D vitamini vücutta önemli görevleri olan yağda çözünen bir vitamindir. D Vitamininin görevi ihtiyaca göre kemik ve bağırsaklardan kalsiyum emilimini sağlayarak, kemiklerde mineralizasyonu arttırmakta, kemik erimesini engellemektedir. D vitamini, iki yolla elde edilir. İlk olarak deride bulunan öncü maddenin, güneş ışınları etkisiyle başka bir forma dönüşmesi, emilimi, daha sonra önce karaciğer, sonra böbrekte aktif metabolit haline gelmesiyle, diğer yol ise diyetle D vitamini öncü maddenin alınması ve yine aynı şekilde aktif formuna dönüşmesiyle elde edilir. Diyetle alınan kalsiyumun bağırsaklardan emilmesi için D vitaminine ihtiyaç vardır. Vitamin D’nin insanlar için iki önemli formu mevcuttur; Ergokalsiferol (Vitamin D2) , Kolekalsiferol (Vitamin D3).
D vitamini eksikliğinde nasıl anlaşılır?
İnsan vücudunda D vitamini durumu 25-hidroksivitamin D 10–30 (25-OH D) düzeyi ile değerlendirilmektedir. Serum 25-OH D düzeyi güneş ışığına maruziyet, yaşanılan bölgenin deniz seviyesinden yüksekliği, deri pigmentasyon yoğunluğu, yaş ve beslenmeyle alınan D vitamini miktarına göre değişmektedir. Bu nedenlere bağlı değişiklikler göstermekle birlikte genel olarak; erişkinlerde paratiroid hormon (PTH) yükselmesine neden olmayacak 25-OH D düzeyi olan 30 ng/ml eşik değer olarak alınmakta ve 30 ng/ml altındaki değerler yetersiz/düşük, 10 ng/ml altı ise eksiklik olarak normal kabul edilmektedir.
D vitamini eksikliği nasıl engellenir?
D vitamini, güneş ışınları etkisiyle deride oluşur. Günlük D vitamini gereksinimi; kollar, bacaklar ve yüzün 20 dakika gün ışığına maruz kalmasıyla karşılanabilir. Gerekli güneş ışığı miktarı, kişini yaşı, deri rengi, maruziyet süresi ve varsa diğer tıbbi sorunlara göre değişir. D vitaminin deride yapımı, yaşla giderek azalır. Deri rengi koyu olan kişilerde, yeterli D vitamininin deride oluşması için, özellikle kış aylarında uzun süreli gün ışığına gereksinim vardır. Güneş koruyucular (faktör 20 ve fazlası) kullananlarda deride D vitamini oluşamaz.
D vitamini kaynakları nelerdir ?
D vitaminin diğer önemli kaynağı gıdalardır. Bazı gıdalarda D vitamini doğal olarak bulunur (yağlı balıklar, balık yağı, yumurta). Tereyağ, süt, yulaf, tatlı patates, yumurta sarısı, sıvı yağlar, karaciğer, özellikle yağlı olan tuzlu su (deniz) balıklarından somon, sardunya ve ton balığında bulunur. Bitkilerden maydanoz, ısırgan otu, yoncada mevcuttur. Bazı ülkelerde süt ve süt ürünleri, ekmek, tahıllar D vitamini ile zenginleştirilmektedir. Ülkemizde henüz böyle bir uygulama yoktur.
D vitamini eksikliği olan annnenin çocuğunda neler olabilir ?
Fetus kalsiyum ihtiyacını anneden karşılar; annenin gebelikte ve laktasyon döneminde normak kalsiyum dengesi için D vitamini düzeyinin yeterli olması gereklidir. Bu nedenle D vitamini eksikliği olan annelerden, doğan bebeklerde eğer dışardan destek sağlanmazsa serum 25-OHD düzeyleri hızla düşer ve bu da yenidoğan döneminde kalsiyum düşüklüğü , konjenital riketse neden olur. Annede D vitamin eksikliğinin doğum zehirlemesi, gebelerde tansiyon yüksekliği, bebekte düşük doğum ağırlığı, çocuklarda diş minelerinde gelişme bozukluğu, doğuştan katarakt ,Tip1 şeker hastalığı, zeka geriliği yapabilir. Çocuklarda bağışıklık sistemini zayıflatır.
Vitamin D eksikliği sebepleri nelerdir?
Güneşe maruziyetin az olması, Diyetle alımının yetersiz oluşu, İlerlemiş karaciğer hastalıkları, böbrek yetersizliği, ilaçlar (barbituratlar, fenitoin, rifampin vs.) vb nedenler D vitamini eksikliği yapabilir.
Vitamin D eksikliği nasıl tedavi edilir?
Vitamin D eksikliği, insanlar yeterli güneş ışığına maruz kalmadıkları veya yeterli şekilde gıda ile vitamin D almadıklarında oluşur. Yüz, kollar eller, bacaklar, yüz veya sırtın haftada en aşağı 2 kez 10-15 dakika güneş ışığına maruziyeti optimal serum vitamin D düzeylerini sağlar. Güneş koruyucuların kullanımı vitamin D sentezini azaltır. Yağlı balıklar (somon, sardunya)yumurta sarısı vitamin D’den zengindir. Gıda hazırlama sırasında vitamin D kaybına neden olan en önemli pişirme şekli, bitkisel yağlarla kızartmadır. Hastalarda ileri bir vitamin D eksikliği varsa hastalar 50.000 IU/haftada bir D vitamini , 6- 8 haftalık bir tedaviye alınır ve serum 25OHD düzeylerinin normal seviyelere ulaştırılması hedeflenir.
Vitamin D eksikliği kas-kemik sistemi dışında ne gibi etkileri vardır?
Son yıllarda vitamin D eksikliğinin iskelet sistemi dışındada çok önemli 2 fonksiyonarı olduğu anlaşılmıştır. Bağışıklık sistemi metabolik sendromun ögeleri olan kardiyovasküler sistem bozuklukları, obezite, glukoz intoleransı oluşundaki etkileri yanında kanser oluşumu, yaşlanma ve yaşam süreci üzerine de önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Genelde yeteri kadar güneşe maruziyet vitamin D yoksunluğu veya yetmezliğini önleyebilmekte ise de, güneşin deriye ulaşmasındaki sorunlar (kapalı giyim tarzları, yüksek rakımda veya enlem boylarında bulunmak, hava kirliliği yaratan durumlar ve yaşlılık ta yoksunluk tabloları veya bazı hastalıklara yatkınlık ortaya çıkmaktadır.
Osteomalazi ne demektir?
Erişkinde yeni oluşan osteoidin (kemiğin organik, protein matriksi) mineralizasyonunda bozulma ve mineralize olmamış osteoidin kemikte birikimi ile karakterize bir metabolik kemik hastalığıdır. Genelde vitamin D eksikliği sebebi ile oluşur.
Osteomalazi ne gibi şikayetlere sebep olur?
Osteomalazi sinsi başlar ve genelde semptom vermez. Semptomatik olduğunda yaygın kemik ağrısı, kemik hassasiyeti, proksimal kas güçsüzlüğü ve bazen kas kaybı ile kendini gösterir. Ağrı künttür. Palpasyonla ve hareketle artar. Sıklıkla bel, kalça, alt ekstremitelerde ve kırık alanlarında ağrı oluşur. Kaburgalar, vertebralar ve uzun kemiklerde travmasız veya hafif travma ile kırık oluşabilir. Kas güçsüzlüğü, paytak yürümeye, sandalyeden kalkmada veya merdiven çıkmada zorluğa yol açabilir.
D vitamini faydalı mıdır? sorusu, gerek hastalarımız gerekse eş dost tarafından sıkça sorulan sorulardan birisi (ya da birisi haline geldi). Gerçekten de son yıllarda araştırmacıların D vitaminine karşı ilgisinde belirgin bir artış var ve neredeyse bildiğimiz tüm hastalıkların bir şekilde D vitamini ile ilişkili olduğunu ileri süren hatırı sayılır araştırma mevcut.
Tahmin edeceğiniz üzere bu çalışmaların ortak sonucu D vitamini faydalıdır şeklinde. Bununla birlikte bu araştırmaların büyük bir kısmının sonuç bölümü incelendiğinde araştırmacıların D vitamini alımınızı arttırın gibi doğrudan bir tavsiyede bulunma konusunda biraz çekimser davrandıkları gözden kaçmıyor. Şimdi yazının başındaki soruya yanıt olarak, her ne kadar insanın içinden adının içinde vitamin olduğuna göre faydalıdır elbette diye refleks ve de kaçamak bir yanıt vermek gelse de, işin aslı göründüğünden biraz daha karmaşık gibi. Faydalı olduğu yönünde genel kanıtlar olsa bile, kime faydalıdır?, hangi durumlarda faydalıdır?, hangi dozda faydalıdır? gibi soruların öncelikle yanıt bulması gerekiyor.
D vitamininin olumlu etkileri olduğu düşünülen ve en çok araştırılan konulardan birisi D vitamininin düşmeler ve de kırık gelişimi üzerine olan etkileri. Daha önce yapılmış çoğu klinik çalışma (aralarında bazı tutarsızlıklar olsa da) D vitamininin düşme ve kırık gelişimini azalttığı yönünde. Önceki çalışmaların sonuçlarına göre, günlük 700-800 ünite D vitamini alımının kırık riskini %13-26, düşme riskini %19-26 oranında azalttığı gösterilmiş. Ek olarak, bu çalışmalar D vitamini ile ilgili en önemli sorunlardan birinin hasta uyumu olduğunu, yani hastaların ilacı her gün düzenli kullanma konusunda pek istekli olmadığını, ortaya koymuş. Bu nedenle Sanders ve arkadaşları, JAMA’da 12 Mayıs 2010 tarihinde yayınlanan araştırmayı planlarken, faydası zaten gösterilmiş olan D vitaminin kullanımını kolaylaştıracak bir şekilde, her gün (düşük doz) almak yerine yılda 1 defa (yüksek doz) uygulamanın, düşme sıklığı ve kırık gelişimi üzerine etkileri nedir sorusunu sormuşlar.
Çalışma Avustralya’da tek bir merkezde 2003-2008 yılları arasında yürütülmüş. Yaşları 70’in üzerinde ve kalça kırığı için en az 1 risk faktörü bulunan (annede kalça kırığı, eski kırık hikâyesi vb.) 2258 kadının bir bölümüne senede 1 defa ağız yolu ile 500 000 Ünite koleskalsiferol (vitamin D3) diğer bölümüne de plasebo verilmiş ve katılımcılar 3-5 yıl süre ile takip edilmişler. Katılımcılardan düşmeleri ellerindeki takvime işlemeleri istenmiş, kırıklar zaten çekilen röntgen ile bir şekilde kayıt altına alınmış.
Gelelim çalışmanın sonuçlarına; D vitamini verilen kişiler plasebo verilenler ile kıyaslandığında, düşme sıklığında %15, kırık sıklığında %26 artış saptanmış. Yanlış okuduğunuz ya da yazım hatası olduğu düşüncesiyle az önce okuduğunuz cümleyi yeniden okumayı aklınızdan geçiriyorsanız buna hiç gerek yok. Araştırmacılar burada yer veremeyeceğimiz pek çok ek analiz de yapmışlar ama bu yüksek doz D vitamininin düşme ve kırık riskini ARTTIRDIĞI sonucunu değiştirmemiş. Çalışmanın sonuçları arasında dikkati çeken diğer bir özellik de gerek düşme gerekse kırık sıklığının ilacın verilmesini takip eden ilk 3 ay içerisinde belirgin artış göstermesi (ki bu da bir şekilde düşme ve kırıkların sorumlusunun D vitamini olduğunu destekler nitelikte). İşin açıkçası araştırmacılar bu (beklenilmeyen) sonucu yorumlamaya çalışırken bir hayli zorlanmışlar. Şu an için A.B.D ve Kanada’da 70 yaş üzerindeki bireylere tavsiye edilen D vitamini dozu günde 600 Ünite (üst sınırı 2000 Ünite ki bu da senelik 700 000 Üniteye denk geliyor). Araştırmacılar biraz da buna dayanarak, buradaki sorunun dozun yüksekliğinden ziyade, bu kadar yüksek dozun tek seferde verilmesi olabileceği şeklinde yorum yapmışlar.
Aslında bu çalışmanın bize anlattığı (ya da hatırlattığı) en önemli şey, insan vücudu ile ilgili hiçbir şeyi düz mantıkla düşünmememiz gerektiği. Araştırmacıların hipotezi tutsa ve bu yazının başlığı senede 1 defa alınan D vitamini her derde deva olsa mutlaka daha ilgi çekici olurdu ama her zaman evdeki hesap çarşıya uymuyor.
Sonbaharla birlikte gunes isinlarindan faydalanmamiz azaliyor. Ulkemiz gunesten zengin olmasina ragmen ne kadar yararlanabiliyoruz acaba ?
Gunesten gelen morotesi isinlarin B isinlari derimizdeki kolesterolle D vitamini oncul maddesini olusturuyor. Daha sonra bu oncul D vitamini karacigerimize ve yine kan dolasimiyla bobrege giderek esas etkin D vitaminine donusuyor.Iste gunesin sayesinde tabii derimiz gunesle dogrudan temas ederse vucut kendisine gerekli D vitaminini kendisi olusturuyor.Bu mukemmel isleyisin olabilmesi icin bizim omuzlarimiz acik gunes altinda 20-30 dakika yurumemiz gunluk D vitamini ihtiyacimizi karsiliyor.
Bu bilgiler isiginda D vitamini ne ise yariyor?
Oncelikle kemik erimesine karsi yetiskinlerimizi koruyor.Ayrica son birkac yildanberi bu vitaminin bizim otoimmun hastalikar’hipertansiyon’ve bazi allerjik hastaliklara karsi koruyucu olduguna dair arastirmalar birbiri ardina siralaniyor.
Gunesin son gunlerini gunes altinda yuruyerek elbette ki doktorumuzun iznini alarak yuruyelim.
Yard.Doc.Dr.Gulbuz Sezgin Maltepe Tip Fakultesi Ic Hastaliklari ABD
Vitaminler, vücutta metabolik olayların normal bir şekilde meydana gelmesi ve sağlıklı durumun sürdürülmesi için gerekli olan, D vitamini haricinde vücutta sentez edilemeyen veya yetersiz sentezlenen, gıdalarla veya güneşle dışardan alınması gereken maddelerdir.
Vitamin Eksikliği
Vitaminlerin keşfinden itibaren vitamin eksikliği bildirilmektedir. Ciddi eksiklik durumlarında bir takım klinik sendromlar tanımlanmıştır ve bunlar genellikle kötü diyetle ilişkilendirilmiştir. Özellikle batı tarzı beslenme, yaşlılık, alkol tüketimi, malabsorbsiyon, güneşe az çıkma, gastrik operasyonlar veya metabolik hastalıklarda vitamin eksiklikleri daha sık görülmektedir.
Vitamin A
Total vitamin A, retinol ve Beta karotenlerden oluşur. Retinol sadece hayvansal ürünlerde bulunurken karotenoidler sebze ve meyvelerde bulunur. Vitamin A, özellikle göz sağlığı için çok önemlidir. Görme ile ilgili diğer önemi gözün selüler diferansiasyonudur. Konjonktiva ve retina hücreleri için retinoik asit çok önemlidir. Antioksidan özellikleri nedeni ile kanser riskini azaltıcı özellikleri de bulunmaktadır.
Eksikliği
Gelişmiş ülkelerde vitamin A eksikliği çok nadirdir. Ancak halen daha tüm dünyada 3. en sık görülen nutrisyonel eksikliktir. Her yıl yaklaşık 500.000 okul öncesi çocuk kör olmakta ve çoğu ölmekte. Eksikliğin endemik olduğu bölgelerde rutin A vitamini verilmesi ile çocukluk çağı mortalitesinde %5-15 oranında azalmaya neden olacağı tahmin edilmektedir. Vitamin A eksikliği aynı zamanda malabsorsiyon, kistik fibrozis, çölyak hastalığı, kolestatik karaciğer hastalığı, Crohn hastalığı ve pankreatik yetmezliği olan hastalarda daha sık görülmektedir. Vitamin A eksikliği tanısı klinik bulgulara göre konur ancak laboratuar ile de desteklenebilir. Serum retinol seviyesi 20 microgram/dl altında ise eksikliği gösterir.
Vitamin D
Yağda eriyen vitaminlerden olan D vitamininde asıl kaynak dermal sentezdir. Diyetle alınan ve deriden sentezlenen D vitamini biyolojik olarak inaktiftir ve karaciğerde enzimatik reaksiyon ile 25 OH vit D’ ye dönüşür ve bu form sirkülasyondaki D vitaminin majör formudur.
Vitamin D’ nin temel fonksiyonu kalsiyum ve fosfor metabolizmasını sağlamak ve kemik sağlığını idame ettirmektir.
Profilaksi – Koruyucu
Amerikan Pediatri Akademisi yalnızca anne sütü ile beslenen tüm bebeklere 400 IU/gün D vitamini önermektedir. RDA’ya göre 1-18 yaş arası tüm bireylere 600 IU/gün D vitamini profilaksisi önermektedir. Bu doz ile çocuk riketsten korunur, ve 25 (OH)D düzeyi > 20 ng/ml olması sağlanır.
ESER ELEMENTLER
Eser elementler vücut ağırlığının 0.01’nden daha azını oluşturmasına rağmen sağlıklı büyüme ve gelişme için gereklidirler. Eksikliği en sık görülen eser elementler demir, çinko ve iyottur.
Çinko
Çinko esansiyel bir eser elementtir. Çinko alımı genellikle protein alımı ile koreledir. Tüm dünyada nutrisyonel eksikliğe bağlı ölümün önemli bileşenlerindendir. İçlerinde karbonik anhidraz, alkalen fosfataz ve karboksipeptidaz bulunan 70’den fazla enzim sisteminde kofaktör rol oynayan esansiyel bir eser elementtir. Bu enzimlerin aktivasyonu ile nükleoprotein regülasyonu, doku onarımı, yara iyileşmesi, karbonhidrat toleransı, büyüme ve testiküler hormon sentezi gerçekleşir. Aynı zamanda bağışıklık sistemi için de çok önemlidir.
Eksikliği
Çinko eksikliği özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocuk ve adolesanlarda önemli bir sorundur. Çinko eksikliği, ilk kez Mısır ve İran’da tanımlanmış. Etkilenmiş bireylerde büyüme geriliği, hipogonadizm, apati ve letarji bildirilmiştir. Anne sütü alan bebeklerde annede çinko eksikliği olmadığı taktirde eksiklik görülmez.
Hafif eksiklik durumunda; bağışıklık sisteminde baskılanma, tat ve koku alımında azalma, gece körlüğü görülür. Ciddi eksiklikte; bağışıklık sisteminde ciddi baskılanma, sık enfeksiyon, egzema, ishal ve saç dökülmesi görülür.
Raşitizm gelişmekte olan ülkelerde daha çok görülmektedir.
Raşitizm Hastalığı nedir? Raşitizm, büyüyen kemiğin yetersiz mineralizasyonu nedeniyle gelişen kemik hastalığıdır. Kemik büyümesinin tamamlanmasından sonra gelişen mineralizasyon kusuruna ise osteomalazi denilir. Kemik mineralizasyonunu sağlayan başlıca mineraller, kalsiyum (Ca) ve fosfordur (P). Bu minerallerin vücut sıvılarında ve dokularda yeterli miktarlarda bulunmasını D vitamini sağlar.
D vitamini başlıca iki kaynaktan sağlanır: • Diyet kökenli ergosterol (vit.D2) • Deride ultraviyole (UV) ışınları ile D vitaminine dönen provitamin D3 (7 dehidrokolesterol)
D vitamini önce karaciğer daha sonra böbrekte işleme tabi tutulup, aktif hale geldikten sonra etki gösterir.
Hastalığın oluşum sebepleri nelerdir?
Raşitizm, daha ziyade gelişmekte olan ülkelerin hastalığıdır. Özellikle sütle beslenen, esmer tenli süt çocuklarında ve hızlı büyüme dönemlerinde D vitamini eksikliği gelişir. Prematüre bebeklerde eksik depo ile doğdukları ve hızlı büyüdükleri için erken dönemde D vitamini eksikliği görülür. Doğumsal raşitizm ise güneşten yeterince yararlanamayan ve yetersiz beslenen annelerin bebeklerinde görülür. Yetersiz alım dışında, D vitamininin aktifleşmesini bozan karaciğer ve böbrek hastalıklarında, bağırsak emiliminin bozuk olduğu hastalıklarda, veya bazı antikonvülzan ilaçların kullanılması durumlarında da raşitizm gelişebilir.
Hastalığın klinik bulguları nelerdir? Raşitizm, en sık 3 ay-2 yaş arasında görülür. Süt çocukluğu döneminde kafa kemiklerinde yumuşama, bıngıldakta genişlik, kaburgalarda kıkırdak birleşme yerinde tespih tanesi şeklinde oluşumlar, göğüs kafesinde çöküklük, el-ayak bileklerinde genişleme olur. Diş çıkmasında gecikme, geç oturma ve yürüme söz konusudur.
Kaslarda hipotoni olması nedeniyle karın şiş ve yanlara doğru yaygındır (kurbağa karnı). Terleme ve solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlık vardır. Baş, gövdeye göre büyük olup; yatma yönüne göre düzleşme gösterir. Yürümeye başladığında çocukta parantez bacak gelişir. Ağır olgularda kanda kalsiyum (Ca) düşüklüğüne bağlı kasılmalar meydana gelir.
Hastalığın tanısı nasıl konur? Klinik bulgular, D vitamini alım öyküsü yanı sıra kanda kemik metabolizması ile ilgili parametreler, kan D vitamini düzeyi, uzun kemiklerin epifizlerinin değerlendirileceği grafiler ile konulur.
Hastalığın tedavisi nasıl yapılır?
Tedavi için D vitamini takviyesi yapılır. D vitamini günlük veya tek depo doz şeklinde verilebilir. Beraberinde kalsiyum (Ca) desteği de eklenmelidir. Vitamin dozu, doktor tarafından belirlenmelidir. Yüksek veya gereksiz D vitamini kullanımı, özellikle böbrek üzerinde zararlı etkiye neden olur.
Hastalıktan korunmak için neler yapılabilir? D vitamini doğal olarak çok az yiyecekte bulunur. Yeni doğan bebekte D vitamini düzeyi, anneninkinin %80’i kadardır. Annenin depoları boş ise bebek eksik düzeyle doğar. Bu nedenle hamilelikte anneye D vitamini desteği önerilmektedir. Anne sütüne D vitamini geçişi çok az olup; anne sütü alan bebeklere D vitamini takviyesi gereklidir.
İnek sütü, tahıllı gıdalar, sebzeler, meyveler hatta yumurta bile çok az D vitamini içerir. Bu nedenle yeterli D vitamini içeren mama alan bebekler haricinde, tüm süt çocukları D vitamini desteği almalıdır. Bunun yanı sıra güneş ışığının dik gelmediği saatlerde kol, bacak ve yüzün günde yaklaşık 30 dakika güneşlendirilmesi, günlük D vitamini gereksinimini sağlar (cam UV ışınlarını geçirmez). Süt çocukluğu döneminde günde 400 ünite, yeterli ve dengeli beslenmeyen çocuklara da 6 yaşına kadar D vitamini verilmelidir. Prematüre bebeklerin D vitamini dozları, doktor tarafından belirlenmelidir. D vitamini metabolizmasının bozulduğu hastalıklarda da D vitamini raşitizm gelişmesinin önlenmesi için gereklidir. Hızlı büyüme dönemlerinde de doktor kontrolünde D vitamini takviyesi önerilmektedir.
D vitamini kalsiyum dengesi ve kemik sağlığında çok önemli rol oynayan yağda eriyen bir vitamindir. Vücuttaki önemli görevleri;
Diyetle alınan kalsiyum ve fosforun bağırsaklardan emilmesini sağlar.
Kemik erimesine yol açan bir hormon olan, paratiroid hormonun salgılanmasını önler.
Vücutta kalsiyum ve fosfor dengesini sağlar, kemik ve kasların sağlığı için gereklidir.
Son çalışmalar göstermiştir ki D vitamini eksikliği multipl skleroz (MS), tip 1 diyabet, romatoid artrit, inflamatuar barsak hastalığı gibi otoimmun hastalıklar, duygu-durum bozuklukları, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, meme, prostat, barsak gibi kanserler ile ilişkilidir.
Üst solunum yolu enfeksiyonları, besin allerjileri, astım gibi rahatsızlıklar da düşük D vitamini düzeyleri ile ilişkilendirilmiştir.
D vitamini bir ön hormondur, karaciğerde ve böbrekte metabolik olarak aktif formlarına dönüşür. D3 vitamini (kolekalsiferol), ciltten UV-B ışınlarına maruziyet ile sentezlenir. D2 vitamini (ergokalsiferol), bitkilerde bulunan ve diğer diyetle aldığımız şeklidir. En çok balık (somon, sardunya, uskumru), balık yağı, karaciğer, et ve yumurta sarısında bulunur. Besinler D vitamini ile güçlendirilmediğinde ya da takviye D vitamini alınmadığında diyetle alınan D vitamini %10 ‘un altındadır. Amerika’ da süt ve süt ürünleri, portakal suları, ekmek, tahıllar ve formül mamalar D vitamini ile güçlendirilmiştir.
Deride sentezlenen ya da diyetle alınan D vitamini ilk önce karaciğerde 25 hidroksi D vitaminine, daha sonra D vitamininin aktif formu olan 1,25 hidroksi D vitaminine dönüşür. 25 hidroksi D vitaminin yarı ömrü yaklaşık 20 gündür ve bu nedenle organizmadaki D vitamini durumunu en iyi yansıtan parametre olarak kabul edilir, vücutta D vitamini seviyesi olarak 25 hidroksi D vitamini ölçülür.
Çocuklarda ve adölesanlarda güncel kabul edilen D vitamini standart düzeyleri;
D vitamini YETERLİ: 25 hidroksi D vitamini > 20 ng/mL
D vitamini YETERSİZ: 25 hidroksi D vitamini 15-20 ng/mL
D vitamini EKSİK: 25 hidrokdi D vitamini < 15 ng/mL
D vitamini eksikliği nedenleri ve risk faktörleri:
– Sütçocukluğu döneminde bebeklerin ana besin kaynağı anne sütüdür. Anne sütünün 1 litresinde 12-60 IU D vitamini bulunmakta ve bu miktar bebeklerin günlük 400 IU olan gereksinimini karşılamamaktadır. Benzer şekilde bu dönemdeki bebeklerin aldığı diğer besinlerde de D vitamini yetersizdir. Formül mamaların litresinde 400 IU D vitamini olsa da bebek genellikle günde 1 lt kadar formül mama alamadığından D vitamini yine yetersiz kalmaktadır.
– Maternal D vitamini eksikliği
– Prematüre doğum ( 3. trimester plasentadan bebeğe D vitamini transferi için kritik, fetusta iskelet sisteminin kalsifiye olduğu dönem)
– Koyu tenli olmak
– Nöbet önleyici (antikonvülzan) ya da HIV tedavi edici ilaçlar kullanıyor olmak, ketakonazol ve bazı diğer mantar önleyici ilaçlar
– Malabsorpsiyon (barsaktan emilim bozukluğu) ile giden hastalıklar ( Kistik fibrozis, inflamatuar barsak hastalığı)
– Obezite ( D vitamini yağ dokusunda toplanır)
-Yüksek enlemlerde yaşamak
-Kış mevsimi (Şubat ve Martta en düşük)
-Düşük güneş ışığı almanın diğer nedenleri
-Kapalı alanlarda uzun süre kalmak (engelli çocuklar)
-Dişi cinsiyet
Bu yüzden, hayatın ilk haftasından itibaren anne sütü veya formül mama alan tüm bebeklere en az bir yaşına kadar 400 IU/gün D vitamini (günde 3 damla D vitamini) uygulanmalıdır.
Bununla birlikte, güneş koruyucu kremlerin (30 koruma faktör ve üzeri) D vitamini sentezini %95 oranında azalttığı ve camdan geçen güneş ışınlarının D vitamini sentezi için uygun olmadığı bilinmelidir. Ailelerin yaşam şekilleri (kültürel nedenlerle bebeklerin çok fazla dışarı çıkartılmaması, evlerin balkonsuz olması gibi), hava kirliliği de bebeklerin yetersiz güneş görmesine neden olmaktadır.
Özetleyecek olursak; bütün gebelerin ve bebeklerin günde 10-15 dakika süre ile kol ve bacakları açık şekilde gün ortasına yakın saatlerde güneş ışınlarından faydalanması desteklenmelidir. Bebeklere yaşamın ilk haftasından itibaren D vitamini verilmelidir. Ayrıca yeterli güneş görmeyen veya D vitamini yetersizliği bakımından riskli bir yaşam şekli olan annelere gebeliklerinin son üç ayında D vitamini verilmelidir.
Vitaminler, vücutta meydana gelen metabolik reaksiyonların gerçekleşmesinde rol alan, vücutta üretilmeyen, yiyeceklerle birlikte dışarıdan alınmak zorunda olan organik bileşiklerdir.
Vitaminler eriyebilirliklerine göre “suda eriyen vitaminler” (B ve C vitaminleri) ve “yağda eriyen vitaminler” (A, D, E ve K vitaminleri) olarak ikiye ayrılırlar. Suda eriyen vitaminler fazla alındığında, idrar yolu ile vücuttan atıldıklarından genellikle toksik değillerdir. Isıya (pişirmeye, kaynatılmaya) karşı dayanıklı olmadıkları için güneşe maruz kalırlarsa bozulurlar.” diyor ve fazla dozda alınan vitaminlerin vücutta istenmeyen bazı sorunlara yol açtığını söylüyor. Özellikle yağda eriyen vitaminler, vücutta depolandıkları için toksik etki yaparak vücuda fayda yerine zarar verebilirler.
Süt çocukluğu döneminde sağlıklı bir çocukta mutlaka dışarıdan alınması gereken tek vitamin “D vitamini”dir. Eğer annenin diyeti, uygun miktarlarda vitamin A içeriyorsa bu, bebeğin gereksinimini karşılar. Vitamin A eksikliğinin sık olduğu bir yerde yaşayan anne, mutlaka özel destek almalıdır. Anne sütünün ve ek gıdaların, süt çocukluğu döneminde D vitamini gereksinimini karşılamaktaki etkisi çok azdır; çünkü vitamin D, derinin güneş ışınına direkt maruz kalması ile sağlanır. Bebeğinizin, yaz aylarında haftada yarım saat ile 2 saat arası, sadece yüzünün ve ellerinin güneş ışığına maruz kalması ve haftada 30 dakika, bezi dışında tümüyle çıplak olması, vücudunun aylarca yetecek kadar D vitamini üretmesini sağlar. Eğer bebeğiniz, güneş ışığına yeterince maruz kalmıyorsa, dışardan D vitamini takviyesi yapmanız gerekir.
Çocuklarda yaşla birlikte tüm vitaminlerin, özellikle de B grubu vitaminlerin gereksinimi artar. Normalde yeterli ve dengeli bir beslenme ile bu gereksinimler karşılansa da araştırmalar, özellikle A, C ve D vitamini alımlarında sorun olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, beslenme sorunu açısından risk taşıyan 1–5 yaş arası çocuklara, bu vitaminlerin verilmesini öneriyoruz. Yeterli C vitamini tüketimi, normal gereksinimin yanı sıra bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırması açısından önemlidir.
Yeterli ve dengeli beslenen 6–10 yaş arası çocuklarda genellikle vitamin yetersizliğine rastlanmaz ancak okul çocuklarının beslenmelerine ilişkin yapılan çalışmalarda, bazı besin öğelerinin; örneğin, antioksidan vitaminlerin (A,C ve D) yetersiz tüketildiği görülmüştür. Bu nedenle, vitamin ilavesi düşünülen çocukların beslenmeleri, ayrıntılı olarak incelenmeli, gerekmedikçe gelişigüzel vitamin ilavesi yapılmamalıdır.
Ergenlik döneminde artan kalsiyum gereksinimini sağlamak için, çocuğunuzun yeterli miktarda D vitamini alması önemlidir. Enerji gereksinimindeki artışa bağlı olarak bu dönemde B grubu vitaminlere, özellikle tiamin, riboflavin ve niasine olan gereksinim artar. Hücre gelişiminde DNA ve RNA sentezinde görev alan folat da bu dönemde özenle alınması gereken vitaminlerden biridir. Araştırmalar, genellikle ergenlerin folik asit düzeylerinin düşük olduğunu gösteriyor. Ergenlik döneminde miktarının artırılması önerilen bir diğer madde, A vitamini öncüsü olarak bilinen karotenoidlerdir. Bu madde; kayısı, portakal, havuç, domates, ıspanak, roka gibi sarı ve yeşil renkli meyve ve sebzelerde bulunur. Ayrıca karotenoidler, kanserden korunmanıza da yardımcı olurlar.
Vitaminlerden maksimum yarar sağlamak için;
• Yemek sularını atmayın,
• Yemekleri aşırı pişirmeyin,
• Sebze ve meyveleri taze tüketin,
• Günde 3–6 öğün alın,
• Esmer ekmek yemeye özen gösterin.
İnsanların günlük beslenmelerinde psikolojik ve fizyolojik sağlıklarını sürdürebilmeleri için 5 besin grubuna ihtiyaçları vardır.
1-Proteinler
2-Karbonhidratlar
3-Yağlar
4-Su
5-Vitamin ve Mineraller
Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Zehra Akören: “Vitaminler ve mineraller, vücudun biyokimyasal işlevlerinin sürdürülmesini sağlarlar. Her bireyin vitamin gereksinimi farklıdır.” diyor ve vitaminlerin 2 grupta incelendiğini söylüyor;
Yağda eriyen vitaminler; A,D,E,K
Suda eriyen vitaminler; B ve C vitaminleri
Yağda eriyen vitaminler
Yağda eriyen vitaminlerden A vitamini, hayvansal gıdalarda; karaciğer, süt, tereyağı, beta- karoten formu ise sadece yeşil sebzeler ve havuçta bulunur. A vitamini, deri hastalıkları, ülser, solunum zorluğu, adet öncesi gerginlik ve bazı kanser hastalıklarında kullanılabilir.
A vitamini;
• Göz, saç ve cilt sağlığınızdan sorumludur.
• Gözünüzün kurumasını engeller.
• Hücre zarının dengesi üzerinde etkisi vardır.
• Beta- karoten formu, hücreye zarar veren serbest radikalleri uzaklaştırır.
A vitamini eksikliğinde, alkolik siroz, pankreas hastalığı, kistik fibroziste görülür. Yetişkin erkeklerin; 1000 mkgr, yetişkin kadınların ise; 800 mkgr A vitamini kullanmasını öneriyoruz. Aşırı tükettiğinizde, derinizin rengini sarıya çeviren ve A vitaminoz olarak adlandırılan bir zehirlenme oluşur.
D vitamini
D vitamini, vücudunuzun kalsiyum metabolizması için gereklidir ve vücudunuz bu ihtiyacını; güneş, balık yağı ve supplementlerden karşılayabilir. D vitamini eksikliğinde gençlerde; diz ağrısı, sık enfeksiyon, zayıf kaslar, zayıf büyüme, bacak ağrısı; yetişkinlerde ise; kemik ağrıları, kemiklerde kolay incinme, kalça kaslarında zayıflama ve sağırlık oluşur. D vitamini eksikliğinizi gidermek için, yağlı balıklar, yumurta, süt, tereyağı, margarin ve peynir tüketebilirsiniz. Az güneş görenlerin, yaşlıların, kuzey iklimde yaşayanların, sara ilacı alanların, kapalı giyinenlerin D vitamini ihtiyacı artar.
Bulunduğu yiyecekler: Yağlı balıklar, yumurta, süt, tereyağı, margarin ve peynir
D vitamininin yararları
• Yediğiniz besinlerden daha çok faydalanmanızı sağlar.
• Kemik sağlığınızı korur.
• Böbrek metabolizmanızı korur.
• Kemik iliğinizi olumlu etkiler.
• Kurşunun zehirli etkilerini yok eder.
Günlük D vitamini ihtiyacı 400 UB’dir. D vitamininin fazlası, kandaki kalsiyumu yükselttiğinden vücudunuzda zehirlenmeye yol açar. Bunun sonucunda da; uyuşukluk, sersemlik, karın ağrısı, susuzluk, kabızlık, iştahsızlık, yumuşak dokuda kireçlenme ve böbrek taşı oluşabilir.
E vitamini
E vitamini, özellikle genç insanlarda yükselen kolesterolü düşürür. Ayrıca adet öncesi gerginlikte, sıcak basmasında, orak hücreli anemi, talasemi gibi kan hastalıklarında ve diz eklemi iltihabında E vitamini önerilirken tromboz ve akciğer emboli riski olan hastalara antikuagülon ilaç alıyorsa, E vitamini önerilmez. E vitamini eksikliğinde belirgin bir rahatsızlık görülmemiştir. E vitamini; bitkisel sıvı yağlar, fındık, fıstık, yağlı tohumlar, soya ve yeşil salatada bulunur.
K vitamini
K vitamini ince bağırsaklarda, vücudun kendisi tarafından da üretilir ve kanı pıhtılaştırma özelliği vardır. Kilo başına 1 mkgr yeterlidir. Yeni doğan bebeklerin bağırsağında yeteri kadar bakteri olmadığından K vitamini gereksinimleri yetişkin insanlara oranla daha fazladır. Eksiliğinde kanamalı hastalıklar oluşabilir.
Suda eriyen vitaminler
Suda eriyen vitaminlerden enerji üretiminde görev alan B1 vitamini; sığır eti, kurubaklagiller, bezelye ve esmer prinçte bulunur. Aşırı kahve veya çay tüketmeniz, B1 vitamini eksikliğine neden olur. Bu da; ruhsal çöküntü yaşamanıza, belleğinizin zayıflamasına, ellerinizde ve ayaklarınızda uyuşmaya, ağrıya duyarlı hale gelmenize, kişilik bozukluğu yaşamanıza, geceleri terlemenize, nedensiz ateşlenmenize, karın ve göğüs ağrısı çekmenize neden olur.
B1 vitaminine;
• Çok miktarda alkol alanlar,
• Şeker hastaları, çok idrara çıkanlar,
• Diüretik, digoksin kullananlar,
• Kalp hastalığı geçirmiş olup iyileşmekte olanlar,
• Depresyon, anksiyete yaşayanlar,
• Doğum kontrol hapı ve östrojen tedavisi alanlar,
• Karaciğer ve tiroid hastaları,
• Yaşlılar,
• Kanserliler,
• Gebelikte sık sık kusanlar,
daha çok ihtiyaç duyarlar. Günlük B1 vitamini gereksinimi: 10-15 mgr’dir.
B2 (Riboflavin)
B2 vitamini, karaciğerde bir çok enzimin oluşumunda rol oynar. Süt ve süt ürünleri, tahıllar, etler, yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. B2 vitamininin eksikliğinde, metabolizmanızda bozukluk oluşur ve beraberinde B6 vitamini eksikliği de görülür. Süt ve süt ürünleri, tahıllar, etler, yeşil yapraklı sebzeler tüketerek bu eksikliğinizi giderebilirsiniz. Günde 1,2 mgr B2 vitamini tüketmeniz yeterlidir. Eksikliğinde; dudaklarınızda, dilinizde, ağrı, yanma, kuruma, çatlama, soyulma; yüz derinizde kırmızı, yağlı bir görünüm ve burnunuzun 2 yanında pullanma; gözlerinizde kaşınma, aşırı gözyaşı, ışıktan rahatsız olma hali ve ayaklarınızda yanma oluşur.
B2 vitaminine; ergenlik dönemindeki çocukların, gebe ve emziren bayanların, yaşlıların, gebeliği önleyici ilaç kullananların daha çok ihtiyacı vardır. Günlük B2 vitamini gereksinimi; 10-20 mgr’dir
B3 vitamini (Nikotinik asit-nikotinamit)
Nikotinik asidin kolesterol metabolizması üzerinde özel bir etkisi vardır. B3 vitamini eksikliğiyle oluşan ve pellegra denen hastalığın başlıca belirtileri; deri iltihabı, ishal ve bilinç kaybıdır. Eksikliğinde görülebilecek diğer belirtiler ise, tedirginlik, baş ağrısı, bellek kaybı, sinirlilik, dilin görünümünde değişiklik, ishal ve mide asidi üretiminde azalma şeklinde kendini gösterir. B3 vitamini, sığır eti, süt, balık ve zarı alınmış tahıllarda bulunur. Günlük B3 vitamini gereksinimi 50- 100 mgr’dir. Fazla alındığında, depresyona ve şeker hastalarının durumunda bozulmaya neden olabilir. Alkoliklerin, büyüme çağındaki gençlerin, az protein alanların, troid bezi aşırı çalışanların, kanser ilaçları kullanan kişilerin, Crohn hastalarının, şizofreni olanların B3 vitaminine daha çok ihtiyacı vardır.
B5 vitamini
Yiyeceklerde bol miktarda bulunan B5 vitamininin en önemli kaynakları; “yumurta, zarı alınmamış tahıllar ve et“dir. B5 vitamini eksikliğinde; yorgunluk, baş ağrısı, karıncalanma, kas krampları, mide bulantısı, karında kramp oluşabilir.
B6 vitamini
B6 vitamini; iltihabi hastalıkların, deri hastalıklarının, bağışıklık sisteminin, kalp hastalıklarının korunmasında önemlidir. Magnezyum metabolizmasında rol alır. Sigara içenlerin, ilaç ve katkı maddesi kullananların, perkinson hastalarının, hormon tedavisi gören kadınların, şeker hastalığı olan gebelerin, mesane kanseri olanların B6 vitamini ihtiyacı daha fazladır. Eğer egzersiz yaparsanız, vücudunuz B6 vitamini kullanımını artırır. B6 vitamini; et, balık, yumurta sarısı, tam tahıllar, muz, avakado, fındık, fıstık, yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. Günlük gereksinim, 2mgr’dir ve % 50 mgr’den fazla kullanımı önerilmez. Eksikliğinde; sinirlilik, tedirginlik, uykusuzluk, ağrılı dil, kilo kaybı, iştahsızlık ve anemi oluşabilir.
B12 vitamini
B12 vitamini; karaciğer, sakatat, et, balık, süt ve süt ürünleri, yumurta ve bira mayasında bulunur. Eksikliğinde; bitkinlik, nefes darlığı, deride solgunluk, ellerde, ayaklarda uyuşma ve karıncalanma, zihinde karışıklık, yürümede zorluk görülür. B12 vitaminine, pernisiyöz anemisi olanlar, vejeteryanlar, ameliyatla midesi alınanlar, ince bağırsak hastalığı olanlar, yorgunluktan yakınanlar, şeker hastalığı olanlar, yaşlılık demansı bulunanların daha çok ihtiyacı vardır.
Folik asit
Sinir sistemi işlevlerinde rol aynayan ve B grubu vitamini olan folik asit, B12 vitamini ile metabolize olur. Folik asit; karaciğer, yeşil yapraklı sebzeler, böbrek, yumurta ve kabuklu tahıllarda bulunur. Günlük folik asit gereksinimi; 400- 800 mkgr’dir. Folik asit, spina bifida denen omurga hastalığının önleyicisidir. Eksikliğinde; diliniz ağrılı ve kırmızı olur. Gebeler, emzikli anneler ve erken doğan bebekler folik aside daha çok ihtiyaç duyarlar.
Biotin
Kan şekerini regüle etmeye yardımcı ve saç sağlığı için önemli olan biotin; yumurta sarısı, et, süt ve süt ürünlerinde bulunur.
C vitamini
Bağ dokusu ve kemik sağlığını koruyan, yaraları iyileştiren, nabız ve tansiyon üzerinde olumlu etkisi olan, cildi gençleştiren, enfeksiyon riskini azaltan, yüksek kolestrole ve kansere iyi gelen C vitamini; trunçgiller, maydanoz, patates ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. Günlük C vitamini ihtiyacı; 50 mgr’dir. Eğer böbrek taşınız varsa, yüksek dozda C vitamini almanız gerekir ancak bazı kan hastalıklarında bu oranda C vitamini önerilmez. Kan naklinden sonra oluşabilecek sarılıklarda da C vitamini kullanılmalıdır. Eksikliği; skorbüt denen diş eti hastalığına, depresyona, melankoli ve isteriye neden olabilir.
Vücudumuzda devamlı bir kimyasal olaylar zinciri süregelmektedir. Yediğimiz gıdaların sindirilmesi, kana karışması, çeşitli organlara gidip oraları beslemesi, atıkların oluşması, bunların toplanması, atılması. Birbiri ile sonsuz uyum içinde çalışan mükemmel bir fabrika gibi… Bu olaylar, çocukların büyümesini, büyüklerin sağlıklı yaşamasını sağlar. Bu düzenin sağlıklı devamı, dengeli bir beslenme ile gerçekleşir. Alınan dengeli oranlardaki protein, karbohidrat ve yağ içerikli besinler, birbiri ile birleştirilerek vücuda uygun hale getirilir. İşte bu birbiri ile birleştirme aşamasında vitaminler devreye girer. Temel maddelerin olduğu ortamda yardımcı olarak görev yaparlar. Pek çok kişinin yanlış bildiği şekilde vitaminler beslenmeyi sağlamaz; alınan besinlerin işlenmesine yardım eder. Yemek yaparken yemeğe lezzet katan tuz, biber gibi çeşni görevi görür.
Vitaminlerin de vücuttaki belli organlarda iş yükü paylaşımı söz konusudur. Örneğin B vitamini, siniri sistemi ve kan yapımında daha aktif görev görür. C vitamini, enfeksiyonlara direnci artırır. Konumuz olan D vitamini de ağırlıklı olarak iskelet sistemi; yani kemiklerin sağlığında ana görev görür.
D vitamini, yağda eriyen vitaminlerdendir. Suda eriyen vitaminlerde olduğu gibi fazlası vücuttan idrarla atılamaz; depolanır. Fazlasının kendine göre zararları vardır. Az tuz yemeğe lezzet katar; çok tuzlu yemeği ise yiyemezsiniz. Dengesi önemlidir.
Hayatın ilk 1 yılında, beslenme esas olarak anne sütüne bağımlıdır. Bebeğin hareketi ve direkt güneş ışınlarıyla karşılaşması da kısıtlı olduğu için bütün yük anne sütüne düşer. Anne sütündeki D vitamini ise bebeğin ihtiyacını karşılamada yetersiz kalır. Hele annenin kendisinde D vitamini eksikliği varsa, bu yetersizlik iyice belirginleşir. Bu nedenle de özellikle ilk 1 yaşta bebeğin günlük D vitamin ihtiyacı damla olarak eklenir. Kemik gelişiminin oldukça hızlı olduğu; henüz kıkırdak aşamasında olan iskeletin kemikleşmeye geçişi bu dönemlerdedir. Bu aşamada D vitamini eksikliği; kemiklerin yetersiz, eğri büğrü oluşmasına yol açar. Bütün iç organların yerleştiği kemik çatının bozuklukları içindeki bütün iç organları ve onların fonksiyonlarını etkiler. İlk 1 yaş boyunca ortalama günde 400 ünite kadar D vitamini desteği çok önemlidir.
Daha sonraki yaşlarda D vitamini vücutta kendi yapılır. Alınan gıdalardaki kolesterol ana madde olarak kullanılır, deriye ulaşan güneş ışınları bunları işler; böbrek ve karaciğerin de yardımı ile aktif D vitamini yapıp ihtiyacını karşılar. Ya yeterli ana madde oluşacak gıda alım yetersizliği ile ya da derinin direkt güneş ışığını yeterince alamaması sonucu ise D vitamini eksikliği gelişir. Yanlış yapılan diyetler, özellikle hanımların giyinme alışkanlıklarına bağlı vücudun yeterli güneş görmemesi sonucu her yaşta D vitamini eksikliği olabilir. Bizim ülkemizde de gerek kadınlarda, gerek erkeklerde D vitamini eksikliği sanıldığından çok daha fazladır. Bir Akdeniz ülkesi olan ülkemizdeki bol güneşten yeterince yararlanamıyoruz.
Başta dedim ki; D vitamini eksikliği , kemik ve iç organları etkileyen sorunlara yol açabilir. İşte solunum sistemi de bundan payını alıyor. Allerjik hastalıklarda da D vitamini ile ilişkiler bulunmuştur. Yapılan pek çok çalışmada, D vitamini eksikliği ve bunun derecesine bağlı olarak astım görülmekte veya şiddeti artmaktadır. Sadece astım değil, egzema, alerjik nezle gibi diğer alerjik hastalıkların da D vitamini eksikliği ile ilişkisi vardır. Sadece eksik olan D vitaminini tamamlamakla astım kontrolüne büyük katkılar sağlanabilir.
D vitamini, güneş ışınlarının çok yatık geldiği sabah erken veya akşam geç saatlerde üretilemez. Daha dik geldiği öğle civarındaki ışınlar daha etkilidir. Bunun için güneş altına yatıp uzanmak gerekmez. Kollar, bacaklar gibi açık olan vücut yüzeyleri de yeterli olabilir. Sadece D vitaminini değil; bütün vitaminleri doğal yollardan, gıdalardan almak en doğrusudur. Pek çok annenin yanlış alışkanlıkları olan hadi bir de vitamin verelim yaklaşımı doğru değildir. Neyse ki ilaç olarak verilen vitaminlere bağlı yüksek doz yan etkileri kolay kolay oluşmuyor. Yine de doktorunuza danışmadan çocuğunuza devamlı vitaminler, balık yağları, bitkisel diyerek zararsız olduğu sanılan ilaçları vermeyin.
Son yıllarda kanserojen etki riski ile güneş ışınlarından aşırı sakınmak da söz konusudur. Güneşten koruyucu kremler çok yaygın kullanılmaktadır. O zaman da D vitamini eksikliğine zemin hazırlamaktadır. Peki ne yapalım? Hem kanserojen ışınlardan korunun diyorsunuz, hem güneş ışınları faydalı diyorsunuz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da denge önemli. Hiçbir kısmını abartmadan; hem güneşlenelim, hem de aşırıya kaçmadan korunalım. Medyada gördüğümüz bazı kişiler gibi yaz boyu deniz kenarındaki şezlonga uzanıp yarı zenci kıvama gelene kadar karamak da doğru değil, ellerini kapatmak için eldiven , yüzünü kapatmak için peçe takacak kadar aşısı sakınmak da doğru değil.
Çocuklar, içlerinden gelen dürtülerle en doğruya ulaşır. Eskiden çocuklar sokaklarda daha doğrusu açık havada oynarken bu sorun bu kadar yoktu. Şimdi kapalı ortamda, bilgisayar ve benzeri elektronik oyunların başında, güneşle tanışmadan yaşadıkları için D vitamini eksikliği de çocuklar arasında çok yaygın görülmekte.
Benim önerim, en azından çocuklarımıza herhangi bir nedenle kan tahlili yaptırmak gerekirse, bir de kandan D vitamini düzeyi baktırıp, eksiklik varsa doktoruna danışarak tamamlanmasını sağlayın.
“GÜNEŞ GÖRMEYEN EVE DOKTOR GİRER” SÖZÜNÜN DEVASI “D VİTAMİNİ”
Dünya’daki insanların yüzde 50’si yeterli D vitamini taşımıyor. D Vitamini eksikliği, kemik hastalıklarının yanı sıra kalp hastalıklarından, alerjik hastalıklara, metabolizma hastalıklarından kansere kadar birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Bu eksikliğe dikkat çekmek isteyen “Dünya D Vitamini Komitesi”, Kasım ayını D Vitamini farkındalık ayı ilan etti.
Dünya D Vitamini Komitesi’nin 2007 yılında “Vitamin D Farkındalık Ayı” ilan ettiği Kasım ayında, D vitamini eksikliğinin zararlarına, bu vitaminin eksikliğinin vücudumuzda yarattığı rahatsızlıklara ve D vitamini eksikliğinin nasıl giderileceğine dair çok önemli bilgilerin farkında olmamız gerekiyor.
TÜRKİYE’NİN YÜZDE 70’İ D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ YAŞIYOR
D vitamini eksikliği çağımızın belası kanser hastalığının da sebeplerinden birisidir. Dünya genelinde yapılan araştırmalara göre, D vitamini eksikliğinde ilk sırada, yüzde 90 gibi büyük bir rakamla Kanada geliyor. Kanada’yı, yüzde 60’la Amerika ve yüzde 55 ile Avrupa ortalaması takip ediyor. Bazı araştırmaya göre, Türkiye’nin yüzde 70’i de D vitamini eksikliği yaşıyor.
KANSER VE METABOLİZMA HASTALIKLARININ SIRRI D VİTAMİNİ
Yaz aylarında D vitamini ihtiyacımızın yüzde 95’ini güneşten karşılayabiliyoruz. Sonbahar ve kış aylarında evden çıkma sıklığı azaldıkça D vitamini eksikliği baş gösteriyor. Son yapılan araştırmalar gösteriyor ki, D vitamini eksikliği sadece kemikleri etkilemiyor. Aynı zamanda alerjik rinit, alerjik astim, atopik dermait, sedef hastalığı gibi alerjik hastalıklar, kolon, bağırsak, pankreas, kadın üreme organları ile ilgili kanserler, metabolik sendrom, şişmanlık, tip II diyabet gibi metabolizmayla ilgili rahatsızlıklar ve hipertansiyon gibi kalp hastalıklarının, D vitamini eksikliğiyle olan ilişkisi de yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.
ÇOCUKLUK ÇAĞINDA D VİTAMİNİ ALIMINA DİKKAT
Çocukların erişkinlere göre D vitamini ihtiyacı daha fazladır. Kemikleri ve dişleri güçlendiren D vitamini çocukluk çağında yeterince alınmazsa bu eksiklik “Raşitizm” hastalığına yol açar.
Özelikle D Vitamini takviyesi alması gereken kişiler;
Küçük çocuklar,
Alerjisi olan çocuklar ve erişkinler,
Astımı olan çocuklar ve erişkinler,
Sürekli kemik ağrısı olan kişiler,
Güneş görmeyen, kapalı alanda yaşayan ve çalışan kişiler,
Bağırsaklarında yağ emilimi sıkıntılı olan kişiler,
Karaciğer hastalığı olan kişiler,
Böbrek hastalığı olan kişiler,
Kemik erimesi olan kişiler,
50 yaşın üzerindeki kişiler,
Gebeler ve emziren anneler,
D Vitamini Eksikliği Olmaması İçin Yapılması Gerekenler;
Yaz mevsiminde mümkün olduğunca D vitamini depolamak,
Deride D vitamini sentezleyen ışınların en dik saatlerinde direkt deriye temas etmesini sağlamak,
Deriden güneş ışınlarını, pencere, araba camı ve giysiler engellediği için, her gün saat 11: 00 ile 15: 00 arasında, 20 -25 dakika dışarıda kremsiz yüz ve ellerin güneş görmesini sağlayarak geçirmek,
Vitamin D açısından zengin, somon, sardalya, uskumru, ringo, lüfer, ton balığı gibi yağlı balıklar tüketmek,
Vitamin D takviyeleri almak,
D vitamini eksikliği yaşayıp yaşamadığınızı en az yılda bir kez test ettirmek,
Güneş ışığının sağlık üzerine olumlu etkileri ilk kez 1970'lerde tüberküloz ile savaş sırasında güneşe çıkan hastalarda hastalığın daha kolay yenildiğinin görülmesi üzerine fark edilmiştir. Araştırmalar güneş ışığının tüberküloza etkisinin ciltte üretilen D vitamini sayesinde gerçekleştiği göstermiştir. Günümüzde birçok araştırmacı D vitaminini Güneş Işığı Vitamini olarak da adlandırmaktadır. D-VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ SALGIN HALİNDE YAYILIYOR ! Dünya'da görülme sıklığı %30-50 olarak bildirilen D vitamini eksikliği oranı, ülkemizde güneşin en çok kendini gösterdiği bölge olmasına rağmen Ege bölgesinde (Hekimsoy ; 2010) %75 olarak bildirilmiştir. ŞEHİR ÇOCUKLARI D-VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ AÇISINDAN RİSK ALTINDA ! D-vitamininin en önemli kaynağı güneş ışığı (Ultraviole-UVB) etkisiyle deride üretilen D vitaminidir. Gıdalarda D vitamini çok az miktarda vardır. Kış aylarını genellikle kapalı alanlarda; okul, kreş ve evlerde geçiren çocuklar kışın neredeyse hiç güneş ışığı görmemektedir. Güneşe çıkılsa bile şehirlerde yaşayan çocuklarda atmosferdeki ozon deride D vitamini sentezini azaltmaktadır. D VİTAMİNİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİYOR ! Güneş girmeyen eve doktor girer özlü sözünü desteklercesine çocuklarda astımdan diyabete birçok kronik hastalığın görülme sıklığı gittikçe artmaktadır. Kemikleri güçlendirici etkilerinin yanı sıra; D vitamini bağışıklık sistemindeki hücrelerin enfeksiyonla savaş sırasında daha aktif olmasını sağlamaktadır. D VİTAMİNİ ÇOCUKLARDA ALERJİK ASTIMI AZALTIYOR ! D vitaminin solunum yolunda iltihabı azaltıcı etkileri vardır. Bu nedenle D vitamini eksikliği olan toplumlarda astım ataklarının görülme sıklığı ve ağırlığı artmaktadır. Güneşin ısıtan ancak yakmayan ışıklarını görmeye başladığımız ilkbahar aylarında alerjik bronşit/astım hastalığı olan çocukların 11:00 öncesi ve 16:00 sonrası saatlerde günde 2 kere güneş koruyucu kullanmadan, kollar ve bacaklar çıplak olarak 30 dakikayı geçmeyecek şekilde açık havaya çıkarılması D vitamini eksikliğini önleyerek güçlü bir bağışıklık sistemi ile kışa hazırlanmalarına katkıda bulunacaktır. KIŞ AYLARINDA TÜM ÇOCUKLAR D-VİTAMİNİ TAKVİYESİ ALMALIDIR! Buna ek olarak 0-18 yaş arası tüm çocukların; özellikle astımlı çocukların; en azından kış aylarında rutin ek D vitamini almalarının sağlanması gerekir. Mutlaka doktor önerisiyle alınması gereken D vitaminin fazlasının zarar olabileceği, vücutta birikim yapabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.