Etiket: Damar

  • Anevrizma nedir? Anevrizma belirtileri nelerdir?

    Anevrizma nedir?

    Anevrizma, beyindeki atardamar duvarının zayıflaması sonucu bir balonlaşma şeklinde ortaya çıkar.Bu balonlaşma damar duvarını zayıflatır ve normal damara göre daha dayanıksızlaştırır. Bu zayıflayan ve incelen damar duvarı yırtılarak kişinin hayatını tehlikeye sokabilir. Anevrizmanın oluşumu herhangi bir kan damarında meydana gelse de daha çok atardamarda görülür.olşumunda çok fazla neden olabilir. Damar sertliği anevrizmanın oluşmasında en önemli etkendir.Bunun yanında kafa travması, damar iltihaplanması, yüksek tansiyon ve doğuştan gelen damar gelişme bozuklukları da olabilmektedir.

    Mca Anevrizmaları

    Anevrizma Belirtileri nelerdir?

    Belirtileri vücutta oluştukları bölge ile doğrudan ilgilidir. Anevrizmanın patlaması sonucu ağrıdan bayılma, inme inme ve şok şeklinde görülen hayatı ciddi şekilde tehdit eden bir çok belirtiler görülebilir.Genel olarak karın, göğüs,baş ve sırtta ısrar eden ağrılar olarak da sayılabilir. Ancak kişide kanamamış anevrizması varsa çoğunlukla hiçbir belirti görülmeyebilir. Belirti vermediğinden başka hastalıklarada karıştırılabilir. Belirti görülmeyen anevrizmalar uzman bir doktorun klinik muayenesi sonucu ve ek testler yapılarak tespit edilebilir. Bazı hastaların vücudunda başka anevrizmalarında olma ihtimali düşünülerek, bu noktada doktora hastalığın etkileri iyi anlatılmalıdır. Hastalık tespiti yapılan kişilerin kontrol ve takipleri düzenli olarak yapılmalıdır.

    Tedavisi nasıl yapılır?

    Ülkemizde birçok kişi bu hastalığın farkında olmadan yaşamlarını sürdürmektedirler.Anevrizma küçük ve bulunduğu yer açısından daha az büyüme ve kanama riski taşıyorsa sadece takip iyi bir seçenek olabilir. Bu kişilerde yıllık kanama riski az da olsa devam eder. Kanamamış anevrizmalı hastalara ilave olarak ilaç tedavisi uygulanabilir. Takipte olan hastalar sigara kullanımını bırakmalı ve kan basıncını kontrol altına almalıdır.

    Günümüzde yaygın olarak uygulanan standart tedavi şekli ameliyatla tedavidir. Anevrizmaların tedavisi, yerlerine, büyüklüklerine, büyüme hızlarına, damarda meydana getirdikleri hasara, patlama riskleri gibi çeşitli etkenlere göre planlanmaktadır. Artık dünyada bir çok merkezde uygulanan endovasküler tedavi yöntemleri sayesinde hastalar bir-iki gün gibi kısa süre hastanede yatmakta ve tedavi olmaktadırlar. Açık cerrahi tedavi anevrizmalı hastalara uzun bir zamandan beri uygulanan bir yöntemdir. Bu ameliyat anevrizmayı kapatmak için gerçekleştirilen bir ameliyat olup genel anestezi altında kafatasında küçük bir pencere açılarak ile yapılır. Bugün artık pek çok modern kapalı veya açık cerrahi teknikleri kullanılmaktadır.

  • Beyin kanamaları; neden olur – belirtileri nelerdir?

    Beyin kanaması, zannedilenin aksine bir değil pek çok farklı sebepten dolayı ortaya çıkabilen oldukça karmaşık bir hastalık. Genel olarak beynin zarları arasında, beyin içerisinde veya kafatası ile saçlı deri arasındaki kanamaların tümüne birden beyin kanamaları deniyor. Bunların bazıları tedaviye ihtiyaç gösterirken bazıları hiçbir tedavi gerektirmiyor.

    Beyin kanamalarının en fazla, travmaya uğramış olgularda görülür.Özellikle trafik kazası, düşme gibi travmalardan sonra beyin kanamalarının görülebildiğini söylüyor. Travmadan sonrası cilt altında oluşan kanamalar, özellikle çocuklarda çok önemli. Çünkü bunlar herhangi bir şekilde tedaviye ihtiyaç göstermese bile, çocuğun kan miktarı az olduğu için, cilt altıyla kafatası arasında biriken kanama çocukta kansızlığa neden olabiliyor. O yüzden bu kanamanın miktarının mutlaka saptanıp çocuğa kan takviye edilmesi gerekiyor.

    Epidural kanama: Beyin kanaması türlerinden bir diğeri, beynin en dış zarıyla kafatası kemiği arasında oluşan kanamalar. Bunlara, duvarın (beynin en dış zarı) dışındaki kanamalar veya diğer bir değişiyle epidural kanamalar deniyor. Bunlar, kemiğin kırılmasıyla, kemiğin içerisinden geçen damarların yırtılmasıyla ya da kemiğin kendi içinin kanamasıyla biriken kanamalardan oluşuyor.Bu tür hastalarda cerrahi müdahale açısından çok hızlı davranmak gerekir. “Özellikle, kaza geçirdikten sonra belirli bir dönem uyanık kalıp da daha sonra şuur kapanan hastaları muayene ederek, beyin zarıyla kemik arasındaki kanamanın varlığını saptadıktan hemen sonra acilen ameliyata almamız gerekiyor. Almadığınız takdirde ölümle, sakatlıkla ya da bir tarafın felciyle karşılaşmak mümkün. Acil servisten gelebilecek böyle bir hastayı, 10-15 dakika içerisinde ameliyathanede ameliyata başlar hale gelebilmeyi gerektiren bir vaka olarak kabul etmek lazım.”

    Subdural kanama: Bir başka kanama türü olan subdural kanamalar ise beynin en dış zarıyla (dura) beynin ortadaki zarı arasında oluşuyor. Bu tür kanamalar da yine darbelerle olabildiği gibi, çok alkol almış kişilerin sarhoşluk sırasında kafasını nereye ve nasıl vurduğunu bilmediği için ufak travmaların ve darbelerin neticesinde uzun dönemli kanamalar şeklinde de kendini gösterebiliyor. Bu tür baskılara karşı beynin bir toleransı vardır.Bu tolerans beynin plastisitesi ve elastisitesinden kaynaklanır.Beyin toleransını kaybettiği ya da sınırına geldiği anda reaksiyon verir hale gelir. Bu durumda hastanın nörolojik tablosunda bir değişiklik olur. Önemli olan bu plastisiteyi ve elastisiteyi aşmadan ve geriye dönüşü olmayan durumlar oluşmadan önce problemi ortadan kaldırabilmek.

    Bebek sallama sendromu: Bir başka kanama türü de beynin son, orta ve alt zarı arasında, su miktarının olması gereken yerden başka bir bölüme geçmesinin verdiği baskıyla ortaya çıkan su toplanması nedeniyle oluşan ve buna eşlik eden kanamalar. Bu durumda problem, su toplanmasının içerisine ufak kan sızması şeklinde görülebiliyor. Özellikle ülkemizde, annelerin gelenekler ve yanlış bilgiler sonucunda küçük çocuklarını uyutmak için ayağında ya da bir örtü yardımıyla elle oluşturulan salıncakta hızla sallanması bebek sallama sendromu denen ciddi bir hasara yol açabiliyor. Bu gibi durumlarda beyin zarlarının yırtılması, beyinle kafatası kemikleri arasında veya beynin en son zarı arasındaki askı toplardamarları dediğimiz bölümlerin yırtılması sonucunda kanamalar oluşabilir.

    Subaraknoid kanama: Beyin kanamalarının en önemlisi, vücuttaki bütün damarların korunması için, beyin omurilik sıvısının gezdiği zarların arasında bulunan bölümde seyredeni. Burası damarların herhangi bir şekilde sıkıştırılmamasını, bükülmemesini sağlayan bir mekanizma aslında. Beyin omurilik sıvısı içerisine bir kanamanın sızması, subaraknoid kanama denilen ve özellikle damarsal problemlerin olduğu hastalarda görülen durum. Eğer damarda damar sertliğine, tansiyonun artımına, yumaklaşmanın, balonlaşmanın veya damardaki diğer başka anomalilere bağlı olan bir kanama oluşursa, kanamanın ilk ortaya çıktığı nokta bu su sistemi oluyor. Ani bir sızma ile çok şiddetli baş ağrısı oluşuyor. Beyin omurilik sıvısı, beyinden omuriliğe kadar gittiği için, bu sızmanın neticesinde beyin basıncını artıyor ve ense sertliği meydana geliyor. Böyle bir beyin kanaması, damardaki balonlaşmanın ani patlamasıyla kişinin birden yere düşüp bayılmasına, çok şiddetli ve gelip geçici bir baş ağrısına sebep olabileceği gibi hastayı komaya sokar bir duruma kadar getirebiliyor.

    Anormal damarlaşmalar: Beyinde kanama yapan bir başka sebep de anormal damarlaşmalar. Damarsal yumaklaşma denilen atardamarların ya da toplardamarların yumaklaşması veya bir, iki atar damarla beslenip bir iki toplar damarla kendisini boşaltan, görüntü olarak böğürtlene benzeyen bazı damarsal anomalilerin olduğu durumlarda da beyin kanamaları meydana geliyor. Bu damarsal durumların bazılarının doğumsal, bazılarının sonradan geliştiği varsayımları bulunuyor. Beynimizde, kalpten gelen kanı alan, iki adet önde iki adet arkada yer alan atar damarlardan oluşan büyük bir damar sistemi var. Bu damarlar dallanarak, birbirleriyle birleşerek beynin içerisinde bir poligon yapıp, her tarafı besliyorlar. Bu sistem içerisinde, atardamarla toplardamar arasında olması gereken ince yapıdaki damarların doğumsal yokluğu, atardamarın basınçla kanı aniden toplar damara geçirmesine ve damarlarda şişmeler oluşmasına neden olabiliyor. Anormal ağlaşma denen bu durum, beynin normalde belli bir yere gitmesi gereken kanı başka bir yere sevk etmesine sebep olduğu için çalma sendromlarına sebep oluyor. Yani bir tarafa hiç kan gitmiyor veya az gidiyor ve oraya gitmesi gereken kan başka bir tarafa gidiyor.

    Tanı yöntemleri

    Beyin damarları hastalıklarında, bazı şikayetlerin uzun süre ve belli aralıklarla devamlılığı söz konusu olduğunda tanı programları uygulanıyor. Tetkik yöntemleri kendi içinde belirli bir sıralama izliyor. Örneğin bir hastada baş ağrısı periyodik olarak devam ediyor ve belirli bir bölgede oluyorsa, bu hasta için en basitinden başlayıp daha komplike olanına kadar giden geniş bir tetkik yelpazesi bulunuyor. Tanı yöntemleri olarak, belden beyin omurilik sıvısı alınması, beyin damarlarını görüntüleme metotlarından MR ya da bilgisayar tomografik görüntüleme sistemi kullanılıyor. Çok ufak olan milimetrik boyuttaki damarsal problemler MR ya da bilgisayar tomografide görünmese bile, büyüyüp gerçekten soruna neden olabilecek diğer damarsal anomalileri bu tetkiklerle görmek mümkün. Hastanın kolundaki bir toplardamardan verilen kontrast maddeyle yapılan tetkiklerde bilgisayarın görüntüleme sistemiyle kafanın içerisindeki bütün arteriyel ve venöz damarsal sistemi görmek mümkün. Bilgisayar tomografi beyindeki bütün damarların sağlıklı olup olmadığını tıbbi anlamda kalptekiyle eşdeğer olarak ortaya koyabiliyor. En ileri tetkiklerden biri de dijital substruction anjiyografi (DSA) dir.DSA, kalp anjiyosu yapar gibi beyindeki damarların patolojisini görme imkanı veren bir teknik. Ama ondan önce MR anjiyo, MR venografi gibi toplardamarların, atardamarların MR’da ve bilgisayar tomografide görülme imkanı sağlanması gerekiyor. Bu bazı hastalıkları engelleme imkanı verir.

    Anormal damarlaşmaların tedavisi

    Anormal damarlaşmaların tedavisi cerrahi yöntemlerle yapılıyor. Ancak ameliyatlardan sonra bu tür damarsal durumlar ortadan kaldırılsa da bazen daha önce tam kan gitmeyen yerde aşırı kanlanma sorunu yaşanabiliyor.

    Beyindeki kan damarlarının ve beyin suyunun akımında fizik kanunlarının hepsi geçerlidir.Beyindeki damarsal yapılarda beyin bu akımı bazen normal yaparken, fazla kan geldiğinde damarları kasmak, az kan geldiğinde damarları açmak suretiyle gerekli olan kanı temin etmeye çalışıyor. Ancak damarsal bir anomali olduğu veya kişinin tansiyonu çok yükseldiği zaman beyin bu otoregülasyon işlemini tam yapamıyor. Bu mekanizma işlemeyince de zayıf olan ya da damar sertliği olan bir yerden rahatlıkla kanama olabilir.

    Ateroskleroza, damar sertliğine ya da damardaki anomalilere bağlı gelişen kanamalarda ise kanamaların zamanlaması, kanamanın yeri, damarın yeri veya kanamanın ne kadar devam ettiği çok önemli. Bu kanama bazen bir sızma sonrasında ortadan kalktığı gibi, bazen de çok aşırı miktarlarda olabiliyor. Aşırı kanama, su yollarını yırtıp beynin diğer su boşluklarında veya beynin kendi dokusu içerisinde de kanama yapabiliyor. Beynin içerisindeki bölgeye göre kanamanın tedavisi de farklılıklar yaratıyor. Örneğin derinde, az miktarda olan ancak hastanın bir tarafını felç edecek kadar çok ağır problemler yaratmış bir kanamanın cerrahiye ihtiyacı olmuyor. Ancak hastada yarattığı problemler ömür boyu devam edip hiç iyileşmeyebiliyor. Bazı büyük kanamalara anında müdahale edilmesi ise hastada yerleşik problemlerin oluşmamasını sağlıyor. Hasta hızla normal durumuna dönebiliyor. Anormal damarlaşmaların bir kısmına müdahale edilirken bir kısmına edilemiyor. Büyük bir toplar damarın varis gibi bir yerde genişlemesi tedaviye ihtiyaç göstermiyor. Sara nöbetleri oluşturan, küçük böğürtlen gibi birkaç damarla beslenip birkaç damarla kendini boşaltan damarsal sorunlar ise mutlaka cerrahi tedavi gerektiriyor. Cerrahi yöntemin alternatifi olarak derinde, hayati bölgelerde, çıkartılmasında hastaya problemler yaratabilecek bölgelerde, küçük damarsal patolojilerde Gamma Knife kullanılıyor. Balonlaşma problemlerinde ise genellikle embolizasyon denilen radyolojik girişimlerle balonların içerisi kapatılıyor.

  • Beyin kanaması ( serebral kanama )

    Beyin kanaması; beyni besleyen damarların yırtılması (rüptür) ve damar dışına sızan kanın yırtığın olduğu bölgede göllenmesidir. Beyin kanaması sadece bir damarda oluşabileceği gibi aynı anda birkaç damarda birden meydana gelebilir. Beyin kanaması travma sonucunda veya kendiliğinden (spontan) gelişebilir. Yırtılan damarın beslediği bölge yırtılmadan sonra beslenemediği için, kanın göllendiği bölge de göllenmenin neden olacağı basınçtan dolayı hasar görebilir, hatta tamamen çalışamaz duruma gelebilir. Kanamaya yol açabilen çeşitli nedenler vardır ve kanama nedeniyle oluşan hayati risk, kanama nedenine, kanamanın yerine ve miktarına bağlıdır.

    1-Travma: başın darbe almasıdır. Darbenin geldiği yer ve kafada yarattığı hasara bağlı olarak ( kemik kırığı, beyin dokusu hasarı, damar zedelenmesi gibi ) gelişen beyin kanamaları çeşitli tip ve alanlarda olabilir.

    2-Hipertansiyon: kan basıncının yükselmesi sonucunda beyin dokusu içerisine veya beyni saran zarların arasına kanama oluşabilir.

    3-Damar hastalığına bağlı olarak: anevrizma gibi damar cidarında zayıflamaya neden olan durumlarda ortaya çıkan beyin kanamaları genellikle beyni saran zarların arasına olur.

    4-Beyin içerisindeki küçük toplardamarlarda veya beynin ana toplardamarlarında ortaya çıkan tıkanıklık sonucunda oluşabilir.

    5-Yeterli kan gelmediği için veya başka nedenlerle hasar görmüş beyin dokusu içerisinde kanama gelişebilir.

    6-Bazı beyin tümörlerinde, tümör içi kanamalar oluşabilir.

    7-Bazı kan hastalıklarında vücudun diğer organlarında olduğu gibi, beyin kanaması da görülebilir.

    Beyin kanamaları bulunduğu yere göre isimlendirilir;

    Epidural kanama (kafatası ile beyin zarı arası olan)

    Subdural kanama (beynin kalın zarı ile beyin dokusu üzerindeki örümcek zar arası)

    Subaraknoid kanama (beyin boşlukları arası)

    İntraserebral kanama (beyin dokusu içine)

    Her türlü beyin kanaması, kanamanın yerine göre hastada çeşitli belirtilere yol açmaktadır. Sıklıkla devam eden baş ağrısı, bulantı-kusma, kuvvet kaybı ve felç, konuşma bozukluğu, görme bozukluğu, denge bozukluğu, hatta bilinç kaybı en belirgin belirtilerdir.

    Beyin kanaması kısa sürede ölüm veya felce yol açabilen acil ve riskli olduğundan, çok acil ameliyat gerektiren durumlar oluşturabilir. Ancak, bunun anlamı her beyin kanamasının da mutlaka acilen ameliyat edilmesi gerektiği değildir. Tedavi zamanı ve yöntemine, kanamanın yeri, miktarı, nedeni ve hastanın genel durumuna göre hekim tarafından karar verilir.

  • Beyin anevrizmaları sebepleri

    Beyin damarlarının duvarındaki kas tabakasının zayıflığından dolayı damarda oluşan balonlaşmaya beyin anevrizması denir.

    Anevrizmalar yapı itibarı ile damar duvarının doğuştan zayıf olduğu noktalarda, genellikle de damarın daha küçük dallara ayrıldığı noktalarda oluşur. Damar duvarının zayıf olduğu noktada damar içi basınç (tansiyon) nedeniyle her kalp atımında damar duvarı zayıf noktadan dışarı doğru bombeleşerek baloncuk oluşur. Baloncuk duvarı, basınca dayanamadığı anda da patlar.

    Beyin damarlarında oluşan anevrizmaların hiçbir yakınmaya yol açmayacağı gibi kitle etkisi ile sorunlara yol açabildiği bilinmekle birlikte, anevrizmada en çok korkulan durum patlayarak beyin kanamasına yol açmasıdır. Hangi anevrizmanın kanayacağı, hangisinin kanamayacağı önceden bilinemez. Anevrizmalar genellikle hastalarda bir şikâyet oluşturmaz. Ancak belirli büyüklüğe ulaştığında yerleştiği bölgelerde bası yaparak şikâyet oluşturabilir. Sinirlere bası yaparak o sinirin görevini engeller ya da sadece ağrı, uyuşma karıncalanma gibi sinir basısı yakınmaları oluşturur. Balonlaşma fark edilmez ve yırtılırsa burada oluşan kanama yakınmaların oluşmasına neden olur. Anevrizma kanamaya başladığı anda baş dönmesi, bayılma, kusma ve geçici bilinç kaybı oluşur. Sürekli baş ağrılarının nedeni anevrizma değildir. Anevrizma hastalarının ortak cümlesi şudur: ‘Ben hayatımda böyle bir baş ağrısı görmedim!’ Çünkü anevrizma artık kanamıştır ve kişi, şiddetli bir ağrıyla karşı karşıyadır. Ailesinde beyin kanaması öyküsü olanlar, bilinen damar hastalıkları bulunanlar, yüksek tansiyon, şeker hastalığı olan bireyler, alkol ve sigara kullananların beyin anevrizması yönünden riskli kabul edilirler.

    Beyinde oluşan baloncukların tespiti için MR ve bilgisayarlı tomografi ile yapılan incelemeler ön teşhisi sağlamakla beraber, beyin anevrizmalarına kesin tanı beyin anjiyografisi ile konur.Tedavisinde;

    Cerrahi yöntem: Ameliyatta, beyindeki anevrizma üzerine klips (kelepçe) takılır.Klips, hastada hayatı boyunca kalır.

    Endovasküler yöntem: Son zamanlarda oldukça gelişen bu yöntemle hasta, ameliyat edilmeden tedavi edilir. Bu yöntemde, damar içerisinden girerek, anjiyodaki gibi, hastadaki anevrizmanın yeri tespit edilir ve oraya sert bir madde doldurulur. Burada amaç; anevrizmanın yarattığı damar bozukluğunu gidermek ve kanamayı engellemektir.

  • Felç ve inme nedir? Neden olur?

    Felç ve inme nedir? Neden olur?

    İnme basitçe beynin damarsal sebeplerle bir kısım işlevini kaybetmesi olarak tanımlanabilir. Genellikle halk arasında felç olarak da tanınır, ancak her felç beyin damarlarından kaynaklanmadığından inme değildir (örneğin çocuk felci, yüz felçlerinin çoğu gibi). Damar tıkanıklığı veya kanama sonucu olabilir. Sonuçta işlevini kaybeden bölgeye göre belirtiler oluşur. Örneğin beynin sol tarafında (orta-dış bölgelerde) bir tıkanıklık olduğunda hasta karşı tarafta yüz-kol-bacakta güç ve his kaybı, konuşma bozukluğu olurken, sağ tarafta aynı bölge tutulduğunda konuşma korunur.

    İnme neden olur?

    Halk arasında kalp krizi sebepleri daha iyi bilindiğinden bu örnek üzerinden gidebiliriz. Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, obezite ve sigara nasıl kalp damarlarında tıkanıklık yapıp o bölgenin kanlanmasını bozarak işlevini kaybettiriyorsa, beyinde de aynı sebeplerle tıkanma ile inme ortaya çıkar. Ayrıca özellikle yaşlılarda sıklıkla kalpteki ritim bozukluklarında düzensiz dolaşım sonucu oluşan pıhtıların koparak beyin damarına ulaşıp tıkamasıyla da inme oluşabilir.

Kanama ise çoğunlukla yukarıda bahsedilen sebeplerle damar cidarının elastikiyetini ve dayanıklılığını kaybetmesi ile yüksek tansiyon sonucu ortaya çıkar.

    İnme önlenebilir mi? Tedavisi nedir?



    İnme tansiyon, kolesterol, kan şekeri, kilo kontrolü ve ritim bozukluklarına yönelik müdaheleler ile büyük oranda önlenebilir. Önleyici olarak hastanın riski varsa kanın pıhtılaşmasını veya çökmesini engelleyecek ilaçlar verilebilir.

İnmenin tedavisi ise yaygın kanının aksine tıkalı damarın ilaçla veya cerrahi ile açılması değildir. Nadiren, o da çok sınırlı sayıda hastada ilk birkaç saat içinde tıkanıklığı açıcı ilaç verilerek iyi sonuçlar alınabilir, ancak bu ilaçların kanama yapıcı riskleri de büyük olduğundan hastaya uygun değilse verilmezler. İnme zaten kanama sonucu gelişmişse bu ilaçlar verilemez.

İnme sebebine bağlı olarak farklı tedavi edilir. Tıkanıklık sonucu oluşmuş olan inmede kanın pıhtılaşmasını veya çökmesini engelleyecek ilaçlar verilir, bahsedilen risk faktörleri daha sıkı kontrol altına alınmaya çalışılır.

Kanama sonucu oluşmuş ise daha çok tansiyon kontrolü üzerinde durulmalıdır. Tabi ki diğer risk faktörleri de yine yakından takip edilerek müdahale edilir.

Daha sonraki dönemde ise hastanın düzenli fizik tedavi görmesi tedavinin bel kemiğini oluşturur.

    İnme düzelir mi?

    İnmenin düzelmesi beynin hasar görmüş alanının büyüklüğüne ve hastanın yaşıyla beraber var olan diğer hastalıklarına bağlıdır. Özellikle iyi bir fizik tedavi alması, bu tedaviye uyum sağlaması çok önemlidir. Sonuç olarak inme geçiren hastada hemen hiçbir belirti kalmayabileceği gibi, hiç düzelme de olmayabilir. Ancak sıklıkla hastanın ne kadar sürede ve ne oranda düzeleceği öngörülemez. İlk 6 ayda maksimum düzelme görülür.

  • Beyin kanaması türleri

    Hepimizin bildiği gibi beyin kafatasımızın içinde bulunur. Ama öylesine değil tabi kafatası ile beyin dokusu arasında tüm beyni bir paket kağıdı gibi saran dura mater dediğimiz kalın bir zar ve bunun iç tarafında beyin yüzeyini sıkıca saran çok ince tül gibi araknoid dediğimiz ikinci bir zar sarar. İşte beyinle kafatası arasında duranın dış tarafında olan kanamalara epidural kanama, duranın iç tarafında olan kanamalar subdural kanama araknoidin altındaki kanamalara subaraknoid kanama ve nihayet beyin dokusunun içindeki kanamalara intraserebral kanama denir. Birde ayrıca beynin içinde bulunan su havuzuna olan kanamalar vardır ki genelde intraserebral yada subaraknoid kanamalara ikincil olarak görülür; intraventriküler kanama denir.

    Epidural kanama;

    Genelde kafa travmalarından sonra görülen dura denilen zarla kafatasının iç yüzünü bağlayan küçük damarların çatlaması yada yırtılması sonucu hızlı yada yavaş gelişen kanamalardır. Hani o kazadan sonra acil servise gidip bir şeyiniz yok denip eve gönderildikten sonra 2 gün sonra komaya haliyle hastaneye başvuran hastalar genelde bu bölgedeki damarlardaki küçük çatlamaların zamanla sızdırıp beyne baskı yapmasına neden olan kanamalardır

    Subdural kanama;

    Yine genelde kafa travmalarının ardından ortaya çıkan eğer büyük olursa hayatı tehdit edebilen ama kronikleşmeye meyilli kanamalardır. Çoğunlukla yaşlı insanlarda küçük orta şiddetteki travmalardan sonra görülebilirler.

    Subaraknoid kanama;

    Genelde travma yada beyin damarlarındaki baloncukların ( anevrizma ) veya damarsal bozuklukların kanaması sonucu ortaya çıkan kanamalardır. Ağır olanlar oldukça ölümcül seyredebilir

    İntraserebral Kanama;

    Genelde yüksek tansiyon damar sertliği gibi hastalıklarda bazen de tümör yada damar hastalıklarında görülen bir kanama türüdür. Çoğu zaman ölüm yada felçlerle sonuçlanır.

    İntraventriküler Kanama;

    Nadiren primer olarak kanaması görülebilse de genelde intraserebral yada subaraknoid kanamalara ikincil olarak görülmektedir.

  • Beyin kanaması ve anevrizma tedavisi

    ~~Anevrizma (damar baloncuğu), genellikle bir atardamar duvarının bir kısmının dışa balonlaşması, ya da genişlemesidir. Genellikle insanlar bu balancuktan habersiz normal bir yaşam sürer ve yaşamlarını tamamlarlar. Toplumun az bir bölümünde böyle bir damar baloncuğunun duvarı aniden delinip kanayabilir. Bu delinme sonucu beyin kanaması (subaraknoid kanama ve/veya intraserebral hematom) hastalığı oluşur. Bu kanama, inme, koma ve/veya ölüme neden olabilir. Hastalığın adı subaraknoid kanamadır sebeplerinden en fazla bilineni anevrizmalardır.

    Kadınlarda, aile hikayesi olanlarda 2 kat fazla görülür. Sigara ve hipertansiyon diğer risk faktörleridir.

    Şiddetli baş ağrısı, ense ağrısı, bulantı kusma, ışığa hassasiyet, çift örme, şuur bulanıklığı, nöbet geçirme, koma en sık bulgularıdır.

    Muayene sonrası BT, BT anjiografi, MR anjiografi, arteryel anjiografi ile tanı konulur. Nadiren lomber ponksiyon (belden su alınarak) kanama tesbit edilir.

    Anevrizmalarda en büyük risk tekrar kanamasıdır. Tekrar kanamayı önlemek için anevrizmanın boynu kliplenir. Bu yöntemin amacı anevrizma kesesinin boynuna bir klip koyarak zayıflamış olan damar duvarını desteklemek ve tekrar kanamasını önlemektir. Başarılı bir klipleme ile subaraknoid kanama hastalığı tamamen tedavi edilmiş olmaz! Büyük bir risk olan tekrar kanama riski ortadan kaldırılmış ve tedavi devamında daha rahat uygulamalara fırsat yaratılmış olur. Subaraknoid kanama sonrası beyin zarları arasına ve beyin damarları etrafına yayılan kan, beyin damarlarında büzüşmeye (vazospazm) ve/veya beyin suyollarında tıkanıklık yaparak hidrosefaliye yol açabilir. Böyle durumlarda damarları açıcı ve/veya su yollarındaki tıkanıklığın yarattığı beyin basıncı artışını düşürücü değişik tedavi yöntemleri kullanılır. Bununla beraber, beyin çok şiş ve ödemli ise cerrah kemik parçasını tekrar yerleştirmek yerine daha sonra konmak üzere saklar (dondurucuda, karında, kafa derisi altında…).

    ÇOK CİDDİ BİR HASTALIKTIR. 100 ANEVRİZMA KANAMASI HASTASININ 70 TANESİ HASTANEYE ULAŞABİLMEKTEDİR. bU HASTALARINDA HER TÜRLÜ TEDAVİYE RAĞMEN 25 TANESİ ESKİ İŞ VE YAŞAMLARINA DÖNMEKTEDİR.

    Alternatif Tedaviler:

    • Kanama riskini ve oluşabilecek diğer komplikasyonları kabul ederek tedaviyi reddetmek.

    • Tıbbi ilaç tedavisi ve periyodik radyolojik incelemeler.

    • Endovasküler yolla girişimsel tedavi.

  • Tıkayıcı damar hastalıkları

    Tıkayıcı beyindamar hastalıklar veya yol açtığı sonuç olarak strok, beyin dolaşımındaki herhangi bir patoloji sonucu sinir sistemi fonksiyonlarındaki anormallik olarak tanımlanabilir. Ölüme neden olan hastalıklar arasında 3. hatta bazı yazarlara göre 2. sırada yer alan, en sık uzun dönem sakatlığa yol açan bir hastalık grubudur. Strok veya daha geniş tanımlamayla serebrovasküler olay, beyin veya beyine giden kan damarlarını etkileyen herhangi bir olay nedeniyle genellikle akut ve fokal nörolojik rahatsızlıklara yol açan olayı tanımlar. Strok iskemik ve kanamalı olarak iki sınıfa ayrılır. İskemik strok bu hastalığın %80’ini oluşturur. İskemik strok, beyin damarı veya beyine giden bir damarın tıkanmasıyla beslediği beyin bölgesinde gerekli oksijen ve şekerin azalmasına ve fonksiyonlarının kaybına yol açar. Kanamalı strok ise beyin dokusu içi veya subaraknoid denilen beynin araknoid adı verilen zarlarının arasına olan kanama şeklindeki olayla, benzer hasara yol açar. Bu hastalığın bir çok nedeni vardır. Bunlar;

    – Büyük damar aterotrombotik tıkanma : Beyni besleyen büyük veya orta boy damarlardaki tıkanmadır. Bu tür tıkanma, karotis denilen beyne giden en büyük boyun damarlarında ateroskleroz denilen plağın büyümesi, damar duvarını daraltması, yerinden kopup beyne daha yakın veya beyin içerisindeki damarlarda bir tıkanma oluşturması gibi safhalardan oluşur. Hastaların yaklaşık %20’sinde bu neden bulunur.

    – Küçük damar laküner tıkanma : Hastaların %40’ı bu gruptandır. Beyin içerisindeki küçük damarlardaki tıkanmayla oluşur. Beyinde önemli yapılar olan, bazal ganglionlar, internal kapsül ve beyin sapı gibi derin yapılarda küçük enfarkt alanları oluşturur. Enfark sonrası oluşan alana da “lakün” adı verilir.

    – Kardiyoembolik tıkanma : Serebrovasküler tıkanmalar içinde %20’lik bir orandan sorumlu olan patolojidir. Daha çok orta boy beyin damarlarını ve beynin arka kısmını besleyen vertebrobaziler sistem denilen orta boy damarları tıkar. Yarısından fazlası atrial fibrilasyon denilen bir kalp hastalığı sonrası oluşur.

    – Diğer sebeplere bağlı tıkanma : %20’lik kısmı oluşturur. Damar disseksiyonu, Fibromuskuler displazi, Moya Moya gibi hastalıklar sayılabilir.

    Kan akımı sinir hücreleri için gereken kritik seviye altına inince, zincirleme bir biyokimyasal süreç başlar ve belli bir bölgedeki hücre ölümüyle sonuçlanır. Sonucunda klinik bulgular iskemi derecesine, etkilenen bölgenin hacmine, bu bölgenin fonksiyonel özelliklerine ve etkilenim süresine bağlı olarak değişebilir. Ancak başağrısı, hastaların %25’inde görülür ve en yaygın ortak bulgudur. Beyinin çok büyük bir bölgesini ilgilendiren bir iskemi (oksijensiz bölge) oluşursa, yaygın iskemi, küçük bir alanda oluşursa fokal iskemiden söz edilir. Tıkayıcı damar hastalıkları nedeniyle sıklıkla karşılaşılan 4 ana klinik tablo oluşur;

    1- Transient (geçici) iskemik atak (TİA) : 24 saatten az süren geçici nörolojik bozukluklar söz konusudur. Çoğunluğu 10-15 dakika sürer, bu nedenle tanı sadece hikayeye dayalı kalabilir. Başdönmesi, yürüme bozukluğu, konuşma bozukluğu, tek taraflı görme bozukluğu ve bazen tek taraflı kuvvet kayıpları en çok oluşan bulgulardır. Bir kaç defadan fazla olan TİA ilerdeki tam bir strokun (%20-80 arası oranlar bildirilmiştir) habercisi olabilir.

    2- Geri dönüşlü iskemik nörolojik defisit : 24 saatten fazla sürüp, 3 haftadan önce bulguları tamamen düzelen klinik durumlar için kullanılır. Çoğunlukla kardiolojik kaynaklı emboli suçlanmaktadır. İleride tam stroke olma riski vardır.

    3- İlerleyici strok : Fokal iskemik bulguların dakikalar veya saatler içinde kötüleşmesi durumu için kullanılan terimdir. Başlangıçta etkilenen alanın genişlemesiyle oluşur. Bu durum genellikle 48 saat içinde tamamlanır. Beynin arka kısmını besleyen sistemde daha uzun sürebilir.

    4- Tamamlanmış strok : Stabilleşmiş iskemik nörolojik defisitler vardır. Embolik stroklar ani başlar, maksimum nörolojik bozukluk erken oluşup tamamlanır ve iyileşme saatler, günler veya aylar sürebilir. Bu tip hastalar çoğunlukla tamamlanmış strok ve defisitli bir şekilde uykudan uyanırlar.

    5- Genç erişkinde strok : Diabetik veya hipertansif olmayan 40 yaş altı bir insanda strok ihtimali çok azdır. Bu yaş grubu strokta en sık sebep kalbe ait embolidir. Ancak kokain başta olmak üzere uyuşturucu kullanımı, arterial disseksiyon, fibromuskuler displazi ve koagülasyon bozuklukları akla nadir de olsa gelmelidir.

    Erken tanı konulması çok önemlidir. Bu hastalıkla karışacak diğer hastalıkların ekarte edilmesi gerekir. Bunlar, beyin tümörleri, abse-ensefalit gibi beyin enfeksiyonları, nöbet sonrası durum (postiktal durum), travma, subdural hematom, histeri, kontüzyon, şeker yüksekliği, şeker düşüklüğü, kalple ilgili fonksiyon bozuklukları gibi hastalıklardır. Tanı koymak için çeşitli kan tahlilleri, beyin tomografisi, beyin MRI’ı, doppler USG’ler, MRI anjiografi, gibi tekikler yapılır.
    Tedavi için ilk başta, akut strokun acil tedavisi gerekir,uzun dönemde ise, şeker hastalığı, hipertansiyon, atrial fibrilasyon, kolesterol yüksekliği, sigara-alkol aşırı tüketimi ve fiziksel inaktivite gibi faktörlerin elimine edilmesi önerilmektedir. Bunun dışında altta yatan sebeplerin tedavisi, önleyici tedavi, cerrahi ve endovasküler cerrahi tedaviler uygulanabilir. Herhangi bir kolda veya bacakta felç gibi nörolojik bozukluklar oluşmuş ise fizik tedavi ve rahabilitasyon tedavileride uygulanabilir.

  • Beyincik tümörleri; hemanjioblastomlar

    Beyincik tümörlerini erişkinler ve çocukluk yaşı olarak iki ayrı başlıkta incelemek gerekir.

    Erişkin beyin tümörlerinin yaklaşık % 70-75 beyinde yerleşirken, çocucukluk çağı beyin tümörlerinin ise % 60-70 beyincikte yerleşmektedir. Bir başka deyişle tüm erişkin beyin tümörlerinin 2/3’si beyinde görülürken çocukluk yaş beyin tümörlerinin 2/3’si ise beyincikte görülmektedir.

    Erişkinlerde en sık beyin tümörü glial tümörlerler (astrositomlar) görülürken, buna karşılık en sık beyincik tümörü ise genetik geçişi iyi bilinen hemanjioblastomlardır.

    Çocukluk çağı lösemilerden sonra en sık görülen tümör çeşidi ise beyincik tümörleridir. Çocukluk çağı beyincik tümörleri arasında en sık görülenleri (medulloblastom, astrositom, epandiom, beyin sapı gliomları dermoid ve epidermoid kistler v.b).

    Erişkin beyincik tümörleri içerisinde erişkinlerde ponto-serbellar köşe bölgesinde en sık görülen tümörler (aküstik nörinom, meningiom, araknoid ve epidermoid kistler, plazmasitomlar, glomus jugulare tümörleri, beyincik metastazlar ) görülmektedir.

    HEMANJİOBLASTOMA( Von-Hippel- Lindau) kompleksi

    Beyinciğin en sık primer tümörü olmasına rağmen bu tümör beyin sapı ve omurilik de görülebilir. Tüm beyin tümörlerinin % 1.5-2.5 arasında görülmelerine rağmen, beyincik tümörlerinin % 7- 12’sini teşkil etmektedirler. Hemanjioblastomalar histopatolojik olarak iyi huylu tümörlerdir. Bu tümörler en sık beyincikte görülmesine rağmen,santral sinir sisteminin (SSS) herhangi bir bölgesinde beyin sapı, omurilik ve nadiren beyinde görülebilir. Bu hastalığa değişik adlar verilmiştir. Hemanjioblastoma tanımı Harvey Kuşing’in zamanından beri kullanılmalanmaktadır. Daha sonraları hemangioma, kapiller hemangio-endotelioma, Lindau kisti, veya Von-Hippel Lindau gibi değişik isimler verimiştir. Von-Hippel Lindau (VHL) hastalığı için beyinde veya beyincikte birden fazla hemanjioblastoma lezyonu, gözde ve visseral organlarda lezyonlar bulunursa bu komplekse verilen addır.

    Tarihçe: Genç bir isveçli Patolog (Arvid Lindau) 1926 yılında kendi adını yazdığı kitapta bu hastalığın beyincik, göz, ve visseral organlarda komponenti olduğunu bildirmiştir.

    Genetik: Beyincikteki hemanjioblastomalar sporadik olarak görülürken, VHL kompleksi olanlar familyal geçişlidirler. Her iki cinsde eşit sıklıkla olmak üzere otozomal dominant olarak genetik geçişlidir. Von Reclinghousen hastalığı gibi daha diffuz bir bozukuluk 8 sinir nörofibramolar ayrı bir klinik durumdur.

    Klinik şikayetleri ve bulguları;

    VHL kompleksi olan hastalar 3-83 yaşaları arasında olmak üzere her yaşda görülmelerine rağmen en sık olarak 30 yaşlarında görülür. Baş ağrısı en sık ve öncü şikayettir. Genel bir kural olarak beyincik lezyonlarında artan kafa içi basınç artmasına (KİBA) bağlı şikayetleri belirgindir. Baş ağrısı ense sertliği, aralıklı boyundan omuzlara yayılan elektrik şokuna benzer şikayetler görülür. Kusma şikayeti ya obstriktif hidrosefali yada vagal sinir çekirdekleri irritasyonuna bağlı görülebilir. Baş dönmesi, dengesizlik şikayeti vestibüler çekirdeklere veya beyin sapına direk bası sonrası görülür. Yürüme bozulması (ataksi) sıktır. Papil ödemi olguların % 80′ de görülür. Çift görme genellikle KİBAS bağlı ortaya çıkar. Orta hat lezyonlarında genelllikle geniş kaideli yürüme veya gövde ataksi görülmesine rağmen, dismetri ve intensional tremor daha çok beyincik hemisfer tümörlerinde görülür. Vertikal veya rotatuar nistagmus daha çok beyin sapı tutulumun da görülür.

    Teşhis;
    Tüm beyincik tümörlerinde olduğu gibi beyin görüntüleme yöntemlerinden ilaçlı beyin magnetig rezonans (MR) tekniği bu lezyonların tanınmasında oldukça önemli güvenilir zararsız bir test yöntemidir. Bunun dışında ilaçlı beyin bilgisayarlı tomografi (BT) tekniği bazı beyincik tümörleri (örneğin epandimom) gibi tümörlerde lezyonun kalsifikasyonu olup olmadığını göstermede MR tekniğine nazaran ilave bilgiler sunmaktadır. Eğer ameliyat öncesi doktor incelemelerde lezyonun Hemanjioblastom olduğunu düşünürse beyin damar anjiografisi yapılarak damarlarla bilgi alınmalıdır. Ayrıca VHL hastalığı düşünülen bireyleri göz ve gastrointestinal sistem incelemesi ve ailenin diğer bireyleri genetik testlerle incelemelidir.

    Tedavi;

    Tüm beyincik tümörleri olduğu gibi eğer cerrah ameliyat öncesi dönemde beyincikteki lezyonun hemanjioblastom olduğunu düşünürse hastanın yeteri kadar zamanı (herniasyon riski) varsa bu lezyonların omurilik boyunca BOS yoluyla yayılım yaptığından böyle bireylerin tüm omurilik yayılımı açısından tetkik edilmesi önem arz etmektedir. Bu lezyonların tedavi stratejisinde öncelikle lezyonun mümkünse cerrahi olarak gros total rezeksionu yapılmalıdır. Hemanjioblastomlar radyoterpiye dirençli tümörler olduğundan, mümkünse bu lezyonun ameliyatta tamamı alınması amaçlanmalıdır. Bu tümörler damarsal beslenme yönünden çok yoğun olduğu için öncelikle cerrahi planmada beyin damar anjiografi tetkiki yaptırılmalıdır. Bu damarsal besleyiciler eğer ameliyat öncesi girişimsel radyolojiyle konsulte edilerek kapatılamaya uygun olup olmadığı bilinmelidir. Eğer ameliyat öncesi hazırlıkta bu besleyiciler kaptılırsa ameliyat esnasında fazla kanama oluşmamaktadır. Bu lezyonların ameliyatında hedef lezyonun tamamını alınması planlanmalıdır. Eğer lezyon total olarak çıkartılamazsa nüksler kaçınılmazdır.

    Sonuç olarak

    Hemanjoblastomlar iyi huylu genellikle beyincikte ve her yaşta görülen lazyonlardır. Baş ağrısı, kusma ve denge bozuklıkları öncü şikayetleri olup daha sonra beyincik baskılanmasına bağlı koordinasyon bulguları ve hidrosefaliye bağlı KİBA işaretleri ortaya çıkar. Teşhis de beyin MR altın standart olup, damarsal ilişki için beyin damar anjiografi testi gerekir. Tedavisi cerrahi rezeksiyondur. Ameliyatla tamamı başarı ile alınanlarda ilave onkolojik tedaviye gerek yoktur. Sonuçları ise mükemmeldir.

  • Beyin damar yumakları ve tedavisi (avm)

    TANIM: Beyin damarların gelişimi esnasında, damar duvarının eksik gelişmesi sonrası atar damarlar ile toplardamarlar arasında bir yumaklaşmaya beyin arterio-venöz malformasyon (AVM) adı verilmektedir.

    AVM Genel özellikleri ve Görülme sıklığı

    Çocukluk beyin kanamaların en sık nedenidir,
    Erişkin yaştaki beyin kanamaların %5–10’dur,
    Beyin anevrizmalarının (balonlaşma) 1/10 teşkil eder,
    Genellikle 40 yaşına kadar beyin kanaması yaparken, 55 yaşın üzerinde kanama oranı azalır,
    AVM lerin % 90’ı beyinde görülürken, %10’u beyincikte görülür,
    Yıllık beyin kanama oranı %4’tür.

    AVM Klinik Şikâyetleri ve Bulguları

    Bir AVM li hasta gerek acil gerekse polikliniklere yukarıda sıralanan ana başlıklardan öeneğin geç epilepsi geçirerek başvurabildiği gibi acil bir küçük veya büyük beyin kanaması klinik bulgularıyla başvurabilir. Nadiren gizli veya belirgin beyin kanaması sonrası beyin omurilik suyu dolanımı engellenmesi ile beyinde su toplanması (hidrosefali) şikayetleri (yürüme bozukluğu, idrar tutamama, ve hafıza kaybı) başvurabilirler. Çocukluk yaşlarında ise doğuştan kalb yetmezliği şikayetleri ile çocuk poliklilinklere acil veya elektif olarak başvururlar. Sonuçta bir AVM li hasta 4 ana klinik başlıkta kendini gösterirler;

    1: Beyin kanaması,
    2: Havale (epilepsi),
    3: Beyinde su toplanması (hidrosefali),
    4: Bebeklerde kalp yetmezliği ile nörolojik acil veya polikiliniklere başvururlar.

    AVM Teşhisi

    Beyin damar hastalığı olan AVM’nin tanısında aşağıdaki tetkik yöntemleri kullanılmakatadır: Günümüzde AVM teşhisinde gelişmiş nöro-görüntüleme yöntemleri olan aşağıda sıralanan tetkik yöntemleri kombine veya ayrı ayrı kullanılmaktadır. Bunlar;

    1: Bilgisayarlı Tomografi (BT),
    2: Bilgisayarlı Tomografi Anjiografi (BTA),
    3: MR Anjiografi (MRA),
    4: Dijital Serebral Anjiografi (DSA).

    AVM Tedavisi

    AVM tedavisi oldukça kompleks ve zor bir konu olup burada aşağıda sıralanan tedavi seçenekleri ya tek başına ya da kombine olacak şekilde her bir hasta üzerine ayrı ayrı değerlendirilir.Her bir tedavi şeklinin kendine has avantajları ve dezavantajları olup burada bireyselleşerek endikasyonları ve komplikasyonları iyi değerlendirmek gereklidir. Sonuç iyi huylu bir damar yumağında en iyi tedavi yöntemi hasta konforunu koruyan mümkünse lezyonu total elimine eden ve en önemliside nörolojik sekel bırakmadan yapılan tedavi şeklidir.

    1: Cerrahi tedavi,
    2: Gamma knife,
    3: Embolizasyon,
    4: Bu 3 tedavi seçeneğinin kombinasyonu
    5: Takip.

    BEYİN TÜMÖRLERİN AMELİYATINDA BİLGİSAYAR (NÖRONAVİGASYON) KULLANIMI

    BEYİN DAMAR YUMAKLARI VE TEDAVİSİ (AVM)

    DAR SPİNAL KANAL

    BEYİN ANEVRİZMALARI (BALONCUKLARI)

    SPİNAL TÜMÖR

    KAVERNOM (KAVERNÖZ ANJİOM)

    BEL FITIĞI VE CERRAHİ TEDAVİSİ

    BOYUN FITIĞI VE TEDAVİSİ

    BEYİN TÜMÖRLERİ VE TEDAVİSİ

    TRİGEMİNAL NEVRALJİ VE TEDAVİSİ

    EPİLEPSİ (SARA) CERRAHİSİ

    HEMİFASİAL SPAZM (YÜZ SEYİRMELERİ)

    BAŞ DÖNMELERİ VE DENGESİLİK

    Çocuklarda beyincik tümörü (medulloblastomlar)

    BEYİNCİK TÜMÖRLERİ (KİSTİK SEREBELLAR ASTROSİTOMLAR)

    HANGİ BAŞ AĞRILARI DAHA TEHLİKELİDİR?

    BEYİNCİK SARKMASI