Etiket: Çocukluk

  • Çocuklarda ve Ergenlerde Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Çocuklarda ve Ergenlerde Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Halk arasında takıntı hastalığı olarak adlandırılan Obsesif Kompulsif Bozukluk, klinik psikologların oldukça sık karşılaştıkları kaygı bozuklukları kategorisinde sınıflandırılan psikolojik bir rahatsızlıktır. Zaman içerisinde kişinin hayatında ciddi sorunlara yol açabilen OKB yetişkinlikte ortaya çıkabildiği gibi çocukluk çağında da ilk olarak ortaya çıkabilir.

    Takıntılı düşünceleri ve bu düşüncelerin yarattığı sıkıntıyı gidermek amacıyla tekrar eden davranışlar geliştirmiş olan birey, bir psikiyatrist ya da uzman klinik psikolog tarafından değerlendirilmelidir. Sağlıklı bireyler de zaman zaman takıntılı düşünceler ya da davranışlar sergileyebilmektedir ve her obsesyon (takıntılı düşünce) ya da kompulsiyon (takıntılı davranış) varlığı bu hastalık için tanı koymayı gerektirmeyebilir. Bu nedenle internet ya da bu konuyla ilgili broşürlerden edinilen bilgilerle kendi kendine tanı konulması yerine bir uzman ile görüşülmelidir.

    OKB Nedir?

    Obsesyon (Düşünce): kişinin baskılamaya, önlemeye çalıştığı belirgin bir sıkıntıya yol açan tekrarlayıcı, ısrarlı düşünceler ya da imajlardır.

    Kompulsiyon (Davranış): Rahatsız edici düşüncelerin ortaya çıkardığı sıkıntıyı azaltmak amacıyla yapılan, kişinin engelleyemediğini düşündüğü, tekrarlayıcı davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir.

    OKB tanı ölçütlerinde çocukların yetişkinlerden farklılaşan durumu, yetişkinin obsesyon ya da kompulsiyonlarının aşırı ya anlamsız olduğunu kabul etmesiyken, değerlendirme sürecinde çocukların bunu kabul etmesi beklenmez.

    OKB’de Sık Görülen Obsesyon Ve Kompulsiyonlar Nelerdir?

    Obsesyonlar

    • Bulaşma (Kir, Mikrop, Hastalık)
    • Kuşku
    • Sevdiği insanların güvenliğine ilişkin kaygılar
    • Cinsel ya da saldırgan bir eyleme yönelik yineleyici düşünceler
    • Başkalarına zarar verme düşüncesi
    • Simetri
    • Dini obsesyonlar

    Kompulsiyonlar

    • El yıkama
    • Yıkanma,
    • Temizleme,
    • Bulaşmış olduğunu düşündüğü nesneden kaçınma
    • Sayma
    • Kontrol etme
    • Düzenleme
    • Biriktirme

    Çocuk Ve Ergenlerde OKB’nin Yaygınlığı

    Çocukluk çağı başlangıçlı olan Obsesif Kompulsif Bozukluk, çocuk ve ergenlerin %1-2 kadarında görülmektedir. Çocukluk çağında görülen OKB’nin başlangıç yaşı 7-12 arasındadır. Çocukluk dönemimde erkeklerde görülme oranı kızlara göre 1,5 kat daha fazla olmasına karşın bu oran ergenlik döneminde eşittir.

    Çocukluk Çağındaki Tekrarlanan Davranışlarla OKB Belirtileri Karıştırılmamalıdır. Çocukluk Dönemi, hayal dünyasının zengin olduğu bir dönemdir ve bu döneme ait çocuğun gelişimine katkı sağlayan bazı davranışlar vardır Bunlar OKB’deki tekrar eden davranışlardan farklıdır. Örneğin; çizgilere basmamaya dikkat etme, şanslı numaraların olması, işleri belirli bir düzende yapma gibi davranışlar çocukların günlük işlevlerinin içinde yer alan, sosyalleşmeyi arttıran ve kaygıyı azaltan normal davranışlardır.

    OKB’deki Davranışlar

    İçerik olarak; temizlik, istifleme, kontrol etme, tekrarlama biçimindedir. Çocuğun/ergenin çok fazla zamanını alarak işlev bozukluğu yaratır. Sosyal izolasyona neden olacak biçimdedir ve çok fazla rahatsızlık arz eder.

    OKB, Çocuklarda Gelişim Dönemlerine Göre Farklılıklar Gösteren bir Sorundur

    Çocukluk döneminde sıklıkla obsesyonların eşlik etmediği kompulsiyonlar görülebilir. Erken yaşlarda OKB tanısı almış çocuklarda motor sistemle ilgili kompulsif belirtiler (parmak yalama, daireler çizerek yürüme) daha sık görülür. Ergenlerde ise bu durum obsesyonların fazlalığı niteliğinde yani çocuklara göre daha çok sıkıntı veren ve daha az kontrol edilebilir niteliktedir.

    Çocuk ve Ergenlerde OKB’nin Nedenleri

    OKB’nin nedeni tam olarak bilinememekle birlikte bu alanda yapılan araştırmalar; genetik faktörler, kaygıya yatkın olmak, beyin yapılarındaki işlev bozuklukları ve çevresel faktörlerin etkilerini araştırmaktadır.

    OKB’de Sık Yapılan Düşünce Hataları

    Abartılı Sorumluluk Algısı: Sadece yaptıklarından değil yapmadıklarından da sorumlu hissederler.

    Düşüncenin Aşırı Önemsenmesi: Düşüncelerine aşırı önem verirler. Akıllarına gelen bir düşünceyi hemen dikkate alır, sorgularlar. Sadece düşünmekle o şeyin gerçekleşebileceğine inanırlar.

    Düşüncenin Kontrolü: bir şeyi düşünmek, düşünülen şeyin olmasını istemek anlamına gelir diye düşünebilirler ya da kişinin kendi düşüncelerini kontrol etmesi gerektiğine inanabilirler.

    Abartılı Tehdit Algısı: Olumsuz olayların olması bu durumu arttırabilir.

    Belirsizlik ve Bilinmezliğe Tahammülsüzlük: belirsizliklere ve bilinmezliklere tahammül edemez, kesin sonuçlar bulmaya çalışırlar. Bu sebeple de karar vermekte güçlük yaşarlar.

    Mükemmeliyetçilik: yapılan şeyin hatasız olması gerektiğine inanırlar. Yeterince iyi olduğundan emin olmak için tekrar tekrar yapabilirler. Ailenin mükemmeliyetçi tavırları çocuğun sıkıntısını arttırır.

    OKB Çocuk/Ergenin Hayatını Nasıl Etkiler?

    OKB çocuk/ergenin okul hayatında yarattığı sıkıntı nedeniyle dikkatte azalmalara yol açar. Çocuk/ergen tekrar eden davranışlarla uğraşmaktan derslere vakit ayıramadığı için ders başarısında düşüş yaşayabilir. Ayrıca takıntılı düşünceler gelmesin diye okula gitmekten kaçınabilir.

    Çocuk/ergenin tekrar eden davranışları arkadaşları arasında da alay konusu olabilir. Bunun yanı sıra çocuk takıntılı düşüncelerin getirdiği sıkıntının etkisiyle arkadaşları ile iletişimi kesebilir.

    OKB sorunu olan çocuklar, sürekli onay alma ihtiyacıyla, tekrar tekrar aynı soruları sorarak aile üyelerinde öfke oluşmasına sebep olabilirler. Tekrarlayan davranışların getirdiği yoğunluktan dolayı evdeki sorumluluklarını yerine getirmeyebilirler. Çocuk/ergenin sürekli takıntılı düşünce ve davranışlar ile uğraş halinde olması aile ile çatışma yaşamasına sebep olabilir.

    Bedensel Şikayetler

    • Kalp çarpıntısı
    • Terleme
    • Sık nefes alma
    • Sık idrara çıkma

    Duygusal Şikayetler

    • Endişe
    • Sıkıntı
    • Sinirlilik
    • Kontrolünü kaybetme korkusu
    • Suçluluk
    • Kolay irkilme

    Ebeveynlere Düşen Görevler

    Bu psikolojik sorunla karşılaşmak çocuğun hatası değildir. Çocuğunuzu yapmak zorunda hissettiği davranışları nedeniyle eleştirmeyin, ona öfkelenmeyin. Onun için yapabileceğiniz en iyi yardım tedaviye devam etmesi için onu motive etmektir. Tedavi sürecinde terapistinizden hastalıkla ilgili sizi bilgilendirmesini isteyin. Çocuğunuz problemlerini paylaştığında yargılamadan, ilgiyle dinleyin. Böylece içine kapanmasını engellemiş, onunla ilişki kurmuş olursunuz. Ancak bunu yaparken onsesyon ve kompulsiyonlarını desteklemeyin. Son olarak hastalığın getirdiği belirtiler çocuğunuzun eğitim hayatında problemlere yol açabilir. Bu durumu öfkeyle karşılamak yerine problemi çözmesine yardım edecek yollar sunmak önemlidir.

  • Kadına Yönelik Şiddet Olgusu

    Kadına Yönelik Şiddet Olgusu

    Toplumsal açıdan değerlendirmeye alındığında kadına yönelik şiddet olgusu tüm toplumlarda hemen hemen aynıdır. Değişmeyen tek şeyin bu yapı olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Dünya üzerinde önemi oldukça yüksek olan bu olgu; ne yazık ki şiddete meyilli kişilerin ruhsal anlamda yeterince sağlıklı olmadığını görmüş oluyoruz. Şiddetin olmadığı bir toplum tipinden bahsedemeyiz. Gündemde daha çok kadına yönelik şiddet ön planda olduğu için bu konu derinlemesine incelenmesi gerekmektedir.

    Şiddetin normal karşılanması gibi bir durum olamaz. Ancak Türkiye’deki kültürel yapı incelendiğinde bunun çoğunlukla normal karşılandığını görmüş oluruz. Şiddet psikolojik açıdan en riskli faktörlerden biridir. Kişinin şiddete meyilli olmasının birçok sebebi olabilir. Bu sebepler incelendiğinde altında yatan faktörlerin bulunması oluşacak şiddetinde önüne geçmiş olacaktır. Yaşanmış olan şiddet yapısı incelendiğinde toplumsal açıdan sağlıklı bireylerin yetişmesine olanak sağlanmış olur.

    Neden Şiddete Meyilliyiz?

    Kişilerin kültürel yaşantısından, eğitim düzeyine, aile yaşantısından yaşadığı çoğrafik yapıya kadar etkilidir. Çocukluk döneminde yaşadığı travmalardan, sosyal çevresine kadar; kişinin şiddete meyilli olmasına zemin hazırlar. Sağlıklı bir çocukluk dönemi yaşamayan bireyler yetişkinlikte üstesinden gelemediği durumları bastırmak için şiddete başvurur. Temel sebeplerden biride ailesinde şiddet olgusunun yaygın olması da yatmaktadır. Kişilerin şiddete meyilli olmasının sebeplerinden biri de çocukluk dönemlerinde istismar ve ihmale uğramış olmalarıdır.

    Yaşanan travmalar öfkemizin ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Şiddet olgusunun sebepleri öğrenilmiş olursa çözüm için ilerlemeler kaydetmek daha kolay olacaktır. Bilmeliyiz ki çocukluk dönemi yetişkinlik ve sağlıklı bir karakter için önemlidir. Bu sebeple çocukluk döneminde çocuğunuzun şiddet ortamında büyümemesi, istismar ve ihmale uğramaması gerekmektedir.

    Çözüm Önerileri

    Kadına yönelik şiddeti önlemenin temelinde iyi bireyler yetiştirmek yatar. Yetişen iyi bireyler şiddete başvurmak yerine çözüm için daha sağlıklı hareket ederler. Şiddete meyilli kişilerin psikolojik destek almaları oldukça önemlidir. Bir bireyin kendinin farkında olması çözüm için gerekli adımları atacağı anlamına gelir. Kadınlara uygulanan şiddetin önüne geçmek için de; öncelikle kadınların bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğidir. Ekonomik özgürlükleri olmayan kadınlar genelde geçim kaygısı ve çocukları için bu duruma katlanabilir görmektedir. Oysa ki bu olguyu yıkmak şiddeti ortadan kaldıracak en önemli noktadır.

    Bu duruma katlanan kadınlar beraberinde şiddetin bitmesine değil oluşmasına zemin hazırlarlar. Her kadın birey olduğunu ve şiddetin kabul edilebilir bir durum olmadığının farkında olmaları gerekmektedir. Çocuklarımızın mutluluğunu düşünerek şiddete katlanmamız; geleceği korumak değil ancak zarar vermek olacaktır. Kadının şiddete göz yumması şiddetin artmasına sebep olur. Unutmayın ki her birey özeldir ve özel kalmak durumundadır. Bunu etkileyecek 3.kişiler hayatınızda bulunmamalıdır.

  • Çocukluk ve Ergenlik Döneminde Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Çocukluk ve Ergenlik Döneminde Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Obsesif Kompulsif Bozukluk kişilerin obsesyon (saplantı, takıntı) veya kompulsiyonlara (zorlantı) sahip olduğu, yaygın, kronik ve uzun süreli bir rahatsızlıktır.

    Obsesyonlar tekrarlayıcı düşünce, dürtü veya zihinsel imajlardır ve anksiyeteye (kaygı) yol açarlar. Kişi tarafından genellikle mantıkdışı bulunurlar, zorlayıcıdır ve istemsizdir. Yaygın obsesyon semptomları şunlardır:

    • Mikrop kapma veya mikrop bulaşması korkusu

    • Tabular veya yasak düşünceler ( cinsel – dini içerikli düşünceler, başka birine veya kendine zarar verme obsesyonları )

    • Nesnelerin – olayların simetrik veya mükemmel bir sırada olması isteği

    • Sayma obsesyonları

    • Biriktirne – istifleme obsesyonları

    Kompulsiyonlar ise kişilerin obsesyonlarını bastırmak için bilinçli olarak sergilediği,

    tekrarlayıcı davranışlar veya zihinsel eylemlerdir. Kompulsiyonların amaçları obsesyonlardan doğan sıkıntıyı hafifletmek olmakla beraber, gerçekleştirilen eylemin amaçlanan durumla arasında mantıksal bir bağ bulunmaz. Genel kompulsiyon belirtileri aşağıda yer almaktadır:

    • Aşırı temizlik yapma / el yıkama

    • Nesneleri belirli bir düzende sıralama

    • Bir şeyleri sürekli kontrol etme (örneğin kapıyı kilitleyip kilitlemediğini, ocağı açık unutup unutmadığını defalarca kontrol etme)

    • Zorlayıcı sayma (araba plakalarını sayma, belirli bir sayıya kadar sayma gibi)

    Bütün ritüeller ve alışkanlıklar kompulsiyon olarak değerlendirilmez. Herkes bir şeyleri iki kez kontrol edebilir. Fakat OKB’si olan bir kişi genellikle obsesyon ve kompulsiyonlarını kontrol edemez. OKB dahilinde olması için sözü edilen türdeki düşünce veya davranışlar kişinin her gün en az bir saatini meşgul etmelidir. Ayrıca OKB’li kişiler kompulsiyonlarını icra etmekten keyif duymazlar, yalnızca obsesyonlarının meydana getirdiği kaygıları hafiflediği için rahatladıklarını düşünebilirler. Günlük hayatlarında ve işlevselliklerinde önemli problemler yaşarlar.

    Epidemiyolojik çalışmalara göre çocukluk çağı OKB prevalansı (yaygınlık oranı) %0.5-1 ve geç ergenlik dönemi OKB prevalansı %2-3 olarak bulunmuştur.

    Klinik çalışmalara göre çocukluk çağı OKB’sinin ortalama başlangıcı 6-11 yaş aralığıdır. Yetişkinlerdeki OKB’nin ½ ila 1/3’ünde rahatsızlık çocukluk veya ergenlik döneminde başlamaktadır fakat genellikle bu dönemde fark edilmemektedir.

    OKB sebepleri arasında genetik faktörlerin rolü büyük olmakla beraber, hormonal faktörler, çocukluk dönemi travmaları ve kişilik özellikleri (detaycı, mükemmeliyetçi, titiz) de gösterilebilir.

    Çocukluk döneminde normal olarak değerlendirilen ritüeller genellikle çizgilere basmamaya çalışma, şanslı numaralar belirleme gibi günlük işlevsel faaliyetler dahilindedir ve çocukların gelişimi için faydalıdır, kaygı düzeylerini kontrol etmeyi ve sosyalleşmeyi sağlar. OKB ile ilişkili ritüeller ise son derece rahatsızlık veren, günlük işlevselliği bozan, sosyal izolasyona yol açan şekildedir ve içerikleri daha farklıdır. Çocukluk döneminde çoğunlukla görülen obsesyon mikrop bulaşma korkusudur ve bununla beraber gelen kompulsiyon ise kaçınma ve aşırı el yıkamadır. Sıklıkla görülen bir diğer obsesyon ise kendisine veya ebeveynlerine zarar geleceğine dair kaygıları içerir ve kontrol kompulsiyonu eşlik eder. Diğer yaygın kompulsiyonlar ise dokunma, sayma, sıralama veya zihinsel eylemlerdir (dua, spesifik şeyleri düşünme, zihinde tekrarlama gibi). Bu kompulsiyonlar çocukların akademik başarılarını ve akran iletişimlerini etkileyebilir. Ergenlik döneminde ise cinsellikle ilgili obsesyonlar sıklıkla görülür.

    Çocuklar genellikle yaşadıkları OKB belirtilerinden utandıkları için bunları saklarlar veya olduğundan daha hafif şekliyle anlatırlar. Belirtilerin ‘çılgınlık-anormallik’ olmasından şüphe duyarlar. Çoğunlukla kendilerini klinisyenlere daha rahat anlatırlar. Tam bir değerlendirme için klinisyenin çocuktan ayrı, anne-babadan ayrı ve öğretmeninden ayrı bilgi alması gerekir.

    OKB’ye sıklıkla eşlik eden rahatsızlıklar şunlardır:

    • Depresyon

    • Anksiyete bozukluğu

    • Bipolar bozukluk

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

    • Tik bozukluğu / Tourette sendromu

    • Otizm spektrum bozukluğu

    • Yeme bozuklukları    

  • Çocukluk Hatıraları İle Barışık Olmak

    Çocukluk Hatıraları İle Barışık Olmak

    Olumsuz çocukluk hatıralarımızın etkisinden kurtulmanın yolu, onları unutmak olabilir mi? Kişi beyin travması, Alzheimer hastalığı (demans-bunama) gibi beyinde yıkıcı etkisi olan bir rahatsızlık geçirmedikçe çocukluk hatıralarını unutması imkânsızdır. Dolayısıyla “doktorum, beynimin silinmesini sağlayın ki her şeyi unutayım!” beklentisi gerçekçi bir istek olamaz.

    Unutmak yerine hatıralarımızla barışık olmamız ve yeri geldiğinde mizahi yaklaşımla onlarla yüzleşebilmemiz mümkün müdür? Sağlıklı bireyler bu soruya yaşantılarıyla “evet” diyorlar. Kişi hatıralarından dolayı ıstırap yaşadığında, kendisine şu soruyu sorarak kendinde farkındalık geliştirebilir ise rahat bir nefes alabilir: “bugün yaşadığım olaya bağlı huzursuzum, acaba yaşadığım olayı değerlendirirken mevcut yaşıma göre mi düşünüp tepki veriyorum? Yoksa çocukluk veya ergenlik dönemimdeki gibi mi düşünüp tepki veriyorum?”.

    Çocukluk hatıralarımızı çağrıştıran her güncel olay karşısında çocukluk ve ergenlik dönem düşüncelerimizle değil, mevcut yaşımıza uygun düşüncelerimizle hareket edebilir isek mutlu bir birey olarak hatıralarımızla barışık kalabiliriz.

  • Çocuk ve Ergen Terapisi

    Çocuk ve Ergen Terapisi

    Çocukluk ve ergenlik kendine has olarak belirgin şekilde çocuğun ve ergenin hızla değişim gösterdiği dönemlerdir. Fiziksel, sosyal, psikolojik, bilişsel açılardan hızla geçişler içermektedir. Bu dönem değişikliklerine uyum sağlamakta ve çevresel faktörler ile ilişki kurmada ve başa çıkmada bir takım güçlükler görülebilmektedir. Çocuk psikoloğunun ilk amacı bu süreçlerde destek olmaktır. Ardından başa çıkmada zorlandığı alanlarda sorunun çözümü için hem çocuk/ergene hem de ailesine yardımcı olmaktır. En önemli nokta hem çocuklar için hem de ergenler için kendi içlerinde bulunan güçlü yanların keşfidir. İşte terapi de kendi içlerinde bulunan bu güçlü yanları keşfetmelerini sağlamaktadır. Burada terapiste düşen en büyük görev de olumlu-şartsız-kabul süreci ve güven ilişkisidir.

    Çocuk Terapisi 

    Çocukluk dönemi kişilik gelişiminin oluşmaya başladığı bir dönemdir. Bu dönemde öğrenilen davranışlar yetişkinlikte kişinin, karakterini, bilişsel yapısını, öz-güvenini, sosyalleşmesini, alışkanlıklarını, davranışlarını, tutumlarını büyük ölçüde belirlemektedir. Çocukluk kişilik gelişiminin en önemli kısmıdır. Bu sürece bir de, bu dönemde yaşanan, çevresel, psikolojik faktörler etkilenebilmektedir. Bu sebepledir ki, çocukluk dönemi patolojileri, çocuk psikologları tarafından, terapi ile çalışılmaktadır. İçinde bulunduğu süreci en sağlıklı şekilde atlatabilmesi, yetişkinlik yıllarında kalıcı bir takım patolojilerin oluşmaması ve ileride karşılaştığı durumlarda başa çıkma yollarını içselleştirmesi amaçlanmaktdır.
    Çocukluk dönemine ilişkin belirgin bazı davranış değişiklikleri bulunmaktadır. Çocukluk sürecinde gerek çevresel faktörlerin etkisi, gerek içsel sebeplerden dolayı davranış problemleri meydana gelebilmektedir.

    Davranış değişikliğine sebep olabilecek çevresel faktörleri şu şekilde sayabiliriz; aile içi şiddet, boşanma sürecinde olan ebeveynler, yakın birinin kaybı, v.b. Çocuklukta karşılaşılan davranış değişikliklerini de sıralamak gerekirse; alt ıslatma, parmak emme, kreş uyum problemleri, vurma, atma, içe kapanıklık-olağan dışı durgunluk, yaygın korkular, fobiler şeklinde sayılabilmektedir. 
    Bu dönem ile çalışılan en etkili terapi yöntemi oyun terapisidir.

    Ergen Terapisi

    Ergenlik kişiliğin oluşumu için önemli bir süreçtir. Mevzu kişiliğimiz olunca da onun oturması da çalkantılar, çatışmalar, uyum ve uyumsuzluklar yaratmaktadır. İnsan gelişiminin en önemli dönemi olduğundan bu dönem hem kendine has hem de kişiye özgü benzerlikler ve büyük farklılıklar göstermektedir. Bu dönemin temel karakteristik özelliklerinden birisi büyük bir değişimdir. Öyle ki bazen kişi kendi değişimini dahi yakalayamamaktadır. Kendisindeki hızlı değişime uymaya çalışmak bir çatışma yaratmaktadır. Terapinin özgül amaçlarından biri bu noktada kişinin kendindeki değişimi farketmesini sağlamaktır. Bir diğer karakteristik özelliği ise Kimliktir. Kişi kendisi olmaya başlamaktadır ve bir kimliğe bürünmektedir. Onu bekleyen realist hedeflere karşılık duygularını içeren maneviyat da sürece dahil olmuştur. Bunun sonucunda kişi duygusal değişiklikler, adaptasyon problemleri ve içe kapanma yaşayabilmektedir. Terapi bu noktada onun kendi gücünü keşfetmesine yönelik dinamiklere odaklanmaktadır. Aşağıda bu dönemde kişiyi etkileyebilecek çevresel faktörler ile bu döneme ilişkin sorunlar kategorize edilmektedir.

    Aile İçi

    • Uyuşmazlıklar ve çatışmalar,
    • Otorite çatışmaları,
    • Kardeş ilişkileri,
    • Ergenlikte yaşanan bir kayıp,
    • Ergenlikte aile bireylerinin boşanması,

    Kişisel

    • Cinsel ve bedensel gelişim,
    • Kimlik karmaşası,
    • Benlik algısı, 
    • Duygusal gelişim,
    • İlgi alanlarının belirlenmesi,
    • Cinsel kimlik,
    • Okul uyumu.

    Çevresel/Sosyal

    • Okul uyumu,
    • Otorite sorunları,
    • Arkadaş ilişkileri,
    • Öğretmen ilişkileri,
    • Meslek seçimi,
    • Sınav kaygısı,
    • Sınavlara hazırlanmada eğitim koçluğu programı.

    Ergenlikte karşılaşılan bazı davranış problemleri

    • Madde kullanımı/bağımlılığı,
    • Anksiyte,
    • Depresyon,
    • İntihar girişimleri,
    • Sosyal fobi
    • İçe kapanma,
    • Beslenme ve uyku problemleri,
    • Öfke ve saldırganlık,
    • Çekingenlik,
    • Saldırganlık.
  • Beyincik tümörleri; kistik serebellar astrositom

    Beyincik tümörlerini erişkinler ve çocukluk yaşı olarak iki ayrı başlıkta incelemek gerekir. Erişkin beyin tümörlerinin yaklaşık % 70-75 beyinde yerleşir.

    Çocukluk çağı beyin tümörlerinin % 60-70 ise beyincikte görülmektedir. Bir başka deyişle tüm erişkin beyin tümörlerinin 2/3’si beyinde görülürken çocukluk yaş beyin tümörlerinin 2/3’si ise beyincikte görülmektedir.

    Erişkinlerde en sık beyin tümörü glial tümörlerlerden (astrositomlar) görülürken buna karşılık en sık beyincik tümörü ise genetik geçişi iyi bilinen hemanjioblastomlardır.

    Çocukluk çağı lösemilerden sonra en sık görülen tümörler beyincik tümörleridir.

    Çocukluk çağı beyincik tümörleri arasında en sık görülenleri (medulloblastom, astrositom, epandiom, beyin sapı gliomları dermoid ve epidermoid kistler v.b).

    Erişkin beyincik tümörleri içerisinde özellikle erişkinlerde pontoserebellar köşe bölgesinde en sık görülenleri ise (Schwannoma, meningioma, araknoid ve epidermoid kistler,plazmasitomlar, glomus jugulare tümörleri, beyincik metastazlar v.b)

    KİSTİK SEREBELLAR ASTROSİTOM

    Bu beyincik tümörü çocukluk çağı beyin tümörlerinin ortalama olarak% 10-20 sini teşkil ederler. En sık olarak hayatın ilk 5 yaşlarında görülür. Erkek ve kadınlar görülme oranları arasında bir fark yoktur. Çocuklardaki kistik serebellar astrositomların iyi bir tabi hikayesi var. Kesinlikle bu çocuklar diğer beyincik tümörlerinden olan medulloblastoma, epandimomlar ve beyin sapı gliomalı lezyonlarından daha iyi sonuçları vardır.Bu tümörlerin tamamı alındığında uzun süreli yaşam oranları vardır. Başarılı bir bayincik ameliyatı sonrası tedavide kür elde edilir. Çünkü bu lezyonların sadece % 5-20’inde histopatolojik olarak habis özellikleri vardır.

    Hastalığın hikayesi

    Bu çocukların çoğu birkaç haftalık süreli sabahları baş ağrısı ve kusma şikayetleri başlangıçlıdır. Bu şikayetler başlangıçta hiç bir zaman beyincik tümörü düşünülmeden başka hastalıklar ön tanısı ile tedavi edilmeye çalışılır. Bu öncü şikayetler zamanla devamlı ve inatçı hale gelir.

    Şikayet ve Bulgular;

    Bu çocuklar da öncelikle; kişilik değişikleri, anormal yürüyüşler, çift görme ve şuur seviyesinde değişiklikler görülür. Ense ağrısı, kalp hızında yavaşlama (bradikardi), nefes alma sıklığında azalma (bradipne), hipertansion şikayetleri ve bulguları, beyin sapında basınç artmasına bağlı olarak gelişir. Şuur bulanıklığı ve kapanması daima kötü bir sonucu gösterir. Göz muayenesinde papil ödemi veya bazende optik atrofi görülür. Kafa içi basınç artmasına ( KİBA) bağlı 6. kranial sinir felci takriben bu hastaların % 15’de görülmektedir. Bundan farklı olarak baş dönmesi ve diğer kranial sinir felçleri nadiren görülür. Trunkal ataksi sıktır. Daha büyük çocuklarda ise şüpheli olmakla beraber tandem yürüyüş vardır. Büyük çocuklarda dismetri sıktır. Nistagmus daha az sıklıkla görülmektedir. Serebeller fits daha nadir görülen bir tablodur.

    Teşhis

    Tüm beyincik tümörlerinde olduğu gibi beyin görüntüleme yöntemlerinden ilaçlı beyin Magnetig Rezonans (MR) tekniği bu lezyonların teşhisinde oldukça önemli güvenilir zararsız bir test yöntemidir. Bunun dışında ilaçlı beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) tekniği bazı beyincik tümörlerinde (örneğin epandimom, kistik serebellar astrositomlar) gibi tümörlerde MR tekniğine nazaran ilave ek bilgiler sunmaktadır. Beyin damar anjiografi testi bu lezyonların tanısında yeri yoktur. Ancak von-Hippel Lindou ve beyin damar yumağı hastalıkları düşünülenlerde yapılmalıdır. Bu test ile tümörün etrafıdaki damarsal ilişkiler gösterilmektedir. Sonuç olarak bir beyincik tümörü düşünüldüğünde teşhiste günümüzün ileri teşhis yöntemleriyle çok çabuk, hızlı, güvenilir bir şekilde konulmaktadır. Beyincikteki kistik serebellar astrositomların teşhisinde kandan ve Beyin omurilik suyundan tümör belirtec testleri malesef yoktur. Ayıcı tanıda özellikle kistik komponentli olan von-Hippel lindau hastalığı akılda bulundurulmalıdır.

    Tedavi

    Tüm beyincik tümörleri olduğu gibi eğer doktor ameliyat öncesi dönemde beyincikteki lezyonun astrositom olduğunu düşünürse ayırıcı tanıdaki von-Hippel lindou hastalığı olup olmadığını ekarte etmelidir. Bu lezyonların tedavi stratejisinde öncelikle lezyonun mümkünse cerrahi olarak tamamı çıkarılmalıdır. Tecrübeli bir cerrah beyincik ameliyatı esnasında böyle bir lezyonun nereden orijinlendiğini ve nerelere doğru büyüdüğünü bilerek ameliyatı yönetir. Çünkü beyincik tümörleri ameliyatı esnasında tüm anatomik dokuların hayatı fonksiyonları önem arzetmektedir. Kistik serebellar astrositomlarda özellikle kist içerisinde sarı renkli kistik mayi bu tümörlerin özelliğidir. Ayrıca kistik komponente eşlik eden soliter tümör genellikle kansız, yumuşak kıvamda lezyonlardır. Tümörün tamamı ameliyatla alındıktan sonra histopatalojisi düşük evreli atrositom olarak olarak teyid edilirse, tedaviye ilave adjuvan radyoterapi veya kemoterapi gerek yoktur. Ancak histopatalojik astrositomun malign tipi rapor edilirse ameliyat sonrası dönemede ilave radyoterapi ve kemoterapi seçenekleri gerekir.

    Sonuç

    Bu tümörler eğer kistik serebellar astrositom ise ve total olarak çıkartıldı ise sonuçları mükemmeldir. Çünkü bu lezyonların sadece % 5-20 histopatolojik olarak habis niteliktedirler.

  • Beyincik tümörleri epandimomlar

    Beyincik tümörlerini erişkinler ve çocukluk yaşı olarak iki ayrı başlıkta incelemek gerekir. Erişkin beyin tümörlerinin yaklaşık % 70-75 beyinde yerleşir,

    Çocucukluk çağı beyin tümörlerinin % 60-70 ise beyincikte yerleşmektedir. Bir başka deyişle tüm erişkin beyin tümörlerinin 2/3’si beyinde görülürken çocukluk yaş beyin tümörlerinin 2/3’si ise beyincikte görülmektedir. Erişkinlerde en sık beyin tümörü glial tümörlerlerden (astrositomlar) görülürken buna karşılık en sık beyincik tümörü ise genetik geçişi iyi bilinen hemanjioblastomlardır.

    Çocukluk çağı lösemilerden sonra en sık görülen tümör beyincik tümörleridir.

    Çocukluk çağı beyincik tümörleri arasında en sık görülenleri (medulloblastom, astrositom, epandiom, beyin sapı gliomları dermoid ve epidermoid kistler v.b).

    Erişkin beyincik tümörleri içerisinde özellikle erişkinlerde ponto-serbellar köşe bölgesinde en sık görülenler ise (Schwannoma, meningioma, araknoid ve epidermoid kistler,plazmasitomlar, glomus jugulare tümörleri, beyincik metastazlar v.b)

    EPANDİMOMLAR

    Epandimal neoplazmlar (epandimomlar ve epandimoblastomalar) tüm primer beyin tümörlerinin % 2-9 ‘u olup ortalama olarak % 5’ini teşkil ederler. Bu tümörlerin takriben % 50′ si 20 yaşından küçüklerde yani çocukluk yaş grubunda görülür. Erkek ve kadınlar arasında görülme sıklığı erkeklerde biraz daha fazla sık görülmektedir. Epandimomların 3/1 beyinde yerleşirken, 3/2′ ise beyincikte yerleşir. Bir başka değişle % 70 beyincikte görülürken, % 30 ise beyinde görülmektedir. Beyincikte yerleşen epandimomlar genellikle 4. ventrikül tabanından orijinlenirler genellikle solid tümörler olup bazende kistik komponeti vardır. Epandimomların nadiren BOS yoluyla yayılımı gösterirlerken, beyincikte yerleşen epandimomların takriben % 30’ u ise BOS yoluyla yayılımı gösterirler.

    Şikayetleri ve Bulgular

    Beyincik epandimomların başlangıç şikayetleri baş ağrısı ve kusma, bulantıdır. Buradaki baş ağrısı başlangıçta sabahları uykudan uyandıran tarzda olup daha sonra devamlı ve inatçı hale gelir. Beyincikteki epandimomlar klasik olarak orta hat tümörü olduğundan 4. ventriküldeki beyin omurilik sıvısının (BOS) akımı engellediğinden kafa içi basıncı artması ( KİBA) hidrosefaliye bağlı gelişir. Baş ağrısı bulantısız ve adeta fışkırır tarzda kusma sabahları erken saatte başlar adeta hastaları uykudan uyandıran öncü şikayettir. Bu öncü şikayet daha sonra devamlı ve inatçı kusmalar takip ederki, bu şikayetler çocukları doktorlara götüren şikayetlerdir. Baş ağrısı ve kusma şikayetlerini, çift görme 6. ve 4. göz sinirleri felçleri takip eder. Ayrıca serebellum ana görevlerinden olan denge ve koordinasyon bozuklukları görülür. Nörolojik muayenede ise papil ödemi özellikle KİBA ya bağlı ortaya çıkar, bazen görme kaybı ile hastanelerde değişik diğer bölümlere muayene olurlar. Bunlara ilaveten ataksi, nistagmus, değişik kranial sinir felçleri de görülür.

    Teşhis

    Tüm beyincik tümörlerinde olduğu gibi beyin görüntüleme yöntemlerinden ilaçlı beyin magnetig rezonans (MR) tekniği bu lezyonların tanınmasında oldukça önemli güvenilir zararsız bir teşhis yöntemidir. Bunun dışında ilaçlı beyin bilgisayarlı tomografi (BT) tekniği bazı beyincik tümörleri (örneğin epandimom) gibi tümörlerde lezyonun tanımlanmasında MR tekniğine nazaran ilave ek bilgiler sunmaktadır. Sonuç olarak bir beyincik tümörü ön teşhis olarak düşünüldüğünde teşhis günümüzün ileri teşhis yöntemleriyle çok çabuk, hızlı, güvenilir bir şekilde konulmaktadır. Beyincikteki epandimomların teşhisi için kandanveya BOS dan tanımlanan tümör belirleyici testleri yoktur.

    Tedavi

    Tüm beyincik tümörleri olduğu gibi eğer doktor preoperetif dönemde beyincikteki lezyonun epandiomom olduğunu düşünürse hastanın yeteri kadar zamanı da (herniasyon riski) varsa bu lezyonların BOS yoluyla omurilik içerisine yayalımı olup olmadığı tetkik edilmelidir. Bu lezyonların cerrahi tedavi stratejisinde öncelikle lezyonun mümkünse cerrahi olarak tamamı alınmalıdır. Ancak çoğu epandiomomlar beyin sapına invazyon gösterdiğinden bu durum total rezeksiona uygun olmayabilir. Tecrübeli bir nörolojik cerrah beyincik ameliyatı esnasında böyle bir lezyonun nereden orijinlendiğini ve nerelere doğru büyüdüğünü bilerek cerrahinin seyrini yönlendirir. Çünkü beyincik tümörleri ameliyatı esnasında tüm anatomik dokuların hayatı fonksyonları önem arzetmektedir. Sadece lezyonu tamamını almak ne kadar önemli ise bunun yanında 4. venriküldeki tabanındaki anotomik dokuların korunması daha da önemlidir. Ayrıca bu tümörlerin ameliyat esnasında, komşu beyin sapının normal anotomik dokuların içerisinde çok önemli kranial sinirlerin çekirdekleri olduğu iyi bilinmeketedir.

    Tümörün alındıktan sonra histopatalojik rapor epandimomun tipleri tanımlanması çok önemlidir. Eğer lezyon tamamı alındı ve epandimomda habis özellik yoksa diğer tedavilere gerek olmadan sadece klinik olarak takibi uygundur. Ancak tümörün tamamı alınamadı veya epandimom histopatolojisinde habis özellikleri varsa tedavinin ikinci aşamasında onkolojik tedavi eklenmelidir. Bu lezyonlarda tüm kraniospinal aksa BOS yoluyla yayılıp yayılmadığı sorusu iyi cevaplandıktan sonra diğer tedaviler iyice planmalıdır.

    Sonuç olarak

    Beyincik epandimomları çocukluk yaşı sık tümörlerindendir.Baş ağrısı kusma ve KIBA bulguları klinik işaretleridir. Teshisi günümüz teknolojileri ile kolaylıkla konulmaktadır. Tadavisi ise cerrahidir. Başarılı bir beyincik aeliyatı geçirenlerde ölüm ve sakalık oranları oldukça düşüktür. İyi huylu olanlarda sağ kalım oldukça uzundur