Etiket: Çözüm

  • Evlilik, Sorunlar ve Çözümler

    Evlilik, Sorunlar ve Çözümler

    Evlilikler genellikle büyük aşklarla başlıyor ve maalesef büyük kavgalarla sonlanıyor. Evlenen kişiler “eş” lerini bir müddet sonra “karşıt” olarak görmeye başlıyorlar. Aslında bu durum evlilik öncesinde bir çok sinyaller verse de kişiler bunlara görmek istememektedir. Kendiliğinden düzeleceğine olan inançları tamdır. Aslında evlenince aynı evin içerisine girince bunların hepsinin düzeleceğini düşünmektedirler. Asıl gerçek olan ise bu sorunların çözülmediği takdirde aynı evin içerisinde başka sorunlarla birleşerek büyüyeceğidir.

    İki ayrı bireyin farklılıklarının olması gayet doğaldır. Ancak bu farklılıklar sorunlar yumağına dönüşüyorsa orada yanlış giden bir durum var demektir. Yanlış giden durumu tespit edip bu sorunlarla birlikte savaşmak önemlidir. Evliliklerinde sorunlar yaşayan çiftler bunları çözmek yerine sorunu görmezden gelme eğilimi içine girebilmektedirler.Aslında sorunlar çiftler için birer fırsata dönüşebilir. Birlikte çözdükleri her sorun çiftlerin birbirlerine olan bağlarını artıracaktır.

    Evliliklerin Başlangıcı

    Evlenmeden önce konuşulmamış ve halledilmemiş sorunlar yumağıyla bir evliliğe başlamak, aslında ne zaman biteceği belli olmayan ama eninde sonunda bitecek olan bir işe başlamak gibidir. Evliliğe başlamadan önce çatışma anlarında neler yaşandığı, yaşanan iletişim sorunlarının nasıl çözüldüğü, çiftlerin sorunları konuşabilmesi ve ortak çözümler bulabiliyor olması, kriz durumlarındaki davranış tarzları, anlaşmazlıkların çözümünde neler yapacakları vb. gibi konuların gözlemlenmesi ve belirlenmesi çok önemlidir. Aslında bu gibi durumlar çiftler için sessiz ama önceden deneyimlenmiş bir anayasa niteliğindedir.

    Evliliklerdeki Davranış Tarzlarındaki Farklılıkların Nedeni

    Evliliklerde erkek ve kadın farklı davranış tarzları sergilemektedir. Eşlerin beklentileri ve yaklaşımları cinsiyetlerine bağlı olarak tepkilere dönüşmektedir. İşin özü erkek ve kadın toplumun kendisine yüklediği şekilde tepkiler verme eğilimde olabiliyor. Dolayısıyla toplumun erkeğe ve kadına yüklediği kimlikler evliliklerde kişilerin davranış tarzlarını etkilemektedir. Evlilik erkek ile kadın arasında bir güç savaşına bir rekabete dönüşebilmektedir. Bu durum yaşanan problemlerin çözümünden çok problemlerin büyümesine neden olmakta ve yaşanan problem bir kriz haline dönüşebilmektedir. Evliliklerde erkek; başarı ve güce önem verirken, kadın ise sevgi ve iletişime daha çok önem vermektedir.

    Evliliklerde Yaşanan Sorunların Çözümü

    Yaşanan sorunların çözümünün en önemli şartı her iki tarafından sorunun çözülmesi istiyor olması ve çözüme aynı oranda katkı sağlayacak olmasıdır. Aksi takdirde tek tarafın çabası sorunların çözümü için yeterli olmayacaktır. Çiftler yaşanan sorunlarda kendi çözüm önerileri sunabilirler. Ancak en sağlıklı olan durum birlikte ortak bir çözüm bulmaktır. Bulunan çözümler birlikte değerlendirilmeli ve uygulanmalıdır. Çözüm çiftlerden birine uymadığı takdirde yeni bir çözüm için birlikte çaba sarf edilmelidir.

    Evlilik Birlikteliğini Zedeleyen Sorunlar
    * İletişimde yaşanan sorunlar
    * Çatışma çözme konusunda yaşanan aksaklıklar
    * Uzlaşma kültürünün oluşmamış olması
    * Şiddet içerikli davranışlarda bulunmak
    * Eşlerin aileleriyle ilgili sorunlar
    * Bağımlılık problemleri
    * Arkadaş ilişkileri
    * Maddi sıkıntılar
    * Psikolojik problemler

    Evlenme ve Boşanma İstatistikleri

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2006-2015 dönemini kapsayan 10 yılda Türkiye’de toplam 6 milyon 90 bin 212 çift evlendi, 1 milyon 151 bin 591 çift de boşandı.

    2006 yılında binde 1,35 düzeyinde olan kaba boşanma hızı (belli bir yıl içinde her bin nüfus başına düşen boşanma sayısı) 2015 yılında binde 1,69’a yükseldi, kaba evlenme hızı (belli bir yıl içinde her bin nüfus başına düşen evlenme sayısı) da binde 9,17’den binde 7,71’e geriledi.

    Boşanma nedenlerine baktığımızda geçen yıl 131 bin 830 boşanmanın yaklaşık yüzde 97’sinin sebebi “geçimsizlik” olarak kayıtlara girdi. Bunu terk, zina, akıl hastalığı, kötü muamele, cürüm, haysiyetsizlik ve diğer nedenler takip etti.

    Evlilikte en tehlikeli dönemin ilk 5 yıl olduğunu ortaya koyarken, geçen yıl gerçekleşen boşanmaların yüzde 39,4’ü, 2006 yılında ise yüzde 42,5’i evliliğin ilk 5 yılı içinde gerçekleşti.

    İstatistiklere bakıldığında ilk yılların evlilik için çok önemli olduğu ortaya çıkıyor. İlk yıllar çiftlerin ilişki şeklinin oluştuğu yıllardır. Bu ilişki şekli oluşurken yaşanan durumlar karşısında sergiledikleri tutum ve davranışlar aslında ilişkinin devamına ve bitişine kararı oluşturan aşamadır.

    Evlilik Birlikteliği Sağlıklı Olarak Yürütmenin Kuralları

    1- Her türlü durumda iletişimi kesmemek: Çiftlerin yaşadıkları sorunlarda konuşmama eğiliminde olması sorunun çözümün engelleyen bir unsurdur. Dolayısıyla sorunun çözülmesi veya çözüme ulaşacak yöntemlerin bulunması için iletişim devam etmelidir.
    2- Güçlü bir iletişim bağınızın olması: Çiftler arasında güçlü bir iletişim bağı varsa çözülemeyecek sorun yok demektir. İki tarafında iletişim kanalları açık ise ve olumlu bir iletişim yöntemi kullanılıyor ise sorunlar oluşmadan çözüm kendiliğinden gelecektir.
    3- İyi bir dinleyici olmak: Tarafsız ve ön yargısız bir dinleyici olmak anlatan kişinin rahatlamasını sağlayacağı için bazen sorunların oluşmadan önlenmesine yardımcı olacaktır.
    4- Ön yargılardan arınmak: Ön yargı iletişimi engelleyen unsurlardan biridir. Ön yargı karşı tarafın aktarımı olmadan tahminlerde bulunarak yapılan davranışa, söylenecek söze karşı tarafın anlam katmasına izin vermeden peşin hükümler vermektir. Bu durum olayları olduğundan daha farklı görmemize ve değerlendirmemize daha farklı yapmamıza neden olur.
    5- Güven, sevgi ve saygı bağının kuvvetli olması: Çiftlerde güven ilişkisinin oluşmuş olması, sevgi ve saygı bağının kuvvetli ilişkide yaşanabilecek sorunların çözümümün daha hızlı olmasına katkı sağlayacaktır.
    6- Rollerin belli ve paylaşılmış olması: Evdeki rollerin iyi paylaşılmış olması çok önemlidir. (Ekonomik meseleler kimin üzerinde, yemek ve temizli işlerini kim yapacak, çocuğu okuldan kim alacak, kararları kim alacak vb. konular)
    7- Düzenli cinsel yaşam: Düzenli cinsel yaşam kişileri birbirine yaklaştırır ve aralarındaki bağı arttırır. Birbirine yaklaşan ve bağı kuvvetli çiftler yaşanacak sorunlara çözüm odaklı bakacaklardır.
    8- Sürprizlerle ilişkinin renklendirilmesi: Sürpriz herkesin hoşuna gider ve insana kendisini değerli hissettirir. Kendini değerli hisseden kişi durumlar karşısında tepkilerini daha olumlu yönde verecektir.
    9- Değişim yapılacaksa değişime kendinizden başlayın. Bir değişim istiyorsak bunu karşımızdakine göstermemiz gerekir. Onun için ilk önce kendimizde değişiklerle başlamalıyız.
    10- Yargılayıcı, suçlayıcı ve emir içeren cümlelerden uzak durmak. Bunların yerine kabullenici ve sevgi cümlelerinizi yaşamınıza sokmak.

    Sorunlar yaşamın her aşamasında her dönemin var olacaktır. Önemli olan sorunları nasıl çözmek istediğimizdir.

  • Çözüm Odaklı Yaklaşım

    Çözüm Odaklı Yaklaşım

    Genelde problemlere odaklanmaya meyilliyiz toplum olarak. O kadar problemle uğraşıyoruz bazen burnumuzun dibindeki çözümleri bile göremiyoruz. Çünkü problem bizim tüm iliklerimize işlemiş ve bizden başka bu problemi bizim gibi yaşayan başka kimsenin olmadığı kanaatimiz o kadar tamdır ki etrafımızdaki birisi yanlışlıkla bir tek sen bu problemi yaşamıyorsun gibi bir yaklaşımda bulunursa vay onun haline. Problem bizimse o problem hepimiz için çok büyük demektir. Problem hayatımızın tamamında var mı yoksa istisnai durumlar oluyor mu? Yoksa biz Problemleri hayatın tamamına mı taşıyoruz.

    Problemlerle uğraşırken acaba gözümüzden bir şeyi kaçırıyor muyuz? Aslında hep istediğimiz bir şeye odaklanamıyor muyuz? Bu ne diye bir düşünelim. Tavsiyeler, dost, arkadaş, aile vs. Asıl aradığımız bu problemin bir mucizeyle çözülmesi. Biri gelsin bir şey olsun ama bu problem mucize bir şekilde çözülsün. Asıl istediğimiz bu aslında. Bir anda problemin çözülmesi. Problemin bütünüyle uğraşırken kaçırdığımız şey aslında küçük yapacağımız değişimlerin kartopu etkisi yapabilmesidir. Bulunduğumuz durum çok kötü olsun, mesela 0-10 arasında bir derecelendirme de şu anki durumumuz 3 olsun. Ki en kötü durum 0 noktası. Şa anki durumunuzu düşünün. Bugün eve gideceksiniz, yaptığınız her şeyi yine aynen yapacaksınız. Yemek yiyecek, televizyon seyredecek, ailenizle sohbet edecek, dinlenecek ve uyuyacaksınız. Uyku halindeyken bir mucize oldu bir peri geldi ve kötü giden her şeyi düzeltti. Ama siz düzeldiğini bilmiyorsunuz perinin geldiğinden ve sabah herşeyin düzeldiğinden haberiniz yok. Sabah kalktığınızda ne gibi şeyler değişmişler olurdu. Neler yapardınız. Etrafınızdaki insanlar size nasıl davranırdı. Siz nasıl hissedersiniz. Bu değişimler sizi mutlu eder mi? İstediğiniz değişimler olunca neler yapardınız? Siz mucizeyi nasıl fark ettiniz ? Etrafımızdaki insanlar mucizeyi nasıl fark etti?

    Mucizeyle gerçekleşen hayatınızdaki değişimleri düşünün. Bu değişimlerin hepsinin gerçekleşmesi belki imkanlı değil çünkü mucize demiştik. Ancak bizim başlayıp uygulayabileceğimiz ve bize iyi gelecek değişimler var mı? Çok büyük değişimler olması gerekmez bulunduğumuz 3 derecelik durumu 3,5 veya 4 yapsa yeter. Küçük değişimler ve kartopu etkisiyle büyük değişimler. Çok düşünmenize gerek yok ilk aklınıza gelen küçük değişimi kendinize uygulayın. Bir şeyler yapmak size iyi gelecek. Mucize küçük değişimlerde başlar. Ve gerçekleşir. Peri sizin yanınızda belki de dün geldi ve siz bilmiyorsunuz. Perinin geldiğini ve problemleri Ortadan kaldırdığını bilmiyorsunuz belki de.

    Çözüme yardımcı olacak küçük bir adımla işe başlayın büyük bir adım atmak korkutucu gelebilir. Küçük bir adım , ardından küçük bir adım daha ve küçük bir adım daha. Büyük bir adımı küçük adımlar oluşturacaktır. Her küçük değişimde adımda bulunduğunuz durumdan yani 3 konumundan 3,5 bir sonraki 4,5 bir sonraki 5. Her seferinde daha iyiye doğru bir gidiş olacaktır. Böylece aslında hayatınızda olumluya doğru giden bir değişim süreci olacak ve yaşadığınız sıkıntılara bakışınız ve çözümünüz farklılaşacaktır.

    En iyi yaptığınız işi, hobiyi bir düşünün nasıl yapıyorsunuz? Hiç zorlanmıyor musunuz? Sıkıntı yaratmıyor mu? Zaman zaman yapmak istemediğiniz olmuyor mu? Ama hoşlandığınız için yapıyorsunuz. Yaptıkları daha iyi oluyor ve başarılı oluyorsunuz. Aslında her şey kötü de değil iyi yaptığınız şeylerde var hayatınız. Düşünün bir en iyi yaptığınız ve zevk aldığınız küçük bir şey. Size problemlerinizin çözümünde yardımcı olabilir mi? Devamlı kötü şeyler yapma ve başınıza kötü şeyler gelme ihtimali yoktur. Bu durumu devamlı böyle görme ihtimali vardır.

    Çözüm odaklı yaklaşım ergenlerde, yetişkinlerde ve çiftlerde problemlerinden çok çözümlerine ve olumlu yönlere odaklanarak hayatlarında küçük değişimlerle 3-4 seans gibi kısa sürelerde küçük adımlarla büyük adımlar oluşturarak problemlerin çözümüne yardımcı olmaktadır.

  • Kadına Şiddet

    Kadına Şiddet

    1.)Erkek kadına şiddet uygular!!!

    Çünkü diğer konularda ondan üstün olmadığını o an için kabul eder yetersizlik yaşar ve bu yetersizliği de kabul edemediği için her türlü fiziksel şiddete başvurur!

    2.)Ne olursa olsun şiddetin insan hayatında yeri olmaz!!!

    Olamaz olmamalı bunu normal gibi karşılamak normalleştirmek bir toplumsal soruna yol açar dikkat etmemiz lazım. Toplumda caydırıcı cezalar verilmediği takdirde bu tür olayları maalesef ki daha göreceğiz…

    3.)Erkek kendi egemenliğini göstermek için şiddete başvurur!!!

    Erkek kendi doğası gereği kadından güçlü olduğunu zanneder (aslında kadınların acıya daha dayanıklı olduğu yapılan araştırmalarla bilinmektedir.) ve bu nedenle bilişsel, fiziksel, sosyal, toplumsal, cinsel vb daha birçok alanda kendinin üstün olduğunu zanneder ve böylelikle kendini üstün görmediği tarafları çeşitli şiddet türleriyle tatmin eder ve kendi egemenliğine ulaşır.

    4.)Şiddet Öğrenilen bir eylemdir!!!

    Şiddet ailede sosyal çevrede hatta medyada bile öğrenilen bir davanış şeklidir böylelikle sürü psikolojisi ile toplumsal şiddet olayları sürer gider.Bunu önlemek için her türlü şiddete karşı durmamız normal karşılamamız ve de nasıl ki öğrenilen bi şey olduğu gibi unutulan bi şey de olduğunu bilmemiz gerekiyor.

    5.)hakimiyet kuramayanlar şiddete başvurur!!!

    Kadına sosyal anlamda hakimiyet kuramadığını düşündüğünde tek yol olan fiziksel gücü kullanarak şiddete başvurur. Çünkü ancak bu alanda üstündür kendince…

    6.)Mutsuz erkekler şiddet gösterir!!!

     İçindeki kin nefret ve mutsuzluğunu şiddet göstererek kusar.İnsani olmayan bu eylem insanlık dışı gösterilen bir davranış hatta kabul edilmeyen acı bir süreçtir.

    7.)şiddet anlık gelişir dikkat edin!!!

    Şiddeti anlık öfke patlaması yaşadığımız andan sonra gösteririz ve de sonrasında pişman olacağımız hatta bazen geri dönüşü olmayacak şekilde zarar verici olabiliriz.

    8.)Şiddetle çözüm üretmeye çalışmayın!!!

    Beyinlerinin alt seviye çözüm merkezleri çalışır. Düşünmek konuşmak anlatmak gibi insani özellikleri barındırmadıkları için direkt en kolay hiç bir şekilde düşünmeden sadece saldırganlığın vermiş olduğu bir dışavurumla kendini gösterir.

    9.)Şiddet davranışını yok edin!!!

    Çok yönlü sürekli ve sürdürülebilir olunca normal davranışlarınız yerine anormal davranışlar sergilersiniz ve hayatınız normal olmayan süreçler üstünden mutsuz bir şekilde devam eder.

    10.)Şiddet çözüm değildir!!!

    Çözümden çok daha karıştırıcı daha yara verici bedensel ve ruhsal anlamda daha zarar verici hale gelebilir dikkat etmemiz lazım çözüme giden yolu bulmamız için…

    İşte böyle etrafınızda şiddet gösteren insanlık dışı davranan! İnsanlar varsa eğer onları fiziksel eforun çok harcandığı sporlara yönlendirebilirsiniz. Hatta bu eylemi normalleştiren bir insansa eğer onu psikolojik destek alması konusunda ikna etmemiz gerekir.

    Kadınlarımıza şiddet gösterenlerin ne insani boyutta ne dinde ne de başka hiç bir alanda hoş karşılanmadığını biliyoruz. Şiddeti normalleştirmeyelim normalleştirenlere karşı duralım ve artık kadına yönelik bu şiddete bir son verelim ey İNSAN!!!

  • Duygusal Yeme

    Duygusal Yeme

    “Tok olduğumun farkındayım ama yemeye devam ediyorum.”

    Eğer bunlar tanıdık geliyorsa, duygusal yeme bozukluğunuz olabilir.

    Duygusal yeme bozuklukları; özellikle çevremizden göremediğimiz ilgi ve sevgiyi, kendimize verebilmek ve iyi hissetmek için yemek yemenin zevkinden yararlanmak istememizden kaynaklanabilir. Eğer faydasını görmenize rağmen diyet yapmaya devam edemiyorsanız, kilolu olmaktan hoşlanmamanıza rağmen yeme isteğinizi durduramıyorsanız, sebepleri duygusal olabilir.

    Duygusal yeme problemine sahip insanlar, hayatlarını sürekli yemek yeme ihtiyacı içinde geçirir. Bu ihtiyacın yarattığı yeme isteği ve sonrasında gelen suçluluk duygusu; uzun vadede tekrar yeme isteği yaratacak negatif duygular olarak geri dönüyor ve iş içinden çıkılmaz bir hale geliyor.

    Özellikle gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde, mutsuzluğun en önemli nedenlerinden biri, yeme ve kilo problemleri.

    Kilo almanın nedenleri

    • Yetersiz fiziksel egzersiz,

    • Fast food veya yüksek karbonhidrat içeren, sağlıksız yiyecekler tüketmek,

    • Tiroid disfonksiyonu gibi sağlık problemleri,

    • Duygusal nedenlere bağlı yemek yemek.

    İlk üç madde ve çözüm önerileri hakkında detaylı bilgi olsa da; duygusal nedenler yüzünden yemek yiyen ve kilo alanların problemleriyle ilgili, uzun vadede çözüm olabilecek çok az bilgi var. Bilinçsizce yapılan bir çok diyet, sadece geçici çözümler üretebilirken, bu durum hayal kırıklığına uğramış milyonlarca duygusal yeme bozukluğundan muzdarip insan yaratıyor.

    Duygusal yeme bozukluklarının çeşitleri

    Aşırı yeme isteği, genellikle duygusal sebeplere dayanıyor. Duygusal yeme bozukluklarının iki türü var;

    • Stres, sevgisizlik, yalnızlık gibi negatif duygulardan kurtulmak için yemek

    • Kutlama ya da keyif almak gibi, ödül bazlı, pozitif duygulardan kaynaklanan aşırı yeme

    Kötü hissettiğimiz zamanlarda, keyif veren yiyecekler tüketerek, negatif duygularımızı bir süreliğine kafamızdan uzaklaştırabiliyoruz. Yiyeceklerle gelen rahatlama hissi; bir süre sonra, negatif duyguları, yemek yemeyi tetikleyen bir hale dönüştürüyor.

    Benzer bir durum, ödüllendirme konusunda da geçerli. Bir şeyleri kutlamak ya da kendimizi ödüllendirmek için yediğimizde, yedikten sonra sahip olduğumuz pozitif duygular; bir süre sonra bizi, benzer duyguları hissedebilmek için yememiz gerektiği konusunda şartlandırıyor.

    Aşırı yeme isteğinin temelinde, genellikle bu iki tür koşullandırmadan biri yer alıyor.

    İnançlar da söz konusu

    Düşüncelerimiz de, yeme alışkanlıklarımız konusunda rol oynar. Bizi yemek yemeye yönlendiren bazı tipik düşünceler:

    • Başkaları tarafından kabul edilmenin yolu kusurlu olmak ve kilolarım benim kusurum,

    • Yemek yemek, hayattan zevk almanın en iyi yolu,

    • İstediğim şeyi istediğim zaman yiyememem, beni güçsüz kılar,

    • Seksten uzak durmanın en kolay yolu kilolu olmak,

    • İyi hissetmediğim zaman en kolay çözüm yemek yemek,

    • Kutlamanın en iyi yolu yemek,

    • Yemek duyguları bastırmanın en kolay yolu,

    Çözümü var

    Sizi yemek yemek için tetikleyen duyguları keşfetmek ve bunların temeline inmek; duygusal yeme bozukluklarının önüne geçebilmenin tek yolu. Eğer sizi tetikleyen duygu yalnızlıksa, biraz daha sosyal olmayı deneyebilirsiniz. Kendinize olan sevginizi göstermenin tek yolu, yemek yemekten geçmiyor. Sevilmediğinizi düşünüyorsanız, önce kendinizle barışmalı ve çözümün yemekten geçmediğinin fark etmelisiniz.

  • Çift ve Evlilik Terapisi

    Çift ve Evlilik Terapisi

    Her ilişkide bazı problemler yaşanabilir fakat kimi zaman bu problemler çiftlerin hayal kırıklığı yaşamasına sebep olabilir. Çiftler bu sorunları bazen kendi çabalarıyla, bazı beceriler geliştirerek çözmeye çalışsa da çoğu zaman profesyonel bir yardım gerekmekte ve çift/ evlilik terapisine ihtiyaç duyulmaktadır.
    Bu süreçte ise taraflardan birinin ya da her ikisinin ilişkilerinde bir sorun olduğunu algılaması gerekir. Kişilerin algıladığı sorun alanı değişiklik gösterebilir. İnsanların bazıları sevildiğini hissedememekten bahsederken, bazıları ilişki içinde anlaşamamaktan bahsedebilir. Sorunu algılayan çiftler bir çözüm arayışına girer. Çözüm yollarının bazıları sağlıklı bazıları sağlıksızdır.

    Çift/ evlilik terapisi de, bu çözüm yollarının sağlıklı olanları arasında yer alır. Peki çift / evlilik terapisi nedir?

    Çift/evlilik terapisi, ilişkilerinde sorunlar yaşayan kişilere destek olmak amacı taşır. Çift ve Evlilik Terapisi, evli olan ya da olmayan çiftlerin karşılaştıkları sorunları ele alıp çözüme kavuşturmayı hedefleyen bir terapi modelidir. Bu terapide, çiftler arasında terapist tarafından yönlendirilen konuşmalara yer verilir. Genel olarak çift birlikte seansa katılırken bazen tek bir kişiye de ilişkisi baz alınarak çift ve evlilik terapisi yapılabilir. Çift/evlilik terapisinde yapılan bir anlamda iletişim kurmayı öğrenmektir. Problem çözme ve incitmeden nasıl tartışılacağını öğrenmek gibi becerileri kapsar, ilişkiyi yeniden kurmaya yardımcı olur. Bu terapi ile eşlerin birbirine saygı duyması ve birbirini insan olarak görmeyi öğrenmesi hedeflenir. Karşısındakinin kişilik özelliklerini anlama ve uzlaştırılabilecek farklılıkları uzlaştırabilmeyi, uzlaştırılamayacak yanlarını ise kabul edebilmeyi öğrenmeleri sağlanmaya çalışılır.

    Çift/evlilik ilişkisini olumsuz etkileyen ve ilişkinin kalitesini düşüren faktörler:
    * Kişilerin bireysel sıkıntıları
    *İlişkideki iletişim sorunları
    *Duygusal sorunlar
    *Yakınlaşma ve güvenle ilgili sorunlar
    *Çocuk yetiştirme
    *Roller
    *Görevler

    Çift/evlilik terapisi, ilişki terapisidir. Bireysel terapiden farklıdır, ilişki odaklıdır ve danışanların ilişki içindeki kendiliklerine odaklanır. Çift/evlilik terapisinde değişim, çözüm odaklı bakmayı gerektirir. Çözüm odaklı bakmak, her iki tarafın da, “Sorunların çözümü için ben ne yapabilirim?” bakış açısı geliştirmesi demektir.

    Çift/evlilik terapisi hakkında,
    *Terapistiniz bir hakim ya da hakem pozisyonunda değildir. Kim haklı, kim haksız gibi meselelere girilmez. Terapist herkese eşit mesafededir.
    *Terapi esnasında ilişkinizdeki güçlü yanları ve zorlandığınız alanları rahatça görebilirsiniz ve değerlendirebilirsiniz.
    *Eşlerin sorunlarını konuşabilir hale gelmeleri çözüm ve tedavide ilk basamaktır.
    *Bireylerin sorun ve çatışmadaki rolleri, kendini ifade ediş biçimi, problem çözme stratejileri değerlendirilir ve terapi esnasında işlenmesi gereken temel noktalar belirlenir.
    *Terapi sürecinde terapistiniz size uygulamalı ev ödevleri verebilir. Bu sayede çözümün dışarıdaki değişimlerden ziyade kendinizde bittiğini daha kolay görmüş olursunuz.
    *Terapi süresi boyunca kendinizi ve eşinizi anlayabileceğiniz, sağlıklı tartışabildiğiniz, problem çözebildiğiniz, farklılıkları kabul edebildiğiniz ölçüde iyi bir eş olursunuz. Terapi ile aranızdaki sorunları konuşur hale gelir, çözüm yolları üretebilirsiniz.

    İlişkinin sorunlu olduğunun işaretleri; sık sık tartışmalar yaşanması ve çözüme kavuşamaması, olumlu duygularda kayıpların olması, arkadaşlığın, cinsel hayatın ve canlılığın azalmasıdır. Eğer önemsememe, içe çekilme, şiddet ve bağlantının tümüyle kopuk olması söz konusu ise ilişkinin büyük bir problem içinde olduğu söylenebilir.

  • ÇOCUKLARDA PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ NASIL GELİŞİR?

    ÇOCUKLARDA PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ NASIL GELİŞİR?

    Sosyal gelişim süreçleri, psiko-sosyal gelişim, sosyal beceriler ve sosyal problem çözme becerilerinden oluşur. Bireyin sosyal gelişim süreçlerini kazanması sosyal gelişimini olumlu yönde etkiler. Sosyal beceri, kişinin başkaları ile iletişimi başlatmaları ve sürdürmeleri için öğrenilmiş davranışlardır. Sosyal beceriler çocuğun çevresindeki beklentileri başarı ile karşılayabileceği, diğer bireylerle pozitif etkileşim, iletişim, dinleme, dikkati sürdürme, talimatları takip etme gibi becerileri kazanmayı gerektirir. Psiko-sosyal gelişim bireyin içinde bulunduğu toplumsal uyaranlara, grup yaşamının kural ve zorunluluklarına karşı duyarlılık geliştirmesi bunun sonucunda yaşadığı ortamdaki kişilerle uyumlu olma sürecidir. Sosyal problem çözmede ise “ bir kişinin günlük yaşamda karşılaşılan problemleri tanımlaması ya da etkili çözüm yollarını bulması veya uyum sağlamasında kendi kendini yöneten bilişsel ve davranışsal süreçlerdir. Çocuk sosyal yaşama başladığı andan itibaren sorunlar başlayacaktır. Bu nedenle çocuklarımızın karşılaştıkları sorunlarla ilgili olarak sabırlı olmamız gerekmektedir. Çocuklarımızı cesaretlendirip sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat vermeliyiz. Yaşadığı sosyal problemlere çözümler bulması konusunda ebeveynleri tarafından cesaretlendirilen çocuklar çözüm bulmaya daha istekli olur. Bilgisini, becerisini kullanacak fırsat bulmuş olur. Bu konuda onlara yapabileceğimiz en büyük yardım sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklemektir.

    Bir sorunla karşılaştığımızda kimimiz bu sorunu oldukça soğukkanlılıkla ele alıp çözmeye çalışır kimimiz ise sorunun omuzlarımıza bir yük gibi bindiğini düşünür ve sorunu çözmek yerine pes eder. Bu duruma yaklaşımlarımız sahip olduğumuz mizaçtan etkilendiği kadar ailemizin bizlere verdiği eğitimlerden de etkileniyor. Küçük yaşlarda edinilen sorun çözme becerileri çocukların ileri yaşlarında da kendi kararlarını şekillendirmelerinde büyük rol oynuyor. Anne ve babalar çocuklarının küçük yaşlarda sorunlarla karşılaşmalarını ya da bunlarla baş etmek zorunda kalmamalarını engellemek için genelde kendileri sorunlara müdahale etmeye ve çözmeye çalışıyorlar. Ancak bu durum görünürde çocuğu sorundan uzaklaştırsa da çocuğun ilerideki yaşamında başka sorunlarla karşılaşmasına neden oluyor. Çocuk kendi kontrolü ile sorun çözmeyi, karar vermeyi öğrenemeden ve sürekli birilerinin kararlarına bağımlı olarak büyür, ancak bir gün kendi kararlarını vermek zorunda kalınca ne yapacağını bilemez ve çıkmaza girer.

    Sosyal problemlerin çözümü, çok defa başkalarına karşı sorumlu olmayı kabul etmeye ve anlamaya bağlıdır. Karşılaştıkları güçlükler üzerinde başkalarının hüküm vermesini bekleyeceği yerde bu güçlüklere çözüm yolları bulmak için ebeveynleri tarafından cesaretlendirilen çocuk, mevcut problemin gerektirdiği işi yapmaya çalışırken bilgisini, anlayışını, becerisini de kullanacak bir fırsat bulmuş olur. Böylece problem çözme çocuğun yeteneklerinin, kendine saygı ve güven duygularının gelişmesini hızlandırmasının yanında bir birey olarak gelişmesini çabuklaştırmaktadır.

    Problem çözme etkinlikleri, çocukların hedefe nasıl ulaşacakları ile ilgili kararlar vermelerini sağlamasının yanında yetişkinlerin de çocuklardan bir şeyler öğrenme fırsatını sağlar. Problem çözen çocukları gözleyerek ve sordukları soruları dikkatlice dinleyerek, çocuğun ne düşündüğü anlaşılabilir. Problem çözme olanakları yetişkinlere çocukların düşüncelerini anlamak ve yeni bağlantılar-ilişkiler sistemini fark etmek için fırsatlar vermiş olur.

    Çocuğun tüm gelişim alanlarında olduğu gibi problem çözme becerisinin gelişiminde de ana baba tutumları etkili olmaktadır. Çocuğun ileriki yaşamında gerek aile içindeki bireylerle gerek yaşıtları ve diğer insanlarla sağlıklı, doğru ilişkiler kurabilmesi için fırsatların sağlanması ve bunların geliştirilmesi ana babaların tutum ve davranışları ile şekillenir. Çocuk başkalarına karşı nasıl davranacağını, toplumda karşılaştığı zorluklarla başa çıkabilmeyi öğrenmek zorundadır. Bu alanda uygun bir örnek oluşturmanın ve çocuğun toplumsal davranışına şekil vermenin sorumluluğu da aileye düşmektedir.

    ? Çocuğunuzu bir sorun anında mutlaka dinleyin ve onun ihtiyaçlarını, isteklerini anlamaya çalışın.

    ? Çocuğunuzun düşüncelerini özetleyerek doğru anlayıp anlamadığınızı ona gösterin.

    ? Çocuklarınız bir sorunla karşılaşınca ya çözüm girişiminde bulunur ya şikâyette bulunur ya da problemi yok sayar, üstünde durmaktan kaçınırlar. Çocuklarınızı cesaretlendirerek onların sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat verebilmelisiniz.

    Sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklemeniz gerekmektedir. Ona doğrudan çözümü söylemek yerine, onlara açık uçlu sorular sorarak çocuğun düşünmesini sağlamalısınız. ‘’Ne oldu?” , “Sorun nedir?”, “…………. olmadan (örneğin o sana bağırmadan) önce ne olmuştu?”, “………….. olunca (örneğin, o sana bağırınca) ne hissettin?”, “Sen …….. yapınca (örneğin onu annesine şikayet edince) Ne oldu?”, “Sen …….. yapınca (şikayet edince) o ne hissetmiş olabilir?”, “Sen …….. yaptıktan sonra (şikayet ettikten sonra) sonuç ne oldu?”, “…………..yapmaktan (şikayet etmekten) daha başka ne yapabilirdin?”, “ ……….yapmak (onu başkasına şikâyet etmek) sence iyi bir fikir mi?” (Uygun bir fikir olduğunu düşünüyorsanız, “Öyleyse bunu deneyebilirsin.” diyebilirsiniz), “Burası …………. yapmak için (onu şikâyet etmek için) sence uygun bir yer mi / uygun bir zaman mı ?”, “Bunun için daha uygun bir zaman düşünür müsün?” vb. sorularla çözüm yolu bulabilmesi için cesaretlendirebilir ve konu hakkında düşünmesi için teşvik edebilirsiniz. Bu tür konuşmalarla çocuk kendi davranışının nedenleri, davranışlarının başkaları üzerindeki etkileri, davranışlarının olası sonuçları üzerinde düşünmeye yönlendirilmiş olur.

    Böylece çocuk, aldığı kararların sonuçlarını yaşayıp bir sonraki için farklı çözümler bulacaktır. Böyle durumlarda sonuçlar üzerinde konuşup “Daha iyi sonuç almak için neler yapabilir?” ya da “Bir sonraki sefere nasıl farklı davranabilirsin?” gibi sorular sorulabilir. Farklı alternatifler veya farklı bakış açıları geliştirmeleri için düşünmeleri sağlanabilir.

    ? Çocuğunuzun duygu ve ihtiyaçları hakkında karşılıklı konuşun. Çocuğunuzla beraber beyin fırtınası yaparak çözümler bulmaya çalışın ve aklınıza gelen tüm fikirleri çocuğunuzla birlikte bir kâğıda yazın, birlikte listenizi gözden geçirin ve en uygun çözümü bulun.

    ? Çocuğunuza küçük sorumluluklar verin, böylece onun kendine olan güvenini arttırmış olursunuz. Kendine güveni olan bir çocuk sorunlarla baş ederken daha rahat olacaktır.

    ? Çocuğunuza kendi fikirlerini sorun, fikirlerini öğrendikten sonra neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışın. Fikirlerini özgürce belirtebilen bir çocuk, sorun çözerken kendi kararlarının önemini anlayabilecek ve kendi kararları ile sorunu çözmeye çalışacaktır.

    ? Aile toplantıları yoluyla ve kendi hayatınızda gerçek sorunları nasıl çözdüğünüzü çocuklarınıza göstererek evinizde bir sorun çözme ortamı yaratın. Bu süreçte, çocuklarınız isterlerse bir sorunu tartışma fırsatına sahip olabilirler.

    ? Çocuğunuza çeşitli kitaplar okuyun ve kitapta olan karakterlerle ilgili sorular sorun. Örneğin kitaptaki karakter bir sorunla karşılaşmıştır, siz de çocuğunuza “Eğer, sen onun yerinde olsaydın ne yapardın?” diye sorabilirsiniz. Böylece çocuğunuza farklı sorunlar hakkında düşünme fırsatı vermiş olursunuz.

    Çocuğunuzun sorunlarını üstlenmek, onu sorun çıkabilecek ortamlardan korumak veya uzaklaştırmak, ortamı önceden sorunsuz hâle getirmeye çalışmak, sorunu onlar adına çözmektir. Ancak bu durum görünürde çocuğu sorundan uzaklaştırsa da onun farklı sorunlar yaşamasını engellemez ve ileride yaşamında çözemediği birçok sorunla karşılaşmasına neden olur. Bu da çocukların anne babalarına bağımlı olup problem çözme becerilerinin gelişmesinde olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuğunuza inanın ve güvenin. Onu, başarılı olması, becerilerinin ötesine geçebilmesi için sevgi ve güvenle destekleyin. Her konuda olduğu gibi sorun çözme konusunda da siz çocuklarınıza bir modelsiniz. Çocuklar başkalarının çözüm önerilerini benimsemeye pek istekli değildir. Eğer çocuklar çözümü kendileri bulurlarsa, bunu uygulamaya koyma olasılıkları da daha fazladır. Onlar, sorun çözmeyi deneyim yoluyla öğrenirler ve sorunlarını çözerek öz güvenlerini artırıp düşüncelerini açıklama ve kendini savunma yönlerini geliştirebilirler.

  • Çocuk Sorunları

    Çocuk Sorunları

    Problem; mevcut durum ile olması gereken durum arasındaki farkın bulunması olarak adlandırılabilir. Kişi tarafından algılanan bu farkın fark edilmesi durumunda bir problemin varlığından bahsetmek mümkün olur. Aksi halde kişiyi rahatsız etmeyen ya da yaşamının işlevselliğini bozmayan farklar bir sorun olarak
    karşımıza çıkmaz.
    Anne-baba- çocuk ilişkisinde genellikle problem, anne ve babalar tarafından davranışın kabul
    edilebilir veya kabul edilemez oluşu ile ilişkilendirilir. Hangi davranışın kabul edilebilir, hangi davranışın
    kabul edilemez oluşunu belirleyen tek başına davranışın kendisi değildir. Davranışın sergilendiği ortam,
    çocuğun yaşı, anne ve babanın o anki duygu durumu da kabul edilemez faktörlerdendir.
    İşte bu kabul edilemez davranışlar aslında çocuğun değil anne –babanın problem durumudur. Bir
    problem esnasında bu durum ‘’kim için sorun?’’ ya da ‘’kime ait problem?’’ gibi soruları öncelikle
    kendinize sorarak işe başlayabilirsiniz. Eğer bu çocuğa ait bir problem ise önce ondan problemini
    tanımlamasını, sonra bu konuda kendisinin ne düşündüğünü ve en son olarak ne hissettiğini
    paylaşmasını isteyebilirsiniz. İşte kilit nokta; önce bir durumu saptamak, sonra düşünce örüntüsünü
    ortaya çıkarmak ve bu durumun kişide yarattığı duygulanımı ortaya sermektir. Bu sıra dizimi oldukça
    önemlidir. Çocuğa yaşanan bir olay sonrasında duygularından önce düşüncelerini sormak aslında
    duyguları yöneten şeyin düşünceler olduğunu fark etmesini sağlar. Ardından bu probleme karşı ne tepki
    verdiğini ya da ne gibi bir çözüm yolu düşündüğünü sizinle paylaşmasını isteyebilirsiniz. Bu probleme
    karşı başka ne yapabilirsin ya da eylem gerçekleşmiş ise bundan başka ne yapabilirdin? şeklinde sorular
    ile çocuğunuzun düşünme becerisini geliştiren aynı zamanda problemini sahiplenen ve buna uygun
    çözüm yolları geliştiren birey olarak yetiştirmiş olursunuz. Ve en son olarak çocuğunuzun bulduğu
    yöntemin gelecekte etkisinin neler olabileceği üzerinde de konuşmalı ve olası sonuçları tahmin ederek
    öngörü sergileme becerisi kazandırabilirsiniz.
    Anne babaya karşı bağlanma problemi yaşayan çocukların genellikle küçük yaşta anne babası
    tarafından problemleri sahiplenen bireyler oldukları terapi esnasında aldığımız veriler arasındadır. Bu
    yüzden çocukta sorumluluk bilinci kazandırmak ve gelecekteki ilişkisinde güvenli bir bağlanma stili
    oluşturması adına çocuğunuza bu sorumluluğu vermeli ve problemi sizinle paylaşana dek müdahale
    etmemelisiniz. Örneğin; arkadaşlarıyla tartışırken onu gözlemlediğinizde ‘’Hadi bakalım özür dile barışın,
    kavga etmeyin’’ yerine ‘’Problem nedir ?Bu durumu her ikinizde üzülmeden başka nasıl çözebilirsiniz?’’
    şeklinde yaklaşarak düşünen koltuğa çocuğunuzu oturtmalısınız. İlk cümlede dikkat ederseniz
    çocuğunuz değil siz düşünüyorsunuz ve siz çözüm yolu buluyorsunuz hatta problem size ait değilken
    sahiplendiniz bile.
    Şimdi sizlere problem çözme basamaklarını daha detaylı bir şekli ile paylaşacağım.

    1.Adım: Sorunun ne olduğunu tanımlayın.
    Ne oldu? Sorun nedir?
    2.Adım: Düşünceleri açıklığa kavuşturun.

    Ne düşünerek öyle yaptın? Sen böyle yapınca sonuç ne oldu?

    3. Adım: Duyguları tanımlatın.
    Ne hissettin?

    4. Adım: Sonuçlarla ilgili duyguları açıklığa kavuşturun.
    Bu sonuç karşısında sen ne hissettin?
    (Örneğin; senin oyuncağını alınca ne hissettin?)
    5.Adım: Çocuğu alternatif çözümler üretmeye teşvik edin.
    Bu sorunu çözebilmek için farklı bir çözüm yolu düşünebilir misin?
    (Her ikinizin de üzülmeyeceği farklı bir yol bulabilirsin. O yol ne olabilir?)

    6.Adım: Çocuğu her çözüm yolu için değerlendirmeye teşvik edin.

    Bu iyi bir fikir mi?
    Eğer iyi bir fikir ise git ve bunu dene.

    7. Adım: Çocuğunuzun düşünmüş olmasından övgüyle söz edin.
    Çözüm işe yararsa ‘’Her şeyi kendin düşündün, tebrik ederim .’’
    Eğer çözüm işe yaramazsa ‘’Farklı bir şey düşünmelisin. Senin iyi düşünen biri
    olduğunu biliyorum . ‘’ şeklinde yaklaşabilirsiniz.

    Keyifle kalın.

  • Psikoterapi

    Psikoterapi

    Psikoterapi; bu konuda gereken eğitimi almış bir psikolog/psikiyatr ile “psikiyatrik hastalık/psikolojik temelli” sorunlarının çözümü için kendisine başvuran danışan, hasta, çift, aile ve gruplar arasında gerçekleşen “tedavi amaçlı işbirliği-iletişim” sürecidir. Psikoterapide “belirli bir teori ya da paradigmaya dayanan, planlanmış bir tedavi yaklaşımı” vardır ve psikoterapist bu yaklaşımın eğitimini almış bir uzmandır. Bu özelliğiyle psikoterapi; diğer “danışmanlık, destek, koçluk, kişisel gelişim vb.” süreçlerden ayrılır.

    Yanlış İnanış; Yakın arkadaşlarla ya da akrabalarla konuşmak gibi bir sohbet şeklidir.

    Psikoterapide Asıl Amaç;

    Psikoterapide asıl amaç rahatlatmak, neşelendirmek, hak vermek değildir.

    Beraberce üzülmek ya da kişinin üretemediği çözümü doğrudan bulup empoze etmek değildir. Psikoterapi ortamı, kişinin kendini tanıması ve çözümlerine ulaşabilmede gerekli psikolojik zeminin oluşturulmaya çalışıldığı bir ortaklıktır.

    Psikoterapi sorunun niteliğine göre bireysel, çift/evlilik terapisi, aile terapisi, ya da grup terapisi şeklinde uygulanabilir. Çoğu psikoterapi teknikleri yöntem olarak “karşılıklı konuşarak” iletişimi kullanır. Bazı psikoterapi türlerinde de İletişimde araç olarak yazmak, çizim, sanat terapisi, drama (rol yaparak, kurgulanan belli kişiyi/nesneyi canlandırma) yada müzik kullanılabilir.
    Çocuk psikiyatrisi alanında örneğin; oyun terapisi, çizim, drama sıklıkla kullanılan tekniklerdir, Tüm psikoterapi tekniklerinin ortak yönü; bir teoriye dayalı ve amaca yönelik olarak yapılandırılmış olmalarıdır. Ve hepsinde amaç; bireyin kendini gözlemleme kapasitesini ve kendine ilişkin farkındalığını artırmak, sorunlarının kaynağında ya da devamında kendi rolünü görmesini ve çözüm için gerekli zihinsel ve davranış değişikliklerini gerçekleştirebilmesini sağlamaktır.

    Psikoterapistin Vazifesi:

    Psikoterapi ortamı biraz da denizciliğe benzer. Hayat denize, kişinin hayatta kapladığını varsaydığı yer gemiye, kişi kaptana, terapist ise kılavuz kaptana benzetilebilir. Kişi kendi hayat gemisini kullanmakla yükümlüdür çünkü kaptan odur ve sorumluluk ona aittir. Ancak gemisini kullandığı alanda başka gemiler ve hayat denizinde fırtınalar, girdaplar ve su altında göremeyeceği çıkıntılar olabilir. Burada devreye kılavuz kaptan yardımı yani terapist girer. Kişinin hayat denizinde gemisini minimum risklerle güvenli denizlere ulaştırmasında kılavuzluk yapar. Özellikle bu yönüyle hayat dümenine yeni geçmiş olan çocuk ve gençlerde uygulanan terapiler tedavide büyük öneme haizdir.

    İLK ADIM: Psikoterapiye gitmenin utanılacak bir şey olmadığı artık tüm dünyada, gelişmiş toplumlarca bilinmektedir. Pek çok başarılı kişinin ardında psikolojik danışmanlar vardır. Kişinin kendindeki eksiklikleri ya da kendisini zorlayan süreçleri bilip hareket etmeyi istemesi son derece akıllıca bir seçimdir. Kendini çözümlemek, çözümlemeyi istemek ve bu kararı alıp, kararın arkasında durmak ilk adımdır.

    Psikoterapist Ne İster?

    Gelen danışanın terapi süreci bittiğinde; ilaç tedavisi de sonlandıysa, yeniden bir psikiyatrik tedaviye gereksinim duymaması için gerekli psikolojik zemine ulaşmış olmasını, doktora, ilaca ya da psikoloğa bağımlı kalmamasını ister.

    ” PSİKOTERAPİ BİREYSEL ÖZGÜRLÜĞE GİDİŞ İÇİN SAĞLIKLI BİR SEÇİMDİR.

    YENİDEN RAHATSIZLANMAMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLERİN ÖĞRENİLDİĞİ BİR SÜREÇTİR.

  • Yatak Islatma Sorununda Alternatif Çözümler

    Yatak Islatma Sorununda Alternatif Çözümler

    Psikolojik sorunlarla mücadele hayaletlerle baş etmeye benzer. Yarattığı sorunlar gerçek bu kaynağı kökünden tespit edip yok etmede ilaçlar yetersiz kalmaktadır. Yatak ıslatma sorunu okul çağında çözemeyen hatta askerlik, evlenme yaşına gelip çaresiz kalanlar var. Hipnoterapi bildiğim en etkili çözüm yolu olmuştur.

    Her anne-baba çocuklarının belirli yaş aralıklarında çaresizce yatak ıslatma sorununda alternatif çözümleri aramaya başlar. Kimisi etkili bir yöntem uygulayıp çocuğuyla doğru iletişimi kurabilir ve bunu sonlandırabilir… Kimisi ise çocuğuyla bir türlü doğru frekansa geçemez ve bu sorun devam eder, durur… Bir sorunumuz olduğunda öncelikle bu nedir? Neden ortaya çıkmıştır? Odak noktamızı sorunun çözümünden çok, sorunun kaynağına odaklamalıyız. Ve sonrasında durum psikolojik mi, fiziksel mi… Bunu ayırt etmeliyiz…

    Yatak Islatma Nedir?

    Bu duruma tıp dilinde ‘enurezis’ adı verilir. Bu durumun kaynaklanması için iki çeşit sebep vardır. Bunlar;

    • Fiziksel Sebepler

    • Psikolojik Sebepler

    Günlük hayatta çoğu anne, bebeği bu davranışı sergilemesin diye uğraşır. Genetik olarak mesanelerinin kontrolünü 2-3 yaşlarında kazanabilen çocuklar, gündüzleri genellikle 2 yaş civarında alt ıslatmama durumunu kabullenir. Fakat geceleri görülen rüyalar, karanlıkta kendini güvensiz hissetme, uykudan uyanamama gibi durumlar çocukların gece vaktinde yataklarını ıslatmasının sebeplerinden başlıcalarıdır. Bu durumun ise çocuk 4-5 yaşına geldiğinde ortadan kalkmış olması gerekir. Çocuklarda bu tarz sorunların yaşanmasında aslında birçok etmen vardır.

    • Ruhsal gerginliklerin oluştuğu durumlar,

    • Ebeveynlerin tuvalet eğitimde gösterdiği hatalı davranışlar,

    • Derin uyku,

    • Psikolojik nedenler bunlardan sadece birkaçıdır.

    Çözümler

    Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümler olarak sizlere birazdan vereceğim tavsiyeleri lütfen çocuklarınıza uygulayın. Fakat uygularken bir o kadar da dikkatli olun. Çünkü bu davranışlarınız çocuğunuz ile aranızda kuracağınız ilişkiyi daha da güçlendirecek , karşılıklı empati kurmanızı sağlayacaktır.

    Ruhsal gerginliklerin oluşturduğu durumlar

    Çocuklarımızın yaşı küçük olduğu için duygusallığını önemsemememiz, aslında yaptığımız en büyük hatalardan biridir. Çocuklarımız özellikle bizde ,ebeveynlerinden, ilgiyi yoğun bir şekilde bekler. Çocuğumuzun yanında olmamız ona iyi geldiğimiz anlamında değildir. Birlikte geçirdiğimiz vakitleri kaliteli kılmalı, onunla oyunlar oynamalı, sevgimizi, şefkatimizi doyasıya hissettirmeliyiz. Aksi halde hayatınıza evcil hayvan veya bir çocuk daha eklemek istediğinizde bu onun için ters tepecek, sorunlar yaşamasına sebep olacaktır.

    Ebeveynlerin Tuvalet Eğitiminde Gösterdiği Hatalı Davranışlar

    Ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları iletişim çocuk kaç yaşında olursa olsun oldukça mühimdir.Vereceğimiz eğitimlerin zamanının ayarlanması gerekir. Bazı davranışların çocuklarımıza kazandırılması gerekenler erken veya geç bir şekilde değil, tam zamanında uygulanmalıdır. Erken kazandırılmaya çalışılan davranış geri tepecektir. Bundan dolayı en önemli etken, zamandır. Bu hususlara dikkat edilmelidir. En ideal zamanlardan biri çocuğumuz 2,5 yaşındayken olacaktır. Tabii herkes aynı olmadığından dolayı öncelikle çocuğumuzun bu sürece hazır olup olmadığını kontrol etmemiz gerekir.

    Psikolojik Nedenler

    Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümlerde en çok bu konu üzerinde durmamız gerekir. Çünkü çocuğumuzun yaşadığı herhangi bir duygusal ve psikolojik sorun günlük hayatına yansıyacaktır. Hatta belki ileriki yaşlarında bile üstünde etki bırakacaktır. Bu durum gerek altlarını ıslatarak gerek tırnak yiyerek gerek parmak emerek kendini göstermeye başlayacaktır. Psikolojik nedenlerin çözümleri zaman ister. Sabretmeli ve bu süreçte çocuklarımıza her zaman ‘Seni seviyorum’ demeliyiz…

    Derin Uyku

    Geceleri alt ıslatma durumunun yaşanmaması için bazı ebeveynler çocuklarını belirli saatlerde uyandırarak tuvalete götürmeye çalışırlar. Fakat bu sarf ettikleri çabada bile çocuklarının uyanmadığını çoğu zaman belirtirler. Bu durum aşırı yorgunluktanda sık sık kaynaklanan derin uyku probleminden kaynaklanmaktadır. Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümlerin neredeyse en basiti uyku problemi için yapacağınız uyku programı yeterli olacaktır.

    Ebeveynlerin Tutumu

    • Uyku yönetimi anne-baba yönetiminde olmalıdır.

    • Çocuklarımızın beslenme alışkanlıklarına dikkat etmeliyiz.

    • Yaklaşımımız, daima sevgi ve şefkat dolu olmalıdır.

    • Birkaç defa yapılan alt ıslatma tarzında ki hatalar yargılanmamalıdır. Herşey uygulanmasına rağmen düzelme olmazsa bir doktora başvurulabilir. Tüm önlemler alındığında ise hiçbir sorun kalmayacaktır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • ÇOCUKLARDA PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ

    ÇOCUKLARDA PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ

    Sosyal gelişim süreçleri, psiko-sosyal gelişim, sosyal beceriler ve sosyal problem çözme becerilerinden oluşur. Bireyin sosyal gelişim süreçlerini kazanması sosyal gelişimini olumlu yönde etkiler. Sosyal beceri, kişinin başkaları ile iletişimi başlatmaları ve sürdürmeleri için öğrenilmiş davranışlardır. Sosyal beceriler çocuğun çevresindeki beklentileri başarı ile karşılayabileceği, diğer bireylerle pozitif etkileşim, iletişim, dinleme, dikkati sürdürme, talimatları takip etme gibi becerileri kazanmayı gerektirir. Psiko-sosyal gelişim bireyin içinde bulunduğu toplumsal uyaranlara, grup yaşamının kural ve zorunluluklarına karşı duyarlılık geliştirmesi bunun sonucunda yaşadığı ortamdaki kişilerle uyumlu olma sürecidir. Sosyal problem çözmede ise “ bir kişinin günlük yaşamda karşılaşılan problemleri tanımlaması ya da etkili çözüm yollarını bulması veya uyum sağlamasında kendi kendini yöneten bilişsel ve davranışsal süreçlerdir. Çocuk sosyal yaşama başladığı andan itibaren sorunlar başlayacaktır. Bu nedenle çocuklarımızın karşılaştıkları sorunlarla ilgili olarak sabırlı olmamız gerekmektedir. Çocuklarımızı cesaretlendirip sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat vermeliyiz. Yaşadığı sosyal problemlere çözümler bulması konusunda ebeveynleri tarafından cesaretlendirilen çocuklar çözüm bulmaya daha istekli olur. Bilgisini, becerisini kullanacak fırsat bulmuş olur. Bu konuda onlara yapabileceğimiz en büyük yardım sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklemektir.

    Böylece problem çözme çocuğun yeteneklerinin, kendine saygı ve güven duygularının gelişmesini hızlandırmasının yanında bir birey olarak gelişmesini çabuklaştırmaktadır.

    Bir sorunla karşılaştığımızda kimimiz bu sorunu oldukça soğukkanlılıkla ele alıp çözmeye çalışır kimimiz ise sorunun omuzlarımıza bir yük gibi bindiğini düşünür ve sorunu çözmek yerine pes eder. Bu duruma yaklaşımlarımız sahip olduğumuz mizaçtan etkilendiği kadar ailemizin bizlere verdiği eğitimlerden de etkileniyor. Küçük yaşlarda edinilen sorun çözme becerileri çocukların ileri yaşlarında da kendi kararlarını şekillendirmelerinde büyük rol oynuyor.

    Anne ve babalar çocuklarının küçük yaşlarda sorunlarla karşılaşmalarını ya da bunlarla baş etmek zorunda kalmamalarını engellemek için genelde kendileri sorunlara müdahale etmeye ve çözmeye çalışıyorlar. Ancak bu durum görünürde çocuğu sorundan uzaklaştırsa da çocuğun ilerideki yaşamında başka sorunlarla karşılaşmasına neden oluyor. Çocuk kendi kontrolü ile sorun çözmeyi, karar vermeyi öğrenemeden ve sürekli birilerinin kararlarına bağımlı olarak büyür, ancak bir gün kendi kararlarını vermek zorunda kalınca ne yapacağını bilemez ve çıkmaza girer.
    Sosyal problemlerin çözümü, çok defa başkalarına karşı sorumlu olmayı kabul etmeye ve anlamaya bağlıdır. Karşılaştıkları güçlükler üzerinde başkalarının hüküm vermesini bekleyeceği yerde bu güçlüklere çözüm yolları bulmak için ebeveynleri tarafından cesaretlendirilen çocuk, mevcut problemin gerektirdiği işi yapmaya çalışırken bilgisini, anlayışını, becerisini de kullanacak bir fırsat bulmuş olur.

    PROBLEM ÇÖZMEDE ANNE-BABANIN ETKİSİ

    Çocuğun tüm gelişim alanlarında olduğu gibi problem çözme becerisinin gelişiminde de ana baba tutumları etkili olmaktadır. Çocuğun ileriki yaşamında gerek aile içindeki bireylerle gerek yaşıtları ve diğer insanlarla sağlıklı, doğru ilişkiler kurabilmesi için fırsatların sağlanması ve bunların geliştirilmesi ana babaların tutum ve davranışları ile şekillenir. Çocuk başkalarına karşı nasıl davranacağını, toplumda karşılaştığı zorluklarla başa çıkabilmeyi öğrenmek zorundadır. Bu alanda uygun bir örnek oluşturmanın ve çocuğun toplumsal davranışına şekil vermenin sorumluluğu da aileye düşmektedir.

    • Çocuğunuzu bir sorun anında mutlaka dinleyin ve onun ihtiyaçlarını, isteklerini anlamaya çalışın.
    • Çocuğunuzun düşüncelerini özetleyerek doğru anlayıp anlamadığınızı ona gösterin.
    • Çocuklarınız bir sorunla karşılaşınca ya çözüm girişiminde bulunur ya şikâyette bulunur ya da problemi yok sayar, üstünde durmaktan kaçınırlar. Çocuklarınızı cesaretlendirerek onların sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat verebilmelisiniz.
    Sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklemeniz gerekmektedir. Ona doğrudan çözümü söylemek yerine, onlara açık uçlu sorular sorarak çocuğun düşünmesini sağlamalısınız. ‘
    ’Ne oldu?” , “Sorun nedir?”, “…………. olmadan (örneğin o sana bağırmadan) önce ne olmuştu?”,
    “………….. olunca (örneğin, o sana bağırınca) ne hissettin?”,
    “Sen …….. yapınca (örneğin onu annesine şikayet edince) Ne oldu?”,
    “Sen …….. yapınca (şikayet edince) o ne hissetmiş olabilir?”,
    “Sen …….. yaptıktan sonra (şikayet ettikten sonra) sonuç ne oldu?”,
    “…………..yapmaktan (şikayet etmekten) daha başka ne yapabilirdin?”,

    “ ……….yapmak (onu başkasına şikâyet etmek) sence iyi bir fikir mi?” (Uygun bir fikir olduğunu düşünüyorsanız, “Öyleyse bunu deneyebilirsin.” diyebilirsiniz),
    “Burası …………. yapmak için (onu şikâyet etmek için) sence uygun bir yer mi / uygun bir zaman
    mı ?”, “Bunun için daha uygun bir zaman düşünür müsün?” vb. sorularla çözüm yolu bulabilmesi için cesaretlendirebilir ve konu hakkında düşünmesi için teşvik edebilirsiniz. Bu tür konuşmalarla çocuk kendi davranışının nedenleri, davranışlarının başkaları üzerindeki etkileri, davranışlarının olası sonuçları üzerinde düşünmeye yönlendirilmiş olur.

    ASLA AMA ASLA ÇOCUK ADINA
    SORUNU SİZ ÇÖZMEYİN.

    Böylece çocuk, aldığı kararların sonuçlarını yaşayıp bir sonraki için farklı çözümler bulacaktır.
    Böyle durumlarda sonuçlar üzerinde konuşup
    “Daha iyi sonuç almak için neler yapabilir?” ya da “Bir sonraki sefere nasıl farklı davranabilirsin?” gibi sorular sorulabilir. Farklı alternatifler veya farklı bakış açıları geliştirmeleri için düşünmeleri sağlanabilir.

    • Çocuğunuzun duygu ve ihtiyaçları hakkında karşılıklı konuşun. Çocuğunuzla beraber beyin fırtınası yaparak çözümler bulmaya çalışın ve aklınıza gelen tüm fikirleri çocuğunuzla birlikte bir kâğıda yazın, birlikte listenizi gözden geçirin ve en uygun çözümü bulun.
    • Çocuğunuza küçük sorumluluklar verin, böylece onun kendine olan güvenini arttırmış olursunuz. Kendine güveni olan bir çocuk sorunlarla baş ederken daha rahat olacaktır.
    • Çocuğunuza kendi fikirlerini sorun, fikirlerini öğrendikten sonra neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışın. Fikirlerini özgürce belirtebilen bir çocuk, sorun çözerken kendi kararlarının önemini anlayabilecek ve kendi kararları ile sorunu çözmeye çalışacaktır.

    ONLARA BALIK VERMEK YERİNE,
    BALIK TUTMAYI ÖĞRETMEK

    • Aile toplantıları yoluyla ve kendi hayatınızda gerçek sorunları nasıl çözdüğünüzü çocuklarınıza göstererek evinizde bir sorun çözme ortamı yaratın. Bu süreçte, çocuklarınız isterlerse bir sorunu tartışma fırsatına sahip olabilirler.
    • Çocuğunuza çeşitli kitaplar okuyun ve kitapta olan karakterlerle ilgili sorular sorun. Örneğin kitaptaki karakter bir sorunla karşılaşmıştır, siz de çocuğunuza “Eğer, sen onun yerinde olsaydın ne yapardın?” diye sorabilirsiniz. Böylece çocuğunuza farklı sorunlar hakkında düşünme fırsatı vermiş olursunuz.

    Çocuğunuzun sorunlarını üstlenmek, onu sorun çıkabilecek ortamlardan korumak veya uzaklaştırmak, ortamı önceden sorunsuz hâle getirmeye çalışmak, sorunu onlar adına çözmektir. Ancak bu durum görünürde çocuğu sorundan uzaklaştırsa da onun farklı sorunlar yaşamasını engellemez ve ileride yaşamında çözemediği birçok sorunla karşılaşmasına neden olur. Bu da çocukların anne babalarına bağımlı olup problem çözme becerilerinin gelişmesinde olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuğunuza inanın ve güvenin. Onu, başarılı olması, becerilerinin ötesine geçebilmesi için sevgi ve güvenle destekleyin. Her konuda olduğu gibi sorun çözme konusunda da siz çocuklarınıza bir modelsiniz. Çocuklar başkalarının sorun çözmeyi deneyim yoluyla öğrenirler ve sorunlarını çözerek öz güvenlerini artırıp düşüncelerini açıklama ve kendini savunma yönlerini geliştirebilirler. Eğer çocuklar çözümü kendileri bulurlarsa, bunu uygulamaya koyma olasılıkları da daha fazladır. Onlar, çözüm önerilerini benimsemeye pek istekli değildir. 

    UNUTMAYIN, SORUN ÇÖZEBİLEN ÇOCUK MUTLU ÇOCUKTUR.