Etiket: Davranış

  • Ödül ve ceza

    Ödül ve ceza

    Çocuğun toplumsallaşması ve değerler sisteminin gelişebilmesi için insanlarla iletişime girmeye ihtiyacı vardır. Bu iletişim içersinde toplumun onayladığı ve onaylamadığı davranışlar sergileyebilir.Yaşam boyu devam eden ancak ikinci çocukluk döneminde ( 6-12 yaş) ivme kazanan toplumsallaşma süreci çocuğun davranışlarının şekillendiği süreçtir.

    Olumlu davranışların arttırılmasında ve olumsuz davranışların azaltılmasında ödül ve cezanın önemli bir yeri vardır. Ancak ödül ve cezanın yerinde kullanıldığı pek söylenemez. Bazı ailelerin cezaya hiçbir zaman başvurmadıkları bazılarının ise çocuğun her olumludavranışının ödüllendirildiği gözlemlenmektedir. Halbuki ödül ve cezanın amaca hizmet edebilmesi için bilinçli olarak kullanılması gerekir.

    Ödül ; oyuncak, giyecek, yiyecek gibi maddi yönü ön plana çıkan nesneler olabileceği gibi, sevdiği bir insanla yürüyüşe çıkma, vakit geçirme , sinemaya gitme, maça gitme gibi eylem içeren veya beğenilme, sevilme, takdir etme, okşama gibi olumlu duygular uyandırıcı biçimde olabilir.

    Ödül; ne bir armağan ne de bir rüşvettir. Çünkü ödül olumlu davranışın ardından sunulur, oysa armağan herhangi bir eylemde bulunma şartı aranmadan kişiyi mutlu etme amaçlıdır.

    Ödül ; olumlu davranışların artması için çocukta istek uyandırmak, öğrenme güdüsünü perçinleştirmek , her hangi biramaca ulaşmaya yönlendirmek için kullanılır.

    Ancak ödül yerinde ve zamanında dozunda kullanılmazsa araç olan ödül amaca dönüşebilir. Buda çocukta ödüle ulaşabilmek için hile gibi davranışlara sebebiyet verebilir. Ayrıca çocuğu çıkarcılığa sevk edebilir.

    Ceza ; olumsuz ve istenmeyen davranışların önlenmesi veya olumsuz davranış ortaya çıktıktan sonra bu davranışın tekrarlanmasını engellemek için konulan yasaklayıcılar olarak söz edebiliriz.

    Farklı sınıflandırmalar olabileceği gibi genellikle iki tür cezadan söz edebiliriz. İlki istenmeyen davranışı azaltmak ve ortadan kaldırmak için kişi için hoş olmayan bir uyarıcının devreye sokulmasıdır.

    Örneğin; Ödevlerini oyalanarak yetiştiremeyen bir okul öğrencisine , zamanını iyi kullanamadığı için sevmediği dolabını toparlama görevi verilebilir.

    İkicisi ise istenmeyen davranışın ardından kişi için önemli olan bir uyarıcının devreden çıkartılması yada hoşlanarak yaptığı bir etkinlikten men edilmesi olabilmektedir.

    Örneğin ; ödevlerini zamanında yapmayan çocuk için çok sevdiği bir televizyon programını seyretme yasağı verilebilir.

    Ceza ; kişiyi olumsuz davranışları yapmaktan alıkoymak, bilerek ve isteyerek yapılan olumsuz davranışların yerleşmesini engellemek, disiplin sağlayabilmektir. Ceza korkuya dayandığında olumsuz duygulara sebep olabilir. Kişi cezayı peşinen kabul ederse caydırıcılığı kalkar veya kişi cezayı bir saldırı olarak algılarsa rövanşını almak isteyecektir.

    Burada dikkat edilmesi gereken olumlu davranışlar yerinde ve zamanında olumlu pekiştirenlerleödüllendirilirse ceza durumuna genellikle gelinmeyeceğidir.

  • Çocuklarda saldırganlık

    Çocuklarda saldırganlık

    Saldırganlığı, kişisel bir yaralanmanın bir başka şekilde sonuçlanması olarak tanımlayabiliriz. Bu yaralanma sonucunda çocuğun akranlarına vurması, ısırması, eşyaları fırlatması, tekmelemesi, tükürmesi ve zarar vermeyi amaçlayan tehditler şeklinde sözel saldırılarda bulunmasıdır.

    Sürekli ve aşırı biçimde saldırgan olan çocuk sinirli, anlaşılmaz, eyleme hazır ve aşırı geçimsizdir. İlişkileri gergin ve sürtüşmelidir. Hemen parlar ve kavgaya hazırdır. Durmadan kuralları çiğner ve ceza görür. Bu çocuklar cezadan etkilenmez ya da kısa süreli etkilenmiş gibi görünürler. Olağan anlaşmazlıkları bile bilek gücüyle çözmeye çalışırlar. Tepkileri ölçüsüz ve durumla orantısızdır. Öfkesini yenemez ve hep kendini haklı çıkarmaya çalışır. Bu çocuklar evde, okulda sürekli sorun yaratırlar ve yetişkinlerle sürekli çatışma içindedirler. Genellikle erkek çocuklar daha saldırgandırlar.

    SALDIRGANLIĞIN NEDENLERİ

    1- Saldırgan davranışların ebeveynler tarafından ödüllendirilmesi. Geleneksel kültürün erkek çocuğun saldırganlığını onaylaması(Ör: Parkta iki çocuk kavga eder. Biri daha çok dayak yerse; annesinin, çocuğunun kendisini savunamadığı düşüncesiyle üzülmesi)

    2- Çocuğun yetişkinlerden katı ceza, anlayışsızlık ve yetersiz sevgi görmesi.

    3- Babanın uzun süreli yokluğunda, annenin sürekli çocuğun etrafında olmasıyla ortaya çıkan feministik ortam.

    4- TV ve kitle iletişim araçlarının olumsuz etkisi.

    5- Anne-baba tutumlarının olumsuzluğu, çocukla aralarındaki iletişimin iyi olmaması.

    6- Çocuğun anne-babasından dayak yemesi.

    7- Beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesi gibi fizyolojik sorunlar.

    SALDIRGAN DAVRANIŞLARI NASIL ÖNLEYEBILIRIZ?

    1- Her şeyden önce anne-baba çocuğa saldırganlık modeli olmamalıdır. Evde dayak yiyen bir çocuk varsa kardeşini dövüyor. Kardeşi yoksa okulda en ufak bir sorunda arkadaşına vuruyor ya da hayvanlara eziyet ediyor. Çünkü dayak, herkes için olumsuz duygular yaratır.

    2- Çok fazla saldırgan davranışlara tolerans gösterilmemelidir. Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada şiddeti bir araç olarak görmeye başlar. Bu yolla istekleri yerine getirilmemelidir. Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen bir davranış olduğu hemen gösterilmelidir.

    3- Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla cezalandırılmamalıdır. Anne-babanın ilgisi sevgisi azaldığında ve fiziksel cezalar uzun süre devam ettiğinde; çocukta saldırgan, asi, sorumsuz davranışlar gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakin davranmalı, anormal duygusal tepkiler yerine, “ben dili”ni kullanmalıdır. Dayak, saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman, onun hemen kesilmesini sağlayabilir; ancak, çocukta düşmanca duygular geliştirir.

  • ÇOCUK ve ERGENLERDE ALKOL MADDE BAĞIMLILIĞI

    ÇOCUK ve ERGENLERDE ALKOL MADDE BAĞIMLILIĞI

    Bağımlığın tanımı nedir?

    Bağımlılık sendromu tanımı ilk kez alkol için yapılmış ve Alkol Bağımlılığı Sendromu (ABS) olarak tanımlanmıştır. Sendromun tanımı yapılmış 6 ayrı elemanı vardır. Bunların her birinin bağımlılık süreci içinde ayrı bir önem ve etkiye sahip olduğu kabul edilmektedir. Sendromu oluşturan elemanlardan her birinin bireysel ve kültürel etmenlerle değişik bir görünüme bürünebileceği gerçeği de akılda tutulmalıdır.

    Bağımlılığın ana yapıları nelerdir?

    1. Maddeye Toleransın Artması :Toleransın görünümü ya maddenin tekrarlayan dozlarla kullanımına rağmen ortaya çıkan etkinin beklenenden / her zamankinden daha az olması ya da her zamanki “aynı etki”nin sağlanabilmesi için maddenin daha yüksek miktarda tüketilmesi gereği biçiminde olur.

    2. Tekrarlayan Kesilme Belirtileri : Bu olgu bir öncekiyle yakından bağlantılıdır. Genellikle maddenin yokluğunu ve/ veya her zamanki dozun altında bir dozun alındığı dönemi izleyerek ve ona bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Kesilme belirtilerinin ortaya çıkışındaki zamanlama ve belirtilerin şiddeti, kullanılan maddeye / bağımlılık tipine bağlıdır.

    3. Maddenin Dürtüsel Alımı Ve Öznel Farkında Oluşluk : Zihinsel olarak birey, kullandığı madde ile yoğun bir meşguliyet halinde olup, maddenin onun ruhsallığında yol açtığı değişiklikleri düşünmekte giderek hızlanan bir şekilde maddenin teminine yönelmektedir.

    4. Madde Arama Davranışının Yoğunluğu: Bağımlılığın gelişmesini takiben, birey için sadece ilgili maddenin temin edilmesi/edilebilmesi bile tek başına özgül ve önemli bir anlam ifade etmektedir. Günlük davranış repertuarı giderek azalmış ve ilk planda “madde kullanma” davranışı olmak üzere birkaç davranışa indirgenmiştir. Bu daralma ve sınırlanmaya bağlı olarak bireysel ve toplumsal sorumluluklar, roller, ödevler vb. ikinci, üçüncü vs. plana itilmek zorunda kalmıştır.

    5. Kesilme Belirtilerinin Iyilettirilmesi/Önlenmesi : Kesilme belirtileri ile bir kez “tanışan” birey, sonraki adımda bunların maddeyi kullanmak suretiyle nasıl değiştiğini ve etkilendiğini öğrenmektedir. Bu öğrenmeye bağlı olarak, kesilmeyi etkileyen/değiştiren davranış yerleşik hale gelerek, bir davranış kalıbı olarak kesilmenin denetlenmesinde kullanılır olmaktadır. Örneğin ileri alkol bağımlıları, biraz az içmek pahasına da olsa ertesi sabah için uygun bir miktarı ayırmaktadırlar.

    6. Madde Kullanım Repertuarının Daralması : Bağımlılığının ilerlemesiyle madde kullanma davranışı günlük davranış repertuarı içinde giderek daha da “stereotipik” hale gelmektedir. Bunun en bilinen örneği alkol tipi bağımlılıkta gözlenmektedir. Sosyal içici için alkol kullanma davranışının zaman açısından bir düzensizliği vardır. Bazan bir kokteylden diğerine, bazan birkaç gün üstüste içme biçiminde, bazan da kendiliğinden oluşan uzun aralar ile içmektedir. Oysa bağımlılığa doğru gelişen içme biçiminde, içme davranışı haftalık / günlük tekrarlara dönüşmek suretiyle stereotipik bir hal alarak adeta belirli, ille de tekrarlanan “günlük aktivite” görünümündedir. İçme davranışı gün içinde zamanla sınırlı ve şaşmayan bir rutin halindedir.

    7. Ülkemizde çocuk ve ergenlerde en çok kullanılan uyuşturucu maddeler nelerdir?

    Ülkemizde yapılan bütün çalışmalar en sık olarak kullanılan uyuşturucu maddenin esrar olduğunu göstermektedir. Esrar özellikle ruhsal bağımlılık yapabilen bir maddedir. Ancak bağımlılık potansiyeli diğer maddeler ile karşılaştırıldığı zaman daha düşüktür. Ülkemizde çeşitli bölgelerde geleneksel olarak esrar kullanımı olduğu .bilinmektedir. Öte yandan esrar hakkında bağımlılık yapmadığına ilişkin yaygın bir kanı vardır. Oluşturduğu fiziksel etkiler diğerlerine göre daha geç ortaya çıkmakta ve daha düşük oranda zarar vermektedir. Bu nedenle esrarın gençler arasında daha korkusuzca kullanıldığı düşünülebilir. Halbuki yukarıda belirtildiği gibi esrar fiziksel değil ancak ruhsal bağımlılık yapabilen bir maddedir. Son yıllarda özellikle bölgemizde sentetik esrar (bonzai, jameka) kullanımı artış göstermektedir. Bu maddeler esrarın bağımlılık özellikleri gösterdiği gibi sentetik yapılarından dolayı hayati tehlikeye varacak noktada vücuda zarar vermektedir.

    İkinci sırada en sık olarak kullanılan uyuşturucu madde, uçucular adı altında toplayabileceğimiz maddelerdir. Bunlar arasında Bally, UHU gibi yapıştırıcılar, Tiner gibi çözücüler ve benzin, gaz gibi uçucu maddeleri sayabiliriz. Uçucu maddeler içinde özellikle Tiner ve Bally en sık kullanılanlardır. Bunlar çok kolaylıkla her yerde bulunabilmekte ve isteyen herkes tarafından satın alınabilmektedir. Bu maddeler küçük yaşlarda kullanılmaya başlanılan maddelerdir. Beyin üstüne doğrudan toksik etkileri olması nedeni ile, küçük yaşlarda kullanılması sonucu çok ciddi sonuçlar ortaya çıkabilir.

    Sentetik uyuşturucular adı altında toplanan maddelerden ecstasy (metamfetamin) kullanımı ülkemizde giderek yaygınlaşmaktadır. Ecstasy özellikle ekonomik durumu daha iyi olan toplumsal kesimlerde, eğlence amacı ile kullanılmaktadır. Bu madde oldukça yüksek fiyatlar ile satılmaktadır. Tüm dünyada uzun yıllardır kullanılan bir madde olan LSD kullanımı ülkemizde çok yaygın değildir. Ancak belli bazı kesimlerde özellikle deneme amacı ile kullanılmaktadır. Temin edilmesi oldukça zordur.

    Sıklıkla kullanılan diğer uyuşturucu maddeler sırası ile eroin ve kokaindir. Yaşamları boyunca en az bir kez eroin kullanan öğrencilerin oranı %0.8 olarak saptanmıştır (?). Eroin ülkemizde en yaygın kullanılan “hard drug” özelliğini taşımaktadır. Diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında yaygınlık oranı çok daha düşük olmakla birlikte eroin kullanımı kişi ve toplum için oldukça ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Çünkü eroinin bağımlılık yapıcı etkisi çok yüksektir. Kısa süre içinde kişi bağımlı hale gelebilmektedir. Bu nedenle bir kez denemek için kullanımı bile tehlikeler yaratabilmektedir. Eroin bağımlılığının tedavisi oldukça güçtür. Bağımlılarının topluma getirdiği yük yüksektir. Diğer bağımlılık potansiyeli yüksek olan maddeler ile karşılaştırıldığında eroinin fiyatı ülkemizde oldukça düşüktür.

    Madde bağımlılığına yol açan risk faktörleri nelerdir?

    Cinsiyet: Yapılan tüm çalışmalarda erkeklerin daha çok madde kullandıkları görülmektedir

    Sosyoekonomik durum:Dünyada yapılan çalışmalar uyuşturucu madde bağımlılığının daha çok yoksul kesimlerde olduğunu göstermektedir. Daha yüksek sosyoekonomik düzeyde kullanım oranlarının düştüğü belirtilmiştir. Ancak özellikle uyarıcı olarak nitelenen maddeler ve eğlence amaçlı kullanılan sentetik maddeler yüksek sosyoekonomik sınıf tarafından kullanılmaktadır. Ülkemizde yapılan çalışmaların çoğunluğu toplumun çeşitli kesimlerini yansıtmaktan uzaktır.

    Aile:Ailenin ve aile özelliklerinin uyuşturucu kullanımdaki önemi küçümsenemez. Özellikle ayrı yaşayan, boşanmış aile çocuklarında, aile içi iletişimin bozuk olduğu ortamlarda madde kullanımının daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Madde kullanan kişilerin babalarında daha sıklıkla yoğun alkol ya da madde kullanımı saptanmıştır.

    Psikiyatrik hastalık: Madde kullanımı öncesinde özellikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Davranış Bozuklukları, Depresyon ve Özgüven sorunları madde kullanımı ve bağımlılığa zemin hazırlamaktadır.

    Okul başarısı: Madde kullanan öğrencilerin okul başarılan daha düşük olarak bulunmuştur. Aynı şekilde okul devamsızlıkları da daha fazladır. Ancak burada iki türlü yorum yapılabilir. Birincisi, madde kullanımının okul başarısını düşürdüğü, ikincisi ise okula devamı ve okul başarısı düşük öğrencilerde madde kullanımının yüksek olduğu biçiminde yorumlanabilir. Her ikisi de bu durumu etkiliyor gibi görülmektedir.

    Madde Kullanımından Uzak Tutacak Faktörler Nelerdir?

    Güçlü ve pozitif aile bağları, Ebeveynlerin çocuklarının arkadaşları ve neler yaptıklarından haberdar olması, Aile içi kuralların açık olması ve herkesin bunlara uyması, Ebeveynlerin çocuklarının yaşamlarına ilgili olmaları, Okulda başarılı olma, Okul, kulüpler gibi kurumlarla kurulmuş güçlü bir bağ, Uyuşturucu kullanımı ile ilgili doğru bilgilenme yapılması gelir.

    Aileler hangi durumlarda çocuklarından şüphelenmelidir?

    Uyuşturucu madde kullanmaya başlayan gençlerde ilk gözlenen değişiklik çevrelerinde yapmış oldukları değişikliklerdir. Eski arkadaşlıkların yerini yeni arkadaşlar alır. Genellikle okul içerisinde maddeyi rahatlıkla bulabileceği kişilerle arkadaşlık etmeye başlar. Duygusal olarak değişkendir. Kimi zaman neşeli, kimi zaman öfkeli ve huzursuz olabilir. Daha önce okulda çok iyi başarı gösteren bir öğrenci iken başarısı düşük bir öğrenci haline gelmiş olabilir. . Evde iken tek başına kalmaya başlamıştır. Odasının kapısını kilitleyip hiç dışarı çıkmak istemez. Aile ile olan ilişkilerini mümkün olduğunca kısıtlı tutmaya başlar, evde daha az zaman geçirmek ister. Her zamankinden fazla para harcamaya başlar. Kendine olan bakımı azalmıştır. Sinirlilik, gerginlik ve kişiler arası ilişkilerde sorunlar yaşanmaya başlar. Dalgınlık ve dikkatsizlik artar.

    Madde kullanımında ailelerin genel tutumları neler olmalıdır?

    1. Çevreyi Değiştirin: Yakınlarınızın madde, alkol kullanılan ortamlardabulunması tekrar kullanma isteğinin ortaya çıkmasına ve kaymaya sebep olabilir. Ortam değişikliği, hatırlatıcılardan uzak kalmak adına yararlı olabilir.

    2. Olumlu Yanlarını Destekleyin: Ödüllendirilen, takdir edilen davranışların gelecekte tekrar edilme olasılığı daha yüksektir. Onları motive etmek adına olumlu yanlarını takdir edin.

    3. Sınırlarınızı Belirleyin: Aile içi ilişkilerde ve ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkilerde sınırların net olması belirsizliği azaltır ve anlaşmazlıkları ortadan kaldırmamıza yardımcı olur

    4. Onların Seçimlerine İzin Verin: Konulan kuralların devamlılığını sağlamanın bir diğer yolu da seçenek sunmaktır.

    5. Sorumluluk Verin.

    6. Sağlıklı İletişim Kurun.

    7. Çocuğunuzla Tartışmaktan Kaçınmayın: Tartışma ve çatışma genellikle kaçınılması gereken bir durum olarak görülür. Çatışma bir hatanın değil, üstesinden gelinmesi gereken bir durumun habercisidir. Yeni öğrenmelere ve ilişkiyi geliştirmeye imkan sağlar. Belki de ailede gerekli olan değişim için fırsat sunar.

  • Çocuk ve Ergen Terapisi

    Çocuk ve Ergen Terapisi

    Çocukluk ve ergenlik kendine has olarak belirgin şekilde çocuğun ve ergenin hızla değişim gösterdiği dönemlerdir. Fiziksel, sosyal, psikolojik, bilişsel açılardan hızla geçişler içermektedir. Bu dönem değişikliklerine uyum sağlamakta ve çevresel faktörler ile ilişki kurmada ve başa çıkmada bir takım güçlükler görülebilmektedir. Çocuk psikoloğunun ilk amacı bu süreçlerde destek olmaktır. Ardından başa çıkmada zorlandığı alanlarda sorunun çözümü için hem çocuk/ergene hem de ailesine yardımcı olmaktır. En önemli nokta hem çocuklar için hem de ergenler için kendi içlerinde bulunan güçlü yanların keşfidir. İşte terapi de kendi içlerinde bulunan bu güçlü yanları keşfetmelerini sağlamaktadır. Burada terapiste düşen en büyük görev de olumlu-şartsız-kabul süreci ve güven ilişkisidir.

    Çocuk Terapisi 

    Çocukluk dönemi kişilik gelişiminin oluşmaya başladığı bir dönemdir. Bu dönemde öğrenilen davranışlar yetişkinlikte kişinin, karakterini, bilişsel yapısını, öz-güvenini, sosyalleşmesini, alışkanlıklarını, davranışlarını, tutumlarını büyük ölçüde belirlemektedir. Çocukluk kişilik gelişiminin en önemli kısmıdır. Bu sürece bir de, bu dönemde yaşanan, çevresel, psikolojik faktörler etkilenebilmektedir. Bu sebepledir ki, çocukluk dönemi patolojileri, çocuk psikologları tarafından, terapi ile çalışılmaktadır. İçinde bulunduğu süreci en sağlıklı şekilde atlatabilmesi, yetişkinlik yıllarında kalıcı bir takım patolojilerin oluşmaması ve ileride karşılaştığı durumlarda başa çıkma yollarını içselleştirmesi amaçlanmaktdır.
    Çocukluk dönemine ilişkin belirgin bazı davranış değişiklikleri bulunmaktadır. Çocukluk sürecinde gerek çevresel faktörlerin etkisi, gerek içsel sebeplerden dolayı davranış problemleri meydana gelebilmektedir.

    Davranış değişikliğine sebep olabilecek çevresel faktörleri şu şekilde sayabiliriz; aile içi şiddet, boşanma sürecinde olan ebeveynler, yakın birinin kaybı, v.b. Çocuklukta karşılaşılan davranış değişikliklerini de sıralamak gerekirse; alt ıslatma, parmak emme, kreş uyum problemleri, vurma, atma, içe kapanıklık-olağan dışı durgunluk, yaygın korkular, fobiler şeklinde sayılabilmektedir. 
    Bu dönem ile çalışılan en etkili terapi yöntemi oyun terapisidir.

    Ergen Terapisi

    Ergenlik kişiliğin oluşumu için önemli bir süreçtir. Mevzu kişiliğimiz olunca da onun oturması da çalkantılar, çatışmalar, uyum ve uyumsuzluklar yaratmaktadır. İnsan gelişiminin en önemli dönemi olduğundan bu dönem hem kendine has hem de kişiye özgü benzerlikler ve büyük farklılıklar göstermektedir. Bu dönemin temel karakteristik özelliklerinden birisi büyük bir değişimdir. Öyle ki bazen kişi kendi değişimini dahi yakalayamamaktadır. Kendisindeki hızlı değişime uymaya çalışmak bir çatışma yaratmaktadır. Terapinin özgül amaçlarından biri bu noktada kişinin kendindeki değişimi farketmesini sağlamaktır. Bir diğer karakteristik özelliği ise Kimliktir. Kişi kendisi olmaya başlamaktadır ve bir kimliğe bürünmektedir. Onu bekleyen realist hedeflere karşılık duygularını içeren maneviyat da sürece dahil olmuştur. Bunun sonucunda kişi duygusal değişiklikler, adaptasyon problemleri ve içe kapanma yaşayabilmektedir. Terapi bu noktada onun kendi gücünü keşfetmesine yönelik dinamiklere odaklanmaktadır. Aşağıda bu dönemde kişiyi etkileyebilecek çevresel faktörler ile bu döneme ilişkin sorunlar kategorize edilmektedir.

    Aile İçi

    • Uyuşmazlıklar ve çatışmalar,
    • Otorite çatışmaları,
    • Kardeş ilişkileri,
    • Ergenlikte yaşanan bir kayıp,
    • Ergenlikte aile bireylerinin boşanması,

    Kişisel

    • Cinsel ve bedensel gelişim,
    • Kimlik karmaşası,
    • Benlik algısı, 
    • Duygusal gelişim,
    • İlgi alanlarının belirlenmesi,
    • Cinsel kimlik,
    • Okul uyumu.

    Çevresel/Sosyal

    • Okul uyumu,
    • Otorite sorunları,
    • Arkadaş ilişkileri,
    • Öğretmen ilişkileri,
    • Meslek seçimi,
    • Sınav kaygısı,
    • Sınavlara hazırlanmada eğitim koçluğu programı.

    Ergenlikte karşılaşılan bazı davranış problemleri

    • Madde kullanımı/bağımlılığı,
    • Anksiyte,
    • Depresyon,
    • İntihar girişimleri,
    • Sosyal fobi
    • İçe kapanma,
    • Beslenme ve uyku problemleri,
    • Öfke ve saldırganlık,
    • Çekingenlik,
    • Saldırganlık.
  • KİŞİLİK BOZUKLUKLARI İLE NASIL BAŞEDİLİR?

    KİŞİLİK BOZUKLUKLARI İLE NASIL BAŞEDİLİR?

    Kişilik bozukukları; kişilerin sosyal ve kişisel yaşamını önemli ölçüde etkileyen bozulmuş davranış ve düşünce kalıplarıyla karakterize olan zihinsel bozukluklar kümesidir. Kişilik bozuklukları bireylerin iç ve dış dünyalarında sıkıntıya yol açarı, işlevselliklerini kısıtlar. Kişinin dengesini alt-üst eder. Kişilik özelliklerinin, kişilerin davranışlarının kişilik bozukluğu olarak yorumlanabilmesi için kişide ciddi uyum problemlerine yol açması ve işlevselliklerini önemli ölçüde kısıtlama/bozulması gerekmektedir.

    Kişilik bozukluğu tanısı konmuş bir kişi duygulanım konusunda normal kişilerden çok farklıdır. Örneğin ileride değineceğimiz Borderline Kişilik Bozukluğu na sahip birinin duygulanım yoğunluğu, sıklığı, değişkenliği normal kişilerden farklıdır. BKB ye sahip biri bir gün hiç neden yokken sizden nefret ederse yahut size aşırı öfkeli davranıp, ertesi gün yine bir neden yokken ya da çok küçük bir sebepten ötürü size dünyanın tüm sevgisini gösterirse buna şaşmamak gerekir. Öfke, cinsel istek gibi dürtülerini kontrol etmede güçlük yaşar. Normal bir insan öfkelendiğinde ya da cinsel arzu duyduğunda uygun yeri ve zamanı bekler, kendini kontrol edebilirken KB olan biri bu kontrolden yoksundur. Hiç ummadığınız bir anda önemsiz bir şey için son derece yıkıcı öfke nöbetleri geçirebilir. Bu nedenle sosyal beceriden yoksundurlar. Sosyal ortamlarında huzursuzluk yarattıkları ve kendilerini huzursuz hissettikleri için yalnız kalırlar.

    Genel Özellikler

    • KB karşı içgörü yoktur (Hiç bir sorunun kendilerinin yaratmadığı düşüncesi) Sorununasıl nedeninin farkında değillerdir.
    • Çoğunun kişiler arası ilişki sorunları bulunur
    • İlk görüşmede saptamak güçtür
    • Dirençli, tedavisi güç ve sorunların çözümü için de engel oluşturabilirler.
    • Çocuklukta şekillenir
    • 20’li yaşların başlarında yerleşir
    • Bazıları organik nedenli (travma) olabilir
    • Bazıları daha biyolojik / genetik olabilir Ör. Şizotipal, Antisosyal ve Borderline gibi

    Epidemiyoloji

    Ülkemizde kişilik bozukluklarının yaygınlığı ile ilgili araştırmalar yapılmamıştır. ABD ve diğer bazı ülkelerde yapılan araştırmalarda, kişilik bozukluklarının yaygınlığı %10- 30 arasında bildirilmektedir. Sınırda (borderline)

    kişilik örgütlenmesine ise genel nüfus içinde rastlanma oranı %20-30’dur. Psikiyatrik başvurusu olanlarda ise %40 oranında rastlanır.

    DSM-IV’de Küme Organizasyonu

    1) A Kümesi: tuhaf ya da ekzantrik yapı, yalnız kalmaya eğilimli, şüpheci ayrıca sınırda bir özellik göstermektedir

    – Paranoid, Şizoid, Şizotipal

    2) B Kümesi: dramatik, duygusal, düzensiz, kararsız, dürtüsel, empati yeteneğinden yoksun sınırda bir özellik göstermektedir

    – Antisosyal, Borderline, Histrionik, Narsisistik

    3) C Kümesi: anksiyeteli, korkulu, mükemmeliyetçi, nevrotiktir.

    – Kaçıngan (Çekingen),Obsesif, Bağımlı

    A KÜMESİ

    1- Paranoid KB

    Temel özelliği, başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp, sürekli bir güvensizlik ve kuşkuculuk içinde olmalarıdır. Prevalansının; genel toplumda %0,5- 2,5 arasında, yataklı psikiyatri kurumlarında % 10-30 arasında ve ayaktan psikiyatrik tedavi kurumlarında % 2-10 arasında olduğu bildirilmiştir.

    • Genel olarak genç erişkinlik döneminde başlar ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp sürekli bir güvensizlik ve kuşkuculuk gösterme tipik özellikleridir. Aşağıdakilerden en az dördünün olması gerekmektedir.
    • Yeterli bir temele dayanmadan başkalarının kendisini sömürdüğünden, aldattığından veya kendine zarar verdiğinden kuşkulanır.
    • Haksız yere eşinin sadakatsızlığı ile ilgili kuşkulara kapılır.
    • Dostlarının veya iş arkadaşlarının kendine olan bağlılığı veya güvenirliği üzerine yersiz kuşkuları vardır. Arkadaş toplantısına davet edilen biri zorla davet edildiğini, ayıp olmasın diye çağırıldığını düşünür.
    • Söylediklerinin kendisine karşı kötü niyetle kullanılacağından yersiz korkuları olduğundan başkalarınasır vermek istemez.
    • Kimsenin samimiyetine güvenmediği herkesten şüphe ettiği için yakın arkadaşı da yoktur.
    • Sıradan sözlerden, olaylardan aşağılandığı veya kendisine gözdağı verildiği şeklinde anlamlar çıkarır.
    • Sürekli kin besler.Tesadüfen karşılaştığı bir arkadaşının onu görmemesini kendisine yönelik bir hakaret olarak algılar ve sinirlenebilir, içten içe kin besler.
    • Karakterine ve itibarına saldırıldığı yargısını taşır ve öfke ve karşı saldırıda bulunur.
    • Şaka kaldıramaz, alıngandır hemen alınır ve hemen savunmaya geçer.

    2-Şizoid KB

    Şizoid kişilik bozukluğu genel özellikleri sosyal ilişki kurmaktan kaçınma ve yalnızlığı tercih etme, duygusal nötrlük, donukluk, insanlara, çevresinde olan bitene kayıtsızlık olarak tanımlanabilir. Öyle ki aile fertleri ile bile aralarında mesafe vardır ve diğer insanlar tarafından tuhaf ve soğuk bulunurlar. Strese tepki olarak kısa psikozlar geçirebilirler. Ancak eşlik eden depresyon, anksiyete ve madde kullanımı benzeri bir durum olursa psikiyatriste başvururlar. Prevelans tam bilinmemekle birlikte genel toplumun %7,5 kadarının etkilendiği düşünülmektedir. Erkeklerde iki kat daha fazla görüldüğünü belirten çalışmalar vardır. Şizofreni veya şizotipal kişilik bozukluğu olanların akrabalarında şizoid kişilik bozukluğu prevelansı daha yüksek olabilir.

    • Ailenin bir parçası değilmiş gibi davranır; yakın ilişkiye girmez ve yakın ilişkilerden zevk almaz. Aile içinde tek başlarına vakit geçirirler. Sürekli odalarındadırlar. Evde olup bitenle, gelen gidenle pek ilgilenmezler. Ailece yapılan aktivitelere katılamaya isteksizdirler.
    • Çoğunlukla tek bir etkinlikte bulunmayı tercih eder. Her zaman tek başlarına yapabilecekleri tek bir etkinlikle uğraşırlar. Felsefe, matematik ve kitap okumak gibi falzadan insan gerektirmeyen etkinliklere ilgi duyarlar.
    • Cinsel deneyim yaşamaya karşı oldukça ilgisizdir. Cinsel istek duymalarında bir sorun yoktur. Cinsel deneyim yaşamak istememelerin sebebi sevgili ya da flört dönemlerinin fazlasıyla aktivite ve sorumluluk gerektirmesidir. Sorumluluk ve duygusal yakınlıktan uzak kalmak, sevgiliyle vakit geçirme, sinemaya gitme, yemek yeme gibi aktivitelerden kurtulmak için cinsel yaşamdan kaçarlar. Bunun yerine iç dünyalarına yönelirler.
    • Çok az etkinlikten zevk alır. İkinci kişiler gerektirmeyecek, tek başlarına yapabilecekleri aktivitelerden hoşlanırlar. Sinemya gitmektense evde yatağa uzanıp düşünmeyi yeğlerler.
    • Yakın arkadaşı ve sırdaşı yoktur. Yakın arkadaş, birlikte vakit geçirmek olduğundan ne işte ne okulda yakın arkadaş/ları yoktur.
    • Övgü ve eleştirilere karşı ilgisiz kalır. Kendileri hakkında insanların ne dediğinin bir önemi yoktur. Yapılan iyi ya da kötü yorumlara kayıtsız kalırlar.
    • Duygusal soğukluk, kopukluk veya tekdüze bir duygulanım gösterir. Şizoid Kişilik Bozukluğuna sahip kişiler aşırı neşeli ya da çökkün olmazlar. Tekdüze bir duygulanım sergilerler. Ekstrem tepkiler vermezler; sinirlenmek kavga etmek gibi. Olana bitene tepkisiz kalabilirler. Bu dünyada değil gibilerdir.

    3-Şizotipal KB

    Genel özelliklerinin başında yakın ilişkilerde birden bire rahatsızlık duyma ve yakın ilişkilere girme yetisinde azalma ile belirli, toplumsal ve kişilerarası yetersizliklerin yanı sıra algısal ve bilişsel çarpıklıkların ve alışılagelenin dışında davranışların olduğu yaygın bir örüntünün olmasıdır. Toplumda prevelansı %3 oranındadır. Bazen saatler süren psikotik epizodlar yaşayabilirler. Seyrek de olsa şizofreni ve ya psikotik bir bozukluk gelişebilir.

    • Referans fikirlere sahiptirler. Kendilerinden bağımsız olayları kendilerine mal ederler, kendileriyle bağlantılı olduklarını düşünüp çeşitli olay ve nesneleri buna delil olarak sunarlar. Harfler ve rakamlardan manalar çıkarıp inançlarına delil olarak gösterebilirler.
    • Davranışı etkileyen, kültürü ile uyumlu olmayan acayip inanışlar, büyüsel düşüncelere sahiptirler. Yaratıcı ile görüştüklerini, yaratıcının kendisi ya da peygamber olduklarını iddia edebilirler.
    • Olağandışı algısal yaşantılar, bedensel yanılsamalara sahiptirler. Halüsinasyon ve algı yanılmaları çok görülür. Damarlarında karıncaların dolaştığını, yüzünde ya da vücudunun belli bölgelerinde yaralar çıktığını, olağanüstü varlıkları görüklerini ya da ona dokunduklarını iddia edebilirler. Çoğu zaman bu algısal yaşantılar referans fikirleri destekleyici nitelik taşırlar. Aksine inandırılmaları nerdeyse imkansızdır.
    • Acayip düşünüş ve konuşma biçimine sahiptirler. Doğru düzgün diyolog kuramazlar. Dört tip iletişim yöntemleri vardır: Çerçevesel, aşırı ayrıntılı, basmakalıp ve mecazi. Konuşurken ya çok genel hatlarıyla konuşrlar asıl konuya değinmezler bile (çerçevesel) ya gerekli gereksiz herşeyi anlatıp asıl düşüncelerini söylemezler ya da her şeye ilgili ilgisiz basmakalıp deyimler, atasözleri ile karşılık verip mistik bir hava katmaya çalışırlar. Diyalogun sonunda asıl düşüncelerini ifade etmedikleri halde, ettiklerini ve karşı tarafın da onayladığını düşünürler.
    • Kuşkuculuk ya da paranoid düşünceler görülebilir. Şizotipal Kişilik Bozukluğuna sahip kimseler Paranoid Kişilik Bozukluğu özellikleri gösterebilirler. Hiçkimseye ve hiçbirşeye itimat etmez, güvenmezler.
    • Uygunsuz ya da kısıtlı duygulanım yaşarlar. Yerinde olmayan duygusal tepkiler verebilirler. Bir yakınının cenazesinde kahkalar atabilir ya da çok normal bir yoruma öfkelenebilirler.
    • Acayip, kendine özgü davranış veya görünümleri vardır. Genel olarak insanların giyim tarzları karakterlerini, kimliklerini yansıtır. Şizotipal Kişilik Bozukluğuna sahip kişiler bunun dışında kalırlar. Uzun siyah saçlarla pierrcing takıp metalci gibi giyinip çok dindar sohbetlere girebilirler. Ayrıca, genel moda algısına aykırı giyinmeyi, acayip kombinasyonlar yapmayı, kendilerine has olmayı severler.Altına eşofman giyerken üstüne klasik bir bluz giymek buna iyi bir örnektir. Diğer bir örnek ise, mevsime ve duruma uygun giyinmemektir. Kış günü şortla dolaşırken yaz günü kabanla dolaşabilirler.
    • Yakın arkadaş ve sırdaşları yoktur. Yakın arkadaş veya sırdaşlarının olmaması Şizoid Kişilik Bozukluğu sahibi kimselerde de görülür ancak Şizotipal KB ile farkı, Şizoidler yakınlıktan bir süre sonra rahatsız olurken Şizotipaller yakınlık ve sosyalleşmeye karşı duyarsızdırlar. Aldırmazlar.
    • Azalmayan aşırı toplumsal anksiyete, paranoid korkuları vardır. Toplum içinde paranoid düşüncelerinden dolayı sürekli korku içindedirler. Her an bir tehlike gelecek hissine kapıldıkları için diken üstünde olurlar. Bu korkuları birlikte oldukları kişileri tanımalarıyla doğru orantılı değildir. Ne kadar tanısalar da paranoid korkuları peşlerini bırakmadıkları için bir türlü rahat hissedemezler. Bu nedenle genelde sosyal ortamlarda bulunmaktan kaçınırlar.

    B KÜMESİ

    1- Borderline Kişilik Bozukluğu

    Temel özellikleri, insanlar arası ilişkilerde, kimlik duygusunda ve duygulanımda tutarsızlıklar ile dürtülerini kontrol etmekte zorluk çekmeleridir. Toplumda görülme sıklığı %2-3 iken psikiyatri kliniklerindeki kişilik bozukluğu vakalarının %30-60’ını oluştururlar. Kadınlarda, erkeklerden 3 kat daha fazla görülür.

    • Gerçek veya hayali bir terkedilmeden kaçınmak için çılgınca çabalar gösterme durumu varrdır. Terk edilmeden aşırı korktukları için sevdiklerini ellerinde tutmanın çeşitli yollarını denerler. İntihar girişimleri, intihar tehditler, duygu sömürüsü gibi aşırı hareketler bu tip davranışlara örnektir.
    • Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelme, gergin ve tutarsız kişilerarası ilişkileri vardır. Kendisine bir kere iyilik etmiş birini gözünde ilahlaştırırken aynı kişiden dolayı uğranan bir hayal kırılıklığı kişiden nefret edilmesine yerin dibine sokulmasına neden olabilir.
    • Kimlik karmaşası: belirgin olarak ve sürekli bir biçimde tutarsız benlik algısı veya kimlik duyumu yaşayabilirler. Kendilerini tanımada sıkıntı yaşarlar. Sevip sevmediği şeyler herzaman değişiklik gösterir. Hayata dair, kendilerine, geleceklerine dair düşünce, davranış ve inanç sistemleri sürekli değişir. Her zaman birbirine zıt arzuları, beğenileri vardır. Aldıkları bir eşyayı bir gün çok beğenirken bir hafta sonra hiç beğenmeyip çöpe atabilirler.
    • Kendine zarar verme olasığı yüksek en az iki alanda dürtüsellik gösterirler. Sınırsız para harcama, geri ödeyemeyeceğini bildiği halde borca girerek alışveriş yapma, çok hızlı araba kullanma, rastgele, riskli olabilecek cinsel birliktelik yaşama, alkol kullanımını kontrol edememe ya da çılgın gibi yemek yeme bu davranış kalıbına örnektir.
    • Yineleyen özkıyımla ilgili davranışlar, girişimler, göz korkutmalar. Duygusal olarak incitildiği zaman intikam alma amaçlı ya da hissedilen boşluk duygusundan kurtulma amaçlı yapılan davranışlardır. Vücudunun çeşitli bölgelerine faça atma, sigara söndürme, intihar girişimleri gibi davranışlar göz korkutma niteliği taşır.
    • Duygudurumda belirgin tepkiselliğe bağlı instabilite. Küçük olaylara karşı aşırı ve değişken tepki gösterme. Alışveriş listesindeki bir ürünü almayı unuttu diye eşine aşırı derecede öfkelenebilir. Çok çabuk ve basit nedenler için sıkıntı, bunaltı hissedebilirler.
    • Kendini sürekli boşlukta hissetme. Kimlik bütünlüğünü sağlayamadıkları, kendilerini iyi tanıyamadıklarından sürekli bir boşluk ve yalnızlık hissi içidedirler.
    • Uygunsuz, yoğun öfke ya da öfkesini kontrol edememe. Öfke kontrolünde problem yaşarlar. Sık sık ve basit şeyler için bile öfke patalamaları yaşayabilirler. Bu durum çevresindekiler için çok yıkıcı olabilir.
    • Stresle ilişkili geçici paranoid düşünce veya ağır dissosiyatif semptomlar. Dışlanma, terk edilme ve ya sevilen birini kaybetme korkusundan kaynaklanan strese ilişkin paranoid düşüncelere sahip olabilirler. Uygun dozda ilaç tedavisi ile kurtulunabilir.

    2- Histirionik Kişilik Bozukluğu

    Histriyonik kişilik bozukluğunun temel özelliği, bu kişilerin hemen her alanda aşırı duygusallık ve ilgilenilme arayışı içinde olmalarıdır. Genel popülasyonda görülme sıklığı %2-3, psikiyatri kliniklerinde ise: %10-15’tir.

    Histrionik kişilik bozukluğu olan kişiler her zaman ilgi odağı olmak isterler. Bir ortamda onlar dışında birşey veya kişi ile meşgul olunduğunda rahatsız olurlar ve bunu dile getirirler. ilgi çekmek için herşeyi yapabilirler. Tanıdıklarının bulunduğu ortamlarda sürekli konuşmak yeterliyken yabancı bir ortamda ya da durumda dikkat odağı olabilmek için örneğin kavga ya da ağız dalaşı çıkarabilirler. Yüksek sesle konuşup kahkahalar atmak da yöntemlerinden bazılarıdır.

    • Başkalarıyla olan etkileşimleri çoğu zaman uygunsuz biçimde cinsel yönden ayartıcı ya da baştan çıkarıcı davranışlarla belirlidir. Sürekli flört halindediler. Ses tonu ya da vücut dili ile her an flört halindedirler. Bu konuda seçici olmazlar. Evli ya da ciddi bir ilişki sahibi olsalar bile yalnız kaldıklarında ilgi odağı olmak için gelişigüzel flörtleşirler; kısa süreli ilişki yaşarlar.
    • Hızlı değişen ve yüzeysel kalan duygular sergilerler. Duyguları çok oynarbaşlıdır. Ağlarken gülebilir ya da gülerken birden ağlayabilirler.
    • İlgiyi üzerine çekmek için sürekli olarak fiziksel görünümlerini kullanırlar. Fiziksel görünüm onların en etkili silahıdır. Dikkat çekici renkler, modeller giyerler. Derin dekolteleri, uzun yırtmaçlı elbiseleri dikkatleri toplamak için kullanırlar.
    • Aşırı bir düzeyde, başkalarını etkilemeye yönelik ve ayrıntıdan yoksun bir konuşma biçimleri vardır. Diyalog kurarken amaçları gerçekten sohbet etmek değil ilgiyi üzerlerine çekmektir. Flörtöz, şuh bir ses tonu ile olaylara tamamiyle yüzeysel yorum yaparlar. İçerikten yoksun olarak diyalog kurarlar, ayrıntılı bir yorumdan ziyade “ne güzel, harika, çok kötü” gibi ifadeler kullanırlar.
    • Gösteriş yapar, yapmacık davranır ve duygularını aşırı bir abartma ile gösterirler. üzerlerine sinen yapmacık kokuyu hemen alırsınız. Yeni tanıştığı birinden ayrılırken kırk yıllık dostundan ayrılıyormuş gibi abartılı tutum sergilerler. Basit sorunlarını anlatırken dünyanın sonuymuş gibi davranabilirler.
    • Telkine yatkındırlar, başkalarından ya da olaylardan kolay etkilenirler. Kim ne derse onu yapmak, herkesi mutlu etmek isterler. Burada amaç insnların istediğini yapıp yine üzerlerindeki ilgiyi sürdürmektir.
    • İlişkilerinin olduğundan daha yakın olması gerektiğini düşünürler. Yeni tanıştıkları birine sarılmak, öpmek gibi fiziksel temasta hiç çekinmeden bulunabilirler.

    3-Narsistik Kişilik Bozukluğu

    Temel özelliği, davranış veya fantezide büyüklenmecilik, kendisine hayranlık duyulması ihtiyacı ve başkalarının duygularını anlamaktaki yetersizliktir. Genel popülasyonda görülme sıklığı %2-6’dır.

    Narsisistiklerin genellikle kendilerini fazla seven ve kendilerine fazla güvenen kişiler olduğu zannedilir. Oysa, gerçek durum bunun tam tersidir. Narsisstik, bir şey yapmaksızın kendini sevemediği ve kendisine saygı duyamadığı için, kendisini sevebilmek ve saygı duyabilmek adına, durmadan bir şeyler yapma ihtiyacı duyar. Üstünlük duygusu, beğenilme gereksinimi ve empati yapamama temel özellikleridir. Benlik saygıları kolay zedelenebilir. Yaygınlığı %2-6 olarak bilinmektedir. Bu tanıyı alanların %50-75’i erkektir.

    • Kendilerinin çok önemli olduğu duygusunu taşırlar (örneğin; başarılarını ve yeteneklerini abartır, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi beklerler).
    • Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorarlar.
    • Özel ve eşi bulunmaz biri olduklarına ve ancak başka özel ya da toplumsal durumu üstün kişilerin (ya da kurumların) kendisini anlayabileceğine ya da ancak onlarla arkadaşlık etmesi gerektiğine inanırlar. Mesela birçok insanla aynı ismi paylaşmasına rağmen sadece onun isminin ne kadar özel ve güzel olduğuna inanabilir. Kendisine aşıktır. Sahip oldukları arkadaş çevresinden memnun değildirler. Arkadaşlarının onlar için yeteri kadar fedakarlık yapmadığını, ilgi göstermediğini düşünürler. Eşinin çabası onu tatmin etmez.
    • Çok beğenilmek isterler. Her ortamda sadece kendilerinin en iyi, en güzel olduğunu düşünür ve saygı göstermede sürekli emek, iyilik, övgü isterler.
    • Hak kazandığı duygusu vardır: Kendisinin, özellikle kayrılacak olduğu bir tedavi biçiminin uygulanacağı beklentileri ya da bu beklentilere göre uyum gösterme. Kendilerine özel muamele isterler. Beklenti gerçekleşmediğinde yaşadıkları hayal kırıklığı çevrelerindekilere öfke olarak döner.
    • Kişiler arası ilişkileri kendi çıkarları için kullanır; kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını kulanırlar. Egolarını tatmin etmek için insanlara yaklaşıp onları bir süre manevi olarak sömürdükten sonra ilişkide bulundukları insanlara ihtiyaçları kalmayınca onlardan uzaklaşırlar.
    • Empati yapamazlar: Başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanıyıp, tanımlama konusunda isteksizdirler. Ben merkezci tutumlarından dolayı diğer insanları anlama becerileri yoktur. bu nedenle kişiler arası ilişkilerde çok sıkıntı yaşarlar.
    • Çoğu zaman başkalarını kıskanır ve başkalarının da kendisini kıskandığına inanırlar.
    • Küstah, kendini beğenmiş davranış ve tutumlar sergiler. İnsanlara tepeden bakma tutumlarıyla bulundukları ortamda hemen mimlenir insanların antipatisini kazanırlar.

    4-Antisosyal Kişilik Bozukluğu

    Antisosyal kişilik bozukluğu 15 yaşından beri süregelen ve yetişkinlikte devam eden, yaygın olarak birçok davranışı ile toplumsal yasalara ters düşen, suç sayılan davranışlar gösteren kişiler bu tanıya girerler.Bu kişiler çocukluk çağında da yalancılık, hırsızlık, evden kaçma, kavgacılık davranışı göstermiş kişilerdir.Çocukluk çağında davranım bozukluğu tanısı alan bu kişilere 18 yaşından sonra antisososyal kişilik bozukluğu tanısı konur.Yetişkin yaşta da süren antisosyal davranışlar nedeniyle bu kişiler sık sıkyasal problemler yaşarlar, tutuklanırlar. Gördükleri cezalardan, deneyimlerden ders almazlar. Vicdan azabı çekmemeleri başlıca özellikleridir.

    • 15 yaşından beri devam eden bir biçimde, başkalarının haklarını saymama ve başkalarının haklarına tecavüz etme davranışları gösterirler. Genel popülasyonda erkeklerde %3, kadınlarda %1 oranında görülür.
    • Tutuklanmaları için zemin hazırlayan eylemlerde tekrar tekrar bulunur, yasalara ve toplumsal davranış biçimlerine ayak uyduramaz ve saygı göstermezler. Hırsızlık, yankesicilik, gasp, şiddet gibi hukuki problemlere yol açan işler yaparlar. Sıklıkla hapse girip çıkarlar.
    • Sürekli yalan söyleme, takma isimler kullanma ya da kişisel çıkarı, zevki için başkalarını aldatma ile belirli dürüst olmayan tutumlar gösterirler. Sadece eğlenmek için sürekli yalan söylerler, olduklarından başka biri gibi tanıtırlar kendilerini. Yalanları ortaya çıktığında hiç mahcubiyet hissetmezler, aksine eğlenirler ve bu tutumlarına devam ederler. Daha önce de belirttiğim gibi, vicdan azabı çekmemeleri başlıca özellikleridir.
    • Dürtüsel olurlar ve gelecek için tasarılar yapmazlar. Canları ne istiyorsa onu yapmak isterler.İstedikleri şeyin yasalara, normlara ya da kültüre uygunluğunu önemsemezler. Uzun vadeli dolandırıcılık ya da intikam dışında gelecek planları yapmazlar.
    • Yineleyen kavga, dövüşler ya da saldırılarla belirli olmak üzere, sinirlilik ve saldırganlık gösterirler. Çok kolay sinirlenip kavga çıkarabilirler. Hiç tanımadığı birine basit bir nedenden dolayı hayati zarlar verebilirler.
    • Kendisinin ya da başkalarının güvenliği konusunda umursamazlık gösterirler. Yaptıkları işlerin soncunu düşünmezler. Hayati risk taşıyan davranışlarda kolayca bulunabilirler, aşırı süratle araba kullanmak gibi.
    • Bir işi sürekli götürememe ya da mali yükümlülüklerini tekrar tekrar yerine getirmeme ile belirli olmak üzere, sürekli bir sorumsuzluk gösterirler. Ev kiralarını, faturalarını, taksit ya da borçlarını ödemezler. Birinden alışveriş için borç almış olsa bile onu asla geri ödemez. Ailesi varsa ilgilenmez. Kendine yaşar.
    • Başkasına zarar vermiş, kötü davranmış ya da başkasından bir şey çalmış olmasına karşın, ilgisiz olma ya da yaptıklarına kendince mantıklı açıklamalar getirme ile belirli olmak üzere, vicdan azabı çekmezler. Tecavüzden yakalanan birinin öfkeyle tecavüz ettiği kişinin onu kışkırttığını, öyle açık giyindiği için hak ettiğini ya da onun da istediğini ileri sürerek kendini haklı çıkarmaya çalışabilir.

    C KÜMESİ

    1-Çekingen Kişilik Bozukluğu

    Temel özellikleri, yetersizlik duyguları ve olumsuz değerlendirilmeye aşırı duyarlılık ile sosyal ketlenmedir. Genel popülasyonda %0,5-1 arasında, psikiyatri kliniklerinde %10 oranında görülür.

    • Eleştirilecek, beğenilmeyecek ya da dışlanacak olma korkusuyla çok fazla kişiler arası ilişki gerektiren mesleki etkinliklerden kaçınırlar. Bu kişiler gerekli sunumları yapmaktan, konferansa gitmek ve ya konuşma yapmaktan kaçınırlar.
    • Sevildiklerinden emin olmadıkça insanlarla ilişkiye girmek istemezler. Bu nedenle arkadaş çevreleri kısıtlıdır.
    • Mahcup olacakları ya da alay konusu olacakları korkusuyla yakın ilişkilerde tutukluk gösterirler. Herkesn yanında gerçek karakterlerini gösteremezler. Bu nedenle aynı kişi hakkında farklı kişilerden uç yorumlar alabilirsiniz. Yakın çevresi kişinin çok geveze, dışa dönük şen şakrak olduğunu söylerkeniş arkadaşları aynı kişinin çekingen, utangaç ve kendi halinde biri olduğunu söyleyebilir.
    • Toplumsal durumlarda eleştirilecekleri ya da dışlanacakları üzerine kafa yorarlar. Bin düşünüp bir söylemeye bile cesaret edemezler bu yüzden.
    • Yetersizlik duyguları yüzünden, yeni kişilerle aynı ortamda bulundukları durumlarda ketlenirler. Bu nedenle yeni kişilerle tanışma imkanı olan durumlara hiç girmemeyi tercih ederler.
    • Kendilerini toplumsal yönden beceriksiz, kişisel olarak albenisi olmayan biri olarak ya da başkalarından aşağı görürler. İnsanlar tarafından hep aşağılanacakları korkusuyla ikili ilişkilerde hep donuk davranırlar. Bu nedenle dışlanacaklarına ililşkin kehanetlerini gerçekleşmiş görürler.
    • Mahcup olabileceklerinden ötürü kişisel girişimlerde bulunmak ya da yeni etkinliklere katılmak istemezler.

    2-Bağımlı Kişilik Bozukluğu

    Temel özelliği, uysal ve yapışkan davranışa ve ayrılma korkusuna yol açacak biçimde aşırı bir kendisine bakılma gereksinmesinin olmasıdır. Ruh sağlığı kliniklerinde en sık karşılaşılan kişilik bozukluğudur. Ancak çoğunlukla, bağımlı kişilik bozukluğu nedeniyle değil, başka birinci eksen sorunları için başvururlar.

    • Başkalarından bol miktarda öğüt ve destek almazlarsa gündelik kararlarını vermekte güçlük çekerler. Birşey alacakken başkalarının fikirleri kendi fikirlerinden önemlidir. İhtiyaçları varken bile, fikir almazlarsa, kendi başlarına alışverişte zorlanırlar.
    • Yaşamlarının çoğu önemli alanında sorumluluk almak için başkalarına gereksinim duyarlar. Davranışlarının sorumluluğundan kaçmak için sürekli tavsiye alırlar, aldıkları tavsiye doğrultusunda hareket edip sonuçtan tavsiye aldıkları kişileri sorumlu tutarlar.
    • Desteğini yitireceği ya da kabul görmeyeceği korkusuyla, başkalarıyla aynı görüşü paylaşmadığını söylemekte zorluk çekerler.
    • Doğru yapıp yapmadıklarına ya da yeteneklerine ilişkin korkularından ötürü, tasarıları başlatma ya dakendi başlarına iş yapma zorlukları vardır.
    • Başkalarının bakım ve desteğini sağlamak için, hoş olmayan şeyleri yapmayı isteyecek kadar, aşırıya giderler.
    • Kendilerine bakamayacaklarına ilişkin aşırı korkuları nedeniyle, tek başına kaldıklarında kendilerini rahatsız ya da çaresiz hissederler.
    • Yakın bir ilişkileri sonlandığında, bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girerler. Yakın bir ilişki içinde oldukları insanlarla bağları koptuğunda büyük yıkım yaşamış gibi görünseler de kısa sürede bağlanacak başka biri için arayışa geçerler ve bulurlar.
    • Kendi kendine bakma durumunda bırakılacağı korkuları üzerine, gerçekçi olmayan bir biçimde kafa yorarlar.

    3-Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu

    Temel özellikleri düzenlilik, mükemmeliyetçilik, zihinsel ve kişiler arası ilişkilerde kontrollü olmak üzerine aşırı kafa yormaktır. Bu nedenle işlevsellikleri önemli ölçüde kısıtlanır. Genel popülasyonda %1, psikiyatri kliniklerinde %3-10 oranında rastlanır.

    • Yapılan etkinliğin asıl amacını unutturacak derecede ayrıntılar, kurallar, listeler, sıralama, organize etme ya da program yapma ile uğraşıp dururlar.
    • İşin bitirilmesini zorlaştıran bir mükemmeliyetçilik gösterirler (örneğin; kendisine özgü aşırı katı ölçütler karşılanmadığı için bir tasarıyı tamamlayamazlar). İşkoliktirler. Boş vakitlerinde dahi iş veya yapılması gereken herhangi bir şey vardır ve hiçbir zaman boş vakitlerini eğlenerek geçirmek istemezler. Eğlenceye vakit ayıramayacak kadar yoğun olduklarını, yapılacak tamamlanacak bir çok proje olduğunu düşündükleri için zorlamayla bile olsa iş dışı bir aktivitede bulunduklarında huzursuz olurlar.
    • Boş zamanlarını değerlendirme etkinliklerinden ve arkadaşlıklarından yoksun kalacak derecede kendilerini işe ya da üretkenliğe adarlar (bu durum ekonomik gereksinimleri ile açıklanamaz). Bir projeyi bitirmek için günlerce odasından çıkmayan, günlük ihtiyaçlarını karşılamada zorlanan kişiler bu tipe örnektir.
    • Ahlak, doğruluk ya da değerler gibi konularda vicdanının sesini aşırı dinler ve esneklik göstermezler (bu durum kültürel ya da dinsel özdeşim ile açıklanamaz). Sadece kendi davranışlarında değil bulundukları çevreden insanların da ahlaki, kültürel ve hukuki kurallara kendileri gibi uymasını beklerler. Aksi halde öfkelenirler. Veznede kuyruğa girmeyen birini gördüklerinde tartışırlar, kırmızıda geçen birini görünce laf atıp huzursuzluk çıkarabilirler.
    • Özel bir değeri olmasa bile eskimiş ya da değersiz şeyleri elden çıkaramazlar. Antikacı gibidirler. İleride lazım olur diyerek eskimis hiçbir şeyi elden çıkaramazlar. Giysi, defter, kitap ya da bozulmuş herhengi bir şey her zaman onlar için ileride lazım olur’dur.
    • Başkaları, tam olarak kendisinin yaptığı gibi yapmayı kabul etmedikçe, görev dağılımı yapmak ya da başkalarıyla birlikte çalışmak istemezler.Herşeyin yapılışında belli bir kural olduğunu düşünürler. Diğerleri farklı yolla yaptığında huzursuz olurlar. Örneğin kahve yapımında bile belirledikleri ya da sevdikleri sıra dışına çıkılınca huzursuz olurlar.
    • Para harcama konusunda hem kendilerine hem de başkalarına karşı cimri davranırlar; para, gelecekte ortaya çıkabilecek felaketler için biriktirilmesi gereken bir şey olarak görülür. Makul olanı gerektiğinde harcayıp kalanını kötü günlere biriktirmektir fakat OKKB li kişiler gerektiğinde dahi harcamaktan kaçınır mümkün olsa kazandıkları tüm parayı biriktirirler. Mecburi harcamalarında bile huzursuz olurlar.

    NEDENLERİ

    Kişilik bozuklukları multifaktörlüdür. Sosyoekonomik durum- genetik- aile- biyolojik rahatsızlıklar gibi birçok faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Doğum öncesi, sırası ve sonrası meydana gelen merkezi sinir sistemi bozuklukları, ebeveynlerin çocuk yetiştirirken takındıkları tutum, kültürel ve sosyal faktörler, beyin rahatszlıkları, biyolojik faktörler ve bilinçaltında yatan birçok sebepten ve bunların etkileşiminden ötürü kişilerde kişilik bozukluğu gözlenebilmektedir. Dikkat eksikliği olan çocukarda antisosyal kb görülme ihtimali yüksektir. Aynı şekilde, çok ağır, baskıcı bir tutum sergileyen ailelerde aşırı uysal, çekingen kb, düzensiz, aile yapısı oturmamış/boşanmış ailelerin çocuklarında antisosyal kb gelişebilir.

    TEDAVİ

    Kişilik Bozuklukları tedavi yöntemleri çok çeşitlidir. Farmoterapi, psikoterapi, grup ya da aile terapisi, bireysel terapi en tercih edilen metodlardır. Fakat en etkili olan medikal tedavi ile paralel ilerleyecek olan psikoterapidir.

    ŞEYMA KOÇAK

    Teşekkürler Şeyma; kişilik bozukluğu, kişinin kültürüne göre beklenenden önemli ölçüde sapmalar gösteren, sürekli bir iç yaşantı ve davranış örüntüsüdür. Kişi esnek değildir; inatçı bir şekilde davranış ve düşünceyi tekrar eder. Ergenlik yada genç erişkinlikte başlar, zamanla kalıcı olur, insan ilişkileri bozuk, iş ve eğitim başarısı düşük, evliliğini sürdürebilme ihtimali düşük, psikiyatrik, bedensel hastalık ve kazalara yatkınlık, alkol ve madde bağımlılığı ve KRONİK MUTSUZLUK hayatında hüküm sürer.

    Kişilik bozukluğu ile başetmek için küçük öneriler:

    Paranoid KB: Patronunuz veya yakınınızsa, ona asla şaka yapmayın, ayrıntılı sohbete girmeyin, daima saygı ölçüsü içersisinde olup, iletişimi kesmeyin. Asla yalan söylemeyin, doğru anlaşıldığınızdan emin olun, şüpheleri ile başedemiyorsanız psikiyatrik yardım alın.

    Şizoid KB: Nasılsa içe kapanık deyip, kendi haline bırakmayın, ama onu sosyal biri haline getirmeye asla çalışmayın, onu lider ya da müdür yapmaya çalışmayın. Çok zeki ise çok iyi bir uzman olabilir. Psikotik belirtiler gösterirse psikiyatrik yardım alın.

    Şizotipal KB: Patronunuz olma ihtimali biraz düşük, sıradışı farklı kişilerden hoşlanıyorsanız, eşinizse yada aileden biri ise modanın öncüsünün onlar olduğunu bilir. Hayatınızda fallara, medyumlara yer varsa, çok renkliliği ve farklılığı ile mutlu olmaya çalışın.

    Borderline KB: Kendisini de, çevresindekileri de bir yere çarpar, bir yere çıkarır, duygulanımı dalgalıdır. Sizin özgüveniniz sağlam ve başkalarının onayı ile çok ilgilenmiyorsanız sorun olmaz. Kendisi zaman zaman çok acı çektiği için, intihar söylemini dikkate alın.

    Histriyonik KB: Eşinizse; onu siz seçtiniz, gündelik hayatınızı renklendiren minik gösteriler izliyorum deyip içinizden gülün. Paranoid özellikleriniz varsa ve kıskançsanız ondan uzak durun. Flörtöz özellikleri sizi aldatacağı anlamına gelmez ama siz buna dayanabili rmisiniz? iyice düşünün. Fazla empatik davranırsanız, duygusal gösterileri sizi yorar tükenirsiniz.

    Narsistik KB: Bu kişi ile ya efendi köle ilişkisi kurun yada kaçın. Anlaşılmayı beklemeyin (hakikaten ayna nöronları çalışmıyor). Saygı göstermeyip, saygı beklerler. Sevgi gösterdikleri zaman, sizden istedikleri yada bekledikleri daha büyük bir şey için böyle davranabilirler. Ayna nöronların görevi şöyle; biri karşınızda ağlarsa sizinde ağlayasanız gelir, birinin öfkesi yada sıkıntısı sizede bulaşır. Empati noksanlığı olan Antisosyal KB veya Narsistik KB sizi anlamasını bekleyerek yorulmayın, onlara kızmakla bile enerjinizi harcamayın, kendi haklarınızı koruyun, (onlarında hakkını çiğnemeden). Zekaları iyi ise sizinle iyi ilişkiler kurabilmek için geri adım atabilirler. Narsistler iyi bir zekaya sahiplerse lider, yönetici, müdür vs. konumunda olurlar. Eşinizse işiniz zor, bir antisosyalle evliyseniz herkes sizin çektiğiniz sıkıntıyı anlar ama bir Narsistle evli iseniz “dışı sizi içi beni yakar” atasözü onlar için söylenmiştir. Hem hayatınızı köle gibi yaşayıp hemde tüm sosyal çevrenizce suçlanmaya dayanabilmek için hayli güçlü olmanız gerekiyor, iyi bir avcı olan Antisosyal ve Narsistler, çekingen ve bağımlı karekterler eş olarak seçip, kendilerine benzeyen Antisosyal ve Narsist sevgililer edinebilirler.

    Mütevaziliğinizi kesinlikle enayilik olarak değerlendireceklerdir. Sağlıklı insan olmak için “iyi insan değil, normal insan, olmalısınız. Gerektiği kadar evet ve hayır’ı kullanın. Kendi bedenini, benliğini, ekonomisini koruyan kollayan biri olmanız ruh sağlığınızın geleceği için yararlıdır. Kısacası HAYATIMIZIN ve GELECEĞİMİZİN YÖNETİMİNİ KİMSEYE VERMEYİN. Narsist, babanız, kocanız, patronunuz, hocanız, oğlunuz olsada, haklarınızı, ekonominizi, paranızı korumada kararlı olun, yumuşak karnınızı göstermeyin, kullanırlar.

    Antisosyal KB olanı herkes tanır. Kaldırımınızı bile değiştirirsiniz. Beyaz yakalı antisosyaller daha çok can yakar. Kolayca gösterdikleri gözlerinin beyazları onları ele verir. Asla korkmayın uygunsa UZLAŞIN, mesafeli olun, sınırlarınızı çizin, sizde gözlerinizin beyazını gerekirse gösterin. Korkunuzu gözlerinizde görürlerse isteklerinde sınır tanımazlar. ASLA TESLİM olmayın. İşi nereye götüreceklerini asla tahmin edemezsiniz zihinleri zira çok farklı çalışıyor.

    ÇEKİNGEN öğrencinizse daha çok tahtaya kaldırın, eşinizse onun yerine yapamadıklarını yapmayın. Çocukluk travmaları da olabilen çekingenlerin yaralarını; iyi bir aşk, güzel bir evlilik ve ebeveyn olmak sarar. Zekası iyi ise verimli olur başarısını ortaya çıkarabilirsiniz.

    Bağımlı KB; sorumluluk vermek için yönlendirin. Sürekli sizden onay beklerler, önce onlara sorun genellikle doğru kararı vermişlerdir siz onların kararını onaylayarak kendilerine güvenmelerini destekleyin.

    Obsesif kombulsif KB; olanlar çevrenizde ise size sürekli ebeveynlerinizi hatırlatırlar. Mükemmelliyetçilikleri ile sıkılabilirsiniz ama etrafınızda çekildiklerinden ne kadar yükünüzü hafiflettiklerine şaşarsınız. Ayrıntılarla uğraşırken ANA HATLARI gözden kaçırırlar. Siz onlara uyup ayrıntıda boğulmayın problemelere geniş açı ile yukardan bakın.