Etiket: Çocukları

  • SOSYAL MEDYA ÇILGINLIĞI

    SOSYAL MEDYA ÇILGINLIĞI

    Sosyal medya yaşantımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Son 2 yıldır çiftlerin birbirlerinden en çok şikayet ettikleri konuların başında geliyor “ eve gelir gelmez elinde telefonu, saatlerce facebookta, instagramda sörf yapıyor” diyerek söylenen çiftlerin sayısı giderek artıyor.

    Bir erkek danışanım 12 yıllık eşini artık tanıyamadığını akıllı telefon aldı alalı evde yemek bile yapmak istemediğini, sürekli mesajlaştığını ve başkalarının hayatlarını merak ederek, sürekli takip ettiğinden şikayetçiydi.

    Tabi evde anne babalar böyle oldukça çocukları da aynı derecede hatta daha fazla sosyal medya ile vakit geçirmeye başlıyor. Hiç tanımadığı kişilerle tanışma tehlikesi olduğu gibi, sırf arkadaşı diye çok fazla güven duyarak pek çok iletişim kazası yaşanabiliyor.

    Örneğin; 15 yaşındaki bir gencin sosyal medya hesabı çalınmış ve onun adına başkalarının olduğu cinsel içerikli videolar paylaşılıp açık adresi ve telefonu paylaşılmıştı. Genç kız bu yaşanılanlardan depresyona girmiş, aile ilişkileri bozulmuş, hatta intihar etmek istemiş ve bir süre çocuk ve ergen psikiyatri servisinde gözetim altına alınmıştı.

    BENLİK ALGISI DÜŞÜK OLANLAR SOSYAL MEDYADA DAHA ÇOK ZAMAN GEÇİRİYOR

    • Benlik algısı daha düşük olan insanlar sosyal medyada kendisini daha güçlü hissediyor , gerçek yaşam yerine sanal ortamı tercih ediyor,
    • Ne yazık ki, sosyal medyada paylaşılanların çoğunun gerçek yaşantılarını yansıttığına inanıp, diğer insanların kendisinden daha iyi bir hayatı olduğuna inanıyor.
    • Başka insanların hayatını takip etme ve başkaları hakkında dedikodu yapma isteğini arttırıyor
    • Gerçek hayatta söylemeye çekindiği fikirlerini sanal ortamda kolaylıkla paylaşabildiği için çoğu zaman saldırganlık duygusunu arttırıyor( bu durum KLAVYE KAHRAMANLIĞI terimini doğuruyor)
    • Özgüveni düşük kişiler veya ailelerinde yeterince ilgi görmeyen ve sevilmediğini hisseden gençler kendilerini olmak istedikleri kimlikte tanıtıyor ve takipçi sayısını arttırmak için yalancı kahramanlar yaratıyor
    • Özellikle toplumsal olaylarda yalan yanlış bilgiler yayarak toplumsal tepki oluşturmayı amaçlayan kişilerin sayısı giderek artıyor
    • Hangi bilgi doğru hangisi yanlış ayırt etmek zorlaşıyor
    • En önemlisi de gerçek yaşamdaki “ANI” kaçırarak , paylaşım yapacağım diyerek sürekli fotoğraf karelerinde sıkışılıp kalınıyor, selfie bağımlıları giderek artıyor
    • Sonuçta uyku bozuklukları, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete bozuklukları , içe kapanma ve agarofobi ( açık alan korkusu ) gibi psikolojik hastalıkların gelişme riski artıyor

    ANNE BABALAR NELERE DİKKAT ETMELİ?

    • Ailece bir arada olduğunuzda siz başta olmak üzere evde ortak paylaşım saatleri yaratın ve telefonlarınızı kapatın
    • Gerçek arkadaşlarınızla gerçek ortamlarda ilişkilerinizi ihmal etmeyin, çocuklarınıza örnek olun
    • Çocuklarınızla kaliteli zaman geçirin, çocuğunuza sürekli internette vakit geçirmeyi bırakmasını söylemek yerine onun sahip olduğu farklı ilgi alanlarını ve hobilerini keşfetmesine yardımcı olun.
    • 12-13 yaşına kadar çocuklarınıza cep telefonu almayın, telefon alacaksanız bile interneti açık olan akıllı telefonları kullandırmayın
    • Çocuğunuzun internette takip ettiği , üyesi olduğu siteleri kontrol edin
    • Çocuklarınıza yararlı sitelerle yararsız olanları ayırt etmesini öğretin, internette araştırma yapmayı , bilgi edinmek için güvenli siteleri nasıl seçeceğini öğretin
    • Çocuklarınızı siber zorbalık, başkalarının hesaplarını takip etme ve uygunsuz şeyler paylaşma gibi internetin kötü tarafları hakkında da mutlaka uyarın
    • Çocuğunuzun sanal suçlar hakkında bilgilendirin .
  • Yetişkin Olmaktan Suçluluk Duyan Çocuklar

    Yetişkin Olmaktan Suçluluk Duyan Çocuklar

    Yaklaşık iki yıllık evliyiz, nerdeyse haftanın 4 günü annemlerdeyiz. Her sabah onu aramadan güne başlayamıyorum. Gün içinde en az 3 kez telefonlaşıyoruz. Bir süre sonra fark ettim ki eşimle aramızda geçen her şeyi sanki bir canlı yayındaymışız gibi anneme anlatır oldum.
    “ İş çıkışı yorgun olursun kızım, sana yemek yaptım gel al” diyordu annem . Önceleri bu çok hoşuma gidiyordu, hem de kolayıma geliyordu.İş çıkışı eşim de geliyordu, bazen uykumuz gelince eve gitmiyor orda kalıyorduk.
    Son birkaç aydır , eşimle çok kavga eder olduk, aramızda cinsel soğukluk da başladı, kavgalarımızın çoğunda eşim annemi suçluyor. Her kavga ettiğimizde de annem “ çık gel, boşan kızım” diyor. İki kez evi terk ettim, bu sefer de “ komşular ne der, kızları bir evliliği beceremedi demezler mi? “ diyor.
    Artık ne yapacağımı bilmiyorum. Annemi mi, eşimi mi mutlu etmeliyim?Ben ne yapacağım doktor hanım?

    Çocuklarınızı Kendi Çıkmazlarınıza Mahkum Etmeyin !!!

    Her ailenin kendine özgü dengeleri vardır. Aile bireyleri kendilerine biçilen rolleri oynadıkları sürece bir sorun yaşanmaz. Ancak birbirine bağımlı bir şekilde yaşayan , sorunlu olan aile bireyinin saklandığı, bir tarafın , zavallı ve acı çeken , kurban rolünde kaldığı, diğer tarafın bencil ve soğuk veya zulüm eden olduğu ailelerde maalesef ki çocukların yetişkinliğe terfi etmesi neredeyse imkansız oluyor.Özellikle de eşi tarafından duygusal ya da cinsel açlık içinde olan kadınların ilk çocuğu erkek ise kendilerine eş rolünde yoldaş, ilk çocuğu kız ise kendilerine arkadaş rolünde kaderdaş seçiyorlar. Bu rolü üstlenmiş olan çocuğun bir gün evden taşınmayı ya da evlenmeyi isteyerek kendi ailelerini kurmak istemeleri ise bağımlı ailelerin dengelerini bozuyor.

    Bu durumda sürekli çocukları üzerinde gizli bir baskı kurarak suçluluk duygusu oluşturuyorlar. Suçluluk duygusu altında ezilen çocuk , bu duyguya karşı kendilerini koruyabilmek için ya tüm anlaşmazlıklarda anne babalarının haklı olmalarına izin veriyorlar ya da bu duygudan kaçmak için alkol veya uyuşturucunun arkasına saklanıyorlar .En kötüsü de bağımlı bir ilişkiden kaçayım derken başka bir bağımlı ilişkiye doğru geçiş yaşıyorlar.

    Çocuklarınızın artık bir yetişkin olduğunu, kendi hayatlarını , kendi ailelerini kurabilecek kadar büyüdüklerini kabul edin, sizin ne hissettiğiniz değil, onların ne hissettiği önemli olsun, kendi çıkmazlarınıza çocuklarınızı mahkum etmeyin! Bırakın özgürce kendi hayatlarını suçluluk duymadan yaşasınlar…

  • ÇOCUKLARDA TABLET KULLANIMI

    ÇOCUKLARDA TABLET KULLANIMI

    Gelişen teknoloji ile birlikte çocukların her geçen gün tabletlere daha rahat erişebildiği ve digital teknoloji konusunda daha yetenekli hale geldiği inkar edilemez bir gerçek olup karşımıza çıkmakta. Dolayısıyla anne babaların merak ettiği konuların başında tablet kullanımı gelmektedir. ‘’Çocuğumun tablet kullanmasına izin vermeli miyim? ya da ‘’Tableti tamamen yasaklamalı mıyım?’’ gibi sorular ebeveynlerin merak konuları arasındadır.

    Eve misafir geldiğinde veya dışarıda bir yere gidildiğinde ailelerin çocukları oyalamak için sıklıkla başvurduğu yöntemlerden biri tablet ya da akıllı telefonlara izin vermeleridir. Her gün hayatın bir bölümünde elindeki telefon ya da tablete odaklanmış, etrafındaki olup biten olaylara karşı ilişkisini kesen birçok çocuk görmek mümkün. Fakat bu durum çocuklarda ciddi anlamda sağlık ve gelişim sorunlarına yol açmaktadır. Çocuklarda bel ve boyun rahatsızlıkları başta olmak üzere birçok rahatsızlık görülebilmektedir.

    Beynimiz otuzuncu aya kadar fiziksel gelişiminin neredeyse tamamını tamamlar. Bu sebeple otuzuncu ay çocukların ekran teknolojisi ile tanışmaya başlamaları için kritik bir dönemdir. Yaklaşık olarak otuzuncu aya kadar tablet kullanımından mümkünse uzak durmak gerekir.

    Tablet kullanımı otuzuncu aydan 13 yaşına kadar ailelerin kontrolü altında olmalıdır. Çünkü bu yaş gruplarındaki çocuklar gelişim özellikleri gereğince otokontrollerini sağlayamazlar. Bu nedenle çocuğa tablet verildiği zaman, ailelerin bu zamanı dinlenme veya başka işlerle uğraşma fırsatı olarak görmemeleri gerekir.

    Tableti tamamen ortadan kaldırmak bir çözüm yolu olmamaktadır. Önemli olan çocuğa tableti ile oynaması için sınır koyabilmektir. Bu sebeple ebeveynler birbirlerine destek olmalıdırlar. Ebeveynlerden biri kural koyarken diğeri çocuğun ısrarına dayanamayıp kurala uymazsa bu durum çocuk açısından hiçbir anlam ifade etmemiş olur.

    Ebeveynlerin çocukların oynamış olduğu oyunlara ilişkin sorular sorarak, içeriğin farklı yönlerine de dikkat çekerek çocuk ile iletişim sürdürmeleri gerekir. Çocuklarda kontrollü kullanımın sağlanması adına 13 yaşına kadar çocukların tablet kullanımını kendi odalarında değil, oturma odası gibi ortak kullanılan alanlarda kullanımları sağlanmalıdır. Ayrıca evde güvenli internet kullanımı da önemli olmaktadır.

    Oyun ve video içeriklerine de dikkat etmek gerekir. Şiddet, ölüm, cinsellik gibi oyun ve videolar çocuklardan uzak tutulmalıdır. Eğer çocuk yaşına uygun olmayan bir içerik ile karşılaşırsa travmatik bir etki ortaya çıkabilmektedir. Örneğin 7 yaşındaki bir çocuğun cinsellik kimliği henüz gelişmediği için internette pornografik bir görüntüyle karşılaşırsa o bilgi beyinde bir yere yerleşemez ve bilgi çocuğun beyninde dönüp dolanmaya başlar. Bu da çocukta bitmek bilmeyen sorulara, uygunsuz davranışlara neden olur. Bu tarz durumlarda mutlaka bir uzmandan destek almak gerekir.

  • Anaokulu Seçimi : Çocuğum Anaokuluna Başlıyor..

    Anaokulu Seçimi : Çocuğum Anaokuluna Başlıyor..

    Anaokulu ne gibi özelliklere sahip olmalıdır? Aileler çocukları için anaokulu seçerken nelere dikkat etmelidir?

    3 – 6 yaş dönemi çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri için en önemli dönemdir. Çocuklar öncelikle gelişimlerinin bir özelliği olarak sosyalleşmek, başka çocuklarla bir arada olmak ihtiyacındadırlar. Yuvalar çocukların paylaşma, bir arada olma, birlikte hareket edebilme ve oyun oynama ihtiyacını karşılarlar. Becerileri ve zihinsel kapasiteleri birbirine denk olan yaşıtlarıyla bir arada olmak çocukların yaşayarak öğrenmelerini sağlar ve sosyal paylaşımın öğrenilmesinde etkilidir. Bu nedenle de anaokulu ve yuvaların çocukların bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal gelişimlerini ve dil gelişimlerini destekleyici bir program uygulamaları ve bu programı uygun koşullarda sunmaları gerekmektedir. Çocukların tüm gelişim alanlarını destekleyen bir program hazırlanmalı ve bu program çocukların keyifle ve ilgilerini çekebilecek şekilde takip etmelerini sağlayacak bir içerikte hazırlanmalıdır. Çocukların var olan ilgi ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik değişik aktivitelerin sunulması önemlidir. Çocuklar hem eğlenmeli, hem öğrenmeli hem de yeni ilgi alanları bulmalıdırlar. Öğrenirken eğitim hayatlarının temeli olan birlikte hareket edebilme, grupla birlikte karar alabilme, sıra bekleme, kendini grup içinde ifade edebilme, ihtiyaçlarını ifade etme, belirlenen kuralları öğrenme ve bu kurallara-sınırlara uyma gibi becerileri kazanmaları da önemlidir. Çocukların yaşlarına uygun olarak gerekli kavramları (renk, şekil, sayı vb), el becerilerini, sosyal becerileri öğrenmeleri evden çok yuva ortamında mümkün olmaktadır. Yuvada tüm bu bilgi ve becerilerin belli bir sıra ile öğretilmesi söz konusudur. Programın uygulanması aşamasında yuva personelinin deneyim ve eğitimleri de çok önemli olmaktadır. Anaokulunda daimi bir pedagog veya çocuk gelişimi konusunda deneyimli bir psikoloğun bulunması yuva seçiminde birinci koşul olmalıdır. Çocukların becerilerinin ve gelişimlerinin takibini yapabilmek ve olası bir aksaklıkta aileyi uyarabilmek çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü olası bazı problemler erken yaşta keşfedildiklerinde hızlıca çözümlenebilmekte aksi halde uzun yıllar süren, eğitim hayatını ve çocuğun sosyal hayatını etkileyen başka zorluklara dönüşebilmektedirler. Ayrıca her çocuk zaman zaman bazı sıkıntılar yaşayabilmekte bu sıkıntılar değişik şekillerde ifade edilmektedirler. Çocuklardaki bu belirtileri ve değişiklikleri dikkatle gözlemlemek ve başka bir problemin işareti olduğunu keşfedebilmek uzmanlık ve deneyim gerektirmektedir. Ayrıca ailelerin çocukların eğitimi ve gelişimi konusunda ve uygun disiplin yöntemleri konusunda yönlendirilmeleri ve desteklenmeleri önemlidir. Bu nedenle de yuva personelinin pedagoji eğitimli olması büyük önem taşımaktadır. Temizlik ve fiziksel ortam zaten anne-babaların dikkat ettikleri ve fark etmekte zorlanmadıkları özelliklerdir. Burada da dikkat edilmesi gereken şey fizik ortamın nasıl düzenlendiğidir. Örneğin çocuklar hangi aktivite sırasında nerede bulunuyorlar? Bu ortamlar o aktivitenin rahatça gerçekleşmesi için uygun ortamları mı? (örneğin boya yapılan yerde zeminin halı olması hem çocukların rahatı hem de hijyen açısından uygun olmayabilir) Merdivenler ne kadar korunaklı? Bahçe ve bahçedeki oyun malzemeleri tüm çocukların kullanımına açık mı ve çocuk sayısına oranlandığında yeterli mi? Oyuncak çeşitliliği var mı? Hangi malzemeler kullanılıyor? Boyalar vs çocukların ağzına almaları durumunda zararlı olabilecek nitelikte mi? Oyuncaklar ve diğer eğitim malzemeleri gerçekten kullanılıyorlar mı? Serbest oyun zamanlarında ve bahçe saatinde çocuklarla ilgilenen personel sayısı da önemlidir. Çünkü çocuklar açık alanda daha hareketli olmakta ve zarar görme olasılıkları artmaktadır. Bu nedenle bahçe saatlerinde ve hareketli oyunlar sırasında normalde var olan öğretmen ve eğitimci sayısının takviye edilmesi önemli olmaktadır.

    Çok önemli bir konu da sınıf mevcududur. Okul öncesi sınıflar 3 yaşta 10-12 civarı olmalıdır. Daha fazla sayıda çocuk için tek öğretmen yeterli olmamaktadır. 4 ve 5 yaş grubunda bu sayının biraz daha üzerine çıkılabilir. Ancak ilkokul sınıfları gibi kalabalık ortamlarda çocukların bir arada düzen içinde bulunmalarını sağlamak güç olacağından ister istemez daha sıkı bir disiplin uygulanmaya çalışılacak bu da çocukların ihtiyaç duydukları rahatlık ve ilgi ihtiyaçları ile ters düşecektir.

    Anaokulu çocuğa neler öğretir? İlerideki akademik ve sosyal yaşamına ne tür katkıları olur?

    Anaokulu çocuğun yaşamındaki ilk gerçek sosyal deneyimdir. Çocuğun merkez olduğu ve tüm ilginin üzerinde olduğu bir ortamdan uzaklaşıp ilgiyi, sevgiyi paylaştığı, bir düzen içinde grup halinde hareket ettiği, beklemeyi, sabretmeyi öğrendiği, tüm ihtiyaçlarını karşılaması için desteklendiği ilk ortamdır. Çocuk yuvaya giderek öncelikle düzen öğrenir. Her gün aynı saatte kalkıp, aynı düzen içinde okuluna gitmektedir. Bu ev yaşamında da düzen sağlar. Belirli bir saatte yatmayı, düzenli olarak kahvaltı etmeyi öğrenir. Düzenli ve sürekli arkadaşlıkları olur. Arkadaşlarını aramaya, onlar tarafından aranmaya başlar. Arkadaşlık ve arkadaşlarıyla paylaştıkları önemli olmaya başlamıştır. Anne-babası dışında öğretmeni ve okuldaki arkadaşları hayatında önemli olmaya başlarlar. Başka insanlarla ilişki kurmayı ve sürdürmeyi öğrenir. Evde ortaya çıkan sorunlarda sorun çözmek zorunda kalmayabilir ancak yuvada örneğin oyuncağını paylaşması gerektiğinde uygun yöntemle yaklaşamazsa hayal kırıklığı yaşayabilir ve bu yolla zaman içinde problem çözmeyi öğrenir. Kabul görmek, kabul etmek gibi sosyal kavramlar gelişmeye ve önem kazanmaya başlar. Yaşayarak, deneyerek öğrenme fırsatı elde eder. Her tür bilgi grupla etkileşim halinde öğretilmektedir ve mümkün olduğunca çocukların bir çok duyusuna hitap edebilecek bir öğretim planı uygulanır. Bu nedenle çocuğa evde öğretilen sistemsiz ve düz bir bilgiye oranla çok daha kalıcı ve muhakemeye olanak veren zengin bir öğrenme ortamı sağlanmaktadır. Bu tarz öğrenme çocukta sürekli bir öğrenme isteği ve ihtiyacı yaratmaktadır.

    Tüm bu bilgi ve deneyimin 6 yaşından önce kazanılmasının asıl önemi çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi için bu yılların çok önemli yıllar oluşudur. Bu dönemde edinilen bilgiler hem çok kolay öğrenilmekte hem kalıcı olmakta ve öğrenme alışkanlığı geliştirmek açısından önem taşımaktadır. Anaokuluna giden çocukların gitmeyenlere oranlar ilkokulda çok daha uyumlu ve başarılı oldukları bilinmektedir. Ayrıca sosyal uyum ve arkadaşlık geliştirme becerileri açısından okul oncesi eğitim almış olan çocuklar çok daha şanslı olmaktadırlar. Okul öncesi eğitimin başka bir önemi de çocukların gelişimlerinin takip edilmesidir. Çünkü anne-babalar çocuklarının gelişim alanlarını dikkatle takip edebilecek bilgi ve beceriye sahip olmayabilirler. Ayrıca her çocuk gelişiminin bazı alanlarında sorunlar yaşayabilir, ileriki yaşlarda yaşaması olası bazı problemlere ait ipuçları verebilir. Bu belirtileri fark etmenin ve en uygun müdahalenin ne olduğuna karar vermenin en iyi yolu çocuğun anaokulu gibi yapılandırılmış bir ortamda düzenli şekilde takip edilmesidir.

    Anaokuluna başlayan çocuklara aileler nasıl davranmalıdır?

    Anaokuluna başlama hem aile için hem de çocuk için çok önemli bir ilk adımdır. Aileler bir çok kaygı yaşamaktırlar. Özellikle de anneye fazla bağımlı olan ve evde kural öğretilmemiş, sorumluluk verilmemiş olan çocuklar için anne-babalar daha fazla kaygı duymaktadırlar. Çünkü genellikle bu çocuklar daha fazla uyum problemi yaşamaktadırlar. Çocuklar becerileri gelişmeye başladığı dönemden itibaren kendi ihtiyaçlarını karşılamaları için teşvik edilmelidirler. Ayrıca, yemek, uyku, temizlik vb gibi konularda kurallar öğretilmelidir. Çocuk 2 yaşından itibaren yavaş yavaş nerede nasıl davranması gerektiği konusunda bilgilendirilmelidir. İstenen davranışlarla istenmeyen davranışların farkını öğrenmeye başlamalıdır. Burada tutarlılık önemlidir. İstenen davranışı karşısında her zaman olumlu bir ilgi alması çocuğu bu şekilde davranmaya isteklendirecektir. İsteklerinin makul ölçülerde karşılanması, bazı isteklerinin karşılanamayacağını bilmesi gerekmektedir. Aksi halde anne-babanın her talebi karşılayan tavrını çocuk girdiği her ortamda bekleyecek ve sonunda hayal kırıklığına uğrayarak yuvaya gitmek istemeyecektir.

    Öncesinde kural ve sınır öğretilen, sabretmeyi ve beklemeyi öğrenen ve anne ile bağımlılık ilişkisi yerine bağımsızlık özelliğini kazanan bir çocuk yuvaya başlamak konusunda pek bir sorun yaşamayacaktır.

    Anne-babanın çocuğun gideceği yuvayı çocuk olmadan seçmeleri ve karar verdikten sonra çocuğu götürmeleri uygundur. Çünkü seçme kararı çocuğa verildiğinde bizim için önemli olmayan kriterler çocuklar için önemli olabilir ve belki de pek uygun olmayan bir yuvayı çocuğumuz istediği için seçmek zorunluluğu oluşabilir. Biz de bunun etkisinde kalabiliriz.

    Çocuk için uygun yuvaya karar verdiğimizde çocuğa bundan sonra oyun oynayabileceği, arkadaş edineceği ve yeni bilgiler edineceği bir okula gideceği söylenmelidir ve bir gün sadece ziyarete gidilmelidir. Ziyaret saatinin çocukların eğlenceli bir aktivite saati olması yararlı olabilir. Tüm yuvayı gezdikten ve kendi öğretmenini tanıştırdıktan sonra yuva yetkilisi çocuğa yuva hakkında bilgiler verebilir. İlk gün fazla kalınmadan dönülmelidir. Özellikle 3 yaşındaki çocuklar için çocuk istekli de ilk hafta günde 1-2 saatten fazla yuvada kalmaması uygun olmaktadır. İkinci hafta 3-4 saate çıkarılabilir. Mümkün ise dönem boyunca, değilse hiç değilse 2 ay boyunca çocuğun yarım gün yuvaya devamı daha uygun olmaktadır. Çünkü 3 yaş grubu çocuklar için tüm gün program psikolojik olgunlaşmalarının yetersizliği nedeniyle fazla yoğun gelebilmektedir.

    Yeni başladığı dönemde çocuğa fazla soru sormak, yuvayı fazla övmek, ne yediğiyle fazla ilgilenmek, sık sık yuvaya gidip bakmak çocuğun uyumunu bozabilmektedir. Çocukla ilgili bilgileri çocuğunuz yanınızda değilken yuva yetkilisinden almalısınız. Çocuğu sorularla bunaltmak yerine kendi anlattığı bir şey olursa onu dinleyip, ne kadar takdir ettiğinizi ve okula başladığı için onunla ne kadar gurur duyduğunuzu belirtebilirsiniz.

    Her şey yolunda gidiyor görünürken bile bir gün birden bire çocuğunuz yuvaya artık gitmek istemediğin belirtebilir. Paniğe kapılmadan sıkıntısının ne olduğun anlamaya çalışmalısınız. Çünkü çocukların yuvaya gitmek istememeleri genellikle yuva ile ilgili bir sorun olmamaktadır. Bazen yeni bir kardeşin geliyor olması, bazen anne ile ilgili sıkıntılar, bazen evde olan bir huzursuzluk gibi bir çok neden çocuğun yuvaya gitmek istemediğin belirtmesine neden olabilmektedir. Bu durumda yuvadaki uzmanlarla görüşüp onlardan yardım almalısınız.

    Anaokuluna gitmekten korkma, ağlama, hatta sabahları mide bulantısı hissetme gibi davranışlar normal mi? Anne-babalar bu gibi davranışlar karşısından nasıl bir tutum içine girmeliler?

    3 yaşını doldurmuş bir çocuğun yuvaya gidebilmek için gerekli psikolojik olgunluğa sahip olması beklenmektedir. Ancak bazı çocuklar annelerinde ayrışmakta güçlükler yaşayabilmekte ve bu nedenle de yuvaya gitmeye aşırı direnç gösterebilmektedirler. Hatta bu direç aşırı ağlama, kusma gibi uç sonuçlara neden olabilmektedir. Tepkilerin bu derece aşırı olması çocuğun başka ciddi sıkıntılar yaşadığının bir göstergesidir ve ancak profesyonel bir bir yardım alınması koşuluyla bu problemin üstesinden gelinebilir. Bu durumda yuvadaki uzmanlar ile klinik ortamda çalışan uzmanın işbirliği ile bu problem çözülebilmektedir. Ailenin bu konuda eğitilmesi ve çocuğun psikolojik olgunlaşmasının desteklenerek aile ile işbirliğinin sağlanması gerekmektedir. Bazen anne-babalar çareyi çocuğu okuldan almakta ve yuvaya verme kararını ileri bir zamana ertelemektedirler. Böyle bir erteleme genellikle çözüm olmamaktadır ve bu çocuklar ilkokula başladıklarında da benzer belirtiler göstermektedirler. Problem ne kadar erken çözülürse o kadar kolay olmakta ve çocuk bu durumun olumsuz etkilerine daha az maruz kalmaktadır.

    Okulöncesi eğitimde anaokulundaki eğitmenler ne gibi vasıflara sahip olmalıdır?

    Anaokulunda çalışan öğretmen, yönetici ve çocuklarla teması olan her türlü personelin pedagojik bir eğitimden geçmiş olması önemlidir. Çünkü çocuklar için yuva içinde gördüğü ve temas ettiği herkes ve her şey okulu temsil etmektedir. Benzer bir dilin kullanılması, ses tonunun çocukları rahatsız edecek şekilde kullanılmaması, güler yüzlü olunması, mümkün olduğunca bakımlı ve temiz bir görünümde olunması çocuklar için önem taşımaktadır. Özellikle öğretmenlerin çocukların duygularını anlamak konusunda yetenekli olmaları, empatik olmaları, problem çözme yeteneğine sahip olmaları, oyuna, dramatizasyona yatkın olmaları, kendi duygularını iyi ifade edebilmeleri, düzgün bir diksiyona sahip olmaları önemlidir. Ayrıca sürekli çocuklarla bir arada olmak en az çocuklar kadar oyunu ve oyuncağı sevmeyi gerektirir. Sadece psikoloji veya pedagoji eğitimi almış olmak anaokulu öğretmeni olmak için yeterli olmamaktadır. Anaokulu öğretmeni olacak kişinin, kişiliğinin de çocuklar gibi çoşkulu ve eğlenceli olması gerekmektedir.

    Her çocuk mutlaka anaokuluna gitmeli midir? Eğer gidemiyorsa anne-baba neler yapmalıdır?

    3 yaşından itibaren her çocuğun anaokuluna gitmesi önerilmektedir. Ülkemizde bir çok devlet okulunun anasınıfı mevcuttur ve her geçen gün de yaygınlaşmaktadır. Ancak çevresinde anaokulu bulunmayan ailelerin okul öncesi döneme ait çocuk yayınlarını takip etmelerinde yarar vardır. Anaokulları için üretilen ünite dergileri veya kavram öğreten ve bir çok beceriyi geliştiren bir çok yayın mevcuttur. Bunları takip edip günlük bir program dahilinde çocukların masa başında çalışmaya alıştırılmaları, el becerilerinin geliştirilmesi ve mümkün olduğunca yaşıtlarıyla bir arada oyun oynama olanağı sağlanması gerekmektedir. Ayrıca çocuk eğitimi ve gelişimi konusunda anne-babalar için hazırlanmış yayınların okunması, anne-babalara çocuğun eğitimi sırasında ortaya çıkabilecek olası problemlerle baş etme becerisi kazandıracaktır. Okumak, öğrenmek, çalışmak konusunda anne-babanın çocuğa örnek olması ve çocukta öğrenme isteği uyandırması önemlidir. Ülkemizde bir çok çocuk eline kalemi ilkokula başladığı gün almaktadır. Çocukların öğrenebilmeleri ve beceri geliştirebilmeleri için onlara fırsat verilmesi, teşvik edilmesi ve örnek olunmasının önemi unutulmamalıdır. Çocukların çok küçük yaşlarından itibaren onların becerilerini geliştirecek oyun malzemelerinin alınması-sağlanması önemlidir. Anne-babaların çocukların gelişim dönemlerindeki zihinsel ihtiyaçları konusunda bilgilenmeleri ve bu konuda bol bol okumaları gerekmektedir. Ancak bu yolla çocukları için en uygun oyun malzemesini bulabilirler ve onları kendi ilgileri ve becerileri doğrultusunda eğitebilirler.

  • Mahremiyet Eğitimi

    Mahremiyet Eğitimi

    Son yıllarda sıkça duyduğumuz çocuklara taciz, cinsel istismar vb. olaylardan dolayı bu konuyu olabildiğince açık bir şekilde ele almak istedim.

    Peki bu eğitim nedir ve çocuğa bu eğitimin ne zaman verilmesi gerekir?

    Mahremiyet eğitimi çocukları kötü niyetli insanların istismarından koruyan ve bedeninin dokunulmaz olduğunun farkına varmasını sağlayan temel eğitimlerdendir. Çocuğun güvenliği için uygun bilgilerin zamanında çocukla paylaşılması çok önemlidir. Çocuklar yaşamlarının ilk 2 yılında genellikle kendilerini ayrı bir birey olarak değil, annenin bir parçası olarak algılar. Yaklaşık 24 aylık oldukları dönemde kendilerinin anne ve babalarından farklı bir birey olduklarını algılamaya başlarlar.Bu dönemde yani 2 yaşına geldiklerinde mahremiyet eğitimi verilmeye başlanmalıdır.

    Çocuklara mahremiyet eğitimi verirken en önemli noktalardan biri anne babanın anlattıklarını kendi hayatlarında da yapıyor olmaları gerekir. Unutmayın çocuklar sizi gözlemler. Başkalarının çocuğa karşı yapmasını yanlış bulduğunuz davranışları sizde yapmamalısınız. Örneğin terlemiş bir çocuğun atletini izin almadan aniden çıkarmamalısınız. Çocuğunuzun onayını almanız gerekir.

    Mahremiyet eğitimi nasıl verilir?

    Yaşına uygun bir şekilde, gelişim dönemlerini göz önünde bulundurarak ve korkutmadan verilmesi gereken bir eğitimdir. Güvenli ve sakin zamanlarda bu konuşmayı gerçekleştirmelisiniz. Ebeveyn kendini rahat hissetmeli ve günlük sıradan bir konu gibi konuşmalıdır.

    1) Çocuğu yıkarken çocuğa özel bölgelerinin nereleri olduğunu gösterip sonrasında sizin o bölgelerini temizlemek için gördüğünüzü ancak normalde kimsenin özel bölgelerini görmemesi gerektiğini anlatın.

    2) Özel bölgelerinin herkesin kendine özel olduğunu anlatın.

    3) Aynı zamanda kendisinin de başkasının özel bölgelerine o kişiler izin verse ya da istese bile dokunmamaları gerektiğini anlatın.

    4) Anne babalar ve akrabalar çocuklarını severken çocuklarına güçsüzlüklerini hissettirecek kadar büyük ve orantısız güç kullanmaktan kaçınmalılar.
    Yapılan araştırmalar taciz yaşamış çocukların bir çoğu çırpınmanın ve taciz anında kaçmanın bir çözüm olmadığını düşündüklerinden dolayı kaçmayı ve kurtulmayı denememişlerdir. Çocuklara vücutlarını korumalarının kendilerinin hakkı olduğunu ve yetişkinler dahil kimsenin onların bedenini acıtmaya hakkı olmadığını anlatın.

    5) Bu eğitimi en başından vermeye çalıştığımız için sizlerin dikkat etmesi gereken şeyler de var. Çocuklarınızın yanında soyunup giyinmeyin, çocuklarınızı da başkalarının yanında soyunup giydirmeyin.

    6) Tuvaletini yaparken veya yaptırırken kapısının kapalı olması gerektiğini söyleyin.

    7) Altını değiştirirken kalabalık yerlerde değil daha sakin yerlerde hatta kimsenin olmadığı yerlerde değiştirmeye çalışın.

    8) Sosyal bir ortamda çocuk eğer sarılmak, öpülmek, tokalaşmak istemiyorsa onu zorlamayın.

    9) Hiç kimsenin onun canını acıtmaya hakkı olmadığını söyleyin. Bunun anne, baba, kardeş, komşu, öğretmen, doktor, polis… herkesi kapsadığını söyleyin.

    10) Güvenlikleri konusunda hislerine güvenmelerini söyleyin.

    11) Diğer insanların anne babasından sır saklamasını istemesinin doğru olmadığını anlatın. Böyle bir istekte bulunan insanlara güvenmemesi gerektiğini ve hemen anne babasına söylemesi gerektiğini öğretin.

    12) Eğer birileri onu incitiyorsa size söylediklerinde başlarının derde girmeyeceğini anlatın.

    13) Bu konuşmaları ara sıra yapın, bu konuda öğrendiklerini ona sorun.

    Bu konuyu anne babalar olarak lütfen dikkate alın, ihmal etmeyin. Çocuklarımızı istismardan korumak için elimizden gelenin daha fazlasını yapmalıyız.

  • Okul çağı beslenme

    Okul çağı beslenme

    Okul çocuklarında beslenme 6-11 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağdaki çocuklarımız büyüme ve gelişmenin hızlı olduğu, yaşam boyu sürebilecek davranışların büyük ölçüde oluşturduğu bir dönemdir.

    En hızlı büyüme kızlarda 10-12 yaşta, erklerde ise yaklaşık olarak 11 ile 15 yaşlar arasında başlamaktadır. Kızlarda vücut ağırlığı ve boy uzunluğunda artış menarştan yani ( ilk adet kanaması ) bir yıl öncedir. Vücut ağırlığındaki artış yaklaşık olarak 20 yaşına kadar devam eder. Boy uzunluğunda artış ise kızlarda 17 yaştan sonra genellikle durur; fakat erkeklerde yavaşta olsa devam eder.

    Çocuğun okulda beslenme konusunda kontrolsüz olması, anne-babanın çalışması çocuğun hatalı beslenme alışkanlığı edinmesini kolaylaştırır. Çocukların okuldan çıkarken çevrede bulunan satıcılardan yiyecek aldıkları ve en fazla satın alınan yiyeceklerin simit, sandviç, pamuk helva, tatlı, patlamış mısır olduğu bulunmuştur. Okul çağındaki çocuğun doğru ve dengeli beslenmesinde aile-okul işbirliği şarttır.

    Okullarda sağlık ve beslenme eğitimine önem verilmelidir. Öğrenciler doğru ve dengeli beslenme konusunda beslenme rehberliği ve eğitimi ile bilgilendirilmelidir. Ailenin, okul yönetimindeki kişilerin, öğretmenlerin ve kantin işletmecilerin beslenme eğitimi de yapılmalıdır.
    Yemekhanede çıkan yemeklerin besleyici değerleri kontrol edilmelidir. Okul kantinleri iyi denetlenmelidir. Eğitilmiş bir kantin işletmecisi çocuklar için gerekli besin maddelerini pazarlamaya çalışır. Okul dışında satıcıların açıkta yiyecek satmalarının engellenmelidir.
    Gençlere ara öğünlerde, taze sebze ve meyvanın eklenmesi, yağda kızartılmış besinlerden kaçınılması, kremalı ve sodalı içecekler yerine az yağlı süt ve ayranın tercih edilmesi gerekmektedir.

    Büyüme süreci önemli miktarda enerji ve yeni dokuların yapımı için daha fazla miktarda proteini, mineralleri ve vitaminleri gerektir. Tüm enerji ve besin öğelerinin yeterli ve dengeli karşılanabilmesi için 6-11 yaş grubu çocukların tüketmeleri gereken besinlerin iyi kaliteli ve yeterli miktarlarda olması önem taşır. Yetersiz ve dengesiz beslenen çocuk hastalıklara karşı dirençsiz olur, sık hastalanır, hastalığı ağır seyreder ve okula devamsızlık nedeniyle okul başarısıda buna bağlantılı olarak düşer. Bu nedenle okul başarı seviyesini arttırmak, sınıf tekrarlarını azaltarak, eğitim ve öğretimin maliyetini düşürmek gelecek nesillerimizin daha güçlü daha sağlıklı olmasını sağlamak için temel hazırlamak gerekir. Bunun için çocuklarımızın beslenmesine özen göstermeli, önem vermeliyiz.

    Okul çocuklarının beslenmesinde aşağıdaki sağlıklı beslenme ilkeleri geçerlidir:
    * Besinlerin çeşitliliğinin sağlanması
    * Sağlıklı vücut ağırlığının korunması
    * Nişastalı karbonhidratlar ile liften zengin besinlerin dengeli tüketilmesi
    * Yağ ve şeker tüketiminin sınırlandırılması
    * Vitamin ve minerallerin yeterli düzeyde alınması

  • Çocuklarımızı anlamanın yolu…

    Çocuklarımızı anlamanın yolu…

    Ailelerin sordukları soruların başında, ‘neden böyle davranıyor, çocuklarımızı nasıl anlarız’ gelir. Aslında temel psikolojik gerçekleri bilmek, doğru iletişimi kurmak için şarttır.

    ‘ÇOCUĞUNUZ İLE İYİ İLETİŞİM KURMANIN TEMEL KOŞULU BİLGİDİR’

    Hepimiz yaşadığımız olayları kendi zihinsel merceğimizin arkasından görürüz. Bu merceğin gerçeği kırma derecesi, kişiden kişiye değişir. Gözlük kullanan birisisinin belli bir süre sonra taktığını unutması gibi bizler de olaylar karşısındaki düşüncelerimizin bize ait yorumlar olduğunu, taraflı olduğunu unuturuz. Bu gerçeği unutmak, özellikle ailelerin çocukları ile iletişimde ciddi sorunlara ve neden olur.

    Örneğin çocuğumuzun okulda başarısı düşer, okula gitmek konusunda isteksizleşir ise genellikle anne babalar okulda ne olduğuyla ilgili kısa bir soruşturma yaparlar. Çocuktan ya da öğretmenden somut bir neden çıkmaz ise suçlu bulunur. Suçlu tembelliktir (ailenin merceğide). Çocukları derslerden bıkmıştır, onda okuyacak göz yoktur. Aslında olan biten çocuğun dünyasında neler olduğunun, neden böyle bir tepki verdiğinin, nasıl hissettiğini iyice analiz etmeden aceleci davranmak ve olumsuz etiketlemektir. Bazen bu tip bir isteksizliğin altından korktuğu için anne ve babaya söylenemeyen travmalar, bazen öğrenme sorunları bazen ise kaygılar çıkar. Sadece çocuklarının tepkilerine bakarak hızlı çıkarımlar yapmak birçok sorunu beraberinde getirir.

    GÖRÜNENİN ÖTESİN DE BAZI NEDENLER OLABİLECEĞİNİ UNUTMAMALIYIZ

    O yüzden çocuklarımızın dünyasına olumlu bir ilgili ile yaklaşmak, onların duygularına eşlik etmek ve iletişim becerilerimizi geliştirmek gerekir. Ben yapılması gerekeni ‘kulakları açmak, ağızları kapamak’ şeklinde özetliyorum. Çocuklarımızı ve birbirimizi iyi anlayabilmek dileğiyle. Kalın sağlıcakla…

  • Hormonlu gıda erken ergenlik nedeni

    Hormonlu gıda erken ergenlik nedeni

    Ergenlik Nedir

    Birçok aile, çocuklarının erken ergenliğe girdiği yönünde kaygı yaşayabilir. Ergenlik bulgusu kızlarda 8-13, erkeklerde 9-14 yaş arasında başlamalıdır. Kızlarda 13 yaşına gelmesine rağmen erkeklerde de 14 yaşında olmasına rağmen ergenlik bulgusunun gelişmemesinde de gecikmiş ergenlik söz konusu olabilir, bunun da mutlaka araştırılması gereklidir.

    Ergenlik başlama bulgusu, kız çocukları için meme tomurcuklanmasının başlaması, erkek çocuklarda testislerde büyümesi şeklinde görülür. Kız çocuklarındaki gelişim kolay fark edilir ancak şişman çocuklarda yağ dokusu ile karıştırılmamasına dikkat edilmelidir. Testis büyümesi ise doktor tarafından tespit edilebilir.

    Şişmanlık, Erken Ergenlik Nedeni

    Bulguların kız çocukta 8, erkek çocukta 9 yaşından önce görülmesi erken ergenlik olarak ifade edilir. Bu bulgulardan sonra genital bölgede, koltuk altında kıllanma gözlenir. Bazı çocuklarda kıllanma artışları ergenliğin ilk bulgusu olarak gözlenebilir. Genellikle patolojik bir durum değildir, ancak bu çocukların da doktorlarca değerlendirilmesi gereklidir.

    Kızlarda ilk adet kanaması ergenliğin bitiminde ortaya çıkan bir bulgudur. Fakat ailelerce ergenliğin ilk bulgusu olarak değerlendirilebilir. Ergenlik bulgularının başlaması ile ergenlik bitimine kadar geçen süre 3-4 yıldır. Kızlarda ergenlik bitimi ilk adet kanamasının olması, erkeklerde sperm üretiminin başlamasıdır.

    Ergenliğin başlamasında ve süresinde genetik, ailesel özellikler, iklim şartları, ısı artışı, beslenme özellikle şişmanlık, çevresel uyaranlar etkilidir. Kızların ilk adet yaşının annelerinkine benzer olduğu gösterilmiştir. Şişmanlığın kız çocuklarında erken ergenliğe neden olduğu bilinmektedir. Çocukların şişman olmamaları için sağlıklı beslenmelerine, spor yapmalarına, aktif olmalarına dikkat edilmelidir.

    Endokrin Bozucular İçeren Domates, Çilek, Fındık, Elmaya Dikkat

    Bugün için erken ergenliğin “endokrin bozucular” olarak isimlendirilen ve hormonal dengeleri bozarak insan sağlığını olumsuz yönde etkileyen, dışarıdan alınan maddelerle ilişkili olabileceğini gösteren bilimsel yayınlar giderek artmaktadır. Örneğin, doğal yollarla üretilmediği için endokrin bozucular içeren domates, çilek, fındık, salatalık, elma, portakal ve benzeri birçok sebze-meyve, hormonla büyütülen hayvanların etleri ve yumurtaların tüketilmesi ve endüstride kullanılan kimyasallarla temas edilmesi erken ergenlik nedenleri arasında sıralanabilmektedir.

    Endokrin çevre bozucular, çocuklarımızı ve gelecek nesilleri etkilemektedir. Bu konuda ciddi önlemler almak durumundayız.

    Erken Ergenlik, Psikolojik Sorun Yaratabiliyor

    Erken ergenlik, ciddiye alınması gereken önemli bir sorundur. Erken ergenlik başlayan çocukta yaşıtlarından farklı bir vücut yapısı oluşuyor, bu da psikolojik olarak sorun yaratabiliyor.

    Erken ergenlik ile birlikte çocuğun boyu yaşıtlarından daha uzun oluyor, büyümesi artıyor ancak ergenlik hormonlarının kemiklerdeki büyüme plaklarının olgunlaşmasını hızlandırması sonucu büyüme hatları erken kapanacağından bu çocukların erişkin boyları genetik potansiyellerinden kısa kalıyor. Bu iki olumsuz sonuç, erken ergenliğin zamanında tanınmasını ve tedavi edilmesini gerektiriyor.

    Bazen de genetik ve çevresel faktörler dışında özellikle erkek çocuklarda çok daha önemli bulgular, erken ergenlik nedeni olabiliyor. Bu nedenle, bu dönemdeki çocukların ergenlik açısından doktor tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.

    Yapılan araştırmalarda, 19. ve erken 20. yüzyıldan itibaren ergenlik yaşının daha düşük yaşlara indiği, ancak son otuz yıldır önemli bir değişiklik olmadığı belirtiliyor. Türkiye’de yapılan çalışmalarda da önceki yıllara göre ergenlik yaşında belirgin farklılık olmadığı gösteriliyor.

  • Çizgi Filmlerin Çocukların Ruh Dünyasına Etkileri

    Çizgi Filmlerin Çocukların Ruh Dünyasına Etkileri

    Televizyon hayatımız da yeri çok fazla olan ve bize en çok zararı veren bir teknolojidir. Maalesef ki günümüzün çocukları da televizyon başında yetiştirilmektedir.

    Çizgi filmler ; çalışan anne babalar için bir kurtuluş haline gelmiş çocuk akşamları yeter ki bize eziyet etmesin bizimle oyun oynamak istemesin diye kısaca çocuktan kurtulma aracı haline dönüşmüştür.

    Televizyon kanallarına baktığımız da ise günün bir çok saatinde çizgi filmler yayınlanmakta hatta tam gün çizgi film yayını yapan kanallar da mevcuttur. Çünkü günümüz de en çok izleyici potansiyeli çocuklardır.

    Anneler ev işi mi yapacak babalar bilgisayarla mı uğraşacak eve misafir mi gelecek…vs durumların hepsinde çocuğun engel oluşturmaması için çocuk çizgi filmle kandırılmaktadır. Çocuklara baktığımızda son derece keyifli zaman geçirdiğini gözlemleyebiliyoruz.

    Çocukların keyif aldığını ve zarar vermediği anne babalarda durumdan oldukça hoşnut oluyorlar . çocukların durumdan hoşnut olması malesefki onların zarar görmediği anlamına gelmiyor özelliklede 5 yaşına kadar çocuklar anne baba kontorulunde kanallar ve belirli programlar ızlemelidirler 5 yaşa kadar çocuklar gördükleri ve duydukları her şeyi gerçek olarak algılarlar.

    Çizgi filmlerden gördükleri dünyayı gerçek hayat olarak düşünürler ve gördükleri davranışları kendi yaşamlarında hızlı bir şekilde uygulamaya geçirirler. Hatta da daha ilerisi onlarla arkadaş olduklarına inanarak onlarla konuşurlar anlatırlar onlardan cevap alamadığı takdir de ise küsme veya duygusal anlamda bir yıkılma yaşayabilirler. Anne babasının cümlelerinden daha çok pepenin callionun cümlelerinden bahsederek konuşmayı öğrenirler. Görüldüğü üzere çizgi filmler sadece çizgi film olarak kalmamakta çocuk yetiştirme üzerinde anne babadan neredeyse daha etkili hale geçebilmektedir. Bu durumların yaşanmaması için ne kadar yorucu bir iş yaşamınız ev yaşamınız olsa da çocuklarınızla nitelikli zaman geçirmelisiniz oyunlar oynamalı çocuğun yaratıcılığını geliştirmelisiniz. Çocuklarınızın çizgi filmlerle dolu bir çocukluk dönemi hatırlamaması için oyunlar oynamalı gezip dolaşmalı parklara götürülmeli çocuklara doğayı hayvanları öğretmelisiniz ancak o zaman çocukluk dönemine dair hatırlayabileceği güzel anılara sahip olabilir. Çocuklarınız televizyon karşısında ki geçireceği zaman sınırlı ve sizinle birlikte olmalıdır.

    Eğer ki çizgi izleniyorsa çizgi, film sadece izlenmemeli çocuğunuzla sorgulayarak izlemelisiniz.

    • Pepe şimdi ne yapıyor ?
    • Callionun canlı olduğunu düşünüyor musun?…

    Vb gibi çocuğumuzu cevabını dinledikten sonra ise onun cevabını tamamen reddetmeden açıklayarak olabilecekleri gerçekçi olmayan yönlerini açıklamalısınız.

    Çocukluk dönemi geçiştirilebilinecek yada çocuğun sadece bedensel olarak geliştiği bir dönem değildir. İler ki yaşlarda çocuğunuzun sahip olacağı kişiliğin de %70 de çocukluk döneminde oluşmaktadır çocuklarımızın sağlıklı bir kişilik yapısına sahip olabilmeleri için anne babalarımızın bu konularda hassas olması gerekiyor. Eğer ki çocuğumuzda televizyon tablet internet bağımlılığı gözlemliyor veya davranış bozukluklarına rastlıyorsanız bir uzmana başvurmakta geç kalmayınız.

  • Ev kazaları

    KAZA NEDİR ?
    Önlenebilir nedenlere bağlı olarak gelişen ve kötü sonuçlanan olaylara ‘'kaza'' diyoruz. Kaza yaşamın her anında oluşabiliyor. Ölümle sonuçlanan kazaların % 25'i , ne yazık ki en güvenli yaşam alanımız sayılan evlerde meydana geliyor.
    Ev kazaları neden olur ?
    Yaralanma ve ölümle sonuçlanan ev kazalarının nedenleri şöyle sıralanabilir :
    Düşmeler, çarpmalar
    Kesikler
    Katı cisimlerle boğulma, tıkanma
    Suda boğulma
    Zehirlenme
    Yanıklar
    Elektrik çarpması
    Ateşli silahlar
    Verilere göre ; tüm yaralanmaların % 54 ‘ünü ev kazaları oluşturuyor. Kaza nedeniyle ölümlerin ¼ ‘i evlerde meydana geliyor.
    DÜŞME- ÇARPMA
    Düşme ya da çarpma sonucu yaralanmalara yol açan etkenler :
    -Merdivenler
    -Mobilyalar
    -Pencereler
    Çocukları düşme ya da çarpmaya bağlı yaralanmalardan korumak için:
    Sandalye ve diğer mobilyaları pencereden uzak tutun.
    Pencerenize koruyucu parmaklık takın.
    Emekleme ve yeni yürüme döneminde çocuğunuzu merdivenlerden uzak tutun.
    Bebeğin yattığı yerden düşmesini önleyecek yöntemler bulun.
    Evdeki sert köşelere yastık bağlayın.
    Evde alacağınız basit önlemlerle bebek, çocuk ve yaşlıların yaralanmalarını önleyebiliriz.
    KESİKLER
    Çocukların sık yaşadıkları bir yaralanma biçimi de kesiklerdir. Kesikler üç nedene dayanır:
    Çakı, makas, jilet gibi cisimler
    Cam vebardak kırıkları
    Keskin kenarlı eşya ve oyuncaklar
    Önlemler
    Çocuklarınızı kesik yaralarından korumak için:
    Bıçak, makas, jilet gibi kesici cisimleri ortada bırakmayın.
    Bıçakları mutfakta dahi kapalı dolaplarda tutun
    Kırılabilecek cam eşyanın sivri, keskin kenarlarını tehlikeli durumdan çıkarın.
    Keskin uçlu oyuncak vermeyin, kırık oyuncakları atın.
    Çocuk acil servislerine başvuru nedenlerinin % 36 ‘sını, bebek ve çocukların düşme sonucu yaralanmaları ve boğulmalar oluşturuyor.
    BOĞULMALAR
    Boğulmalar katı cisimlerin nefes borusunu tıkaması veya suda boğulmalar olarak gerçekleşiyor.
    Boğulmaya yol açan etkenler:
    Tıkanmayla boğulma
    Çocukların ağızlarına aldıkları cisimler
    Kuruyemiş
    Mısır
    Şeker
    Sosis
    Toplu iğne
    Mücevher
    Düğme, boncuk
    Tespih tanesi
    Suda boğulma
    Evdeki sular
    İçi su dolu küvet
    İçinde su bulunan kova ve leğen
    Acil sağlık ve ambulans hizmetlerine başvurularda bebek ve çocukların % 79 ‘unu ev kazaları ve yaz döneminde yaşanan boğulmalar oluşturuyor.
    Çocukların evde boğulmalarını önlemek için:
    Boğaza kaçabilecek cisimleri ortada bırakmayın.
    Kovada, leğende, küvette su bırakmayın.
    Çocuğunuzu yıkanma sırasında yalnız bırakmayın. Kapıya veya telefona bakmak için bile yanından ayrılmayın.
    Bebeklerin iki parmak suda boğulabileceklerini unutmayın.
    Yaz aylarında ev dışında çocuklarınızı havuz ve deniz kenarına maruz bırakmayın.
    Küçükler , ıslak zeminde kayıp suya düşebilirler.
    Su altında sadece 2 dakika kalan çocuk bilincini yitirebilir ve kalıcı beyin hasarına maruz kalabilir.
    Evde kuyu varsa, üstünü güvenli bir şekilde kapatın.
    ZEHİRLENME
    Evdeki zehirlenme etkenleri şunlardır:
    Gıda zehirlenmesi
    İlaçlar
    Kimyasal maddeler
    Temizlik malzemeleri
    Soba ve ocak gazları
    Zehirlenmeleri önlemek için :
    Tarihi geçmiş gıdaları tüketmeyin
    Tarihi geçmiş gıdaları atın
    Doktora danışmadan ilaç kullanmayın
    Kimyasal maddeleri ve temizlik maddelerini çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklayın. Bu tür maddeleri kendi kaplarında tutun
    Kimyasal maddeleri ve temizlik maddelerini su, süt veya meşrubat şişesine koymayın.
    Böcek veya fare zehirlerini çocukların evde bulunmadığı zaman kullanın.
    Evde zehirli bitki bulundurmayın.
    Soba borularını , bacanızı temiz tutun, her yıl temizleyin.
    Sobadan kaynaklanan hava kirliliğini gidermek için odanızı havalandırın.
    Bebek ve çocukların etkilendiği ev kazalarının % 34 ‘ünü zehirlenme ve yanıklar oluşturuyor.
    İlaçları çocuklarınızdan uzak tutunuz.
    YANIKLAR
    Çocukların en çok yaşadıkları kazalardır.
    Çocukları yanma ve haşlanmadan korumak için :
    Çocuğunuzu soba yanında bırakmayın
    Ulaşılabilecek yerde, içinde sıcak su olan kap,çaydanlık,tencere,fişe takılı ütü bulundurmayın.
    Masada, ocakta, tencerenin ,tavanın sapını içe dönük tutun.
    Ortada kibrit ve çakmak bırakmayın.
    Sigara kullanmayın. Yatarken kesinlikle içmeyin.
    Yemeklerini ve biberonlarını mikrodalga ısıtmayın.
    * Banyo suyunu çok sıcak yapmayın.
    ATEŞLİ SİLAHLARA
    Ateşli silahla yaralanma çok zaman ölümle sonuçlanabiliyor.
    Çocukları ateşli silahlardan korumak için :
    Ateşli silahı boş bırakmayın. Emniyetini sürekli kapalı tutun.
    Silahları çocukların erişemeyeceği kilitli bir yere koyun.
    Mermileri ayrı olarak saklayın.
    Silahınızı çocuğunuzun yanında temizlemeyin.
    ELEKRİK ÇARPMASI
    Bebek ve çocuklar için yapılan acil çağrıların % 6 ‘sını elektrik çarpmasından yaralanmalar oluşturuyor.
    Çocukları elektrik çarpmasından korumak için :
    Evde açık priz bırakmayın
    Evde açık elektrik kablosu bırakmayın
    Çocukları elektrikli ev aletlerinden uzak tutun
    Mümkünse prizleri küçüklerin erişemeyeceği yerlere koyun.
    Elektrik çarpması halinde, önce sigortayı kapatın. Sonra çocuğunuza dokunun.
    Vakit kaybetmeden hastaneye götürün
    Elektrikli cihazları kendiniz onarmaya kalkışmayın.
    Ampul değiştirirken sigortadan elektriği kesin.
    Telli sigortaya kalın tel bağlamayın.
    Unutmayın, ev kazaları genellikle:
    Yoğun olduğunuzda
    Kafanız başka şeylerle meşgul olduğunda
    Mutfak kalabalık olduğunda
    Çok acele ettiğinizde meydana gelir.
    İLK YARDIM
    Yangınlarda
    Durun, yere yatın, yuvarlanın
    Yanan binaya kesinlikle girmeyin
    Kesiklerde
    Kesik yere elinizle ( hiç kaldırmadan ) 5 dakika baskı yapın.
    Yarayı antiseptik sıvı ile yoksa su ile yıkayın.
    Pamuk kullanmayın
    Elektrik çarpmasında
    Sigortadan elektriği kesin
    Kalın tahta veya gazete destesi üzerine basarak ve ahşap sopa kullanarak akıma kapılan kişiyi çekin.
    Kimyasal ( çamaşır suyu v.b ) zehirlenmelerinde :
    Kusturmayın.
    Ağızdan bir şey vermeyin.
    Ağzını ve çevresini yıkayarak temizleyin.
    Her türlü kazada ilk müdahale ile birlikte en yakın sağlık kurumuna ulaşın.