Etiket: Çocuklar

  • Çocuk ve ergenlerde depresyonu anlama

    Depresyon çocuklarda ve ergende nispeten yaygındır ve yetişkinlerde olduğundan çok daha farklı görünebilir. Örneğin, depresyondaki çocuklar üzgün olmaktan çok huysuz görünebilir veya bir zamanlar keyif aldıkları etkinliklere ilgi duymazlar.

    Uyku durumlarında veya yeme alışkanlıklarında değişiklikler gösterebilir, kendileri veya başkaları hakkında olumsuz şeyler söyleyebilir veya gelecekte kötü şeylerin olmasını bekleyebilirler.

    Depresyondaki bazı çocuklar yorgun ve motive olmazken diğerleri huzursuz görünebilir.

    Neredeyse tüm çocuklar bazen bu şekilde kötü hissedebilirler – bu normaldir; ancak bu çocuklar üzgün, kötü hissetmekte “takılıp kaldıklarında” sorun oluşturur. İyi haber şu ki, çocukların kendilerini daha iyi hissetmelerine ve duygularını yönetmelerine yardımcı olacak bazı etkili yollar var – böylece bu durumda takılıp kalmıyorlar.

    Depresyon, çocukları sinirli, kolay kızan yapıya getirebilir veya bir zamanlar keyif aldıkları şeyleri yapmamaya itebilir.

    Nasıl Hissettiğimizi Değiştirmek İçin Nasıl Düşünüp, Neler Yaparız?

    Hepimiz kendimiz için düşündüğümüz şeylerden ve duygularımıza yanıt olarak yaptığımız şeylerden etkileniriz. Yağmur yağıyor ve siz kendi kendinize şunu düşünüyorsanız, “Of, olamaz! Şimdi tüm planlarım mahvoldu!”; kendinizi çok kötü hissedebilir ve buna karşılık bütün gün bir şey yapmadan durabilirsiniz.

    Bunu yaparsanız, daha iyi hissetme şansınızı kaçırabilirsiniz. Öte yandan, “yağmur yağdığına sevindim; şimdi içeride kalabilir ve okuduğum harika kitabı bitiririm “derseniz, mutlu hissedecek ve hoşlandığınız bir şeyi yaparsınız.

    Üzücü veya tuhaf bir ruh hali olan çocukların, hayatlarındaki olaylar hakkında olumsuz düşünceleri olması ihtimali yüksektir. Bunun sonucunda kendilerini daha iyi hissetmelerine yardımcı olacak etkinlikler seçme olasılığı daha düşüktür. Bu programda, çocuğunuz düşünceyi değiştirerek, davranışları değiştirerek veya her ikisini de değiştirerek ruh halini iyileştirmenin yollarını öğrenecektir.

    Çocuğum Neden Depresyonda?

    Çocuklarda ve ergenlerde depresyonun, biyolojik faktörler, psikolojik faktörler (düşünce ve duygular gibi) ve sosyal faktörler (okul ve arkadaşlar gibi) olmak üzere birçok farklı nedeni vardır. Depresyon sıklıkla çok sayıda stresör ve duyarlı yapıya sahip çocukta kontrol hissi kaybı sonucu oluşur.

    Hassas/Duyarlı Kişilik

    “Hassas kişilik”, bazı çocukların daha kolay incinme veya daha üzgün olma eğiliminde olduğu anlamına gelir. Kötü durumlara veya tehditkar görünen bilgilere daha güçlü ve fazla tepki verirler. Hassas bir kişiliğe sahip bir çocuğun, yaşam boyu olumsuz duygular ve duygudurum bozuklukları yaşama riski artmıştır/daha fazladır.

    Kontrol Kaybı

    Hassas bir kişiliğe sahip olan ve hayatlarında meydana gelen şeyleri kontrol edemeyeceklerini düşünen çocukların kötü deneyimlerden olumsuz bir şekilde etkilenme olasılığı daha yüksektir.

    Bir şeylerin kontrol dışı kalması bu çocuğun dünyayı deneyimleme, zorlukları çözme ve gerektiğinde yardım alma imkânlarını sınırlayan durumlarla daha da ağırlaşabilir. Çocukların, durumu ortadan kaldırarak veya baş etme becerilerini öğrenerek kötü durumlar üzerinde bazı kontrollerinin olduğuna inanmaya ihtiyaçları vardır.

    Stresli Deneyimler

    Hassas bir kişiliğe sahip çocuklarda stresli deneyimler ruh halini de şekillendirebilir.

    Örneğin, başarısızlığa uğramış hassas çocuklar, geçmişte oldukça başarılı olsalar bile başarılı olamayacaklarına inanmaya başlayabilirler. Akranları tarafından reddedilen duyarlı bir çocuk sosyal deneyimlerden çekilebilir. Aynı çocuk, bir şeyi olduğundan çok daha olumsuz görebilir veya kolayca vazgeçebilir.

    Olumsuz Düşünceler

    Depresif çocuklar dünyayı diğer çocuklarınkinden daha olumsuz olarak görme eğilimindedirler. Neyin yanlış gideceğini hayal etmede çok iyidirler. Bu eğilim üç önemli yolla ortaya çıkmaktadır: (1) dikkat ettikleri şeyler, (2) durumları yorumlama biçimi ve (3) kendi kendilerine konuşmaları.

    Dikkat

    Depresif çocuklar olumsuzluklara diğer çocuklardan daha fazla odaklanırlar. Örneğin, durumun iyi gitmediğine dair işaretlere dikkat etme ve mutsuz olayları mutlu olaylardan daha fazla hatırlama olasılıkları daha yüksektir.

    Yorumlama

    Depresyona maruz kalmış çocuklar, kendileri, başkaları ve dünya hakkında olumsuz düşünceler düşünmeye başlar. Örneğin, depresyondaki çocuklardan bir sınavda niçin iyi bir sonuç almadığına dair nedenleri düşünmeleri istendiğinde, “çünkü sınav zordu” yerine “akıllı olmadığım için” şeklinde düşünmeleri daha olasıdır.

    Kendi Kendine Konuşmak

    Depresyona maruz kalmış çocuklar da endişeli olmayan çocuklardan daha “olumsuz” kendi kendine konuşma üretirler. Yani, diğer çocuklara göre kendilerine “Bunu asla yapamayacağım” gibi ya da “İşler asla yürümez” gibi şeyleri söylemeleri daha olasıdır.

    Olumsuz düşünceler umutsuz duygulara neden olabilir; umutsuzluk çocukları yaşamlarındaki sorunları çözmeye çalışmaktan ziyade vazgeçmeye yönlendirebilir.

    Kognitif Davranış Terapisi Nasıl Yardımcı Olabilir?

    BDT, çocuklara zorluklarını çözmek için başa çıkma becerileri geliştirmelerinde yardımcı olur. Çocuklara çeşitli beceriler öğretilir. Terapist, çocukla birlikte çalışarak kendisine en çok yardımcı olacak becerileri belirlemeye çalışır.

    Çocuklar da bu becerileri pratik/egzersiz yaparak geliştirirler bunun sonucunda yeni bir bakış açısı geliştirirler.

    Depresyondaki çoğu çocuk belli düşünce alışkanlıkları ve davranışları geliştirdiğinden pratik/egzersizlerin başında yeni yollar denemek için kendilerini garip görebilir, isteksiz hissedebilir veya samimi görmeyebilirler.

    Çocuk bu becerileri denediğinde terapist veya bir ebeveyni çocuğu teşvik eden ve destekleyen bir rehber görevi görebilir.

    Özetle, BDT, çocukların/ergenlerin sorunlarla baş etmede yeni baş etme becerileri öğrenmelerine ve dünyayı yeni bakış açısı ile görmelerine yardımcı olan pratik uygulamalar içerir.

  • Boşanma Sürecinin Çocuklar Üzerindeki Etkisini Nasıl Azaltabiliriz?

    Boşanma Sürecinin Çocuklar Üzerindeki Etkisini Nasıl Azaltabiliriz?

    Hayatın en tatsız süreçlerinden biri olan boşanma süreci ne yazık ki ülkemizde son zamanlarda çok sık görülmekte. Aile içerisinde şiddet, ekonomik olumsuzluklar, sağlık problemleri, şiddetli geçimsizlik, aile içi iletişim bozuklukları, aldatma gibi bir çok neden çiflteri ayrılık sürecine getiriyor. Böylesi yıpratıcı yorucu yaşanmışlıklar ise boşanma sürecini kaçınılmaz kılıyor. Boşanma süreci resmi prosedürlerin yerine getirilmesi, mal paylaşımları, yeni yaşam planlarının yapılması ve en önemlisi de çocuklara durumun izahının yapılmasını gerekli kılan bir süreç.

    Bu yazımızda boşanma sürecinde çocuklar üzerinde oluşabilecek olumsuz durumları en aza indirgemek için dikkat edilmesi gereken konulardan, durumun çocuklara nasıl izah edilmesi gerektiğinden bahsedeceğiz.

    Çocuklar için anne-babaları onları varoluş kaynakları, yaşam destekleri, problem çözücüleri, güven, huzur, mutluluk kaynaklarıdır. En kötü anne-baba dahi çocukları için aynı anlama sahiptir.

    Hep deriz ya ‘ ne olursa olsun o benim annem- babam.’

    Çocuk için bu kadar varoluşsal öneme sahip olan anne -babanın boşanacağı bilgisi, çocuklarda varoluş süreçlerinin devamlılığı hakkında kaygılar oluşturur. Ve çocukların bir çok olumsuz duygu ve davranışı deneyimlemesine neden olur.  Bu nedenle bu kadar derin kaygı yaşayabilecek olan çocuğa boşanma sürecinin ve sonrasının net bir şekilde izah edilmesi gerekmektedir. Aksi halde çocuğun kaygısı artarak daha olumsuz sonuçların oluşmasına neden olabilir.

    Öyleyse; Boşanma bilgisi çocuk ile nasıl paylaşılmalıdır ?

    Öncelikle anne ve baba konuşmayı gerçekleştiriken bir arada olmalıdır. Tüm negatif duygularını bir kenara bırakarak, durumu olabildiğince doğal bir durummuşcasına anlatmalıdır.  Şayet olumsuz duygularınızı, stresinizi, eşinize karşı duyduğunuz öfkeyi bu ortama yansıtırsanız çocuğun durumu algılayışı da buna bağlı olarak olumsuz etkilenir.

    Konuşmayı gerçekleştirirken dikkat etmeniz gereken bir diğer önemli husus ise yapılacak konuşmanın çocuğun karakterine ve yaşına uygun bir şekilde  yapılmasıdır. Okul öncesi ve ilkokul döneminde olan bir çocukla yapılacak bir konuşmada çocuğun zihninde durumun daha iyi netleşebilmesi için daha somut örnekler verilebilir.

    Örneğin ‘ Hani sen bazen Ali ile anlaşamıyorsun, onunla eğlenceli oyun oynayamadığın için  onlara gitmek istemiyorsun ya, biz de bazen babanla bazı konularda anlaşamıyoruz ve beraber olduğumuzda güzel vakit geçiremiyoruz.’ gibi bir açıklama yapılabilinir.

    Ergenlik döneminde olan veya biraz daha büyük yaş grubunda çocuklarla ise daha çok durum değerlendirmesi yapılarak bir konuşma gerçekleştirilebilinir.

    Örnek konuşma

    “Yetişkinler bazen birbirlerini farklı şekilde sevmeye başlayabilirler veya bazı konularda anlaşamayabilirler. Bu nedenle ayrı yaşamak isteyebilirler. Fakat çocuklar ve anne-babaları her zaman özel bir bağ ile birbirlerine bağlıdır. Bazen çocuklar  ve anne babalarıda aynı fikirde olmayabilirler ve bu yaşamın bir parçası. Anne-babalar asla çocuklarını sevmekten vazgeçmezler. Ve anne-babalar çocuklarından boşanmazlar. Bu sadece karı-kocalar arasında olur. Biz de annenle/babanla bazı konularda anlaşamadığımız için ayrı yaşamaya karar verdik.”

    Konuşma gerçekleştirildikten sonraki bir diğer önemli konu çocuğunuzu yeni yaşamında oluşabilecek değişiklikler hakkında yeterli bilgiyi vermek olacaktır. Muhtemelen çocuğunuzun zihninde aşağıdaki sorular yanıt arayacaktır:

    Ben kiminle yaşayacağım ?

    Annem/babam nerede yaşayacak?

    Hangi okula gideceğim ?

    Buradan gidecek miyiz ?

    Tatillerde yine bir arada olacak mıyız?

    Arkadaşlarımı görebilecek miyim?

    Siz küsmü olacaksınız ?

    Bu sorular ve oluşabilecek diğer soruları  net bir şekilde cevaplamanız çocuğunuzun zihninde oluşabilecek stresi ve kaygıyı azaltacaktır.

    Tüm bu süreçler içerisinde çocuğunuzda şok, üzüntü, hayal kırıklığı, öfke veya kaygı gibi duygu durumlarıyla karşılaşabilirsiniz. Bu duyguları arttırmamak adına çocuğunuzun yanında tartışmayın, çatışmayın, yasal süreçler hakkında konuşmayın, bir diğer ebeveynin  diğer aile üyeleri tarafından kötülenmesine müsaade etmeyin. Durum ve gerçeklik her ne olursa olsun kişilerin çocuğun anne ve babası olduğunu unutmayın.

    Mümkün oldukça çocuğunuzun günlük rutinlerini  bu süreçte bozmayın. Yaşamını olabildiğince bu süreç öncesi gibi sürdürmesine müsade edin. Oluşabilecek değişimleri mümkün oldukça yavaş yavaş ve aşamalı gerçekleştirin. Bu süreçte elbetteki anne-babalarda bir çok olumsuz ve karmaşık duygu durum içerisinde olacak. Ancak mümkün oldukça dışarıda arkadaşlarınızla görüşerek veya bir uzman desteği alarak süreci yönetmeye çalışın.

    Çocuğunuzu duygusal olarak rahatlatmak amacıyla yeri geldikçe aşağıdaki hususlarda bilgilendirebilirsiniz.

    Bu durum senin hatan değil. Anne/baba arasında oluşan bir durum.

    Anne-baban ayrılsa bile her zaman senin annen/baban olmaya devam edecek.

    Biz seni korumaya, her ne olursa olsun yanında olmaya devam edeceğiz.

    Her şey yolunda gitmeye devam edecek.

    Annen ve baban her zaman seni sevmeye devam edecek.

    Yine süreç içerisinde çocuğunuzun duygularını kontrol edemediği dönemler olabilir. Böylesi durumlarda çocuğunuzun duygularını önemsediğinizi bu duygularının normal olduğunu  ve bunun bir süreç olduğunu söyleyebilirsiniz.

    Örnek konuşma

    “Kızım/oğlum bu durumun senin için ne kadar üzücü olduğunun farkındayım. İstersen seni daha iyi hissettirecek şeyleri konuşabiliriz. Annen de baban da seni çok seviyor ve bu süreci bizlerde  yaşadığımız için çok üzgünüz.”

    Çocukların duygularının aileleri için önemli olduğunu duyma ihtiyacı duyabilirler bu süreçte. Bu nedenle bunu çocuğunuza hissettirin. Duygusal tıkanmalar yaşadığınızda çocuğunuzun duygularını kelimelere dökmesine müsade edin veya yardımcı olun.

    En önemlisi ise en büyük destekçisi olun.

    “şimdi ne yaparsak mutlu hissedersin? eğlenceli birşeyler yapalım mı?” gibi sorularla konuyu ve dikkatini farklı yönlere çekerek stresini azaltabilirsiniz.

    Boşanma süreci boyunca anne-babalar olarak sizlerinde ruhsal ve fiziksel sağlığınıza dikkat etmeniz oldukça önemli bir husus. Sizler ne kadar sağlıklı olursanız ve duygularınızı doğru bir şekilde yönetirseniz bu süreci daha kolay bir şekilde sürdürebilirsiniz.

  • Oyun Terapisi Çocukları Depresyondan Koruyor

    Oyun Terapisi Çocukları Depresyondan Koruyor

    Çocuklar doğal bir yöntem olan oyunu tercih ederken uzmanlara ve uzman adaylarına bu oyunları ve çocuğun iç dünyasını yorumlayarak ebeveynler arasında bir köprü oluşturma konusunda büyük bir görev düşmektedir

    Düzenlenen eğitim çalışmalarında; oyun terapisi çalışma tekniklerinin gösterilmesi ve çiftler halinde pratik çalışma ile oyun terapisi tekniklerine dayanan klinik vak’aların kavramsallaştırılması ebeveynlerin terapötik sürece dahil olma tekniklerine hakim olma, terapi sonuçları temelinde tedavi planlaması prensiplerine hakim olma, Çocuk-ebeveyn ilişkisinin temel unsurları theraplay yaklaşımı açısından incelenmesi hedef aldıklarını kaydederek, “Çocuklarla çalışmanın eğlenceli yöntemleri ile psikoterapiye yönelik sıkı bir yaklaşım çerçevesinde oyun terapisinin pratik becerilerini geliştirmeleri amaçlanır. Eğitim çalışmaları kapsamında katılımcıların oyun psikolojik etkisinin temel ilkelerini, çocuğun kişiliği ve davranışları hakkında bilmek; çocuğun oyun aktivitesini, ebeveynleriyle etkileşimini analiz edebilmek, direktif ve nondirektif oyun psikoterapisi tekniklerini uygulamak, çocukluk davranışı ve gelişiminde çocuklarda travmanın nörobiyolojik etki mekanizmaları düzeltilmesi için oyun psikoterapisini yürütmede beceriye sahip olmaları sağlanmaya çalışılır.

    “Bütün çocuklar anlaşılmaya ve kabul edilmeye ihtiyaç duyarlar”.
    “Çok hızlı değişmekte olan bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan çocuklar yetiştiriyoruz. Çocukların dünyasından bakabilen, onların dilini konuşmayı ve dinlemeyi öğrenen terapistlerin artmasını hedefliyoruz. Oyun terapisi çocukların hem kişisel hem de kişiler arası düzeydeki problemlerle çalışabilmelerini sağlar. Çocuğa odaklanan terapi, odağı terapistten çocuğa kaydırır ve kendini keşfetme ve kendini gerçekleştirme için fırsatlar oluşturur. Bu yeni fırsatların hayata geçirilmesidir. 
    Unutmayalım ki bir çocuğun hayallerine giden yolda onlara bu yolda eşlik eden biz yetişkinlerin (ebeveyn, terapist, uzmanların) bilgi ve bilimin ışığında ilerlerken, sahip olduğumuz alçak gönüllülük, sevgi ile zamanında birer çocuk olduğumuzu hatırlamak ile mümkündür. Bu terapiler aracılığıyla birçok çocuğun; kalbine, ruhuna ve hayallerine ulaşabilmek hedeflenir.

  • Çocuklarda anneye bağlanma ve bağlanma problemleri

    Biliyoruz ki bazı çocuklar bebeklikten itibaren kimi nesnelerle bağ kuruyor. Onlardan ayrı uyumama, yemek yememe, dışarıya çıkmama gibi tavırlar sergiliyorlar. Misal, bazı çocuklar annesinin tülbenti olmadan, onun kokusunu hissetmeden uyuyamıyordu. Bulamazlarsa saatlerce ağlıyordu. Pek çoğumuzun çevresinde görüyoruz benzer örnekleri.

    Bebekler ilk iletişimini anneleri ile kuruyorlar. Annenin çocuğu emzirmesi, kuçağına alması, altını temizlemesi, uyutması vs faaliyetler sırasında anneyle çocuk arasında etkileşme ve bağlanma oluşuyor. Bu bağlanma temenlde üçe ayrılır.

    Güvenli bağlanma: Bakıcı (anne) çocuğunun yanındayken çocuk rahattır ve etrafını keşfetmeye devam eder. Bakıcı yokken huzursuzdur ve ağlar. Bu bağlanma tarzına sahip bireyler, hem kendilerin hem de başkalarını olumlu görme eğilimindedirler. Yakın ilişkilere değer verirler, bu tür ilişkileri başlatmakta ve sürdürmekte başarılıdırlar

    Kararsız/kaygılı bağlanma: Bakıcının uyarılarına ve mevcudiyetine aşırı ve tutarsız yanıtlar geliştirler.Bu tarzda bağlanma gösterenler bakıcıya karşı kızgınlık duyarlar ve rahat keşif yapamazlar.

    Kaygılı/kaçınmacı bağlanma: Bu çocuklar bakıcıyla temas kurmadan kaçınırlar ve dikkatlerini eşyalara (oyuncaklara yöneltirler. Bakıcı ortamda olmadığında ağlamazlar ve oyuna devam ederler.

    Bağlanma molelindeki bu farklılıklar karakter özellikleri ve ileride kurulacak iletişimde belirleyici rol oynar.

    Daha sonra etrafini keşfetmeye başlayan çocuklar eşyalarla (oyuncak) temas sağlarlar. Bu temas sırasında çocuklar ilk önce eşyanın çıkardığı sese ve kokusuna göre bu eşyaları tanırlar ve bağlanırlar. Daha sonra eşyaların rengi, şekli, yumuşaklığı, boyutu vs göre seçicilik gelişir.

    Dolayısı çocukların bakıcı ve eşyalarla kurduğu bu bağlanma yaşamlarının her bölümünde etkili olmaktadır. Bağlanmanın şekli ve süresi karaktesistik farklılıklar gösterse de hemen her çocukta bağlanma olmaktadır. Bağlanma gelişdikten bir süre sonra yatkın çocuklarda alışkanlığa dönüşebilmektedir.

    Bazen annenin bir eşyası olabildiği gibi, bir battaniye, yastık da olabiliyor. Bu farklılık çocuğun bakıcısı, çevresi, yaşam deneyimleri ve çocuğun yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Örneğin annesiyle kaygılı yapıda bağlanma kuran çocuklarda geceleri annesine temas sağlayarak (saçını tutarak, elini tutarak) uyuma paterni geliştirirler. Bir başka örnek yeni alınmış, sürekli oynanan veya örnek alınan hayali kahramanların oyuncaklarıyla uyumak okul öncesi yaşlarda sık görülmektedir. Seçilen örneklerin farklılıkları rengine kokusuna yumuşaklılıkları ve sürekli maruziyetlerinden kaynaklanmaktadır.

    Aşırı bağlanma gösteren çocuklarda ileri yaşlarda özgüven eksikllikleri, ayrılık anksiyetesi, okul reddi, yaygın anksiyete bozukluğu, özgül fobiler gibi çeşitli sorunlar görülebilmektedir. Özellikle bakıcıyla ( anne) patolojik bağlanma paterni gösteren çocuklarda yukarıda bahsedilen problemler sık görülmektedir. Bu sebeple bakıcıya veya eşyalara (oyuncak) aşırı bağlanma engellenmelidir. Bu doğrultuda 3-4 yaşlarından itibaren çocukların çevresiyle daha çok iletişim kurması, yeni şeyler keşfetmesi ve hayatına yeni renkler katması sağlanmalıdır. Örneğin kulandığı eşyaları değiştirmek veya farklılaştırmak, annenin haricinde diğer insanlarla (özellikle yaşıtlarıyla) vakit geçirmesini sağlamak faydalı olabilmektedir.

    Eğer bu alışkanlıklar ileri yaşlara kadar devam ediyorsa ve çocuğun veya ailenin hayatında olunsuzluğa neden oluyorsa mutlaka bir uzmana danışılmalı ve yardım alınılmalıdır.

    Çocuk ve ergenlikte görülebilecek hastalıklardan yukarıda bahsetmiştik. Buna ilaveten yapılan çalışmalarda okul öncesi dönemde bakıcı ve eşyalara aşırı bağlanma davranışı gösteren çocuklarda ileriki yaşantılarında alkol ve uyuşturucu madde kullanma riski artış bulunmuştur. Ayrıca bu çocukların ileride aile yaşantılarında problemlerle karşılaşma oranı da yüksektir. Bütün bunlar göze alınarak çocuklarda küçük yaşlardan itibaren sağlıklı bağlanma geliştirmesi

  • Özel öğrenme güçlüğü

    İlkokula yeni başlayan çocuklar çoğunlukla yazarken veya okurken zorluk yaşayabilirler. Ancak 1.sınıfın sonuna doğru bu zorlukların azalmasını ve sınıfındaki diğer çocuklarla orantılı olarak ilerlemesini bekleriz. Bu normal durumdan farklı olarak özel öğrenme güçlüğü olan çocuklar okuma, yazma veya matematik becerilerinde sınıfındaki diğer öğrencilerden geride hareket ederler. Bazı öğretmen ve ebeveynler bu durumda çocuğu ‘tembel’, ‘okumakta gözü yok aklı fikri oyunda’ gibi ifadelerle değerlendirirler ve bu sorunun üzerine gitmemektedirler. Normal duruma benzer bir ilerleme görülmeyen, ders çalışmak dışındaki hayatında algılamasında bir problemi olmayan, yalnızca derslere soğuk olan ve ödevlerinde yanlışlar yapan çocuklarda özel öğrenme güçlüğü akla gelmeli ve bu yönde gerekli adımlar atılmalıdır.

    Özel öğrenme güçlüğü herhangi bir nörolojik ve fiziksel hastalık, otizm veya zeka geriliği olmaksızın okuma, yazma veya matematikle ilgili işlemlerde yetersizlik ile kendini gösteren bir bozukluktur. Bu alanlarda güçlükler olması nedeniyle sorunlar daha çok çocuğun okula başlamasıyla fark edilir ve bu dönemde tanısı konulur. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklar genellikle verilen ödevlerde yazım hataları, matematik işlemlerde sıkça yanlış yapma, okumada güçlükler yaşarlar. Bunlara örnek olarak;

    şekil yönünden benzer harfleri karıştırma(p ile b veya d, m ile n gibi),

    harf ve hece atlama,

    noktalı noktasız harfleri karıştırma(o-ö, u-ü gibi),

    yavaş okuma,

    kelimeyi yanlış okuma,

    bazı kelimeleri atlama,

    şekil yönünden benzer sayıları karıştırma(5 ile 2 gibi),

    sayı saymayı ve dört işlemi kavramakta güçlük çekme,

    problemi anlamakta zorluk yaşama verilebilir.

    Özel öğrenme güçlüğü çoğunlukla öğretmen veya evde ödevlerine yardımcı olan ebeveyn tarafından fark edilir. Özel öğrenme güçlüğüne sıkça dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu eşlik eder. Bu nedenle bu hastalığın belirtileri de(aşırı hareketlilik, yerinde duramama, dikkatsizlik gibi) görülen çocuğu için hayat ebeveyn için çekilmez bir hale gelebilir. Benzer şekilde çocukta da okula gitmek istememe, arkadaşları arasında yaşayacağı yetersizlik duyguları nedeniyle Özel öğrenme güçlüğüne ikincil olarak depresyon, kaygı bozukluğu yada davranım bozukluğu ortaya çıkabilir. Bu nedenle özel öğrenme güçlüğü erkenden farkedilmeli ve olabildiğince erken dönemde tedavisine başlanmalıdır.

    Tedavide amaç çocuğun zorluk yaşadığı öğrenme alanında (okuma-yazma-matematik becerileri) ona eğitsel destek vermektir. Bu alanda kendini geliştirmiş eğitmenler tarafından çocuk özel eğitim programına alınmalıdır. Sıkça eşlik ettiğini bildiğimiz dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olup olmadığı değerlendirilerek tedavisi başlanmalıdır. Çünkü aynı zamanda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuk başlanan özel eğitimden dikkatini veremediği için yeterli ilerlemeyi sağlayamayacktır. Ayrıca tedavide özel öğrenme güçlüğünün sebep olabileceği depresif bozukluk kaygı bozukluğu veya davranım bozukluğu açısından da değerlendirilmeli gerek duyulursa tedavisi eklenmelidir.

  • Çocuğumla Birlikte Uyumak

    Çocuğumla Birlikte Uyumak

    Çocuğuyla birlikte uyumak çoğu anne baba için büyük bir keyiftir, anne babalardan bazen şu cümleleri de duyarız “ onunla birlikte yattığımda onun kokusunu alıyorum, sıcaklığını hissediyorum bu beni çok iyi hissettiriyor “ çocuklar da çoğunlukla bu paylaşımlardan hoşlanırlar, anne babadan ayrılmak istemezler. Annelerin en çok ürettikleri bahanelerden biride “kışın üşümesinler, üstleri açılmasın” diye, diğer zamanlarda ise “gece yalnız yatınca korkuyor, bizimle yatmak istiyor, tek yattığında çok ağlıyor, ”  diye çocuklarını yanlarında yatırmakta, bu durum sonraki zamanlarda da devam etmektedir.  Belli bir yaştan sonra bunu sınırlamak ve anne ile çocuğun ayrışmasını sağlamak, çocuğun bireyselleşmesi ve ruh sağlığı açısından oldukça önemlidir. 

                         Nedenleri neler olabilir?

    Özellikle bebeklik döneminde anne-babalar ya yorgunluktan, ya özlemden, ya da artık pes ettiklerinden dolayı bebek uyumadığında yataklarına alırlar. Daha büyük çocukların anne-babalarının yanında yatma isteği tuvalet ihtiyacından, korktuklarından, güvende hissetme ihtiyaçlarından veya anne-babalarıyla yeterince beraber olamadıklarından kaynaklanıyor olabilir. Yalnız kalmak istememe, çeşitli yaşam olayları (deprem, kazalar, hastalık, boşanma vb.), korkular, anne babaların tutumları, uygun olmayan fiziksel koşullar (fazla ışık, gürültü) bu duruma yol açan diğer faktörlerdir. Anne baba ile yatma konusundaki ısrarın en önemli nedenlerinden biri “korku”dur. Çocuk korktuğunu söyleyerek yatağında yatmak istemeyebilir  ya da gece anne babasının yatağına gidebilir. Çocuklar bu dönemde bilmedikleri  birçok şeyden korkabilirler.  Bunların yansıması olarak korkulu rüyalar görebilirler. İzlediği bir filmden, haberlerden ya da duyduğu bir olaydan etkilenmiş  olabilir. Çocuk anne babası ile yattığında güvende olacağını düşünür ve bu konuda ısrarcı davranır. 

    Anne baba anlaşmazlığının yoğun olarak yaşandığı evlerde de çocuklar anne babalarının evi, dolayısıyla kendilerini terk edecekleri kaygısı ile onlarla birlikte yatmak isterler. Bazen yeni bir çocuğun aileye katılması, büyük çocuğun kıskanmasına yol açar ve çocuk kıskançlığını bastırmak için ana babayla yatmak ister. Çocukların yaşamlarında karşılaştıkları bir kardeşin doğması, taşınma, ebeveynin boşanması, ölümler, kreşe veya okula başlama gibi ciddi yaşam olayları çocuklarda kaygı yaratabilir. Çocuğun tek başına bu kaygıyla başa çıkabilmesi zordur, bu nedenle ebeveynlerine sığınır, bu gibi durumlar da çocuğun anne babasıyla yatmasına yol açar.    

            Çocuğun anne babayla birlikte yatmasının ne tür sakıncaları vardır?

                Anne ve baba ile beraber yatma, öncelikle  çocuğun özgüveninin ve bağımsızlığının gelişmesini engelliyor. Çocuğun kendi yatağında ve kendi odasında uyuması  bireysel gelişimleri için önemli bir adımdır ve buna izin verilmelidir. Çocuğun kendi odasında yatması kendisine dair bir özel alan hissini oluşturacak ve aileler bu şekilde senin kendine dair bir özel alanın var bizim yatak odamızda bizim özel alanımız diyerek çocuğa sahiplenme duygusu verebilirler,  ayrıca sınırlar konusunda önemli bir adım atılmış olur. Çocuk anne ile babanın kendinse dair bir özel alanı olduğunu böylelikle kabul etmeye başlar.  Çocuğun odasının ayrılmaması, hem çocuk hem de anne babanın yatış saatlerinde değişikliklere neden olacak,  ebeveynler ayrı odalarda yatmak durumunda kalabilecek, bu durum eşlerin cinsel yaşamlarını da olumsuz yönde etkileyecektir. Cinsel kimliği gelişmeye başlayan çocuklarında artık anne babalarıyla yatmaları sakıncalıdır. Erkek çocuğun anneyi sahiplenmesi ve aslında o benim eşim demeye çalışması, kız çocuğunun da babayı sahiplenip ben onunla yatmak istiyorum demesi görülmektedir. Bu süreçte beraber çocuğun anne ve baba ile beraber yatması sürdürüldüğünde anne ve babayı sahiplenme ondan uzaklaşamama da beraberinde görülecektir.

    Ebeveynlerin bu konuda sıklıkla  yaptığı hatalar

    Birçok anne baba çocuğun kendileriyle yatmasından hoşnut olabilirler, hatta bunun bir sorun olmadığını düşünenler bile vardır. Özellikle bu durumu boşanmış veya çalışan anne babalarda görünür. Her iki durumda da ebeveyn çocuklarına yeterince  zaman  ve ilgi göstermediklerini veya  birlikte kaliteli vakit geçiremediklerini  düşünerek bir çeşit suçluluk duygusuyla çocuklarını yanlarında yatırmakta ve bu şekilde farkında olmadan çocuğun bireyselleşmesini engellemektedirler. Boşanma durumunda özellikle anneler çocuğun kendini kötü hissetmemesi için kendileriyle yatmasına izin verirler, bu özünde anne için de rahatlatıcı olduğu için sorun olarak görmezler, bana ihtiyacı var diye düşünebilirler. Yine anne açısından da eşinin boşluğunu çocukla doldurmaya çalıştığı söylenebilir. Böyle durumlarda anne babanın bunu görebilmesi ve bu konuda önlem alması gerekmektedir, ancak içinde bulunulan duygusal durum gerçek bir değerlendirme yapmayı zorlaştırmaktadır. Böyle durumlarda bir uzmandan destek almak yararlı olacaktır.

    Çocuğun hastalandığı durumlarda da anneler çocuklarını yataklarına aldığı görülmektedir.  Normalde çocuk kendi yatağında yatarken hastalandığı bir durumda bu düzen bozulmakta ve çocuk bu durumu devam ettirmek istemektedir. Özellikle küçüklüğünden itibaren sık solunum  yolu enfeksiyonu geçiren, alerjisi olan veya başka bir sağlık sorunu olan  çocukların anneleri, çocuklarına bir şey olacak, hastalık tekrar edecek korkusuyla çocuklarını yanlarından ayırmamaktadır.  Bu durum çocuğun anneye bağımlı olmasına yol açmaktadır. Bireyselleşmesini engeller. Kendi odasında yatmaya başlamış bir çocuğu hastalandığı zaman ya da herhangi bir korkulu rüya sonrasında tekrar ebeveyn odasına geri almak ebeveynlerin sıklıkla yaptığı bir davranıştır. Bunun yerine  bir süreliğine yatağının yanında oturularak ve çocuk başı okşanıp rahatlatıldıktan sonra uyumasını sağlamak daha uygun olacaktır.

    Kaygılı, evhamlı ve aşırı koruyucu anne babaların çocuklarında, yalnız yatamama sorunu daha fazla görülmektedir.  Ayrıca bu çocuklar kreşe ve okula başlarken  zorluk  yaşamakta, ciddi ayrılma kaygısı yaşamaktadır.

    Eğer anne baba izin verirse ve çocuğuna gerekli alanı sağlarsa, her çocuk bir gün kendi yatağında, kendi odasında, kendi özelinde olmak isteyecektir. Çünkü çocuklar annelerine yapışık kalmak istedikleri kadar çok da bir aynan büyük, özgürleşmek ve bireyselleşmek için mücadele verirler. Buna fırsat tanımayan aşırı koruyu, baskıcı ebeveynler genelde ya çok pasif ve içine kapanık ya da çok asi çocuklarla karşı karşıya kalmak durumunda kalabilirler. Yapılması gereken şey, çocuğun yaşına uygun özgürlüklerini tanıyıp, ona alan vermek, ancak gerektiği yerlerde de sınır koyabilmek, kararlı ve istikrarlı olabilmektir.

  • Çocuklarda kaygı bozukluğu

    “anneciğim yatağımın altında canavar var, korkuyorum”

    “dolabımda hayalet var, çok korkuyorum, seninle uyumak istiyorum”

    “yarın ki sınavda ne yapacağımı bilmiyorum ve çok korkuyorum”

    “okula gitmek istemiyorum, ya ben okuldayken senin başına bir şey gelirse”

    Vb. birçok korku durumuyla az da olsa karşılaşmışızdır.

    Korku kelimesi, çocuklarımızdan sık duyduğumuz ve kimi zaman nasıl bir yaklaşımda bulunacağımızı bilmediğimiz, bazen sakin karşılayıp bazen de bizi öfkelendiren bir durumdur. “Erkek adam korkar mı”, “Uyduruyor aslında”, “Yeterince çalıştın, sınavdan niye korkuyorsun ki!” diye düşündüğümüz durumlarda ne yapacağımızı bilememek, çaresizlik ve çözümsüzlük durumu sıklıkla yaşadığımız bir problemdir.

    Genel bir bakışla korku, endişe, evham hali; bireyin herhangi bir durum sırasında etrafında olup biten her şeyi bir tehlike ve tehdit gibi algılaması, o durumda hissedilen; gerginlik, güçlü bir kaçma veya kavga etme dürtüsü, sonucunda da bedenin hızlı kalp atışları, kaslarda gerginlik gibi fizyolojik belirtilerle tepki vermesidir. Aslında bireyin yaşadığı yoğun bir uyarılma halidir de denebilir.

    Hayal dünyaları çok geniş olan çocuklar zaman zaman korkularını ve endişelerini bastırmada zorlanabilirler. Çocukların özellikle geceleri eve girecek kötü adamlardan, hırsızdan, canavardan, hayaletten, kedi-köpek gibi hayvanlardan korkması kimi zaman komik gelse de ciddiye alınması gereken durumlardır. Küçük yaştan itibaren zihne yerleşen korku duygusu yetişkinliğe de yansıyan belirtiler halinde devam edebilir.

    Çocukluk döneminde ortaya çıkan ve psikiyatrik sorunlar diyebildiğimiz korkular ya da yaygın kaygı halleri vardır ki anne babalar bu korkuları iyi ayırt ederek, müdahale ve desteği geç kalmadan çocuklarına sunmalılardır.

    Zaman zaman çocuklarımızın çevresindeki tüm değişikliklere ve olaylara yoğun bir kaygı ve korku ile baktığını fark edebiliriz. Bu kaygılar huzursuzluk, aşırı heyecan duyma, kolay yorulma, düşünceleri yoğunlaştırma zorluk çekme ya da zihnin durmuş gibi olması hali, irritabilite/duygusal hassaslık, kas gerginliği ve uyku problemleri ile kendini gösterebilir. Çocuk kaygısını kontrol etmekte zorlanır. Kaygı durumuna fiziksel yakınmalar da eşlik edebilir. Bu tür durumlar çocuğun yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuklarımız içsel sıkıntı ve streslerini zaman zaman sözel olarak dile getirememekte ve davranışları ile yardım çağrısında bulunmaktadırlar. Bu yardım çağrıları anne babalar tarafından dikkatlice değerlendirilmeli ve duyarlılıklar karşılanmalıdır.

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu olarak tanımlanan psikiyatrik tablo çok hafif tedirginlikten dehşet ve panik derecesine kadar değişen yoğunluklarda bireyin korku ve endişe hali yaşıyor olmasıdır. Bu aşamaya gelen anksiyete kişiyi koruma düzeneklerinden biri olma özelliğini yitirir ve kişinin başa çıkması gereken bir sorunu haline gelir.

    Bireyin veya çocuğun yaşadığı endişe ve korku hali eğer gündelik yaşantıyı etkiliyorsa, arkadaş, anne baba ilişkisine olumsuz yansımaları varsa, okul yaşantısını tehlikeye sokuyorsa bu durum basit çocukluk çağı korkusu gibi düşünülmemeli ve mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.

  • Çocuklarda Kayıp ve Yas ile Mücadele

    Çocuklarda Kayıp ve Yas ile Mücadele

    Çocuklar çoğunlukla kayıp karşısındaki tepkilerini ailelerindeki yetişkinlerinden öğrenirler. Çocuklar başkalarının sıkıntılarından ve üzüntülerinden etkilenerek kendilerini korkmuş ve güvensiz hissedebilirler. Biraz daha sevgiye, desteğe ve günlük rutinlerin düzenlenmesine ihtiyaçları vardır. Çocuklar bir kayıp yaşadıklarında, genellikle kendilerinin ve başkalarının ölümü için de endişelenmeye başlarlar. Ebeveynlerinin ikisi de ölürse kendilerinin kimin bakacağına bilmek isterler.

    Çocuklarla konuşurken, ölmek ve ölü gibi doğru terimler kullanarak ölüm nedenini geçerli bir açıklamasını yapmak gerekir. Muğlak terimler kullanmak ve onları korumaya çalışmak, sadece kafalarının karışmasına sebep olmaktadır. Ölümle ilişkilendirilen “uzaklara gitmek, uyumak”, “uyumak” ya da “hasta olmak” terimlerini kullanmaktan kaçınmak gerekir. Çocuğun kayba verdiği tepkiyi izlemek ve onu dinlemek onun kayba verdiği tepkiyi tanımlamasını istemek bu durumu ona somut bir şekilde anlamasına yardımcı olacaktır.

    Aile üyeleri ya da arkadaşlarınız sizi teselli etmek için ziyaretinize geldiklerinde, çocukları yanınızdan uzaklaştırmaya çalışmayın. Sessiz kalmak ve konuşmaktan kaçınmak, çocukların ölümün tabu bir konu olduğunu düşünmelerine sebep olabilir. Çocuklara bu bağlamda kederden, üzüntüden nasıl korunacaklarını öğretmektense, kaybın üstesinden nasıl geleceklerini öğrenmeleri gerekmektedir.

    Çocukların zorlandıkları duygulara karşı sağlıksız başa çıkma yöntemleri geliştirmelerini önlemek için, onların duygularını tanımayı, isimlendirmeyi, kabul ve ifade etmeyi öğrenmelerine yardımcı olmak gerekmektedir.

    Çocuklar üzüntülü yetişkinleri korumaya ve bakıcı rolünü üstlenmeye çalışabilirler, ebeveynlerin bu duruma izin vermeden onların çocuk olduklarını hatırlatmaları, yetişkin sorumluluklarını alması gereken kişilerin kendileri olduğunu onlara belirtmeleri gerekmektedir.

    Çocuklara başka kayıpların üstesinden gelmeyi öğrenmeleri için onlara yardımcı olmak gerekir. Onlar için evcil hayvanlarının ölümü oldukça önemli bir kayıptır. Kayıpla ve kederle başa çıkma yöntemleri, erken çocukluk döneminde geliştirilir ve genellikle yetişkinlikte kullanılmaya devam edilir.

    Dini inançlarımızı onların yanında paylaşırken dikkatli olmak gerekmektedir. Çocuklar sevdikleri ve ihtiyaç duydukları birini cennete aldığı için Allah’a kızabilir ya da ondan korkabilir.

    Çocuklar üzüntülerini sözcüklerden çok davranışlarıyla ifade ederler, bu nedenle bir çocuğun üzgün olduğu anlaşılmayabilir. Çocuklar yaygın olarak terk edilmişlik, çaresizlik, umutsuzluk, kaygı, kayıysızlık , öfke, suçluluk ve korku hissederler ve bu duyguları sözel olarak ifade edemediklerinde bunları saldırganca dışa vurma ihtimalleri vardır. Onları anlamak ve bu ihtiyaçlarını karşılamak da ebeveynlerin önemli görevlerinden biridir.

  • Çocuklarda Öfke Kontrolü

    Çocuklarda Öfke Kontrolü

    Çocuklarda yetişkinler gibi kaygı yaşayabilmektedirler. Hastalık, ölüm, boşanma, taşınma, yeni kardeşin dünyaya gelişi, okul değişikliği gibi diğer yaşam değişikliklieri gibi aile problemlerine ek olarak, çocuklar kendi haklarını korumaya çalışma ve kendi özsaygısını geliştirme ile de mücadele ederler. Birçok çocuk diğerleri tarafından küçümsenme, sözel ve fiziksel şiddet ile karşılaşabilir. Çocuklar uyumlu ve başarılı  olabilmek için üzerlerinde baskı hissederler ve kendilerindeki ve başkalarındaki farklılıkları kabul etmekte zorlanmaktadırlar.

    Öfkelenmek sağlıklı da olabilmektedir. Sonuçta çoğu zaman hepimiz öfkeleniriz. Önemli olan öfkeyi uygun yollarla ifade etmeyi sağlamaktır. Bu da oldukça doğaldır. Başkasına ya da kendisine zarar vermeden öfkesini ifade edebilen çocuk doğal bir sürecini yaşamış olmaktadır. Bununla birlikte, bir çok çocuk şiddetli öfke patlamaları sergiler ya da öfkenin yanlış yada kötü bir şey olduğunu düşünerek duygularını içe atar. Bazı çocuklar sinirlenerek öfkelerini çıkarırlar, bazıları ise saldırgan davranışlarıyla terk edilmişlik, reddedilmişlik, kayıp keder, acı  gibi duygularını maskelerler. Bu çocuklar öfkelerini anlamayı ve kontrol etmeyi öğrenemezlerse, kendilerine ve başkalarına gereksiz yere zarar verirler.

    Çocuklar bazı saldırgan davranışları arkadaşlarından, filmlerden, televizyondan ve bilgisayar oyunlarından öğrenselerde ilk başta ailelerinden etkilenirler. Çocuklar aile üyelerini izleyerek duygularını nasıl ifade edeceklerini öğrenirler. Eğer aile üyeleri öfkelerini olumlu bir şekilde ifade etmezlerse, çocuklarda büyük ihtimalle farklı davranmayacaklardır.

    Aileler sabırlı olmayı öfkelerini doğrudan ve saldırgan olmayan yollarla ifade etmeyi gerçekleştirmelidirler. Çocuklar aile üyelerinin kendi aralarında yaşadığı öfke ve çatışmalara şahit olmamaları gerekmektedir. Çocuk öfkelenebileceğini ve öfkelendiği zaman bu durumu ifade edebileceğini bilmelidir. Önemli olan öfke anında kendisine ve başkasına zarar vermeden bu öfkeyi dışarı çıkartmasıdır. Ailelerin çocuğun yanında oluşu , onun öfkesini anlamaya çalışması daha sonra da onun öfkesini nasıl yönlendirebileceğini göstermesi  çocuğun yalnız olmadığını ve sağlıklı olarak öfkeyi yansıtabileceğini hissetmesini sağlayacaktır. Böylelikle çocuk kendisini ifade etmiş olacak korkulan bir durumu aile ile beraber çözebileceğini anlayacaktır. Yalnızlaşmadan aile ile beraber öfkeyi çözen çocuk, sorun çözebilen bir birey olma yolunda bir adım atmış olacaktır.

  • Çocuk ve gençlerde şiddete eğilim, bunu etkileyen faktörler ve önlemler

    Bilgisayar oyunları, internet kullanımı ve televizyon, çocukve gençlerde şiddete eğilim yaratır mı?

    Çocukluk dönemi özdeşimlerle, değerlerin öğrenildiği bir dönemken, ergenlik dönemi bu özdeşimlerin, değerlerin gözden geçirildiği yeni değerler kazanıldığı, kimliğin şekillendiği bir dönemdir. Bu dönemlerdeki şiddet içerikli filmler ve oyunlar gencin değer yargılarını ilişki biçimlerini derinden etkileyecektir. Medyanın şiddet davranışlarını hayatlarının bir parçası olarak sunduğu kahramanlar, çocuklar ve gençler için özdeşim nesnesi olabilecektir. Bu etkilere maruz kalan çocuk ve gençlerde şiddet içerikli davranışlar artacaktır. Çoğu zaman dünyayı tehlikeli bir yer, kurallarını kendilerinin koyduğu, bu şiddet içerikli kurallara uyulduğunda başlarına bir şey gelmeyeceği yada başlarına gelecek cezai sorumlulukların önemsizliği, yada karşılarında şiddet uyguladıkları kişilerle ilgi empati eksikliği söz konusudur. Televizyon maruziyetine bağlı şiddet eğilimi bu maruziyete uğramayan çocuklara göre şiddet eğilimini yaklaşık 10 kat kadar arttırmaktadır. Etkilenme her yaş için söz konusudur.

    Son yıllarda çocuklar ve gençler arasında şiddet eğiliminin arttığını, medyada yer alan haberlerle birlikte görüyoruz. Bu hem değişen dünya ve aile yapısından, medyadaki şiddet içerikli programlardan, hem de yakın zamanda ciddi bir sorun haline gelen internette şiddet içerikli oyunlardan kaynaklanmaktadır. Şiddete maruz kalma, televizyondaki şiddet içerikli sahneler ve bilgisayatraki şiddet içerikli oyunlar, ailenin ve özellikle çocuk ve gençlerin şiddete yönelik algısını değiştirmektedir. Şiddeti televizyon veya internette görmek ve tanık olmak, şiddeti normalleştirmeyi beraberinde getirir. Bu programlardaki şiddet uygulayıcılarının kahramanlaştırılması, ceza almamaları, şiddet uyguladıkları kişilere karşı empati eksiklikleri, şiddet uygulanan kişilerin yaşadıkları acının yansıtılmaması ya da normalleştirilmesi, şiddet uygulanan kişilerin bunları hak ettiği şeklinde algının yaratılması, şiddetin ceza aracı olarak kullanılmasının normalleştirilmesi, adalet sisteminin hiç konu edilmemesi, çocuk ve gençlerin dünyaya, adalete ve vicdana yönelik algılarının-değerlerinin değişmesine neden olmaktadır. İdealize ettikleri kahramanların davranışlarını model alan çocuk ve gençler televizyonda seyrettikleri çizgi film, dizi sinemelardaki kahramanları yada internette oynadıkları oyunları gerçek dünyada sahnelemektedirler.

    İnternet kullanımı çocuğun ve gencin şiddete eğilimini arttırır. Aynı zamanda yaygın internet kullanan çocukların sosyal gelişimleri aksayabilir, daha kaygılı ve daha düşük özgüvenli olmalarına, akademik başarılarının düşük olmasına, okula devam güçlükleri yaşamalarına da neden olabilir. Gençlerin kendi davranışlarını kontrol etmekte zorlanmaları, sorun durumlarda başa çıkma yollarını bilmemeleri, öfke kontrolü ve etkili iletişim sağlayamamarı gibi durumlar da şiddet eğilimlerini artırabilir. İnternet kullanımı aynı zamanda öfke kontolü ve etkili eiletişim becerileri, sorun çözme becerilerini olumsuz etkileyerek de şiddet eğiliminde rol oynar.

    Çocukların ve gençlerin yaptıkları sosyal faaliyetlerin kısıtlı olması şiddete eğilimi etkiler mi?

    Bazen sosyal olarak daha çekingen çocuk ve gençler daha az sosyal faaliyetlere ortamlara katıldığı gibi bazen de daha fazla internette kullanmak gencin sosyalleşmesini azaltır. Her iki durumda sorundur ve çözülmesi gerekir. Çocuk ve gençler hem enerjilerini atabilecekleri, sosyal etkileşimde bulanabilecekleri hem de yaratıcılıklarını ve ilgi alanlarını geliştirebilecekleri sosyal faliyetlerde bulunmaları önemlidir. Sosyal destekleri daha iyi olan, sosyal ortamlarda daha fazla zaman geçiren çocuk ve gençler kendilerini daha güvenli hissedeceklerdir. Aynı zamanda ruhsal olarak sağlıklı gelişeceklerdir, daha yaratıcı ve daha başarılı bireyler olacaklardır.

    Günümüzde sosyal faaliyetlere az katılan, internette daha fazla zaman geçiren özellikle şiddet içerikli oyunlarla fazla zaman geçiren gençlerde şiddete eğilimin olduğunu yukarı da da belirttim. Şiddet; öğrenme yoluyla edinilen bir davranıştır. Çocukların şiddeti öğrendikleri alanlar ortadan kaldırılır, tam tersine sorunlarla baş etme, çözüm üretme biçimleri değiştirilirse şiddet davranışına başvurmaları da azalacaktır. Gençleri internetten uzaklaştırmanın bir yolu onun yerine koyabilecekleri, eğlenceli bulabilecekleri (gencin de katılmayı kabul ettiği, yapmak istediği) yeni aktiviteler koymaktır. Bu nedenle gencin kendisinin de ilgi duyduğu, sanat, spor, bilim gibi faliyetler, gencin sosyalleşmesine, internet ortamı dışında gerçek arkadaşlıkler ve iletişimler kurmasına yol açacaktır. Bu faliyetler içerisnde çocuk aynı zamanda “sorun çözme becerisini” geliştirmeyi öğrenecektir. Böylece bu faaliyetlere katılımla, hem şiddet eğiliminin azalmasına hem de ruhsal olarak daha şağlıklı, başarılı ve yaratıcılık yönleri gelişkin bireyler ortayaçıkacaktır.

    Çocuk ve gençlerin şiddete eğilimleri artıyor mu?

    Dünyanın ekonomik ve sosyal yapısının değişmesi, savaşlar, çevresel maruziyetler, olumsuz yaşam olayları ruhsal hastalıkları da etkilemektedir. Bazı ruhsal hastalıklarda yaygınlığın daha artmasına neden olmaktadır. Yine şiddetin önce ekranlarda, sonra hayatın içinde normalleştirilmesi, eğilimin artması, şiddet içeren davranışlar şeklinde ya da bazı hastalık belirtilerine de yansıyatrak-eklenerek başvuruların artmasına neden olabilir. Çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları polkliniklerinde şiddet içerikli davranışlarla başvuru olduğunda, genellikle altta yatan ruhsal bozukluklar söz konusudur. Özellikle davranım bozukluğunda başkasına yöneltilen şiddet söz konusuyken, depresyon ve iki uçlu bozukluklarda kişinin kendine ve başkasına yönelliği şiddet söz konusudur. Şiddete eğilim ruhsal yakınmaların nedenlerinden biri olsun ya da olmasdın çocuğun yaşamına, okul hayatına zarar vercek geri dönüşümsüz (kendine yada başkasına zarar verme, adli olarak başının derde girmesi, okuldan atılma gibi) sonuçlara neden olabilecektir. Aileler eskiden şiddet içerikli davranışları olmayan çocuklardaki artmış şiddet davranışları için çocuk psikiyatristlerine başvurmalı, bunun altında yatan nedenlere yönelik tedavi desteği almalıdırlar.

    Bir çocuğun şiddete eğilimi olup olmadığı nasıl anlaşılır? Bu noktada aileler ve öğretmenleri nelere dikkat etmeli?

    Bir sorunu başlamadan çözmenin yolu ona neden olan riskli durumları bilip, kötü sonuç oluşmadan müdahale etmektir. O nedenle şiddeti doğuran nedenleri, biz öğretmen ve anne-babalar öğretirsek şiddet davranışları ortaya çıkmadan önlenebilir. Yukarıda en çok tartıştığımız konu internetti. Yani çocuğun izlemesi, öğrenmesi yoluyla şiddet davranışını uyygulaması. Diğer nedenleri tanık olma yani anne babanın kendi arasındaki şiddete tanık olması, ya da bizat kendisinin maruz kalması olarak sayılabilir. Yine akran grupları, engellenmeye dayanamama, öfkesini kontrol edememe, sorun çözme becerisinin gelişmemesi, sorunlara başa çıkamaması ve bazı ruhsal hastalıklar şiddet davranışı için risk oluşturan durumlardır. Bu durumların varlığında çocuğun şiddet davranışı göstermesini engellemek için erken önlemler alınabilir. Ailede şiddetin önlenmesi, internetin kontrolu, kısıtlanması, iyi bir sosyal etkileşim ve sosyal destek, yukarıda sayılan faaliyetler, okul ve öğretmen desteği sağlanarak şiddet davranışının ortaya çıkması engellenebilir. Şiddet davranışı gösteren çocuk ve gençlerde ise bir çocuk psikiyatristi tarafından bu davranışın nedenlerine ve önlenmesine yönelik kapsamlı bir değerlendirmeye ihtiyaç vardır.

    Aileler bilmelidirler ki şiddet içeren programlara maruziyet çocuklarını etkileyebilir, şimdi yada gelecekte şiddet, saldırganlık içeren davranış göstermelerinie neden olabilir, artırabilir. Anne babalar bazen çok dikkat etse de bu maruziyeti engellemek mümkün olmayabilir. Aileler, internet ve televizyonda şiddet içeren programlardan çocuklarını korumalıdırlar. Çocuklarının davranışları, çocuğun kendisine ya da başkalarına zarar veriyorsa çocuk psikiyatristlerinden destek almalıdırlar.

    Yine bazı ruhsal hastalıklarda çocuğun kendine ya da başkalarına yönelik şiddet içeren davranışları olabilir. Aileler bunların normal olmadığının, ruhsal sorunların bir belirtisi olabileceğini bilmeli, farkına varmalıdırlar. Çocuk psikiyatristlerinden bunların nedenlerini anlamaya ve çözümüne yönelik yardım almalıdırlar.