Etiket: Davranış

  • Hiperaktivite Nedir?

    Hiperaktivite Nedir?

    Çocuklarda plansızlık ve aşırı hareketlilik şeklinde açığa çıkan, dürtüsel bir bozukluktur. Hiperaktif çocuklar, rahatsız edici davranışları kasten yapmazlar. Yani, bu bir tür şımarıklık veya benzeri durum değildir. Hiperaktivite bozukluğu, dürtülerin kontrol edilmesinde yaşanan güçlükten ileri gelir.

    Hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar, birazdan aşağıda okuyacağınız davranışlarıyla özel hayatlarında ve sosyal hayatlarında çeşitli problemler yaşayabilirler. Sürekli eleştirilerin hedefi olabilir, muhtemel dikkat sorunlarıyla derslerden geri kalabilirler. Yaşıtlarından geri kalan çocukların özgüveni zarar görür ve diğer olumsuzluklarla birlikte yetersizlik hissedebilirler. Bu tür olumsuzlukların yaşanmaması için mutlaka önlem alınmalıdır.

    HİPERAKTİF ÇOCUKLAR NASIL DESTEKLENMELİ?

    Eğitim ve Gelişim Tavsiyeleri

    1. Çocuğunuza destek olmak için onun adına etkin bir planlama yapabilirsiniz. Ders saatleri, oyun saatleri, çeşitli etkinlik saatleri belirleyebilir ve kurallara uyması konusunda onu motive edebilirsiniz. Planlamayı siz yapmazsanız, onun yapmasını beklemek şimdilik gerçekçi bir beklenti olmaz. Planlama alışkanlığı kazanması için ona biraz zaman tanımalı ve diğer çocuklardan farklı (geçerli mazereti) olduğunu unutmamalısınız.

    2. Öğretmeniyle görüşün ve çocuğunuzda hiperaktivite olduğu için dikkatinin çok kolay dağılabileceğini hatırlatın. Sınıfta ön sıralarda ve pencereden uzak noktalarda oturmasını sağlayın.

    3. Aşırı olan enerjisini, sağlıklı bir şekilde boşaltmasını sağlayacak aktiviteler sunabilirsiniz. Özellikle spor faaliyetleri ile hiperaktif çocuklar, enerjilerini doğru yöne kanalize etmiş olurlar. Spor yapmak, kan akışını hızlandırarak beyne daha fazla oksijen taşınmasını sağlar. Bu da beyin gelişimini destekleyen ve dikkat eksikliğine iyi gelen bir aktivitedir.

    4. Çabalamış olmalarını ödüllendirin. Sonuca değil, çabaya odaklanın. Aslında bu öneri, sadece hiperaktif çocukların ebeveynlerine değil; tüm ebeveynleredir ama siz bir hiperaktif çocuğun velisiyseniz, bu konuya çok özen gösterin.

    Şimdi hiperaktivitenin tedavisini inceleyelim. Tedavi yöntemlerini incelemeden önce, henüz tanısı konmamış çocukların ailelerini bilgilendirmek için belirtilerden de bahsedelim.

    HİPERAKTİVİTE BELİRTİLERİ NELERDİR?

    En kolay gözlemlenebilen belirtisi aşırı hareketlilik olduğundan, halk arasında, enerjisi yüksek çocuklar için de bazen “hiperaktif çocuk” ifadesi kullanılmaktadır. Yazının başında da belirttiğim gibi, bu yaklaşım doğru değildir. Bazı çocuklar, sadece enerjisi yüksek olduğu için hareketlidirler.

    Aşağıdaki hiperaktivite belirtileri, tanı/teşhis için çocuk psikiyatristlerinden destek almanız konusunda size ipuçları verebilir.

    • Dikkatsizlik: Çocuğunuzda, aşırı hareketliliğin yanında dikkat bozukluğu da gözlemliyorsanız, bu durum hiperaktivite belirtisi olabilir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, çoğu kez bir arada görülür.

    • Çabuk Sıkılma: Hiperaktif çocuklar, meşgul oldukları işlerden –genellikle- çok çabuk sıkılırlar. Bir işten diğer bir işe anında geçiş yapabilirler.

    • Sabit Duramama: Oturduğu yerde veya herhangi bir bekleme alanında sabit duramama davranışı da yine hiperaktivite belirtileri arasında değerlendirilmektedir.

    • Kurallara Uymama: Hiperaktif çocukların kurallara uymakta güçlük çektiği gözlemlenmektedir.

    • Söz Kesme: Belirtiler arasında, sürekli birilerinin sözünü kesme davranışı da görülmektedir.

    • Dürtüsellik – Düşünmeden Hareket Etme: Hiperaktif çocuğun belirtileri arasında en güçlüsü de dürtüselliktir. Dürtüsellik; aklına geleni hemen yapma, tehlikeyi görememe, sonuçlarını düşünmeme gibi davranışlarla özetlenebilir.

    • Rahatsız Edici Olma: Hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda sıkça gözlemlenen davranışlardan biri de başkalarını rahatsız etme veya işinden alıkoyma durumudur.

    • Saldırganlık: Uyumsuz ve saldırgan tutumlar görülebilmektedir.

    HİPERAKTİVİTE TEDAVİSİ

    Tedavi için öncelikle klinik tanı konulması gerekmektedir. Hiperaktif tanısı koyabilmek için çocuğun diğer ortamlarda nasıl davrandığı da değerlendirilmelidir. Bu nedenle, anne-baba ile birlikte çocuğun eğitimine katkıda bulunan (öğretmen, dadı gibi) diğer kişilerin de gözlemleri değerlendirilmelidir. Çocuk ruh sağlığı uzmanları, bu verileri bir arada değerlendirmek için çeşitli testler ve ölçekler kullanırlar.

    Nörolojik testler ve nöropsikiyatrik testler: Hiperaktivite testi, DEHB testi, çeşitli ölçekler ve gözlemler ile bozukluğun hem kaynağı, hem de tam olarak hangi alanlarda olduğu belirlenir. Sonrasında ise en uygun tedavi süreci başlatılır.

    Hiperaktivite tedavisinde ilaç reçete edilebilir. Hiperaktivite ilaçları genellikle metilfenidat içerir. Metilfenidatın yan etkileri sizi endişelendiriyor olsa bile kullanım konusundaki kararı uzman doktora bırakmanızı tavsiye ederim. Unutmayın, hiperaktivitenin çocuğun gelişimine vereceği zarar, ilaçların yan etkilerinden daha fazla olabilir.

    Bazı durumlarda ilaçsız tedavi, yani psikoterapi yöntemi uygulanır. Davranışçı terapi ile çocuğa doğru davranış alışkanlıkları kazandırılması hedeflenir. Hiperaktif çocuklarda sıkça gözlemlenen aşırı enerjinin doğru faaliyetlere yönlendirilmesi, saldırganlık gibi tutumların ortadan kaldırılması, plansız hareket etme yerine planlama becerisi kazandırılması ve benzeri davranış değişikliği adımları atılır. Elbette bu süreç, bir paragrafla anlatılacak kadar basit veya kısa bir süreç değildir. Sürecin bir uzman tarafından yönetilmesi gerekir.

    HİPERAKTİVİTE TÜRLERİ

    İlaçlı tedavi ve ilaçsız terapi yöntemleri belirlenmeden önce hiperaktivitenin türüne bakılır. 3 tip hiperaktivite vardır:

    • Kombine Tip: En yaygın görülenidir. Dikkat problemlerinin ve aşırı hareketliliğin bir arada görüldüğü DEHB (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) türüdür.

    • Hiperaktivitenin Baskın Olduğu Tip: Dikkat problemlerinin daha az görülüp, ağırlıklı olarak aşırı hareketliliğin görüldüğü türdür.

    Dikkat Problemlerinin Baskın Olduğu Tip: Hiperaktif hareketlerin daha az görülüp, ağırlıklı olarak dikkate dayalı sorunların görüldüğü türdür.

  • Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi ve Yapılması Gerekenler

    Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi ve Yapılması Gerekenler

    Psikolojik travma, bireyin kendisinin veya sevdiklerinin fiziksel ya da ruhsal bütünlüğünü tehdit edici, korku, dehşet, çaresizlik gibi yoğun duygulara neden olan, ani ve beklenmedik olayları kapsar.

    Travmaları toplumsal travmalar (deprem, sel, hortum, tsunami, patlama…) ve bireysel travmalar (şiddet, istismar, taciz, tecavüz, trafik kazası, gasp, ayrılık ve boşanma, ani hastalık, ani ölüm…) olarak ikiye ayırabiliriz.

    Travma sonrası tepkiler “normal insanların, anormal olaylara verdiği normal tepkiler”dir. Anormal olan mağdur ya da tepkileri değil; olayın kendisidir.

    Travma mağdurları yaşanan olayın ardından duygusal (şok, üzüntü,öfke, endişe, suçluluk, umutsuzluk, kaygı, korku, karamsarlık, donukluk, aşırı sinirlilik, çaresizlik…); fiziksel (baş/göğüs ağrısı, mide yanması ve/veya bulanması, kalp sıkışması, gürültüye karşı duyarlılık, iştah artması ya da tam tersi azalması, sürekli yorgunluk hali, nefes darlığı ve kolay hastalanma…) ya da davranışsal (uyku ve yeme bozuklukları, sosyal çevreden uzaklaşma, kendini ihmal etme, içe kapanma, alkol ve madde kullanımı, kaçınma davranışları, konuşmama, dikkatsizlik ve dağınıklık, sürekli aynı şeyle uğraşma, hiçbir şey olmamış gibi davranma…) tepkiler geliştirebilirler. Benzeri tepkileri belki daha düşük dozlarda travma mağdurlarının yakınları da yaşayabilirler.

    Baş Etme Yöntemleri

    • Zaman tanımak

    • Güçlü yönlerinize odaklanmak

    • Aile ve sosyal çevre desteğini kabul etmek

    • Öncelikleri belirlemek

    • Küçük ve gerçekleşebilir hedefler koymak

    • Sağlıklı ve düzenli beslenmek

    • Yeteri kadar dinlenmek

    • Küçük egzersizler yapmak

    • İnsanlarla sohbet etmek

    • Büyük ve ciddi kararlardan kaçınmak

    • Yalnız olmadığınızı hatırlamak

    Travma Mağdurlarının Yakınları Neler Yapabilir?

    • Sadece dinleyin ve ne hissettikleri ile ilgili empati kurmaya çalışın

    • Duygusal, fiziksel ve sosyal destek ilk etapta oldukça önemlidir

    • Günlük hayata adapte olabilmeleri için zaman tanıyın

    • İhtiyaçlarını sorun

    • Yanlarında olduğunuzu sıkça dile getirin

    • Yaşananlardan ötürü duyduğunuz üzüntüyü dile getirin

    • Olaydan bahsetmekten kaçınmaya, yok saymaya çalışmayın

    Çocuklarda Travma

    Çocuklar olayın tekrar yaşanmasından, yalnız kalmaktan, tek başına uyumaktan, ölümden korkabilirler. Olayın ardından çocukların anne-babayla yakın olma ihtiyacı doğaldır. Tek başına yatamama, uykuya dalmada güçlük, sık sık uyanma, kabuslar görme, alt ıslatma ve yeme problemleri ortaya çıkabilir.

    Çocuklara Yaklaşım

    • Yaşanan olayla ilgili kısa-net bilgi verin

    • Birebir zaman geçirmeye özen gösterin

    • Fiziksel temas kurun

    • Oyun oynamaya çalışın

    • Birlikte resim yapın

    • Daha büyük çocuklarla ayrıntılı konuşun. Duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri için onları destekleyin, yüreklendirin

    • Sorularını anlayabilecekleri şekilde cevaplamaya çalışın

    • Onları sevdiğinizi, desteklediğinizi ve onları hep koruyacağınızı sıkça dile getirin

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri

    • Kişinin yaşadığı travmayı zihninde tekrar tekrar yaşıyor olması

    a)    Flashbackler

    b)    Kabuslar

    c)    Travmayla ilgili gün içerisinde zihne gelen ve durdurulamayan düşünceler

    • Kaçınma davranışları gösteriyor olması

    a)    Travmatik olaya dair konuşmalardan ve anılardan kaçınma
    b)    Travmatik olayla bağlantılı olan aktivitelerden, yerlerden ve kişilerden uzak durma
    c)    Travmatik olayla ilgili önemli bir parçayı hatırlayamama
    d)    Günlük aktivitelere olan ilginin ve katılımın azalması
    e)    Diğer insanlardan kopmuş olma hissi
    f)    Duygu ifadesinde zorlanma

    • Fiziksel olarak uyarılma belirtileri gösterme

    1. Travmatik olay hatırlatılınca vücudun tetikleniyor olması

    2. Aşırı uyarılmışlık hali

    3. Uyku problemleri (Insomnia)

    4. Öfke

    5. Konsantrasyon güçlüğü

    Ne Zaman Bir Uzmana Başvurulmalı?

    • Belirtiler özel, sosyal ve iş hayatınızı etkilemeye başladığında

    • Özellikle uyku ve yeme problemleri yaşadığınızda

    • Depresif semptomlar eşlik ettiğinde

    • TSSB belirtileri 1 aydan uzun sürdüğünde

    Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi

    • Bilgilendirme

        Travmadan az etkilenmiş, hayatını eskisi gibi sürdürebilen kişilere  

    • Danışmanlık veya Kısa Süreli Psikoterapi

        Travmadan daha çok etkilenmiş, ciddi belirtiler yaşayan, ancak işini gücünü sürdürebilenlere

    • Uzun Süreli Psikoterapi, İlaç Tedavisi veya Yatarak Tedavi

        Hayatı ciddi derecede etkilenmiş, ağır belirtileri olanlara

    • Psikoterapi

      • EMDR Terapisi (Göz Hareketleri İle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme): İşlenmemiş anının, işlenerek sağlıklı bir şekilde işlenerek yeniden depolanması sürecidir.

    • Bilişsel Davranışçı Terapi: Duygu, düşünce ve davranış ilişkisi üzerine çalışılır.

    • İlaç Tedavisi

      • Düşünce yoğunluğunun azalması

      • Uyku ve yeme düzenin sağlanması

      • Öfke nöbetlerinin ortadan kalkması

      • Depresif belirtilerin azalması

      • Konsantrasyonun sağlanması

      • Bedensel ağrı ve şikayetlerin azalması

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu yaygınlaşıyor!

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) iki farklı bozukluk ve her zaman, bir arada görülmüyor. Ancak bir arada görülen çocuklarda da bazen hiperaktivite bazen de dikkat eksikliği ön plana çıkabiliyor. Üstelik cinsiyete göre de değişebiliyor; DEHB tanısı almış çocuklar arasında dikkat eksikliği kızlarda, hiperaktivite ve dürtüsellik ise daha çok erkeklerde görülüyor.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu; çocuğun akademik, iş, sosyal ve özel hayatında sorunlara yol açabilirken, ileride depresif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, sınıfta kalma, okulu terk etme, iş hayatında düşük başarı, sık iş değiştirme, tehlikeli araba kullanma ve madde kullanımı gibi ek sorunlar da eklenebiiyor.

    KİŞİLİĞİNİ DEĞİL, HATASINI ELEŞTİRİN

    Bu çocuklar sık düşebilir, evdeki eşyalara zarar verebilir ve oyun oynarken yaralanabilir. Böyle bir durumda kişiliğini değil yaptığı hatayı eleştirin. Örneğin; bir vazoyu kırdığında “Seni doğuracağıma taş doğursaydım, elin ayağın durmuyor” demek kişiliğini yaralar. Onun yerine “Salondaki vazoyla oynarken kırmışsın. Bu hareketin yanlış ve bu yüzden seni on dakikalığına odana yollayacağım” diyerek hatasının farkına varmasını sağlayabilirsiniz.

    KISA VE NET YÖNERGELER VERİN, TEKRARLATIN

    Anlattıklarınızı sonuna kadar dinlemeyebilirler. “Anladım” dese de aslında ne anlattığınızı ve kendisinden ne istediğinizi tam olarak anlamamıştır hatta sadece ilk ve son cümleniz aklında kalacaktır. O nedenle, çocuğunuzla göz teması kurup, net ve kısa mesaj vermeniz, sonra da tekrarlatmanız yönergelerinizin etkinliğini artırır.

    EV KURALLARINI YAPILANDIRIN

    Görevlerini düzenleyebilmek için görsel, somut hatırlatıcılar ve sabit kurallara ihtiyaç duyarlar. Örneğin; akşam yemeğinin 19:00’da yeneceğini, ardından sofranın toplanmasına yardım edileceğini, sonra da ödevlerini yapması gerektiğini söyleseniz de o sırada başka bir şeyle meşgulse söylediklerinizi unutacaktır. O nedenle evin kurallarını ortak bir kararla belirleyip liste haline getirin ve çocuğunuzun çalışma masasına asın. Sürekli göz önünde olacak kurallar, sözden daha etkili olacaktır.

    ÖVGÜDEN KAÇINMAYIN

    Çocuğunuzun beğendiğiniz hareket ve davranışlarını zaman kaybetmeden, hemen övün. “Otobüste yer vermeni çok beğendim” gibi. Sözel pekiştireçler istenilen davranışların tekrarlanma olasılığını artırır. Birkaç kez sözel olarak pekiştirdiğiniz ve övdüğünüz davranışının zamanla çocuğunuz için bir alışkanlık haline geldiğini göreceksiniz.

    UZUN UZUN ELEŞTİRMEYİN

    Çocuğunuzun istemediğiniz davranışlarını uzun uzadıya eleştirmeyin. Çok ve sık eleştirilen davranışlar dikkat çekme ve iletişimin bir yolu haline gelebilir.

    EVDE EŞYALARININ YERİNİ DEĞİŞTİRMEYİN

    Çocuğunuzun odasında eşyalarının yerleri net ve sabit olsun. Oyuncaklar, çoraplar, iç çamaşırları, kitaplar ve defterlerin yerlerini renkli etiketlerle belirtebilirsiniz. Zamanla çocuğunuzun etiketlere alışarak, odasını daha düzenli hale getirmeye başladığını göreceksiniz.

    ÖĞRETMENİYLE İLETİŞİMDE OLUN

    Öğretmenleriyle iletişimde olun. Onların gözlemleri tanı ve tedavide çok önemli. DEHB tanılı çocukların öğretmenleri bu çocukların yerlerinde kıpır kıpır kıpırdandıklarını veya arkadaşlarına laf yetiştirdiklerini fark ettiklerinde çocuğun adını söylemek veya önüne dön vb. şeklinde uyarılar yapmak yerine çocukla önceden kararlaştırdıkları bir davranışı yapabilirler (Örneğin yanından geçerken kalemle sırasına vurmak gibi). Bu davranış hem çocuk için bir uyarı görevi görür hem de çocuğun arkadaşları içerisinde öne çıkmasını engeller.

    SPOR ETKİNLİKLERİNE BAŞLATIN

    Çocuğunuzu spor etkinliklerine başlatın. Belli bir düzen içerisinde yapılan sporlar davranış sorunlarını azaltabiliyor. Antrenör/ koç ve benzeri yetişkinler çocuğunuz için rol modelleri olarak görev yapabilir. Takım oyunları çocuğunuzun sosyal becerilerini destekler ve arkadaş çevresini model almasını sağlayabilir.

    KENDİNİZE ZAMAN AYIRIN

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı almış çocuğunuzla çok daha fazla ilgilenmeniz gerektiğinden çoğu zaman kendinizi tükenmiş, yorgun ve halsiz hissedebilirsiniz. Haftada en az bir saat kendinize vakit ayırın. Bunun için kendinizi suçlu hissetmeyin. Çünkü kendinize zaman ayırarak, günlük hayatınız ve ebeveynlik becerileriniz için gereken enerjiyi sağlamada da büyük fayda göreceksiniz.

    TEDAVİDE FARKLI YÖNTEMLER UYGULANIYOR

    İlköğretim öncesinde ve hafif semptomlarda öncelikle davranışçı terapiler uygulanıyor, ebeveynler doğru yaklaşım konusunda bilgilendiriliyor. Orta-ağır derecede semptomlarda, ilköğretim çağındaki ve daha büyük çocuklarda ilaç tedavisi birinci seçenek olarak öneriliyor.

    İlaç tedavisi bireysel ve aile psikoterapisi ile birlikte yürütülmeli ve bir –iki yıllık tedaviden sonra tercihen okul dönemi içerisinde ilaca bir- iki ay ara verilerek tedavi gerekip gerekmediği tekrar değerlendirilmelidir. Kullanılan ilaçlar ve terapiler ise geçici olarak belirtileri kontrol etmekte ve ek bozukluklar ve sorunların gelişmesini önlemektedir. Bu yararların gözlenmesi için ebeveynlerin çocuklarının öğretmenleri ile iletişimde olması, ders başarısızlığı, dikkatsizlik, aşırı hareketlilik gibi belirtiler özellikle altı aydır sürüyorsa çocuk psikiyatrisi polikliniklerine başvurması önerilir.

  • Çocuklar için olumlu disiplin yöntemleri ve ailede disiplini sağlama yolları

    Disiplin; düzenli bir yaşamla eş anlamlıdır. Çocuğun yeterlik, benlik kontrolü ve empati kazanabilmesini sağlayacak öğretim ve bakım anlamında kullanılmaktadır. Disiplin düzenlenmiş, kuralları belirlenmiş bir yaşam biçimidir. Disiplinin amacı; aile içi ilişkilerin, çocukta istendik davranış kazandırılmasında büyük önemi vardır. Çocukların olumlu davranış kazanmalarında ve sağlıklı birer birey olarak gelişmelerinde önemli etkenlerden biri ebeveyn disiplin uygulamalarıdır.

    Disiplinin amacı, çocuğa dünyada yaşamını sürdürebilmek için uyulması gerekli temel kuralların değerini zaman içinde öğretmektir. Öyle ki anne-baba yanında olmadığında da birey aynı kurallara uymayı sürdürecektir. Bu olumlu niteliklere karşın disiplin ebeveynlerin yerine getirmek zorunda olduğu en zor görevlerden birisidir.

    Ebeveynlerin Disiplin Uygulaması Nelerden Etkilenir?

    Çocuğun davranışları

    Çocuğun yaşı ve cinsiyeti

    Anne babanın yaşı, öğrenim seviyesi

    Anne babanın, çocukken maruz kaldığı disiplin uygulamaları

    İçinde yaşanılan toplumun kültürü

    Sosyal çevre

    Ebeveynleri Disiplin Uygulamaları

    Olumlu Yaklaşım: Çocukta istendik davranışların tekrarı ve pekiştirilmesi için uygulanan yöntemler “olumlu yaklaşım” olarak ifade edilir. Ancak bu yaklaşım biçimi kısa vadede sonuç vermez, tutarlı ve sabırlı olmayı gerektirir.

    Olumsuz Yaklaşım: Çocukta istenmeyen davranış karşısında uygulanan disiplin yöntemlerini ifade eder. Bu yöntemler arasında; cezalandırma, eleştirme, rüşvet verme gibi olumsuz tepkiler kısa vadede etkili gibi görünse de bu ceza yöntemlerinin sonuçları, çocuğun benlik saygısını zedeleyebilir ve çocukta istenmeyen davranışa dikkat çekerek olumsuz davranışların pekiştirilmesine ve ortaya çıkmasına neden olabilir. Olumsuz ebeveyn yaklaşımları, çocuklarda, güvensizlik, sorumsuzluk, düşmanca hissetme gibi negatif duygular yaratmakla birlikte, çocukların otoritenin olmadığı zamanlarda olumsuz davranmalarına neden olmaktadır.

    “Disiplin” ve “cezalandırma” kavramları çoğu kez benzer şekilde algılanmaktadır. Ancak; disiplin, davranış değişikliği oluşturmak için kullanılan yöntemlerin tümünü ifade etmektedir. Sözel, fiziksel ve psikolojik cezalar şiddet içeren disiplin tekniklerini oluşturmaktadır. Disiplin bilgi ve beceri öğretir, bu anlamda cezadan çok farklıdır. Anne-babalar çocuklarına fiziksel ceza uyguladıklarında büyük olasılıkla kontrollerini yitirmişlerdir. Aslında fiziksel cezanın istenmeyen davranışı ortadan kaldırmadığını söylemek mümkün değildir. Bu davranışsal koşullanmanın bir biçimidir ama son derece acı veren ve olumsuz duygulara yol açan bir tekniktir. Eğer amaç çocuğa kimin daha güçlü olduğunu göstermek ve davranışı yapmasına engel olmaksa bu yöntem çalışacaktır. Ancak amaç, çocuğun doğruyu yanlıştan ayırmasını öğretmekse bu yöntem hiçbir işe yaramamaktadır.

    Kimi zaman ebeveynler her yolu denese de çocuğun olumsuz ve uyumsuz davranışları devam eder. Bu gibi durumlar çocuğunuzda gelişimsel, biyolojik ya da psikolojik nedenlerden kaynaklı bir sorun olduğuna işaret edebilir.

    Bu sorunların ayırt edilebilmesi ve saptanabilmesi adına bir uzmanın, psikiyatristin desteğiyle uzman tarafından çocuk ile ya da anneyle bire bir uygulanabilen güvenirliği yüksek testlerle çocuğun sorununa yardımcı olunabilmektedir.

  • Çocukta Uyum ve Davranış Bozuklukları

    Çocukta Uyum ve Davranış Bozuklukları

    Davranış, bireyin dışarıdaki insanlar tarafından doğrudan doğruya gözlemlenebilecek eylemleridir. Uyum ise bireyin sahip olunan özellikleriyle benliği ve çevresi arasında dengeli ilişki kurması ve sürdürmesidir. Çocukların belirli konularda çatışma yaşadıklarında birtakım uyumsuz davranış tablolarının açığa çıkması kaçınılmazdır. Kişilik, çatışma çözme becerileriyle gelişen bir olgudur. Çocuk gelişiminde yetenek ve becerilerin kazanılması kadar sorun çözme becerisinin de kazanılması gelişim seyrinin bir parçasıdır.

    ÇOCUKTA UYUMSUZLUK BELİRTİLERİNİ ARTTIRAN ETKENLER

    Aşırı koruyucu yaklaşımlar, çocuğun ebeveyn korumasından çıkarak bağımsız hareket etme becerisini engeller. Okul öncesi grubunda karşılaşılan sorunlar olağan ve geçicidir. Yanlış anne ve baba tutumları davranışın kemikleşmesi ve duygusal düzeyde bozulmalara yol açabilir. Destekleyici ebeveyn modeli; ideal ebeveyn tutumu olarak gösterilmektedir. Bu tutum dışında kalan çocuklar etraflarına şüpheyle bakar. Karmaşa yaşar ve uyum sorunları geliştirerek sinirlilik, kavgacılık, hırçınlık, geçimsizlik gibi olumsuz davranışlar geliştirirler. Psikososyal unsurlar kadar organik kökenli problemler de (beyin incinmeleri, sakatlıklar, anomaliler, süreğen rahatsızlıklar…) çocukta uyumsuzluk belirtilerini arttıran etkenlerdir.

    ÇOCUĞUN DAVRANIŞINI BOZUKLUK OLARAK TANIMLAMAK İÇİN NELER KRİTER ALINMALIDIR?

    1.YAŞA UYGUNLUK

    Her dönemin kendine özgü özellikleri vardır. Bu özellikleri ve çocuğa etkilerini iyi tanıyıp gözlemlemek gerekir. Örneğin çocuk 2 yaşta bireyselleşmeye başlar. Bu sebeple paylaşımda zorlanabilir.3-5 yaş çocuğunun hayal gücü sınırsızdır. Yalana benzeyen, hayal gücü sınırlarını zorlayan öyküler anlatabilir. Ancak bu anlatımlar ergenlik dönemine dek sürüyorsa ciddi problemler teşkil edebilir.

    2.YOĞUNLUK

    Davranışın sıklığı ikinci ölçüttür.4-5 yaş civarında sık öfkelenme olağan bir durumken, başka çocuklara zarar verme davranış bozukluğuna girer.

    3.SÜREKLİLİK

    Belirli davranış türünü ısrarlı devam ettirmedir.

    4.CİNSEL ROL BEKLENTİLERİ

    Erkek ve kız davranışları arasında oluşan gelişim farklılıkları (erkeklerde geç konuşma daha sık rastlanır vb.) cinsel kimliğin yarattığı farklılıklar da dikkate alınmalıdır.

    UYUM VE DAVRANIŞ SORUNLARI  HANGİ ŞEKİLLERDE GÖRÜLÜR?

    Tırnak yeme Zorbalık Otoriteye Başkaldırma Gerilim Çalma Davranışı Okul Devamsızlığı Aşırı utangaç, korkak, endişeli ve şüpheci tavırlar sergileme vb. şekillerde gözlemlenmektedir.

    DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERİ

    Dikkati Çekmek: Çocuğa yeteri kadar vakit ayrılmadığında çocukta çevre ilgisini toplamak adına uyumsuz davranışlar gelişebilir.

    İntikam Alma İsteği: Dayak yiyen, örselenen (travmatize olan) çocuk, anne babaya karşı gelen davranışlarda bulunabilir; çünkü aileden intikam almak ister.

    UYUM BOZUKLUĞU VE NORMAL DAVRANIŞI AYIRMAK  

    Ebeveynler için bu ayrımı yapmak zordur. Fakat belirli noktalarla ilgili yapılan gözlemler çıkarım yapmada fayda sağlamaktadır. Örneğin; alt ıslatma davranışında 1,5 yaşında ve tuvalet eğitimi almış bir çocuğun sonraki 1-1,5 yıl alta kaçırması normaldir. Kas kontrolü bu çağda sağlanmaya başlamaktadır. Fakat 3,5-4 yaşından sonra bu sorun devam ediyorsa uyum bozukluğudur. Çünkü artık bu adaptasyon sürecini aşmıştır. Yanlış tutumlar sorunun tırmanarak artmasına sebep olabilir. Aslında çocukların büyük bir çoğunluğu bu davranışları” Beni Dinle “mesajını vermek için yaparlar.

    DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARLA OLUMLU İLİŞKİ NASIL KURULUR?

    Karşılıklı Saygı Çocuğa Kaliteli Zaman Ayırmak Cesaretlendirmek Sevgiyi Anlatmak Çocuğa karşı sakin olmak ve etiketlememek gerekmektedir.

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu(dehb)

    DEHB temel olarak dikkat dağınıklığı, aşırı hareketlilik, davranışlarını kontrol etmede zorluk çekme belirtileri gösteren gelişimsel bir bozukluktur. Bu belirtilerden dolayı çocuk ve ergenlerde okulda uyum sorunlarına neden olabilir, ders başarısını etkileyebilir ve çeşitli sosyal sorunlara yol açabilir.Ülkemizde DEHB %5 oranında görülmektedir.

    Bazı çocuklarda dikkat eksikliği bulguları daha ön planda görülürken bazı çocuklarda aşırı hareketlilik ve davranışlarını kontrol edememe bulguları daha ön planda görülebilmektedir.

    Dikkat eksikliği ile ilgili bulgular:

    -Dikkatini uzun sürdürememe,

    -Dikkatini ayrıntılara verememe ve dikkatsizce hatalar yapma,

    -Ödev, Okuma gibi dikkat gerektiren işlerden kaçınma,

    -Günlük işlerini unutma ve eşyalarını kolayca kaybetme

    Hareketlilik-Dürtüsellik ile ilgili bulgular:

    -Uzun süre aynı yerde oturmada sıkıntı çekme,

    -Çoğu kez kıpırdanma, koşma veya tırmanma,

    -Çok konuşma, başkalarının sözünü kesme, araya girme,

    S-abrızlık ve sırasını beklemekte güçlük çekme

    DEHB tedavi edilmediğinde çocuk ve gencin okul hayatını olumsuz etkiler, ders başarısını beklenenin altına düşürür, sosyal sorunlar yaşamasına sebep olur.

    DEHB’de en etkili tedavi ilaç tedavisidir. Bunun yanında sosyal ve davranışsal düzenlemeler yapmak, ailenin ve öğretmenin bilgilendirilmesi ve eğitimi, çocukla bireysel ve destekleyici görüşmeler yapmak tedavide çok önemlidir.

    DEHB olan çocukların ailelerine öneriler:

    Ailelerin şunu unutmaması gerekir, DEHB olan çocuklar organize olma, planlama ve dikkatlerini sürdürme konusunda çok zorlanırlar, bu nedenle aileler bu konularda çocuklarla işbirliği yapmalı ve yardımcı olmalıdırlar. Davranış sorunları çocuk istediği için değil, kendini engelleyemediğinden ortaya çıkmaktadır.

    Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca noktalar:

    Çocuk veya ergen ile iletişim kurarken göz teması kurun, kısa ve net ifadeler kullanmaya çalışın,

    Çocuk ve ergene kural koyarken ebeveynler olarak tutarlı olun, kuralları açık ve kesin olarak koyun ve davranışlarınızla bunu desteklemeye çalışın,

    Sorumluluk veya görev verirken, anlaşıldığınızdan emin olun ve karmaşık görevleri belli sırayla verin,

    Ödev yaparken yardımcı olun, önce ortamı ayarlayıp; televizyon, tablet gibi dikkatini dağıtabilecek aletlerin olmamasına dikkat edin, çalışma ortamının sade olmasına, dikkati dağıtacak nesnelerin olmamasına dikkat edin,

    Beraber çalışırken sabır gösterin, ara vererek sıkılmamasını sağlayın,

    Bir not defteri tutturun, unutabileceği şeyleri yazabileceğini öğretin, ödev ve sorumluluklar için öğretmeni ile işbirliği yapın,

    Ev içerisinde hareket edebilmesi için ortam hazırlamaya çalışın ve fırsat verin,

    Mutlaka bir spor veya sanatsal faaliyete kaydedip bunu takip edin, ilerleme ve başarılarını destekleyin.

    DEHB olan çocukların Öğretmenlerine öneriler:

    Öğrenciyi yakınınıza oturtun, konuşurken sık sık göz teması kurmaya özen gösterin, dikkatinin dağıldığını hissettiğinizde tekrar dikkatini toplamaya yardımcı olun,

    Öğrenciyi dikkatini dağıtacak neslerin olduğu bölgelerden uzak oturtmaya dikkat edin, sınıf ortamını düzenli ve sade tutmaya çalışın,

    Öğrencinin olumlu davranışlarını vurgulayarak pekiştirin, olumsuz davranışlarında sakin kalmaya çalışın,

    DEHB’li çocuklar kolay kolay kontrol altında tutulamazlar. Sık sık hareket etmeye çalışırlar, öğrenciden sınıf içinde fiziksel hareket gerektiren işlerde yardım isteyin. Böylece öğrenci, enerjisini yararlı işlerde kullanmayı öğrenir.

    Öğrencinin organize olmasında yardımcı olun, bazı görevlerde fazladan zaman tanıyın. Verdiğiniz sorumlulukları sık tekrar etmeye çalışın,

    Öğrenciler kurallara uymakta zorlanırlar, kural listesi olşturup sınıfa asın, uygun şekilde yönlendirmeye çalışın,

    Ödevleri ve diğer sorumlukları için not tutmalarına yardımcı olun,

    Karmaşık ve zor ödevleri bölüm bölüm vermeye çalışın, talimatları basitleştirerek söyleyin, not almalarına müsaade edin,

    Aileler ile iletişim halinde olun, öğrencilerin eksikleri konusunda aileyi bilgilendirin. Gerektiği zaman bir uzmandan yardım almak için aileyi yönlendirin.

  • Öfke kontrolü öğrenilebilir…

    Öfke,içimizde varolan normal bir duygudur.İnsan ve hayvanlarda öfkenin yaşamsal olarak ne anlama geldiği genel olarak bilinmektedir. Varoluşa karşı tehditlerde özellikle daha belirgin ve daha yıkıcı olarak karşımıza çıkmaktadır. Öfke, engellenme, incinme ya da gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık,hışım veya hiddet olarak tanımlanabilir. Öfkenin dışa vurlmasının şiddetide karşılaşılan olayların şiddetine yada içimizde oluşturduğu kaygıya göre değişmektedir.

    Öfkeyi ortaya çıkaran genel nedenler şöyle sıralanabilir:

    1-Ulaşılmak istenen hedefe giden yolda yaşanan bireysel yetersizlikler veya başarısızlıklar,

    2-Toplumsal anlamda yaşanan hayal kırıklıkları,

    3-Kişinin maruz kaldığı haksızlıklar karşısında, öfke doğal olarak ortaya çıkabilir. Evet öfkenin ortaya çıkması sorun oluşturmaz fakat öfkenin neden olduğu yada öfkeyi nasıl dışa vurduğumuz önemli bir sorun olabilir. Ve aslında öfke de her duygumuz gibi doğru dışa vurulduğunda yararlı bir duygudur.

    Örneğin; bir anne çocuğunun yaptığı yanlış bir davranışta kaşlarını çatarak eğer yüzünü görmüyarsa sesli bir sinyal yollayarak çocuğun davranışı durdurmasını sağlayabilir. Fakat çocuk bu sinyali aldığı halde bir süre sonra yine aynı davranışı yapmaya devam ederse anne yine aynı eylemle durumu toparlayamadığında bu defa otoritesi sarsıldığı için kızgınlık seviyesi artarak öfkeye dönüşebilir.

    İşte bu noktada annenin bu duygusunu çocuğa şiddetle yansıtması,bunu fiziksel temasa çevirmesi doğru bir davranış olmayacaktır.Çünkü bu davranış şekli çocuğunda kolayca öğrenebileceği ve başkalarına uygulayabileceği bir durum olabilir.

    Peki, neden hepimiz öfkelendiğimizde saldırgan olmayız,yada zarar verici davranışlar yapmayız da bazılarımız yapar? Bu durum kişinin yaşadığı öfke bir duygu iken,saldırganlık, yıkıcılık ve şiddet bir davranıştır. Ve kişilere göre öfke duygusunun dışa vurumu farklı şekillerde karşımıza çıkacaktır. Öfke duygusu ile dolan kişi, saldıgan, yıkıcı olabileceği gibi, aşırı sessiz,içe dönük ve kırılmış da olabilir.

    Eğer öfkelendiğimizde bunu yansıtma şeklimiz çok yıkıcı oluyor ve sonrasında pişmalıklar yaşıyorsak bir sorunumuz var demektir. Bazı insanlar öfkelenince yaptıkları şeylerin doğru olduğunu savunabilirler ve sonuşlarına katlanmak onları daha da öfkelendirebilir. Aynı zamanda bizde öfke uyandıran olaylara pasif -agresif bir tutum sergiliyorsak,sonrasında bu durum veya kişiyle yüzleşmek yerine daha gergin yada öç almaya yönelik tavırlar sergiliyorsak,alaycı,aşağılayıcı bir tarz oluşturuyorsak yine bir sorunumuz var demektir.Çückü bu davranışlar kendilik algımızı olumsuz etkilediği gibi farklı bozuk kişilik özellikleri oluşmasına neden olabilir.

    Öfke doğal bir duygu iken onun dışarıya nasıl gösterildiği bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.Öfke kontrolündeki sorunlar genetik veya fizyolojik nedenlerden kaynaklanabilir.Aynı zamanda sevgisiz,ilgisiz,çok katı ortamlarda yetişen çocuklarda daha sıklıkla görülmektedir.Bazı çocuklar bebekliklerinden itibaren daha gergin,öfkeli ve huzursuz olabilirler.Bu nedenle aile tutumları,sosyal çevre,genetik özellikler,ailede psikiyatrik sorunlar,fizyolojik nedenler,fiziksel ve bilişsel engeller gibi nedenlerde sorumlu tutulmaktadır.

    Öfke kontrolünde öncelikli olarak öfkeye neden olanlar şeyleri iyi tespit etmek öncelikli bir durumdur.Yani davranışın öncesinde belirlenen faktörler 1. adımdır.

    2. adımda ortaya çıkan davranış ve 3.adımda davranışın sonuçlarına odaklanılan bir davranış desteği öfke kontrolünde faydalı olabilmektedir.

    1.adımda,genelde davranışın meydana geldiği ortam,olaylar,durumu tetikleyen veya arttıran durumlar gözden geçirilmelidir. Öfkenin saldırganlık yıkıcılık olarak dışavurumununa neden olan ortamlardan kişinin uzak durması veya uzaklaşabilme yollarını belirlemek gerekmektedir. Ve daha uygun rol modeller ile ilişkileri güçlendirmek destekleyici olacaktır.

    Örneğin, saldırganlık içeren oyunlardan uzaklaştırmak, daha yaratıcı eylemlere yönlendirmek, ev içinde saldırgan tavırlarda olan rol modellerin davranışlarının kontrol edilmesi konusunda destekler vermek uygun olacaktır.

    Maruz kalınan olaya karşı duyarsızlaştırma çalışmaları oldukça faydalı olmaktadır. Bunların yanında doğru iletişim yollarını, doğru dili kullanma becerisini gelişrtirmek, kişinin kendi kendini telkin etmeyi öğretmen, çeşitli sakinleşme egzersizleri ile durumu desteklemek gibi bir çok yol birlikte kullanılmalıdır.

    2.adım, ortaya çıkan davranış, bu davranışın değişimi için aslında direk ortaya çıkan olumsuz sonuçlar üzerinden yani 3.adım üzerinden çalışmak gerekmektedir.

    Öfkeyi kişi kontrol edemediğinde yaptığı davranışın sonuçları tek tek konuşulmalıdır. Ve sonuçta bu davranışlardan kendisinin sorumlu olduğu öğretilmelidir. Yavaş yavaş olumlu pekiştireçler ile davranışı söndürme çalışmaları,davranış sonrası bazı kısıtlamalar vermek,yani davranışın bedelini ödemesini öğretmek önemli bir öğretidir.

    Davranış ortaya çıkmadan,dur-düşün-yap egzersizleri, nefes ve kas egzersizleri birebir öğretilmelidir. Ve kişiye bu durumun onun kontrolünde olduğu, yeterli zamanı ayırırsa bunu kontrol edebileceği açıklanmalı, özellikle çocuklar ile yapılan çalışmalarda ev içindeki bireylere nasıl destekler verecekleri net olarak anlatılmalıdır.

    Bu davranış eğitimi sürecinde başarı durumuna göre kişi kendini yada aile çocuğu çeşitli şekillerde ödüllendirerek motivasyonu arttırabilmektedir.

    Yalnız bu ödüllendirmelr rüşvet şeklinde değil gerçekten gayretinin karşılığı şeklinde sunulur ise işe yarayan faktörlerdir. Evet ÖFKE normal bir duygu ama aşırı ve yıkıcı davranışlarla sosyal ve ailesel yaşamı olumsuz etkilediğinde kontrol edilmesi gereken bir durumdur. Çünkü, bu davranışların sonuçları kişinin aile, sosyal, okul veya iş hayatını olumsuz etkileyerek,kişilik gelişiminde, psikolojik ve fizyolojik yapısında olumsuzluklara neden olabilir.

  • Ergenlik Çağında Gelişen Şizofreni

    Ergenlik Çağında Gelişen Şizofreni

    Ergenlik çağı şizofreni çok sık karşılaşmadığımız ama ciddi ruhsal rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık ergenlerde gerçekleri yorumlamakta zorlanmanın yanı sıra düşünce (bilişsel), davranışsal ve duygusal sorunlar yaşamalarına sebep olur. Kişi halüsinasyonlar, delüzyonlar ve garip olarak kabul ettiğimiz düşünce ve davranışlar sergiler.

    Rahatsızlığın seyri ve semptomları genel olarak yetişkinlik çağı şizofrenisi ile aynıdır. Sadece erken dönemde başlayan şizofreninin teşhisi ve tedavi süreci daha zordur ve kişinin erken yaşta eğitim ve sosyal hayatını direkt etkileyen bir rahatsızlıktır.

    Şizofreni kronik rahatsızlık olup, sürekli tedavi gerektiren bir rahatsızlıktır. Rahatsızlığın en erken evrede teşhisi ve tedavisi kişinin uzun sürede hayat kalitesini yükseltmek adına çok önemlidir.

    Semptomlar

    Şizofreni genel olarak 20’li yaşlarda ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Rahatsızlık 13 yaşın altında çok nadir görülse de, çok erken 14-18 yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Semptomlar genelde hepsi birden ortaya çıkmaz zamanla gelişmeye başlarlar.

    13 yaş üstü çocuklarda görülen semptomların bazılar:

    • Aile ve arkadaşlardan uzaklaşmak

    • Okul başarısının azalması, okula ilginin azalması

    • Uykuya dalmakta zorluk

    • Gergin, irritable, ve depresif duygudurumu

    • Motivasyonun olmaması

    • Garip davranışlar

    • Madde kullanımı

    Delüzyonlar –gerçeğe aykırı olan yanlış inançlar

    • Birilerinin sana zarar verdiğine inanmak

    • Belirli işaretler (gestures), yorumların onunla alakalı olduğuna inanması

    • Olağanüstü yetenek veya popülerliğinin olmasına inanmak

    • Belirli bir kişinin ona aşık olduğuna inanmak

    • Her hangi bir trajedinin eşiğinde olduğuna inanmak

    Halüsinasyonlar – gerçekte mevcut olmayan bir şeyleri duymak veya görmek. Kişi halüsinasyonlarının gerçekliğine tam olarak inanırlar.  

    Dağınık Düşünceler – dağınık düşünceler kişinin dağınık konuşmasıyla bir başa alakalı durumdur. Kişi efektif iletişim kuramaz, verdiği cevapların bir kısmı alakasız olabilir, cümleler anlamsız kelimeler içerebilir ve ‘WORD SALAD’ dediğimiz ‘kelime karmaşası’ oluşur

    Son derece dağınık veya anormal motor davranışı – Kişi talimatlara uymayan, uygunsuz ve tuhaf davranışlar sergileyebilir.   

    Negatif semptomlar – normal işlev yeteneğinin azalması veya olmaması

    • Kişisel hijyenin ihmali

    • Duygu eksikliği

    • Göz kontaktı kuramama

    • Yüz ifadesinin olmaması

    • Monoton konuşma

    • Konuşma sırasında el veya baş hareketlerini kullanamama

    • Günlük aktivitelere karşı ilgi kaybı

    • Sosyal geri çekilme

    • Zevk alamama

    Ne zaman hekime danışılmalı?

    • Kardeş veya akranlarla karşılaştırıldığında gelişimsel olarak onlardan gecikmeler varsa

    • Banyo veya giyinme gibi günlük beklentileri yapmaktan kaçınıyorsa

    • Sosyalleşmek istemiyorsa

    • Akademik performansı düşmeye başladıysa

    • Tuhaf yeme ritüelleri varsa

    • Başkalarına karşı aşırı şüphe hissi duyuyorsa

    • Duruma uygun olmayan duygular sergiliyorsa

    • Tuhaf fikirleri ve korkuları varsa

    • Gerçek olmayan şeyleri, rüyaları, TV’de gördüklerini gerçekle karıştırıyorsa

    • Tuhaf düşünce, davranış veya konuşma sergiliyorsa

    • Kendine veya başkalarına zarar verme dürtüsü, agresif davranışları ve ajitasyonu varsa

    İntihar eğilimi

    Çocukluk ve ergenlik çağı şizofrenisi olan kişililerin normal popülasyona göre intihar eğilimleri çok daha yüksektir. Bu durum ailenin ve psikiyatristin kontrolü altında tutulması şarttır.

    Sebepleri

    Rahatsızlığın tam olarak hangi sebepten geliştiği bilinmese de, bilim insanları depomin ve glutamate nörotransmiterlerinin farklı çalışmasıyla alakalı olduğunu savunuyorlar.

    Risk Faktörleri:

    • Ailede şizofreni öyküsünün olması

    • Bağışıklık sisteminin fazla çalışması – otoimmün rahatsızlıklar

    • Baba yaşının fazla olması

    • Bazı gebelik veya doğum komplikasyonları: yetersiz beslenme, beyin gelişimini etkileyebilecek toksinler veya virüslere maruz kalma

    • Gençlerin psikoaktif ilaçlar kullanması

  • Çocuklarda Davranış Bozuklukları, Nedenleri ve Çözüm Yolları

    Çocuklarda Davranış Bozuklukları, Nedenleri ve Çözüm Yolları

    Davranış bozuklukları çocukları çocuğun içsel çatışmalarını davranışa aktarması sonucu ortaya çıkar. Davranış bozukluğu olarak adlandırılan davranışlar hırçınlık, sinirlilik, inatçılık, yalan, çalma ve küfür etme gibi eylemlerdir. Her çocuğun gelişimi kendine özgüdür, bu nedenle her çocuk birbirinden farklıdır. Bu farklılıklar dikkat edilmesi gereken noktalardır ancak hepsi davranış bozukluğu olarak değerlendirilemez. Davranış bozukluğu, bireyi, aileyi olumsuz yönde etkileyen, diğer insanların temel haklarının çiğnendiği yaşa uygun toplumsal kurallarını hiçe sayıldığı davranışlardan oluşan bir durumdur.

    Bir davranışın, davranış bozukluğu olarak değerlendirilmesi için bazı ölçütler vardır. Öncelikli olarak yaşına uygun olup olmamasına dikkat edilmelidir. Buna karar verebilmek içinde çocuğun bulunduğu yaşın gelişimsel özelliklerine hakim olmak gerekir. Çocukta gelişimsel sürecine bağlı olarak ortaya çıkan değişiklikler hayatında zorluklar doğurabilir. Yeni şartlara uyum sağlayana kadar da çocuk geçici uyum sorunları yaşayabilir. Yani bir davranışa davranış bozukluğu diyebilmemiz için gelişim dönemine özgü davranışların dışında olmalı. Bir diğer ölçüt iste davranışın yoğunluğudur.  Ortaya çıkan duygu ve davranışın şiddetinin normalinden fazla olması gerekir. Ve davranışın sürekliliği de ölçütlerden biridir. Davranışın uzun zamandan beri ısrarlı bir şekilde devam ettirilmesi gerekir.

    En sık görülen davranış bozuklukları; hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan söyleme, tırnak yeme, saç koparma, alt ıslatma ve dışkı kaçırma, yeme bozukluğu, karşı gelme, uyku bozukluğu, konuşma bozukluğu, çalma, küfürlü konuşma gibi davranışlardır.

    Davranış bozukluğuna yol açan birçok neden vardır; dikkat çekme isteği, savunma, büyüme arzusu, yetişkinleri şaşırtma isteği, arkadaşları tarafından beğenilme ve onaylanma isteği, intikam almak, kitle iletişim araçlarının olumsuz etkisi, fizyolojik sorunlar, kalıtım, temel ihtiyaçlarının doyurulmaması gibi nedenlerden kaynaklanıyor olabilir.

    0-6 yaş dönemi çocuklarda, olumsuz anne baba tutumları, ailede istismar öyküsü, annede depresyon öyküsü, sosyo-ekonomik düzeyin düşük olması gibi durumlar sık görülen nedenlerdendir.

    Davranış bozukluğu için en etkili yöntemler görmezden gelme, ödülü geri çekme, alternatif sunma, sözle uyarıda bulunma ve tartışmaktan kaçınmadır. Bağırmak, susturmak, vurmak aranızdaki saygı bağının kopmasına neden olur. En önemli adım bu süreçte saygıyı yitirmemektir. Çocuğun olumlu noktalarını keşfedip ortaya çıkarmak ve yüreklendirmek olumsuz davranışları azaltıp kendine güvenmesini sağlar. Bu çocukların koşulsuz sevgiye ihtiyacı vardır. Yani koşullar her ne olursa olsun anne baba tarafından kabul edildiğini ve sevildiğini hissetmelidir. Hiçbir zaman ceza ya da şiddet kullanılmamalı. Davranışıyla ilgili olay anında değil sakinken konuşulmalıdır. Çocuğa yaşına uygun sorumluluk vererek başarma duygusu yaşatılmalı, anne baba çocuğa olumlu rol model olmalı. Olumsuz davranışlar gösterildiğinde değil, bu davranışlar gösterilmediğinde ilgilenilmelidir aksi takdirde bu davranışların pekişmesine sebep olur. Davranış sayesinde anne babadan ilgi kazandığını düşünmemeli “yapma” bile bir ilgidir aslında. Anne baba çocuğa verdikleri sözleri tutarak, ona ait bir eşyayı alırken izin isteyerek çocuğa model olmalıdır. Diğer çocuklarla kıyaslanmamalı, yaşına ve özelliklerine uygun beklentiler oluşturulmalıdır. Olumsuz davranış ortaya çıktığında çocuk yaratıcılığa teşvik edilmeli, olumlu bir faaliyete yönlendirilmelidir. Çocukların anne babalar için basit, önemsiz konuları paylaşmalarına müsaade edilmelidir ki, anne babayla rahat bir şekilde konuşabileceği algısı oluşsun. Önemsiz şeyleri bile konuşamadığı anne ve babasıyla önemli konuları, duygu ve düşüncelerini anlatması çok zor olur.

    Çocuklarda davranış bozukluğu terapisinde, çocukların iletişim becerileri, sorun çözme becerileri, dürtü kontrolü, öfke kontrolü gibi konular çalışılır. Çocuklarla beraber anne ve babanın da tutum ve davranışlarının düzenlenmesi gerekir. Çünkü anne ve babanın tutumları çocuğun davranışlarında büyük rol oynar. O yüzden terapi sürecinde en etkili yol anne baba eğitimidir. Tedavi edilmezse kalıcı davranış bozuklukları ve antisosyal kişilik bozukluğu başta olmak üzere bir çok soruna yol açabilir.

  • Çocukta mizaç

    Çocuğun baştan getirdiği eğilimleri daha çok mizaç olarak düşünürüz. Genel olarak çocuğun genetik getirdiği özellikler diyebiliriz. Bebekken bile insanlar bazı davranışları farklılık gösterebilir. Bu o insanın mizacına göre verdiği tepkidir. Çocuk ve ergen psikiyatrisin de çocukların mizacına göre değerlendirmek önemlidir. Mizaç daha çok insanın kendisine özgü bir durumdur. Onu diğer insanlardan ayırır. Kişilik özellikleri de bu mizacın üzerine oturur.

    Çocukta mizaç davranışları yönlendirir ve insanda davranış farklılıklarını yapan durumdur. Temelde var olan mizaç özellikleri çevresel etkilerle şekillenerek bizim davranış modelimizi oluşturur.

    Kişilik daha çok gelişen değişen özellikler göstermekle birlikte mizaç daha sabit eğilimleri gösterir. Ama çevresel etkenlerle insanın kişiliğini etkiler. Mizaç özellikleri temel yapı taşını oluşturur. Bebeğin ailesi, çevresi , yaşadığı olaylar bu mizaç üzerine kişiliğinin gelişmesini sağlar. Çocuğun genetik alt yapısı üzerine kurduğu temeller davranışsal özelliklerini oluşturur. Böylelikle çocuğun kişilik özellikleri belirmeye başlar.

    Yaşamın ilk yılları kişilik gelişimi için çok önemlidir özellikle ilk 5 yılda kişilik özelliklerinin temelleri atılır. Bu dönemde yaşanan olayalar , ailenin çocuğa davranışı ve bu konuda yapılan olumlu ve olumsuz davranışlar çocuğun gelecek yaşamını ve karakterini etkileyecektir.

    Çocuk psikolojisinde çocuğun mizacını göz önüne almadan yapılacak çocuk psikolojik eğitimi hatalı olacaktır. Özellikle anne babaların çocuğun mizacına göre davranmayıp kendi kafalarındaki ideal çocuğu yaratmak, yada kendi kişiliklerine benzer bir kişilik oluşturma çabaları; çocuğun farklı ve mizacına göre ideal bir karakter gelişimini sekteye uğratacaktır. Belki ilerde de çatışmalı anne baba ilişkisi oluşturacaktır.

    Sağlıklı bir anne baba davranışı ise çocuğunun mizacına göre ona alternatifler sunarak kişiliğinin gelişmesini sağlamasıdır. Böylelikle çocuk çevre ve aile ilişkilerinde sağlıklı bir kişilik geliştirerek başarılı olacaktır. Çevrede onu sağlıklı bir şekilde içine alacaktır.

    Şunu unutmamak gerekir ki mizaç doğuştan getirilen temel yapı taşıdır. Üzerine iyi bir kişilik geliştirilirse herkeste bir potansiyel vardır. Aksi taktirde kişilik bozuklukları gelişir ki buda insan ve çevresi ile ilişkiler derin bir şekilde olumsuz yönde etkiler.