yürüme, otobüse binme , odaya sonradan girme, açık tuvaleti kullanma, biriyle yemek yeme.

    3) Sosyal fobinin görülme sıklıkları nasıldır?

    • Kadınlarda daha sık görülmektedir fakat klinik başvurularda erkekler daha fazla.
    • Başlama yaşı 13-20 yaş arasındadır.

    4) En sık karşılaşılan belirtileri nelerdir?

    Kızarma ve kaslarda titreme. Çarpıntı, terleme, mide rahatsızlıkları, boğazda kurma, sıcaklık ateş basması, üşüme gibi..

    5) Sosyal fobinin panik ataktan farkı nedir?

    Sosyal fobide değerlendirme ve performans kaygısına bağlı oluşan bir kaygıya bağlı olan davranışsal durumlar oluşmaktadır. mesela kişi sunumda söyleyeceklerimi unutursam rezilolurum inancına bağlı olarak yoğun şekilde yaşadığı kaygı yüzünden çarpıntı hissetmektedir. fakat panik atakta bedensel duyumları abartarak yaşanılan korku vardır. örneğin kalbim çok hızlı atıyor, kalp krizi geçireceğim gibi..

    6) Sosyal fobide en çok yakınılan belirtiler nelerdir?

    Kişinin en rahatsız olduğu belirtiler, kızarma, ağızda kuruluk, kekeleme,ses titremesi

    7) Sosyal fobide temel örüntüler nelerdir?

    • Olayları kendine odaklama:
    • Yoğun biçimde kendine odaklanır.
    • Kaygılı bekleyiş
    • Kaçınma ve kaçma
    • İşlevselliğin kesintiye uğraması
    • Beceri eksikliği
    • Olumsuz beklenti: beni reddedecekler , yetersiz bulunucam , garip olduğumu düşünecekler, en basit şeyleri dahi yapamıyorum, yine başarısız olacağım..

    8)Sosyal fobik insanların yaptığı yanlışlar nelerdir?

    Sosyal fobi yaratacağı düşünülen durumlardan kaçındıkça kaygısı azalır,böylece kaçınma davranışı pekişir. Ve kaçınma sayesinde olumsuz sonuçları olabilecek sosyal durumlardan kaçınılmış olur ve böylece koşullanmış olan korkunun sönmesi engellenir. kısır bir döngü oluşur.

    9) Sosyal fobide nasıl bir kısır döngü oluşur?

    Tetikleyici uyaran (sunum yapmak) etkiliyor, otomatik düşünceyi(rezil olacağım), Tehlike algısı büyüyor, anksiyete ve fiziksel belirtiler gözleniyor(yüzünün kızarması, terleme, sesinin titremesi), davranış( kaçınma, sunum yapmama), Geçici rahatlama. ve tekrar tekrar aynı şeyler.

    10) Sosyal fobide kaçınmalar ne şekilde oluyor?

    Az konuşma, göz temasından kaçınma, soru sormaktan kaçınma gibi..

    11) Sosyal fobisi olan kişilerin kaygılarını arttıran inançları nelerdir?

    • Herkesin takdirini kazanmalıyım,
    • Hiçbir zayıflık belirtisi göstermemeliyim
    • Kaygılı olduğumu kimse farketmemeli
    • Zeki ve parlak görülmeliyim.
    • Bunun yanı sıra sosyal fobik kişilerin sahip olduğu bazı temel inançları vardır,
    • Farklıyım(herkesin başına gelmez ama benim gelebilir), sıradışıyım(olumsuz),çekici değilim, rahatsız ediciyim, yetersizim.

    12)Peki bu inançların oluşmasına ne zemin hazırlıyor bunun anne baba tutumlarıyla ilişkisi var mıdır?

    • Anne ve babaların çekingen özellik taşıması
    • Utanç yaratıcı durumlar
    • Suçluluk duygusu doğurmaya yönelik tutumlar
    • Çocuktan gurur duymama
    • Tahammülsüzlük
    • Çocuğu sevmeme
    • Aşırı eleştirme, reddetme, cezalandırıcı tutumlar
    • Uygunsuz bir biçimde diğer çocuklarla kıyaslama

    13) Sosyal fobik bir kişi terapiye başlamak istedi nasıl bir süreç izlenir?

    • Öncelikle bir değerlendirmeye alınır.
    • Sorun alanlarının bilişsel,davranışsal,çevresel,duygusal ve fizyolojik boyutlarını araştırılır.
    • Kaçınma ve güvenlik davranışları bulunur
    • Sosyal ve iş hayatında yaşadığı zararların konuşulması, ek bir psikolojik rahatsızlık durumları tespit edilir.
    • Daha sonra terapinin kısa ve uzun dönemli amaçları saptanır.

    14)Tedavide neler kullanılır?

    • Psikiyatrik ilaçlar
    • Psikoterapi (BDT) , grup terapisi

    15) BDT ile nasıl bir süreç izlenir?

    Kişinin bilişsel çarpıtmalarıyla, davranışlarındaki güvenlik arayışları tespit edilir bunların üzerine yoğunlaşılır.

    16) En çok ne tarz bilişsel çarpıtmalar gözlenir?

    • meli-malı ( iyi performans göstermek zorundayım)
    • Etiketleme ( Eğer bunlar olmazsa yetersiz bir insanım)
    • Felaketleştirme ( Performans esnasında duyacağım rahatsızlık çok kötü olacak)
    • Düşük engelleme eşiği, (Ben böyle bir durumla başedemem, bunu kaldıramam, dayanamam)

    17)Bu bilişsel çarpıtmaları nasıl düzeltilir?

    Davranışsal teknikler ile , maruziyet, hayali maruziyet, davranış deneyleri , video monitarizasyonu ile.

    Örneğin:

    hastanın belirtisi Maruziyet

    Yemek yiyememe Küçük kalabalık restoranda yemesi zor bişi yemek spagetteti veya hamburger gibi

    15-20 dk dan kısa olmayacak şekilde. çünkü fizyolojik belirtilerin başlamasını beklenir veya sunum yapmaktan korkan birine, sunum ortamı hazırlayıp , bir performans sergilemesini isteyip, videoya alınabilir. Kişiden sunumdan önce kendini değerlendirmesini istenir.

    18) Peki bu video monitorizasyonun amacı nedir?

    Bazı inançları test etmek

    19) Kişiden bu uygulamayla neyi öğrenmesi beklenir?

    • Kendi felaketleştirme eğilimini
    • Performansını olduğundan kötü algıladığını
    • Seyirci tarafından zannettiğinden daha iyi değerlendirildiğini görmesini sağlar

    20) Diğer bir terapi çeşiti olan grup terapisi sosyal fobi için ne işe yaramaktadır?

    • Kişilerin gözlemsel öğrenmesini sağlar
    • Doğal bir maruziyet sağlıyor
    • Diğerlerine yardım ederek öğrenme
    • Aynı sorunu paylaşanları görüp olumlu etki
    • Diğerlerinin başarılarıyla cesaretlenme
  • Çocuklarda parmak emme ve tırnak yeme davranışı

    Çocuklarda parmak emme ve tırnak yeme davranışı

    PARMAK EMME

    Emmek her bebeğin sahip olduğu bir reflekstir. Aynı zamanda rahatlama ve doyum sağlama aracıdır. Parmak emme bebeklik döneminde doğal bir olaydır. Hemen tüm bebekler acıktığında, huzursuz olduklarında ve uykuları geldiğinde emmek isterler. Ancak bu davranışın yaşamın ilk yıllarında azalmaya başlaması ve 3-4 yaşına geldiğinde kaybolması beklenir.

    Eğer 3-4 yaşından sonra hala devam ediyorsa bu davranışın nedenini araştırmak gerekir. En önemli yapılması gereken bu davranışın yerine başka bir yöne yönlendirmek ve altta yatan korku, kaygı ,ilgisizlik gibi durumlar varsa bunu çözüme ulaştırmak olacaktır. Ceza vermek ,kızmak ,yasaklamak yapılmaması gereken davranışlardır.

    TIRNAK YEME

    Tırnak yeme çocuklarda ve ergenlerde çok sık görülen bir davranış problemidir. Genellikle yoğun kaygı ve stres durumlarında daha çok görülmektedir. Bazen yakın çevrede tırnak yiyen bir büyük ya da ebeveyn de model olabilir. Eğer alta yatan bir ruhsal bozukluk varsa (Kaygı bozukluğu, depresyon vs.)önce bu durum tedavi edilmelidir. Kızmak, uyarmak cezalandırmak doğru değildir. Yapılması gereken bu davranışın hangi zamanlarda görüldüğünü tespit edip çocuğun dikkatini başka yöne çevirmektir.

  • Özgüven Eksikliğinin Sebepleri ve Özgüven Eksikliği Tedavisi

    Özgüven Eksikliğinin Sebepleri ve Özgüven Eksikliği Tedavisi

    Özgüven (Benlik Saygısı) kişinin kendiyle ilgili yaptığı değerlendirme sonrasında kendinden memnun olup olmaması, kendini bedensel ve psikolojik olarak yeterli, güçlü, önemli, başarılı sağlam bulup bulmamasıyla, kendisini nasıl bulduğuyla ilgili bir kavramdır. Kişinin kendinden hoşnut olması benlik saygısının ve özgüvenin yüksek olduğunun göstergesidir. Kişinin sahip olduğu özgüven hem kendi iç dünyasında hem kişiler arası ilişkilerde hem de iş hayatında büyük önem taşır. Benlik saygısı (özgüven) kişinin diğer insanlarla nasıl ilişkiler kuracağını, ilişki içinde ki pozisyon ve gücünü belirlemede ki en önemli psikolojik özelliktir. Bir kişinin özgüveninin olmaması diye bir şey söz konusu değildir. Yalnızca düşük ve yüksek özgüvene sahip olmak olarak tanımlanan durum vardır.

    ÖZGÜVEN DUYGUSU NASIL OLUŞUR?

    Doğduğumuz andan itibaren bilinçli ya da bilinçsizce bazı davranışlar sergileriz ve her davranışımıza karşı çevrede ki insanlardan özellikle ailemiz tarafından geribildirimler alırız. Diğer insanlar bizim için birer ayna görevi görürler. Büyüme evresi boyunca çocuk, yaptığı her davranışa karşı çevreden aldığı tepkileri değerlendirir ve yaptığı şeyin ve iyi ya da kötü olduğuna dair bir sonuca ulaşır. Çocuk bir davranış sergiledikten sonra çevresinde ki insanlar ona gülümsüyorlarsa, takdir ediyorlarsa, saygı ve sevgi gösteriyorlarsa, yaptığı davranışı onaylayıp, beğeniyorlarsa çocuk iyi bir şey başardığını ve kendisinin iyi şeyler yapan ve başaran biri olduğu hissini yaşayacak, kendisinin değerli ve yeterli olduğuna dair bir inanç geliştirecektir. Ancak bunun aksine çocuk bir davranış sergilediğinde çevresinde ki insanlar ona sürekli kızıp, bağırıp eleştiriyorlarsa hatta çocuğu yaptığı şeyler için cezalandırıyorlarsa çocuk kötü, yetersiz biri olduğu hissine kapılacak ve kendisinin yetersiz beceriksiz hatta cezalandırılmayı hak eden biri olduğuna inanmaya başlayacaktır. Örneğin yaptığı resmi babasına gösterip ‘’baba bak resmim nasıl olmuş’’ diye soran bir çocuğa babasının çok güzel olmuş demesi durumunda çocuk başarılı ve yetenekli biri olduğunu düşünecektir. Ya da tam tersi güzel olmamış hatta abin senden daha güzel resim yapıyor şeklinde bir karşılaştırmaya maruz kalması durumunda çocuk kendini yetersiz ve diğerlerinden daha aşağı görecektir. Böyle durumların birçok kez tekrarlanması yoluyla çocuk kendini yetersiz görmeye başlayacak ve başka şeyler yapmaktan uzak durmaya duracak, yanlış yapma ve eleştirilme korkusuyla kendini değersiz hissettirecektir.

    Çocukluk döneminde duygusal, cinsel ya da fiziksel olarak istismara uğrayan, duygusal ve fiziksel ihtiyaçları yeterli düzeyde giderilmeyen, ailesinin beklentileri yüksek olan, sık sık hastalanan ya da kronik sağlık sorunları yaşayan bireylerin benlik saygıları daha düşük olmaktadır.

    Eleştirilen, yaptığı olumlu şeyler değersizleştirilen ya da görmezden gelinen, sık cezalandırılan, davranışları konusunda engellenen kişilerin özgüvenleri daha düşük olmaktadır.

    Özgüven kişinin bir şeyler yapmaya çalışıp başarı duygusu yaşamasıyla gelişebilen bir durumdur. Bazı ebeveynler çocuklarına kötü davranmazlar ama aşırı koruyucu davranışlar sergileyerek her şeyi çocuğun yerine yapmaya kalkarlar. Kendi başına hiç bir şey yapmayan çocuğun, zorlukları aşıp başarma duygusunu yaşayamadığı için ya özgüveni daha az olacaktır ya da altı boş bir özgüven duygusu yaşayacaktır. Altı boş özgüven duygusuna sahip bireyler büyüyüp sosyal hayata ya da iş hayatına atıldıklarında ciddi anlamda zorluk yaşamakta ve çevrelerinden yoğun bir yardım istemektedirler. Bu tip durumlarda bağımlı kişilik özellikleri de sıkça gözlemlenmektedir.

    İDEAL BENLİK ve GERÇEK BENLİK ARASINDA Kİ FARK

    Herkesin kafasında (iç dünyasında) yarattığı ideal bir benlik ve diğerleri tarafından koşulsuzca sevilme isteği vardır. Büyüme sürecinde çocuk doğal haliyle davrandığında çevresinde ki kişilerin olumsuz tepki vermesi durumunda kendi doğal davranışından uzaklaşarak sevgi ve ilgi kazanmak için çevrenin istediği şekilde davranmaya başlar. Ancak bu durumda kişi kendi gerçek duygu, istek ve davranışlarını bastırdığı için ‘’ben olmayan’’ bir benlik yaratır. Ortaya konan (diğer insanlara gösterilen) benlikle, ideal benlik arasında ki fark büyüdükçe kişi mutsuzlaşır. Bu bireyler depresyona, sosyal fobi gibi kaygı bozukluklarına, daha yatkındırlar.

    ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİNİN BELİRTİLERİ

    Karar almada zorlanma.

    Sıkça başkalarına ihtiyaç duyma.

    Kendi adlarına risk alamama.

    İlişkilerde sınır koyamama.

    Diğerleri tarafından kullanılma, hayır diyememe.

    Sosyal ortamdan kaçınma, konuşma-sunum yapmaktan çekinme.

    Fikrini söyleyememe, söylerse onaylanmayacağı ya da küçük düşeceğine inanma.

    Utanç, suçluluk, sevilmeme hissi.

    Eleştirilere karşı hassas olma.

    Bazı depresyon belirtileri sergileme, karamsarlık.

    İçe kapanma, asosyal olma.

    Kendini yetersiz, başarısız, değersiz, beceriksiz olarak değerlendirme.

    Fiziksel görünüşünü beğenmeme.

    Olumlu başarılı yönlerini görmezden gelme.

    Olaylardan çabuk ve yüksek düzeyde olumsuz etkilenme, hızla umutsuzluğa kapılma.

    Diğer insanlar tarafında reddedileceğine, önemsenmediğine inanma.

    Düşük beklentilere sahip olma.

    ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ NASIL GİDERİLİR (ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ TEDAVİSİ)

    Benlik saygısı bireyin kişilik yapısıyla doğrudan ilişki bir özellik olduğu için geliştirilmesi için uzman bir müdahale gerekmektedir. Gerçek anlamda özgüven eksikliğinizi gidermek istiyorsanız. Uzman bir psikologdan destek almanız gerekmektedir. Özgüven eksikliğini gidermek ya da özgüveninizi arttırmak için uygulanan bir çok farklı psikoterapi yöntemi bulunmaktadır. Bunlar arasında en öne çıkan iki terapi yaklaşımı bilişsel davranışçı psikoterapi ve dinamik yönelimli psikoterapidir.

    Bilişsel davranışçı psikoterapide kişinin dünyayı, kendini ve diğer insanları algılayış şekli yeniden ele alınarak kişinin olaylara daha rasyonel bakması hedeflenir. Bu sürecin ardından kişinin bu gününü etkileyen algılarının geçmişte nasıl oluştuğu ele alınarak geçmiş yaşam olaylarına müdahale edilmesi yoluyla benlik kavramı yeniden yapılandırılır. Dinamik psikoterapi yönteminde ise kişinin geçmişten bugüne yansıyan deneyimleri, tekrar eden davranış ve olay döngüleri yeniden ele alınarak düzenlenir.

    Bunun yanı sıra yaşam koçluğu, hipnoz, nlp gibi bilimsel temeli olmayan yöntemlerle özgüveninizi geliştirebileceğinizi yada daha yüksek özgüvenli biri olabileceğinizi söyleyen kişilerden uzak durmanızın önemli olduğunu belirtmek isterim.

    Son olarak özgüveni arttırmanın en etkili ve gerçekçi yolu psikolojik destek ve psikoterapi olsa da bazı küçük öneriler bu konuda yardımcı olabilir.

    Olumlu yanlarınızı keşfedin.

    Hayatta başardığınız şeylerin listesini yapın.

    Hayatta sizin için önemli olan şeyleri ve ulaşmak istediğiniz amaçları belirleyin ve ulaşma yollarını araştırın.

    Olumsuz iç konuşmalarınızı yakalayın ve pozitifleriyle değiştirin.

    Hedeflerinize ulaşmak için süreci küçük adımlara bölerek başlayın.

    Görünüşünüze, giyiminize dikkat edin.

    Unutmayın özgüveniniz arttıkça başarmayacaksınız, bir şeyler yaptıkça-başardıkça özgüveniniz artacak.

    Dik bir oturuşunuz olsun.

    Mükemmel olmaktan vazgeçin.

    Hobiler ve yeni arkadaşlar edinin

    Şikayetçi olmaktan ve kendinizi eleştirmekten vazgeçin.

    Size yönelik olumlu geri bildirimleri kabul edin.

    Sizi destekleyen kişilerle daha çok zaman geçirin

  • Kardeş kıskançlığı!

    Kardeş kıskançlığı!

    Kardeşin kardeşi kıskanmaması mümkün değildir. Hele yaş farkı ne kadar az ve çocukların yaşları ne kadar küçük olursa sorunlar da o kadar fazla olur. Küçük yaştaki çocuklar duygularını sözel olarak ifade edemedikleri için davranışlarıyla kendilerini ifade etmeye çalışırlar. Bu da hırçınlık, huysuzluk, yeme sorunları, uyku bozuklukları olarak ortaya çıkar. Bunlar çocuğun hem sıkıntı yaşadığının göstergesidir, hem de ikincil olarak ilgiyi bir şekilde üzerine çekmesine de hizmet eder.
    Anne babaların en çok yaptığı hata yeni gelen kardeşe ilgilerini azaltıp, diğer çocuğa olan ilgiyi arttırmalarıdır. Bu çocuk tarafından ödül olarak algılanıp olumsuz davranışı sürdürmesini tetikleyebilir. Ayrıca anne- babasının eskiye göre kendisine daha fazla ilgi göstermesi, onlardaki bu davranış değişikliğinden rahatsız olmasına ve bir şeylerin değiştiğinin işareti olduğunu düşünmesine neden olur.

    Küçük kardeşi gibi bebeksi davranmalar, tuvalet kontrolünün kazanılmışken kaybedilmesi, eskisine göre daha fazla ağlama gibi yaşına göre gerileme davranışları yine yeni kardeşi olan çocuklarda sıkça görülür. Bu davranışlar çocuğun üzerine fazla gidilirse artış gösterir. Bunun yerine olumlu davranışlarının ön plana çıkartılması daha faydalı olacaktır. Örneğin “Aferin, bak artık kendi yemeğini kendin yemeğe başladın” gibi.

    Sonuç olarak çocukları arasında kardeş kıskançlığı yaşanan anne-babaların göstermesi gereken tavır, çocukların her birine ihtiyacı ölçüsünde ilgi göstermek, kesinlikle eskisinden farklı ve abartılı davranmamak, çocuğa anlayacağı basit bir dille neden kardeşiyle daha fazla ilgilenmeleri gerektiğini anlatmaktır. Çocuğa ağabey veya abla olduğunun sürekli hatırlatılması bir süre sonra onda gergilik yaratacak ve buna tepkili davranmasına yol açacaktır.

  • Çocuk eğitiminde nelere dikkat edilmeli ?

    Çocuk eğitiminde nelere dikkat edilmeli ?

    Çocuğa sağlıklı eğitim verebilmenin yolu sağlıklı iletişimden geçer. Eğitim sürecinde, anne baba ve çocuğun bakımına yardımcı olan kişilerin doğru davranışlar sergilemesinin önemi büyüktür. Genel olarak dikkat edilmesi gereken kurallar varolmakla birlikte, özellikle bazı yaş dönemlerinde çocukların ebeveyleri daha zorlayabileceği unutulmamalıdır.

    a) İki yaş dönemi:

    Bu dönem aynı zamanda tuvalet alışkanlığının da kazanılmaya başladığı zamana denk düşer. İki yaş civarında çocuk artık kendi vücudu üzerinde kontrol kazamaya başlar. Hareket ve kendini ifade etme becerileri hızla gelişir. Bununla birlikte çocuk istekleri üzerinde daha ısrarcı, inatçı olmaya aşlar. Anne babanın tahammül sınırlarını zorlayacak kadar zıtlık çıkarabilir, gereksiz yere ağlar, istekleri olmadığında eşyaları fırlatabilir, kendini yerlere atabilir. Bu durum zordur ancak normal gelişimin de bir parçasıdır. Bakım verenin bu sürecin geçici olduğunu bilerek sabırlı olması gerekir. Çocuğa bağırmak, şiddet uygulamak gibi yanlış tavırlar çocuğun daha da negatif bir tavır içine girmesine neden olmaktan başka işe yaramaz. Böyle durumlarda en uygun davranış sabırlı, sakin ve kararlı olmak, çocuğun sakinleşmesini beklemektir.

    b) Anne baba tutumu:

    Çocuğun içinde bulunduğu yaş döneminin yanı sıra, çocuk eğitiminde anne babanın takındığı tavır ve farkında olmadan yaptıkları tutum hataları da çocuğun söz dinlememe davranışı göstermesine sebep olabilir. Özellikle çocuklara uygulanan katı disiplin veya tam tersi fazla gevşek bir disiplin, ebeveynlerin kararlı ve net bir tavır sergileyememesi ve çocuğa farklı mesajların verildiği kalabalık ortamlarda yetişmiş çocuklarda bu tip olumsuz davranışları daha fazla görüyoruz. Ayrıca çocuğa bir kardeş gelmesi de çocukta yarattığı stres nedeniyle, sinirli olmasına ve olumsuz da olsa ilgiyi üzerine çekmeğe yönelik zorlayıcı, söz dinlemez davranışların ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Çocuğun toplum içinde uyum içinde yaşayabilmesi, sorumluluk duygusu ve iç denetim kazanabilmesi için belli bir disiplin içerisinde yetiştirilmesi gerekir. Kural tanımayan, her istediği yapılmış, söz dinlemeyen çocuklar hem kolay mutlu olamazlar, hem de davranışlarındaki benmerkezci tutum nedeniyle sosyal çevre tarafından dışlanabilirler. Bu nedenle anne babaların çocuklarına bazı toplumsal kuralları ve sağlıklı davranış modellerini öğretmeleri çok önemlidir. Burada en önemli noktalardan birisi anne ve babanın çocuklarına kendi davranışlarıyla örnek olduklarını unutmamalarının gerektiğidir. Kendisiyle ve birbirleriyle sürekli bağırılarak ve azarlayarak konuşulan çocuklar aynı davranışları kendi anne baba ve kardeşlerine gösterirler. Aynı şekilde saygılı, çalışkan, girişken olabilmeleri için çocuklarımıza davranışlarımızla örnek olmalıyız. Aşırı katı disiplin uygulanması ise çocuğun korkak, öfkeli ve kızgın davranışlar sergilemesine yol açabilir.

    c) Ödül ve cezalandırma:

    Doğru davranışlarının gözden kaçırılmadan, fazla abartılı olmamak kaydıyla övülmesi ve takdir edilmesi çocuğu mutlu ederek olumlu davranışın tekrarlanması ve pekişmesini sağlar. Somut hediye ve ödüller de sık olmamakla birlikte verilebilir.

    Ceza ve ödüllendirme çocukların eğitiminde kullanılan ve etkinliği kanıtlanmış yöntemlerdir. Öncelikli olarak tercih edilmesi gereken her zaman ödüllendirme olmalı, cezaya en son başvurulmalıdır. Cezalar asla çocuğun kişiliğini zedeleyecek, onun kendine güvenini sarsacak nitelikte olmamalıdır. Bilgisayar oyunu oynamasının kısıtlanması, sokağa çıkmasına belli bir süre izin verilmemesi, odasında bir süre oturup beklemesi gibi onun için önemli ve severek yaptığı birkaç aktiviteden uzaklaşması şeklinde cezalar daha uygun olacaktır. Çocuğu da eleştirirken “Sen yaramaz bir çocuksun” gibi genel ifadeler kullanmak yerine, “Bu yaptığın davranış yanlıştı” gibi hataya odaklanmak çok daha doğrudur.

    Sonuç:

    Kendine güvenen, mutlu ve sosyal ilişkilerinde başarılı çocuklar yetiştirmek istiyorsak onlara davranışlarımızla örnek olmalı, onlara güvendiğimizi hissettirmeli, olumlu davranışlarını takdir etmeli, onlarla ilişkilerimizde hoşgörülü, tutarlı, net ve kararlı davranmaya dikkat etmeliyiz. Aşırı gevşek ve aşırı katı bir disiplin çocuklarda davranış sorunları oluşmasına neden olacağından dengeli bir eğitim çok önemlidir.

  • Otizm

    Otizm

    Otizmin görülme sıklığı günümüzde çok büyük bir hızla artıyor. 1985 yılında her 2500 çocuktan birine konan otizm tanısı, 2001 yılında 250, 2013 yılında ise 88 çocuğa konurken günümüzde her 68 çocuktan biri otizmli olarak dünyaya geliyor. Otizmin erkek çocuklarında görülme riski ise kızlardan 4 kat daha fazla. Ülkemizde ise her 150 çocuktan biri otizm belirtileri göstermektedir. Otizmin nedeninin halen ne olduğu bilinmemekle beraber yıllarca genetik faktörler üzerine durulmuştur. Buna karşın çevresel faktörler ve günümüzün kara kutuları (tv bilgisayar ı pad telefon) tetikleyiciler arasında gösterilmektedir. Çevresel faktörlerin etkisi üzerinde yapılan bir araştırmaya göre 1988 yılında Edelson ve Cantor 56 çocuğu incelemişler ve 56sında da ağır metal yükü saptamışlardır. Araştırıcıların sonuçlarına göre 56 çocuğun 55’inde karaciğer detoksifikasyon sisteminin iyi çalışmadığı, 53’ünde de bir ya da daha fazla ağır metal dışı toksik kimyasal madde (ağır metal dışında) yükü olduğu tespit edilmiş. Bu toksinlerin başlıcaları böcek ilaçları, tarım ilaçları, dezenfektan gazlar, antibiyotikler, deodorantlar ve çok sayıda aromatik ve alifatik solventlerdir. Otizmin tetikleyicilerinden biri de teknoloji öğeleridir. Televizyon, özellikle 0-3 yaş arasında çocuklara izlettirilmemesi önerilen bir unsurdur. Ancak; koşturmacanın yoğun olduğu ve strese hapsolmuş ebeveynler  çocuklarını susturabilmek ve sakinleştirmek için gün içerisinde 2 saat ve daha fazla televizyon karşısına oturtmakta veya bakımverenle çocuk tüm günlerini televizyon izleyerek geçirmektedirler. Televizyondaki renkli uyaranlara çocuklar bebeklik döneminden itibaren maruz kaldıklarında ekrandaki aksiyona odaklanıyorlar ve beyinleri normalden çok daha fazla yoruluyor. Bu durumda çocuklarda bebeklik döneminde sosyal uyaran eksikliğinden dolayı zayıf göz kontağı, dikkat dağınıklığı ve sosyal ilişkilerde yetersizlik gibi otizminde belirtileri olan faktörler kendini göstermektedir. Peki nedir bu otizm belirtileri?

    . ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMINDE OTIZM BELIRTILERI

    *Çocuğunuz ya da öğrencinizle iletişim kurmak istediğinizde sizinle göz kontağı kuruyor mu?

    Otizmli bir çocuğun göz kontağı yoktur ya da sınırlıdır.

    *Çocuğun dikkatini kendinize çekin, ardından odanın diğer köşesindeki ilginç bir nesneyi gösterin ve “Aaa bak bir ….. (oyuncağın adı) var ”dediğinizde oyuncağın olduğu yöne bakıyor mu? (çocuğun elinize değil işaret ettiğiniz nesneye baktığından emin olun)

    Otizmli bir çocuk ismi ile seslenildiğinde duymuyormuş ya da umursamıyormuş gibi davranır.( aile ya da öğretmen işitme de sıkıntı yaşıyor olabileceğini bile düşünür) ilgi alanı kısıtlıdır. Sese karşı aşırı ve ya çok az tepki verir.

    *Çocuğun dikkatini kendinize çekin ve ona bir oyuncak araba ya da bebek vererek “arabayı sürer misin/bebeği uyutur musun? deyin. Sembolik davranışlarda bulunuyor mu? (başka bir oyunla da sembolik davranış gözleyebilirsiniz. Burada önemli olan sembolik davranışla tekrarlayıcı davranışı ayırt etmektir. Arabaları- hayvanları  yan yana dizmek yineleyici davranıştır, sembolik değildir ve bir amacı yoktur.

    Otizmli bir çocuk oyuncakları ile amacına uygun oynayamaz.Yaşıtları ile iletişim kurmakta yetersizdir. Serbest zamanda arkadaşları birbirleri ile iletişim halinde iken o gruptan ayrı tekrarlayıcı davranışlarını yapıyor olarak gözlenir.

    *Çocuğa ışık nerede bana ışığı gösterir misin diye sorduğunuzda işaret parmağı ile ışığı gösteriyor mu? Işık sözcüğü yerine başka bir nesne söylenebilir ancak çocuğun nesneye işaret ettiği anda yüzünüze bakmış olması gerekmektedir.

    Otizmli bir çocuk konuşmada yetersizdir. Kelimeler sayılıdır. Yönerge almakta zorlanır.

    Özet otizmin belirtileri üç alanda gözlenir.

    1)sosyal ilişkilerde güçlük; göz kontağından kaçınma, karşısındakinin mimiklerine ve ihtiyaçlarına kayıtsızlık, duygusal ilişkide eksiklik

    2)iletişimde zorluk;konuşma da gecikme, sözel ve ya sözel olmayan iletişimde zorluk, soyut kavramlarda güçlük, tehlikeyi anlayamama

    3)sınırlı ilgi yineleyici ve rutin davranışlar;bir alana aşırı ilgi diğer alanlarda ise kayıtsızlık. Ellerini çırpma, sallanma, ses çıkarma. Aynı kıyafeti giymek aynı yoldan gelmek gibi yeniliğe karşı tepkililerdir.

  • Asparger bozukluğu / sendromu

    Tanım, Sıklık

    Anglo-Sakson ekolüne göre Yaygın Gelişimsel Bozukluklar başlığı altında, Avrupa ekolüne göre de Otistik Bozukluklar Spektrumu başlığı altında incelenen Asperger Bozukluğu ya da Asperger Sendromu; otistik özelliklerin nispeten geri planda ya da hafif olduğu, en temel problemin sosyal iletişimde beceriksizlik olduğu, normal ya da normalin üzeri zekası olan çocuklarda gözlenen nöropsikiyatrik bir problemdir.

    Sıklığı tam olarak bilinmemektedir ancak İsveç’te 1993 tarihinde yapılan bir araştırma çocuklar için binde 3.6 gibi bir oran belirlemiştir. Kuşkulu olgularla bu oranın yüzde 7.1’e çıkabileceği de ileri sürülmüştür. Erkek çocuklarda, kız çocuklardan dört kat daha fazla olduğu düşünülmektedir. Alan araştırması yapan kimi uzmanlarca on binde iki gibi tahmini bir oran da ileri sürülmüştür.

    1944 yılında Avusturyalı çocuk doktoru Hans Asperger tarafından; normal zekada ancak sözel olmayan iletişimi zayıf, em pati yoksunu, sabit ilgi alanlarına odaklı, koordinasyon sorunları olan, konuşma şekli tuhaf ve sosyal izolasyonla tipik dört çocuk “otistik nöropati” terimi ile tanımlanmıştır. .

    1981 yılında Lorna Wing adlı bir İngiliz doktorun; “empati yoksunu, motor koordinasyon problemleri, iletişim sorunları olan” belirli bir çocuk grubunun varlığını ortaya koyması ile aynı klinik tablo uzun yıllar sonra yeniden gündeme gelmiş ve keşfeden hekime atfen Asperger Sendromu olarak adlandırılmış, sırasıyla da 1992 ve 1994 yıllarında ICD-10 ve DSM-4 içindeki yerini almıştır.

    Nedenleri

    Yapılan araştırmalar Asperger Sendromu’nun tam nedenlerini ortaya koyamamıştır ancak yapılan genetik ve beyin görüntüleme çalışmaları; doğumla başlayan, genlerle gelen ve çevresel etkenlerle de pekişen bir nöropsikiyatrik bozulma olduğunu düşündürmektedir. Fetus gelişimi sürecinde embriyon hücrelerinin migrasyonunda (taşınmasında) ortaya çıkan anormalliklerin beyin gelişiminde aksamalara neden olabileceği düşünülmüştür.

    Klinik Özellikler

    Asperger Sendromu genellikle toplumsal ilişkilerdeki davranış bozuklukları ile kendisini gösterir.

    Bu çocuklardaki en önemli sorun sosyal iletişim becerilerindeki yetersizlikleridir. İkili ilişkilerdeki ve grup ortamındaki karmaşık kuralları anlamakta ve takip etmekte zorluk yaşarlar. “Akıl körlüğü” olarak da tariflenir kimi kaynaklarca. Fazla benmerkezci oldukları için grup ortamında bile genellikle kendileri ile meşguldürler, grupta merkezi konumda değil, periferde yer alırlar, yani takipçidirler. İkili ilişkiler de sosyal ve duygusal karşılıklılıklarının zayıf olması sağlıklı iletişime girmelerini güçleştirir. Ortak konudan sapabilirler. Sözel olmayan iletişimde sorunlar yaşarlar. Beden dilini anlamazlar, bakışlardaki ve tavırlardaki ipuçlarını, jestleri ve mimikleri anlamazlar ve kendileri de bu yetileri verimli kullanamazlar. İlişkilerinde sınır sorunları vardır. Grup içinde bir konu başlatmakta, sürdürmekte, karşılıklı tartışmakta beceriksizlikleri olabilir. Grup içi aktivitelerdeki saplantı derecesinde aşırı kuralcılığı, detaycılığı, kontrol duygusu, telaşı, performans kaygısı, tekrarcılığı sorun çıkarır. İnsani ilişkilerde esnek olamamaları nedeniyle çatışmalar, ruhsal gerginlikler yaşayabilirler.

    Dilin motor gelişimi iyidir, zamanında konuşurlar ancak pragmatik beceriler dediğimiz, amaca yönelik pratik kullanımda sorunlar vardır. Belirli konular üzerinde; yorumlar ve duygular yerine entellektüel bilgilerden söz etmek daha kolay gelir. Dilin semantik, yani anlamına yönelik kullanımında da sorunlar olabilir. Kelimeleri soyut anlamları ile değil de düz, yalın anlamları ile kavrarlar. Mecaz, metafor, özdeyiş vb ifadeleri net kavrama sorunları vardır. Konuşmada vurgu, tonlama, ritm vs zayıftır, kulağa tekdüze gelebilir. Dili işlemede, yani dille gelen enformasyonu analiz edip işlemekte sorunları vardır, kelimelerin arkasındaki soyut anlamları kavrayamazlar, yani “alt metinleri” okuyamazlar. Bütün bu gerekçelerle Asperger’li çocukların belirli konular üzerine karşılıklı diyalogda zorlukları olur.

    Bu çocuklarda; hep aynı şekilde yaptıkları törensel davranışlar, katı prensipler veya değişmez takıntılar gözlenebilir. Bunun da nedeni “aynılıkta ısrarcılık” diyebileceğimiz durumdur. Değişimler, sürprizler rahatsız edebilir, huzursuzluk yaratabilir. Gündelik rutinlere ve törensel davranışlara katılık derecesinde sadıktır, mükemmeliyetçilik derecesinde kuralcı, ısrarcı ve ayrıntıcıdır.
    Asperger Bozukluğu olan çocukların aynılıkta ısrarcılığı, onları belli aktiviteler ya da ilgi alanlarına uzmanlık derecesinde yoğunlaşmaya yönlendirir, belli aralarla da, örneğin yıldan yıla değişebilir bu ilgi alanları.

    Motor koordinasyonda beceriksizlikler sorun yaratabilir. Kaba motor becerilerdeki sorunlara bağlı olarak denge problemleri, sakarlıklar, beden dili gerektiren çocuk oyunlarında yetersizlikler, ayakkabı bağlama, bisiklet sürme gibi kas koordinasyonu gerektiren eylemlerde problemler gözlenebilir. İnce motor beceri sorunları nedeniyle elle yazma, boyama, kesme gibi, kapak açma evb ylemlerde sorunlar gözlenebilir.

    Asperger Bozukluğu olan çocuklarda dikkat, konsantrasyon sorunları sıktır. Zihinleri kolay dağılabilir, sezgisel yönlerinin güçlü olması nedeniyle grup içinde bile dalgınlaşıp kendi karmaşık düşünce örüntülerine dönebilirler.

    Bütün bu özellikler yanında Asperger Bozukluğu olan çocuk ve ergenler; yüksek zeka düzeyleri, özel yetenekleri, konuşkanlıkları ve genç görünümleri ile de dikkat çekerler.

    Tanı Süreci

    Asperger Sendromu, tanısı zor konulan bir hastalıktır. En temel özellikler ileri yaşlarda görüldüğü için sıklıkla okul çağlarında daha iyi tanınırlar ancak küçük yaşlardaki bazı problemler de tanıya işaret edebilir.

    Öncelikle çocuk psikiyatri uzmanları tarafından değerlendirilir, kapsamlı bir öykü alma ve gelişim değerlendirmesi süreci ile tanı konulmaya çalışılır. Tanıyı destekleyici veya eşlik eden başka tanıları ayırt edici nöropsikolojik değerlendirmeler de yapılabilir.

    Çocuğun zeka düzeyi, psikomotor işlevselliği, sözel ve sözel olmayan iletişim becerileri, öğrenme stilleri, bağımsız yaşam ve sosyal iletişim becerileri, dil yeteneği, motor koordinasyonu ve grup içi etkileşimi araştırılmalı, kapsamlı bir genetik ve nörolojik değerlendirme ile tanı güçlendirilmelidir.

    Günümüzde en geçerli sistem olan psikiyatrik tanı sistemi DSM-4’e göre Asperger Bozukluğu’nun tanı kriterleri aşağıdaki gibidir:

    A. Aşağıdakilerden en az ikisinin varlığı ile kendini gösteren toplumsal etkileşimde nitel bozulma:

    1. Toplumsal etkileşim sağlamak için yapılan el kol hareketleri, alınan vücut konumu, takınılan yüz ifadesi, göz göze gelme gibi birçok sözel olmayan davranışta belirgin bir bozulmanın olması.
    2. Yaşıtlarıyla gelişimsel düzeyine uygun ilişkiler geliştirememe.
    3. Diğer insanlarla eğlenme, ilgilerini ya da başarılarını kendiliğinden paylaşma arayışı içinde olmama (örn. ilgilendiği nesneleri göstermeme, getirmeme ya da belirtmeme)
    4. Toplumsal ya da duygusal karşılıklar vermeme

    B. Aşağıdakilerden en az birinin varlığı ile kendini gösteren davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici davranış örüntülerin olması:

    1. İlgilenme düzeyi yada üzerinde odaklanma açısından olağandışı, bir ya da birden fazla basmakalıp ve sınırlı ilgi örüntüsü çerçevesinde kapanıp kalma
    2. Özgül, işlevsel olmayan, alışageldiği üzere yapılan gündelik işlere ya da törensel davranış biçimlerine hiç esneklik göstermeksizin sıkı sıkıya uyma
    3. Basmakalıp ve yineleyici motor mannerizmler (örn. parmak şıklatma, el çırpma ya da burma ya da karmaşık tüm vücut hareketleri)
    4. Eşyaların parçalarıyla sürekli uğraşıp durma

    C. Bu bozukluk, toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında klinik olarak belirgin bir sıkıntıya neden olur.

    D. Dil gelişiminde klinik açıdan önemli genel bir gecikme yoktur (örn. 2 yaşına gelindiğinde tek tek sözcükler, 3 yaşına gelindiğinde iletişim kurmaya yönelik cümleler kullanılmaktadır).

    E. Bilişsel gelişmede ya da yaşına uygun kendi kendine yetme becerilerinin gelişiminde, uyumsal davranışta (toplumsal etkileşim dışında) ve çocuklukta çevreyle ilgilenme konusunda klinik açıdan belirgin bir gecikme yoktur.

    F. Başka özgül bir Yaygın Gelişimsel Bozukluk ya da Şizofreni için Tanı Ölçütleri karşılanmamaktadır.

    Ayırıcı Tanı

    Asperger bozukluğu; klinik özellikleri itibarı ile birçok psikiyatrik hastalıkla karışabilir ve ayırıcı tanıda mutlaka düşünülmelidir.
    Bunlar arasında Otistik Bozukluk, Tepkisel Bağlanma Bozukluğu, Bazı Kişilik Bozuklukları (şizoidal veya şizotipal, narsistik, obsesif kompülsif, kaçıngan), Sosyal Fobi, Uyum Bozukluğu, Sınır Zeka, Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu, Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Özel Öğrenme Güçlüğü, Aşırı Özgüven Eksikliği vb durumlar sayılabilir.

    Otistik bozukluk; asperger ile aynı grupta değerlendirilen ve ortak noktaları da çok olan bir gelişim bozukluğudur. Özellikle “yüksek işlevli otistikler” denilen bir grup vardır ki bunların zeka düzeyleri başka otistiklere göre normal ya da yüksektir. Yüksek işlevli otistiklerde de yaşıtları ile uyumsuzluk, dilin pragmatik kullanımında ve motor gelişimde beceriksizlikler gözlenir. Yüksek işlevli otistikler; asperger’liler gibi yaşıtları ile aynı ortamda yaşayabilirler. Bu konuda sağlıklı gelişen çocuklarla karşılaştırma yapılırken söylenen şudur: Otistikler bizim dünyamızda değil, kendi dünyalarında yaşarlar, halbuki asperger’liler bizim dünyamızda, kendi bildikleri gibi ancak uyum sağlamaya da çalışarak yaşarlar (Van Krevelen, 1991)

    Çocuklarda; Tepkisel Bağlanma Bozukluğu dediğimiz, otizme çok benzeyen bir tablo vardır ki asperger bozuluğu ile de çok karışabilir. İstenmeyen gebelikler sonucu doğan, aile ortamında veya bebeklikte belirgin ruhsal travmalar yaşayan, kimsesiz ve kurum bakımı altında olan, kötü bakılan, doğum sonrası depresyon yaşayan annelerden doğan ve çevreyle sevgi ilişkisini engelleyebilecek fiziksel hastalığı olan çocuklarda anne ile çocuk arasında bağlanma ilişkisi sağlıklı gelişmez. Böyle çocuklarda; göz kontağı kurmama, gelişme geriliği, sosyal ortamda huzursuzluk, dokunma vb sevgi yaklaşımlarından rahatsızlık gösterebilirler. Büyüdüklerinde ise aşırı kontrolcü, soğuk, az konuşan, birebir ilişkilerde zorlanan ve kaçınan çocuklar olarak görünebilirler. Bütün bu özellikler asperger’li çocuklarda da görülür. Ancak; Tepkisel Bağlanma Bozukluğu olan çocukların dil gelişimi (geç konuşmamışlarsa) normaldir, sosyal ilişkilerde daha beceriklidirler, tedaviye daha iyi yanıt verirler.

    Kişilik bozukluğu tanımı çocuklar için pek kullanılmaz ancak çocuklar, bazı kişilik bozukluklarına özgü davranış sorunları sergileyebilirler ve bu durum da ergenlikteki sorunlarını arttırabilir.
    Örneğin; Şizotipal kişilik bozukluğu adayı çocuklar yabancıların yanında aşırı rahatsızlık yaşayabilirler ve birebir ilişkiden kaçınabilirler, yaşıtlarına göre daha ileri ve garip derecelerde fantastik tavırları, kuşkuculuğu ve alınganlığı olabilir, sözel olmayan iletişim becerileri, yani jest, mimik, beden dili kullanma çok zayıftır, stres altında kaygı, telaş artar, konuşma içeriğinde tuhaflıklar olabilir. Şizotipal özellik gösteren çocuklar dış dünyanın farkındadırlar ama kendi yetersizlikleri konusunda iç görüleri zayıftır ve iletişimden kaçınırlar.

    Narsistik Kişilik Bozukluğu adayı ergenlerin de asperger ile karışan yönleri olabilir. Narsistik bireyler de çok fazla benmerkezcidirler veya kendileri ile meşguldürler, bu durum sosyal ve mesleki ilişkilerinin çok sınırlı ve tutarsız olması sonucunu doğurabilir. Narsistik bireyler de aşırı otokontrol nedeniyle beden dillerini fazla kullanmayabilirler, sözel iletişimleri dahi sınırlı olabilir. Narsistik bireyler ilişkilerinde aşırı seçici oldukları ve daha aşağı gördükleri bireylerle ilgilenmedikleri için soğuk görünebilirler ve uyumsuz olabilirler, oysa asperger’li çocuklarda herkese karşı genel bir sosyal yetersizlik söz konusudur. Narsistik birey kendisini iyi hissettiği ya da benlik saygısının yükseldiği durumlarda aşırı sosyal görünecektir, halbuki böyle durumlarda asperger’li çocukların daha fazla kaygı yaşama olasılıkları vardır. Narsistik çocuk; benlik saygısını korumak için başkalarını değersizleştirir, yok sayar, halbuki asperger’li çocuk kendisini geri çeker ve çevresini sınırlar. Narsistik bireyin dil yeteneği genellikle iyi gelişmiştir, üstünlük silahı bile olabilir, oysa asperger’li çocuğun sözel iletişimi güçsüzdür.

    Obsesif kompülsif kişilik bozukluğu olanların belirli kişilik özellikleri ile asperger’li çocukların bazı kişilik özellikleri örtüşebilir. Ayrıntıcı ve kuralcı olmaları, esnek olamamaları, nispeten kontrollü ve soğuk görünümleri, kararsızlıkları, törensel takıntıları ortak noktalarıdır.

    Kaçıngan Kişilik Bozukluğu; genellikle erişkinlerde konulan bir tanıdır. Bu tür özellikleri erken yaşta gösteren çocuklar da yakın ilişkiler kuramazlar, hatta kaçınırlar. Eleştiriye, küçük düşürülmeye karşı aşırı hassastırlar. Asperger’li çocuklar sosyal ilişkiden kaçmazlar, yetersizdirler ya da örselenmemek için uzak dururlar.

    Sosyal Fobi ile Asperger Bozukluğu arasında benzerlikler çok fazladır. Sosyal fobi adayı çocuklar çok erken yaşlardan itibaren utangaç, ikili ilişkilerden kaçan, aşırı kontrollü ve soğuk, sosyal ortamda silik bir görünüm sergileyebilirler. Ancak Asperger’li çocuklarda görülebilecek motor koordinasyon sorunları sosyal fobide olmaz, ayrıca dil gelişimi de normaldir. Sosyal fobisi olan çocuk “nasıl yapılacağını” bilir ancak hata yapma korkusu nedeniyle sosyal ilişkide beceriksizdir, oysa Asperger’li çocuk nasıl yapılacağını pek bilemez.

    Bunlar dışında; bazı özellikleri asperger bozukluğu ile benzeşen ve tanı sürecinde klinisyeni yanıltabilecek durumlar da vardır. Örneğin; anksiyete ağırlıklı uyum bozukluğu yaşayan, sınır zeka özellikleri taşıyan, gelişimsel koordinasyon sorunu yaşayan, travma öyküsü olan, özel öğrenme güçlüğü olan, aşırı güvensiz olan çocukların belli başlı özellikleri Asperger’li çocuklarla karışabilir ve ayırıcı tanıda göz ardı edilmemelidir.

    Komorbidite (Birlikte Görülebilecek Hastalıklar)

    Asperger bozukluğu olan çocuklarda kaygı bozukluğu, depresyon, obsesif kompülsif bozukluk, dikkat eksikliği ve hiperaktivite Bozukluğu, iki uçlu mizaç bozukluğu, uyum bozukluğu, sosyal fobi genel ortalamadan daha fazla görülür.

    Tedavi

    Asperger Bozukluğu’nun tedavisi denildiğinde; çocuğun yaşam kalitesinin arttırılması ve eşlik edebilecek ruhsal problemlerin tedavisi anlaşılmalıdır.

    Tedaviye ne kadar erken yaşta başlanırsa başarı şansı da o kadar yüksektir. Tedavide temel zorluklar hedeflenir, yani sosyal iletişim becerilerini, dilin pragmatik kullanımını, motor beceriksizlikleri, katı törensel davranışları merkeze koyan destekleyici ve yeniden yapılandırıcı psikoterapi en önemli tedavi yaklaşımıdır.

    Tedavi yapılandırmasının içeriğini başlıklar halinde özetleyecek olur isek:

    -Grup içinde sosyal beceri eğitimi ile akran uyumu çalışılır.

    -Bilişsel davranışçı terapi teknikleri ile uygun davranış modelleri öğretilir.

    -Ruhsal durumu gerektirdiğinde ilaç tedavileri verilebilir.

    -Uğraş terapisi ile çocuğun öznel ilgi alanları daha rafine verimli hale getirilir.

    -Motor beceriksizliklere karşı aralıklı fizyoterapi de uygulanabilir.

    -Konuşma ve iletişim terapisi tedavinin en önemli parçasıdır.

    -Aile danışmanlığı ile çocuğun güncel zorlukları ve gelecekteki seyri konusunda anne baba bilgilendirmelidir.

    -Çocuğun sosyal uyumunu destekleyici okul ve sınıf içi yardımcı düzenlemeler yapılmalıdır.

    -Akran destek sisteminden yararlanılmalı; çocuğun günah keçisi ya da maskot rolü oynaması önlenmeli, akran istismarından korunmalıdır.

    -Olumlu özellikleri öne çıkarmalıdır; güçlü belleğinden, konuşkan olmasından, özel yeteneklerinden yararlanılmalıdır.

    -Sosyal davranış repertuarı olumlu noktalarda desteklenmeli ve zenginleştirilmeli, çift yönlü iletişim teknikleri öğretilmelidir.

    -Öğrenmede duyguları ya da sezgileri yerine entellektüel özelliklerinden, zekaların dan daha çok yararlanılmalıdır.

    -Yakın bir arkadaşının ya da arkadaş grubunun rehberliğinden yararlanmak düşünülebilir.

    -Zaman zaman izole kalma ihtiyaçlarına da-abartılı olmamak koşulu ile, saygı gösterilmeli ancak çoklukla grup aktivitelerine katılmaya özendirilmeldir.

    -Tahmin edilebilir, rutin ve güvenilir bir çevre sağlanmalıdır.

    -Yaşamsal değişimlere önceden hazırlanmalı, beklenmedik sürprizlere karşı desteklenmelidir.

    -Özel ilgi alanları ve yeteneklerinden; çevresini sıkmayacak ve hatta onu sosyal ortamlara katacak şekilde yararlanılmalıdır ancak bütün yaşam alanını kapsamamalıdır.

    -Esnek olamamaları göz önünde tutularak; yarı yapılandırılmış bir yaşam stili oluşturulmalıdır.

    -Verilecek sorumluluklarda; motor koordinasyon sorunları ve konsantrasyon sorunları olabileceği hesaba katılmalıdır.

    -Akademik program; kişiselleştirilmiş ve yalın olmalıdır.

    -Ergenlik döneminde çocuğun farkındalığı artacağı ve kendi zayıflıklarından daha çok yakınacağı için olası ruhsal problemlere karşı daha dikkatli olunmalıdır.

    Prognoz (Uzun Süreli Seyir)

    Asperger Bozukluğu olan çocukların erişkinliği de zor olabilir. Çünkü; yukarda sayılan problemler ileri yaşlarda da sürecek, üstelik yaşı büyüdükçe farkındalığı artan ergen ya da erişkinin ikincil ruhsal problemleri de eklenecektir tabloya. Ancak çocukluk çağında başlayacak ve erişkinlikte de devam ettirilecek olan destekleyici ve yeniden yapılandırıcı psikoterapi uygulaması bütün Asperger’li çocukların yaşam kalitesini arttıracak, yaşıtları gibi normal bir yaşam sürdürmesini sağlayacaktır.

    Uzm. Dr Ahmet ÇEVİKASLAN

    Çocuk Ve Ergen Psikiyatr

  • Çocuklar ve tikler

    Çocuklar ve tikler

    Tikler; ani, istemsiz, tekrarlayıcı hareket, ifade veya jestlerdir. Dört grupta tanımlanabilirler:

    –Basit motor tikler (göz kırpma, yüz buruşturma, boyun çevirme, ağız germe vs),

    –Basit vokal tikler (boğaz temizleme, burun çekme, hırıltı sesi vs)

    –Karmaşık motor tikler (dokunma, koklama, üzerine çeki düzen verme vs)

    –Karmaşık vokal tikler (belirli ifadeleri/kelimeleri sık yineleme, işitilen en son sesleri/ifadeleri tekrarlama vs)

    Sıklığı ve şiddeti aynı kişide dahi farklı bir seyir gösterebilir. Aynı tikin sıklığı ve şiddeti zaman içinde azalabilir veya artabilir, birinin yerini bazen bir başkası alabilir ve önce göz kırpma, sonra burun çekme ve boyun çevirme gibi birden fazlası peş peşe görülebilir.

    Klinik pratikte farklı görünümlerde karşımıza çıkar. Geçici Tik Bozukluğu bir veya daha fazla basit motor ve/veya motor tikten oluşur, sıklığı ve şiddeti ne olursa olsun bir aydan fazla ve bir yıldan daha az sürer. Kronik Motor Veya Vokal Tik Bozukluğu bir veya birden fazla motor ve/veya vokal tikin bir yıldan fazla görülmesidir ancak motor ve vokal tikler aynı anda bulunmaz ve tik görülmeyen üç aylık bir dönem yoktur. Tourette Bozukluğu olarak adlandırılan türünde ise bir veya birden fazla motor ve vokal tik aynı anda ve bir yıldan fazla süre görülür ve yine tiksiz geçen üç aylık bir dönem yoktur.

    Nedeni tam olarak ortaya konamamıştır ancak birçok teori ileri sürülmektedir. Akrabalarında tik öyküsü olanlarda daha sık görülmesi beklenebilir, otozomal dominan geçişli genetik yatkınlık, hastalığın görülme sıklığını arttıran bir etkendir. Bazı beyin görüntüleme çalışmalarında bu hastaların hastalık ve iyileşme dönemleri arasında bazal ganglion vb beyin bölgelerinde yapısal farklılıklar görülmesi, ilgili bölgelerdeki anatomik değişimlerle tikler arasında ilişki kurulmasına yol açmıştır. Bu bulgular yanında, tedavide bazı ilaçlara olumlu yanıt alınması; beyin-davranış ilişkisinde rolü olan dopamin, serotonin vb nörotransmitterlerin biyokimyasındaki değişimlerin tik gelişimindeki rollerini desteklemektedir. Yaşla ortaya çıkan hormonal değişimler, perinatal (doğuma yakın) problemler, psikolojik (stres kaynağı) etkenler de ileri sürülen başka teorilerdir.

    Erkeklerde 1.5-3 kat daha sıktır. Çocuklarla yapılan bazı araştırmalar erkek çocukların % 1-13’ünde, kız çocukların % 11’inde tik veya tik benzeri davranışların yaşamlarının bir döneminde görüldüğünü göstermiştir. Başlangıç yaşı en sık 7-11 yaşlar arasıdır.

    Kısa sürelidir, nadiren bir saniyeyi geçer. İstemsiz yapılır ancak kısa süreli de olsa baskılanabilir veya ertelenebilir. En sık yüz boyun bölgesinden başlar ve en fazla görüleni göz kırpma şeklindedir. Genellikle normal davranışı andırır görünümdedir ancak bazen tuhaf veya çirkin görünümde olabilir, çocuğun kendisine veya çevreye zarar verici bir görünüme bürünebilir. Stres altında sıklaşabilir. Kimi durumlarda başka aktivitelerin dahi önüne geçerek yaşam kalitesini bozabilir. Çocuğun özgüvenini azaltır, aile içinde ve sosyal ortamlardaki girişkenliğini bozar. Tiklere eşlik eden kaygılı durum ve klinik tablo sonucu görülen depresyon hali de önemli yaşamsal güçlükler olarak karşımıza çıkar . Başka davranış sorunları ile birlikteliği de sıktır. Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu ve Obsesif Kompülsif Bozukluk’ta tikler sık görülür. Tiklerle başvuran bir hastada detaylı bir nörolojik muayene de yapılmalıdır; çünkü tiklerin ve tik benzeri davranışların görülebileceği nörolojik hastalıklar olduğu gibi, tik ile karışabilen koreiform ve atetoid hareketler, myoklonus, hemiballismus gibi hareket bozuklukları da önemli nörolojik hastalıklara işaret edebilir.

    Tiklerin tedavisine başlamadan önce detaylı bir öykü alınarak tam bir tanı konur, tiklerin sıklığı ve şiddeti değerlendirilir, eşlik eden diğer psikiyatrik sorunlar ayırt edilir. Tiklerin stres dönemlerinde arttığı bilindiği için, tedavide ilk yapılması gereken, bu stres etkenlerinin neler olduğunun ortaya konması, ortadan kaldırılmaya çalışılması veya çocuğun kaygı ile başa çıkma becerisinin arttırılmasıdır (stres yönetimi). Basit tiklerin tedavisinde bazen bu kadarı bile yeterli olabilir. Karmaşık tiklerin varlığında ve çocuğun yaşam kalitesinin bozulduğu noktada ilaç tedavileri, davranışçı tedaviler, ailenin çocuğa olumlu tutumlar sergilemesini hedefleyen aile eğitimi de diğer yaygın tedavi yöntemleridir. Ayrıca bazı beyin bölgelerine odaklı cerrahi operasyonlar da son yıllarda üzerinde durulan alternatif tedavi yöntemleri olarak önem kazanmaktadır.

  • Çocuğumu Tacizden Nasıl Korurum?

    Çocuğumu Tacizden Nasıl Korurum?

    Bir şeyi değiştirmek istiyorsak eğer o şeyin ne olduğunun farkında olmalıyız, bu nedenle öncelikle müdahale programına çocuğun yaptığı sorun olan davranışının analizi ile başlarız. Bu analizin içinde çocuğun sorun olan davranışı nerede, kimlerle iken ortaya çıkmakta, sorun olan davranıştan hemen önce ne oldu, sorun olan davranışla ilişkili diğer faktörler neler(ilaç saati, dozu), davranışın amacı nedir, sorun olan davranış karşısında öğretmen ne yaptı, davranışın sürekliliği nedir, sorunlu davranışlar için daha öncesinde nasıl yollar denendi, davranışın oluşmasını engelleyecek pekiştireçler neler olabilir bu sorulara cevap verebildiğimizde o davranışın analizini sağlamışız demektir.

    Tüm bu davranış analizlerini yapan ekip, okul yönetiminin bilgisinde okul danışmanı, sınıf öğretmeni ve veliden oluşmaktadır. Görevi öğrencileri takip etmek, aileyi sağlıklı şekilde bilgilendirmek ve ihtiyaç dahilinde uzmana yönlendirmektir. Okul içerisinde ya da dışarıda karşılaşılan problemler arasında istismar gelmekte ve ebeveynler öğretmenler ve çocuklar bu konuda belli periyotlarda bilgilendirilmektedir.

    Çocuğumu istismardan nasıl koruyabilirim?

    Okul öncesi dönemde ebeveynler, çocukların cinsellikle ilgili sorularına nasıl cevap vereceklerini bilemeyebiliyor. Üç yaş civarında merak duygusunun artmasıyla birlikte çocuğun soruları da artış gösterir. Bu soruları bazı anne babalar duymazdan gelirken bazıları da çocuğun aklını karıştıracak cevaplar verebilmektedir. Anne baba “bu sorunun cevabını bende bilmiyorum ama eğer istersen birlikte araştırabiliriz.” diyemiyor çünkü bu söylem zorlayıcı, güçsüzlük belirtisi olarak adlandırıyor oysa zaman zaman anne babanın da bilemeyeceği şeyler olabilir. Yanlış bilgi verip çocuğun aklını karıştırmak yerine “bunun cevabını bende bilmiyorum birlikte bulalım” demek daha sağlıklı olacaktır.

    Bu sorulara cevap verirken anne baba olarak onlara öğretmemiz gereken şey;

    1. kendi bedenini tanıtmak,

    2. sınırları tanıtmak,

    3. iyi ve kötü dokunuşu ayırt etmeyi öğretmek olmalıdır.

    Çocuğun sorduğu sorular çocuğun bedenini tanımasıyla başlar. Bir yaşına kadar cinsel organla ilgilenmez ancak tuvalet eğitimi döneminde artık cinsel organının farkındadır. Ona takma isim takabilir. Anne baba da cinselliği konuşmaktan utanç duyduğu için isim takmak anne babanın da işini kolaylaştırabilir. Ancak çocuğun gerçek isimleri de öğrenmeye ihtiyacı vardır. Penis ve vajina olarak öğretilmelidir. Doğru kelimeyi bilmemek utandırıcı olabileceği gibi takma isimler karıştırıcı ve kişiden kişiye değişik anlamlar taşıyabilir. Okul öncesi dönemde çocuk soyut algılamadığı için somut şeyler duyup merakını gidermek isteyecektir. Ben nasıl dünyaya geldim sorusuna “anne ve babalar birbirlerini çok sevdiklerinde bir bebekleri olur” diyebilirsiniz. Okul öncesi dönemdeki bir çocuğa daha detaylı bilgi vererek kafasının karıştırılması yanlıştır. Sevişmek, öpüşmek, rahim vs gibi bilmediği terimler onun daha fazla soru sormasına sebep olacaktır.

    Onun kafasını karıştırmadan açıklamaları nasıl yaparım?

    Bu sorunun cevabı kimin, nerede ve ne zaman açıklama yapacağıyla da ilgilidir. Bir çocuğa konuşma yapmak için ondan gelecek bir soru yada davranış başlangıç noktası olabilir. Bu konuşmayı çocuğa güven duyduğu bir yetişkinin ya da yetişkinlerin yapması sağlıklı olacaktır. Çocuk bir misafirlikte bile aklına takılan soruyu size yöneltebilir.  “ Sevişmek ne demek?”Çünkü sorusunun içeriğinin farkında değildir. Anne baba ise kızarır. Her zamanki ses tonu ve mimiklerinizle utandırmadan ayıp demeden evde konuşabileceğinizi anlatabilirsiniz.

    Çocuklara cinsel eğitimden bahsetmek yeterli değildir model alarak öğrenen okul öncesi çocuğu davranışlarda da sözlerde ki istikrarı görmek isteyecektir. Göz temasınızın olmasına, ses tonunuz her zamanki tonda olmasına dikkat ederek (ne utanmış ne sert)  “anlıyorum ki bazı şeyleri oldukça merak ediyorsun insanların bazıları kız bazıları erkektir. Kızları ve erkekleri bazı şeylerle ayırt edebiliriz. Kızlar daha çok etek giyer erkeklerse pantolon giyer. Erkeklerde öne doğru penis vardır, kızlarda ise içe doğru vajina vardır. Ve çiş yapmamızı sağlar.” Bu kadar açıklama, çocuk soru sormuyorsa yeterlidir.

    Peki üst üste gelen çocuk kayıpları ve tacizlerine karşı çocuklarımızı nasıl koruyacağız?

    Yapılan araştırmalar çocukların en çok 4-11 yaş arası tacize uğradığını göstermektedir. Bu bilinçlendirmenin yapılacağı en başarılı yaş grubu ise 4-7 yaş arasıdır. Çocukları istismardan korumak için konuşmak yeterli değildir, davranışlarla da bunu öğretmek gerekmektedir. Tehlikeli kişilerden uzak durmasını öğütlemek sosyal gelişim ve güven duygusunu da zedeleyebilir.  Eğer ki içe dönük ya da sosyal fobik bir çocuk varsa karşımızda bu açıklamaları yapmak onun kaygısını artırıp iletişim kurmasını engelleyebilir, etrafını tehlike olarak algılamasına sebep olabilir. Bu nedenle her çocuğun gelişiminin farklı olduğu ve mizacının farklı olduğu göz önüne alınarak çocuğunuz açıklamaya ihtiyaç duyacağınız soru ve davranışlar sergiliyorsa açıklama yapmanız önerilir.

    Çocuklara nasıl bir bilinç kazandırılmalı?

    • ‘Bedenim bana özeldir’  bilincini kazandırmak
      Kendi bedeninin kendisine ait olduğu hissini kazanamayan ve kendi bedeni üzerinde başkalarının bir şeyler yapabileceğini düşünen çocuk rahatlıkla taciz tuzağına düşebilir. 4 yaşından itibaren çocuğa bu bilinç verilmeli. Örneğin, terlemiş bir çocuğun atleti izin alınmadan aniden çıkartılmamalı. Çocuk zamanla kendisinden izin alınmadan bedenine yapılacak müdahaleleri hisseder ve rahatsız olur.

    • ‘İzin verirsem dokunabilirsin’ bilincini kazandırmak
      Çocuk, kendi bedenine olan hakimiyetini öğrenmekle birlikte, hakim olduğu bu beden üzerinde kendisinin söz hakkı olduğunu bilmeli. Ebeveynlerin 4-5 yaşından sonra çocuklarını öperken bazen ‘Seni öpebilir miyim?’ diye müsaade istemesi bu bilincin oluşmasında etkilidir.

    • ‘Dokunulması yasak olan yerlerim’ bilincini kazandırmak
      Çocuklar 4 yaşından itibaren vücutlarının belli bölgelerine dokunulmasından rahatsız olmaya başlamalı. Çocuk eş, dost ve akrabalar tarafından cinsel organlarına dokunularak, öperek, vurarak sevilmemeli.

    • ‘Fiziksel baskıya direnme’ refleksi kazandırmak
      Taciz yaşamış çocukların birçoğu çırpınmanın ve kaçmanın çözüm olmadığını düşünüp kaçmayı denememişlerdir. Çocuklara olan sevgi gösterileri sırasında kendi güçsüzlüğünü hissettirecek kadar orantısız güç gösterisinden sakınmalı.

    • ‘Vücudum görünmemeli’ hissi kazandırmak
      Çocuk, çıplak olarak ortada bırakılmamalı. Kendisini başkalarının yanında çıplak görmeye alışkın olmazsa elbisesinin birileri tarafından çıkartılmasından ciddi rahatsızlık duyar.

    • ‘Banyoda çıplak olunmaması’ bilinci kazandırmak
      4 yaşından sonra anne baba çıplak olarak çocukla aynı banyoda bulunmamalı. 7 yaşından sonra çocuğun genital bölgelerinin başkasınca görünmesine izin verilmemeli.

    • Tuvalette benden başkası olmamalı bilinci kazandırmak
      4 yaşına girmiş bir çocuğa tuvaletin özel bir mekan olduğu ve tuvalet ihtiyacını gideren birinin başkaları tarafından görülmesinin doğru olmayacağı öğretilmeli.

    • ‘Soyunma ve giyinmede yalnızlık’ ilkesi kazandırmak
      Çocuğun bedenine yönelmiş bakışlardan rahatsız olacak refleksi kazanması için 4 yaşından itibaren ortalık yerde çıplak dolaşmamayı öğrenmesi gerekir.

    ‘İzin verirsem kabul edilirsin’ ilkesi kazandırmak
    7 yaşından sonra çocuğun odasına girerken anne baba bile izin almalı. Giyinip soyunurken izin alarak yardım edilmeli