Son günlerde sık sık rastladığımız sorunlardan bir tanesi çocuklarımızın kendisine olan güvensizliğidir.Gelişme çağındaki çocuklarımızın birçoğu kendisi olmaktan mutsuz.Bu durumun farkında olan ebevyenler için çocuklarının başarılı ve göz önünde olması imkansız bir hale gelir.Asla çocuklarının bu kaygıyı yeneceklerini düşünemezler.Bunun üzerine çocukları üzerinde şiddetli bir baskı uygularlar.bu süreç özgüven eksikliği yaşayan çocuklar için işkence haline gelir.
Özgüven insanın kendi kişiliğinden,kendi ruh hali ve fiziğinden mutlu olmak demektir.Özgüven eksikliği yaşayan çocuklarımızın yerine kendimizi koyarsak aslında ne kadar zor bir aşamadan geçtiklerini anlamış oluruz.Düşünsenize sürekli başka bir insan sizden üstün tutuluyor,bazı zaman sırf ebeveynlerimiz için yaptığımız güzel şeyler onlar tarafından onaylanmıyor. Onaylanmamakla da kalmıyor daha iyisi isteniyor. Neden komşunun kızı 100 alıyorken sen 85 aldın? Ya da neden sen bu kadar kilo aldın bak arkadaşımın kızına filinta gibi…bu tarz yaklaşımlara maruz kalan çocuklarımız için hala daha iyisini beklemek ne kadar mümkün? Özgüven eksikliği yaşayan çocuklarımız bir görev verildiğin de yapabileceklerine emin olmadıklarından.daha önce hiç yapmadıkları bir şeyi yaparken tedirginlik yaşarlar.
Peki çocuklarımızın kendilerine özgüven duymasını nasıl sağlarız? Çocuklarımız gelişimsel çağları boyunca büyüklerinden gördükleri sevgi,onay ve değer onların kişilğini etkiler.Yaptığı güzel şeyler de hata olduğu halde tebrik edilen,gurur duyulan çocuğunu olduğu gibi benimseyen ebevyenlerin çocukları kendilerine özgüven duyarlar.Aileleri arkdasında olduğu için yeni yapacağı herşeyde başaracaklarına inanırlar.Çocuklarımız bir hata yaptıklarında hatayı görmezden gelmeyin,ama elestirmeyinde.Kıyaslama yapmayın.onu olduğu gibi kabul edin ve kendisini sevmesini sağlayın.onların kendi başarılarını ve yeteneklerini görmelerine yardım edin.Çocuklarınıza sevgi göstermeyi ihmal etmeyin.Onların sizinle paylaştığı en ufak sorunla bile dalga geçmeyin onu ciddiye alın.Sizinle herşeyi paylaşmasını sağlayın.Eğer çocuğunuzdan birşeyler bekliyorsanız bu onun sınırlarını aşmasın.onun yapabileceğinizden fazlasını yapmaya zorlamayın.Söylediğiniz her cümleye dikkat edin.Unutmayın çocuklarımız bizim herşeyimiz hiçbir başarı onların mutluluğundan önemli değildir.
Çocukların gelişimi sırasında gelişim döneminin getirdiği zorluklar yanında çeşitli yaşam olaylarının da zorlayıcı etkileri olmaktadır. Bu zorlayıcı yaşam olaylarından bazıları; okula başlama, bakıcı değişikliği, anne baba tartışması, kardeş doğumu, taşınma, kayıplar ya da boşanmadır.
Boşanma bir çok yönüyle gelişmekte olan çocukları etkileyen önemli bir süreçtir. Anne baba evlilik sürecinde aynı zamanda karı koca rolünü de yürütmektedir. Süregiden yaşamlarından yaklaşık 18-21 yıla bulabilecek bir ebeveynlik işini üstleneceklerdir. Zaman içinde karşılaşılan çeşitli güçlükler bu iki insanın birlikte mutlu olmasından çok mutsuzluğa neden olabilmektedir. Ekonomik sorunlar, aile büyüklerinin sürekli evliliğe müdahale etmeleri hatta geniş aile modellerinde büyükleri ile birlikte yaşama ve bundan kaynaklanan sosyal ya da kültürel farklılıkların etkileri, cinsel sorunlar, belirgin ruhsal ya da fiziksel sağlık sorunları, iletişim engelleyen farklı kişilik özellikleri, güven ilişkisini bozacak eşlerden birinin ihaneti, aile içi şiddet, eşlerin birinin statüsünde değişiklik ya da iş değişikliği nedeniyle şehir değiştirme gibi bir çok neden eşlerin birbiri ile geçimini etkilemekte, boşanmaya kadar süren ilişki sorunlarına neden olmaktadır.
Başlangıçta bırbırını tanımayan ve yakınlaşma sürecinde yaşanan yoğun duyguların yerini öfke, kızgınlık, hayal kırıklığı ve sürekli eleştirinin yer aldığı tartışma dönemleri yer alabilmektedir. Aslında bu dönemlerde bile farklı duygular yaşanabilmektedir. Özellikle anne baba ile ilgili duygular evliliğin sürdürülmesi konusunu tekrar gündeme getirmelerine neden olmaktadır. Ancak bu olumsuz duygular içinde eşlerin kendi dertlerine düştükleri ve anne baba olarak çocuklarıyla fazla ilgilenemediklerini görüyoruz.
Çocukların olmadığı durumlarda, yani anne babalık işlevi olmadığı durumda, iki yetişkin insan, sonra ki yaşantılarını nasıl sürdürecekleri konusunda kararlarını verecek ve bu doğrultuda yaşantıları sürdüreceklerdir. Ancak ebeveynlik işlevi bu sürecin işlemesini güçleştirecektir.
Çocuk ruh sağlığı açısından bakıldığında anne babanın aynı zamanda karı koca olması gerekmemektedir. Çocukların ruh sağlığı açısından birlikte yaşayan ebeveyninin mutlu olması, onların mutsuz ancak birlikte olmalarından çok daha önemlidir. Birlikte yaşayan ancak sürekli birbirini kıran aşağılayan ya da tartışan anne baba ile yaşamak çocuklar açısından çok daha güç olacaktır. Sevdiği iki insanın birbirini sürekli aşağılaması çocuğun kafasını karıştıracak, mutsuzluk çocuğa bulaşacaktır. Sevdiği bu insanlar sandığı gibi iyi değil de birbirini üzecek, dövecek ya da aşağılayacak kadar kötü müdür? Çocuk gelişimi sırasında büyümenin bir rehber eşliğinde gelişeceğini düşündüğümüzde birlikte yaşanan yetişkinlerin ‘değerleri’ ya da ‘davranışları’ özümsenerek, çocuğun içinde gelişecek olan kişiliğin yapı taşlarını oluşturacaktır. Model alınacak bu özelliklerin olumlu olması bu süreci kolaylaştırır. Gelişiminize baktığınızda, bir film, roman ya da masalda bile güçlü ve iyi olan karakter ile özdeşim kurduğunuzu hatırlarsınız.
Karar eşlere aittir, bu süreç yenden birlikte yaşamayla ya da boşanma kararı ile sonuçlanabilir. Önemli olan alınan bu karar sonucunda çocuk ya da genc ile birlikte yaşanılan ailenin mutluluğudur.
(DİKKAT EKSİKLİĞİ OLAN ÇOCUKLARI BEKLEYEN SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLLARI)
Çocuklar okul hayatına başladığı günden beri bazen de sonradan ortaya çıkan bazı nedenlerle ders başarısında güçlükler yaşayabilirler. Bu sorunların başında çocukların ders çalışırken ve ya okulda öğretmenini dinlerken dikkatini toplamada güçlük yaşaması, ders çalışmayı sürdürmekte zorluk yaşaması, sınavda dikkat sorunları nedeniyle çalışsa bile düşük başarı göstermesi sayılabilir. Yine yerinde oturmakta güçlük çeken, sabırsız çocukların ders çalışmayı sürdürmesi daha zor olacaktır. Bazen dikkat sorunu ile birlikte çocuklar öğrenme güçlükleri nedeniyle okul başarısında sorun yaşayabilirler. Dikkat, hareketlilik ve sabırsızlık yakınmaları olan çocuklar sıklıkla aile ve arkadaş ilişkilerinde de sorun yaşayabilirler. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) denilen bu durum çocuk ruh sağlı sorunları içerisindeki sıklığı %8-12 arasındadır. DEHB’da yaş ilerledikçe okul başarısındaki sorunlara, dikkat sorunlarının devam etmesiyle birlikte ders çalışma isteksizliği, sinirlilik, kaygı, kendine güvenmeme, mutsuzluk eklenebilir. Bu durumlarda öncelikle çocukların yaşadığı dikkat, hareketlilik, sabırsızlık ile ilgili sorunların çözümlenmesi önemlidir. Bu sorunlar çözümlendiğinde çocuklar derslerde başarılı olduklarını gördüklerinde kendine güvenleri artacak isteksizlikleri ve kaygıları azalacaktır. Bu sorunların çözümü için anne babaların çocuklarındaki güçlüklerin farkına varmaları önemli olup, bu sorunların çözümü için çocuk psikiyatrsitine başvurmaları gereklidir. Çocuk psikiyatristleri öncelikle ders başarısındaki sorunun neden kaynaklandığını, psikiyatrik değerlendirme yaparak bazen de bazı ölçekler ve testler uygulayarak araştıracaklardır. Bu sorunun nasıl çözüleceğine yönelik aileyi ve çocuğu bilgilendirecektir. Sorunun çözümüne yönelik uygun tedaviyi başlayacaklardır. Yine ailenin çocuğa yaklaşımı, çocuğun kendisinin bu sorunla nasıl baş edeceğine yönelik aileye ve çocuğa yol göstereceklerdir.
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların dikkat, hareketlilik ve sabırsızlık yakınmaları nedeniyle, sonunu düşünmeden hareket ettikleri, kaza ve ciddi yaralanmalara daha sık (yarıya yakını) maruz kaldıkları bilinmektedir. Bu kaza ve yaralanmalar sıklıkla kemik kırıklıkları, yumuşakn doku yırtılmaları, kafa travması şeklinde olmakta ve en sık da ortapedik mudahaleyi gerektirmektedirler. Aileler çocuklarındaki DEHB’ğunu tedavi ettirmekle çocuklarının hem okul başarısını ve ilişki sorunlarını çözecek, hem de gelecekteki ek ruhsal rahatsızlık ve ciddi kaza riskini önleyeceklerdir.
Ailelerin sordukları soruların başında, ‘neden böyle davranıyor, çocuklarımızı nasıl anlarız’ gelir. Aslında temel psikolojik gerçekleri bilmek, doğru iletişimi kurmak için şarttır. Hepimiz yaşadığımız olayları kendi zihinsel merceğimizin arkasından görürüz. Bu merceğin gerçeği kırma derecesi, kişiden kişiye değişir. Gözlük kullanan birisisinin belli bir süre sonra taktığını unutması gibi bizler de olaylar karşısındaki düşüncelerimizin bize ait yorumlar olduğunu, taraflı olduğunu unuturuz. Bu gerçeği unutmak, özellikle ailelerin çocukları ile iletişimde ciddi sorunlara ve neden olur.
Örneğin çocuğumuzun okulda başarısı düşer, okula gitmek konusunda isteksizleşirse genellikle anne babalar okulda ne olduğuyla ilgili kısa bir soruşturma yaparlar. Çocuktan ya da öğretmenden somut bir neden çıkmaz ise suçlu bulunur. Suçlu tembelliktir (kendi merceklerinde). Çocukları derslerden bıkmıştır, onda okuyacak göz yoktur. Aslında olan biten çocuğun dünyasında neler olduğunun, neden böyle bir tepki verdiğinin, nasıl hissettiğini iyice analiz etmeden aceleci davranmak ve olumsuz etiketlemektir. Bazen bu tip bir isteksizliğin altından korktuğu için anne ve babaya söylenemeyen travmalar, bazen öğrenme sorunları bazen ise kaygılar çıkar. Sadece çocuklarının tepkilerine bakarak hızlı çıkarımlar yapmak birçok sorunu beraberinde getirir. O yüzden çocuklarımızın dünyasına olumlu bir ilgili ile yaklaşmak, onların duygularına eşlik etmek ve iletişim becerilerimizi geliştirmek gerekir. Ben yapılması gerekeni ‘kulakları açmak, ağızları kapamak’ şeklinde özetliyorum.
Çocuklarımızı ve birbirimizi iyi anlayabilmek dileğiyle.
Aslında nasılda yakışıyor gülmek onlara, ama bazen çocuklarımız hiç gülmüyor, mutsuz ve üzgün duruyorlar. Bu durum çocukluk çağı depresyonun bir belirtisi olabilir ve akıllara çocuklarımızın depresyona gerebileceğini getirmektedir. Belki de bazılarımız çocukta depresyon mu olur diye hayretle karşılayabilirsiniz. Ama maalesef ki çocuklarda da aynı yetişkinlerde olduğu gibi depresyon olabilmektedir. Hatta ergenlik döneminde depresyona bağlı intihar ve ölüm oranı çok yüksek bulunmuşdur. Çocuklarda depresyon sıklığı okul öncesinde yaklaşık %1-3 okul sonrası ergenlik döneminde %10-18 olarak bilinmektedir. Çocuklarda depresyonun bir çok sebebi bulunmaktadır. Genel hatlarıyla aşağıdaki gibi sıralamabilir.
1 Annenin depresyonu (postpartum depresyon): Özellikle doğum sonrası annelerin depresyona girmesi bebeklerde depresyona yol açabilir. Genellikle her hangi bir yaşdaki bir çocukta annenin depresyon yaşaması çocukları da etkileyebilmekle beraber çocuğun yaşının küçükmesiyle risk artar.
2 Yakın kaybı : Yakınların kaybeden veya ayrılma çocukların ruh sağlını ciddi şekilde bozabilir ve depresyona girmelerine sebeb olabilir. Özellikle anne, baba, kardeş, dede, anneanne vs gibi birinçi dereceden yakınların kaybı daha tehlikelidir. Anne ve babası ayrı olan ve ebeveynlerinde biri veya her ikisiyle yeterli kadar veya hiç görüşmeyen çocuklarda depresyon açısından yüksek riskli grupda yer alırlar.
3 Yetersiz sosyal çevre : Okula gitmeyen, arkadaş ilişkisi zayıf olan, genellikle yanlız zaman geçirem çoçuklarda depresyon sık görülmektedir.
4 Yetersiz ebeveyn ilgisi : Başlıca anne olmak üzere ebeveynlerin yetersiz ilgisi, çocuklarına vakit ayırmaması, onların iç dünyalarına hakim olmamaları ve duygusal eksiklik çocukların sorunlarını aşmalarında güçlük yaratmaktadır ve bu durum da çocukların depresyonla karşılaşmalarına yol açmaktadır.
5 Travmaya maruziyet : Şiddete maruz kalma, hakarete uğrama, cinsel istismar gibi bir çok travma unsuru çocuklarımızın ruh sağlığını derinden etkilemektedir. Bu gibi travmatik durumlardan sonra depresyon belirtileri çok sık gözlenmektedir.
6 Özürlü doğma veya yeti yitimi : Bir organını kaybetme, körlük, sağırık gibi yeti kaybı veya doğumdan itibaren engelli olma çocukların hayatlarını zorlaştırmakla beraber bu durumu kabullenmeme ve mutsuz ve güvensiz hissetmelerine yol açabilir.
7 Kronik hastalıklar : Uzun üre hastanede yatma, sürekli ilaç kullanma, sık-sık ameliyat olma veya ağrılı işlemlere maruz kalma gibi durumlar çocuklarda tükenmişliğe sebeb olabilir. Bu gibi şartlarda çocuklar çocukluklarını yaşayamamakta, sürekli ölüm ve ağrı korkusuyla yaşamaktadırlar. Sonuç olarak da ciddi depresif belirtiler ortaya çıkmaktadır.
8 Genetik geçiş : Ailede tekrarlayan depresyon ataklarına sahip bireylerin bulunması hem çocuklar için kötü bir rolmodel olmakta hemde ırsiyet sebebiyle çocuklarda depresyon görülme ihtimalini artırmaktadır. Böyle ki ebeveynlerinden birinde depresyon görülmesi çocuklarda depresyon riskini iki kat artırırken her iki ebeveynde depresyon varsa bu risk 4 kat artmaktadır.
Aynen sebeblerde olduğu gibi belirti ve bulgular da farklılık göstermektedir. Çocukluğu kabaca okul öncesi, okul çağı ve ergenlik dönemlerine ayırırsak bu dönemlerde görülen depresyon belirtileri farklılık arzetmektedir.
Okul öncesi dönemde ağlama, huzursuzluk, inatlaşma, sinirlilik, mızmızlanma, karşı gelmeler, hırçınlık, eşyalara zarar verme, içe kapanıklık, göz teması kurmama, uyku bozuklukları, beslenme problemleri, kabızlık, oyunlar ve oyuncaklara ilgisizlik, ağrıya aşırı hassasiyyet veya duyarsızlık, hareketlerde yavaşlama vs gibi sayılabilinir. Okul öncesi dönemde depresif çocuklarda somatik yakınmalar ( karın ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı vs gibi) ve kaygı bozuklukları (özellikle ayrılık anksiyetesi) diğer dönemlere göre daha fazla görülmektedir.
Okul çağı dönemde üzgün görülme, isteksizlik, huzursuzluk, okula gitmek istememe, özgüven eksikliği, can sıkıntısı, hareketlerde yavaşlama, okul başarısında düşüş, kygılı olma somatik yakınmalar vs gibi belirtiler sık görülmektedir.
Ergenlik döneminde tablo mutsuzluk, çöküntü, halsizlik, enerjisizlik, içine kapanıklık, yalnızlık, hiç bir şeyden zevk alamama, kilo kaybı (bazen kilo artışı olabilir), uyku düzensizliği, okul başarısında düşün, dikkat dağınıklığı, motivasyon sorunları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, düşük benlik saygısı gibi belirtilerle seyreder.Alkol ve uyuşturucu madde kullanımı, intihar düşünceleri ve girişimleriyle ergenlik dönemindeki depresyonda sık görülük ve depresif tabloyu maskeleyebilir.
Yukarıda depresyon sebebleri arasında sayılan bir kaç madde değiştirilememesine rağmen bir çok sebep ortadan kaldırılabilinir. Özellikle ergenlik döneminde depresyon sıklığı yüksek olduğu için bu dönemde ailelerin daha dikkatli olması gerekmektedir. En önemli faktörlerden biri ebeveyn çocuk ilişkisidir. Sağlıklı aile ilişkisi çocuklarda depresyonu önler. Ebeveynler hem çocuklarıya hem de kendi aralarında sağlam iletişim kurmalılar. Anne babaların çocukların iç dünyasına girebilmesi ve burada onları tanımaları ve gerekli öğretileri kazandırmaları gerekmektedir. Özellikle okul öncesi dönemde kardeş kıskançlığı, ebeveynlerin farklı davranması ve kıyaslamalar çocuklarda depresyona yol açabilir. Bir diğer önemli etken arkadaş çevresi ve okuldur. İyi bir arkadaş çevresi ve düzgün okul desteği çocuklarda depresyon rskini azaltır. Beslenme şekli ve tüketilen gidalar da önem taşımaktadır. Spor ve diğer sosyal aktiviterde depreyonda önleyici faktörler arasında sayılmaktadır. Ailenin çocuklarda görülen depresyon belirtileri varsa uzmanlara başvurması gerekmektedir. Ayrıca depresyonun diğer hastalıkların bir belirtisi olabileceği veya diğer psikiyatrik hastalıklara eşlik edebileceği de unutulmamalıdır.
Tedavide psikoterapi ve farmakoterapi (ilaç tedavisi) kullanılmaktadır. İntihar riski yüksek olan çocuklarda yatış yapılabilmektedir. Hastalığın tekrarlanması için düzenli ve uzun soluklu tedavi ayrıca sağlıklı aile ve okul desteği gerekmektedir. Ayrıca depresyona yol açabilecek durumlar ve psikiyatrik hastalıklarda tekrar gözden geçirilmeli ve önlenmelidir.
Cocuklari alkol ve ilac bagimliligi gibi tehlikelere karsi korumada bir tane recete yoktur. Ama Amerikada yapilan uzun süreli bilimsel calismalarin gösterdigine göre cocugun ruhsal ve sosyal gelisimi bagimlilik gelisiminde rol oynamaktadir.
Ruhsal acidan saglam, mutlu cocuklar ileride daha az bagimlilik davranislarinda bulunuyorlar.
Diger yandan cocuklar bagimli olmadan önce bircok uyari sinyalleri veriyorlar. Bu yedi kuralla sizlere cocuklarinizi nasil bu tür davranislardan koruyacaginizi göstermek istiyoruz.
Bu kural cocugun saglikli bir gelisim gösterebilmesi icin en önemli unsurlardan biridir. Bunun anlami cocugun ebeveynlerinin ve ona yakin olan kisilerin sevgisinden emin olmasidir. Kisinin sadece cocugunu sevmesi yeterli degildir, önemli olan onu gösterebilmesi ve bunu da cocugun hissedebilmesidir.
Cocuklar eriskinlerden farkli sekilde duygulari ile basa cikarlar. Duygularini daha direct ve daha yogun sekilde gösterirler. Bu durum karsisinda büyükler herzaman gerekli sabti ve anlayisi gösteremeyebilirler. Harika ebeveyn diye birsey yoktur ve olamayacaktir.
Ama burada önemli kural: cocugunuz size sarilmak istediginde kesinlikle geri cevirmeyin, özellikle de bir tartisma sonrasi bunu yapmayin. Ebeveyn olarak herzaman barismaya yatkin olun ve cocugunuzu sakinlestirmeyi bilin. Bir cocuk icin en kötü ceza ebeveynlerin ona yüz cevirmesidir. Cocuklar herzaman direct ten temasi isterler, oksanmak isterler ve onlara sarilinmasini isterler.
Yani ruhsal güven su demektir: ben stresli olabilirim ve bu zaman icinde sana zaman ayiramayabilirim, veya tartisabiliriz de ama benim seni sevdigimden herzaman emin olabilirsin.Seni sen oldugun icin ve her yönünle seviyorum.Cocuklar bu sekilde güveni digger insanlara güvenebilmek icin de ihtiyac duymaktadirlar. Kendine öz güveni olan ve ihtiyaclari oldugunda ebeveynlerine gidebileceklerini bilen cocuklar eriskin yaslarda bagimliliga yatkin olmamaktadirlar.
2- Cocuklarin övgüye ihtiyaclari vardir
Cocuklarin övgüye ihtiyaclari vardir. Ersikin olarak cocuklarin sadece basarilarini degil, ayni zamanda cabalamalarini da övmeliyiz.Genelde erken yaslarda cocuklara basarili olmalari icin baski yapmaktayiz ve basarili olma düsüncelerini onlara asilamaktayiz. Cocugumuzu digger cocuklarla kiyaslamakta ve belirli standardlari uygulamaktayiz.
Cocuklarin burada ihtiyaclari olan deneyim; ebeveynlerin onlara güvenmeleri ve kisiliklerinin tamamiyle ebeveyn tarafindan taninmasidir. Burada basari önemli degildir, önemli olan güclü ve sakin bir kisiligin gelisimidir.
3- Cocuklarin belirli ölcüde özgürlüge ihtiyaclari vardir.
Cocuklar kendi deneyimlerini edinmeliler. Ailelerin bu noktada koruyucu kimliklerini biraz degistirmeleri zor gelebilir. Bazen cocuklarin kötü deneyimleri yasamalari gerektigini Kabul etmek istemezler. Yani cocuk elbetteki düsüp dizini paracalayacaktir veya yasitlariyla kavga edecektir. Yani özgürlük kendi deneyimlerini edinmek, arasitirmak, oynamak, kosmak hareket etmek demektir. Bu cerceve icinde cocuklar kendi gerceklerini algilamayi ögrenirler ve ilk basarilarini elde ederler. Bunu ne anne-baba olarak sizzler ögretebilirsiniz ne de televizyondan ögrenebilirler.Burada önemli olan cocuklara sinirlarin konmasidir. Cocuklar sonucta celiski cikabilecegini bilseler de bunu isterler. Bu sinrlar cocuga güven verir, onlari daraltmaz. Ailenin devamliligi da burad önemlidir.Beraber bazi olaylari yasamak, beraber sofraya oturmak gibi.
Cocuklar kendilerini eriskinlerin duygu ve düsüncelerine göre yönlendiriler, eriskinlere hayranlik duyarlar ve ve onlar gibi olmak isterler. Cocuklarin eriskinlerin neler düsündüklerini ve gercekde nasil davrandiklarini kolaylikla ayirt edebilirler. Cocuklara alkolün ve sigaranin zararli oldugunu söylüyoruz ve her firsatta sigara ve icki kullaniyoruz. Bu celiskileri nasil giederbiliriz?
Bu durumda tek yardimci dürüstlüktür. Cocukdan saklamak ferine cocuga alkolün ve sigaranin sagliksiz oldugunu anlatmak gerekli. Ve ayni zamanda da kendi kücük zayif noktalarini cocuga dürüstce bildirmek de cocugun size olan güvenini artirir.
Cocuklarin öncülere ihtiyaclari vardir ve bunlar gercekci olmalidir. Bu gercekcilik icinde büyüklerin de zaaflari oldugunu ve her zaman insanüstü davranamayacagimizi cocuga anlatmak gereklidir.
5- Cocuklarin harekete ve dengeli beslenmeye ihtiyaci vardir
Cocuklar hoplayip ziplayip yorulmak isterler.Bunun icin gerekli alana ihtiyaclari vardir. Bu yüzden bircok apartman dai resi onlara kücük gelir. Sokaklar ise tehlikelidir, ve oyun alanlari bu ihtiyaclari karsilamaz. Cocuklar saglam kafanin saglam vücutta bulundugu deneyimine ihtiyaclari vardir.
Bunun kadar önemli diger bir nokta ise saglikli beslenmedir. Cok fazla sekilde sekerleme ve yiyecek sadece cocuklar icin üretilmektedir. Reklamlar saglik ve basari sözünü vermektedirler. Sekerlemelere karsi ebeveynler sorumlu davranmalilar. Cocuklari avutmak icin seker veya cikolata verilmesi yanlistir. Ayni zamanda duygusal tatmini yine sekerlemelerle saglamak da yanlistir.
Alkol ve madde bagimliligina paralellik burada yatmaktadir: Bagimlilik maddelerin veya alkolun insanlarin üzgün durumdan kurtulmasina yardimci olmasi ile baslar. Burada asil yardim edecek, güvenilir bir insan olmalidir.
Simdiki cocuklar günümüzde 20-30 yil öncesine göre daha farkli sartlarda yetismektedirler. Büyük ailelerin yerini daha kücük aileler almakta , ebevynler calismakta, böylece okul öncesi egitim kurumlarinin önemi cok daha fazla artmaktadir.
6- Cocuklarin hayallere ve yasam amaclarina ihtiyaclari vardir
Bagimliliga karsi en etkin koruma ruhsal denge, özgüven ve Ben-güclülügüdür.
Böylece cocuklar kendi ayaklari üzerine basan, gercekci ve elestiri kabul edebilen yetiskinler haline gelebilirler.
Burada yetistirme tarzi cok önemlidir. Cocukalrin aile icinde acik, dürüst, karsilikli elestiri ve övgüye yer verilen ve kesin evet veya kesin hayir in kullanildigi bir aile portamina ihtiyaclari vardir.
“Anne seni sevmiyorum!”, “Baba seni sevmiyorum!” bu cümleleri zaman zaman duymuşuzdur çocuklarımızdan değil mi? Açıkçası ben duydum ve bu cümleleri duyarak çocuğum beni niye sevmiyor diyen, kırılan veya kızan hatta çocukta bir problem olduğunu düşünmeye başlayan anne babalar da gördüm. Eğer sizin de çocuğunuz bu cümleleri söylüyorsa veya söylediyse ya da ilerde söyleyecekse işte bu yazı tam sizin için. Çocukları bu cümleleri kuran anne babalar lütfen rahat olun. Çocukta bir problem yok! Bunun yanısıra lütfen “Aaaa hiç anneye/babaya öyle şey söylenir mi?, Çok ayıp, bir daha duymayayım. Sevmezsen sevme. Ben de seni sevmiyorum.” gibi çocuğunuzun duygusunu ifade etmesini engelleyici cümleler kurmayın. Çünkü onların en çok duygularını ayırtetmeye ve bunları ifade etmeye ihtiyaçları var. Sadece bazı duygularını birbirine karıştırabiliyorlar ve nasıl ifade edebileceklerini öğrenmek biraz zaman alıyor. Onların “seni sevmiyorum” diye ifade ettikleri şey aslında kızgınlık ve öfke ya da kırgınlık olabilir mi? İstedikleri bir şey olmamış ya da kendilerine istemedikleri bir şekilde davranılmış olabilir mi? Eğer bunlara dikkat edersek çocuklarımızın aslında hissettikleri duyguyu daha iyi anlamalarını ve tanımlamalarını sağlayıp, buna yönelik neler yapabilecekleri konusunda doğru rehberlik edebiliriz. Çocukların duyguları yetişkinlere göre çok daha kısa sürelidir. Özelikle de yaşları küçük olan çocukların. Kreşte birbirlerini itip zaman zaman birbirlerine vurabilirler ama iki dakika sonra birbirleriyle oyun oynarken görürüz onları. Ya da bir arkadaşıyla yaşadığı olumsuz bir olayı size anlatıp artık onu sevmediğini de söyleyebilir. Ama yine bir sonraki gün onun doğum gününe gitmek isteyebilir. O nedenle “sevmiyorum” diye ifade ettiği şey aslında kızgın olduğu ve kırıldığı olabilir. Aynı durumu anne-babayla da yaşabilir. Bunu fark edebilirsek eğer o noktada onun hissettiklerini engellemek yerine “Seni anlıyorum. Yaşadığın bu durum senin kızmana, kırılmana ya da üzülmene neden olmuş olabilir mi? Bu nedenle de sevmediğini düşünüyor olabilir misin acaba? Peki sence kızdığın ya da kırıldığın bu durum için ne yapılabilir? Sana böyle davranılması seni kızdırıyor ya da kırıyor mu? Bu konuda ne yapmayı düşünürsün? gibi çocuğumuzun kendi duygusunu daha iyi anlamasını sağlayıcı ve ifade etme yollarını geliştirici şekilde davranmamız, ona daha doğru rehberlik etmemizi sağlayacaktır. Yine buna yönelik yaşına uygun kendi yaşadığınız kızgın ve kırgın olduğunuz durumlarda nasıl davrandığınız konusunda örnekler de verebilirsiniz. Tabi bu örneklerin dışında gerçek hayatta kendilerinin yaptığı gözlemler de çok önemlidir. Çünkü duygu ifadelerini aslında biz ebeveynlerinden model alarak öğrenirler. O nedenle gerçekten kızgın, kırgın olduğumuz durumlarda ya da sevindiğimiz ve mutlu olduğumuz zamanlarda nasıl davrandığımız daha da önemlidir. Şunu unutmayalım olumsuz gibi görünen duygular aslında çocuklarımızın istemedikleri durumları ve rahatsızlıklarını ifade edebilmeleri için bir fırsat ve yol gösterici niteliğindedir. O nedenle duyguyu anlamak ve ifade etme becerisi geliştirmek, çocuklarımıza kazandıracağımız ve yaşam boyu fayda sağlayacak becerilerden biridir.
Eskiden oyun oynamak için çocukların ihtiyacı olan basit nesnelerdi. Dönen, birleştirilebilen veya renkli sade eşyalar oyunun içeriğine göre sembolleştirilirdi. Oyunların çoğunluğu için ise herhangi bir şeye bile gerek yoktu. Kuralları koyan ve değiştiren çocuklardı. Eğer oyun oynamak için bir eve ihtiyacımız varsa, “Burası evmiş.” gibi bir varsayım hayal gücümüzün harekete geçmesine yeterliydi. Gerçekten ihtiyacımız olan tek şey, oyun arkadaşlarıydı. Endüstrinin gelişimiyle oyuncakların sayısı ve vasfı da arttı. 80 ve 90’ların çocukları hayal güçlerine yardımcı olan oyuncaklarla tanıştı. İlk dönem oyun konsolları da, oyun oynamanın şeklinde değişiklikler meydana getirse de, doğasına zarar verecek etkilere sahip değildi. Gelişim psikologlarına göre gerçek dünyaya ait ve yarı teknolojik bu oyunlar sağlıklı gelişim için gerekli olan sosyal etkileşimi, yaratıcılığı, hayal gücünü ve gerçek dünyayla, doğayla olan bağımızı sağlıyordu. 10-15 yıl gibi kısa bir sürede iPadler, akıllı telefonlar ve Xboxlar, “elektronik kokain”, “dijital eroin” olarak anılmaya başladı.
Çocuğumuz kitap okumak, arkadaşlarıyla birlikte futbol, basketbol, misket, saklambaç veya lego oynamaktan heyecanlanırken, özellikle Minecraft, Counter Strike, League of Legends, Dota gibi oyunların başından kalkmaz oldu. Bu sandığımız kadar kötü bir şey mi yoksa yalnızca yeni bir oyun çağına mı giriyoruz?
İlkokul öncesinde veya bazen konuşmayı bile öğrenmemiş çocuklarımızın eline teknolojik aletler veriyoruz. Çocuklarımız ilk önce başka şeylerle ilgilenmeyi bırakıyor. Yalnızca tek bir oyuna odaklanıyor. Oyunlarda gerçek hayatta rastlamadığı şiddet öğelerine maruz kalıyor. Kendisini ve evreni keşfetme yolu kıyamet sonrası bir dünyada canavarları öldüren bir karakter üzerinden ya da en kısa sürede en çok adamı öldüren bir terörist üzerinden gerçekleşiyor. Oyunu elinden almak isterseniz öfke nöbetleri geçiriyor. Ebeveynlerine karşı çirkin kelimelere hatta şiddete başvurabiliyor. iPad elinde değilken hiçbir şeyle ilgilenmeden, dalgın, cansız ve sıkılgan bir şekilde çevresini izliyor. Bir gün size oynadığı oyunu rüyasında veya gözlerini kapattığında gördüğünü söyleyebilir. Geceleri yatağında, gözleri kan çanağı ve transa girmiş bir şekilde onu ekrana bakarken bulabilirsiniz.
Bu yeni bir oyun çağı değil, sandığımızdan da kötü bir uyuşturucuyla karşı karşıyayız. Beyin görüntüleme teknikleri ışığında anlıyoruz ki, bu aletler kokain ve eroin gibi uyuşturucularla aynı bölgeleri etkiliyor. Yürütücü işlev ve dürtü kontrollerinin gerçekleştiği frontal korteksle, dopamin gibi iyi hissetmemizi sağlayan nörotransmitterler dijital uyuşturucaların etkisi altında. Beyindeki bu değişimler, çocukların okumaktan, bilimle ve doğayla ilgilenmekten, spor yapmaktan aldığı zevki yok ediyor. Dolayısıyla arkadaşlarıyla beraber olmak da onlar için çekici bir şey olmaktan çıkıyor.
Ekrana bakmanın depresif duyguları arttırdığına, kaygı ve agresyonu perçinlediğine dair araştırmalar mevcut. Çocuklar gerçeklikle bağını kaybederek psikotik semptomlar da gösterebiliyor. Bağımlılık çalışan uzmanlar, meth ve kokain gibi ağır maddelerin tedavisinin, oyun ve sosyal medya bağımlılarından daha kolay gerçekleştiğini söylemektedir. Tedaviye başlamadan önce, ekran vasıtasıyla aşırı uyarılmış sinir sisteminin detoks yapması gerekir. Ağır vakalarda televizyondan bile ayrı kalmalıdır. Bu süreç 4-6 hafta arasında sürecektir. Uyuşturucu bağımlısı bir kişi, bu maddelere maruz kalmadan günlü hayatını geçirebilirken, ekrana ve teknolojiye denk gelmeden yaşamak bir hayli zordur.
Çocuklar tam bağımlı olmadan onları başka şeylere yönlendirmemiz gerekmektedir. 12 yaşına kadar iPad ve bilgisayar kullanmamasına çalışmalıyız. Ekrana bakmadan oynana oyunları beraber oynarak, onlardan nasıl zevk alınacağını öğretmeli, arkadaşlarıyla ve dünyayla organik bir ilişkinin nasıl kurulacağını onlara tattırmalıyız. En önemlisi ise çocukları yalnız bırakmamak. Teknolojiye yönelen çocuklar, genelde yalnız bırakılan ve izole edilmiş çocuklardan meydana gelmekte.
Ebeveyn tarzlarına dört grupta bakabiliriz. Bu dört grup, ebeveynlerin çocuklarının disiplin, yakınlık, iletişim ve bakım ihtiyaçları, başka bir deyişle hem fizyolojik hem psikolojik ihtiyaçları karşısında nasıl bir tutum sergilediği üzerinden değerlendirilir.
Otoriter Ebeveynler
Otoriter ebeveynlerin, çocukları ile ilişkilerinde kural koyma ve kontrol etme davranışı baskındır. Katı kurallar koyarlar ve bu kurallara uyulması konusunda baskıcıdırlar. Hataya tahammülleri düşüktür. Çocukların bu kuralları sorgulamasına, sorular sormasına tahammülleri yoktur. Mükemmeliyetçidirler, çocuk için yüksek standartları vardır. Çocuğun yakınlık, sıcaklık, desteklenme ihtiyacını karşılamada eksiktir. Bu ebeveynlerin çocuklarında özgüvensizlik, sosyal ortamlarda çekingenlik, kendini rahat ortaya koyamama, yetersizlik duygusu, yüksek düzeyde kaygı ağırlıkla görülür.
İhmal Eden Ebeveynler
Bu ebeveyn tipi çocuklarının ne disiplin ve kontrol, ne de sıcaklık ve yakınlık ihtiyacını karşılar. Çocuğun psikolojik ihtiyaçlarına oldukça ilgisizdir. Çocuğun sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılar, çocuk duygusal gelişim açısından tek başınadır. Çocuklarının ne yaptıkları ya da duyguları hakkında pek bilgileri olmaz. Çocuğun hayatı üzerinde kural ve denetim pek yoktur. Bu tip ebeveynlerin çocuklarında gelişimsel açıdan durum oldukça olumsuzdur. Çocukların özgüven yönünden oldukça zayıf oldukları gözlenir. Hayatlarında pek çok alanda kendilerini gösteremez, başarısız olurlar. Mutsuzluk, yalnızlık ve değersizlik duygularını ağırlıkta yaşarlar.
Aşırı İzin Verici Ebeveynler
Çocukları ile bu tarzda ilişki kuran ebeveynler, ilişkilerinde sıcak ve arkadaş gibidirler ancak çocuğun ihtiyacı olan kontrol, denetim ve kılavuzluğu veremezler. Genellikle çocuğa karşı yumuşaktırlar. Çocuklarının, bir arkadaşıyla konuşur gibi kendilerine açılmasını teşvik ederler; ancak çocuktaki yanlış davranışları düzeltmek adına müdahil olmazlar. Çocukları sınırsız bir özgürlükle karşı karşıya kalır. Bu ebeveyn tipi ile etkileşen çocuk ileride otorite ile sorunlar yaşayabilir ve bir takım davranış bozuklukları göstebilir.
Demokratik Ebeveynler
Demokratik ebeveynler, çocuğu sıcaklık ve yakınlık bakımından doyururken aynı zamanda da onun gelişimi için kurallar koyar ve ona kılavuzluk eder. Çocuğa kuralların sebeplerini açıklar, çocuğun bunları sorgulamasına izin verir. Kurallar konusunda daha esnektir ve kuralları koyarken çocuğun kendini nasıl hissedeceğini hesaba katar. Çocuk kurallara uymadığında sakin, hoşgörülü davranır. Doğru davranış için destekleyici ve yüreklendiricidir. Bu tarzla büyüyen çocuklar daha mutlu ve huzurludur. Kendilerini ifade ederken rahattırlar. Kendi kararlarını vermede ve kendileri için riskli olanı değerlendirmede başarılıdırlar.
Elbette, ebeveynler bu kategorilerden sadece birine düşmeyebilir, bu kategoriler ebeveynlerin ağırlıklı eğilimlerini ele almaktadır. Ebeveynler duruma ve zamana göre bu özellikleri farklı derecelerde gösteriyor olabilirler.
Çocuk için kural koymak ona baskı uygulamak, onu esir almak anlamına gelmediği gibi; ona özgürlükler vermek ve seçme şansı tanımak da onu kuralsız bırakmak, ona sınırsız bir özgürlük vermek demek değildir. Belirli kurallar ve sınırlar çerçevesinde, çocuk özgür olduğunu, seçimler yapabileceğini ve bu seçimlerinin destekleneceğini bilmeye ihtiyaç duyar. Kurallar da çocuğun kendini güvende hissetmesi için gereklidir; ancak onun varlığını yok edici, onu aşırı sınırlandıran tutum, özgüven gelişimine ve bireyleşmeye ciddi zararlar verir.
Çocuğun ihtiyaçlarına dengeli bir şekilde cevap verebilmek, eşzamanlı hem disiplin sağlayıp hem özgürlük ve seçme şansı verebilmek kulağa zor ve ulaşılması güç bir denge gibi gelebilir. Ancak bu imkansız değildir! İmkansız olmadığı gibi bu denge, çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirebilmesi, özgüvenli, kendini ifade edebilen, sorumluluk alabilen bir yetişkin olabilmesi için vazgeçilmezdir.
Hayatınızdaki en önemli şey nedir sorusuna herkesin birbirinden farklı vereceği pek çok cevap olsa da bu soruyu yanıtlayan anne babaların büyük kısmı için cevap “çocuklarım” olacaktır. Çocukları için her şeyin en iyisini isteyen kimi anne babalar onlara mükemmel bir hayat sunmak adına çocuklarının tüm isteklerini yerine getirmekte, onlar için kendilerini feda etmekte, kendi istek ve ihtiyaçlarından vazgeçmekteler. Ancak ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkide gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta vardır. Çocuklar sağlıklı gelişim için etkili ve kesin sınırlara ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacın farkında olmayan anne babalar için çocuklarının isteklerini reddetmek endişe verici bir durumdur. Çünkü çocuklarının isteklerini reddetmek demek, onların psikolojisinin bozulması, aralarındaki ilişkinin zarar görmesi, onların sevgisini kaybetmeleri ve ileride güven problemleri yaşayacak olmaları anlamına gelmektedir. Ancak yapılan pek çok çalışma tam tersine, çocukların ihtiyacı olan etkili sınırların çizilmeyerek her istediklerinin yerine getirilmesinin, onların yerine sorunların çözülmesinin ve kararların alınmasının, asıl endişe verici durum olduğunu göstermektedir.
Hayatı, insanları, yabancı, karmakarışık ve de ilgi uyandıran pek çok şeyin yer aldığı dünyayı keşfetmeye çalışan çocuklar denemeler yaparak ne kadar ileri gidebileceklerini, ne zaman durmaları gerektiğini yani, sınırlarını öğrenmeye çalışmaktadır. Bu öğrenme süreci, sürekli talep etme, tekrar tekrar şansını deneme, istediğini yaptırmak için ağlama, küsme, öfkeli davranma gibi farklı stratejilerin takip edildiği bir süreçtir. Bir tür davranışsal çerçeve olarak tarif edilebilecek ve ebeveynler tarafından çizilecek olan “sınırlar” çocuğun yabancı, karmakarışık ve belirsiz olan dış dünyayı anlaşılır bir çerçeve içinde sağlıklı ve güvenli bir şekilde keşfetmesinde ve psikolojik gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır.
Her koşulda her istediği yerine getirilen çocuklar hayal kırıklıkları ile baş etmeyi, hazzı ertelemeyi öğrenemeden büyümekte ve her zaman kendi istek ve ihtiyaçlarını ön planda tutan benmerkezci, herkesten her şeyi istemeye hakkı olduğunu düşünen talepkar birer yetişkin olma yolunda ilk adımı atmaktalar. Aynı zamanda isteklerin her koşulda ve zamanda yerine gelmesi çocuklarda oluşabilecek doyumsuzluğun da bir anahtarıdır. Fakat ne yazık ki, gerçek dünya bu istekleri sürekli karşılayacak, bizlerin istek ve ihtiyaçlarını kendilerininkinden önde tutacak anne babalardan ibaret değildir.
Düşünme becerileri henüz yetişkinlerin seviyesinde olmayan çocuklar için sınırlar ve kurallar onların kendilerini güvende hissetmelerine yardımcı olur. Hiçbir trafik kuralının, işaretinin olmadığı işlek bir caddede araba kullanmayı öğrenmeye çalıştığınızda ortaya çıkacak olan tehlike ve kaygıyı düşününce sınır ve kuralların çocuklar için ne denli önemli ve gerekli olduğunu hayal edebilirsiniz. Güven hissinin yanı sıra erken dönemlerden itibaren ebeveynleri tarafından sınır ihtiyaçları karşılanmış olan çocuklar, toplumsal yaşamda hangi davranışların kabul gördüğü ya da hangilerinin görmediğini öğrenmiş olacaklarından yaşamlarının ilerleyen yıllarında içinde bulunacakları sosyal yaşamlarında da daha kolay uyum sağlayacaklar ve çok daha az zorluk yaşayacaklardır. Öte yandan sınırlar çoğu zaman seçenekler arasında karar vermeyi gerektirdiğinden çocuklardaki karar verme ve sorumluluk alma becerilerini de geliştirecektir. Sınırların aile yaşamına da yansıyan bir takım avantajları söz konusudur. Her üyesi için sınırları olan bir ailede daha az kavga ve tartışmanın ve de aynı zamanda daha az stresin yaşanacağı öngörülebilir.
Ebeveyn olmanın getirdiği pek çok sorumluluk bulunmaktadır. Çocuklar için ve aynı zamanda ebeveynler için sıcak, sevgi dolu bir ilişki kurmak kadar sınırlar belirlemek de bu sorumluluklar arasında yer almaktadır. Bu sorumluluğun farkında olmayan ya da nasıl yerine getireceklerini bilmeyen ebeveynler ile çocukları arasında ciddi çatışmalar doğabilmektedir. Bu çatışmaları çözmek ve geç de kalınsa sınırlar belirlemek için adımlar atılması hem aile ilişkisine hem de çocuğun gelişimine önemli katkılar sağlayacaktır.