Etiket: çoğu

  • Anlatamıyorum-Anlaşılmıyorum

    Anlatamıyorum-Anlaşılmıyorum

    İletişim ne demek istediğimizi karşımızdakine açık bir şekilde ifade etme, bir bilgiyi, düşünceyi ve duyguyu paylaşma, dinleme gibi süreçleri içeren karşılıklı konuşma sanatıdır. Günlük yaşantımızda ailemizle, arkadaşlarımızla, partnerimizle, patronumuzla vs. iletişim kurmak durumunda kalırız. Hayatı nitelikli olarak sürdürebilmenin en önemli unsurlarından biridir iletişim.

    Terapiye başvuran çiftlerin de bireysel problemleri olan kişilerin de sorunun kaynağının çoğu zaman iletişimde tıkanma olduğunu görmekteyiz. Birçok kişi anlaşılmamaktan şikayet etmektedir. Peki bu neden kaynaklanır?

    “ Sana bir şey anlatırken neden bana bakmıyorsun? Bu şekilde beni dinlemediğini düşünüyorum.”

    “Sana bakmadan da seni dinleyebilirim.”

    “Yapman gereken sadece kafanı kaldırıp bana bakman. Saatlerini istemiyorum birkaç dakika bana odaklanamaz mısın?”

    “Neden hep sorun çıkarıyorsun? Huzurumu kaçırmak için yer arıyorsun. İşten gelip bir akşam bu evde huzurlu olamayacak mıyım?”

    “Asıl huzur kaçıran sensin. Senelerdir aynı şey. Beni hiç umursamıyorsun. Sana bir şey anlatmaya çalışıyorum ve her zamanki gibi tek düşündüğün şey kendinsin.”

    “Umursamasam seninle bunca senemi geçirmezdim.”

    ….

    Ve konuşmalar böyle sürer gider. Bu ve bunun benzeri konuşmalar sizin de başınıza gelmiş olabilir. İletişim tıkanır ve kişiler kendini ifade edemez. Kendini ifade edememenin vardığı sonuç çoğu zaman ise öfke patlamalarıdır. Ya da bazı durumlarda kişi karşısındakini hiç dinlemeyerek yahut ciddiye almayarak intikam alma yolunu seçerler. Bugün yaşanan olay geçmişi bugüne taşır ve sorun daha da büyür. Bu tarz iletişim kişilerin kültür, eğitim, yaşam tarzı ve özellikle kişilik yapılarına göre şekillenir.

    Bir insanın kişilik yapısı değersizlik çekirdeği üzerine kurulduysa karşısındaki ne söylerse söylesin, ona karşı bir değersizleştirme olarak algılayabilir. Bazı kişiler ise kendini aşırı korumaya aldığından en ufak bir eleştiriyi saldırı olarak algılar ve kendilerini o iletişime kapatırlar. Saldırı olarak algıladıkları şeyi etkisiz hale getirmek için bazen direk sözlü saldırı da bulunabilirler.  Bazı kimseler ise kişilik yapısına uygun olarak iletişimi kendileri çıkmaz haline sokarlar ve bu şekilde yakın ilişkilerden kaçınırlar. Bu insanların çoğu bunların bilinç dışının bir oyunu olduğunu bilmeden kendilerinin anlaşılmadığını söyler durur. Peki, kaçımız karşımızdakini ne kadar anladığımızı sorguluyoruz?

    Bence en büyük problemlerimizden biri de karşımızdakini gerçekten dinlememek! Anlamak için dinlemiyoruz çoğu zaman. Yukarıdaki örnekte de olduğu gibi karşımızdaki kişinin ne söylediğini dikkate almadan cevaplarımız otomatik geliyor. Çünkü bizim düşüncemize göre ya yargılanıyoruz ya eleştiriliyoruz ya beğenilmiyoruz ya da onaylanmıyoruz. Çoğu zaman durum hiç de böyle olmuyor ama bildiğimiz yolu sürdürmek için kendimizi bu oyuna kaptırıyoruz. Bu ne demek? Ailelerimizin çocukluğumuzdan beri bizim üzerimize yapıştırdığı her neyse ya hayatımıza giren kişileri o sağlıksız iletişimin içine sürüklüyoruz ya da yapımıza uygun kişiyi seçip buluyoruz. Sonuç hep aynı… İletişim tıkanıyor ve ilişkiler ya sürmüyor ya da mutsuz oluyoruz.

    İletişimle alakalı bir sürü teorik bilgi verilebilir. Yapılan bir sürü araştırma açıklanabilir ama özet olarak biz ne söylersek söyleyelim karşımızdakinin bizi anladığı kadardır kurduğumuz iletişim. Daha sağlıklı ve nitelikli ilişkilerin ana kaynağı olan iletişimi sürdürebilmek için dinlemeyi, empati yapmayı ve hissettiklerimizin sorumluluğunu almayı denemeliyiz. Gerçekten bizi anlamayan karşımızdaki mi, yoksa anlaşılmadığımızı düşünen biz miyiz?

  • İletişim Nedir?

    İletişim Nedir?

    İletişim ne demek istediğimizi karşımızdakine açık bir şekilde ifade etme, bir bilgiyi, düşünceyi ve duyguyu paylaşma, dinleme gibi süreçleri içeren karşılıklı konuşma sanatıdır. Günlük yaşantımızda ailemizle, arkadaşlarımızla, partnerimizle, patronumuzla vs. iletişim kurmak durumunda kalırız. Hayatı nitelikli olarak sürdürebilmenin en önemli unsurlarından biridir iletişim. 

    Terapiye başvuran çiftlerin de bireysel problemleri olan kişilerin de sorunun kaynağının çoğu zaman iletişimde tıkanma olduğunu görmekteyiz. Birçok kişi anlaşılmamaktan şikayet etmektedir. Peki bu neden kaynaklanır?

    “ Sana bir şey anlatırken neden bana bakmıyorsun? Bu şekilde beni dinlemediğini düşünüyorum.”

    “Sana bakmadan da seni dinleyebilirim.”

    “Yapman gereken sadece kafanı kaldırıp bana bakman. Saatlerini istemiyorum birkaç dakika bana odaklanamaz mısın?”

    “Neden hep sorun çıkarıyorsun? Huzurumu kaçırmak için yer arıyorsun. İşten gelip bir akşam bu evde huzurlu olamayacak mıyım?”

    “Asıl huzur kaçıran sensin. Senelerdir aynı şey. Beni hiç umursamıyorsun. Sana bir şey anlatmaya çalışıyorum ve her zamanki gibi tek düşündüğün şey kendinsin.”

    “Umursamasam seninle bunca senemi geçirmezdim.”

    ….

    Ve konuşmalar böyle sürer gider. Bu ve bunun benzeri konuşmalar sizin de başınıza gelmiş olabilir. İletişim tıkanır ve kişiler kendini ifade edemez. Kendini ifade edememenin vardığı sonuç çoğu zaman ise öfke patlamalarıdır. Ya da bazı durumlarda kişi karşısındakini hiç dinlemeyerek yahut ciddiye almayarak intikam alma yolunu seçerler. Bugün yaşanan olay geçmişi bugüne taşır ve sorun daha da büyür. Bu tarz iletişim kişilerin kültür, eğitim, yaşam tarzı ve özellikle kişilik yapılarına göre şekillenir.

    Bir insanın kişilik yapısı değersizlik çekirdeği üzerine kurulduysa karşısındaki ne söylerse söylesin, ona karşı bir değersizleştirme olarak algılayabilir. Bazı kişiler ise kendini aşırı korumaya aldığından en ufak bir eleştiriyi saldırı olarak algılar ve kendilerini o iletişime kapatırlar. Saldırı olarak algıladıkları şeyi etkisiz hale getirmek için bazen direk sözlü saldırı da bulunabilirler.  Bazı kimseler ise kişilik yapısına uygun olarak iletişimi kendileri çıkmaz haline sokarlar ve bu şekilde yakın ilişkilerden kaçınırlar. Bu insanların çoğu bunların bilinç dışının bir oyunu olduğunu bilmeden kendilerinin anlaşılmadığını söyler durur. Peki, kaçımız karşımızdakini ne kadar anladığımızı sorguluyoruz? 

    Bence en büyük problemlerimizden biri de karşımızdakini gerçekten dinlememek! Anlamak için dinlemiyoruz çoğu zaman. Yukarıdaki örnekte de olduğu gibi karşımızdaki kişinin ne söylediğini dikkate almadan cevaplarımız otomatik geliyor. Çünkü bizim düşüncemize göre ya yargılanıyoruz ya eleştiriliyoruz ya beğenilmiyoruz ya da onaylanmıyoruz. Çoğu zaman durum hiç de böyle olmuyor ama bildiğimiz yolu sürdürmek için kendimizi bu oyuna kaptırıyoruz. Bu ne demek? Ailelerimizin çocukluğumuzdan beri bizim üzerimize yapıştırdığı her neyse ya hayatımıza giren kişileri o sağlıksız iletişimin içine sürüklüyoruz ya da yapımıza uygun kişiyi seçip buluyoruz. Sonuç hep aynı… İletişim tıkanıyor ve ilişkiler ya sürmüyor ya da mutsuz oluyoruz.

    İletişimle alakalı bir sürü teorik bilgi verilebilir. Yapılan bir sürü araştırma açıklanabilir ama özet olarak biz ne söylersek söyleyelim karşımızdakinin bizi anladığı kadardır kurduğumuz iletişim. Daha sağlıklı ve nitelikli ilişkilerin ana kaynağı olan iletişimi sürdürebilmek için dinlemeyi, empati yapmayı ve hissettiklerimizin sorumluluğunu almayı denemeliyiz. Gerçekten bizi anlamayan karşımızdaki mi, yoksa anlaşılmadığımızı düşünen biz miyiz? 

  • Kanser belirtileri ve erken tanı!

    Erken tanı, en başarılı tedavinin ilk adımıdır..

    Erken teşhis, kanserin erken evrede tespit edilmesidir. Erken evrede tespit edilen kanserin tedavisi daha kolay olur. Kanserin belirtilerini bilmek hastalığın erken teşhisi açısından önemlidir, ancak bu belirtilerin birine veya daha fazlasına sahip olmak kişinin mutlaka kanser olduğu anlamına da gelmez. Vücudunuzda oluşan değişikliklere karşı duyarsız kalmayın ve göz ardı etmeyin. Unutmayın! Doktora ne kadar hızlı ulaşırsanız, çözüm arayışları da o kadar hızlı sonuçlanacaktır.

    Memede kitle, olağandışı kanama, ciltteki benlerde değişiklik gibi kanser teşhisine götürebilecek sık rastlanan belirtileri zaman zaman işitiyor veya şahit oluyoruz. Vücudumuzda oluşan değişiklikleri erken fark ederek, olası kanserin erken teşhis edilmesini sağlamamız mümkün. Öyleyse gelin, göze çarpan ne tür belirtileri dikkate almalıyız? Birlikte inceleyelim.

    Ne yazık ki, duyduğunuz veya şahit olduğunuz sık rastlanan belirtileri fark ettiğinizde, kanser çoğunlukla ilerlemiş oluyor, bu da tedaviyi güçleştiriyor. Belli belirsiz olması veya daha önemsiz sağlık problemlerinin belirtileri ile benzerlik göstermesi, çoğu zaman bu belirtilerin gözden kaçırılmasına veya göz ardı edilmesine sebep olmaktadır. Yine de, dikkat ederek en tedavi edilebilir evredeyken kanseri fark edebilmeniz mümkün.

    Kansere işaret edebilecek bazı hastalık belirtileri vardır ki bunlara kanser alarm belirtileri denilir. Bu belirtiler özellikle yeni ortaya çıkmış veya 2 haftada fazla sürüyorsa ileri araştırmaya gerek vardır.

    Kanser alarm belirtleri

    -Ağrı olmadan idrarda kan görülmesi, idrar yollarında kötü huylu bir tümörün habercisi olabilir.
    -Yeni ortaya çıkan veya ilerleyici yutkunma güçlüğü, yemek borusu kanseri ile ilişkili olabilir.
    -Balgamda kan görülmesi (hemoptizi), özellikle solunum sıkıntısı, kilo kaybı ve iştahsızlıkla birlikte görüldüğünde akciğer kanserini ciddi şekilde düşündürmelidir.
    -Makatta kanama batı toplumlarında sık görülen bir şikayettir ve çoğunlukla basur (hemoroid) ve inflamatuvar barsak hastalıkları gibi kötü huylu olmayan durumlarla ilişkilidir. Fakat özellikle 50 yaşından sonra ortaya çıkan makattan kanama şikayeti mevcut ise ileri inceleme için uzman görüşü almakta fayda vardır.
    -Deride yeni bir leke veya eskiden olan bir lekenin büyüklük, şekli veya rengindeki değişik olması. Olağandışı ve iyileşmeyen yaralar, şişlikler, lekeler, çizikler veya derinin görünüşünde değişiklik, benin yüzeyinin değişmesi (tümsekleşme, kanama ya da nodül veya yumru şeklinde görünüm), kaşıntı, hassasiyet ve ağrı melanom ya da diğer bir cilt kanseri türünün işareti veya kanserin oluşabileceğine dair bir uyarı olabilir.
    -Testiste kitle veya şişlik, testis kanseri vakalarının çoğunda meydana gelir. Bazen oluşan bu kitle ağrıya neden olur ancak, çoğu zaman ağrı yapmaz. Testis kanseri nadir görülmekle birlikte, 15-35 yaş grubu erkeklerde en sık görülen kanser türlerindendir. Testiste kitle tespit edilmesi hızlıca ileri tetkik gerektiren bir durumdur.

    Bu tür belirtilerle karşılaşıldığında vakit kaybetmeden uzman bir doktora başvurmanız, erken tespit edilen sağlık sorununa hızlıca çözüm bulunmasını sağlayacaktır.

    Kanser alarm belirtilerin dışında, aşağıda sayılan durumlar da kanserle ilişkili belirtilerdir.

  • Depresyon Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

    Depresyon Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

    Depresyon, büyük bir üzüntü, endişe, suçluluk ve değersizlik hissetme, başkalarının uzaklaşma, uyku, iştah, cinsel istek kaybı ya da her zamanki faaliyetlere karşı ilgisizlik ile belirginleşen duygu durumdur.

    Hepimiz zaman zaman depresyon belirtilerini yaşarız fakat kişinin depresyon tanısı alabilmesi için belirli kriterleri karşılaması gerekir mesela en az iki hafta bu duyguda olunması gibi.

    Depresyondaki kişinin  zihinsel yetileri de bozulur. Okuduklarını ya da dinlediklerini çoğunlukla anlayamaz, unutkanlık, dalgınlık, dikkatsizlik veya odaklanamamak gibi yakınmaları vardır. Zihinsel enerji kadar konuşmak da adeta bir yüktür.  Az sözcük kullanarak monoton bir tonda konuşurlar. Çoğu zamanda susmayı tercih ederler.

     

    Kafaları kendilerine yönelik suçluluk ve pişmanlıklarla doludur. Fiziksel görünüm ve öz bakımlarını ihmal ederler. Çoğu zaman umutsuz keyifsiz kaygılı ve ümitsiz olabilirler. Ağlama hissi, kara kara düşünme, dalıp gitme, ağrı yakınmaları ( karın, baş, eklem ağrısı vb.), anksiyete, fobi ve sağlığıyla ilgili aşırı kaygılanma da görülebilir. Evlilik ya da yakın ilişkilerde problem çıkar çıkabilir. Alkol ya da maddi kötüye kullanımı artabilir. Depresyonun kaygı bozukluğu ile birlikte yaşanması sık rastlanan bir durumdur. Her ikisinde de olumsuz düşünceler hakimdir.

    Tedavi 

    Zaman, depresyondaki bireye ya da ona yakın olan kişileri ölçülemeyecek kadar daha uzun gelse de depresyon dönemlerinin çoğu birkaç ay içinde geçer. Çoğu depresyonun kendiliğinden geçebilmesi çok iyidir. Bununla birlikte depresyon çok yaygın olduğundan ve hem onu çeken hem de etrafındakiler için çok zedeleyici olduğundan, ayrıca depresyondaki kişinin intihar riski olabileceğinden tedavi edilmemesi düşünülemez.

    Orta düzey ve ağır depresyonda tıbbi uygulamalarla birlikte psikoterapi kullanılabilirken, hafif düzey depresyonda yalnız psikoterapi de etkili olabilmektedir.

    Dikkat !

    Bir kişinin depresyonda olup olmadığı, depresyonun ağırlığı, düzeyi, nasıl tedavi edileceğini, kişiye uygun tedavi teknikleri, sadece alanında uzman psikologlarca ya da psikiyatristlerce belirlenmelidir. Psikolojik problemler, deneyimsiz ve uzman olmaya kişilerce ele alınırsa çok daha olumsuz tablolarla karşılaşılabilir.

    Depresyon yaşayan kişilere, ne kadar zor olursa olsun kısa süreli de olsa günlük dışarı çıkmaları, açık havada yürüyüş yapmaları, giyim kuşam ve öz bakımı için zaman ayırmaları, özellikle kendilerine iyi gelebileceği kişilerle bir araya gelmeleri önerilebilir.

    Kişi kendisini ve hastalığını iyi tanımalı, zihnine hakim olan olumsuz beklenti ve düşünceleri tespit etmelidir. Çnkü bu düşüncelerin yerine daha gerçeğe uygun ve olumlu etki yaratabilecek düşünceler için kanıt toplamak çok yararlı olacaktır. Örneğin; kişinin aklında sürekli çok değersiz olduğunu, yaşamının anlamsız olduğunu söyleyen düşünceler olabilir. Bunun yerine, aslında değerli olduğunu gösteren, yaşamınında yararlı ve anlamlı olduğunu gösteren kanıtlar bulmak gerekir. Depresif  kişiler seçici biçimde olumsuz ve kötü görünen şeylere dikkatlerini yönelttiklerinden, pozitif olanla negatif olan faktörler arasında dengeleme ya da ayırım yapamayabilirler. Bu durumda rehber olmak ve doğru kanaldan düşünce üretmeyi öğretmek gerekir. Eğer hayattan beklentileri gerçekçi seviyede değilse, (örn: “herkes beni sevmeli”, “işlerim hep yolunda gitmeli”, “problemler karşısında ben savaşamam çünkü çok güçsüzüm” vb. ) bu takdirde bu inançlar gerçekçi biçime getirilmelidir.

    Unutmayınız!

    Yaşamda bu kadar netlik yoktur. Muhakkak belirsizlik ve kararsızlık içinde kalacağınz durumlar olacaktır. Ve yaşam her zaman kontrolümüz altında değildir. Problemler, kayıplar, başarısızlıklar, yetersizlikler, hayal kırıklıkları her insan için beklenen ve insani durumlardır. Bunlarla karşılaştığınızda ilk olarak kendinize telkin edeceğiniz şey, bu durumun zor olduğu, can sıkıcı ve zaman alıcı olacağı ancak asla sonsuza kadar sürmeyeceği yönünde olmalıdır.

    Depresyonla savaşınıza, umutsuzluk ve karamsarlık duygunuzla savaşmaktan başlayınız.

  • Üstün Zekalı Ve Üstün Yetenekli Çocuklar

    Üstün Zekalı Ve Üstün Yetenekli Çocuklar

    Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuğa sahip olmak pek çok ebeveynin hayalidir. Ancak üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuğunuzun olması demek pek çok sorumluluğu da beraberinde getirmesi demektir. Üstün zeka ve üstün yetenek alanında yapılan son bir asırlık bilimsel araştırmalar üstün yetenek ile ilgili bakışaçımızı da değiştirmiştir. Yıllar önce üstün zeka yalnızca yüksek IQ olarak görülür ve bu nedenle yalnızca IQ testleri ile ölçülürdü. Üstün yetenek, çeşitli şekillerde çocukların davranışlarında ve farklı alanlarda gÜstün zeka ve üstün yetenek alanında yapılan son bir asırlık bilimsel araştırmalar üstün yetenek ile ilgili düşüncelerimizi ve kararlarımızı da değiştirmiştir. Yıllar önce üstün zeka yalnızca yüksek IQ olarak görülür ve bu nedenle yalnızca IQ testleri ile ölçülürdü. Bilimsel araştırmalar bu tür konservatif bir yaklaşımın ne denli sınırlı olduğunu ve bu nedenle üstün yetenekli çocukların önemli bir kısmını tanılayamadığını ortaya koymuştur. Nitekim yaratıcı yetişkinlerin önemli bir kısmının çocukluk yıllarında pek de yüksek IQ’ye sahip olmadıkları bilinmektedir. Üstün yetenek, çeşitli şekillerde çocukların davranışlarında ve farklı alanlarda gözlemlenebilir. Nitekim 4 yaşında kendi kendine okumaya başlayan bir çocuğun IQ testinde yüksek puan alması pek de önem taşımamaktadır. Bu çocuk erken yaşlarda gösterdiği akademik beceri ile üstün yetenekli olduğunu bir dereceye kadar kanıtlamıştır. Uğur Sak (2011, üstün yeteneği “insanlık yaşamı için temel değeri olan alanlarda gösterilen olağanüstü başarı veya performans” olarak tanımlamıştır. Bu hümanistik tanım, Anabilim üstün yetenekliler programlarının da özlemlenebilir. Nitekim 4 yaşında kendi kendine okumaya başlayan bir çocuğun IQ testinde yüksek puan alması pek de önem taşımamaktadır. Bu çocuk erken yaşlarda gösterdiği akademik beceri ile üstün yetenekli olduğunu bir dereceye kadar kanıtlamıştır. Uğur Sak (2011, üstün yeteneği “insanlık yaşamı için temel değeri olan alanlarda gösterilen olağanüstü başarı veya performans” olarak tanımlamıştır. Bu hümanistik tanım, Anabilim üstün yetenekliler programlarının da benimsediği bir tanımdır.

    Uğur Sak (2011)’ın ve Ruf (2005)’ın çalışmalarından alınan üstün yetenekli çocukların zeka düzeylerine göre çeşitli yaş aralıklarında gösterdikleri özellikler aşağıdaki tablolarda sınıflandırılmıştır. Anne ve babaların üstün zekâlı çocuklarının özelliklerini ay be ay kaydettikleri bu araştırmalarda üstün zekâlı çocuklar gerek takvim yaşı düzeylerine göre gerekse zihinsel yaş düzeylerine göre bazı ortak özellikler göstermişlerdir.

    Birinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Çoğu 1,5 yaşından önce
    Birçok sözcüğü anlamsal olarak bilir, bu sözcükleri telaffuz eder.
    Önemli bir kısmı 2 yaşından daha önce
    Renkleri tanır, sayıları ezbere sayar.
    Bulmacalara karşı ilgi göstermeye başlar.

    Çoğu 18-30 ay aralığında
    Sessizce oturup televizyonu pür dikkat izler.
    Önemli bir kısmı 3 yaşına gelinceye kadar
    Sayıları, harfleri ve renkleri öğrenebilir.
    Karmaşık düzeyde konuşmaya başlar, zengin sözcük dağarcığı geliştirir.

    Çoğu 4 yaşına gelinceye kadar
    Basit işaretleri, kendi isimlerinin yazılış biçimlerini ve alfabeyi öğrenebilir.
    Basit toplama ve çıkarma işlemlerini yapabilmeye başlar.

    Çoğu 5 yaşından önce
    Okumayı öğrenmeye karşı ilgi gösterir.
    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Basit işaretleri ve kitapları okumaya başlar.
    Kendi kendine bilgisayar kullanmaya başlar.

    Tamamı 7 yaşına gelinceye kadar
    Okumayı öğrenebilir, akranlarından 2-3 sınıf daha üst düzeyde okuyabilir.
    Tamamı 7-7,5 yaşına gelinceye kadar
    Bölümlü kitapları okumaya başlar.
    Bir kısmı 7-7,5 yaşlarında, çoğu 8 yaşlarında
    Okulda derslerin yavaş işlenmesi ve derslerdeki tekrarlar nedeniyle sabırsızlık işaretleri göstermeye başlar.
    İkinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Neredeyse tamamı 6-12 aylık iken
    Yetişkinlerin verdiği yönergeleri ve soruları anlamaya başlar.
    Çoğu 11-15 aylık iken
    Kendi başına kitapları inceleyebilir, sayfalarını çevirebilir.
    Çoğu 15-18 aylık iken
    Birçok sözcük bilir.
    Birçok rengi tanır.

    Çoğu 11-16 aylık iken
    Market ve mağaza gibi yerlerin adlarını ve marka isimlerini tanır.
    Neredeyse tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Üç veya daha fazla sözcükten oluşan cümleler kurmaya başlar.
    Birçoğu 12-20 aylık iken
    Sayıları tanıyabilir.
    Yaklaşık %25’i 17-24 aylık iken
    Bütün alfabeyi bilir.
    Çoğu 3 yaşına gelinceye kadar
    Çoğu renkleri ve harfleri öğrenir.
    Zengin kelime dağarcığı geliştirir, karmaşık cümleler kurabilmeye başlar.

    Birçoğu 3-4 yaşlarında iken
    Harfleri, sözcükleri ve sayıları yazabilmeye başlar.
    Birçoğu 3,5-4,5 yaşlarında iken
    Gerçek olaylara, doğa ve fizik gibi fen bilimlerine karşı fazla ilgi duymaya başlar.
    Çoğu 4,5 yaşına gelinceye kadar
    Kendi başına bilgisayarı kullanabilmeye başlar.
    Çoğu 5 yaşına gelinceye kadar
    Sayı saymaya ve sayılar konusunda bazı temel gerçekleri öğrenmeye başlar.
    Kendine ileri düzeyde kitapların ve hikâyelerin okunmasını istemeye başlar.

    Kolay kitapları okumaya başlar.

    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Kitapları zevk ve öğrenmek için okumaya başlar.
    Çoğu 6-7 yaş civarında iken
    Okulda derslerin yavaş işlenmesi ve derslerdeki tekrarlar nedeniyle şikayet bildirmeye başlar.
    Tamamı 7 yaş civarında iken
    Kendinden 2-5 yaş daha üst düzeyler için yazılan kitapları okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 7-7,5 yaşına gelinceye kadar
    Bölümlü kitapları okuyabilmeye başlar.

    Üçüncü Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Dağılım/Yaş
    Özellik
    Çoğu doğumdan hemen sonra
    Çevreye karşı duyarlılık göstermeye başlar.
    Tamamı 6 aylık olana kadar neredeyse
    Çevresindeki kişilerin konuştuklarını anlamaya başlar.
    Çoğu 10 aylık olana kadar
    Kendi kendine kitapları karıştırmaya ve sayfaları çevirmeye başlar.
    Çoğu 1 yaşından önce
    Ebeveynlerine istediklerini anlatabilmeye başlar.
    Kitaplara karşı yoğun ilgi göstermeye başlar.

    Renkleri, şekilleri, rakamları ve harfleri tanımaya başlar.

    Çoğu 16 aylık olana kadar
    Zengin sözcük dağarcığı geliştirir ve kendini ifade edebilmeye başlar.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Bazı sayıların ve harflerin anlamlarını bilir.
    Çoğı 15-18 aylık iken
    Renklerin birçoğunu bilir.
    Neredeyse tamamı 17-24 aylık olana kadar
    Bütün alfabeyi öğrenir.
    Birçoğu 15-24 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile oynamayı sevmeye başlar.
    Dörtten fazla kelimeden oluşan karmaşık cümleler ile konuşabilmeye başlar.

    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.

    Çoğu 20-44 aylık iken
    Levhalar ve marketler üzerindeki isimleri okuyabilir.
    Birçoğu 2 yaşından önce
    Kendine okunan kitapları ezberlemeye başlar.
    Birçoğu 2,5 yaşından önce
    Harf seslerine ve kısa kelimeleri hecelemeye karşı ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 2,5-3 yaşlarında
    Harfleri, rakamları, kelimeleri ve kendi isimlerini yazabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşlarında
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine ilgi göstermeye başlar.
    Atlayarak ve geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.

    Neredeyse tamamı 3-3,5 yaşlarına gelinceye kadar
    Basit kitapları ezberden de olsa okuyabilmeye başlar.
    Çoğu 4-5 yaşına gelinceye kadar
    Basit okuma kitaplarını okuyabilmeye başlar.
    Çoğu 3-5 yaşlarında iken
    Gerçek dışı şeyleri sorgulamaya başlar.
    Çoğu 4,5-5,5 yaşlarında iken
    Çocuklar için yazılan 1. düzey kitapları okuyabilmeye başlar.
    Birçoğu 5,5 yaşına gelinceye kadar
    Bazı çarpma ve bölme işlemlerini anlayabilmeye başlar.
    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Kitapları zevk ve bilgi edinmek için okumaya başlar.
    Tamamı 6 yaşlarında iken
    Takvim yaşından 2 ile 5 yıl daha üst düzeyde okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 7-7,5 yaşlarında iken
    Gençler için yazılan kitapları okuyabilmeye başlar.

    Dördüncü Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Neredeyse tamamı 1 aylık iken
    Kendine okunan kitaplara karşı ilgi göstermeye başlar.
    Birçoğu 3-4 aylık iken
    Kitaplar favori ilgi alanları olmaya başlar.
    Tamamı 6 aylık olana kadar neredeyse
    Ebeveynlerin verdiği yönergeleri anlamaya başlar.
    Çoğu 5,5-9 aylık iken
    Bazı kelimeleri bilir ve söyleyebilir.
    Birçoğu 14 aylık olana kadar
    Zengin sözcük dağarcığı geliştirir, bu sözcükleri ifadesi iyidir.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Bazı harfleri ve sayıları tanımaya ve anlamlarını çıkarmaya başlar.
    Birçoğu 15-36 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile oynamaktan hoşlanmaya başlar.
    Neredeyse tamamı 15-22 aylık iken
    Bütün alfabeyi bilir.
    Çoğu 20-44 aylık iken
    Levhalar ve marketler üzerindeki isimleri okuyabilmeye başlar.
    Birçoğu 2 yaşından önce
    Kendine okunan kitapları ezberleyebilmeye başlar.
    Birçoğu 2,5 yaşından daha önce
    Harf seslerine ve kısa kelimeleri hecelemeye ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 15-24 aylık iken
    Dörtten fazla kelimeden oluşan karmaşık cümleler ile konuşabilmeye başlar.
    Birçoğu 13-20 aylık iken
    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşına gelinceye kadar
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine karşı ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşına gelinceye kadar
    Atlayarak sayabilmeye, geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4,5 yaşlarında iken
    Bilgisayarı kendi başına kullanmaya başlar.
    Çoğu 3,5-4,5 yaşlarında iken
    Kitap okuyabilmeya başlar.
    Çoğu 3-4 yaşlarında iken
    Gerçek dışı şeyleri sorgulamaya başlar.
    Birçoğu 5 yaşına gelinceye kadar
    Bazı çarpma ve bölme işlemlerini anlamaya başlar.
    Çoğu 5 yaşlarında iken çoğu
    Zevk ve öğrenmek için kitap okumaya başlar.
    Tamamı 6 yaşlarında iken
    Takvim yaşından 2 ile 5 yıl daha üst düzeyde okuyabilir.
    Tamamı 6-6,5 yaşlarında iken
    Gençler için yazılan bölümlü kitapları okuyabilir.

    Beşinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Tamamı doğumdan hemen sonra
    Çevreye karşı duyarlılık göstermeye başlar.
    Bir kısmı 3-4 aylık iken
    Kitaplar favori ilgi alanları olmaya başlar.
    Tamamı 4 aylık iken ya da daha öncesinde
    Ebeveynlerin verdiği yönergeleri anlamaya başlar.
    Çoğu 6 aylık olana kadar
    Kitapların sayfalarını çevirmeye başlar.
    Çoğu 5,5-9 aylık iken
    Bazı kelimeleri söylemeye ve konuşulanları hemen kapmaya başlar.
    Yaklaşık %50’si 1 yaşına gelinceye kadar
    Bozuk da olsa konuşmaya başlar.
    Tamamı 2 yaş civarında iken
    Yetişkin düzeyinde konuşmaya başlar.
    Birçoğu 10-14 aylık iken
    Bazı harfleri ve sayıları tanımaya ve anlamlarını öğrenmeye başlar.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile çok iyi oynamaya başlar.
    Bir kısmı 18 aylık olana kadar
    Müzikal yetenek belirtileri gösterir.
    Tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Levhalardaki ve kitaplardaki sözcükleri okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 20 aylık olana kadar
    Kendine okunan kitapları ezberleyebilir.
    Tamamı 6-8 aylık olana kadar
    Favori tv programları ve video filmleri vardır.
    Birçoğu 13-20 aylık iken
    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.
    Çoğu 2 yaşından önce
    Sözcükleri, sayıları ve kendi isimlerini yazmaya başlar.
    Çoğu 18-24 aylık iken
    Basit kitapları okumaya başlar.
    Çoğu 2 yaşına gelinceye kadar
    Atlayarak sayabilmeye, geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine karşı ilgi göstermeye başlar.

    Tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Kendi kendine bilgisayarı kullanmayı öğrenir.

    Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuğa sahip olduğunuzu anlamak aslında sanıldığı kadar karmaşık bir durum değildir.
    Yukarıda ayrıntılı olarak ifade edilen tanımlama ek olara daha yalın bi şekilde çocuğunuzun üstün zekalı olup olmadığını şu şekilde anlayabilirsiniz;
    Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklar bedensel olarak yaşıtlarından daha öndedir yani ağırlık ve boy bakımından yaşıtlarına göre ileri gelişim gösterirler. Sağlıklıdırlar ve kolay kolay hastalanmazlar. Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklarda böyle bir durum söz konusu değildir.
    Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklar erken yürürler ve erken konuşurlar. Yaşıtları iki veya üç kelimelik cümleler kurarken onlar daha uzun ve anlam yoğunluğu olan cümleler kurarlar. Kendilerine ait orijinal fikirlere sahiptirler. Duygusal yönleri oldukça gelişmiştir ve empati kurabilme yeteneğine sahiptirler.
    Merak ve keşfetme yönleri fazla geliştiği için daha az uykuya ihtiyaç duyarlar bebekliklerinden itibaren az uyurlar ve daha uzun zaman uyanık kalarak orijinal fikirlerini hayata geçirmeye çalışırlar.
    Duyu organları keskin olduğu için bebekliklerinden itibaren altlarının ıslanmasından, yoğun gürültülü ortamlardan veya kıyafetlerindeki etiketlerden fazlasıyla rahatsızlık duyabilirler.
    Öğrenme hızları oldukça yüksek olduğundan çabuk öğrenirler ve öğrendiklerini de kolay kolay unutmazlar. Her zaman yeni birşeyler öğrenme arzusu içindedirler. Kelime oyunlarını severler. Sözcük zenginliği ifadeleri düzgün kullanmaları dikkati çeker. Dikkat süreleri uzundır aynı konu üzerinde uzun zaman düşünüp aynı konuyla ilgili fikirler üretip çıkarılmalarda bulunurlar. Fikir üretmede aktiftirler. İki olay veya olgu arasında bağlantı kurabilirler. Hikaye masal dinlemekten ve anlatmaktan hoşlanırlar. Yaşanılan olayı veya duyguyu kolay kolay unutmazlar.
    Soyut fikirlere karşı ilgileri vardır hayal güçleri zengindir. Orijinal bilgiler, buluşlar ilgilerini çeker ve bu konuda herşeyi öğrenmek isterler en ince ayrıntıyı atlamadan her şeyi bilmek isterler. Öğrenmeye olan meraklarından dolayı soru sormaktan asla vazgeçmezler.
    Hazır cevaptırlar ve yeni ortama kısa sürede uyum sağlarlar onun için girişkendirler. Liderlik ruhuna sahiptirler, yönetmeyi severler. Arkadaşları arasında popüler çocuktur. Yaşıtları ile arkadaşlık kurmaktansa kendinden yaşta büyük olanlarla vakit getirmekten keyif alırlar.
    Sanat çalışmalarından keyif alır. Herhangi bir sanat dalına karşı ilgisi ve alakası vardır. Piyanoya ilk karşılaştığında parmakları ile teker teker tuşlara basmak yerine iç güdüsel olarak bütün parmaklarını yerleştirir profesyonel olarak kullanabilecek pozisyonda durur yani yeteneğinin olduğu sinyallerini bize açık bir şekilde ifade etmiş olur. Anne babaların çocuklarına karşı daha dikkatli ve duyarlı olmaları durumda çocuklarının üstün zekalı veya üstün yetenekli olduğunu anlamak sanıldığı kadar karmaşık ve zor bir durum değildir. İyi birer gözlemci olmaları çocukları için iyi birer geleceğin adımlarını atmış olabirler.
    Çocuğunu üstün zekalı veya üstün yetenekli ancak siz durumun farkında değilsiziniz, nelerle karşılaşırsınız?
    Kendi yaşantınızdan veya çevrenizden şu cümleleri duymuşsunuzdur;
    -Çocuğum çok zeki ancak hiç çalışmaz,
    -Dersi derste dinler tekrar yapmadan başarır,
    – Hafızası çok kuvvetlidir çocukluğunda hatta bebekliğinde yaşadıklarını kolay kolay unutmaz,
    -Sınavda hiç çalışmadan (…)puan aldı,
    Öğretmen ders anlatırken bir kaç dakika sonra konuyu manipüle eder. Dersi kaynatan sınıfının düzenini bozan işte hep bu çocuklardır. Yani sizinde duyduğunuz gibi zekidir ancak aklını derslerine yormaz. Toplum olarak etiketleme yapmayı severiz. Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuk derste anlatılan konuyu veya her ne ise işlenen, birkaç dakika da konunun özünü kavrar ve kalan zamanı da enerjisini boşaltmak için harcar. Ve bu çocuklar yaramaz, dersin işleyişini bozan, istenmeyen çocuklar olarak etiketlenirler. Sosyal anlamda baktığımızda yaşıtlarıyla iletişim kuramadıkları için zaman zaman sorunlar yaşayabilirler. Aslına bakarsanız üstün zekalı ve üstün yetenekli bir bebeğe, çocuğa sahip olmak bilinçli eveynlerle problemler çözülür ve çocuğunuza iyi bir gelecek sağlamış olursunuz yoksa her çocuk özeldir ve biriciktir. Her bebek dünyaya üstün zekaya sahip olarak gelir ancak anne baba ne kadar bilinçli olursa var olan zekayı daha da üst seviyelere çıkarabilir aksi halde kullanılmayan her şeyin zamanla işlevselliğini kaybetmesi gibi zekada normal kalıplara girer ve rutin hayatın sorunları ve sorumluluklarının dışına çıkamaz yani sıradanlaşır.

  • Doğuştan kalp hastalığı nedir?

    Doğuştan kalp hastalığı nedir?

    Doğuştan kalp hastalığı kalpte doğum sırasında bulunan yapısal bozukluk olarak tanımlanabilir. Bu bozukluklar genellikle hamileliğin erken evrelerinde organların gelişmeye başladığı dönemde oluşur.

    Çocuklardaki bütün kalp hastalıkları doğuştan mıdır?

    Çocuklardaki kalp hastalıklarının çoğu doğuştandır. Ancak doğuştan normal olan bir kalpte sonradan da hastalık gelişebileceği unutulmamalıdır. Çocukları etkileyen sonradan kazanılmış (edinsel) birçok kalp hastalığı vardır. Akut romatizmal ateş, Kawasaki hastalığı (uzun süreli yüksek ateş ile cilt-mukoza-lenf nodu tutulumlu hastalık), perikardit (kalp zarı iltihabı), miyokardit (kalp kası iltihabı), enfektif endokardit (kalp kapakçıklarının iltihabı), kardiyomiyopatiler (kalp kası bozuklukları) ve ritim bozuklukları edinsel kalp hastalıklarındandır.

    Doğuştan kalp hastalıkları neden oluşur?

    Doğuştan kalp hastalıklarının çoğunda neden bilinmemektedir. Ancak bu hastalıkların genel olarak genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi ile ortaya çıktığı düşünülmektedir. Annede şeker hastalığı gibi kronik hastalıkların olması, gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar, kullanılan ilaçlar, alkol veya uyuşturucu maddeler nedeniyle bebekte doğuştan kalp hastalığı gelişme riski yükselmektedir. Bebekte genetik (kromozomal) bir bozukluk olması halinde de doğuştan kalp hastalığı gelişme riski artar. Dolayısıyla sebebi tam bilinemeyen doğuştan kalp hastalıkları nedeniyle ailelerin kendilerini suçlu hissetmeleri doğru olmaz.

    Doğuştan kalp hastalığı olan çocuk doğurma riski nedir?

    Bütün anne ve babaların doğuştan kalp hastalıklı çocuğu olabilir. Bin canlı doğumdan 8-10’unda çoğunluğu hafif olmak üzere doğuştan kalp hastalığı görülür. Ülkemizde yaklaşık olarak yılda 1.500.000 (1,5 milyon) bebek doğduğu göz önüne alınırsa her yıl 12.000-15.000 bebeğin kalp hastalıklı olarak doğduğu söylenebilir. Anne, baba veya kardeşlerden birinde doğuştan kalp hastalığı varsa doğacak bebeğin kalp hastası olma riski 10 kata kadar artabilir.

    Doğuştan kalp hastalığı nasıl fark edilir?

    Ağır kalp hastalıklı bebekler ilk birkaç ay içerisinde belirti verirler. Bebeklerde ağlarken artan morarma ve bayılma, beslenme güçlüğü, emerken çabuk yorulma ve solunum sıkıntısı, yeterli kilo alamama, alından soğuk terleme veya göz kapaklarında şişlik gibi belirtiler olabilir. Daha büyük çocuklarda ise koşarken veya ani heyecan sonrası bayılma, eforla başlayan göğüs ağrısı, solunum sıkıntısı ya da sık tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları doğuştan kalp hastalığı yönünden uyarıcı olabilir. Hafif bozukluklar ise genellikle belirti vermezler ve doktor muayenesinde duyulan üfürüm nedeniyle yapılan tetkikler sonucunda tanı alırlar.

    Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından gebeliğin 16-18. haftalarından sonra yapılan fetal ekokardiyografi (fetal EKO = anne karnındaki bebeğin kalbinin ultrason ile incelenmesi) kullanımı son yıllarda artmıştır. Böylece bebek dünyaya gelmeden doğuştan kalp hastalığına tanı konulabilmektedir.

    Doğuştan kalp hastalığı tanısı nasıl konulur?

    Yukarıda anlatılan belirtileri olan bebek ve çocuklar dikkatli bir şekilde muayene edildikten sonra kalp grafisi (elektrokardiyografi = EKG), göğüs röntgeni (telekardiyogram) ve kalp ultrasonu (ekokardiyografi = EKO) çekilmesi ile tanı konulur. Tecrübeli bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından yapılan muayene ve çekilen EKO doğuştan kalp hastalığının değerlendirilmesi için çoğunlukla yeterlidir. Çok nadir durumlarda uzun süreli EKG izlemi, stres testleri veya kardiyak kateterizasyon ve anjiyokardiyografi gerekebilir.

    Doğuştan kalp hastalıklarının tedavisi var mıdır?

    Fetal EKO ile doğuştan kalp hastalığı tanısı konulan bebeklerin bazılarına anne karnındayken müdahale edilebilir. Ancak bu bebeklerin çoğuna girişim yapılmaz ve dünyaya gelmesi beklenir. Eğer bu karar alındıysa, gerektiğinde uzmanların her türlü girişimi yapılabileceği bir merkezde bebeğin doğumunun gerçekleşmesi önemlidir.

    Doğuştan kalp hastalıklarının çoğu, kasık damarından girilerek yapılacak bir kardiyak kateterizasyon girişimi veya kalp ameliyatı ile tamamen düzeltilebilir.

    Doğuştan kalp hastalığı nedeniyle yapılan ameliyatların başarısı gelişmiş merkezlerde oldukça yüksektir. Genel olarak bu ameliyatlardaki başarı oranı yüzde 95’in üzerindedir. Ancak ameliyatlardaki başarı oranı, risklere göre de çok değişmektedir. Öyle ki, 5 yaşındaki bir çocukta kalbin odacıkları arasındaki bir deliğin kapatılmasının riski %0,5 iken, yenidoğan bir bebekte yapılacak çok karmaşık bir ameliyatın riski daha yüksek olacaktır.

    Doğuştan kalp hastalıklarının hepsine kardiyak kateterizasyon girişimi veya kalp ameliyatı gerekmez. Çünkü bazı doğuştan kalp delikleri kendiliğinden kapanabilir.

    Doğuştan kalp hastalıklı çocukların izleminde dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

    Doğuştan kalp hastalığı olan çocukların tedavi öncesi ve sonrası Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından düzenli aralıklarla izlenmesi gerekir.

    Egzersiz kapasitelerinde kısıtlılık olabilmekle birlikte, çoğunda normal veya normale yakın bir günlük yaşam kalitesi vardır. Ağır kalp hastalığı olanlarda egzersiz kapasitesinde azalma belirgindir. Bazı hastalıklarda büyüme geriliği ve öğrenmede güçlük olabilir.

    Bütün çocuklarda olduğu gibi doğuştan kalp hastalığı olan çocuklarda da genel tıbbi önlemlere uyulmalıdır.

    Doğuştan kalp hastalıklı çocuklara diğer çocuklarda olduğu gibi yaşına uygun aşıların yapılması gerekir. Nadiren ek aşılamaya gerek olabilir.

    Doğuştan kalp hastalığı olan çocuklar, çocukluk çağı hastalıklarını kalp hastalığı bulunmayan çocuklar gibi genellikle sorunsuz geçirirler. Ancak ağır kalp hastalığı olan çocukların bazı hastalıkları atlatması daha zor olabilir.

    Enfektif endokarditten (kalp kapakçıklarının iltihabı) koruması için bazı cerrahi işlemlerden önce (bademcik ve geniz eti ameliyatları, kanama oluşturabilecek diş girişimleri ve diş çekimleri, karın ameliyatları) hastaya antibiyotik verilmelidir.

    Enfektif endokardit nadir görülen bir enfeksiyon olmasına rağmen, doğuştan kalp hastalığı bulunan çocuklar bu enfeksiyon için yüksek risk taşırlar. Kana karışarak bu enfeksiyona yol açan bakterilerin çoğu ağızda bulunduğu için ağız temizliği, diş bakımı ve sağlığı çok önemlidir.

    Sık görülen doğuştan kalp hastalıkları nelerdir?

    Doğuştan kalp hastalıkları, kalbin kulakçıklar veya karıncıklar arasındaki küçük veya büyük delikler ya da kapaklardaki hafif veya ağır darlıklar şeklinde olabileceği gibi, kulakçık veya karıncıklardan bir veya birden fazlasının olmaması gibi çok ağır bozukluklar şeklinde de görülebilir. Toplumda en sık görülen doğuştan kalp hastalıkları sıklık sırasına göre şöyledir:

    VSD: Sağ ve sol karıncıklar arası delikler.

    ASD: Sağ ve sol kulakçıklar arası delikler.

    PDA: Anne karnındayken normal olan koni şeklindeki (aort ile akciğer atardamarı arasındaki) damar açıklığının kapanmayıp devam etmesi.

    PS: Kalpten akciğerlere giden akciğer atardamarı kapağında darlık.

    AS: Kalpten tüm vücuda temiz kanı taşıyan aortun kapağında darlık.

    Aort koarktasyonu: Kalpten bacaklara doğru temiz kanı taşıyan inen aortta darlık.

    Büyük arterlerin yer değiştirmesi: Kalpten çıkan iki büyük damarın (aort ile akciğer atardamarının) yer değiştirmesi.

    Fallot tetralojisi: Sağ ve sol karıncıklar arası geniş delik, kalpten akciğerlere giden akciğer atardamarında darlık ve sağ karıncık kasında kalınlaşma birlikteliği.

    AVSD: Sağ ve sol kulakçıklar arasından sağ ve sol karıncıklar arasına kadar devam eden büyük delik.

    Triküspit kapak atrezisi: Sağ kulakçık ile sağ karıncık arasındaki üçlü kapağın olmaması ve sağ karıncığın yetersiz gelişimi.

    Hipoplastik sol kalp sendromu: Sol kulakçık ile sol karıncık arasındaki ikili kapağın, sol karıncığın ve buradan çıkan aortun gelişiminde yetersizlik.

    Fallot tetralojisi: Sağ ve sol karıncıklar arası geniş delik, kalpten akciğerlere giden akciğer atardamarında darlık ve sağ karıncık kasında kalınlaşma birlikteliği.

  • Çocuklarda karaciğer tümörü

    Çocuklarda karaciğer tümörü

    KARACİĞER TÜMÖRLERİ: Çocuklarda karaciğer tümörleri nadirdir. Karaciğerin primer tümörleri çocuklarda görülen habis urların yaklaşık %1 ini oluşturur. Çocuklardaki hepatik (karaciğer) tümörlerinin %50-60 ı habis karakterlidir ve geriye kalanların çoğu ise hepatosellüler karşinomlardır. Nadir görülen hepatik maliğn tümörler arasında anjiosarkom, germ hücre tümörleri ,rabdomyosarkom ve indiferansiye sarkomlar bulunur.Nöroblastom ve lenfoma gibi daha sık görülen çocukluk çağı maliğn tümörleri karaciğere metastaz yapabilirler. Çocuklarda karaciğer tümörlerinin üçte ikisi beniğn karakterli olup genellikle hayatın ilk 6 ayında ortaya çıkarlar.İyi huylu tümörler;damarsal anomaliler ,adenom,fokal nödüler hiperplazi,mezenkimal hamartom veya kistler olabilir.

    İYİ HUYLU KARACİĞER TÜMÖRLERİ:

    Hemanjiom ve damarsal anomaliler: Hemanjiomlar endotel kaplı damarsal boşluklardır.Venöz ve kavernöz hemanjiomlarda damarsal boşluklar daha geniştir.Hemanjioendotelyomlar hebaset potansiyeli taşıyan,çoğalma özelliği bulunan hücresel tümörlerdir.Arteriovenöz malformasyonlar ise arter ve venler arasında ilişkiler içeren nadir anomalilerdir. Karaciğerin damarsal tümörleri şantlar nedeni ile konjestive kalp yetmezliğine neden olabilirler.

    Çocuklarda damarsal orjinli tümörlerin en sık bulgusu karında hissedilen kitledir.

    Tanıda;Ultrasonografi,Bilgisayarlı Tomografi(BT) ve MR(Manyetik görüntüleme) gerekebilir.

    Karaciğerdeki hemanjiomların çoğu ilk yaşı takiben küçülür.

    İyi huylu damarsal karaciğer tümörlerinin çoğunluğu cerrahi tedavi gerektirmezler ve prognozları iyidir.

    Fokal nodüler hiperplazi ve Hepatosellüler Adenom: Bunlar karaciğer tümörlerinin %2 sini oluştururlar.Olguların çoğu 5 yaş altında olup kızlarda daha sıktır.

    Tanıda ele gelen kitle çoğunlukla ilk bulgudur.Ultrasonografi,BT ve MR tanıda yardımcı olur.Fibroz nodüler hiperplazi fibröz septalar içerir ve görüntüleme yöntemleri ile adenomlardan ayırt edilebilir.Karaciğerdeki adenomatöz lezyonlar ,hepatosellüler adenoma ve hepatosellüler kasinoma dönüşebilme riski içerdiklerinden mutlaka çıkarılmalıdır.Fibröz nodüler hiperplazi olgularının asemptomatik olanlar ve çıkarılmayacak kadar büyük olanları izlenmelidir.

    Mezenkimal Hamartom: Genellikle bir yaş altındaki çocuklarda görülen soliter lezyonlardır.Çocukluk çağı karaciğer kitlelerinin %6 sını oluştururlar. Olguların çoğunda ağrısız ele gelen kitle ilk bulgudur.Tanıda ultrasonografi ,BT,MR yardımcı olur .Kesin tanı için açık biopsi gerekebilir. Tedavi de rezeksiyon tercih edilmelidir.Kitlenin tümünün çıkartılamadığı olgular takip altında tutulmalıdır.

    Soliter Karaciğer Kistleri: Soliter karaciğer kistleri çok nadirdir.Başka bir nedenle yapılan tetkiklerde görülebilir.Semptom vermeyen 5 cm den küçük çaplı kistlerde tedavi gerekmez. Ağrı, perforasyon yada torsiyon nedeni ile nadiren cerrahi tedavi gerekir.

    Kist Hidastik: Kedi –Köpek gibi hayvanların bulaştırdığı paraziter bir hastalıktır.Çoğunlukla karaciğer sağ lobunu tutar .Erken dönemde kitlenin çoğunluğu asemptomatiktir, ve albendazol tedavisi ile kaybolabilirler. Büyük kistler;karında kitle ,ağrı ve kusma nedeni olabilir. deriye,drenaj ve sklerozan madde enjeksiyonu çoğu olguda başarılıdır.Ancak bazı durumlarda cerrahi girişimde gerekebilir.

    HABİS KARACİĞER TÜMÖRLERİ

    Çocuklardaki karaciğer tümörlerinin %50-60 ı ,habis karakterlidir. Habis karakterli bu tümörlerin %65 inden fazlası Hepatoblastomlar geriye kalanların çoğu ise Hepatasellüler karsinomlardır.

    Hepatablastom: Ağırlıklı olarak 3 yaşın altındaki çocuklarda görülür. Hepatoblastomlar;Beckwith-Wiedman sendromu,hemihipertrofi,renal agenezi yada adrenal agenezi ile birlikte ve familiyal adenamatöz polizozisli olguların çoocuklarında görülür.Düşük doğum ağırlığı, artmış hepatoblastom insidansıyla ilişkilidir,risk doğum ağırlığı arttıkça azalmaktadır. Hepatoblastomlar genellikle büyük asemptomatik karında kitle ile kendini gösterir.

    Sol loba oranla üç kat daha fazla sağ lopta ortaya çıkar ve genellikle ünifokaldir. Hastalık ilerledikçe kilo kaybı ,anoreksi,kusma ve karın ağrısı ortaya çıkabilir.Tümörün yayılımı en sık olarak bölgesel lenf bezleri ve akciğerlerdir.

    Değerli bir serum tümör belirteci olan α- fetoprotein(AFP) tanıda ve hepatik tümörlerin izlenmesinde kullanılabilir.

    Tanıda ultrasonografi ,BT ve MR önemli, yöntemlerdir.

    Tedavi; Genelde çocukların hepatik maliğn tümörlerinde tümörün tamamı ile çıkartılması esasına dayanır. Karaciğerin %85 i bu nedenle çıkartılabilir. Kalan %15 3-4 ay içerisinde dejenere olarak kendini tamir eder. Tümörün redikal olarak çıkartılmasına takiben uygulanacak kemoterapi tümörün kür şansını artırır. Metastozların varlığı yaşam oranını kötü yönde etkilemekle birlikte ,primer tümörün tamamen çıkartılabilmesi durumunda tam regresyon sağlanabildiğide gösterilmiştir.

    Hepatosellüler Karsinom:Bu tip karaciğer tümörü daha çok adolesanlarda görülür. ve Hepatit B ve C enfeksiyonları ile ilişkilidir. Hepatit B nin yaygın olduğu bölgelerde ve Doğu Asya da sıktır.

    Hepatosallüler karsinom, genellikle altta yatan bir siroz olmaksızın,büyük pleomorfik hücrelerden oluşan multisentrik invaziv bir tümör olarak karşımıza çıkar.

    Hepatatosellüler karsinoma genellikle hepatik kitle ,abdominal distansiyon ,anoreksi kilo kaybı ve karın ağrısı şikayetleri ile kendini gösterir.Hepatosellüler karsinomlu çocukların yaklaşık %60 ‘ ında AFP seviyesi yüksektir.Bilirubin genellikle normaldir fakat karaciğer enzimleri bozulmuş olabilir

    Karnın düz grafisi ve ultrasonografisi karaciğerde kitlenin varlığını ortaya koyar.BT ve MR tümörün rezeksiyon için uygun olup olmadığını göstermesi açısından önemlidir. Metastazların değerlendirilmesi göğüs BT ve kemik sintigrafisi ile yapılır.

    Hepatosellüler kanser multisentrik orjinli olduğu için ,tümörün tamamen çıkartılması vakaların ancak %30-40 kadarında mümkün olabilmektedir.Komplete cerrahi rezeksiyonlarda bile çocukların sadece %30 u uzun dönem yaşayabilir.Kemoterepotik ajanlarla uzun dönem iyi sonuçlar elde etmek zordur. Karaciğer transplantasyonu şimdilik yegane ümit olarak gözükmektedir.