Etiket: Damar

  • Lazerle  varis  tedavisi

    Lazerle varis tedavisi

    Varis, genellikle ülke nüfusunun %35’ni kapsayan bir sorundur. Bacaklarda bulunan varisler hoş olmayan kötü bir görünümün yanı sıra ağrı, şişlik, kramp ve karıncalanma yaparak günlük hayatı oldukça etkilemektedir. Örümcek damarlar cilt içinde görünen küçük mavi veya kırmızı damarlardır. Vücudun herhangi bir yerinde görülen damar varisi olabilir. Varis genellikler genetik faktörler, yaşam tarzı, güneş, işyeri faktörleri ve hormonal değişiklikler (gebelik) sebep olmaktadır.

    Çeşitli varis tedavileri olmakla birlikte hızlı, kolay, kalıcı ve en etkili çözüm lazerle varis tedavisidir. İstatistiklere göre lazerle varis tedavisi yaptıran hastaların %96’sında varis sorunu tekrarlanmamıştır. Varis tedavisinde lazer genellikle lokal anestezi altında yaklaşık 1 saatten az sürerken hızlı bir iyileşme sağlayan güvenli bir uygulamadır. Lazerle varis tedavisi ameliyattan daha iyi bir sonuç veren ayakta tedavi işlemidir.

    Varis Belirtileri

    Bazı kişilerde varis tarafından kaynaklanan belirtiler vardır. Bu belirtiler şunlardır:

    Ağır bacaklar, yanma, zonklama, kas kramp duygusu ve alt bacaklarda şişme,

    Alt bacaklarda bir veya daha fazla damarlar etrafında kaşıntı,

    Bacak uyuşması,

    Cilt koyulaşması,

    Örümcek damar görünümü,

    Deri ülseri yakın ayak bileklerinde gözükmeye başlayan minik yaralar.

    Eğer varisiniz varsa uzun oturma ve ayakta durmaktan kaçınmalısınız.

    Tedavi Detayları

    Seans Sayısı

    1-3 Seans

    Seans Aralığı

    4-6 Hafta

    İşlem Süresi

    10-60 Dk.

    Anestezi

    Sadece lokal anestezi.

    Sonuçlar

    Lazerle varis tedavisi sonrasında ciltte hafif yanma, kızarıklar ve kabuklanma oluşabilir. Varis tedavisi sonrasında birkaç hafta güneş ışığı ve solaryuma maruz kalınmamalı, güneş ışığından kaçınmak mümkün değilse de yüksek faktörlü güneş koruyucu kremler kullanılmalıdır. Duş alırken suyun fazla sıcak olmamasına dikkat edilmeli, bünyenin dayanabileceği en ılık sıcaklık seçilmelidir.

  • Vasküler lezyon tedavisi

    Vasküler lezyon tedavisi

    Vasküler lezyonlar cildin hemen altında bulunan birçok kılcal damarın büyüyüp şişmesi ve bir araya gelmesi şeklinde oluşur. Bu damarlar eğer yüzeye yakınsa dışardan kırmızı renkte eğer derindeyse mavi renkli bir görünüme sahiptir. Vasküler lezyonların bazı türleri doğum sırasında oluşur bazıları da ilerleyen yaşla birlikte ortaya çıkabilirler.

    Vasküler Lezyon Tedavisi

    Vasküler lezyon tedavisinde kullanılan lazerler damar içinde bulunan oxyhemoglabin tarafından emilir ve böylece oxyhemoglabin ısınır ve damar büzüşür. Oxihemoglabin tarafından en iyi emilen ışık 532nm dalgaboylu PDL Pulse Dye Lazerdir. Ancak bu ışın melanin tarafından çok iyi tutulduğu için cilde derin nüfuz edemez. Bu yüzden lazerler yüzeysel vasküler lezyonlar için daha uygundur.
    1064nm dalgaboylu Nd Yag lazerler ise oxihemoglabin tarafından daha az tutulur ancak cildin daha derinine nüfus ettikleri için derin bölgede yer alan lezyonlarda da etkilidir.

    IPL cihazlarlarının ışıkları 515nm-1200nm arasında dalgaboyunda olduğu için vasküler lezyon tedavisinde kullanılabilir ancak etkileri Nd:Yag lazer kadar olamamaktadır.

    Vasküler Lezyon Çeşitleri

    Telanjiektazi

    Yüz, dekolte, boyun ve nadiren vücudun diğer bölgelerinde yüzeye yakın konumdaki damarların genişlemesiyle ortaya çıkan problemdir. Yüz bölgesi dışında bacaklarda da görülebilir.

    Spider Angiomas

    Spider nevus, nevus araneus, scular spider, spider telangiectasia olarak da bilinir. Bir tip telanjiektazidir. Görünüm olarak ortada kırmızı bir nokta ve çevreye yayılan kırmızı uzantılar şeklindedir.

    Cherry Angiomas

    Kan damarlarının anormal bir şekilde birikmesi ile oluşan dışa doğru uzamış kitleden oluşur. En çok görülen angioma çeşididir. Yaşlılık ile birlikte oluşma sıklığı artar.

    Port Wine Stain

    Şarap lekesi bir tür doğum lekesi çeşididir. Kırmızımsı-eflatun rengine sahiptir. Genellikle yüzde ortaya çıkan ama vücudun diğer bölgelerinde de görülebilir.

    Rosacea (Kırmızı Yüz)

    Yüz bölgesinden meydana gelen kızarıklara verilen isimdir. Dört çeşit rozasea vardır. Bunların biri göz içinde ortaya çıkar.

  • Lazerle kılcal varis tedavisi

    Varis, toplar damarların genişlemesi, uzaması, kıvrılması ve damar duvarının incelmesidir. Toplardamarlar, atardamarlarla ekstremilere gelen kanı kalbe götüren damarlardır. Bu damarlar kanı taşırken içindeki kapakçıklar sayesinde kanın geriye kaçışı ve göllenmesi önlenmiş olur. Varisin en önemli sebebi bu kapakçıkların bozulmasıyla kalbe dönen kanın yerçekimi etkisiyle damarlara basınç yapmasıdır. İkinci sıklıktaki sebebi yüzeyel toplardamarlardaki kanı, derin toplardamarlara taşıyan birleştirici (kominican) damarların yetersizliğine bağlı olarak artan damar basıncıdır.

    Kılcal varisler basıncın en fazla etkisinin görüldüğü bacaklarda, bazen de yüzde görülmekle beraber vücudun her yerinde görülebilir.

    Kılcal Damar Varislerinin Nedenleri Nedir?

    · Genetik olarak ven damarlarındaki zayıflık ve kapakçıklardaki yetmezlik

    · Uzun süre ayakta kalmak

    · Doğum kontrol hapları kullanmak

    · Hamilelik

    · Yaş artışı ile birlikte damar yapısının bozulmasına bağlı olarak

    Kılcal varislerin en etkin şekilde tedavi yöntemlerinden birisi lazer ile tedavidir. Son yıllarda lazer tedavileri çok büyük aşama kaydetmiştir. Lazer tedavilerinde yan etki çok azdır ve tedaviden hemen sonra kişi günlük aktivitelerine dönebilmektedir.

    Lazer tedavisine başlamadan önce kalp damar cerrahisinde büyük toplardamarda bir dolaşım probleminin olup olmadığının kontrol edilmesinde fayda vardır.

    Lazer Tedavisi Hangi Damarlarda Daha Etkindir?

    Bacak damarlarında ,özellikle mavi -kırmızı renkli damarlarda uygulanır. Ayrıca yüzde, yanak ve burun kenarlarındaki genişlemiş, kalınlaşmış, kıvrımlaşmış telenjiektazi denilen damarlarda ve vücuttaki kırmızı renkli benlerin (cherry angiom) de tedavisinde etkindir.

    Kimler Lazer Tedavisinden Faydalanabilir?

    Kadın, erkek ve hatta çocuklarda lazer tedavisi mümkündür. Koyu tenli ve açık tenli kimselere uygulanabilir. Tıbbi olarak uygun olup olmadığı uzman doktorlarca değerlendirildiği için en sağlıklı şekilde yapılır. Kanama bozukluğu, epilepsi, kalp pili taşıyan hastalar ve gebelere uygulanmaz.

    Lazer ile Varis Nasıl Tedavi edilir?

    Lazer ışık enerjisini damar içine yollar. 70-90 dereceye kadar ısınan damar duvarı ve içindeki kan hücreleri tahrip olur ve vücut tarafından taşınarak yok edilir. Bu işlem sırasında çevre dokular zarar görmez. Uygulanan kılcal varis kalıcı olarak tedavi edilmiş olur.

    Tedavi Nekadar Sürer?

    Ortalama 15-45dk arasında değişmekle beraber tedavi edilen damar sayısına ve bulunduğu yere göre süre değişir.

    Kaç Seans Uygulanır?

    Genellikle hastalar tek bir tedavide elde edilen sonuçları yeterli bulmaktadırlar. Fakat en iyi sonuçlar için birden fazla tedavi gerekmektedir. Seans sayısı tedavi edilen damar sayısına, rengine ve büyüklüğüne bağlıdır.

    Seans Araları Nekadar Olmalıdır?

    Genellikle 3-4 haftalık zaman dilimlerinde uygulanır.

    Tedavi Can Acıtır Mı?

    Hastalar genellikle enerji verildiği sırada, batmaya ya da lastik çarpmasına benzer bir duygu hissederler. Çoğu durumda lokal anestezi ve ağrı kesici ilaçlara gerek duyulmaz. Ancak bazı hastalar lokal anestezi kullanılmasını rahatlatıcı bulmakta ve tercih edebilmektedir. Tedavi sonrasında acı en az seviyede veya yoktur.

    Tedaviden Sonra Ne Olur?

    Biraz kızarıklık veya morarma oluşabilir. Özellikle kalın damarlar tedavi edildiğinde bronz veya kahverengimsi bir pigment birkaç hafta veya ay boyunca kalabilir. Bacak damarlarının tedavisinden sonra hastalara damarları basınç altında tutmak için destek çorapları giymeleri tavsiye edilebilir.

    Tedavinin Kesin Sonucu Nezaman Ortaya Çıkar?

    Hastaların çoğunda tedaviyi takiben 2-6 hafta sonra büyük ölçüde gelişim görülür. Fakat tam sonuçların görülebilmesi için bazen birkaç ay geçmeside gerekebilir. Bazı yüzeysel damarlarda ise hemen tedavi sırasında sonuç görülebilir.

    Tedavi Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?

    Hastaların tedaviden hemen sonra genellikle normal aktivitelerine dönmelerine izin verilir. Ancak önerilen tedavi sonrası 24 saat içinde yorucu egzersizelerden, aşırı aktivitelerden kaçınmaktır. Bacak tedavilerinde sıcak banyodan kaçınılmalı, güneşe çıkmadan önce güneş koruyucu kullanılmalıdır.

    Her mevsimde Uygulanabilir mi?

    Tedavi sonrası güneşle etkileşmesi kalıcı lekelere neden olabileceğinden, güneşin yoğun olduğu yaz aylarında uygulama yapılmamalıdır.

  • Gebelikte deri değişiklikleri

    Gebelikte deri değişiklikleri

    Gebelikte görülebilen deri değişikliklerinin büyük bir kısmı hormonların vücuttaki etkilerine bağlıdır. Bu değişiklikler çoğu kez hastalık değil normal değişikliklerdir. Bunların bir kısmı kalıcı olabilirken, bir kısmı doğumdan sonra geriler.

    Saç ve tırnak değişiklikleri

    Saç değişiklikleri; Anagen evre dediğimiz saçların gelişip olgunlaştığı evre gebelikte daha uzun olduğu için, saçlar hamilelik esnasında genellikle gürleşir ve saç kalitesi artar. Ancak doğumdan 1-2 ay sonra saç dinlenme fazına (telojen dönem) girer ve saç dökülmesi baslar. Dökülme dönemi doğumdan sonraki 8-15 aya kadar devam edebilir. Ayrıca birçok kadında yüz, koltuk altı ve bacak tüylerinde koyulaşma olur.

    Tırnak değişiklikleri; tırnakta yumuşama, kolay kırılma tırnağın boşalması ve tırnak batıkları seklinde görülebilir. Özellikle ayakta ödem olması nedeniyle hamileliğin son aylarında ve doğum sonrasında batık tırnak olasılığı artar.

    Deride renk değişiklikleri

    Özellikle yüz bölgesinde yanak, alın veya dudak üstünde düzensiz sınırlı kahverengi lekeler oluşabilir. Bu lekeler melazma olarak adlandırılır. Hamile kadınların neredeyse yarısında görülebilir. Özellikle koyu tenli kişilerde daha sıktır. Güneşten uygun şekilde korunmama deride lekelenmeyi artırır. Genellikle hamilelik lekeleri doğum sonrası kaybolur veya hafifler. Ancak bazen kalıcı da olabilir.

    Hamilelerde göğüs uçları, koltuk altları, genital bölge, uyluk iç yan yüzü ve karın bölgesinin deri rengi koyulaşabilir. Çok sık görülen bu değişiklik tıp dilinde hiperpigmentasyon olarak adlandırılır. Yüksek miktarda östrojen, progesteron ve MSH hormonları bu deri koyuluğunun sebebidir. Özellikle MSH adlı hormon, derinin pigment üreten melanosit adı verilen hücrelerinin daha fazla melanin denilen maddeyi salgılamasını sağlayarak bu etkiyi yapar. Derideki benlerde ve çillerde artış ve renklerinde koyulaşma gözlemlenebilir. Boyun ve koltuk altında et benlerinde büyüme sayısal artış olabilir.

    Ter bezi ve yağ bezi değişiklikleri

    Hamilelerde vücutta ter salgılanması artar. Ancak tersine avuç içi terlemesi azalır. Tiroid aktivitesi artması ter salgılanmasını artırmaktadır. Bu yüzden hamilelerde aşırı terleme ve isilik (ter bezi tıkanıklığı ) şikayeti olabilir. Yağ salgılanması azalması nedeniyle halk arasında köpek memesi adı verilen büklüm yerlerinin iltihaplanması ile seyreden hidradenitis suppürativa gibi hastalıklar hafifleyebilir. Akne yani sivilce şikayeti hamilelerde değişkenlik gösterir. Bazı kişilerde sivilce şikayeti artarken bazılarında ise azalır.

    Sitria distensea (deri çatlağı)

    En sık görülen değişikliklerden biri deri çatlaklarıdır. Tıp dilinde stria distensa veya stria gravidarum olarak adlandırılır. Deri çatlakları hamile kadınların %90’ında görülebilir. Hamileliğin altıncı veya yedinci ayında ortaya çıkar. Kırmızı veya pembe rengi çizgisel çökük izler şeklindedir. Kaşıntı ve yanma şikayeti olabilir. Doğumdan sonra deri çatlaklarının rengi beyazlaşır. Deri çatlağı sırasıyla en sık karın, göğüs ve uylukta görülür. Deride çatlak oluşma nedenleri çeşitlidir. Genetik eğilim mevcuttur. Annesinde deri çatlağı olan birinde deri çatlağı ihtimali daha yüksektir. Ayrıca östrojen, ACTH adlı hormonlar ve derinin gerilmesi de deri çatlağı sebeplerindendir.

    Kan damarı değişiklikleri
    Gebelik süresince damarsal lezyonlar çoğalır. Spider anjiom olarak adlandırılan küçük kılcal damarlar hamileliğin ikinci ile beşinci ayında ortaya çıkar. En sık yüz ve avuç içinde görülür. Doğumdan sonra kılcal damarların %75’i geriler. Östrojen artısı spider anjiom en önemli nedenidir. Avuç içlerinin kırmızı renk alması palmar eritem olarak adlandırılır. Beyaz ırkın üçte ikisinde siyahların üçte birinde görülür. Avuç içindeki bu kızarıklık hamileliğin ilk ayında baslar doğumdan bir hafta sonra geriler. Her iki durumda da güneşten korunmaya dikkat edilmeli, güneş koruyucu ajan kullanılmalıdır.

    Varisler

    Hamilelerin %40’ında varis oluşabilir. Genetik yatkınlık önemli bir faktördür. Ayrıca hormonlara bağlı damar değişikleri ve bebeğin kan damarlarına yaptığı basınç varis oluşumuna zemin hazırlar. Hamilelik döneminde bacaklarda kılcal damar artısı görülür. Hamilelerde aynı mekanizma ile damarların genişlemesi sonucunda hemoroid oluşumuna yol açabilir.Hamilelerde şişkinlik (ödem) şikayeti olabilir. Ödem bacaklarda, yüz ve ellerde görülebilir. Hamilelerde vurma çarpma olmaksızın bacaklarda mor lekeler oluşabilir. Bütün bunların nedeni hormonların damar duvarında yaptığı değişikliklerdir. Ayrıca yüzde kızarıklık, sıcak-soğuk, basmaları ve ürtiker (kurdeşen) gibi şikayetler görülebilir.

  • Lazer ile varis tedavisi

    Varisler genetik olarak ve damarlarındaki zayıflık ve kapakçıklardaki yetmezlik sonucu ortaya çıkabilmektedir. Uzun süre ayakta kalmak damar basıncını arttırarak bir süre sonra damar kapakçıklarında yetersizlik yapabiliyor. Bunların yanı sıra hamilelik, ilerleyen yaşla birlikte zayıflayan damar yapısı, derin damarlardaki tıkanıklıklar ve doğum kontrol hapları da varislere yol açan etkenlerden.

    Lazer ışığı damar içindeki Hb pigmenti tarafından spesifik olarak emilir ve damar içindeki kanın pıhtılaşmasını, sonucunda da damarın tahrip olmasını sağlar. Hedefin çevresindeki dokulara zarar vermez. Tedavi süresinin uzunluğu tedavi edilecek damar sayısına ve bulunduğu yere bağlıdır. Genellikle tek bir tedavide elde edilen sonuçlar yeterli bulunmaktadır. Tedavi esnasında veya sonrasında acı en az seviyede ya da yoktur.

    Tedaviyi takiben 2 – 6 hafta sonra büyük ölçüde gelişim görülür. Hastaların tedaviden hemen sonra genellikle normal aktivitelerine dönmelerine izin verilir. Fakat tavsiye edilen, 24 saat içinde yorucu egzersizlerden kaçınmaktır. Sıcak banyodan kaçınmaları ve güneş banyolarının sınırlanması tavsiye edilir.

  • Vaskülitler (damar duvarı iltihabı)

    Vaskülit nedir?

    Vaskülit, kan damarlarının inflamasyonu (yangısı/iltihabı) sonucunda, o damarın beslediği akciğer, böbrekler, sinir, deri gibi dokularda beslenme bozukluğuna bağlı yakınmalarla giden bir grup hastalığı ifade eder. Bazen hayati tehdit edici sonuçlar doğurabilir. Vaskülitin bir çok türü vardır ve çoğu nadir görülür. Hem arter (atar damar) hem de venler (toplar damar) tutulabilir. Bu nedenle çok çeşitli bulgulara neden olur. Bazıları:

    -El veya ayakta hissizlik ve güçsüzlük,

    -Nefes darlığı ve öksürük,

    -Deri döküntüleri-deriden kabarık purpura (küçük kırmızı noktasal döküntü), nodül (şişlik), veya ülsere yaralar gibi çok çeşitli olabilir.

    -Yeni gelişen şiddetli hipertansiyon

    -Böbreklerin tutulumuyla hipertansiyon, ödem

    -Gözde ağrılı kızarıklık, geçici veya kalıcı görme kaybı gibi yakınmalara neden olabilir.

    Vaskülitin nedeni nedir?

    Vaskülit, başlığı altında bir grup hastalık yer alır ve bunların çoğunun nedeni bilinmemektedir. Genetiğin yansıra, kişinin immün sistemini etkileyen başta enfeksiyonlar ve sigara olmak üzere, bir çok çevresel faktörün de vaskülit gelişimine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Kişinin immün (bağışıklık) sistemi, kendi kan damarlarına saldırması, iltihap bulgularının da eşlik etmesiyle; o damarda daralarak tıkanıklığa veya duvarında hasara bağlı yırtılmaya neden olabilir. Etkilenen damarların beslediği dokunun kanlanmasının bozulmasıyla, o dokunun yetersizliğine bağlı çok çeşitli yakınmalar gelişir. Tüm otoimmün sistemik bağ dokusu hastalıklarında (lupus, romatoid artrit, Sjögren sendromu gibi) küçük damar vasküliti gelişebilir. Hepatit B ve C enfeksiyonlarına, vaskülit eşlik edebilir.

    Kimlerde vaskülit görülür?

    Vaskülit her iki cinsiyeti ve her yaş grubundan insanları etkiler. Vaskülitin bazı formları, örneğin Kawasaki hastalığı, sadece çocuklarda gelişir. Henoch-Schönlein purpurası, çocuklarda, yetişkinlerden daha fazladır. Dev hücreli arterit ise, 50 yaş üstünde görülür. Vaskülitin bir çok tipi vardır ve çoğu nadir görülen hastalıklardandır.

    Vaskülit nasıl teşhis edilir?

    Hastanın şikayetleri, muayene ve test sonuçlarındaki anormallikler, doktora vasküliti düşündürebilir. Bazen tanıyı doğrulamak için, etkilenen damar veya organlara ait ileri görüntüleme testleri (anjiyografi gibi) veya biyopsi gerekebilir.

    Vasülitler genellikle tuttukları damar çapına göre sınıflandırılır.

    Büyük damar vaskülitleri: Aorta (Kalpten çıkan ana atar damar) ve onun ana dallarını tutar. Bu grupta: Dev hücreli arterit (Temporal arterit), Takayasu arteriti, Cogan sendromuna bağlı aortit, spondilartropatilerdeki aortit ve izole aortit yer alır.

    Orta çaplı damar vaskülitleri: Orta çaplı damarlar vücudumuzda daha çok organlara giden ve onların adıyla anılan (hepatik arter, renal arterin dallanma noktaları, mezanter arter, koroner arter gibi) damarlardır. Bu grupta, Kawasaki hastalığı ve Poliarteritis nodosa yer alır.

    Küçük çaplı damar vaskülitleri: ANCA (anti-nötrofil sitoplazmik antikor)-ilişkili vaskülitler (Wegener granülamatozis, mikroskobik polianjiitis, Churg-Straus sendromu), lupus, Sjögren sendromu veya romatoid artritle ilişkili vaskülitler, kriyoglobülinemik vaskülitler, Goodpasture sendromu, ilaca bağlı vaskülitler, hepatit B veya C ilişkili vaskülitler, malignite ilişkili vaskülitler (multiple miyelom, hairy cell lösemi gibi)

    Diğer: Santral sinir sisteminin primer anjiitisi; küçük ve orta çaplı damarları tutar.

    Behçet hastalığı ve tekrarlayan (relapsing) polikondrit ise, her çaptaki arter ve venleri tutabilir.

    Vaskülit nasıl tedavi edilir?

    Glukokortikoidler: Genellikle steroid veya kortizon olarak bilinir. Vaskülitin erken döneminde (aktif), hastalık bulgularını ve inflamasyonu baskılamak amacıyla vaskülitin tipine ve şiddetine de bağlı olarak farklı dozlarda kullanılır. Doktorunuzla iş birliği yaparak, steroidin yan etkileri hakkında bilgi alıp, korunma yöntemlerini öğrenebilirsiniz.

    Diğer ilaçlar: Bunlar, steroid ihtiyacını azaltan ilaçlardır. Çoğu immün sistemi baskılayan tedavilerdir. Siklofosfamid bunların içinde en güçlü olanıdır. Hayati organ tutulumu halinde tercih edilir. Metotreksat ve azathioprin diğer ilaçlardır. Biyolojik tedavilerden rituximab, son yıllarda diğer tedavilere dirençli vaskülit tedavisinde kullanılmaktadır. Plazmaferez ve intravenöz immün globülin tedavisi de bazı dirençli vaskülit vakalarında kullanılan diğer tedavi seçeneklerindendir.

    Cerrahi: Nadiren gerekir. Ciddi vaskülite bağlı aşırı hasara uğrayan damar dokusunun greftlenmesi veya organ nakli gibi durumlarda gerekebilir.

    Vaskülitli hastalara öneriler:

    Vaskülit, kısa süreli veya bir ömür boyu sürebilir. Hayati organlarda hasar gelişmesini ve ileride hasar bırakmasını önlemek, tedavinin esasını oluşturur. Çoğunlukla kullandığınız ilaçların, fayda ve zarar (yan etkileri) oranları göz önünde tutularak, tedaviniz planlanır. İlaçlarınızın yan etkileri hakkında bilgilenerek, korunabilir yan etkilere yönelik önlemler alabilirsiniz. Örneğin, steroide bağlı osteoporoz, Cushing sendromu, kan şekeri ve tansiyon yükselmesi gibi yan etkilerden; steroid diyeti, kalsiyum ve D vitamini replasmanı yapılması, kas güçlendirici egzersizler, kan şekeri ve tansiyon takibi gibi önlemler alabilirsiniz. Enfeksiyonlardan korunmak için, grip ve zatürre aşısını yaptırabilirsiniz.

  • Ödem nedir? Neden oluşur?:

    Ödem, dokular arası sıvı hacminde belirgin artış nedeniyle oluşan gözlenebilir şişliktir.

    Vücut sıvısının 1/3’ü hücre dışı alanda bulunur. Hücre dışı alan damar ve dokular arası boşluk olarak 2 bölümden oluşur. Damar içindeki su basıncı ve dokular arası sıvıdaki proteinlerin oluşturduğu basınç ile bu iki bölüm arasındaki sıvı akışı denge halindedir. Denge halinde olan bu akışın bir ya da birçok değişiklik etkisiyle bozulması sonucu damar içinden dokular arası boşluğa doğru sıvı akışının artması ile ödem oluşur.

    Hangi hastalıkların belirtisi ya da sonucudur?

    Dokular arası sıvı akışı dengesini bozan durumlar;kılcal damar hasarı(ilaçlar,viral ve bakteriyel ajanlar,termal ya da mekanik travma etkisi ile oluşabilir),toplardamar tıkanması,lenf damarı tıkanması,atardamar kan hacminin azalması,kalp atım hacminin azalması, protein kaybına yol açan hastalıklar,aşırı tuz alımıdır.

    * Ödemin birçok formunda etkili kan dolaşımının azalması söz konusudur ve bu durumun onarılmasında vücut böbreklerden su ve tuz tutulumunu arttırır.
    * Kalp,karaciğer,böbrek yetmezliği yaygın ödemin en sık görüldüğü hastalıklardır.
    * Kol ya da bacakta sınırlı görülen ödem ise toplardamar ya da lenf damarı tıkanıklığı sonucu oluşur.
    * Bunun dışında hipotiroidizm(tiroid bezi fonksiyonlarının azalması),bazı ilaçların kullanımı,gebelik de ödem nedeni olabilir.

    Kimlerde ve hangi yaş aralığında görülür?

    Ödem oluşumu için belli bir yaş ya da cinsiyet sıklığı yoktur. Ancak idiopatik ödem olarak tanımlanan şekli hemen hemen sadece kadınlarda (özellikle menopoz öncesi dönemde) ortaya çıkar. Regl (adet dönemi)ile ilişkisiz olarak periodik ataklar ile karakterizedirKaraciğer kalp böbrek yetmezliği bulguları yoktur. Sıklıkla karın şişliği eşlik eder.Uzun süreli ayakta kalmaya bağlı tuz ve su tutulumu ile ilgilidir.

    Ayrıca kadınlarda aşırı östrojen uyarılmasıyla oluşabilen tuz ve su tutulumuna bağlı regl öncesi ödem görülebilir.

    Kişide ne gibi sıkıntılara yol açar?

    Ödem saptanan hastaların şikayetleri öncelikle neden olan hastalığa bağlıdır.Bunu dışında ödemin yaygın ve lokal olmasına ve bulunduğu bölgeye bağlı olarak ilgili doku ve organın şişmesi ile ilgili sıkıntılar yaşanır.Nefes darlığı,karın şişliği,kalp ve karaciğer büyümesi,bacaklarda şişme,yüz ve göz çevresinde şişme gibi…

    Tanı nasıl konur?

    Yaygın ödem yüz ve özellikle göz çevresinde şişme ile tanınır.Şişmiş bölgeye parmakla bastırmak ile çukurluk oluşur ve bu çukur baskıyı kaldırdıktan sonra da devam eder.

    Ödemin dağılımı ,ödemi oluşturan neden hakkında önemli bir yol göstericidir.Bir bacakta ya da kolda sınırlı olan ödem genellikler toplardamar ya da lenf damarında tıkanmanın bir sonucudur.Kalp yetmezliği ile ilgili ödem daha çok bacaklarda ve akşamları belirginleşme eğilimindedir.Protein eksikliğinden kaynaklanan ödem özellikle yüzde ve göz kapaklarında belirir ve daha çok sabahları belirgindir.

    Ödemli bölgenin görünümü (derinin kalınlığı rengi duyarlılığı) tanıda önemlidir.Bölgesel sıcaklık artışı ve hassasiyet iltihaplanmaya bağlı ödem düşündürür. Uzamış ve tekrarlayan ödem atakları olan bölgede deri kalın sert ve kırmızıdır.

    Tedavi edilmezse ne gibi sorunlara yol açar?

    Ödemli bölgenin ya da organın fonksiyonuna bağlı olarak sorunlar yaşanır.Ödem bir neden değil bir sonuç olduğundan burada asıl sorun ödeme neden olan durum ya da hastalığın tedavisidir.

    Tedavi edilse bile tekrarlar mı?

    Ödem,dokular arası sıvı akışının dengesini bozan durumlar ortaya çıktığı sürece yeniden oluşabilir.

    Kronik bir hastalığa (kalp karaciğer böbrek yetmezliği gibi) bağlı olarak oluşan ödem, hastalıkla ilgili kontrolün bozulması ile tekrarlayabilir.

    Sistemik hastalıklara bağlı yaygın ödem tedavisinde diüretik(idrar söktürücü) ilaçlar ödemi hafifletebilir.

    Toplardamar yetmezliğine bağlı oluşan sınırlı ödemlerde ise diüretik tedavi etkili değildir.Bu türdeki ödem sıklıkla bacaklarda görülür ve nedeni kanın kalbe dönüşünü sağlayan toplardamarlardaki kapakçıkların yetersizliği nedeniyle kanın aşağıda göllenmesi ve damarlarda genişlemedir.Ödemin azaltılmasında bacakların gün içinde aralıklı olarak yükseltilmesi,elastik çorapların giyilmesi yararlıdır.

    Kişinin dikkat etmesi gerekenler nelerdir?

    Altta yatan hastalığın tedavisini uygulamanın yanı sıra, özellikle idiopatik periodik ödemde tuz alımının azaltılması,hergün birkaç saat sırt üstü pozisyonda istirahat,elastik çorap giymek (sabah yataktan kalkmadan giyilmeli),aşırı ve bilinçsiz diüretik (ödem çözücü)kullanımından kaçınmak önemlidir.

    Ödem oluşumunu önlemek ya da azaltmak için dikkat edilmesi gerekenler:

    1. Tuz ve tuzlu gıda tüketimini azaltmak

    2. Bol su içmek

    3. Hareketli olmak, inaktiviteden kaçınmak

    4. Karbonhidrat tüketimini azaltmak

    5. Ödem oluşumuna neden olan bir hastalık varsa( kalp yetmezliği,hipotiroidi gibi) sözkonusu hastalığa ait tedavi düzenine uymak. Düzenli tedavi altındayken ödemlerde artış olursa ilgili doktoruna başvurmak.

    6. Bacaklarda gün içinde oluşan ödemi önlemek için uzun sürede ayakta kalmamak otururken bacak bacak üstüne atmamak gün sonunda bacakları 45 derece açıyla yükselterek dinlenmek

    7. Regl öncesi ödemi azaltmak için regl tarihinden 2 hafta öncesinden başlayarak tuzlu gıda ve karbonhidrat alımını azaltmak.

    8. Travma nedeniyle oluşan bölgesel ödemlerin önlenmesi için kısa aralıklarla soğuk uygulama yapmak.

  • Damar sertliğine beslenme önlemi

    Damarlarımız elastik bir yapıda olduğundan dolaşan kanın değişen hacmine karşılık kan basıncının değişiklik göstermesine müsaade etmez. Zamanla ortaya çıkan damar sertliği kalp krizi, beyin damar tıkanması, beyin kanaması ve ayak kangrenleri olgularının en önemli nedenidir. Damar sertliği klinik tablo olarak ortaya çıktığı ana kadar, genellikle özgün bir belirti vermeyen bir hastalıktır.

    Normal şartlarda esnek olan atar-damar duvarları, damardan geçen kan miktarına göre genişler ya da daralır. Atardamarlar bu özellikleriyle dolaşımdaki kan miktarını düzenlerler. Damar sertliğinde damar duvarındaki esnek yapılar çok sert doku ile kaplanır ve esneklik yok olur. Damar duvarı sertleşmesini, duvardan damar içine doğru büyüyen yapıların oluşumlar (aterom plakları) izler. Bu plaklarının gelişimi sonucu damar boşluğunun çapı daralır ve geçen kan miktarı azalır. Damar sertliği damarlarda hassas plakların oluşmasına neden olur ve bu hassas plaklar yırtılarak kalp krizine yol açarlar.

    Beslenme şekli özellikle bazı hormonlar üzerinden etki ederek damar hücre çoğalması, oksidan-antioksidan dengesi, kolesterol metabolizması ve pıhtılaşma sistemi üzerinden bu plaklar üzerine etkili olmaktadır.

  • Hangi yağlar faydalı ?

    Sağlıksız ve bilinçsiz beslenme damar sertliğine neden oluyor. Damar sertliği de damarlarda hassas plakları oluşturuyor ve bu hassas plaklar yırtılarak kalp krizi riskini arttırıyor.

    Damar sertliğine dolayısı ile kalp krizine karşı önlem almanın yolu doğru beslenmekten geçiyor. Prof Dr Yavuz Baykal, damar sertliğinin önlenmesinde yardımcı besinler ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi: 'Damarlarımız elastik bir yapıda olduğundan dolaşan kanın değişen hacmine karşılık kan basıncının değişiklik göstermesine müsaade etmez. Zamanla ortaya çıkan damar sertliği kalp krizi, beyin damar tıkanması, beyin kanaması ve ayak kangrenleri olgularının en önemli nedenidir. Damar sertliğinde damar duvarındaki esnek yapılar çok sert doku ile kaplanır ve esneklik yok olur. Damar duvarı sertleşmesini, duvardan damar içine doğru büyüyen yapıların oluşumlar (aterom plakları) izler. Bu plaklarının gelişimi sonucu damar boşluğunun çapı daralır ve geçen kan miktarı azalır. Damar sertliği damarlarda hassas plakların oluşmasına neden olur ve bu hassas plaklar yırtılarak kalp krizine yol açarlar.'

    HANGİ YAĞ SAĞLIKLI?
    Günlük besinlerimizdeki yağlar farklı yağ asitlerinin bileşimlerinde oluşur. Doymuş yağ asitlerinden olan Hindistan cevizi yağı en fazla damar sertliğine yol açan yağdır. Mısırözü yağı, ayçiçeği yağı ve soya yağı büyük miktarlarda linoleik asit içerir ve daha az damar sertliği yapıcı özellik gösterirler.

    SAĞLIKLI BESLENME ŞEKLİ
    – Bol sebze ve meyve yenmelidir. Sebze ve meyvelerin çoğunda yeterli miktarda besin maddesi vardır, aynı zamanda kalorileri düşüktür ve çok miktarda lif içerirler. Dolayısıyla, sebze ve meyveler fazla enerji vermeden yeterli besin sağlarlar. Yapılan çalışmalar sebze-meyve ağırlıklı diyetin tansiyonu düşürdüğünü ve KDH riskini, özellikle de inme riskini, azalttığını gösterir.

    – İşlenmemiş taneli, bol lif içeren yiyecekler yenmelidir. Bunlar hem diyetin kalitesini artırırlar, hem de kalp damar hastalığı riskini düşürürler. Lifli diyetler mide boşalmasını geciktirerek doygunluk sağlarlar ve kalori miktarını düşürürler. Ayrıca vücutta sentezlenen kolesterol miktarını düşürürler.

    – Haftada en az iki kez balık yenmelidir. Balık eti, özellikle de yağlı balık eti, omega-3 çoklu doymamış (poliansature) yağ asitlerince zengindir. Haftada iki kez balık yenmesi erişkinlerde ani ölüm ve koroner kalp hastalığı nedeniyle ölüm riskini azaltmaktadır.

    – Az doymuş yağlar tercih edilmelidir. Günlük enerjinin en fazla %7'si doymuş yağlardan sağlanmalıdır. Kolesterol ise günde 300 miligramı geçmemelidir. Bu hedeflere ulaşmak için yağsız et ve sebze, yağsız süt ürünleri yemek ve diyette margarinleri en aza indirmek gerekir.

    – Şekerli yiyecek ve içeceklerden kaçınmalıdır. Diyetle alınan toplam enerjinin büyük bir kısmı şekerli içeceklerden gelir. Şekerli yiyecek ve içecekler fazla kalorileri nedeniyle şişmanlığa yol açarlar. Şekerli içecekler doygunluk vermediklerinden, kişi daha fazla enerji alır.

    – Alınan tuza dikkat edilmelidir. Fazla tuz alınışı yüksek tansiyona yol açar. Tuz kısıtlaması, tansiyonu normal kişilerde yüksek tansiyon gelişimini önlerken, yüksek tansiyonlularda ise tedaviyi kolaylaştırır.
    Tuz kısıtlaması yaşa bağlı tansiyon yükselmesini azaltırken diğer taraftan damar sertliği ve kalp yetmezliği riskini düşürür.

  • Yaşam tarzını değiştiren , kolesterol riskini azaltır

    Yüksek kolesterolün vücuda verdiği zararlar nelerdir?

    Kanda aşırı miktarda bulunan kolesterol yıllar içinde damar duvarında birikir. Bu birikim sonucu o damarda daralma, tıkanma meydana gelir. Kolesterol hangi damarda birikmişse o damarla ilişkili sorunlar ve hastalıklar ortaya çıkar. Kolesterol yüksekliğinde belirti ve bulgular çoğu zaman ani kolesterol yükselmesine bağlı değildir, uzun süreli kolesterol yüksekliğinin damar duvarında kolesterol birikmesine yol açmasının sonucudur. Kalbi besleyen damarlarda (koroner arter) kolesterol birikimi bu damarlarda tıkanma ve daralmanın sonucu göğüs ağrısı, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi sorunlara neden olur. Bunların sonucu hasta koroner by-pass ameliyatı (cerrahi olarak darlığın ortadan kaldırılması) veya anjiyoplasti (balonla daralmış koroner arterin genişletilmesi) işlemine ihtiyaç duyabilir. Beyini besleyen boyun damarlarında kolesterol birikimi olması felçlere, konuşma bozukluklarına, dengesiz yürümeye, bilinç kaybına yol açar. Böbrek damarlarında kolesterol birikimi yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir.

    Peki ana atardamarda kolesterol birikimi olursa?

    Ana atardamarda kolesterol birikimi de tehlikelidir. Buradan kopan kolesterol birikintileri daha küçük damarları tıkayarak çok değişik sorunlara yol açabilir. Bağırsağı besleyen damarları tıkayarak bağırsak ölümüne, göz damarlarını tıkayarak körlüğe, bacak damarlarını tıkayarak kangrene yol açabilirler. Kolesterol yüksekliğine bağlı sorunlar ortaya çıktığı zaman hasta geç kalmış olabilir; bu nedenle kolesterol yüksekliğini önlemek, yükselmişse düşürmek çok önemlidir.

    Kötü kolesterolün yükselmesi önlenebilir mi?
    Evet, yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaç kullanımıyla kötü kolesterolün yükselmesi önlenebilir.

    Yaşam tarzı değişikleri derken neler yapılmalı?
    Egzersiz ve uygun diyet yapmak gerekiyor. Özellikle trigliserit spor yapmakla ve diyetle büyük oranda düşürülebilir. Ancak kötü kolesterol veya total kolesterolü diyet ve sporlar ile yüzde 10-15 oranında düşürebiliyoruz.

    Yüksek kolesterolün kalp-damar hastalıkları üzerine etkisi nedir?
    Kolesterolü yüksek hastalarda, kalp-damar risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve mümkünse değiştirilmesi, tedavinin temel noktalarından biridir. Kolesterolü yüksek hastalarda, kolesterol yüksekliği dışındaki kalp-damar risk faktörlerine de sık rastlanır. Bu kalp-damar risk faktörlerinin düzeltilmesi ile kalp damarlarındaki kalıcı hasar ve ölüm riski kesin olarak azaltılır.

    Sigara ile kolesterol arasında ilişki var mı?
    Evet, sigara içen kişilerde özellikle iyi kolesterol düşüyor, kötü kolesterol yükselmeye başlıyor. Ama sigara ile kolesterol arasında direkt bir bağlantı söz konusu değil. Sigara kendi başına damar hastalıkları için bir risk faktörüdür. Kolesterolün de damar sertliği için risk faktörü olduğu düşünülürse, iki risk faktörü bir araya geldiğinde risk çok daha fazla oluyor.

    Hareketsiz bir yaşam tarzı kolesterolü etkiler mi?
    Evet etkiliyor.

    Kolesterolü düşürmek için spor yapmak şart mı?
    Şart diyebiliriz. Unutmamak lazım ki spor sadece kolesterolü düşürmek için etkili değil, aynı zamanda bütün vücudun dinç olması için önemli.

    Hangi sporlar yapılmalı?
    Günlük 30-45 dakikalık yürüyüşler yanında aerobik egzersizlere kadar sporun her türü yapılabilir.

    Şişmanlık kolesterolü etkiler mi?
    Evet, obezite kolesterolün ve trigliseridlerin yükselmesinde etkili.

    Stresle kolesterol arasında bir bağlantı var mı?
    Stresle kolesterol arasında tabii ki bağlantı var. Stres sırasında adrenalin ve noradrenalin gibi stres hormonlarında artış görülüyor. Bu maddelerin kanda yükselmesi kolesterolün yükselmesine neden olduğu gibi, şişman veya diyabet hastalığı olan kişilerde kan şekerinin artmasına sebep olmaktadır. Dolayısıyla stres endirekte de olsa damar sertliğine ve kolesterolün yükselmesine neden olabilir. Ama “Büyük bir üzüntü yaşadım, kolesterolüm yükseldi” doğru bir cümle değil.