Etiket: Davranış

  • ANLAM BAĞLAMINDA SAĞLIKLI KİŞİLİK GELİŞİMİ EĞİTİMİ

    ANLAM BAĞLAMINDA SAĞLIKLI KİŞİLİK GELİŞİMİ EĞİTİMİ

    ANNE VE BABALARA YÖNELİK EĞİTİMİN GEREKÇELERİ:

    Yaşamın ilk yıllarında öğrenilen şeylerin, kazanılan davranışların kalıcı etkileri nedeni ile ANNE VE BABALAR çok önemli kişilerdir. İlk öğrenilen şeylerin iyi, güzel ve doğru şeyler olması hem çocuk hem de toplum için büyük değer taşımaktadır. . 0-6 yaş arasında insan kişiliğinin çekirdek kısmı oluşmaktadır. Kişiliğin oluşmasında çevre ve kalıtım faktörlerinin etkisi % 50 çevre, %50 kalıtım oranında dağılmaktadır. Kişilik gelişimini etkileyen faktörlerin yarısını oluşturan çevre faktöründe aileden sonra en etkili olanı okuldur. Özellikle çocukların kişiliğinin temelinin oluştuğu 0-6 yaş arasında anne ve babaların tavır ve davranışlarının çocuklar üzerindeki etkisi büyüktür. Çocuklar bu dönemde diğer insanlarla kendileri arasındaki sınırı öğrenmeye başlarlar. Kendi isteklerini fark etmeyi, çevre ile istekleri arasında uyum sağlamayı, yani ihtiyaçlarını gidermeyi bu yaşlarda öğrenirler. Bunu öğrenirlerken doğal olarak yetişkinlerle bazı çatışmalar yaşarlar. Anne babanın rolü, bu durumda yol gösterici olarak çok önemlidir

    Hangi özelliklere sahip olurlarsa olsunlar bütün çocuklar birer birey olarak dünyaya gelirler. Çocukların hepsi de sevilmeyi, saygı görmeyi, kendi yeteneklerini geliştirmek için gereken ilgiyi görmeyi hak etmektedirler. Böylece bu dünyada varlıklarını sürdürme ve diğer insanlar tarafından kabul görme bütün çocukların hakkıdır. Anne babaların çocuklara kabul edildiklerini nasıl göstereceklerini bilmeleri var olduklarını hissetmeleri yönünden büyük değer taşımaktadır.

    Anne babaların bu eğitimi alması çocukların kendisiyle barışık, diğer insanlara saygılı, özgüveni olan bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunacaktır. Böylece daha sağlıklı bir nesil yetişmesi yolunda bir adım atılmış olacaktır.

    NEDEN ANNE VE BABALAR:

    Çocuklarda kişilik gelişimini çevre faktörü %50 oranında etkilemektedir. Çevre faktörünün başında aile ve yakın akrabalar gelmektedir. Bebek dünyaya geldiği andan itibaren çevresinde annesini babasını ve yakın akrabalarını görür ve onların davranışlarından etkilenir. Çocuklar aile içinde sosyalleşmeyi, toplumsal kuralları değerleri öğrenmeye başlar. 0-6 yaş arasında edinilen tecrübeler çocukların kişiliğinde derin izler bırakır. İyi özümsenmemiş davranış kalıpları istenilen etkiyi göstermemektedir. Yanlış zamanda ve yanlış yerde kullanılan bilgiler aslında doğru olsa bile çocuklara yarar yerine zarar verebilmektedir. Daha büyük yaşlardaki çocuklar için doğru olan bir bilgi henüz gelişimini tamamlamamış bir çocuğa uygulandığında telafisi zor zararlı etkilere yol açabilmektedir. Diğer yandan değerlerin oluşumunda tutarlı olmak çok önemlidir. Bazı durumlarda değerli kabul edilen bir davranışın bazı durumlarda değersiz kabul edilmesi çocukların kafasını karıştırır ve çatışmalara yol açar. Tüm bu nedenlerle anne ve babaların tüm farlılıkları göz önüne alarak çocukları birer varlık olarak görebilmeyi ve ona göre uygun davranışları sergileyebilmeyi öğrenmeleri çok önemlidir. Anne babaların o güne kadar öğrendikleri teorik bilgileri ne zaman, nasıl ve hangi çocuğa uygulayacakları konusunda beceri kazanmaları çocukların yaşamlarının bütünü içinde değerli bir yere sahiptir.

    EĞİTİMİN YARARLARI:

    Verilecek eğitim sonucunda anne ve babalara çocuklarla iletişim kurma, öfke kontrolü, becerilerinin arttırılması hedeflenmektedir. Böylece çocukların kişilik gelişimlerinin sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi sağlanarak daha sağlıklı, üreten, kendine güvenen, topluma, kendine ve insanlığa yararlı bireylerin yetiştirilmesine katkıda bulunulması amaçlanmaktadır.

    NEDEN BU EĞİTİM:

    Çocuklarda görülen uyum bozuklukları doğru ve yerinde bir yaklaşımla kısa sürede giderilebilir. Böylece çocuk sağlıklı bir biçimde büyümesini ve gelişmesini sürdürebilir. Bu gerçekleşemediği zaman çocukta karşılaştığımız küçük bir problem giderek alışkanlık halini alabilir. Çevresindeki kişilerin tepkileriyle büyüyebilir hatta daha kötüsü çocuk bu davranışla ilgili etiketlenebilir. Çocuk etiketlendiği zaman bu davranışın yetişkinliğe taşınması ve hayat boyu ona zorluk çıkaran bir özellik kazanması kaçınılmaz olur. Oysa örneğin yemek yeme konusunda zorluk yaşayan bir çocuğun bu davranışının nedeni, anneden ayrılma, yeni bir kardeşin olması ya da evdeki başka bir stres olabilir. Bu neden araştırılmadan çocuğa zorla yemek yedirmeğe çalışılırsa, çocuk ikinci bir çatışmanın yarattığı stresle de baş etmek zorunda bırakılmış olur. Stres arttıkça stres karşısında kullanılan savunma mekanizması da etkisini arttırır ve savunma mekanizması olarak çocuğun gösterdiği örmeğin içe kapanma davranışı daha da artabilir. Bunun yerine çocuğun gerginliğinin kaynağı doğru olarak tespit edildiğinde, ailenin dikkati problemin kaynağına yönelecektir. Dolayısıyla ailenin göstereceği doğru yaklaşımlar ile problem bir müddet sonra kendiliğinden ortadan kaybolur.

    Bu nedenlerle anne babaların çok duyarlı olmaları, kendilerini geliştirmeleri, çocuklarla sağlıklı bir temas kurabilmeleri gereklidir. Bu becerinin geliştirilmesi her zaman teorik bilgilerle mümkün olamamaktadır. Çünkü teorik bilgilerin uygulamaya konmasını engelleyen, kişinin kendi geçmişinden gelen alışkanlıklar bulunabilmektedir. 0,6- yalnızca oyunların oynandığı, bazı bilgilerin aktarıldığı bir dönem olmaktançok temel alışkanlıkların kazanıldığı bir dönemi içine almaktadır.Bütün çocuklar farklı psikolojik yapıya sahip olduklarından aynı kurala farklı tepkiler verebilirler. Bu nedenle anne babaların kendileri ile ilgili farkındalık alanlarını genişletmeleri gerekmektedir. Anne babaların kendileri ile ilgili farkındalıklarının arttırılması, iletişimde yapılan hatalar hakkında bilgilenmeleri, etkili iletişim konuşunda geliştirilmeleri çocuklarla daha etkili ve sağlıklı bir iletişim kurmalarına yardımcı olacaktır.

    Gerçekleştirilecek eğitim programında; soru&cevap, teorik bilgilendirme, test kullanımı, vaka çalışması, resim, ritm çalışması öykü, oyun, tartışma, uygulama, hayalinde canlandırma gibi interaktif yöntem ve teknikler kullanılarak katılımcılara ANLAM BAĞLAMINDA SAĞLIKLI KİŞİLİK GELİŞİMİ EĞİTİMİ verilmesi hedeflenmektedir. yaşayan toplumun olumu biçimde etkilenmesi amaçlanmaktadır.

    Çocuklaınr 0-6 yaş arasında kişiliklerinin temel özellikleri belirginleşmeye başlamaktadır. Aynı dönem çocuğun kendisi dışındaki dünyayı tanımaya başladığı, diğer insanlar hakkında bazı bilgileri oluşturduğu bir dönemdir. Hayatta ilk tanıdığı insanlar olan annesi, babası ve diğer aile üyeleri dışındaki insanlarla tanıştığı bu dönemde sosyal becerilerini geliştirmektedir. Sosyalleşme süreci pek kolay geçen bir süreç değildir. Kıskançlık duygusu ile baş etmeyi öğrenme, paylaşmayı öğrenme, hoşuna gitmese de bazı kurallara uymayı öğrenme bu döneme rastlar. Pek de kolay olmayan bu gelişim sürecinde çocuk bazen zorlanır, gerginlik yaşar. Bu gerginlikleri hafifletmek için bazı savunma mekanizmaları kullanır. Kendisinin bu dünyada var olduğunu diğer insanlara anlatmaya çalışır. İsteklerini yerine getirmek için çeşitli yollar dener. Bütün bunları yaparken hırçınlaşabilir, geriye gidiş davranışları gösterebilir, arkadaşlarına zarar verebilir, annesine ya da kendisine bakım verene aşırı düşkünlük gösterebilir. Bu hassas dönemde çocuğa karşı yapılacak yanlış davranışlar aslında geçici olan bu davranışların kalıcı hale gelmesine, veya değişerek daha olumsuz davranışlara neden olabilir. Daha sonraki okul yaşamını olumsuz yönde etkileyecek bir biçim alabilir. O nedenle çocuklarla iletişim kurarken daha hassas davranmak gerekmektedir.

    Güven duygusunu ve iletişimi 0-6 yaş arasında öğrenen okul öncesi çocukları ile nasıl iletişim kurulduğu çok önemlidir. Çünkü çocuğun bir yetişkin olduğunda diğer insanlarla nasıl iletişim kuracağı üzerinde etkili bir dönemdir. Konuştuğu zaman sözü dinlenmeyen bir çocuk söylediklerinin önemsiz olduğunu öğrenecektir. Ağladığı zaman neden ağladığı anlaşılmadan susturulan bir çocuk duygularının önemsiz olduğunu ve saklanması gerektiğini öğrenecektir. Yetişkinlerin yaşamlarında çektikleri pek çok zorluğun temelinde ilk yıllarda öğrenilen bu bilgiler yatmaktadır. Yetişkin olunduğu zaman bu zorluk o insanın çevresini de etkileyecektir.

    Birbirine saldırganca davranmayan, sevgi dolu insanlardan oluşan bir toplum hepimizin hayalidir. Kendini seven, kendisine güvenen, diğer insanlarla barışık çocuklar yetiştirmek mutlu bir toplum oluşturmanın en önemli koşuludur. Anne babaların iletişim konusunda kendilerini geliştirmesine zemin hazırlayarak, sağlıklı ve huzurlu bir toplum için bir adım atılmış olacaktır.

  • Öfkeyle Başetmek

    Öfkeyle Başetmek

    Öfke…

    A. Normal,

    B. Herkes tarafından hissedilen,

    C. Vazgeçilemeyen,

    D. Güçlü fakat kontrol edilmesi öğrenilebilen,

    E. Saldırganlıkla aynı şey olmayan (saldırganlık; öfkenin kontrol edilemediği durumda ortaya çıkan bir davranıştır),

    F. Yukarıdakilerin hepsi.

    Eğer cevabınız F ise, öfkenin herkes tarafından hissedilen normal bir duygu olduğunu kabul ediyorsunuz demektir. Öfke bir davranış değildir. Öfke hayatın bir parçasıdır ve toplumun bize öfkemizle nasıl baş edeceğimizi öğretmede pek başarılı olduğu söylenemez. Genellikle kızların öfkeli görünmesi hoş karşılanmazken, erkeklerin öfkelerini olumsuz davranışlarla dışa vurmaları teşvik edilir ve ödüllendirilir. Peki öfke nedir?

    Öfke Nedir?

    Öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse okul-iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açar. Pek çok kişisel ve sosyal problemlerin (örneğin, çocuk istismarı, aile içi şiddet, fiziksel ya da sözel saldırganlık, toplumsal şiddet) temelinde öfke vardır. Öfke hem dışsal, hem de içsel bazı olaylarla ortaya çıkar.

    Arkadaşınız, anneniz, kardeşiniz, sokaktaki bir adam, öğretmeniniz gibi belli bir insana öfkelenebileceğiniz gibi; trafik sıkışıklığı, iptal edilen bir randevu gibi bir olaya da öfkelenebilirsiniz. Öfkelenmenizden kendi kişisel kuruntularınız sorumlu olabileceği gibi, daha önceden başınızdan geçmiş ve sizi öfkelendirmiş bazı olayların anıları da sorumlu olabilir

    Genellikle öfkeye yol açan nedenler arasında; engellenme, haksızlığa uğrama, fiziksel incinme ve yaralanmalar, tacize uğrama, hayal kırıklığı, saldırıya uğrama, tehditler sayılabilir.

    Psikologlara göre, öfkelendiğimizde 5 boyut birbiriyle ilişkili ve eşzamanlı olarak aktif olur. Bu boyutlar:

    • Biliş – O andaki düşüncelerimizdir.

    • Duygu – Öfkenin yol açtığı fiziksel uyarılmadır.

    • İletişim – Öfkemizi çevremizdekilere yansıtma biçimimizdir.

    • Etkileniş – Öfkeli olduğumuzda hayatı algılayış biçimimizdir.

    • Davranış – Öfkeli olduğumuzda sergilediğimiz davranışlardır.

    Öfke Durumunda Vücut Tepkileri

    Öfke, çok hafif bir tepkiden hiddete kadar farklı yoğunlukta yaşanan bir duygudur. Diğer duygular gibi fizyolojik ve biyolojik değişmelerle birlikte hissedilir. Eğer dinlemeyi biliyorsak, vücudumuz bize öfkeli olduğumuz konusunda bilgi verir. Öfkenin fiziksel işaretleri vardır:

    • Uyaran duyguyu harekete geçirir,

    • Stres ve gerginlik başlar,

    • Enerjiyi arttıran Adrenalin salgısı artar,

    • Nefes alıp verme sıklaşır,

    • Kalp atışları hızlanır,

    • Kan basıncı artar,

    • Vücut ve zihin “savaş ya da kaç” tepkisi için hazırdır.

    Sağlığa Etkisi

    Uzmanlar bastırılan öfkenin kaygı ve depresyona yol açtığını iddia ediyorlar. İfade edilmeyen öfke, kişiler arası ilişkileri bozabileceği gibi, zihinsel ve fiziksel problemlere de yol açabilir. Doğru ifade edilmeyen öfkenin yol açtığı fiziksel problemler arasında;

    • Baş ağrıları,

    • Mide rahatsızlıkları,

    • Solunum problemleri,

    • Cilt problemleri,

    • Jenital ve böbrek fonksiyonlarında problemler,

    • Artirit,

    • Sinir sistemi rahatsızlıkları,

    • Dolaşım sorunları,

    • Varolan fiziksel rahatsızlıkların kötüleşmesi,

    • Duygusal rahatsızlıklar,

    • ve intihar sayılabilir.

    Öfkemizi Boşaltmak İyi Midir?

    Psikologlar artık bunun çok yanlış ve tehlikeli bir inanç olduğunu göstermişlerdir. Bazı insanlar bu inancı, diğer kişileri incitmek için verilmiş bir onay gibi algılamaktadırlar. Araştırmalar, kızgınlık duygusunun “boşaltılması”nın kızgınlık, öfke ve saldırganlığı daha çok arttırdığını ve sorunu çözmek için hiçbir yararı olmadığını göstermektedir. Onun için en iyisi, kızgınlığınızı neyin tetiklediğini bulmanız ve kendinizi kaybetmeden, bu nedenlerle başa çıkabileceğiniz stratejileri geliştirmenizdir.

    Öfke Kontrolü

    Öfkeyi doğru ifade etme becerisini kazanmaya “öfke kontrolü” denir. Öfke kontrolünde temel amaç; saldırganlıktan uzak, şiddet içermeyen, kişinin kendisine ve çevresindekilere zarar vermeyecek şekilde duygusunu ifade etme becerisini kazanmasıdır.

    Öfke kontrolünü öğreten pek çok yöntem vardır. Doğru yöntem kişiden kişiye değişir. Doğru yöntemi belirlerken; kişinin kendi kişiliğine, yaşam tarzına uygun olanı seçmesi ve seçtiği yöntemi uygularken günlük yaşamında fazladan sıkıntı hissetmemesi göz önüne alınması gereken temel faktörlerdir.

    Genel olarak öfke kontrol yöntemleri; bilişsel, duyuşsal, iletişim, duygusal ve davranışsal boyutları içerir.

    Bilişsel Yöntemler:

    • Kışkırtmanın tanımlanması – Sizi kışkırtan durumlarla yüzleşme ve bunlardan kaçınma verisi sağlar.

    • Alternatif açıklamalar – Sizi kışkırtan olaya değişik açıklamalar getirmek ve farklı bakış açıları düşünmek, sizi daha doğru tepkiler vermeye yönlendirebilir.

    • Öfkenin çarpıtmalarıyla savaşma – Öfkenizi, düşünme biçiminizi yeniden gözden geçirmek için bir uyarı olarak kullanabilirsiniz.

    • Öfke kontrol yönergeleri – Öfkelendiğinizde, öfkenizi kendinize ait yönerge cümleleriyle kontrol etmeye çalışabilirsiniz (“öfkenin seni ele geçirmesine izin verme”, “derin bir nefes al” gibi).

    • Beklentilerin netleştirilmesi – Karşılaşabileceğiniz olayları önceden tahmin edip ona göre davranabilirsiniz.

    • Zihinsel tekrarlar – Olumlu bir olayı örnek alıp, ardından kafanızda tekrarlayıp ders çıkarabilirsiniz.

    Duyuşsal Yöntemler:

    • Biofeedback –Öfke durumunda vücudunuzun nasıl tepkiler verdiğini keşfederek, bunu fiziksel uyarılmanızı azaltmak, düşünce ve davranışlarınızı değiştirmek için bir ipucu olarak kullanabilirsiniz.

    • Alternatif uyarılma oluşturma – Öfke ya da fiziksel uyarılmaya muhalif başka bir uyarılma (örneğin, gevşeme ve espri) oluşturmak için öfkenizi bir ipucu olarak kullanabilirsiniz.

    • Uyarılmanın yönünü değiştirme – Öfkelendiğinizde yaşadığınız fiziksel uyarılmanın yarattığı enerjiyi, üretime dönüşebilecek önemli bir kaynak olarak kullanabilirsiniz.

    İletişim:

    • Atılganlık (kendini ifade etme) – Size gereksinimlerinizi ve meşru haklarınızı kabul edilir yollarla ifade etme becerisini öğretir.

    • Dinleme – İletişim kanallarınızı açık tutmanızı sağlar.

    • Tartışma – İki insan arasındaki çatışmayı fikir birliğine vararak çözme sürecidir.

    • Eleştirme – Yapıcı eleştiri yapabilme ve alabilme becerisidir.

    • Yansıtma – Kişinin, davranışının kabul edilemez olduğunu algılama sorumluluğunu alma becerisidir. Tanımlandıktan sonra, kabul edilemez olan davranış özel olarak açıklanr. Durum somut ve açık olarak ifade edilir.

    • Övme – Diğer kişinin savunmacı davranma şansını azaltır.

    Duygusal Yöntemler:

    • Duyguların farkında olma – Duyguların doğru yöntemle ifade edilebilmesi için, öncelikle tanınmaları gerekir.

    • Duyguları ifade etme – Duyguları olumlu yolla ifade etme becerisi.

    • Olumlu etki yaratma – Kendinizi olumlu duygu durumunda tutun, çevrenizdekilerde olumlu etki bırakın, her günde olumlu bir olay bulun, yapabileceğiniz ölçüde yardım önerin ve nazik olun.

    Davranışsal Boyut:

    • Kendi öfke davranışını öğrenme – Öfkeli olduğumuzda sergilediğimiz davranışları belirleme.

    • Verimli (üretken) öfke davranışı oluşturma – Kendinizi kışkırtan ve yıkıcı davranışlardan uzak tutarak, öfkelenmekten koruyun.

    • Davranış değiştirme: Yeni hareketleri kolaylaştırma – Öfkelendiğinizde sergilediğiniz olumsuz hareketleri daha olumlu olanlarla yer değiştirin.

    • Öfkenin ABC’sini öğrenme – Bu yöntem size, öfkelenmenize yol açan sebepleri (Anger trigger), sizin davranışlarınızı (Behavior) ve davranışlarınızın sonuçlarını (Consequences) gözden geçirme ve yeniden değerlendirme fırsatı tanır.

    ÖFKE KONTROL YÖNTEMLERİ

    Bilişsel Yöntemler

    Öfke kontrolünde bilişsel yöntemler denince akla, zihinsel anlamlandırma süreçleri ve düşünceler gelmelidir.

    Bilişsel Yeniden Yapılandırma

    Bu strateji en basit anlamıyla düşünme tarzınızı değiştirmek demektir. Kızgın insanlar düşüncelerini küfrederek, bağırıp çağırarak ifade etme eğilimindedirler.

    • Kızgın olduğunuz zaman genellikle düşünceleriniz gerçeği yansıtmaktan çok, olayların abartılmış ve çarpıtılmış bir şekilde algılandığını yansıtır. Bu tür düşünceleri fark edin ve yerine daha mantıklı olanları yerleştirin. Örneğin; kendi kendinize “Eyvah! Şimdi her şey mahvoldu!” gibi bir şey söylemek yerine, “Evet, çok can sıkıcı! Neden kızdığımı çok iyi anlıyorum. Ama dünyanın sonu değil ve buna kızmam, bu olayı olmamış hale getirmeyecek.” diyebilirsiniz. Her iki düşünceyi de zihninizden geçirerek deneyin. Kızgınlığınızın hangi düşünceyle arttığını ya da azaldığını görün.

    • Farkında olmadan çok sık kullandığımız ve bizi kızgınlık duygularına hazırlayan, “asla!” ya da “her zaman!” gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın. “Bu asansör asla çalışmaz!” ya da “Zaten her zaman telefon etmeyi unutursun!” gibi cümleler sadece hatalı değildir; aynı zamanda kızgınlık duygunuzda haklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar ve siz durumla ilgili yargıyı vermiş olduğunuzdan, problemin çözümüne de katkıda bulunmaz. Örneğin, randevularına sürekli olarak geç gelen bir arkadaşınız olduğunu düşünelim. Hemen saldırmaya kalkmayın. Bunun yerine, neyi elde etmek istediğinizi, amacınızı düşünün. Sizin asıl istediğiniz arkadaşınızın randevuya sizinle aynı saatte gelmesi değil mi? O halde “Her zaman geç kalırsın! Tanıdığım en sorumsuz ve kayıtsız kişisin!” gibi yargılardan kaçının. Bu tür cümleler sadece arkadaşınızı incitmeye ve onun da kızmasına yol açacaktır. Ancak sorunun çözümüne katkıda bulunmayacak, hatta ilişkiyi bozarak zorlaştıracaktır. Bunun yerine; eğer bu arkadaşınız sizin için önemliyse, problemin ne olduğunu ortaya koyup her ikiniz için de işe yarayacak bir çözüm yolu bulmaya çalışabilirsiniz. Kendinize; öfkelenmenin hiçbir şeyi çözmeyeceğini, kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olmayacağını, hatta daha da kötü hissedebileceğinizi hatırlatın.

    • Mantık öfkeyi yener, çünkü haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantığınıza sığının. Yıllarca dünyayı ve karşılaştığı olayları belli bir bakış açısıyla değerlendiren birine, yeni bir anlamlandırma biçimi kazandırmak uzun ve zorlayıcı bir çaba gerektirir. Sinirlendiğinizde tepki vermeden önce 5 kere nefes alıp verin ya da içinizden 10’a kadar sayın. Bu arada olaya olumlu bakma konusunda kendinizi uyarın. Hem karşınızdaki kişiyi ya da kişileri kırmamış olursunuz, hem de kendinizi öfkenin zararlı etkilerinden korumuş olursunuz.

    “Öfkeyle kalkan, zararla oturur” sözü, bu yöntemin tarihinin ne kadar eski olduğunu bize gösteriyor. Tepki vermeden önce kendinize tanıyacağınız 15 saniyede hızlı bir değerlendirme yapabilirsiniz:

    Nerdeyim?

    Kimlerleyim

    Neler Oluyor

    Zihnimden Neler Geçiyor

    Olaya nasıl bir anlam verdim

    Beklentilerim neler

    Neler Yapıyorum

    Günlük yaşamda, zamanı dondurup kendimizi değerlendirmemiz mümkün değil kuşkusuz. Ancak bu soruların tümünü olmasa bile, hiç değilse 2-3 tanesini kendimize sorabileceğimiz 15 saniyelik bir mola, tepkilerimizi yumuşatacak ve daha az öfkeli olmamıza yardımcı olacaktır.

    Problem Çözme

    Sizi öfkelendiren bir durumla karşı karşıya olduğunuzda, bunu sadece bir problem olarak düşünüp bir isim koymaya çalışabilirsiniz. İsimlendirdiğiniz problemi çözmeye çalışmak, ad koyamadığınız ve duygusal boyutu ile mantıksal boyutunu ayrıştıramadığınız bir sorunu çözmekten daha kolaydır. Şimdi önce isim verme ve problemi tanıma sürecine bakalım:

    1. Problemi Belirleme:

    – Problem hakkında bilgi toplama,

    – Problemi alt problemlere indirgeme,

    – Problemin bir yönünü seçip somutlaştırma,

    – “Bu neden bir problem?” sorusuna cevap arama,

    – “Kimin için bir problem?” sorusu üzerinde düşünme,

    – “Bu probleme benim katkım ne?” (Bu konunun problem olmasına nasıl bir katkıda bulundum?) sorusu üzerinde düşünme,

    – “Başka kimin katkısı var?” (Bunun problem haline gelmesinde içten içe suçladığım birileri var mı, kimler?) sorusu üzerinde düşünme,

    – “İdeal çözüm ne olurdu?” sorusuna cevap arama,

    – “Nasıl bir sonuçla yetinebilirim?” sorusunu cevaplandırma.

    İlk aşamada bu sorular üzerinde düşünerek, detaylarıyla birlikte problemin farkına vardıktan sonra ikinci aşamaya geçilebilir. Bu aşamaların tümünü mümkünse yazarak yapmak çok yararlı olacaktır. Sorunun tümüyle üstesinden gelene kadar yazdıklarınızı atmayın ve özellikle değerlendirme aşamasında tekrar onlara göz atın.

    2. Seçenek Listesi:

    – Tüm seçenekleri sıralama: Aklınıza gelen ve çözüme yararı olabilecek tüm seçenekleri (saçma bile olsa) düşünün ve kaydedin.

    – Listenize “kaçma” (görmezden gelme) seçeneğini yazmayı unutmayın. Bu çok doğal bir tepki ve sizin hakkınız.

    – Kabullenme seçeneği de listenizde bulunması gereken alternatiflerden biri. Bazı sorunlar (özellikle sizin dışınızdaki insanların kişilikleriyle ilgili olanlar) çözülemeyebilir ve bu noktada durumu olduğu gibi kabullenmek çok gerekli ve rahatlatıcı bir çözüm yolu olabilir.

    – Tüm seçenekleri sıraladığınız yazılı bir listeniz olsun.

    3. Plan Yapma:

    – Seçenek listenizin tüm alternatiflerini inceleyin ve aklınıza yatan, içinize sinen bir tanesi üzerinde karar verin.

    – “Karar verdiğim seçeneği nasıl gerçekleştirebilirim?” sorusunu sorun kendinize ve buna verdiğiniz cevapları yazın.

    – İhtiyaçlarınızın listesini çıkarın. “Bu sorunu, bu yolla çözmek için ne(lere) ihtiyacım var?” diye sorun kendinize ve ihtiyaçlarınızı sıralayın.

    – Plan yapma aşamasında karşılaşacağınız engelleri de tahmin etmeye çalışmak yararlı olacaktır. “Beni ne engelleyebilir?” sorusunu sorun kendinize ve engel olarak karşılaşma olasılığınız olan her noktayı yazın.

    – Bunlardan sonra kendinize bir eylem planı oluşturun. Yapacağınız her şey, yazılı olarak, adım adım belirlenmiş olsun.

    4. Değerlendirme:

    – Planınızı uygulamaya başladığınız andan itibaren değerlendirme yapmanız yararlıdır. Arada durup “Durum ne yönde değişti?” sorusuna cevap arayın.

    – Bulduğunuz çözümün size neye malolduğunu kendinize sormanızda büyük yarar var. “Bana neye maloldu? Kazançlarım, kayıplarım neler?” sorularına cevap bulmaya çalışın. Bu sorulara verdiğiniz yanıtlar olumluysa planınızı uygulamayı sürdürebilirsiniz. Ancak size çok şeye malolduğuna ve kaybettirdiklerinin kazandırdıklarından çok olduğuna karar verirseniz ikinci aşamaya geri dönüp, yeni bir çözüm yolu bulmakta yarar var demektir. Bu durumda yeni bir plan yapıp uygulamak uygun olabilir.

    • Yaptığınız planı uygularken elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın, ama yanıtları hemen bulamıyor ve sonuca hemen ulaşamıyorsanız kendinizi cezalandırmayın. Eğer soruna iyi niyetle yaklaşır, çabalar, “ya hep, ya hiç” tarzı düşünmez, elinizden gelenin en iyisini yapmaya gayret ederseniz, sabrınızın taşma ihtimali de düşük olur.

    • Bazen kızgınlık ve engellenmişlik duyguları, yaşamdaki gerçek ve kaçınılmaz sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. “Her problemin bir çözümü vardır!” şeklindeki kültürel inançlarımız da, çözüm bulamadığımızda bu engellenmişlik duygularını artırır. Kızgınlık duyguları böyle durumlarda yaşanan doğal ve sağlıklı duygulardır. Böyle durumlardaki en yararlı tutum, önce durumu değiştirip değiştiremeyeceğimizi araştırmaktır. Değiştirebileceğimiz bir şeyse çözüm yolları araştırılabilir ve yukarıda anlatıldığı gibi bir planlamayla problem çözme teknikleri kullanılabilir. Değiştirilemeyecek bir durumsa, çözüm üzerinde odaklaşmak yerine, en iyi strateji, sorunla yüzleşmek ve kabullenmektir.

    Önerilerimizi Gerçek Hayattan Örneklendirelim:

    • Zamanlama: Eğer sevdiğiniz biriyle belli konuları belli saatlerde konuşuyorsanız ve bu konuşmalar da hep tartışma ile sonuçlanıyorsa, bu tür konuları konuşma saatinizi değiştirin. Belki yorgun, dikkatsiz oluyorsunuzdur ve belki sadece zamanlama hatasından sinirleniyorsunuz ve tartışma çıkıyordur.

    • Kaçınma: Eğer babanızın televizyonda maç izlerken sinirli olması sizi de etkiliyor ve sinirlendiriyorsa, o saatte odanıza çekilin. Sizi öfkelendiren şeylere bakmaktan kendinizi alıkoyun. “Ama öfkelenmemem için babamın bağırıp çağırmaması lazım” demeyin. Konu şu anda bu değil. Konu kendinizi olabildiğince sakin tutabilmeniz.

    • Alternatifler bulma: Eğer her hafta sonu arkadaşlarınızla buluşmaya giderken yoldaki trafik sizi engellenmişlik ve öfke duyguları içinde bırakıyorsa, bunu çözmeyi iş edinin. Elinize bir harita alıp aynı yere farklı, belki daha uzun ama daha rahat, manzaralı, hoş bir yoldan gitmeyi ya da evden daha erken/geç çıkmayı deneyin.

  • Obsesif kompulsif bozukluk (okb) (takıntı hastalığı) %100 tedavi edilebilir.

    Obsesif kompulsif bozukluk (okb) (takıntı hastalığı) %100 tedavi edilebilir.

    Anksiyete türü bir rahatsızlık olan Obsesif-Kompülsif Bozukluk (OKB), insanları tekrarlanan düşünce ve davranışlar döngüsüne hapsederek kısıtlayan bir hastalıktır.

    Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler, kontrol edemedikleri yinelenen ve stres yaratan düşünceler, hayaller veya görüntüler (obsesyonlar) nedeniyle sıkıntı yaşarlar.

    Bu düşüncelerin yarattığı sıkıntıya dayanamayacaklarını düşünerek kendilerini rahatlatmaya çalışırlar; bazı ritüelleri ya da rutinleri acil olarak gerçekleştirmeye (kompülsiyonlar) çalışırlar.

    Ritüeller, takıntılı düşünceleri önleme veya akıldan uzaklaştırma girişimiyle yapılır.

    REAKTİF TİP:

    Halk arasında çok bilinen türü, sıklıkla el yıkama ve aşırı temizlik yapmaktır.

    Bunun yanında sayı sayma, biriktirme, kontrol, düzenleme gibi takıntı türleri vardır.

    Kişi istemese de, saçma gelse de bunları yapar. Yapmadığı zaman, sıkıntı yaşar. Bu sıkıntıdan kurtulup rahatlamak için elini defalarca yıkar, kendisini/evini/ temizler, evdeki herkesin temizlenmesini sağlar, ya da sürekli ocağı/ kapıyı kontrol etmekten kendini alamaz..

    OTOJENİK TİP:

    İstenmeyen düşünce, hayal ya da görüntülerin kişinin sürekli aklına gelmesi ve bu düşüncelerden kurtulmak için başka şeyler düşünmeye çalışması, bu düşünceleri düşünmemeye çalışması, ısrarla gelen düşünceleri analiz etmesi ile seyreden bir bozukluktur.

    Kişi bu düşünceleri tehlikeli bulur, bir anlam yükler; bastırmaya çalışır, dikkatini dağıtmaya çalışır ya da sürekli neden geldiğini ne anlama geldiğini analiz eder. Ve dolayısıyla bu istenmeyen düşünceler; daha sık gelmeye başlar, daha ısrarcı ve yapışkan hale gelir.

    TEDAVİYİ NASIL YAPIYORUZ?

    OKB kendi kendine geçen bir rahatsızlık değildir. Bu yüzden tedavi edilmesi önemlidir. En iyi tedavi yöntemi ilaç ve Bilişsel Davranışçı Terapidir.

    Bilişsel Davranış Terapi (BDT):

    Bilimsel verilere ve öğrenme kuramlarına dayanan, Konuşmaya dayalı bir Psikoterapi yöntemidir. Bu Terapi yönteminin hedefi, Obsesif Kompülsif Bozukluğu olan kişilerin tekrarlayan davranışlarını gerçekleştirmeden korkularıyla yüz yüze gelmelerini ve anksiyetenin azaltılmasını sağlamaktır. Bu terapi Obsesif Kompülsif Bozukluğu olanlarda sıkça görülen abartılmış veya felaketler içeren düşünceleri azaltmaya da odaklanılır.

    Yani hem takıntılı düşüncelerle hem de tekrarlayan davranışlarla çalışılır. Hastaya düzenli olarak uygulama ödevleri verilir ve haftada bir görüşülerek takibi yapılır.

    Her rahatsızlıkta olduğu gibi, öncelikle danışanın iyileşmeyi istemesi, tedaviye inanması ve tedavi planını istikrarlı bir şekilde uygulamasına ihtiyaç vardır.

  • Çocuklarda Öfke: Anne ve Babalar Ne Yapmalı?

    Çocuklarda Öfke: Anne ve Babalar Ne Yapmalı?

    Çocuklar genellikle çok istediği bir şey konusunda engellenmiş olduğunda, bir durumdan dolayı hayal kırıklığına uğradığında, “hayır” anlamına gelen ani öfke çıkışlarında bulunabilir. Bağırma, ağlama, tekme atma, çığlık atma, vurma, kendini yere atma hatta zaman zaman başını yere veya duvara vurma gibi davranışlar sergileyebilir.

    Öfke nöbetlerinin sebepleri; çocuğun bir şeyleri kendi yapmak istemesi, kendi seçmek istemesi ve kendi gitmek istemesinin sonucunda ebeveyn ile çatışmasıdır. Çocuklar istediklerini elde edemedikleri zaman öfke nöbetlerine zemin hazırlanmış olur. Çocuk “bağımsız” olmak ister. Ailenin “yapamazsın” diye engel koyduğu durumlarda da nöbetler ortaya çıkar.

    Bazı çocuklar da doğru davranışı yaptığı halde yeterince ilgi göremedikleri için öfke nöbetleri geçirir. Bu şekilde ailesinin dikkatini ve ilgisini çekmiş olur.

    Öfke nöbetleri pekiştirildiğinde de sıklık kazanmış olur. Bir çocuk istediği şeyi ağlayarak elde ettiğini görürse sonrasında ağlayarak, öfke nöbetleri geçirerek isteyecektir. Bir çocuk nöbet sırasında yani ağlama krizi geçirirken fazla ilgi topladığını görürse dikkat çekmek için bu davranışı tekrarlayacaktır.

    Peki anne ve babalar nasıl davranmalı ?

    • İlk olarak çocuğun duygularını ifade etmesi, neye öfkeli olduğunu, neden ağladığını anlaması ve anlatması için etkin bir şekilde dinlemeniz gerekiyor. Çoğu sorunun temelinde birbirimizi dinlemediğimiz, anlamadığımız gerçeği var. Çocuğunuzun kendisini ifade etmesine olanak sağlarsanız bu konuda büyük bir ilerleme kaydedersiniz.

    • Bir alışverişe gittiniz ve almaması gereken bir şeyi almak istediğini söyledi. Sizin cevabınız “hayır” oldu ve çocuğunuz ağlamaya başladı. Burada yapmanız gereken şey “hayır” ınızın arkasında durmak ve o şeyi almamaktır. Belki market birbirine girecek, ağlayacak, bağıracak ve çoğu zaman çevredeki insanlar size tuhaf tuhaf bakacak. Buna rağmen almamalısınız. Sakinleşmesini bekleyin. Çocuk ağlayarak bir şeylerin olmasını sağlıyorsa bundan sonrasında da ağlayarak yaptırmaya çalışacaktır.

    • Öfke nöbeti sırasında çocuğunuzun bu davranışını yok sayın. Ebeveynlerin zorlandığı ve yapmakta güçlük geçtiği bir davranıştır yok saymak fakat çocuğunuz sizden olumsuz davranış ile ilgi çekmeye çalışıyor olabilir.Eğer ilginizi bu durum ile ona verirseniz, çocuğunuz olumsuz davranışlar ile ilginizi çekmeye çalışmaya devam eder.

    • Öfke nöbeti oluştuğunda sakinliğinizi koruyun. Güç savaşına girdiğiniz ve inatlaştığınız zaman çocuğunuz bu davranışınızı gözlemleyecek ve sonrasında size bu şekilde davranmaya başlayacaktır. Çocuklar söylediklerinizden çok davranışlarınıza dikkat eder.

    • Parka gittiğiniz zamanlar bi saat belirleyin. Ve bu saat azalmaya başladığında haber verin. “10 dakika sonra eve gideceğiz.” gibi. Önceden hatırlatmalar çocuğu hazırlayacaktır.

    • Çocuklar da yetişkinler gibi seçimlerini kendileri yapmaktan ve kontrol duygusundan hoşlanırlar. Çocuklarınıza bir şeyleri seçme hakkı tanıyın ve o konuda güç savaşına girmeyin. Örneğin, “Kırmızı kazağı mı giymek istersin yeşil kazağı mı?” gibi. Çocuğunuzun seçmesine imkan tanıyın.

    • Çocuğunuzun öfke patlamalarının hangi zamanlarda ortaya çıktığını gözlemleyin. Yorgun olduğunda, okuldan geldiğinde, uyandığında, uykusu geldiğinde gibi durumlarda olabilir. Bu zamanları önceden bilmek size yardımcı olacaktır.

    • Nöbet sırasında çocuğunuzun dikkatini başka yöne çekebilir ve farklı bir konu hakkında konuşabilirsiniz.

    • Çocuklar öfkelendiklerinde, öfke patlaması yaşadıklarında kendilerini kontrol edemezler.Ona sıkıcı sarılarak onu her türlü kabul ettiğinizi ve güvende olduğunu hissettirebilirsiniz.Ona sakinleşene kadar ona bu şekilde sarılacağınızı söyleyin.

    Bunların hepsinin sabır gerektirdiğinin farkındayım. Fakat bunları yapmadan çocuktan olumlu ve sağlıklı tepkiler bekleyemeyiz. Siz olumlu yaklaşırsanız çocuğunuzda size o şekilde yaklaşacaktır. Bu konuda eğer ihtiyaç duyarsanız bir uzmana başvurmaktan çekinmeyin.

  • Çocuklarına Dayak Atan Ebeveynler Dikkat(!)

    Çocuklarına Dayak Atan Ebeveynler Dikkat(!)

    Sizce okul öncesi çağda bir çocuk yılda kaç kez dayak yer? Ayda bir mi? Haftada bir mi? Cevabı duymaya hazır mısınız? Okul öncesi dönemde bir çocuk yılda 150 kez dayak yer. Yani ortalama 2.4 günde bir. İnanabiliyor musunuz? Şaşırdınız değil mi? Ancak bu rakamlar bize en az iki hane kadar uzakta olan dostlarımız ya da bizzat bizler tarafından oluşuyor. Birçok anne baba ‘’dayak cennetten çıkmadır’’ sözünden hareketle çocuklarını dayak atarak disipline etmeye çalışıyor. Çünkü bildikleri tek yol bu. Yeterince iletişim becerisine sahip olmadıklarından çatışma çözme yolunun dayaktan geçtiğine inanıyorlar. Düşünün ki hiç dilini bilmediğiniz bir ülkedesiniz. Çok yorucu bir günün ardından karnınızın oldukça acıktığını hissediyor ve bir restauranta giriyorsunuz. Cebinizde oldukça yüklü para var ancak tamamı türk lirası şeklinde. Leziz görünen birkaç menüyü tepsinize alıp kasaya geldiğinizde size onların karşılığında ödemeniz gereken para söyleniyor. Siz o dili bilmediğiniz için cebinizdeki paraları çıkarıp ödenecek kadar alması için kasanın önüne seriyorsunuz. Ancak kasiyer el işaretleri ile size ‘’hayır olamaz’’ mesajları veriyor. Siz çok aç olduğunuz için sinirleniyor ve başka bir iletişim diline sahip olmadığınız için adama sert şekilde bakmaya alması için ısrarcı olmaya başlıyorsunuz. Ancak o da sizin dilinizi anlamadığı için bir süre sonra kavga etmeye başlıyorsunuz. Ve sonuç kapının önünde dayak yemiş haldesiniz. Paranızı bulunduğunuz ülkenin para birimine çevirmedğiniz sürece alışveriş yapmanız ya da dilediğiniz şeylere sahip olmanızın mümkün olmadığını anlıyor ve oradan uzaklaşıyorsunuz. Yapacağınız ilk şey ise aynı dili konuşacağınız bir tercüman bulmak oluyor. İşte günlük yaşantımızda da bu böyledir. Problem durumunu çözmek için öncelikle aynı dile ve aynı iletişim becerilerine sahip olmamız gerekir. Yeterince iletişim becerisine sahip olmayan insanlar çocuklarına ve eşlerine şiddet uygularlar. Çünkü başka bildikleri bir yol yoktur. Çocukların bir dili yoktur, gelişim dönemlerine ait birçok dilleri vardır. Herhangi bir problem durumu ile karşılaştığınızda öncelikle onunla aynı göz hizasına gelip göz kontağı kurmalısınız. Bu iletişimde mesajın karşı tarafa daha erken iletilmesini sağlar. Davranışın kabul edilebilir olup olmadığını objektif olarak gözden geçirmelisiniz. Ben dili kullanarak ona bu şekilde davrandığında neler hissettiğinizi belirtmelisiniz. Mola yöntemi uygulayabilirsiniz.Davranış gerçekleştiğinde odasında 15 dakika yalnız bırakarak o davranış üzerine düşünmesini sağlayabilirsiniz. Dayak ile disiplin sağlamak hiçbir işe yaramamaktadır. Aksine dayak çocuğun daha çok sinirlenmesine ve kendi kendine öfkelenmesine neden olmaktadır. Dayak atarak çocuğun o an istemediğiniz davranışına son verebilirsiniz ancak bu tüm davranışlarına ket vuran aynı zamanda zekasını olumsuz yönde etkileyecek bir istismar biçimidir. Dayak atılan çocuk problemlerin bu şekilde çözüleceğine inanır ve ilerleyen yıllarda istismar ,saldırganlık , zorbalık gibi davranışlar sergiler. Sürekli dayak yiyen çocuk bir süre sonra davranış gerçekleştirmeye karşı kaygı oluşturabilir, sosyal ortamlarda antisosyal kişilik özellikleri sergileyebilir. Dayak atılan çocuk duygusal anlamda ailesine karşı bağlanma yaralanması yaşar . İnsanlarla olan ilişkilerinde iletişim bozuklukları ve güven problemleri olur. Dayak atılan çocuk kendisini ifade edemez ,problemlerini konuşarak değil şiddetle çözmeye daha eğilimli olur.

  • Hipnoz

    Hipnoz

    Hipnozun tarihçesi?

    Hipnoz, telkinler yolu ile bilinçaltındaki (yaşanmış, şahit, tanık olmuş) travmatik olgular sonucu davranış bozukluğuna yol açan sorunları çözümlemek için yapılan psikolojik tekniktir. İnsanoğlu var odluğundan beri telkinlerle iletişime geçmek ve ikna edebilme olgusu var. Hipnozu tedavi aracı olarak kullanan kişi ise bilim adamı Franz Mesmer (1734-1815), bu yönetme bilimsel yöntem, teknik kazandıran ise Fransız nörolog Jean-Martin Charcot’tu (1825-1893). 1890 yılında Carter- Turner isimli İngiliz dış hekimleri ağrısız diş çekiminde hipnotik anastezi (Hipnoterapi) kullanarak diş çekimini yaptılar. Sigmund Freud (1856-1939) serbest çağrışımla psikanaliz tekniğini geliştirmeden önce histerik kadınların tedavisinde hipnoz yöntemini kullandı. O günden bugüne kadar da birçok bilim adamı, psikiyatrist, psikolog, nörolog, tıp dünyasından birçok doktor hipnoz çalışmalara katıldı ve kendi uzmanlık alanlarında bu tekniği kullanmaya başladı. Dr. Erickson, Dr. Weitzen Hoffer, Dr. Gorton, Dr. Pattie, Dr. Schilder olan pek çok önemli hipnoterapistlerin hipnoz alanına büyük katkıları olmuştur.

    Hipnoz nedir?

    Kişiyi bir yere odaklayarak ve telkinler vererek bilinçaltına inme tekniğidir. Hipnoz bir uyuma halinden öte bir uyanıştır aslında. Yaşadığımız, şahit olduğumuz olaylar bizde savunma ve saldırı mekanizmasını tetikler bu sayede kendimizi korumuş oluruz. Ama bunu bilinçli halimizle yapmayız tamamen içgüdüsel bir yapıyla hareket ederiz. Tıpkı saldırgan bir yırtıcı hayvan gördüğümüzde kaçmak, donmak, saldırmak gibi gösterdiğimiz refleks hareketler gibi. Bizde yaşadığımız travmatik olaylara her zaman doğru davranışları geliştiremeyiz. Bazen güçlü olmak için yemek yer, sigara içer, madde kullanır veya başka şeylerle bastırmaya çalışırız. İlk etapta zevkli veya iyi gelen bu tür davranışlar zamanla bilinçaltımız tarafından onay gördüğü için o davranış şekli artık bir çözüm olarak algılanır. Yani strese girdiğimizde; sigara içmek, aşırı yemek, tırnak yemek, madde kullanmak, alkol almak gibi davranışlar anlık rahatlama sağlasa bile kalıcı çözemediği için artık biz o maddeleri kullanmaya devam ederiz ve sonrasında stresimizin yanında birde nur topu gibi bağımlılıklarımız oluşur. İşte Hipnoz bu davranış bozukluğunu çözmeye çalışır ve büyük bir oranda da çözer.

    Hipnoz ne değildir?

    Filmlerde gördüğümüz şeklinde değildir hipnoz. Hipnoz seansı esnasında hiç kimse hiç kimseyi farklı konular hakkında veya geçmişte yaptığı bir durum ile ilgili itirafa zorlayamaz veya itiraf ettiremez. Öyle olsaydı karakollarda polis yerine hipnoterapistler olurdu ve suçlular çabucak yakalanırdı.

    Hipnoz doğal bir süreçtir. Hipnoz yapılan kişi hipnoterapistin sözlerini duyabilir, duymayabilir. Bu olgu o kişinin hipnozunu etkilemez.

    Hipnozla sigara bırakma ve zayıflama senalarında hipnoz uygulanan kişi pek fazla konuşturmayız daha çok telkin veririz.

    Hipnoz uygulanan kişi kendisini nasıl hisseder ve ne düşünür?

    Hipnozdan sonra kendisini rahat, gevşemiş, huzurlu, mutlu hisseder. Tüm bedeni yumuşacık olduğunu söylerler ve sigaraya karşı isteklerinin azaldığını, çikolatayı, patates kızartması, kek, börek, kola gibi yiyecek ve içecekleri seven ve ona dayanamayan kişiler, hipnozdan sonra, yemesem de diyerek yiyeceklerinin efendisi konumuna gelirler. Hipnozda hiçbir yiyecek yasaklanmaz. Kişi hedeflediği kiloya geldiğinde kararında o yiyecekleri yine yiyebilir.

    Hipnozun kullanım alanları: Hipnozun birçok kullanım alanı vardır.

    • Ağrısız diş çekiminde,

    • Küçük operasyonlarda anestezi kullanmadan cerrahi müdahale yapılabiliyor. Hatta fıtık ve apandis ameliyatlarında dahi kullanılmıştır)

    • Normal doğumlarda anestezi kullanılmadan ağrı olmadan doğum yapılabiliniyor

    • Sigara bırakma

    • Sağlıklı zayıflama

    • Korkulardan kurtulma (Yükseklik, uçak, gemi hayvan, karanlık, tek başına, kapalı yerde kalma) gibi birçok korkuları yenmede etkilidir

    • Tırnak yeme

    • Sınav kaygısı yenme

    • Topluluk önünde konuşamama

    • Özgüven sorunlarında

    • Birçok cinsel rahatsızlıklarda

    Hipnoz tekniği kullanılmaktadır ve etkilidir.

    Hipnozla Sigara bırakma ve zayıflama

    Uzun yıllardan beri sigara içmeniz, günde çok paket sigara içmeniz veya kaç kere sigara bırakmaya çalışıp bırakamamanız hipnozla sigara bırakmak için önemli değildir. Önemli olan tek şey var o da gerçekten sigarayı bırakmak istiyor oluşunuz ve buna kararlı olmanız. Eğer sigarayı yaşamınızdan tamamen uzaklaştırmak istiyorsanız hipnozla sigara bırakma seanslarına başvurabilirsiniz.

    Aynı şekilde kaç kiloda olmanızdan öte ben artık gerçekten kendim için fit, sağlıklı olmak ve güzel görünmek istiyorum demeniz gerek.

    Her bağımlılığın altında birçok travma yatar. Bu travmaları iyi analiz edebilmek, çözümleyebilmek için öncelikle bir ön görüşme yapılır ve hikayesi alınır. Bağımlılığın tarihçesine bağlı olarak ya terapi sürecine geçilir veya hemen hipnoz seanslarına alınır. Psikoterapinin kaç seans süreceğini önceden kestirmek mümkün değildir lakin Hipnozla sigara bırakma ve zayıflama süresi ortalama 5-6 seans arası sürmektedir.

    İlk hipnoz seansından sonra kişiler, çoğunlukla sigara içmezler, ikincisi ve sonraki hipnoz seansları sigara içme isteğinin tamamen giderilmesi ve benliğin güçlenmesi için uygulanır. Hipnozla zayıflama seanslarına katılanlarda ayda ortalama 4-5 kilo arasında kilo vermeye başlarlar.

    Hipnozda ne yapılıyor ki kişi seanslardan sonra sigara içmiyor veya kilo verebiliyor?

    Terapi ve Hipnoz senalarında sigara içmeye, aşırı, gereksiz ve düzensiz yemek yemenin sebebi çözüldüğü için önünüzde kocaman bir pasta olsa dahi bir çatal alıp bırakabiliyor veya sigara içenler yanınızda olsa bile sigara isteğiniz olmadan sohbete devam edebiliyorsunuz. Hipnoz sizi iradeli hale getiriyor.

    Başarı oranı ortalama % 94 gibi yüksek bir orandır. Normalde % 50 başarı iyi bir başarıdır yani her iki kişiden biri başarıyorsa bu güzel bir sonuçtur. Bizim başarımızın yüksek olmasının sebebi terapi, danışmanlık ve hipnozu beraber uygulamamızdan kaynaklanmaktadır. S Konsept Danışmanlık ve ADED (Aile danışmanlık Terapi Eğitim Derneği) olarak bu istatistiği şimdiye kadar bu uygulamayı yaptığımız danışanları belirli aralıklarla arayarak oluşturmaktayız.

    Hipnoz yöntemi ile sigarayı bırakmak isteyenleri bu yöntemi tercih etme gerekçeleri neler?

    Bireysel başvuruların dışında firmalar kendi çalışanları için bu uygulamaları bizden talep etmekte.

    Son dönemlerde çok ciddi bir talep var. Çünkü en doğal zayıflama ve sigara bırakma yöntemi olduğundan dolayı birçok kişi başvurmakta.

    Bu yöntemi uygularken kişilerin dikkat etmesi gereken noktalar neler, siz neler tavsiye edersiniz?

    İnternetten iyi araştırmaları gerekir. Bu uygulamayı yapan kuruluşun, kişinin cv’leri incelenmesi gerekir aynı zamanda hipnozu uygulayan kişilerin psikoloji, psikyatri, tıp, pdr gibi alanlarda eğitim alan kişilerden olması uygulamanın sağlıklı ve başarılı olmasını artırır.

  • Çocuğumla Nasıl Bir İletişim Kurmalıyım?

    Çocuğumla Nasıl Bir İletişim Kurmalıyım?

    Karşımızdaki insanla kurmuş olduğumuz ilişkiler üzerinden iletişim kurarız, aynı zamanda başlattığımız
    sözel ve sözel olmayan iletişim ile birlikte bir ilişki de başlatmış oluruz. Bu ilişkiler anne-çocuk, baba-
    çocuk, anne –baba, anne -komşu ilişkileri gibi ilişkilerdir. Bu ilişkiyi gözlemleyen çocuk onunla hangi bağ
    üzerinden iletişim kurduğunuzu rahatlıkla anlayabilir.

    İletişim karşılıklı ilişkileri gerektirir, insanların belirli sözcüklerin, seslerin, göstergelerin ve mimiklerin
    anlamına ilişkin ortak bir anlayışa sahip olmalarını ister. Bu bağlamda kullandığımız dil ve ses tonumuz
    büyük önem taşır. Eğer bu önemi oranlarsak %55 beden dili, %38 ses tonu ve %7 sözler etkilidir.

    Çocuğumla Nasıl Etkili İletişim Kurabilirim?

    Şimdi sizlere çocuklarla kurmuş olduğumuz ilişkide bazı önemli detaylardan bahsedeceğim.

    1- Öncelikle iletişimi ne zaman başlatacağınıza doğru karar verin. Eğer çocuk problem durumunda ise
    asla problemini sahiplenmeyin çok aksi bir durum olmadığı sürece kendisini mutlaka ifade edecektir.
    2-Ben dili kullanın. Çocuğun yaptığı davranış üzerinden iletişim kurun. Kişisel yargılayıcı değil, algılayıcı
    davranın.
    3-Empatik olun. Önce o anki durumu tanımlamasına izin verin. Ardından bu durum hakkında ne
    düşündüğünü, sonrasında ne hissettiğini sorun. Bu madde doğru şekilde yaptığınızda hem
    çocuklarınızda durum tespiti, hem de duygulardan önce düşünceleri sorarak duyguları yönetme
    becerisinin düşüncelere ait olduğunu kavramasını sağlayacak ve çocuğunuzda otokontrol geliştiren bir
    unsur olacaktır.
    4-Her insanın içinde üç ego benlik vardır. Bunlar yetişkin benlik, çocuk benlik, ebeveyn benlik
    durumlarıdır. Çocuğumuzla iletişim kurar iken duygularını anlamaya çalışırken çocuk benlik ego
    durumumuz ön plana çıkar ve ona canı acıyorsa ”öpeyim de geçsin, onu oraya kim koyduysa onu
    döveceğim ” şeklinde çocuk gibi konuşan ego durumumuzdur. Katı ve otoriter bir ebeveyn isek en
    azından duygularını anladığımızı belli edecek ”hı hıı evet anlıyorum ,canın gerçekten çok acımış
    olmalı..”vs onay verici, tasdik edici cümleler kuralım.
    5-Çocuklarınızı mutlaka istendik davranışlar sonucunda ödüllendirecek veya onları övücü cümleler
    kuracaksınız. Ancak bu cümleler özellikle belirtmeliyim ki çocuğun sergilediği davranış üzerinde etkili
    olmalı. Kişilik çok küçük yaşlarda oluşmaya başladığı için çocuk olumsuz bir davranış sergilediğinde
    ”beceriksiz ya da sen harikasın” şeklinde övgü ya da yermeler çocuğun kişiliğinde utangaçlık ya da
    fazlaca kendine güvenen narsist kişilik özellikleri doğurabilir.
    Bu yüzden övgüler şu şekilde olmalı; ”Böyle davrandığında kendimi çok mutlu hissediyorum ” ya da ” Bu
    şekilde davrandığında kendimi üzgün hissediyorum” gibi cümlelerle merkeze hem kişiliği değil davranışı
    almış, hem de ben dili kullanarak yargılamaktan öte algılayıcı bir tavır sergilemiş olursunuz.

  • Ebeveyn Olmak

    Ebeveyn Olmak

    Çocuk Büyütmenin Sırları

    Hepimiz aslında birer çocuğuz, daha sonra büyürüz ve erişkin oluyoruz. Bu süreçte anne-babamızın, öğretmenlerimizin ve diğer insanların sevgi, şefkat, hoşgörü gibi desteklerini alırız. Tabi yanlışlar, hatalar da olmaktadır bizlere karşı yapılan. ‘Ben asla çocuğuma böyle davranmayacağım’ deriz çoğumuz. Ama işin özüne geldiğimizde çaresiz kaldığımız, nasıl davranmamız gerektiğini bilmediğimiz de oluyor sıklıkla. Çünkü bunlar okulda, üniversitede öğretilmiyor ve bizler genellikle geçmiş deneyimlerimizle, kulaktan duyma bilgilerle veya reflekslerle çocuk yetiştirmek zorunda kalıyoruz. Bu sebeple sağlıklı bir anne-baba olmak için ilave çaba ve emek harcamamız gerekmektedir. Bunun için çocuk eğitimi ve terbiyesi konulu kitaplar okunmalı, kurslara katılmalı, gerektiğinde uzman görüşleri alınmalıdır. Bu yazıda da sizlere faydalı olabilecek bazı bilgiler sunmaya çalışacağız.

    Çocuklara faydalı olabilmenin başlıca yolu onları tanımak, kişisel özelliklerinin farkında olmaktır. Çünkü her çocuk farklıdır; istekleri, hayalleri, olaylara bakış açıları, algılamaları, yargılama becerileri biri birilerine göre değişiklik göstermektedir. Dolayısıyla her çocuğun aynı tepki vermesi, aynı davranması, aynı şekilde öğrenmesi beklenmemelidir. Eğer bu farklılıkları fark edebilsek ve çocuklarımıza buna göre davranabilsek bu zorlu işte başarılı olabiliriz.

    İkinci en önemli özellik anne-babanın kendi davranışlarıdır. Anne- baba çocuğa iyi örnek olamıyorsa veya çocuğa karşı öfke, şiddet gibi uygunsuz yöntemlerle çözüm üretiyorsa çocuktan da düzgün davranış beklememesi lazım. Aynı zamanda anne- baba çocuğa güzel örnek olacak arkadaş ortamı ve çevre sağlaması lazım. Konu açılmışken çağınızın çocuklarımız açısından en büyük tehlikelerden birinin teknoloji olduğunu hatırlatmam gerekiyor. Teknolojiden kastımız TV, bilgisayar, telefon ve her geçen gün yenilenen diğer aletlerdir. Malumunuz teknolojik aletler insanoğlunun kendi rahatı, gelişimi ve mutluluğu için ürettiği aletlerdir. Ama bu aletleri olumlu katkıları olduğu gibi çok ciddi zararları da olabiliyor. Özellikle hızlı gelişen ve büyüyen varlıklar olan çocuklar bu zararlardan daha çok etkilenir. Teknolojik aletleri sanal olmaları, gerçeklik ve zaman algısını bozmaları, bağımlılık yapabilmeleri ve kötü örnek ve davranışlara yol açabilmeleri en önemli zararları olarak sayılabilir. Bunu önlemek için teknolojik aletlerin aile kontrolünde, süreli ve uygun içerikli olmasını sağlamamız lazım gelmektedir.

    Anne-babaların kararlı ve sabırlı olması gerekmektedir. Çünkü çocuklara bir şeyler öğretmek veya bir şeylerden vazgeçirebilmek için kararlılık ve sabırlılık en güzel yöntemdir. Özellikle okul öncesi dönemde çocuklarımız inatçı olabilmektedirler. Bu inadı kırabilmek ve çocuğumuza faydalı ve doğru özellikler kazandırmak ve zararlı ve yanlış davranışlardan uzaklaştırmak sabırlı, şefkatli ve hoşgörülü olmanız, söylem ve tutumlarınızda kararlı ve katiyetli davranmanız önem arz etmektedir.

    Çocuklarda görülen psikiyatrik sorunlar ve hastalıklar yaşa ve cinsiyete göre farklılıklar göstermektedir. Örneğin okul öncesi dönemde konuşma bozuklukları, tuvalet problemleri, anksiyete bozuklukları ve utangaçlık sık görülmekteyken okul döneminde öğrenme bozuklukları, dikkat problemleri, davranış bozuklukları daha sık rastlanmaktadır. Kızlarda anksiyete bozuklukları, depresyon sık görülürken erkek çocuklarda hiperaktivite, alt ıslatma ve davranış bozuklukları daha sık olmaktadır. Ayrıca ergenlik dönemi diye tarif ettiğimiz ve farklı bir psikolojik durumla seyreden bir yaş dönemi vardır. Bu dönem ebeveynlerin belki de en çok çocuklarla iletişim kurmakta zorlandığı dönemdir. Genellikle 12-13 yaştan sonra görülen bu dönemde çocuklar içine kapanık olabiliyor, otoriteye karşı geliyor ve kendilerinin engellenmelerine aşırı tepki verebiliyorlar. Bu dönemde çocukları en çok bekleyen tehlikeler sigara, alkol ve uyuşturucu gibi maddelere bağımlılık, uygunsuz davranışlar, şiddete yönelmek ve cinsel sorunlar. Anne- babaların bu dönemde çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurabilmeleri hayati öneme sahip. Her şeye karışan, despot, yasaklayıcı ve sürekli eleştirel tutumlarda bulunmak sağlıklı iletişimi engellemektedir. Bunun yerine anlayışlı, hoşgörülü, teşvik edici, destekleyici ve arkadaşça yaklaşımlar iletişimi kuvvetlendirir ve çocuğun üzerinde etki sağlayabilmemize yardımcı olur.

    Başlıca psikiyatri hastalık ve bozuklukları sıralayabiliriz:

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Özel Öğrenme Güçlükleri

    Davranış Bozuklukları

    Uyum Bozuklukları

    Dil ve Konuşma Bozuklukları

    Kaygı ve Korku Bozuklukları

    Okul Reddi

    Panik Bozukluk

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu

    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Tik Bozuklukları

    Fobiler

    Selektif Mutizm

    Dürtü Kontrol Bozuklukları

    Çocukluk Çağı Depresyon

    Bipolar Bozukluk

    Cinsel Kimlik Bozuklukları

    Yeme Bozuklukları

    Uyku Bozuklukları

    Dışkı ve idrar Kaçırma

    Yaygın Gelişimsel Bozukluklar

    Zeka Gerilikleri

    Bu hastalık ve bozuklukların oluşması durumunda muhakkak uzman desteği alınmalı. Özellikle erken teşhis ve müdahile çocukların sağlıklı bir psikolojiye sahip olmaları açısından önemlidir. Zamanında tedavi edilemeyen hastalık ve bozukluklar kronikleşir ve karakterin bir parçası olur ki, bu da kalıcı sorunlar oluşturabilir. En önemli hususlardan biri de çocuklarımızın psikolojilerinin korunması için uygun ortam ve olanaklar sağlamaktır. Bunun için birey, aile ve toplum olarak özverili olmamız ve sorumluluklarımızı yerine getirmemiz gerekmektedir.

  • ÇOCUKLARDA PROBLEM DAVRANIŞLAR & OYUN ve EMDR TERAPİSİ & HİPNOZ

    ÇOCUKLARDA PROBLEM DAVRANIŞLAR & OYUN ve EMDR TERAPİSİ & HİPNOZ

    Çocuk ve Ergenlikte Başlıca Görülebilen Sorunlar:

    Alt ıslatma (enürezis),
    Altına kaçırma (enkopresiz),
    tırnak yeme,
    kardeş kıskançlığı,
    kleptomani (çalma davranışı),
    öfke kontrol problemi,
    dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu,
    çocuk ve ergen cinselliği,
    kaygı bozuklukları
    konsantrasyon güçlüğü, sınav kaygısı vs. gibi durumlar “Çocuk ve Ergen Psikoterapisi” dahilinde ele
    alınabilmektedir.
    Çocukların Psikolojik Görüşmelerinde Nelere Dikkat Edilmektedir?Özellikle çocuklarda gelişimsel,
    zekasal ve psikopatolojik durumlara bakılmaktadır.
    Çocuklar için psikolojik görüşmeye gelinirken anne, baba ve bakım veren diğer anneanne, babaanne,
    dadı ve bakıcı gibi kişilerinde seansa gelmesi önerilmektedir.Çocuklara yönelik gelişim testleri, zeka
    testleri ve diğer birçok psikolojik testlerin yanı sıra resim çizme, hikaye anlatma, EMDR terapisi, oyun
    terapisi, hipnoz ile bilinçaltı analitik yaklaşımlar gibi birçok tanı ve tedavi yöntemi kullanılmaktadır.
    Özellikle çocuklarda gelişimsel, zekasal ve psikopatolojik durumlara bakılmaktadır.

    Çocuk Değerlendirme Testleri

    1) Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE)

    2) Gesell Gelişim Figürleri Testi

    3) Peabody Resim Kelime Tanıma Testi

    4) Bender Gestalt Görsel Motor Algı Testi

    5) D2 Dikkat Testi

    6) Goodenough Harris Bir İnsan Çiz Testi

    7) Frostig Gelişimsel-Görsel Algı Testi

    8) Benton Görsel Bellek Testi

    9) Kelime Söyleyiş Testi

    10) Metropolitan Okul Olgunluğu Testi

    11) Catell 2-A Zeka Testi

    12) Catel 3-A Zeka Testi

    13) Porteus Labirentleri Testi

    14) Frankfurter Dikkat Testi

    15) Rorschach testi (hem yetişkinler hem çocuklar için)

    ÇOCUKLARDA PROBLEM DAVRANIŞLAR

    Çocuklarda problem davranış çoğu zaman aile de bir panik havası oluşturur. Çocuk niye durduk yere
    altını ıslattı, niye durduk yere öfke patlamaları, hırçınlıklar, dersleri birden niye düştü, niye bana daha
    düşkün oldu, yalnız uyumak istememeye başladı, aşırı oyun oynuyor, vurmaya başladı, okulda sorun
    çıkmaya başladı, ağlamaları arttı, başarısız olmaya başladı, doyumsuz, ilgisizliği arttı, niye söz dinlemiyor
    vb… ailenin şikâyetleri olmaya başladığında ne yapacak. Aslında çocukların bu tepkileri bir yardım
    çağrısı olabilmektedir.

    Hiçbir çocuk “benim babam annemi dövüyor ve bundan çok etkilendim”, “benim amcam beni taciz etti bu
    yüzden darmadağın oldum” ya da “öğretmenim beni aşağıladı beni değersiz hissettirdi bu nedenle
    kendimi kötü hissediyorum” demez… Çocuklar bunları nasıl ifade eder altını ıslatarak, korkarak ve
    annesini yanında isteyerek, öfke patlamaları yaparak, hırçınlık vb. şeklinde ortaya çıkmaya başlar.
    Çocukların kendilerini en iyi ifade ettikleri dertlerini sıkıntılarını ifade ettikleri yer oyun ve resimlerdir.

    Aileler bu gibi durumlarda ne yapabilirler. İlk başta çocukta problem davranış olarak belirtilen davranış
    nasıl ortaya çıktı, bu davranışlarını devam ettiren ikincil kazançları var mı? Eğer sürekli var olan bir
    durum ise ve bu davranışı her yerde yapıyorsa bu konuyla ilgili bir sorun olabilir. Yani benim çocuğum
    hiperaktif diye düşünüyorsa bu hiperaktivite okulda, evde her yerde olmalı. Ancak sadece tek bir yerde
    yapılıyorsa bu davranış orda bu davranışını pekiştiren olaylar vardır. Problem davranışları ve çocuğun
    yardım çağrısını iyi ayırt etmek gerekiyor. Çocukta birden oluşan davranış değişiklikleri, şiddete yönelik
    davranışlar, içine kapanma ya da aniden aşırı hareketlenme, tuvalet alışkanlığı gelişen bir çocuğun altını
    ıslatmaya başlaması, okula gitmek istememe vb. durumlar bir yardım çağrısıdır. Hemen destek almanız
    çocuğunuzun ruh sağlığı ve geleceği için önemlidir.

    Çocukluk Depresyonu

    Depresyonu yetişkinlere göre daha farklı şekilde yaşayan çocuklar, düşüncelerini kelimelerle ifade etmek
    yerine başka şekilde dile getirir. Depresyona giren bir çocuk ya da bir derdi bir sıkıntısı olduğun da
    çocuklar bunu resimlerinde koyu renkler, hüzünlü temalar (ağlayan ay, ağlayan güneş, ya da hayvanlar
    çizerler, bu çocuklar aynı zamanda yapraksız, dalsız meyvesiz ağaçlar, siyah ve kırmızı rengi de çok
    fazla kullanarak mutsuzluğunu, derdini depresif durumları ile ilgili ipuçları vermeye başlar. Çocuklar
    resimlerde kendilerini, ailelerini bir öcü, koyu renkle ya da yaratık gibi çizerler. Baba desteği olmayan bir
    çocuk el veya ayakları çizmezler. Yani depresyon, çocuğun okulda başarısızlık, sevilen birinin yitirilmesi,
    hastalık, taciz, kaza, anne baba ayrılığı ya da aile içi şiddet gibi yoğun bir stresle karşılaşması
    durumunda ortaya çıkabilen, keder ya da tedirginlik seklinde kendini gösteren duygu durum
    bozukluğudur. Tabiî ki bazı sorunlarla karşılaşacak çocuk bir süre yas tepkilerinin olması normaldir.
    Ancak çocukla iyi ilgilenip onunla oyun oynanmazsa ve bu durumla baş edemezse terapi desteği
    çocuğun hayatını kolaylaştırır.

    Yani çocuğunuz da oluşan ani değişimleri iyi gözlemlenmesi gerekmektedir. Çocuklar bu değişimleri
    oyunlarında, resimlerinde en iyi şekilde aktarır. Bunun yanında davranışsal değişimler ortaya çıkar
    yukarıda ki saydığımız gibi.

    ÇOCUKLA EMDR TERAPİSİ VE HİPNOZ

    Çocukla yapılan en etkili terapi yöntemlerinden birisi de emdr terapisidir bu terapi yöntemi bazen
    çocuğun yaşadığı travmayı ya da olumsuz olayı tamamen unutmasına ya da artık hiç rahatsız
    olmamasına neden nörobiyolojik bir tekniktir. Bu teknik küçük çocuklarla çalışırken oyun terapisi ile
    entegre edilerek çalışılması daha etkili olur.

    Hipnoz ise çocuğun konuşmadığı anlatmak istemediği durumlarda en etkili çalışılan yöntemlerden
    birisidir. Çocuğun transa alınarak baş etme sistemi güçlendirilir, telkin verilerek sorun çözülür ve olaylar
    trans altında daha etkili çalışılır değiştirilir. Bu yönteminde oyun terapisi ile birlikte kullanılması çocukla
    olan bağı güçlendirmektedir. Hem oyun terapisi ile birleştirilen emdr ve hipnoz çocuğa çift yönlü seans
    uygulanmış olur ve iyileşmesi hızlanır.

    ÇOCUKLA OYUN TERAPİSİ

    Oyun çocuk için kendini gerçek dünyaya hazırladığı, gelişimin en kritik destek kaynağıdır. Yetişkinler
    dertlerini sıkıntılarını anlatır, konuşur, duygularını ifade eder. Çocuklar ise dertlerini sıkıntılarını oyunda
    anlatarak rahatlar, prova eder ve oyun sayesinde baş ederler. Çocuklar oyun yoluyla hayatı prova eder.
    Oyun yoluyla duygu, düşünce ve travmalarını dışa vururlar. Oyun yoluyla baş etme becerisi geliştirir,
    sorunlarını olumlarlar. Oyun çocuğun kendini ifade etmesi, hayal ile gerçek arasında bir köprü çocuğun iç
    dünyasının dışavurumu, gizil enerjinin kullanılması, çocuğun sosyal ve ahlaki değerleri öğrendiği bir
    alandır.

    Bazen aileler ne yani 40 dakika oyun oynadı bu nasıl terapi diyebilmektedir. Oyun semboliktir. Aslında
    yetişkinlerde de her şey sembolik anlamla kodlanır. Çocuklar da dertlerini sıkıntılarını sembolik olarak
    anlatır. Oyunda travması ile yüzleştirir kendini, güçlenir ve iyileştirir. Bunu da ancak iyi bir oyun terapisti
    anlayabilir çözebilir.

    Örneğin ailenin kızımız okula gitmek istemiyor diye beş yaşında seansa getirilen bir kız çocuğunu oyun
    seansına aldığımda daha ilk seansta tacize uğradığını bu tacizin nasıl olduğunu anlatmaya başladı, ikinci
    seansta kim tarafından nerde olduğunu anlattı oyunda 3.4.5. seanslarda bu durumla baş etmeye
    güçlenmeye başladı ve kendini iyileştirdi.

    Yine oğlum bana çok vuruyor, öfke patlaması yaşıyor diye getirildi. 6 yaşında ki çocuk babasının ona ve
    annesine uyguladığı şiddet karşısında yaşadığı çaresizliği, babasına olan öfkesini o kadar güzel anlatıyor
    ki oyun terapisinde görünürde ne var aslında anneye patlıyor ama arkasında ne var babaya karşı
    çaresizliği, babasına öfkesi, zayıflığı var. Yani çocukların her davranışı aslında gizlenmiş bir sorunun
    ifadesidir. (bu bilgilerin çocukların ailelerinden izin alınarak paylaşılmaktadır.)

    Axline (1969) ; “İnsanın içinde kendini iyileştirme gücü vardır. Oyun terapisiyle çocuğun içindeki bu güç
    açığa çıkar. İyileştiren biz değilizdir, biz yalnızca vasıtayız”. Der.

    Çocuk oyunlarında, çocuğun dünyaya bakış açısının nasıl olduğunu, ne olmak istediğini, problemlerin
    neyle ilgili olduğunu anlaşılabilir. Oyunun, çocuğa getireceği önemli bir fonksiyon da geçmişte
    çözülmemiş problemler üzerinde çalışmak için bir fırsat sunması, kendine uygunluğuna göre sosyal
    etkileşimlere girmesi ve çeşitli roller denemesine olanak vermesidir.

    Oyunla Terapisin de çocuklar oyun oynama yöntemini, geçmiş ve gelecekle ilgili kaygılarını bastırmak ya
    da ifade etmek için kullanmaktadırlar. Oyun çocukların kendilerini ifade edebilmeleri için rahat ve güvenli
    bir yoldur. Çocuklar sözel olarak ifade edemedikleri duygularını oyun yoluyla ifade edebildiklerinden,
    terapist bu yolla çocuğu anlayabilmekte ve bir tedavi yöntemi oluşturabilmektedir.

    Çocuk korkularını, çelişkilerini ve saldırganlık duygularını oyun yoluyla ortaya dökmektedir. Oyunu aynı
    zamanda sorunlarını gizlemek, savunma mekanizmalarını geliştirmek için de kullanmaktadır Bu yolla
    çocuk stresini azaltarak, problemlerine bir çözüm arayışı içine girmektedir.

    Oyun terapisin de oyun yolu ile teşhis, tedavi ve yardım planı ile çocuğun çevresine yeni bir uyum
    sağlamasına yardım edilmektedir. Terapiye alınan çocukla birlikte anne-baba ile de ilişki kurulabilmekte
    ve anne babanın da yanlış tavırları düzeltilebilmektedir.

    Oyun terapisinde özel olarak hazırlanmış kukla ve oyuncaklar, hayali oyunlar, sanatsal etkinlikler, kum
    oyunları, hikaye anlatma tekniklerinden yararlanılmaktadır.

  • Davranış Bozuklukları için destek arayan aileler için psikoterapi süreci bilgilendirme kılavuzu.

    Davranış Bozuklukları için destek arayan aileler için psikoterapi süreci bilgilendirme kılavuzu.

    Çocukların bazı davranışları ile baş edemeyen aileler en son umudu psikoterapi almakta görürler. Ailelerin bu sürece başlamadan terapi sürecinden beklentileri hakkında bilgi sahibi olmak çok önemlidir. Bir çok aile uzun süreçte çocuğunun farkında olmadan davranışında olumsuzluğa yol açabilecek hatalara yol vermiştir ve psikoterapiden beklentileri çaba harcamadan çocuklarının davranışlarında ani değişiklikler görmesidir. Oysa ki çocuklarla çalışmanın ilk altın kuralı psikoterapi saati bittikten sonra değişimin aile ile beraber başlamasıdır. Hiçbir anne baba genelde bilinçli olarak, bilerek veya isteyerek çocuğunun davranışlarını, psikolojisini bozacak davranışlar sergilemezler. Genelde de çok fazla fedakarlık yaptıkları için, kendileri yapmak isteyip yapamadıkları lüksü çocuklarına sağladıkları için çok iyi ebeveyn olduklarını düşünürler. İçsel motivasyonu değerlendirecek ve onlar açısından duruma bakacak olursak %100 haklı olduklarını görürüz. Oysa ki çocuk terbiyesi tamamen başka bir felsefeye dayanmaktadır. Genelde aileler çocuklarına iyilik yapma motivasyonu ile çocukların davranışlarında olumsuz yönde değişimlere sebebiyet verebiliyorlar. Çocuklarla çalışıldığı zaman ilk olarak aile dinamiklerini, motivasyonlarını, ve terbiye şekillerinin araştırılması taraftarıyım. Gözlemlediğim kadarıyla Türk toplumu kendilerinden daha fazla çocuklarını önemsedikleri için bu yaklaşıma genelde sıcak bakmaz ve sorunun onlarla ilgili olmadığına inanırlar. Yukarıda belirtildiği üzere psikoterapinin ilk altın kuralı ailenin belirli değişimlere uyum sağlaması ve psikoterapi sürecinde terapi içinde tutarlılık sergilemesi, net sınırlar koyması ve belirli taktiklerin kullanmasına açık olmasıdır. Haftada 1 gün 50 dakika uzun yıllar içinde kalıplaşmış davranışları değiştirmek için yeterli bir süreç değildir.

    Psikoterapi odasında terapistler yerinde davranış değiştirme, öğretme yoluna gitseler de, problemlerin çözüm noktası aile ile başlamakta ve ailede bitmektedir.

    Eğer anne-baba olarak hayatınızda hiçbir şey değiştirmek istemiyorsanız, terapi sürecine destek olamayacaksanız, yıllarca olumsuz pekiştirilen davranışların birkaç seansta sizin yardımınız olmadan psikologla çözülebileceğine inanıyorsanız terapi sürecinden tam verim alınması imkansıza yakındır.

    Çocuk Terbiyesinde 6 Altın Kural

    1. Ailenin tutarlı olması gerekir – çocuk terbiyesinin ilk altın kuralı anne ve babanın tutarlı olmasıdır. Konuşulanlarla davranışların tutarlığı çok önemlidir. Çocuğunuzu terbiye ederken ‘oğlum (kızım) şunu şöyle yapmalısın’ deyip, kendiniz farklı davranıyorsanız emin olun çocuğunuz söylediğinizi değil yaptığınızı tekrarlayacaktır. Veya ‘şu şöyle yapılmalıdır’ dediğiniz andan itibaren çocuğunuzun onu o şekilde yapması için tutarlı olmanız ve onu disiplin etmeniz çok önemlidir. Çocuğun bu kuraldan sapmayacağınıza veya duruma göre taviz vermeyeceğinize emin olması gerekiyor. Örneğin, ‘yemek saatinde annem masa başında oturuyor olmamı bekliyor, oturmazsam yemekten sonra çizgi filmine bakmama müsaade etmeyecek’ -çocuğun bu duruma net olarakemin olması gerekir. Çok katı olarak görünüyor olsa da araştırmalar tutarsızlığın çocukta olumsuzluklara yol açtığını sergiliyor. Tutarsız disiplini olan ailelerin çocukları tutarlı olanlara nazaran daha güvensiz, kafaları karışık olabiliyorlar. Örneğin, annem bazen çikolata yememe müsaade ediyor ama bazen etmiyor. Belki ağlarsam, yaygara çıkarırsam müsaade eder. Belki de etmez ve çok sinirlenir. Oysa ki, çocuk kesinlikle çikolata yenilmeyeceğine emin olsa daha güvenli ve tutarlı davranacaktır.

    2. Ailenin net sınırlar çizmesi gerekir– sınırları belirlemek ülkeden ülkeye, kültürden kültüre, ailenden aileye değişen bir çizgidir. Çocuklar da aslında kırmızı çizgiyi geçip-geçmeyeceklerini bizim hayat felsefelerimizle öğreniyorlar. Aile olarak tutarlı sınırlarınızın olması ve bunu sevgiyle, şefkatle çocuğunuza aşılamanız çok önemlidir. Bu süreçte ailenin net, belirli, açık, kısa ve öz bir şekilde çocuğuyla işbirliği yaparak belirli sınırlar çizmesi bekleniyor. Bunun için kurallardan oluşan sözleşme yapılabilir ve karşılıklı imzalanabilir. Çocuk o sınırları ihlal ederse ne gibi sonuçlarla karşılaşacağını net bir şekilde anlamalı, kurallara uyabildikçe uygun bir şekilde ödüllenmeli-taktir edilmedir (örneğin: aferin çocuğuma, dün mükemmel bir şekilde davranışında değişim gösterdi ve kurallara uydu), ama bunu yaparken olumlu veya olumsuz davranışlar sonucu ‘iyi çocuksun’, ‘kötü çocuksun’ etiketini çocuğa yapıştırmamamız gerekiyor. Burada yapılan en büyük hatalardan biri de ebeveynlerden birinin iyi polis, diğerinin kötü polis rolünü üstlenmesidir. Hem anne, hem de baba çocuğun terbiyesinde tutarlı ve net çizgileri ortak belirleyen kişiler olmalılar.

    3. Çocuğunuza zaman ayırın– günümüzde çalışan anne ve babalar doğal olarak çocuklarına fazla zaman ayıramıyorlar. Avrupa’da aileler günde ortalama 7 saat çocuklarına ayırabiliyorken, bu süreç Türkiye için ortalama 3 saattir. Bu kadar zaman kısıtlamamız varken burda yapılacak en önemli şey çocuğa ayrılan zamanın kalitesini yükseltmek yönünde olacaktır. İşin en önemli noktası kişinin çocuğuyla ne kadar zaman geçirmesinden ziyade, ne kadar kaliteli zaman geçirmesidir. Çocuğunuza ayıracağınız zamanı telefonsuz, TV ‘siz, internetsiz ortamları tercih etmek bir seçenek olabilir. Onunla konuşmak, onunla oynamak, ona sevginizi hissettirmek, sorularını cevaplamak, endişelerini gidermek ona yapacağınız en büyük iyiliklerden olacaktır. Ayırabildiğiniz ortalama 3 saati dolu-dolu geçirebilmek sizin elinizdedir. Bu saatleri AVM’lerde, vicdanınızı rahatlatmak için oyuncakçılarda, kafelerde geçirmek yerine daha doğal ortamlar, birbirinizi dinleyebileceğiniz ve kaliteli zaman geçirebileceğiniz yerleri seçmek mantıklı olabilir. Aile zamanından ayırarak çocukla beraber günlük aktiviteler oluşturmalı ve bu aktiviteler hem çocuğun sevdiği hem de ebeveyninin onayladığı türden bir şeyler olmadır.

    4. Doğru davranışlar için ‘Ödüllendirme’ prensibi – Ailelerin çocuklarının davranışlarını gözlemlemelerini öneririm, bunu dedektifçilik yapmakla karıştırmamız da önemlidir. Çocuk ailesinin gözüne girmek ve taktir almak için genelde çaba harcasalar da aileler tarafından pek görülmezler. Aslında ailenin dedektör gibi ‘Doğru’ davranış için ‘Ödüllendirme’ prensibini kullanarak olumlu davranışlarını pekiştirmesi çocuğunuzun istediğiniz gibi kalıplaşmasının altyapısını geliştirecektir. Çocuk çevresi tarafından onaylandıkça olumlu bulduğunuz davranışlarını sürdürmeye devam edecektir.

    5. ‘Yanlış’ davranışlar için kurallar– çocukların davranışlarında yanlış veya doğruluk kavramı yoktur. Yanlış davranışı da, doğru davranışı da bizler belirleriz. Örneğin, burnunu karıştıran bir çocukla, mastürbasyon yapan bir çocuk düşünün. İlkine verilecek tepkiyle, ikincisine verilecek tepki aynı olur muydu? Büyük bir ihtimalle hayır. Çocuk için her ikisi vücudunun bir parçası ve çocuk belirli bölgelerin dokunulmaz olduğunu, ‘ayıpları’, olmazları ve s. çevresindeki tepkilerle öğreniyor. Mastürbasyon yaptığı için çocuğunu döven, azarlayan, cezalandıran, bağıran, akşam babası eve geldiğinde çocuğun yanında durumu babaya anlatıp tedirgin bir ortam yaratan aile ve bu olaydan etkilenecek çocuğun psikolojisini düşünün. Çocuk bu gibi durumlarda ya içine kapanarak çok ayıp bir şey yaptığını düşünür, merakla bu davranışını yalnız kaldığında devam ettirebilir, ya da aileyi nasıl sarstığını anladığı için bu durumla onları manipüle edebilir. Oysaki bu gibi durumlarda yapılması gereken şey olaya şahit olan aile bireyinin ilk olarak olayın mantığını anlaması, ‘bir çocuk için mastürbasyon yapmak ne anlama gelir?‘ -sorusuna cevap bulmaktır. Büyük bir ihtimalle mastürbasyonu yalnızlıktan sıkıldığı zaman burnunu karıştırdığı gibi cinsel organını da karıştırarak veya oyun esnasında uyarılarak öğrenmiştir ve sıkıldığı zamanlarda oyun sandığı için yapmaya devam ediyordur. Bu durumu onun için olay bir hale getirmeden, beynine özel bir anlam yüklemeden o oyundan başka bir oyuna geçirmek ve çocukla ilgilenmek en doğru seçenek olacaktır. Zaten belirli bir zaman sonra çocuk o davranışını unutacaktır. Veya arkadaşını hırpalayan bir çocuğa konuşarak davranış değişiminde bulunabilirsiniz. Çocuğa bu durumda empati hissini aşılamalı ve çocuğun ‘davranışının’ yanlış olduğunu ona anlatmalısınız. Çocuk asla yanlış yaptığı için ailesinin onu sevmediğini düşünmemelidir.

    6. Belirsizlikleri belirli hale getirmek prensibi – çocukların düşünme kapasitesi bizlerden çok farklıdır. Ve bazen karşımızdaki çocuğun yaşını ve algılama kapasitesinin sınırını unutabiliyoruz. Bizler bir şeyleri anlıyorsak onların da anlamasını bekleyebiliyoruz. Birçok olumsuz davranışın altını irdelediğimiz zaman anlıyoruz ki çocuklar bu davranışlarını belirsizlikten yapabiliyorlar. Örneğin, geceleri anne ve babasıyla yatmak isteyen bir çocuk bir belirsizlik sonucu olarak bunu yapabilir: ‘sabah uyandığımda babamı görmemekten korkuyorum’, ‘gece uyuduğumda deprem olacağından korkuyorum’, ‘onlarla uyumazsam babam annemi benden daha fazla sever’. Veya evde tartışma sonucu babanın sinirle evden gittiği bir olay olduğunu varsayalım ve o gün çocuğunuzun sabah küçük bir yaramazlık yaptığı bir olayla denk geldiğini düşünün. Çocuk bu durumda kendini suçlar ve o kavgaya onun sebep olduğunu düşünebilir. Bu gibi durumlarda ne olursa olsun çocuk için belirsizliği belirli hale getirmek ve yaşanan olayların onunla ilgili olmadığını, tartışma sonucu babasız veya annesiz kalmayacağını, gece deprem olursa onu almadan evden çıkmayacaklarını, babanın sabah işe erken gitmiş olmasının onları terk etmiş olması anlamına gelmediğini çocuğun anlayabileceği basit cümlelerle anlatmak son derece önemlidir. Dolayısı ile çocukların belirsizlik karşısında olumlu tepkiler vereceğini beklemiyoruz.

    Çocuklarda Davranış Bozukluğu ve Beslenme

    Günümüzde bir çok çocuğun DEHB (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) DEB (dikkat eksikliği bozukluğu), duygudurum bozuklukları teşhisi almasının şahidi oluyoruz. Çocuklar öfkeli ve kontrolsüz davranışlar sergiledikleri için davranış bozukluklar veya farklı psikiyatrik ve nörolojik teşhislerle ilaçlar almak zorunda kalıyorlar. Oysa ki çocuklara bu ilaçları başlatmadan önce ailelerin bazı gıdaların çocuklarda davranışsal ve ruhsal değişimlere sebep olduğunu bilmeleri ve belirli beslenme değişimine gitmeleri gerekmektedir.

    1. Süt ürünleri – aileler çocuklarının laktoz intoleransı veya alerjisi olduğunu bilmeden sağlıklı beslenmeleri ve protein almaları için süt ürünleri kullanmaya adeta zorlayabiliyorlar. Eğer çocuğunuzun laktoz intoleransı yoksa süt ürünleri kullandırmanız gerekir, aksi taktirde çocuklarınız gergin ve huzursuz hissedecekleri için davranışlarında olumsuz yönde bozukluklar hissedebilirsiniz.

    2. Renklendirici maddeler içeren gıdalar – birçok ülke bu maddelerin kullanılmasını yasaklasa da, dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Sarı No 5 (tartrazine), kırmızı No. 40, ve mavi No 1 isimli maddeleri içeren gıdalardan çocuklarınızı uzak tutmanız son derece önemlidir. Bu maddeler DEHB, anksiyete, hiperaktivite, baş ağrıları, davranış bozuklukları ve bir çok ruhsal rahatsızlıklara sebep olmaktadırlar. (Detaylı bilgi için linke tıklayarak ilgili makalemi okuyabilirsiniz, http://www.kumruserifova.com/sinsi-dusman-tartrazine/)

    3. Şeker – çocukların market raflarında ulaşabilecekleri herşey maalesef şeker içermektedir. Şekerin uzun vadede kullanılması uzun süreli sağlık sorunlarına neden olduğu kanıtlanmıştır, bunlar arasında depresyon, bilişsel gerileme ve uyku problemleri çok yaygındır.

    4. Koruyucular – şahit olduğum kadarıyla market raflarında sağlıklı olduğu düşünülerek ailelerin en fazla çocuklarına aldıkları şey meyve sularıdır. Oysaki en masum görünen meyve suları dahil bir çok gıda koruyucu maddeler (nitrates, nitrites, sodium benzoate, monosodium glutamete- MSG, ) içermektedir. Araştırmalar koruyucuların davranış değişikliklerine, ruhsal problemlere, hiperaktiviteye sebep olduğunu göstermektedir.

    Gıda alerjisi – en sık rastlanan gıda alerjileri süt ürünleri, fıstık, soya, mısır alerjileridir. Dünyada en çok yanlış DEHB teşhisi gıda alerjisi testi yaptırılmadığı için konulmaktadır. Eğer çocuğunuzda anlam veremediğiniz davranış bozuklukları varsa, DEHB teşhisi konulmadan önce gıda alerjisi ve intoleransı testi yaptırmanızda yarar vardır.