Etiket: D Vitamini

  • Kışa girerken d vitamini eksikliği

    D vitamini; yağda eriyen vitaminler arasında yer almakta olup aynı zamanda VÜCUTTA SENTEZLENİP DEPOLANABILEN BİR HORMONDUR.

    Kaynakları bakımından farklı, fakat yapı ve oluşumları bakımından birbirine benzeyen 2 türlü D vitamini vardır. Bitkiler içinde bulunan, bir ön vitamin olan VE ciltte toplanan D2 VİTAMİNİ VE Vücutta sentezlenen Hayvansal kaynaklı besinler içinde de alınabilen ( BALIKLAR; ÖZELLIKLE SOMON BALIĞI, SARDALYA VE YUMURTA SARISI, DANA KARACİĞERİ) D3 VİTAMİNİDİR. SANILANIN AKSİNE Süt D vitamini içeriği yönünden zengin değildir

    Son yıllarda, D vitamini eksikliği ve yetersizliğinin, yaygın kanserler, KALP VE DAMAR HASTALIKLARI, OBEZİTE, , ENFEKSİYONLARA EĞİLİMİN ARTMASI,SIK GRİP VE BENZERİ SOLUNUM YOLU HASTALIĞINA YAKALANILMASI, OTOIMMUN DEDİĞİMİZ VÜCUDUN KENDİ KENDİNE YARATTIĞI İLTİHABİ HASTALIKLAR dahil olduğu bir çok kronik hastalıklar İLE İLİŞKİLİİ OLDUGU bulunmuştur. Aynı zamanda D vitamini eksikliği osteoporoz, ( KEMİK ERİMESİ) düşme ve kırıklar için bir risk faktörüdür.

    D VİTAMİNİ İÇİN EN ÖNEMLİ KAYNAK GÜNEŞ IŞIGIDIR. Haftada en az 2 kez saat 10:00 ile 15:00 arasında yüz , kolların VE AYAK BİLEĞİNDEN DİZLERE KADAR BACAKLARIN güneş koruyucu sürülmeden 20-30 dakika direkt (arada cam,tül olmadan) gün ışığına maruz bırakılması vücut için en önemli d vitamini kaynağıdır.

    D vitamini eksikliğinin BELİRTİLERİ: Halsizlik, Yorgunluk, saç dökülmesi, Depresyon eğilimi, Vücutta kramplar, YAYGIN KEMİK VE EKLEM AĞRILARI, TERLEME (ÖZELLİKLE BAŞ VE ENSEDE) VÜCUTTA UYUŞMA ve karıncalanma hissi , kilo alma, yüksek tansiyon, baş ağrısı, konsantrasyon eksikliği, kabızlık veya ishal gibi sindirim SİSTEMİ sorunlarI GİBİ birçok şikayete yol açabilir.

    Peki kimler d vitamini eksliği için risk grubundadır;

    yaşlılar, 0-24 ay çocuklar, doğurganlık çağındaki kadınlar, gebe ve emziren kadınlar , Koyu renk cilt rengine sahip olanlar ve yetersiz güneş ışığı alan erişkinler, Yaz aylarında güneş koruyucularını sık kullanan kişiler, kronik karaciğer ve böbrek rahatsızlığı olanlar, barsaklarda emilim kusuru olan hastalar ( sık sık uzun süreli ishal olanlar, çöliak hastalığı olanlar) obezite tedavisinde uygulanan gastrik- bypass ameliyatları sonrasında ve obezite tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, , Mide veya barsakların bir kısmı alınan kişilerr, uzun süre kortizon kullananan kişi,ler, epilepsi (sara hastalığı) tedavisi nde kullanılan bazı ilaçlar, Düşme öyküsü olan yaşlı yetişkinler ve huzurevlerinde kalan yaşlılar, herhangi bir travma olmadan kırık öyküsü olan yaşlı yetişkinler RİSK GRUBUNDADIR.

  • Bağışıklığın mucize formülü

    Bir sıcak bir soğuk kararsız havaların hastalıklara davetiye çıkarabildiği bahar mevsimiyle birlikte bağışıklığı güçlendirmenin en iyi formülü D vitamini deposu güneş..Bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve buna bağlı olarak çok ağır hastalıklara yol açan D vitamini yetersizliğinin en iyi ilacını güneş ışınları. Yağ içerisinde depolanan vitaminlerden birisi olan D vitamini, hücre büyümesi, kemik ve kas gelişiminde, kalsiyum emilimi, iltihaplı hastalıklarla mücadelede ve bağışıklık sisteminde çok önemli rol oynar.

    D vitamini, kalsiyum ve fosforun bağırsaklardan emilimini sağlar. D vitamini aynı zamanda parathormonun (paratiroid bezleri tarafından salgılanan, kandaki kalsiyum seviyelerinin en önemli düzenleyicisi)salınımını önler. Yine D vitamini birçok hastalık ve kanser türüne karşı koruyucu etkilere sahiptir.

    D vitamin için en iyi ve doğal kaynak güneştir. D vitamininden faydalanabilmek için derinin güneşte 15-30 dakika kadar durması gerekir. Güneş ışınları deri üzerindeki yağları harekete geçirerek daha sonra vücutta emilebilen formda olan vitamini üretir.

    Bahar mevsimindeki kararsız havalar, soğuk algınlığı başta olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkarır. Bu dönemde bağışıklık sistemini güçlü tutmanın en iyi yolu güneşten geçer.

    D vitamini eksikliği hastalıklara yakalanma riskini artırır.Zayıf bünyelerde düşük bir bağışıklığa, kas ve kemiklerde gelişim geriliklerine, saç ve tırnak soruları ile kanser gibi ciddi bir rahatsızlıklara da sebep olan D vitamini yetersizliği kalp krizi ve böbrek taşının da sebepleri arasındadır.

    Genel olarak D vitamini yetersizliği; metabolizmada kemik ve iskelet sistemi rahatsızlıkları olarak kendini gösterir. Özellikle bebeklerde ve çocuklarda görülen bir beslenme yetersizliği hastalığı olan “Rikets” ve onun erişkinlerdeki şekli olan osteomalasi (Kemiklerin yumuşaması ile karekterize bir hastalık) D vitamin eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

    D Vitamini bazı kanserlerin, kalp ve diyabet hastalığının gelişimini önler. Tansiyonu dengeler. Depresyondan korur.

    Günlük D vitamin ihtiyacı kadınlarda ve erkeklerde 15 mcg/gündür. En iyi D vitamini kaynağı ise güneş ile D vitamin içeren hayvansal besinlerdir.

    Deniz ürünleri de D vitamin deposudur. Özellikle somon, uskumru, ringa, ton balığı, karides, istiridye, yumurta sarısı, süt ve süt ürünleri, yogurt, peynir, tereyağı, balıkyağı karaciğer D vitamin içeren besinlerdir.

    D vitamininin fazla miktarlarda alınmasının ise metabolizmada toksik etkiye yol açarak, dönüşümü olmayan problemlere sebep olabileceği unutulmamalıdır.

  • İlaç kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalar!

    İlaç kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalar!

    Doktora danışmadan, kullanım sebebi, ozu ve süresi hakkında doğru bilgiye sahip olmadan kullanılan ilaçların fayda yerine değişik derecelerde zarar getirebileceğini hatırda tutmak gerekir.
    Bununla ilgili halk arasında, doktora önerisi olmaksızın en sık kullanılan ilaçların yolaçabileceği sorunları özetlemeye çalıştım

    1. Anti romatizmal ağrı kesici ilaçlar: Bu ilaçlar kas eklem ağrılarında baş ağrılarında ya da vücudun herhangi bir yerinde oluşan ağrıda , doku hasarlanmalarında bazen de ateş yüksekliği durumlarında doktor önerisi olmadan da kullanılabilmektedir. Ancak bu ilaçların hastanın eşlik eden hastalıklarını bilerek bu ilaçların kullanılıp kullanılmayacağına karar vermek gerekir. Aksi halde tansiyonda öngörülmeyen yükselmeler, böbrek fonksiyonlarında bozulma, mide de erozyon , gastrit, ülser gibi sorunlara yol açabilir.

    2. gripal ilaçlar : Grip semptomlarının giderilmesi iyileşme sürecinin hızlandırılması için bu ilaçlar çoğu zaman doktora danışılmadan da kullanılabiliyor . Bazı yan etkileri risk oluşturabilir ; çarpıntı, baş ağrısı, sersemlik, uyku hali , dikkat bozulması, tansiyon yüksekliği

    3. Antibiyotikler. Kesinlikle doktor önerisi ile kullanılması gerekir. İhtiyaç yokken kullanılması, dozun ve sürenin uygun olması durumlarında, vücudun doğal , faydalı bakteri florasının bozulması, bakterilerin direnç kazanması, antibiyotik ishallerinin ortaya çıkması, alerjik reaksiyonlar gibi sonlanmalar olabilir.

    4. Mide ilaçları : Özellikle proton pompası inhibitörü denilen ilaçların , önerilen süreden daha uzun ve bazen de önerilmeden yıllarca mide koruyucusu adı altında kullanıldığı görülmektedir. Gerektiği zaman gerektiği dozda ve sürede doktor önerisi ile kullanılmalıdır. Aksi halde midenin bakteri öldürme özelliği bloke edilmiş olur , sindirim sistemi ve solunum sistemi infeksiyonları daha sık görülür. Bazı vitamin ve minarellerin emilimi için asidik mide ortamı gereklidir. Bu ilaçlar ile asit ortam uzun süre bloke edildiği için emilim noksanlıkları ortaya çıkar. Ayrıca kemik erimesi ve böbrek yetmezliğini de hızlandırdıkları rapor edilmektedir.

    5. Anti demans ilaçları : Bu ilaçlar nörolog tarafından , uygun hastalara kullanılırsa bilişsel aktivitelerde artışa yol açtığı bilinmektedir. Ancak bazen bilinçte azalma olmadan , demans olmamak için yada demans oldu zannı ile veya çok ileri demans hastalarında beklki faydası olur düşüncesi ile doktor olmayan kişilerin önerisiyle kullanılmaktadır. Bu gibi durumlarda ilaçların zararı faydasından daha fazla olmaktadır. Kardiyak etkileri nedeniyle kalp atışı üzerinde vagotonik etkiler (bradikardi gibi) oluşturabilir. Bu etkinin görülme potansiyeli “hasta sinüs sendromu”, sinoatrial veya atrioventriküler blok gibi diğer supraventriküler kardiyak iletim bozukluğu durumları bulunan hastalar için özellikle önemli olabilir. Senkop ve konvülsiyonlara yol açabilirler. İdrar kaçaklarına , inkontinansa yol açabilirler . Parkinson hastalığını düşündüren ekstrapiramidal belirtileri indükleme veya artırma potansiyeli vardır. Diyare ,bulantı , iştahsızlık, baş ağrısı yapabilirler.

    6. Antiviral ilaçlar: Uygun endikasyonda doktor tarafından kullanıldığında çok faydalıdır. Ancak uygunsuz kullanımları risklidir. En fazla uygunsuz kullanım gripin arttığı dönemlerde doktor onayı olmadan kullanılmasıdır. Bu ilaçlara bağlı da karaciğer fonksiyonlarının bozulması bulantı kusma, ciltte reaksiyonlar bildirilmektedir.

    7. D vitamini : Son yıllarda bilinçsizce kullanıldığına şahit olunmaktadır. En sık yapılan hata doktor önerisi olmadan, kandaki d vitamini düzeyini bilmeden yüksek dozda d vitamini kullanılasıdır. Kan düzeyi bilinmeden d vitamini ampül kullanılmaktadır ve peşpeşe birkaç tane kullanılabilmektedir. D vitamni zehirlenmesine yol açabilir, kalsiyum yüksekliği krizleri ortaya çıkabilir. D vitamini gerçekten eksik ise d vitamini ampüller ayda 1 defadan dafa fazla olmamak üzere 2 ve 3 ampül kullanılabilir. O da doktor önerisi ile olmalıdır. D vitamini seviyesi zaten normal ise risk gruplarında düşük doz idame tedavisi yapılabilir . Günde en fazla 1000 Ünite kadar kullanılması önerilir.

    8. Antidepressan ilaçlar. Doktor önerisi olmadan yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu ilaçlar kullanılırken doktor eşlik eden başka hastalık olup olmadığını sorgulamakta ve gerekli ise hasta için uygun olanı reçete etmektedir. Bu ilaçlara bağlı da cilt reaksiyonları, dikkat dağınıklığı, kalpte ritim düzensizliği, istemsiz kas hareketleri bildirilmektedir. Bazen de birkaç tane bu grup ilaç birlikte kullanılmaktadır . Bu durumda da vücutta aşırı seratonin salınımına bağlı yüksek ateş, aşırı huzursuzluk, zihin bulanıklığı, titreme ve ani kas kasılması ile seyreden serotonin sendromu adı verilen ciddi bir yan etki ortaya çıkabilir.

    9. Kolesterol düşürücü ilaçlar. Yerinde ve zamanında kullanıldığı zaman kalp krizi riskini önemli oranda azaltmaktadır. Ancak bu ilaçların da bazı yan etkileri olduğunu hatırda tutmak gerekir. Kullanmak için konusunun uzmanı doktor tarafından önerilmedi ise bu ilaçların bireylerin kendi başına kullanmaması gerekir. Kas güçsüzlüğü, karaciğer fonksiyonlarında bozulma ve nadiren kas ermesi gibi yan etkileri vardır. Tiroid tembelliği olan kişilerde bu ialçaların yan etkileri daha fazla görülmektedir.

  • D vitamini ve sağlımız

    D vitamini ve sağlımız

    D vitamini, hormon benzeri fonksiyonları olan bir grup yağda çözünen vitamindir. Türkiye bol güneş ışığına sahip coğrafi bir konumda olmasına rağmen, gebe kadınlar, bebekler, çocuklar ve yetişkinlerde D vitamini eksikliği gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Özellikle kış aylarında güneşten az faydalandığımız için D vitamini sentezi hemen hemen hiç olmamaktadır.

    Bu nedenle D vitamini eksikliği bir hastalık göstergesi olacağı gibi, yetersizliğiyle birlikte bir çok sağlık sorunları da ortaya çıkmaktadır. Diyetisyen Selvi Pamukçu ile hazırladığımız ve siz değerli okuyucularımızın ilgiyle okuyabileceği bu makalenin dikkat çekeceğini umuyorum.

    D Vitamininin Vücuttaki Sentezi

    Bitkisel ve hayvansal kaynaklı olarak alınan D vitamini öncülleri deride ve vücutta sentez edilir. D vitamini iki şekilde oluşur.

    Deride güneş ışığı yardımı ile;

    Yeterli D vitamini alımı günde 20 dakika boyunca kol, bacak ve yüzün ışığa maruz kalması yeterli olabilir. D vitamini

    Tüm D vitamini yapımının yüzde 80’i deride olur,

    Geri kalanın yüzde 20’si ise diyetle bitkisel kaynaklardan ergokalsiferol (D2 vitamini) ve hayvansal kaynaklardan kolekalsiferol (D3 vitamini) alınır

    2. Diyetle besinlerden vitamin D2 ve vitamin D3 alınmasıyla ;

    Hayvansal besinlerden alınan kolekalsiferol(D3) ile bitkisel besinlerden alınan ergokalsiferol (D2), ince bağırsaklardan emilir. Emilen D Vitamini Karaciğerde metabolize olur. D Vitamininin fazlası Karaciğer, yağ ve kas dokularında depolanır. Vitamin D’nin bir kısmı, karaciğerde 25-hidroksikolekalsiferole [25(OH)D3] veya 25-hidroksiergokalsiferole [25(OH)D2]’ye çevrilir. D Vitamininin depolanmayan önemli bir kısmı 25(OH)D3’e dönüşerek kana geçerse de az bir kısmı karaciğerde işlenerek safra yoluyla bağırsağa taşınır ve ince bağırsaktan tekrar emilir(enterohepatik dolaşım). Plazmada bulunan 25(OH)D3 veya 25(OH)D2, böbrek hücrelerine gelir ve hidroksilaz enziminin etkisiyle hücre içinde 1.25(OH)2D3 veya 1.25(OH)2D2’ye dönüşerek aktif D Vitamini Metabolitini oluşturur.

    D vitaminin vücuttaki rolü

    D vitamini bağırsaktan kalsiyum ve fosfor emilimini kolaylaştırıp, böbreklerden fosfor geri emilimini uyararak kemik mineral metabolizmasını doğrudan etkilemektedir.

    İskelet sistemi ve D vitamini ; Eksikliği ile iskelet sisteminde belirtilerle ortaya çıkan hastalıklar raşitizm ve osteomalasidır. Raşitizm, özellikle süt çocuklarında ve ilk yaşlarda çok görülür. Raşitizmde kemikler yumuşar ve kolay bükülür hal alır. Bacaklarda X veya O biçimi çarpıklıklar olur. Osteomalasi ise yetişkinlerde yaygın olarak görülür ve kemikler daha yumuşaktır. Vücutta kalsiyum emilimi ve kemik mineral yoğunluğu düşüktür. Sık doğum yapan, yetersiz ve dengesiz beslenen, güneşten yararlanamayan kişilerde risk artar.

    Diyabet ve D vitamini ; D vitamini pankreastan insülin salgılayan beta hücrelerini uyararak insülin salınımını arttırır. Serum 25-OH-D ile insülin duyarlılığı arasında pozitif ilişki gözlenmiştir. Ayrıca D vitamini yangısal madde üretimi ve lenfosit çoğalmasını azaltarak Tip 1 diyabet oluşuma riskini ve özellikle açlık kan şekerini düşürdüğü gözlenmiştir.

    Obezite ve D vitamini; Vitamin D eksikliği deri altında yağ birikimini artırabilir. Obezitede yağ dokusu arttığı için D vitamini bu dokuda daha fazla depolanmaktadır.

    Ortak genetik ve çevresel ortamlarda gelişen, bel çevresi kalınlığı, yüksek tansiyon, kan yağlarında bozukluk, kan şekeri yüksekliği ile karakterize bir kardiyometabolik risk faktörleri olarak tanımlanan metabolik sendroma bağlı olan D vitamini eksikliğinin dünyada populasyonu yüzde 30- 60 olarak görülmektedir.

    D vitamini alımı, BKİ (Beden Kitle İndeksi )’ni azaltır ve birlikte kan basıncını düzenleyerek tansiyonu dengeleyebilir. Ayrıca D Vitamini bazı kanserlerin (meme, prostat, kolon rektum kanseri) otoimmün hastalıkların, kalp hastalıklarının gelişimini önler.

    D vitaminin eksikliği riski taşıyan grupları şu şekilde sıralayabiliriz

    Hamile ve emziren kadınlar

    Bebekler ve <5 yaşındaki çocuklar

    <65 yaş üzeri insanla

    Güneşten az yararlananlar veya kapalı ortamda çalışanlar

    Koyu cilt yapısına sahip olanlar(Afrika ve Güney Asya kökenli gibi)

    Ayrıca eksikliğinin nedenlerine baktığımızda diyetle yetersiz D vitamini alımı olanlarda, obezite (şişmanlık), yağ emilimi bozukluğu yapan hastalıklarda (kistik fibrozis, çölyak, whipple, crohn hastalıkları), katabolizmayı arttıran ilaçlar (glukokortikoidler) kullananlarda, karaciğer yetmezliği, nefrotik sendrom, kronik böbrek yetmezliği, genetik hastalıkları (vitamin D bağımlı rikets tip 1-2-3), hipertroidizmi olan kişilerde ve anne sütü kullanan bebeklerde bu vitaminin eksikliği bulgularına çok sık rastlanmaktadır.

    Serum D vitamini düzeyleri

    Kişide vitamin D düzeyini değerlendirmek için genellikle serum 25- Hidroksi vitamin D (25-OH D) ölçümü yapılır.

    25(OH)D düzeyi; 20 ng/ml D’den düşük ise D vitamini eksikliği,
    21 ile 29 ng/ml arasında ise D vitamini yetersizliği,
    30 ile 80 ng/ml arasında ise normal D vitamini düzeyi,
    80 ng/ml’den yüksek ise yüksek D vitamini düzeyi,
    150 ng/ml’den yüksek ise D vitamini intoksikasyonu olarak belirlenmiştir.

    D Vitamini kaynakları

    Bu vtaminin yoğun olduğu diyetlerle, bitkilerde bulunan ergokalsiferol (D2 vitamini) ve hayvan dokularında bulunan kolekalsiferol (vitamin D3) şeklinde alınabilmektedir. Aşağıdaki tabloda gördüğümüz üzere asıl D vitamini, kaynağı Güneş ışığı olup besinlerde ise en fazla sırasıyla derin yağlı su balıklarında (somon, sardalya, uskumru, ton balığı), morina balığı ciğeri ve yumurta sarısında bulunmaktadır.

    D Vitamini

    Doğal Kaynaklar

    Morina karaciğer yağı ∼400–1,000 IU/çay kaşığı vitamin D3
    Somon ∼600–1,000 IU/100 gr vitamin D3
    Sardalya ∼300 IU/100 gr vitamin D3
    Uskumru ∼250 IU/100 gr vitamin D3
    Ton balığı 236 IU/100 gr vitamin D3
    Shiitake mantarları ∼100 IU/100 gr vitamin D2
    Yumurta sarısı ∼20 IU/yumurta sarısı vitamin D3 /D2

    D Vitamini eksikliği önleme ve tedavi yaklaşımı

    Bu önemli vitaminin eksikliğini önlemek için, Endokrin Topluluğu kendi uygulama rehberlerinde bebeklerde ilk bir yıl için günlük 400-1000 IU (2000 IU’ye kadar güvenli), 1-18 yaş arasındaki çocuk ve ergenler için günlük 600-1000 IU (4000 IU’ye kadar güvenli), 18 yaş üzeri erişkinler için ise günlük 1500-2000 IU (10,000 IU’ye kadar güvenli) vitamin desteği önermektedir.

    Ülkemizde ve dünyada bu vitaminin yetersizliği yaygın olarak görülmektedir. Bu durumun kısıtlı güneş ışığına maruz kalma ve diyetsel faktörlerle ilişkili olacağı düşünülerek, kişilere vücudun ihtiyacını karşılamak için uygun beslenme kaynaklarından yeterli D vitamini alımı sağlanmalı ve takviyesi yapılmasının uygun olacağı görüşündeyiz.

    Her gün 30 dk kadar baş, yüz, el, kol ayak ve bacakların güneş ışınlarıyla doğrudan temas ettirilmesi ile birlikte yeterli ve dengeli beslenme çerçevesinde her gün 1 yumurta, 2 su bardağı tam yağlı süt yada ürünleri, haftada 1-2 yağlı balık tüketilmesiyle yetişkin insanlar D vitamini ihtiyacını karşılayabilmektedir.Bu koşulları sağlayamayanlara doktor kontrolünde ek D vitamini verilmesi gerekir.

    Referanslar;

    Fatma Uçar1, Mine Yavuz Taşlıpınar1, Ayşe Özden Soydaş1, Nurgül Özcan. Ankara Etlik İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesine Başvuran Hastalarda 25-OH Vitamin D Düzeyleri. Eur J Basic Med Sci 2012;2(1):12-15

    Belkız Öngen Ceyda Kabaroglu Zuhal Parıldar. D Vitamini’nin Biyokimyasal ve Laboratuvar De¤erlendirmesi. Türk Klinik Biyokimya Derg 2008; 6(1): 23-31

    Laird E, McNulty H, Ward M et al. Vitamin D deficiency is associated with inflammation in older Irish adults. J Clin Endocrinol Metab. February 2014.

  • Steroide bağlı osteoporoz

    İnflamatuar artritler veya diğer sağlık problemleri nedeniyle, üç aydan uzun süreli steroid kullanımı, kemik yoğunluğunda azalmaya; bu da zamanla osteoporoz gelişmesine neden olur. Aslında steroid kullanırken de osteoporozdan korunmak mümkündür. Amerikan Romatizma Cemiyeti, steroid kullanan herkesin, günlük en az 1200-1500mg kalsiyum ve 800-1000 IU D-vitamini kullanmasını önermektedir. Doktorunuz kanda vitamin D düzeyinizi ölçerek, almanız gereken D vitamini miktarını belirleyebilir. D vitamini almadan yalnız kalsiyum almak, faydalı değildir; mutlaka birlikte kullanılmalıdır.

    Kemik yoğunluğu; osteoporoz düzeyinde olan kişilere (T skoru -2,5’den az), günlük kalsiyum ve D vitamini takviyesinin yansıra, yeni kemik oluşumunu artıran ilaçlar da önerilir. İlk planda kullanılacak bifosfonat grubu (alendronat, risendronat, zolendronik asit) ilaçlardır. Sadece bu ilaçları kullanıp, kalsiyum ve D vitamini alınmadığında da tedavi yetersiz kalır, üstelik kalsiyum eksikliğine bağlı kas krampları gibi diğer sorunlar eklenir. Bu nedenle osteoporoz amacıyla reçete edilmiş bu ilaçların, günlük kalsiyum ve D vitamini takviyesiyle alınmasına özen gösterilmelidir.

    Kemik dansitesi osteopenik düzeyde (T skoru: -1 ila -2,5 arasında) olup, uzun süreli steroid kullanacak hastaların da, günlük kalsiyum ve D vitamini takviyesinin yanı sıra, bifosfonat grubu osteoporoz ilaçlarını kullanması önerilir.

    Bifosfonat grubu osteoporoz ilaçlarının yetersiz kaldığı hastalarda; teriparatide kullanılabilir. Bu ilacın steroide bağlı osteoporozda kullanımı onaylanmıştır. Osteoporoz ilaçlarının hiç birinin gebelik ve emzirme döneminde kullanılması önerilmemektedir.

    Unutmayın, osteoporozdan korunmada, ağırlık binen egzersizlerin (yürüyüş gibi) önemi büyüktür.

  • D vitamini hakkında ne bilmeliyim? D vitamini ve kanser

    D vitamini hakkında ne bilmeliyim? D vitamini ve kanser

    D vitamininin güçlü ve sağlıklı kemikler için olmazsa olmaz olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Ancak D vitamini son dönemlerde kanser, diyabet, kalp hastalıkları gibi bir dizi hastalıkla da sıkça ilişkilendirilmektedir. D vitamininin bu hastalıklardan koruyucu etkisi üzerine birçok çalışma yapılmakta ve sunulmaktadır. Ancak bu çalışmalar birbirleriyle çelişkili sonuçlar vermekte ve bu konuda kafa karışıklıklarına neden olmaktadır. Bu yüzden bu yazımızda D vitamini ve kanserden korunmadaki etkisine dair kanıta dayalı, güvenilir bilgileri sizlerle buluşturmak istedik.

    D vitamini nedir, görevleri nelerdir?

    D vitamini; bağırsaklardan kalsiyum ve fosfat minerallerinin emilimini artırarak, kemiklerde gerekli mineralleşmeyi sağlayan ve kemiklerin büyümesi, güçlenmesi, yeniden şekillenmesi için gerekli olan bir vitamindir. Kuvvetli kemik ve dişler için olmazsa olmaz bir bileşiktir. Eğer yeterli D vitamini olmazsa, kemikler ince ve kırılgan olur, şekil bozuklukları görülür. D vitamini bunun yanında bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, hücre büyümesini düzenler, vücudu kas zayıflığına karşı korur, yangıyı (iltihab) azaltır. Ayrıca kalp atışının düzenlenmesi, tiroit fonksiyonları ve normal kan pıhtılaşması için de gereklidir.

    D vitamini kaynakları nelerdir?

    İnsanlar D vitaminini güneşe maruziyet ile kendi ciltlerinde üretebilir, bunun yanında bazı besinlerden veya vitamin takviyelerinden alabilir. Güneşten gelen ultraviyole ışınları cilde çarptığında D vitamini sentezini tetikler. Günlük D vitamini gereksinimi; genel olarak kollar, bacaklar ve yüzün 20-30 dakika gün ışığına maruz kalmasıyla karşılanabilse de, gerekli güneş ışığı miktarı; günün ve yılın hangi zamanında olunduğu, kişini yaşı, deri rengi, bulunduğu yer, kıyafeti, güneş koruyucu krem kullanıp kullanmaması ve varsa diğer tıbbi sorunlarına göre değişir. Güneş iyi bir D vitamini kaynağı olmasının yanında, yaydığı Ultraviyole ışınlarıyla hem cilt yanıklarına neden olmakta hem de cilt kanseri için ciddi bir risk oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalar cilt kanserinden korunmak için güvenli güneş ışığı miktarını henüz belirleyememiştir. Fakat güneş ışığına maruziyetin kısıtlı olması, özellikle güneş ışınlarının en dik açılarla geldiği öğle saatlerinde ve yaz aylarda dikkatli olunması gerekmektedir.

    D vitamini doğal olarak birçok gıdada bulunur. Morina balığı karaciğeri yağı, sardalye ve somon gibi yağlı balıklarda yüksek miktarda; yeşil yapraklı sebzeler ve yumurta sarısında da az miktarda D vitamini mevcuttur. Bazı ülkelerde süt ve süt ürünleri, ekmek, tahıllar D vitamini ile zenginleştirilmektedir, ancak ülkemizde henüz böyle bir uygulama yoktur.

    Güneşe maruziyet, yiyecekler, vitamin takviyeleriyle elde edilen D vitamini, aktif hale gelmek için vücutta 2 yerde hidroksilasyon denilen işleme uğramalıdır. Bunlardan ilki karaciğerde, diğeri böbrekte gerçekleşmektedir. Dolayısıyla bu organlarda oluşan problemlerde de aktif D vitamini miktarı etkilenmektedir. Tıp Enstitüsü’nün (İnstute of Medicine) önerilerine göre yetişkinler için günlük gerekli D vitamini miktarı 600 IU (uluslar arası birim) iken, bu miktar 70 yaş üzeri için 800’dür. D vitaminin aşırı miktarda alımı ise, yan etkilere neden olabilir. Bu yüzden hiç kimse günlük 4000 IU’i aşmamalıdır.

    D vitamini nasıl etki eder?

    Yapılan laboratuar çalışmalarında; D vitamininin kanserden korunmadaki rolü üzerine güçlü biyolojik kanıtlar elde edilmiştir. D vitamini; hücre büyümesi ve yangının sınırlanmasını düzenleyen, kanser hücrelerinin yayılmasına izin veren sinyal moleküllerini azaltan bazı genleri engelleyebilir veya aktive edebilir. D vitaminin bu süreçlerdeki rolü, araştırmaların son derece aktif bir alanıdır.

    D vitamininin kanserden koruduğu düşüncesi ilk nereden gelmiştir?

    İlk olarak, ABD’de bölgelere göre çizilen kanserden ölüm oranları haritasında; güneşe maruziyetin az olduğu kuzey eyaletlerinde bazı kanser türlerinin anlamlı derecede daha fazla, güney eyaletlerinde daha az olması D vitaminin bazı kanser türlerinden korunmada etkili olduğu fikrinin doğmasına neden olmuştur. Çünkü güneş, D vitaminin ana kaynağını oluşturmaktadır. Ancak elbette ülkenin farklı bölgeleri arasındaki bu fark, o bölgelerde yaşayan insanlar arasındaki başka farklılıklardan da kaynaklanıyor olabilir. Bu yüzden bu konuyu araştırmak için çalışmalar başlatılmıştır.

    Şimdiye dek D vitamini ile kanserden korunma arasında en güçlü ilişki, kalınbağırsak kanserinde görülmüştür. Birçok çalışmada kanda D vitamini seviyesi yüksek olanlarda, düşük olanlara kıyasla kalınbağırsak kanseri riski anlamlı derecede düşük bulunmuştur. 50 yaş üzeri kolonoskopi uygulanan 3121 kişi üzerinde yapılan bir çalışmada, günlük yüksek miktarda D vitamini alanlarda (>645 IU) kanserleşme ihtimali yüksek kanser öncüsü lezyonlar anlamlı derecede daha az görülmüştür. 10 ayrı Avrupa ülkesinden katılımcılarla yapılan bir başka kapsamlı çalışmada da, güçlü bir ilişki gözlenmiş ve teşhis öncesi kan D vitamini düzeyleri yüksek olanlarda kalınbağırsak kanseri riski daha düşük bulunmuştur. Menopoz sonrası 1179 kadın üzerinde yapılan bir çalışmada da, günlük kalsiyum (1400–1500 mg) ve D vitamini (1100 IU) desteği alanlarda 4 yılda kanser gelişme oranları anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur. 16000 katılımcı ile yapılan bir başka çalışmada ise, D vitamini durumuyla genel olarak ölüm oranları arasında ilişki bulunmazken, kalınbağırsak kanserinde ölüm oranları yine kan D vitamini düzeyleri yüksek olanlarda daha az görülmüştür. Ancak yaklaşık 36bin menopoz sonrası kadın üzerinde yapılan bir çalışmada; kadınlar bir gruba düzenli olarak günlük 400 IU D vitamini ve 1000 mg kalsiyum verilirken, diğer gruba verilmemek üzere 2 gruba ayrılıp, 7 yıl izlendiğinde gruplar arasında kalınbağırsak kanserine yakalanma oranları açısında anlamlı bir fark görülmemiştir.

    D vitaminin diğer kanser türleriyle ilişkisi üzerine yapılan çalışmalarda ise, yararına ilişkin net kanıtlar sağlanamamıştır. 10 ayrı çalışmanın verilerinin birlikte değerlendirilip analiz edildiği bir çalışmada, teşhis öncesi kandaki d vitamini düzeyiyle lenf, böbrek, yumurtalık, rahim, mide, yemek borusu kanserleri arasında bir ilişki bulunamamıştır. Prostat ve pankreas kanseriyle ilişkisine dair yapılan çalışmaların sonuçları ise tutarsızdır, hatta bazı çalışmalarda, D vitamininin yüksek seviyelerde bu kanser türlerinin riskini artırıyor olabileceği iddia edilmiştir. Yapılan bir derleme çalışmasında kandaki yüksek D vitamini değerleri, pankreas kanseri riskinde artışla ilişkili bulunmuştur. 10 yıldan fazla devam eden geniş çaplı bir başka araştırmada da, D vitamininin agresif meme kanserinden korunmada etkili olduğu, yetersiz D vitamini seviyesinin birçok kanser türünde riski arttırdığını göstermiştir. Fakat yaklaşık 5500 menapoz sonrası kadının katılımcıyla, 2013’te yapılan bir başka çalışmada da, D vitamini alımının meme kanseriyle bir ilişkisi bulunamamıştır. Çalışmalar arasındaki bu tutarsızlığın kullanılan metodların farklı olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu yüzden aynı metodların kullanıldığı 21 ayrı araştırmayla, D vitaminin kalınbağırsak ve meme kanseri riskiyle ilişkisinin değerlendirildiği kapsamlı bir çalışmaya başlanmıştır. Devam eden çalışmanın sonuçları büyük olasılıkla gelecek yıl yayınlanacaktır, yayınlandığında biz de sizlerle muhakkak paylaşacağız.

    Ne Yapmalıyım?

    Sonuç olarak; D vitamininin kanser riskiyle ilişkisi olduğu düşünülse de; hangi dozlarda yararlı, hangi dozlarda zararlı, hangi kanser türlerinde etkili olduğu net olarak bilinmemektedir. Bunun için iyi tasarlanmış, kapsamlı daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Yapılacak çalışmalar için anahtar, bazı kanser türlerinin riskini azaltan, ancak diğerlerinin riskini artırmayan ideal D vitamini miktarının belirlenmesi olacaktır. Ancak şu zamana kadar D vitaminin herhangi bir kanser türünden korunmada etkili olduğuna dair net bir şey söylemek mümkün değildir. Bu yüzden kanserden korunmak adına D vitamini kullanımı özendirilmemelidir. Bu noktada, şu an için mümkün olduğunca çok gıda çeşitliliğiyle kemik sağlığı için gerekli D vitaminin karşılandığından emin olun ve D vitamini takviyesine ihtiyaç duyup duymadığınızı doktorunuzla değerlendirin. Sağlık durumuna göre doktorunuz kanınızdaki D vitamini seviyesini ölçülebilir, ancak kanserden veya diğer ciddi hastalıklarda korunmak için rutin kan D vitamini ölçümü önerilmemektedir.

  • D vitamini

    D vitamini, yağda çözünen ve sardalye, ton balığı, kılıç balığı gibi yağlı balıklarda, karaciğer, peynir ve yumurtada bulunan bir vitamindir. Ayrıca bazı ülkelerde süt ürünleri, meyve suyu ve tahıllara eklenmektedir. Bununla beraber, %80-90’ını güneş ışığı etkisi ile vücudun kendisi üretir. Güneş ışığı, yiyecekler ve destek olarak alınan D vitamini aktif değildir. Karaciğerde kalsidiol yani 25-hidroksi vitamin D (25(OH) D)’ye dönüşür, daha sonra böbrekte fizyolojik olarak aktif olan kalsitriol yani 1,25-hidroksi vitamin D (1,25(OH)2 D)’ye dönüşür.

    D vitamini, bağırsaktan kalsiyum emilimini sağlayarak gerekli kalsiyum ve fosfor dengesini sağlar. Eksikliğinde kemik gelişimi ve yeniden yapılanma bozulacağı için kemikler ince ve kırılgan olur. D vitamini, aynı zamanda hücre büyümesi, nöromuskuler ve immun fonksiyonda, ve enflamasyonda önemli rol oynar. Hücre yapımı, değişimi ve ölümünde rol oynayan proteinleri kodlayan genler de D vitamini tarafından düzenlenir. Serum 25(OH) D seviyesi yarılanma ömrü ortalama 15 gün olduğu için, D vitamin seviyesini belirleyen en iyi indikatördür. Buna karşın, yarılanma ömrü ortalama 15 saat olan 1,25(OH) D, iyi bir indikatör olmadığı için bazı özel durumlar haricinde bakılmamalıdır. Normal 25(OH) D seviyesi ile ilgili tam bir görüş birliği yoktur, genel yaklaşım açısından 30-50 ng/mL arası olması uygundur. Normal şartlarda günlük 400-800 IU D vitamini yeterlidir. Kişi ihtiyacını yiyecekler ve güneş ışığı sayesinde karşılayamıyor ise takviye almalıdır. Bazı kaynaklar günde 2000 IU vitamin D alımını önerse de yüksek doz alımının artı herhangi bir faydası yoktur. Günde 1000 IU üzeri doz alanlarda, her 40 IU vitamin D alımı 25(OH) D seviyesini ortalama 1 nmol/L yükseltirken; 600 IU altı dozlarda, her 40 IU vitamin D alımı 25(OH) D seviyesini ortalama 2,3 nmol/L yükseltir. Günlük alınan dozun yanı sıra, mevcut 25(OH) D seviyesi de etkinlikte önem arz eder, düşük olanlarda yararlınım daha fazladır.

    Yüksek doz vitamin D takviyesi, osteoporoz (kemik erimesi), prostat, meme ve kolon kanserlerinin, diyabet, hipertansiyon, multipl skleroz, vitiligo gibi çeşitli hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde önerilmektedir, fakat osteoporoz dışındakilerde etkinliği tartışmalıdır. Bazı çalışmalar etkin gösterirken, bazılarında hiçbir faydası görülmemiştir. Hatta bazı çalışmalarda, kanser riskini arttırabileceği de belirtilmiş.

    Ülkemizde son zamanlarda yüksek doz vitamin D takviyesi çılgınlığı görülmektedir. 25(OH) D seviyesine dahi bakılmadan sık aralıklarla Devit 3 ampul bazı meslektaşlarımız veya kişinin arkadaşları tarafından hararetle tavsiye ediliyor. Her bir ampul 300.000 IU D vitamini ihtiva etmektedir, yağda çözünen bir vitamin olduğu için, fazlasının vücutta birikerek vitamin D zehirlenmesine yol açabileceği göz ardı edilmekte. D vitamin fazlalığı, kalsiyum yüksekliğine yol açarak, ciddi kalp ritim bozukluklarına, damar ve doku kireçlenmesi neticesinde, kalp, damar ve böbrekte hasara neden olabilir.

    Kesinlikle, 25(OH) D seviyesini kontrol etmeden yüksek dozda D vitamini almayınız, yararından çok zararını görebilirsiniz.

  • D vitamini ve kemik sağlığı

    D vitamini hem vücuda dışarıdan alınan, hem de güneş ışığı sayesinde ciltte yapılan bir vitamindir. Günümüzde çok yaygın etkileri ve kendi özel reseptörleri de olduğundan bir hormon olarak da kabul edilmektedir. D vitamininin görevi, kemik yapımı için gerekli olan harç maddelerinden kalsiyum ve fosforun bağırsaklardan emilimini sağlamaktır. Yiyeceklerle aldığımız ve ciltte yapılan D vitamini öncül maddedir. Yani aktifleşmeden D vitamininden beklenen etkileri gösterememektedir. D vitamininin aktifleşmesi ilk olarak karaciğerde, ikinci olarak da böbreklerde gerçekleşen iki aşamalı bir aktivasyon sürecini gerektirir. Dolayısıyla ciddi karaciğer ve böbrek hastalıklarında D vitaminin aktivasyonu olmadığından eksiklik belirtileri görülür.

    Sağlıklı bireylerde yeterli güneşlenme ve yiyeceklerle alım söz konusu ise D vitamin eksikliği gelişmez. Ciltte yeterince D vitamininin yapılması bazı şartlara bağlıdır. Ülkemiz için D vitamini yapılabilecek dalga boyundaki güneş ışınlarının uygun açısı, Mayıs-Kasım ayları arasında ve saat 10:00-15:00 arasında ulaşmaktadır. Yeterli D vitamini yapımı için güneşlenirken cilt-güneş ışını arasında herhangi bir engel (giysi, cam ve kozmetik madde gibi) bulunmamalıdır. Cilt hafif pembeleşinceye dek ve vücudun en az %70’i güneşe maruz kalınca sentezlenen D vitamini miktarı yaklaşık 3 bin üntedir. Buna minimal pembeleşme miktarı denir ve cilt rengine göre bu düzeye ulaşma süresi değişir. Örneğin açık cilt rengi olanlar daha kısa sürede bu kadar D vitamini yapabilir. Günlük D vitamin gereksinimi, sağlıklı bir yetişkin için 600-800 ünitedir. D vitamini yağda depolanabilir bir hormon olduğundan, yeterli yapıldığı takdirde kış aylarında D vitamin takviyesi de gerekmez.

    Yiyeceklerden en fazla D vitamini içeren besinler karaciğer, balık, yumurta, tereyağı, peynir ve mantardır.Ancak mantarın da yeterince D vitamini içermesi için güneş görmüş olması gerekir.

    D vitamini eksikliğinde kemik yapımında kullanılan kalsiyum ve fosfor emilemeyeceğinden osteomalazi dediğimiz kemik rahatsızlığı olur. Şiddetli D vitamin eksikliğinde kemiklerde ağrı ve hassasiyet, çok uzun sürmesi durumunda kan kalsiyum ve fosforunda düşme ve buna bağlı belirtiler görülebilir.

    Yaşla birlikte ciltte D vitamini yapımı azalır, bağırsaktan kalsiyum emilimi azalır ve böbreklerde de D vitaminin aktifleşmesi azalır. Bu nedenle yaşlı kişilerde günlük D vitamini ihtiyacı biraz artmakta ve ağız yoluyla takviye gerekebilmektedir.

  • D vitamininin bilinmeyen etkileri

    VİTAMİN D bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Bazı enfeksiyon hastalıklarının iyileşmesini hızlandırır . Vitamin D hem doğal hem de kazanılmış immünitede önemli rol oynar. Aktif D vitamini antimikrobiyal proteinlerin üretimini artırır. Tüberküloz (Verem Hastalığı) gibi bazı enfeksiyonlara vitamin D eksikliği eşlik etmektedir.

    Deri, D vitamininin hem sentezlendiği, hem de D vitamininin hormon olarak otokrin ve parakrin olarak etkili olduğu tek organdır. Aktif D vitamini psöriazisli (Sedef )hastalarında lezyonları geriletmektedir.

    Aktif D vitamininin muhtemel antikanser etkisi yaklaşık 30 yıldır hayvan ve hücre çalışmalarında değerlendirilmiştir. Prostat, meme,kolorektal(kalın bağırsak) kanserlerinde D vitamini düzeyinin önemli olduğu çalışmalarda vurgulanmıştır. Daha sonra Gözlemsel çalışmalarda kolorektal kanserler dışındaki kanserlerde D vitamini düzeyi ile güçlü bir ilişki gösterilememiştir.

    Gözlemsel çalışmalarda düşük serum 25(OH)D düzeyleri ile obezite, diyabetes mellitus ve metabolik sendrom ilişkisi gösterilmiştir.

    Şeker hastalığında D vitamini eksikliği sık görülür. D vitamini eksikliği olan gebelerden doğan çocuklarda tip 1 şeker hastalığı daha sık görülür.

    Hashimato hastalığında D vitamini eksikliği sık görülür.

    Yard.Doç.Dr. Fevzi BALKAN

  • D vitamini zehirleme yapar mı ? D vitamini kullanırken nelere dikkat edilmelidir ?

    Günümüzde pandemi şeklinde Vitamin D eksikliği bulunmaktadır. D vitamini eksikliğinin ana nedeni güneşe maruziyetin yeterli olmamasıdır. İnsanlar D vitamini ihtiyaçları için güneşe muhtaçtır.

    Vitamin D toksisitesi (25-OH D VİTAMİNİ > 150 ng/mL) olduğunda görülür. Vitamin D fazlalığında tiler susuzluk hissi, fazla idrara çıkma, başağrısı , halsizlik, yorgunluk gibi kalsiyum yüksekliği belirtileri gelişir. D VİTAMİNİ zehirlemesine bağlı hayatı tehdit eden kalsiyum yükseklikleri , idrarla kalsiyum atılımında artma, böbreklerde taş oluşumu, kalpte ritim bozukluğu , böbrek yetersizliği görülebilir. D vitamini dozu 10 000 IU/gün altında olduğunda zehirleme nadir görülür. Laboratuvar olarak artmış serum kalsiyum, normal veya artmış serum fosfor, artmış kreatinin ve üre düzeyinin yanı sıra çok yüksek 25(OH) vitamin D, normal 1,25(OH) D3 ve azalmış PTH düzeyi görülür. Piyasada bulunan D vitamini ampullerinde 300.000 Ü D vitamini bulunmaktadır. D vitamini ampulleri D vitamin düzeyine bakılmadan kullanılmamalıdır. Özelikle geç yürüyen çocuklara , bilinçsiz bir şekilde D vitamini vurdurmak doğru değildir, çocuklar ve bebekler , gebeler D vitaminine daha hasastırlar. Bunlarda kontrollü replasman tedavisi yapılmalıdır.

    D vitamini zehirlemesinde kanda artan kalsiyum düzeyini azaltmaya yönelik sıvı tedavisi, kortizon , parenteral bifosfanat tedavisi ve bazen diyaliz tedavisi gerekebilmektedir.

    D vitamini vücut fonksiyonları özellikle kemik sağlığı için çok önemlidir ama kulaktan dolma bilgilerle D vitamini takviyesi almak bazen ölümcül zehirlemelere yol açabilir.