Etiket: Çocuklar

  • Çocuklarda Mahremiyet

    Çocuklarda Mahremiyet

    Çok önemli bir konu olmasına rağmen, üzerinde ihtiyatla durulmaya yeni başlanmış bir konudur. Ebeveynler çoğu zaman mahremiyeti çocuklara anlatmakta ciddi yanlışlıklara düşmektedirler.

    Küçük yaşlardan itibaren çocuğa kazandırılması gereken bazı davranışlar olmalıdır. Doğduğu an itibariyle çocuklar kendilerini yetişkinlerin ellerine bırakırlar. Kendilerini keşfetme bilinciyle gelişen duygu ve düşünceleri zaman içerisinde çocukları sorgulamaya iter. Eski kuşaklarda olduğu gibi zamane çocukları soru sormaktan ve sorgulamaktan çekinmezler. Kimi yetişkinlere göre bu ayıplanacak bir davranış olsa dahi, aslında olması gereken bir davranıştır. Böylece çocuğun özgüveni gelişir sorgulama bilinciyle kendisini ve karşısındakini tanımakta kolaylık sağlar.

    Genellikle annelerin yaptığı hata; çocuklarının hala, teyze, anneanne, babaanne gibi aile bireylerinin yanında rahat olabileceği durumunu empoze etmektir. Bu durumda çocuklar bu aile bireylerinin yanında soyunup giyinip, tuvalete gidip ya da altlarında çamaşır olmadan evde koşuşturabilecekleri izlenimine kapılmış olurlar. Erkek bireylere gelindiği zaman ise; çocukların kucağa oturtulması ya da altlarının baba, amca, dayı ve dedelerin yanında değiştirilmesi gibi çok yanlış durumlarla karşı karşıya kalınmaktadır. Ya da bu durumlardan farklı olarak yabancıların çocuklara tatlı ya da oyuncak tarzı bir şey verebileceği gibi aynı zamanda çocuğa kızabileceği durumunu aşılamakta yanlış olacaktır. işte mahremiyet eğitimi tam da bu gibi noktalarda çocuğa öğretilmesi gereken davranışlar bütünüdür.

    Mahremiyet eğitiminde uygulanması gerekenler ise tüm bu durumlardan farklıdır. Her şeyden önce çocuğa bazı kurallar öğretilmelidir. Ama bu kurallar öğretilirken aile bireyleri de bu kurallara riayet etmelidir. Öncelikle çocuğa, onun vücudunun nerelerine kimlerin dokunup dokunamayacağını anlatmak önemlidir. Eğer çocuk karşısındaki bireyin dokunuşlarından rahatsızlık duyuyor ise muhakkak bunu annesiyle paylaşmalıdır. Çocuğun göğüs bölgesine, kaba etine ve cinsel bölgesine kimse bakmamalı, genellikle anne ya da okuldaki öğretmeni dışında kimse müdahale etmemelidir. Siz çocuğun çamaşırlarını değiştirirken bile bakmamalı, böylece çocuğa ona saygı duyduğunuzu göstermelisiniz. Oda da yardıma ihtiyacı yoksa kendi başına kapısı kapalı giyinip soyunmayı öğretmeli ve aynı şekilde sizde aynı tutumu sergilemelisiniz. Tuvalet kullanımında kapıyı kapatması gerektiğini bir şeye ihtiyacı olursa annesi olarak sizin hemen kendisini duyacağınızı çocuğa anlatmalısınız. Çocukları öpmeden onlara sarılmadan önce muhakkak kendilerinden izin istenmeli ve çocuk izin vermiyor ise; asla zorla öpülmemeli ve kucaklanmamalıdır. Tüm bunlara ek olarak yabancılarla konuşmaması konusunda uyarmalı ve asla tanımadığı kişilerden bir şey almaması gerektiği kendisine ayrıntılı olarak öğretilmelidir.

    Çocuklara, her türlü tehlike ve durum dikkatli ve özenli bir şekilde anlatılmalı, ne yapması ya da ne yapmaması gerektiği öğretilmelidir. Çocuklarınızdan emin olunuz ve söyledikleri şeyin doğruluğunun olmadığını düşünseniz bile muhakkak araştırınız. Unutmayınız ki zarar çoğu zaman en yakınımız dediğimiz kişilerden gelebilir.

  • Yaz rehavetinden okul disiplinine geçebilmek için öneriler

    Yoğun bir okul döneminin ardından geçirilen yaz tatili çocukların akran ve aile ilişkilerini geliştirebilmeleri, dinlenmeleri, fiziksel etkinliklere katılabilmeleri, oyun oynayabilmeleri ve gezmeleri için bir fırsattır. Ancak, yaz tatilinin sona ermesi ile çocuğun uyku ve beslenme döngüsünün düzene girmesi, derslere katılımının sağlanması, ekran karşısında geçirdiği zamanın kısıtlanması, ev ödevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerekmektedir. Okulun açılış günü yaklaşırken ailenin gündemi değişebilir ve çocuklar bir anda değişen sürece uyum sağlamakta zorlanabilir. Doğru bir iletişim ve günlük etkinliklerin okul açılmadan önce yapılandırılmaya başlaması ile çocukların okula uyumu kolaylaşabilir.

    1. Yaz tatilinin bitişi ve çocuğunuzun bu konudaki duyguları hakkında konuşun:

    Yaz tatilinin bitişini ve okulun açılacağı tarihi çocuklara hatırlatmak, onların okula uyumunu kolaylaştıracağı için önemlidir. Ancak bu konuyu ve okul döneminde sorumluluklarının artabileceğini sürekli vurgulamaktan kaçınmak uygun olacaktır. Çocuklarda yaz tatili sonrası okula başlarken gerginlik ve bir miktar kaygı olağandır. Özellikle yeni bir okula başlayacak olan çocuklarda bu endişe daha belirgin olabilir. Hem çocukların hem de onların ailelerinin okul dönemi başlarken bir miktar kaygı yaşamalarının olağan olduğunu bildirmek çocuğunuzu rahatlatabilir. Okul dönemi içerisindeki sorumlulukların yanında, çocuklarla bir sohbet havasında; özledikleri sınıf arkadaşlarından, okulun sosyal ortamından, gezilerden konuşmak, geçmişteki okul yıllarına ait olumlu anılara odaklanmak çocukların kaygılarını azaltabileceği gibi, okula uyumlarını da kolaylaştıracaktır.

    2. Sabahları uyanma ve okula hazırlanma rutini için planlama yapın:

    Yaz tatilinin bitişinin en önemli göstergesi çocukların sabahları daha erken kalkmak, okul için giyinmek ve eşyalarını hazırlamak zorunda kalmalarıdır. Çocuğunuzun bu rutine daha kolay alışabilmesi için okul dönemindeki servis ve ders saatleri ile ilgili olarak ona bilgi vermeniz ve kendisinden beklenen sorumlulukları açıklamanız onun bu rutine alışmasını kolaylaştıracaktır. Sorumlulukları basit ve net yönergeler ile açıklamak, bunları bir liste haline getirip, yatağının baş ucuna asmak sabahları hazırlanmayı kolaylaştırabilir. Daha küçük sınıflarda bu liste resimli ve çıkartmalı olarak hazırlanıp ilgi çekici hale getirilebilir. Sabah rutinleri okul açılmadan önceki hafta bir kaç kere denenebilir. Bu denemelerde eksiklerden çok, çocuğun yapabildiklerine odaklanmak ve yapabildiği şeylerle ilgili övgü ve olumlu geri bildirimler vermek hem motivasyonunu hem de kendine güvenini artıracaktır.

    3. Yaz ödevleri ve ev ödevlerinin tamamlanabilmesi için planlama yapın:

    Çocukların okulda öğrendiklerini pekiştirebilmeleri için yaz ödevlerinin tamamlanması önemlidir. Ancak çoğu çocuk tatildeki seyahatlar ve etkinliklere kapılıp, ödevlerini tamamlamayı ihmal edebilir. Okulun açılışı yaklaştığında bu ödevlerin bir anda hatırlanabilir ve ana babalar kalan sürede ödevlerin bitirilmesi için çocukları zorlayabilir. Ancak, bir haftalık sürede tamamlanacak yaz ödevi hem gerekli pekiştirme işlevini sağlamayacak hem de çocuğun kaygılarını ve ebeveynler ile çatışmalarını artıracaktır. Bunun yerine yaz ödevini bir- iki kere hatırlatmak ve tatilin kalan süresinde yapabildiği kadarını tamamlayabilmesi için yardımcı olmak önerilebilir. Yeni okul yılındaki ev ödevleri için yazılı bir plan hazırlamak, okul sonrası ödevleri biriktirmeyip, düzenli olarak yapmanın önemini vurgulamak çocukların okula uyumunu kolaylaştırabilir. Küçük sınıflardaki çocuklar için hazırlanan planlarda görseller ve çıkartmaların kullanılması çocukların uyumunu artırabilir. Ödevlerin 20- 30 dakikalık küçük parçalara bölünmesi ve tamamlanan her parçadan sonra çocuklara olumlu geri bildirim verilmesi çocukların uyumunu kolaylaştırır ve motivasyonlarını artırabilir.

    4. Uyku düzenini planlayın:

    Hemen her çocuk için yaz tatili, gece geç yatabilmenin, sabahları geç kalkabilmenin, ebeveynlerle birlikte daha fazla zaman geçirmenin olağan olduğu bir dönemdir. Okulların açılması ile birlikte bu düzeni aniden değiştirmekte zorlanabilir ve yatış/ kalkış zamanları ile ilgili olarak ebeveynlerle çatışabilirler. Yaz tatili sona ermeden okul döneminde geceleri ne zaman yatılacağının planlanması, bu planın yazılı hale getirilmesi çocukların uyumunu kolaylaştırabilir. Okullar açılmadan önce çocukların yatış saatlerini her gece 10- 15 dakika kadar erkene çekmek ve ani değişikliklerden kaçınmak uygun olabilir. Uyku düzenini oturtabilmek için gün içi kestirmelerin de engellenmesi gereklidir.

    5. Ekran zamanını düzenleyin:

    Çocuklar yaz tatillerinde televizyon, telefon/ tablet karşısında daha fazla zaman geçirebilir ve bilgisayar/ konsol oyunları ile daha çok oynayabilir. Uyku düzeninde olduğu gibi bu alanda da ani değişikliklerden kaçınmak ve tatilin kalan süresi için ekran karşısında geçirilen zamanı yavaş yavaş azaltmak çocukların okula uyumunu kolaylaştıracaktır. Okul döneminde çocukların televizyon/ telefon/ tablet ve oyunlarla ne kadar zaman geçirebileceği önceden planlanabilir ve planlamaya çocuklar da dahil edilebilir. Çocukların ekran karşısında geçirdiği zamanı ayarlayabilmek için alarm kurulabilir ve bu alarmın kararlaştırılan süreden yarım saat, on beş ve beş dakika önce bir kaç kere çalması sağlanabilir.

    6. Öğünleri düzenleyin:

    Çoğu çocuk, yaz tatillerinde beslenme düzenini de aksatmaktadır. Tatilin sonlanmasından önce bu konuda konuşulması ve planlama yapılması uygun olabilir. Öğünler planlanırken abur cubur yerine sağlıklı beslenmenin önemi vurgulanabilir.

    7. Banyo ve kişisel temizliği düzenleyin:

    Çocuklar yaz tatillerinde diş fırçalamayı, tırnaklarını kesmeyi ve banyo yapmayı aksatabilir. Tatil bitmeden önce kişisel temizliğin önemi konusunda çocuklarla konuşulabilir ve bu konuda bir planlama yapılabilir. Çocukların eksik kaldığı alanlardan çok yapabildiklerine odaklanmak bu konudaki uyumlarını artıracaktır.

    8. Bireysel sorumluluklar verin:

    Okula hazırlığın çocuğun da etkin katılımı ile gerçekleştiğini vurgulayın. Bu nedenle okul için üniforma ve gerekli malzemeleri alırken beraber alışveriş yapın ve onun seçim ve tercihlerini de göz önünde bulundurun.

    9. Okulu sadece sorumluluklar ve dersler temelinde algılamasını engelleyin:

    Özellikle daha küçük sınıflardaki çocuklarda okulun aynı zamanda akran ilişkileri ve oyun için önemini de vurgulayın. Bunun için onu sınıf arkadaşları ile buluşturabilir, veya okul bahçesinde oyun oynamalarını sağlayabilirsiniz. Diğer tüm etkinliklerde olduğu gibi burada da çocuğun istek ve tercihlerini göz önüne alın.

    10. Okul malzemelerini bir gece önceden hazırlayın:

    Özellikle okulun ilk günü sabah yoğunluğunu ve tartışmaları engellemek için okul malzemelerini ve çantasını geceden hazırlayın. Bir gece önceden hazır olmanın önemi ve faydaları hakkında çocuğunuzla konuşun.

    Çoğu çocuk yukarıda sıralanan öneriler ve benzerleri ile okula görece rahat biçimde uyum sağlayabilir. Yine de uzun süren, çocuğun ve ailenin ilişki ve iletişimini bozan okula uyum sorunlarında bir ruh sağlığı çalışanından yardım almaktan çekinmeyin.

  • Aile İçi Şiddet

    Aile İçi Şiddet

    Şiddet özellikle de aile içi şiddet önemli bir toplumsal problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Yılda 1,6 milyondan fazla insan şiddet yüzünden hayatını kaybetmektedir (World Health Organization [WHO], 2002).

    Kişilerin beslenme ve bakım gereksinimlerini karşılayan, güven duygusu veren, beden ve akıl sağlığını koruyan ve geliştiren bir birim olması gereken aile, çoğu kez, her çeşit şiddetin beslendiği ve uygulandığı tek odak olmaktadır (Ünal, G. (2005). Türkiye genelinde ailelerin %85’ inde fiziksel veya sözel şiddetin yaşandığı saptanmıştır (Akın, 2013).

    Aile içi şiddet, aile bireylerinden biri tarafından bulunduğu ailedeki bir başka üyenin hayatını, fiziksel ve psikolojik, sağlığını, bağımsızlığını tehlikeye sokan kişiliğine ve kişilik gelişimine büyük boyutlarda hasar veren eylem veya ihmaldir (Türk Tabipler Birliği, 2004).

    Aile içerisinde şiddet davranışı genelde 5 alt grupta değerlendirilir (Arın, 1996).

    Fiziksel Şiddet.

    Fiziksel şiddet kaba kuvvetin korkutma, sindirme veya ceza amaçlı kullanılmasıdır. Örneğin annenin çocuğuna tokat atması, kulağını çekmesi, eşlerin birbirine vurması, tekme atması fiziksel şiddet kapsamındadır (Uçar, 2003).

    Cinsel Şiddet.

    Cinsel şiddet, cinselliğin bir tehdit, sindirme, kontrol etme amacıyla kullanılmasıdır (Artuk, 2002). Kişinin eşi istemediği halde eşini birlikte olmaya zorlaması, eşinin cinsel bölgelerine zarar vermesi, eşini yabancılar ile ilişkiye zorlanması, kişinin isteği dışında biriyle evlendirilmesi cinsel şiddete örnek gösterilebilir (Öztan, 2004).

    Ekonomik Şiddet.

    Ailede sahip olunan ekonomik kaynakların veya paranın, kişi üzerinde korkutma, tehdit veya yaptırım aracı olarak bilinçli bir şekilde kullanılmasıdır. Ekonomik şiddete kadının çalışmasına ya da iş hayatında gelişmesine engel olmak, para vermemek veya kısıtlı para vermek, ailenin gelir ve gideri konusunda bilgi vermemek, ekonomik bir konuda eşin fikrini almamak, çalışmayı reddedip eşinin parasını harcamak gösterilebilir (Mutlu, 2006).

    Sözel Şiddet.

    Muhataba karşı kullanılan kelimeler, seslenme biçimi, ses tonu kişiyi korkutma, sindirme, cezalandırma ve kontrol etme amacıyla kullanılıyorsa burada sözel şiddetten bahsedilebilir. Sözel şiddetin ana örnekleri hakaret etmek, aşağılamak, tehdit etmek, başkalarıyla kıyaslamak, küçük düşürmektir (Mutlu, 2006).

    Psikolojik Şiddet.

    Psikolojik şiddet, duyguların ve duygusal ihtiyaçlarının, karşı tarafa baskı uygulayabilmek amacıyla istismar edilmesi, bir yaptırım ve tehdit amacıyla kullanılmasıdır. Eşini eve kapatmak, insanlarla görüşmelerini engellemek, giyeceği kıyafetleri konusunda baskı yapmak, eşini örtünmeye zorlamak psikolojik şiddet örneğidir (Uçar, 2003).

    Bu anlamda şiddet fiziksel, cinsel, sözel ve psikolojik unsurlar içerdiğinden, aile içi şiddet denildiğinde sadece fiziksel şiddetin düşünülmemesi gerekir. Aile bireylerinin birbirine bağırması, hakaret etmesi, baskı kurması halinde de ortada bir şiddetin olduğunun bilinmesi gerekir (Akın, 2013).

    Aileler içerisinde kullanılan şiddet türlerinden bağırma ve azarlama ebeveynler ve çocuklar arasında en çok kullanılan şiddet biçimi olduğu ortaya çıkmıştır. Çocuklara yönelik şiddet türleri arasında baskıcı ve sözel şiddet türleri (harçlık kesme, ev hapsi, televizyon yasaklama, dayak, bağırmak gibi) öne çıktığı görülmektedir. Eşler arasında en yaygın olan şiddet türü ise yüksek sesle bağırmak şeklinde belirtilmiştir (Rıttersberger, 1997; akt.Ünal, 2005).

    Kadına Yönelik Şiddet

    Kadın şiddete maruz kaldığı ilk zamanlarda şaşırır, şoka girer ve yaşadığı bu şiddetin varlığını kabul edemez. Bu olanları aniden gelen geçici bir öfkenin sonucu olarak görür ve şiddetin devam edeceğini düşünmez. Şiddeti açıklamayı ya da yardım istemeyi yaşadığı şiddet sürekli bir hal aldığında kabul eder (Karaduman, Uyanık ve Karakaya, 1993).

    Kadının şiddeti tanımadaki engelleri şu şekildedir: şiddetin sıradanlaşması, şiddete sessiz kalınması, hep yakın bir zamanda şiddetin son bulacağı beklentisi, benim nasılsa bu şiddeti durdurmaya gücüm yetmez düşüncesi, çaresizlik duygusu (Karaduman, Uyanık ve Karakaya, 1993).

    Şiddete maruz kalan kadın bu olaydan sonra şiddeti yabancılardan gizler. Kadında şiddet görmekten dolayı oluşan utanç duygusu ya da daha fazla şiddet görebileceği korkusu olayı gizlemenin önemli nedenleri arasındadır (Arat, 1995).

    Şiddetin sürekli bir hale gelmesi ile birlikte, aile içerisinde şiddete uğrayan kadınlar, bu olay karşısında çözümsüz kalmakta, şiddetten utanmakta, psikolojik ve fiziki olarak ağır bir şekilde yıpranmakta ve bu şiddetin izlerini hayatları boyunca taşımaktadırlar (Başaran, 2002).

    Aile içi şiddetin meydana gelme sebebi büyük ölçüde bir güç ilişkisi etrafında oluşan genel toplumsal şiddettir. Örneğin Türkiye’de kadına uygulanan şiddetin sebebi olarak kadınların uygunsuz davranışları gösterilmektedir. Erkekler eşlerinden kendilerine karşı saygılı davranılması gibi bir beklenti içerisindedirler ve saygısızlıkla karşılaştıklarında şiddetin meşru olduğunu düşünmektedirler (Başaran 2002).

    Bireyin davranışlarından bağımsız olarak maruz kaldığı şiddet, çocukluk yaşantılarıyla bağdaştırılabilir. Giyim tarzından, yaptığı yemeğin lezzetine kadar her türlü olayın kadına yönelik şiddete sebep olduğu gösterilebilir. Mağdur bu gibi olaylarda başına gelenleri çocukluğu ve ebeveynlerinin tepkileri ile özdeşleştirir. Şiddete uğrayan birey, kendisini yaptığı kötü bir davranış sebebiyle aile tarafından cezalandırılan çocuk gibi hisseder (Ulutaşdemir, 2002; Vahip, 2002; Günay, Çınar ve Keskin 1999).

    Çocuğa Yönelik Şiddet

    Aile içindeki şiddete görsel ya da işitsel olarak maruz kalan çocuklara sessiz, unutulmuş ya da görünmez kurbanlar adı verilmektedir. Bu çocuklar duygusal kötüye kullanılma kategorisine alınmaktadır. Doğrudan şiddete maruz kalmasalar da bu çocuklar diğer kötüye kullanılmış ya da ihmal edilmiş çocuklarla aynı belirtiyi göstermektedir (Edleson 1999).

    Ebeveynler arasındaki şiddete herhangi bir şekilde tanık olan çocuklar direkt olarak şiddete maruz kalmasa bile saldırganlıklarında artma uyku, yemek yeme ve kilo ile ilgili sorunlarda dahil olmak üzere çok sayıda sağlık ve davranış sorunları olabilir (Türkbay ve Söhmen 1999).

    Çocukta şiddet davranışlarının ilk belirtileri umursamazlık şeklinde kendini göstermektedir (Dixone ve Browne 2003). Çocuk arkadaşlarına, kardeşine, hayvanlara karşı zalimce davranır fakat sonuçlarından dolayı acı çekmez. Zaman geçtikçe çocuk kendini diğer arkadaşlarında uzaklaştırır ve sosyal ilişkilerini sınırlandırır (Risetock 1995; akt. Ünal 2005).

    Çocuğun aile içindeki şiddetten etkilenmesi annenin dövülmesi bittikten sonrada devam etmektedir. Bu çocuklar yardıma muhtaç olan, yaralanmış bir anneyle baş başa kalıp onun bakımıyla ilgilenmek zorunda kalmıştır. Annesine yardımcı olamayan çocuk yetersizlik, acizlik duygularına kapılmaktadır. Bu olay sadece bir fiziki bakım üstlenme durumu ya da şiddet gören annenin yeterli annelik yeteneklerini ve sorumluluklarını kaybetmesinden dolayı ihmale uğrama ile de sınırlı değildir (Bayındır 2010).

    İçselleştirilen öfke, korku ve çökkünlük duyguları kişinin tutum ve davranışlarını yaşam boyu etkilemektedir. Şiddet ve ihmal sonucu oluşan gelişimsel yapı çoğu kez yine çeşitli biçimleriyle şiddeti doğuran bir saldırganlık kaynağıdır (Vahip, 2002).

    Çocuk şiddet gördüğü aile ortamındaki çökkünlük duygularını içselleştirmektedir. Duygusal olarak çökmüş bir anneden psikolojik olarak ayrılmak ve bireyleşmek çocuk için iki ayrı zorluk taşır. Birincisi anne faktörünü yeterli ölçüde tam olarak doyamayan çocuk tam olarak ne istediğini bilemeden anneye daha bağlanır. İkincisi duygusal olarak çökmüş bir anneyi kendi haline bırakıp da kendi yoluna gidemez, bundan suçluluk duyar (Bayındır 2010, Özmen 2004).

    Şiddet sorununun can alıcı noktalarından biri kuşaktan kuşağa aktarılma özelliğidir. Aile içinde şiddete maruz kalan çocukların çoğu büyüdüklerinde şiddet uygulayan eşlere ya da anne babalara dönüşmeseler de, şiddet uygulayan yetişkinlerinin büyük bölümü çocuklukta aile içi şiddete maruz kalmıştır (Kaufman ve Zigler, 1987).

    Aile içinde erkek çocuk öğrendiği şiddeti ileride eşine ya da çocuklarına uygulayabilmekte kız çocuk ise baba evinde gördüğü ve içselleştirdiği şiddeti eşi ile yaşadığında olağan karşılamaktadır. Aile içinde şiddet ortamında yaşayan kız çocuk için şiddet olgusu katlanılması gereken cinsiyet rolünün bir parçası olarak kabul edilmektedir (Karaduman Uyanık ve Karakaya, 1993).

    Çocuğa uygulanan şiddetin sebebinin genellikle çocuğun davranışı olduğu belirtmekte, söz dinlememe, yaramazlık, saygısızlık, çocuğun yüksek istekleri adı altında şiddete bahane yaratılmaktadır. (Taner ve Gökler 2004).Ailede ilgisizlik, sevgisizlik, iletişim kopukluğu gibi nedenler ve anne babanın depresyonda olması ya da mental rahatsızlıklar da çocuk şiddeti için risk oluşturmaktadır (Şahin ve Beyazova, 2001).

    Aile içerisinde yaşanan şiddet depresyon, insan ilişkilerinde başarısızlık, uyku, yemek problemleri gibi sorunlara neden olmaktadır. Büyüdüğü evde şiddete doğrudan ya da dolaylı yoldan maruz kalan çocuk yakın arkadaşlık ilişkileri kuramamakta, saldırgan davranmakta, özsaygısını kaybetmekte, fiziksel ve psikolojik açıdan yıpranmaktadır (Demir Akça, Akça ve Sönmez, 2016).

    Şiddetin önlenmesi toplumların böyle bir sorunun varlığını ve bu sorunun şiddet mağdurları üzerindeki etkisinden haberdar olması ile başlar. Aile içi şiddetin varlığını ve bunun aile için oluşturduğu riskleri kabul etmek, şiddet karşısında sağlıklı bir yardım sisteminin oluşturulabilmesi için vazgeçilmezdir (Aktaş, 2007).

  • Asperger sendromu hakkında

    Asperger, aşağıdaki belirtileri bu bozukluğun tipik belirtileri olarak sınıflamaktadır. Göz göze temasın az, yüz ifadesinin ve ses tonunun sınırlı olması, sosyal içe çekilme ve yaşıt ilişkilerinde azlık, duyguları anlamada güçlük, stereotipik aktarım ve davranışlar, bilgiçlik taslayan konuşma biçimi, karşılıklı iletişim ve hayali oyunda sınırlılık, zihinsel takıntılarla donatılmış olma, rutinlere esnek olmayan bir biçimde yönelme ve nesnelerin yineleyici kullanımı. Asperger, bu hastalığı ilk tanımladığında kendini çevreden tümüyle izole etme ve kabuğuna çekilme eğilimi içeren bu sendromun daha çok erkek çocuklarda görüldüğünü gözlemlemiştir. Aşırı entellektüalizasyon, normal çocuklarda görülen çevreye karşı gösterilen safça ilgisizliğin ardından çevreyi süzen gözlerin olmaması bu çocuklarda görülmektedir. Ciddi, derin düşünceli, bencil, aşırı içe dönüktürler.

    Zamanından önce olgunlaşmış görünürler. Bakışları boş ve uzaklarda belirsiz bir yere çevrilidir ne işitsel, ne de görsel uyaranlara yönelmez. Buna karşın bu çocuklar çevrelerinde olup biten her şeyin farkındadırlar. Konuşmalarda duygusal ifade bulunmaz ve tek düzedir. Konuşmalar bazen fısıltı halinde, bazen de bağırma biçimde olabilir. Konuşmanın genellikle dikkati çekecek kadar erken oluşu ve süratle düzgün bir konuşma haline gelişi ayırıcı özellikler arasındadır. Bu çocuklar, hantaldırlar. Beden hareketleri uyumsuz ve kabadır.

    Zeka genellikle orta, bazen ortanın üstünde , nadiren de ortanın altındadır. Özel konular üzerine yönelir. Genel bilgiden çok, abartılmış ve belirgin bir konuya yöneltilmiştir. Böylece sıklıkla bilgi deposu, kolleksiyonculuk eğilimi, ezbercilik v.b. gelişir. Bir kısım zekaca geri olan Aspergerliler otomatikleşmiş bellekleriyle dikkat çekerler. Örn, bütün yolcu gemilerinin adlarını sayabilir ya da “takvim çocuğu “ olarak geçmişteki ve gelecekteki bütün önemli tarihleri söyleyebilirler. Okul döneminde zorlanırlar; çünkü kendine özgü sürekliliği olan öğrenme yöntemlerine dikkatlerini veremezler. Aspergerliler sorunlarına kendi açılarından bakarlar, sentez yapamazlar.

  • Mavi balina diye birşey…

    Teknolojinin hayatımıza her geçen gün daha çok girmesi ile artık evimiz en güvenli yer olmaktan uzaklaştı. Eskiden çocuğumuz evdeyse içimiz rahattı, şimdi ise çocuğumuz evde internet ile dünyanın her yerine ulaşabilir, her türlü riske açık bir konuma gelmiş oldu.

    Bilgisayar oyunlarının çocukların zamanı iyi kullanma, kriz çözme ve hızlı karar verme gibi olumlu etkileri olmasına rağmen, fazla oynanması sosyal içe kapanma, öğrenme güçlüğü, ders başarısızlığı, şişmanlık, iskelet ve kas sisteminde bozulmalar, görme bozukluğu, epilepsi, anksiyete, depresyon, cinsel kimlik karmaşası, intihara kadar gidebilen psikiyatrik sorunlar gibi olumsuz etkilere neden olabilir.

    Son zamanlarda Mavi Balina Oyunu oynayan gençlerin intihar ederek hayatlarına son verdiklerine şahit oluyoruz. Oyunun adının ağa takılan devasa bir mavi balinadan veya balinaların zaman zaman açıklanamaz bir şekilde karaya vurup intihar eden hayvanlar olmasından geldiği iddia ediliyor.

    Rusya’da geliştirilen ve sosyal medya üzerinden yayılan Mavi Balina oyunu daha çok ergenlik öncesi çocukları ve ergen gençleri hedef alıyor. Bu oyunu düzenleyenler, belli etiketler kullanarak ya da sıkça ziyaret edilen gruplara mesaj atarak gençleri oyuna davet etmeye çalışıyorlar. Oynayanlardan 50 günlük sürede çoğu şiddet içeren 50 talimat yerine getirmesini istiyorlar. Belli bir süre boyunca kimse ile görüşülmemesi, yüksek sesli müzik dinlenmesi, kol ve bacakların kesilmesi gibi aşamalar oyunda yer alıyor. Oyuncu her geçen gün oyundaki rolüne kendini kaptırıyor ve özdeşim kurabiliyor, kendini oyundaki rolü ile aynı kişi gibi değerlendirebiliyor. Oyunun hedef kitlesi olan dokuz ile onaltı yaş arası çocuklar oyundan daha çok etkilenebiliyorlar. 50. günün sonunda oyundaki kişi ile kendini aynı gören oyuncuya son aşama olarak yüksekten atlayarak ve kendini asarak intihar etme komutu veriliyor. İntihar vakaları da bu son aşamada görülüyor.

    Mavi Balina Oyunu için birçok ülkede önlemler alınmış durumda… Bizler de ebeveynler olarak çocuklarımızda aniden olan duygu ve davranış değişikliklerine dikkat etmeli, çocuklarımızın internette ne yaptıklarından, hangi oyunları oynadıklarından, kimlerle irtibat halinde olduklarından haberdar olmalıyız.

    ÇÜNKÜ;

    HABERDAR OLMADIĞIMIZ ŞEYİ KONTROL EDEMEYİZ

    HABERDAR OLMADIĞIMIZ ŞEYE MÜDAHALE EDEMEYİZ

  • Çocuk gelişiminde babanın rolü

    Çocuklar ruhsal ve toplumsal açıdan sağlıklı bir şekilde gelişebilmek için her iki cinsiyetten rol modellerine ihtiyaç duyarlar. Bu modeller aile içerisinde biyolojik veya evlat edinen anne ve baba tarafından yerine getirilmektedir. Babayla yaşanan ilişki, çocukların kişilik, özgüven, zeka gelişimi, toplumsal beceriler ve cinsel kimlik gelişiminden hayatlarının gelecek döneminde yer alacakları toplumsal rollere kadar pek çok konuda belirleyici olabilmektedir. Geçmişte babaların çocuklarıyla daha çok zaman geçirebildikleri ve geçirdikleri zamanda fiziksel oyun ve etkinliklere daha çok zaman ayırabildikleri bulunmuştur. Günümüzde ise baba- çocuk ilişki ve iletişiminin daha kısa zaman aralıklarında gerçekleştiği ve televizyon seyretmek veya konsol/ tablet oyunları gibi daha pasif etkinliklere odaklandığı saptanmıştır. Hem geçmişte hem de günümüzde, sağlıklı bir baba- çocuk ilişkisi için babaların çocukları ile ilgilenmesi, çocuklarının gelişimi ve bakımı ile ilgili sorumluluk alması ve çocuklarının ihtiyaç ve sorunlarına yanıt verebilmesi gerektiği bilinmektedir. Bu işlevleri yerine getirebilmek için ise beraber geçirilen zamanın miktarı değil, kalitesi önem taşımaktadır. Babaların çocukları ile geçirdikleri zaman ve iletişimleri açısından en önemli dönem okul öncesi (6 yaş öncesi) olsa da, baba ile etkileşim tüm gelişim dönemleri boyunca önemli rol oynamaktadır.

    1. Sosyal beceri gelişimi

    Çocuk, annenin sevgisi ve bakımı ile sevilebilecek ve değer verilen bir varlık olduğunu ve çevresindekilerin gereksinimlerini karşılayabileceğini öğrenir ancak baba aracılığı ile anne dışında bir bireyin varlığını kabullenmektedir. Anne ve çocuk dışında, babanın varlığı çocuğun sevgiyi ve sahip olduklarını paylaşabilmeyi, karşılaştığı sosyal sorunlara çözüm getirebilmeyi öğrenmesi için önem taşımaktadır. Erken dönem çocuk ve bebek zihninde anne ile kendisini bir tutabilmektedir, diğer bireylerin varlığı ise ancak baba figürünü fark etme ile kabullenilmektedir. Bu üçlü ilişki içerisinde paylaşım, isteklerini erteleyebilme, ihtiyaçlarını ifade edebilme, duyguları tanıma ve ifade etme becerilerinin temeli atılmaktadır.

    2. Cinsel kimlik gelişimi

    Hem erkek, hem kız çocuklarının cinsel gelişimi babaların varlığından etkilenmektedir. Erkek çocuklar, üç yaş civarında baba ile annenin sevgisi için rekabete girebilmekte, bu rekabetin çözümü olarak da babaları ile özdeşleşebilmektedir. Bu özdeşim babanın eşyalarını kullanma, gözlüğünü ve benzeri eşyalarını takma/ kullanma, boya ile kendisine bıyık/ sakal çizme gibi davranışlarla dışa vurulabilir. Sağlıklı bir baba- çocuk ilişkisi ve çocuğun cinsel gelişimi için bu rekabet ve özdeşim davranışlarının gelişimsel olarak olağan olduğunu kabullenmek, öfke ve rekabet duygularını ifade edebilmesini kolaylaştırmak faydalı olabilir. Erkek çocukların rekabet ve özdeşimle ilgili davranışlarına katı bir şekilde yaklaşmak, çocuğun beceri ve yetilerini aşağılamak ise bu gelişim basamağında sorun yaratabilir ve cinsel kimlik ve rolleri olumsuz etkileyebilir. Diğer yandan kız çocuklarının da üç yaşından itibaren babalarına ilgi duymaya başladığı, onlarla daha çok zaman geçirmek ve iletişim kurmak istedikleri bilinmektedir. Kız çocukların babaları ile kurdukları ilişki ve iletişim biçimi ileride karşı cinsle kurdukları ilişkilerin kalitesini ve biçimini etkileyebilmektedir. Babasını kusursuz olarak algılayan, çok yakın bir iletişim kuran kız çocukları ileride karşılaştıkları erkekleri geçmişteki babaları ile karşılaştırıp yetersiz olarak algılayabilmektedir. Diğer yandan baba ile ilişki ve iletişimi kısıtlı olan ve babaları tarafından ihmal edildiklerini düşünen kız çocukları erişkin hayatlarında kendilerinden yaşlı ve olgun erkekler ile ilişki kurmayı tercih edebilmektedir. Ayrıca baba ile ilişki ve iletişiminde sorun yaşayan kız çocukları ileride içe yönelim bozuklukları (depresyon, kaygı ve benzeri) açısından risk altında olabilir.

    3. Zeka gelişimi

    Babanın varlığı ve çocuğa ilgisi, çocuğun çevresindeki fiziksel ve sosyal uyaranları zenginleştirmekte, bu da çocukların zeka gelişimine katkıda bulunmaktadır. Annelerin çocukları ile daha çok sözel ve duygusal becerilere dayalı oyunları oynadıkları, babaların ise çocukları ile daha çok fiziksel becerilere dayalı oyunları oynamayı tercih ettikleri saptanmıştır. Fiziksel becerilere dayalı oyunlar ise çocukların kas gelişimi, görsel- motor organizasyon, görsel dikkat, organizasyon becerileri gibi becerilerini geliştirmektedir. Babaları ile daha çok zaman geçiren ve farklı becerileri geliştiren oyunlar oynayan çocukların gelecekteki akademik ve mesleki başarılarının daha yükske olduğu da gösterilmiştir.

    4. Öz güven gelişimi

    Hem erkek, hem kız çocukları için baba, “dış dünyadaki sorunları çözen”, fiziksel yapısından bağımsız olarak “güçlü” olarak algılanan ebeveyndir. Çocuklar babalarının aile içi ve dışındaki sorunlara yaklaşımını model alır ve özgüvenlerini geliştirirler. Babanın çocuğuna karşılacağı sorunları çözebileceği ile ilgili mesajı da özgüven gelişimine katkı sağlamaktadır.

    5. Kişilik gelişimi

    Ülkemiz ailelerinde kural koyan, cezalandıran ebeveyn olarak daha çok babalar ön plana çıkmaktadır. Babaların disipline yönelik yaklaşımı çocuklarının kişilik gelişimini de etkileyebilmektedir. Sürekli kısıtlayan, cezalandıran, kurallar ve yönergeler konusunda çocuklarının fikirlerine açık olmayan babaların çocukları ya baba ile çatışmaya girmekte ve isyankar bir kişilik örüntüsü geliştirmekte veya kendi istek ve ihtiyaçlarını bastırarak boyun eğmektedir. Diğer yandan aile içi kural ve yönergeler hakkında çocukların da geri bildirimini dikkate alan, kural ve sınırları çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine göre değiştirebilen babaların çocuklarının daha sağlıklı bir kişilik gelişimi gösterdiği gözlenmektedir.

    6. Ruhsal sağlık

    Sağlıklı bir ruhsal gelişim, paylaşabilme, isteklerini erteleyebilme, ihtiyaçlarını ifade edebilme, duygularını tanıma ve ifade etme, cinsel kimliğini oluşturabilme ve bu kimlikle ilgili rolleri yerine getirebilme, bilişsel becerileri karşılaştığı sorunları çözmek için kullanabilme, karşılaştığı sorunları çözebileceğine yönelik kendine güven duyma gibi becerileri gerektirmektedir. Sayılan bu beceriler, ileride gelişebilecek depresyon, kaygı ve benzeri ruhsal sorunlara karşı da direnç sağlamaktadır. Dolayısıyla, çocuklarda ruh sağlığı için babaların veya baba yerine geçebilecek bireylerin varlığının yaşamsal önemde olduğu belirtilebilir.

    7. Kaynaklar

    7.1. Cabrera N, Fitzgerald HE, Bradley RH, Roggman L. Modeling the dynamics of paternal influences on children over the life course. Appl Developmental Sci. 2007;11(4):185-189
    7.2. Rohner RP, Veneziano RA. The importance of father love: History and contemporary evidence. Rev Gen Psychol 2001; 5 (4): 382-405.
    7.3. Paquette D. Theorizing the father–child relationship: Mechanisms and developmental outcomes. Hum Dev 2004; 47: 193–219.

  • Çocuk ve gençlerde yürütücü işlevler nelerdir? Bilmemiz gerekenler ve öneriler

    İşe Başlama:

    Bunun için işi düşünmek, işe başlayınca ve bitirince nasıl hissedeceğini imgelemek, işi bitirmek için kendine motivasyon konuşması yapmak, işi yapmazsan neler olacağını düşünmek, işin aşamalarını planlamak, işi yapmak için en uygun zamanı seçmek, o sırada yapmakta olduğun işi durdurmak, gerekli malzemeyi toplamak ve işe başlamak gerekir.

    Bazı çocukların dışarıdan gelen ipuçlarına (ör. anababanın ya da öğretmenin işin adımlarını sözel olarak anımsatmasına ya da yaparak göstermesine) daha fazla gereksinimleri vardır. Bazı çocuklar ise işi yapmanın olumlu sonuçlarını ya da yapmamanın olumsuz sonuçlarını düşünemezler.

    1-4 Yaş Çocukları:

    Önce yaptıkları işi durdurmaları gerekir. Bunun için kısa bir süre öncesinden sözel anımsatıcılar gerekir: “ İki dakika içinde oyuncaklarını kaldırıp banyoya giriyorsun.” İşin hemen öncesinde yeniden işaret verilir: “Tamam, iki dakika doldu. Banyo zamanı.” “Biliyorum, eğlenirken oyunu bitirmek zor ama banyoda oyun oynamaya devam edebilirsin.”

    Görsel anımsatıcılar da kullanılmalıdır: Mutfak zamanlayıcısı ya da telefon alarmı kullanılabilir.

    En iyi yöntemlerden birisi yaptığı işi bitirip, toplamakla ilgili bir şarkı kullanmaktır. Her seferinde aynı şarkı kullanılmalıdır.

    Çocuklar konuşmayı öğrenmeden önce geçişleri anlayabilir ve akıllarında tutabilirler. Buna “sözel dışı işlev bellek” denir. Zihinlerinde bir geçişten önce ve sonra neler yapıldığı ile ilgili bir imge oluşur ve olayların sırasını akıllarında tutabilirler.

    “Önce – sonra” kavramını bu yaş çocukları öğrenebilirler: “Önce gömlek, sonra pantolon”. Çocuklar büyüdükçe aşmaların sayısı artabilir: Önce oyuncaklarını topluyoruz, sonra banyo eşyamızı hazırlıyoruz, daha sonra da banyoya giriyoruz.” “Öğle yemeğinden önce resim yapacağız”, “Yemekten sonra oyun oynayacaksın.” Pekiştirmek önemlidir:“Uykudan sonra baban eve gelecek”; “Gördün mü? Uykudan sonra baban eve geldi.”

    Yürütücü işlev bozuklukları olan çocuklar bir işe başlamayı imgeleyemezler. Bu tıpkı kapağındaki resme bakmadan bir yap-bozun parçalarını bir araya getirmeye çalışmaya benzer. Bu nedenle görsel destekler önemlidir: Yapılacak işi elinizle işaret ederek gösterebilirsiniz, işin temsili bir resmini gösterebilirsiniz ya da işi yaparken çocuğun fotoğrafını çekip kolay görebileceği bir yere asabilirsiniz.

    Övgüyle pekiştirmek çok önemlidir: “Aferin!” “İyi iş çıkardın.” “Nasıl yaptığını çok beğendim.” “Vazgeçmeden uğraştığın için seninle gurur duydum.” “Sen çok iyi topluyorsun. Ben de legoları kaldırarak sana yardım edeyim.” Bazı işler için ödüller ya da kutlamalar gerekebilir: “Yemekten sonra parka gidebiliriz.” İş tamamlanınca en kısa zamanda ödülü vermek gerekir. Yapılması gereken bir işi engellemedikleri sürece, daha önce verilmiş ödülleri geri almamak gerekir. Başlangıçta başarının tadını alabilmesi amacıyla, ödül için aşılması gereken çıtayı çok yükseğe koymamak gerekir.

    5-12 Yaş Çocukları:

    Anasınıfı ve ikinci sınıf arasında ödevlerin tamamlanması için yakından rehberlik edilmesi gerekir. Üçüncü sınıftan itibaren, bağımsız öğrenme becerilerinin gelişmesi amacıyla öğretmenler desteklerini aşamalı olarak geri çekerler. Çocukların bu dönemde bir sonraki işi kendilerine söylenmeden bilmeyi, planlamayı ve başlatmayı öğrenmeleri gerekir.

    Çocuklar sevdikleri bir işi yapabilmek için önce daha zevksiz bir işi yapmayı öğrenebilirler. Oyun oynamak için önce ödevleri bitirmek gibi. Yürütücü işlev sorunları olan çocuklar, işi bitirmenin keyfine değil, yaparken ne kadar sıkılacaklarına odaklandıkları için bu kurala karşı koyarlar. Böyle bir durumda, işi bitirmekten ne kadar hoşnut olacaklarını, oyun oynarken içlerinin ne kadar rahat olacağını ve anne babalarının nasıl güler yüzlü olacaklarını düşünmeye yönlendirmek gerekir.

    Bir işe başlamadan önce çocuğun o işi nasıl yapacağını bildiğinden emin olmak gerekir. Bilmiyorsa, iş küçük aşamalara bölünerek basamak basamak öğretilmelidir.

    Yapılacak birden fazla iş varsa çocuğa öncelikleri belirlemesi ve hangi işten başlayacağını seçmesi de öğretilmelidir. İşler zorluk sırasına dizilip hangisinden başlayacağını seçmesi de istenebilir.

    Hedef planlama: Temel yürütücü işlevlerden birisidir. İlkokul çocukları geleceğe dönük planlama yapmayı öğrenmek amacıyla iş listesi yapmayı becerebilirler. Her bir iş için gerekli süreyi hesaplamayı öğrenebilirler. Bunun için takvimlere yapılacak işi gösteren resimler yapıştırılabilir. Her iş yapıldığında takvime işaret konulabilir. Böylece çocuk ertelemek yerine başardığı işleri arşivlemiş olur.

    Ev ödevi rutini oluşturma: 1. Ödev yapma yeri belirleme. Bu mekânda ekranlar olmamalıdır. Mekân yeterince geniş ve iyi ışıklandırılmış olmalıdır. 2. Ödev zamanı saptama. Her çocuğa göre değişir ama eve gelince kısa bir beslenme ve dinlenme molası sonrası başlamak genellikle en uygunu olmaktadır. Rutinde tutarlı ve kararlı olunmalıdır.

    13 Yaş ve Üstü:

    Ergenlerin genellikle okul dışı etkinlikleri daha fazla olmaktadır. Buna rağmen bir akşam rutini oturtmaya çalışmakta yarar vardır. Bazı ergenler gecenin ilerleyen saatlerine dek ertelemezlerse, ödev baskısını içlerinde hissetmezler. Bu da gece geç saatlere dek ödev bitirmeye çalışmakla sonuçlanır. Ergenlerin ortalama 9,5 saat uykuya gereksinimleri vardır. Buna karşılık ergenlik dönemiyle birlikte uykuya dalma zamanı da daha ileri saatlere kayar. Bu nedenle ergenlerin akşam rutini ve uyku hijyeni öğrenmeleri önemlidir.

    Erteleme Canavarı: Ergenin zamanıyla beslenir. Özellikle de erteleme sonrası kısa süre çalışmaya karşın bir sınavda başarılı olan ergen kendine “Çok az çalıştım ama başardım” der. Başarısız olursa da “Son dakikaya kadar çalışmadığım için böyle oldu” der. Bazı gençler çalışıp da başarısız olmaktan korktukları ve ellerinde çalışmamış olma mazeretini tutabilmek istedikleri için ertelerler. Bu durumda risk almak gerektiği konuşulabilir.

    Yapacakları işi gözünde büyüten ergenlere işi küçük parçalara bölmek öğretilebilir. Önce giriş cümlesi yazmak, yapılacak işin ana hatlarını çıkarmak, kısa süre çalışıp mola vermek gibi.

    Erteleme dikkati çelen uyaranlarla da tetiklenir (internet, telefon, bilgisayar oyunları vs.). Ancak araştırmalar bu tür çeldiricilerin öğrenmeyi ve belleği bozduğunu göstermektedir. Ergenin ne zaman erteleme eğilimine girdiği saptanmalıdır: sıkılınca mı, bir aşamada zorlanınca mı? Erteleme tetikleyicilerini saptamak ve bunlara karşı koymayı öğrenmek önemlidir.

    Başarısızlıktan kaçınma tuzakları: Başarısızlık korkusu, ertelemeyi mazeret olarak kullanmayı sağlayarak pekiştirir. Bu durumda başarısızlığı normalleştirmek gerekir. Ana babanın başarıya giden yolun başarısızlıklardan geçtiğini örneklerle öğretmeleri ve çabanın, kararlılığın, etkin davranmanın, destek istemenin ve başarısızlığa dayanıklılık geliştirmenin önemini anlatmaları çok önemlidir.

    Motivasyon (istek, “hırs”) çocuğun karakter özelliği değil, durumsal bir özelliktir. Herkes bazı şeyleri yapmaya daha isteklidir. Ergenin kendini isteksiz ve tembel bir kimse olarak görmemesini sağlamak için kendisine ne söylediği önemlidir: “matematikte iyi olduğum için problem çözmeyi seviyorum. Buna karşılık kompozisyon yazmak en sevdiğim iş değil, bu nedenle de desteğe gereksinim duyuyorum” “ödevimi bitirince içim rahatlamış olarak arkadaşlarımla konuşacağım” “ödevimi zamanında teslim edince öğretmenimin takdirini toplayacağım”

    İnternet ve medya konusunda tümüyle yasaklamak genellikle çözüm sağlamaz. Bunun yerine ergenle anlaşarak bir saat sınırlaması yapmak, internet ulaşımı sağlayan bilgisayarın anababanın oturduğu odada kalmasını sağlamak, yalnızca sosyal medyayı engelleyen program yüklemek işe yarayabilir. Baştan çok katı kurallarla başlamaktansa ergenle anlaşma yapmak ve anlaşma maddeleri delinirse kuralları sıkılaştırmak daha uygundur. Ergenin kendi kendine belirli sürelerle sosyal medya engeli koyabileceği programlar vardır.www.mytomatoes.com ya da www.anti-social.ccbunlardan ikisidir. Bunlar işe yaramadığında evde bir “teknolojisiz bölge” oluşturulabilir ve ergen burada çalışmaya yönlendirilebilir.

    Tepki Önleme:

    Dürtü denetimidir. Çocukların zaman ufku çok yakın olduğu için yalnızca şimdi ve buradayı düşünebilirler. Ancak olgunlaştıkça, daha önemli bir hedef uğruna şimdi yapmak istedikleri şeylerden vazgeçebilirler. Örneğin, sınava çalışmak için telefonlarını kapatabilirler. Ancak yürütücü işlev bozukluğu olan çocuk ve ergenlerin tepki önleme becerilerinin gelişimi gecikir. Tepki önleme kendini tehlikelerden korumak, arkadaş ilişkilerini sürdürebilmek, çeşitli durumlara duygusal ve bazen saldırgan tepkiler vermemek, sorunları sakin ve etkin biçimde çözebilmek, ders sırasında sınıf kurallarına uyabilmek için gereklidir. Tepki önlemekte zorluk çeken çocuklar ayrıca fazla dokunarak iletişim kurarlar, okurken sözcüklerin ya da tümcelerin son kısımlarını tahmin ederler (kabaca okuma) ve bu nedenle okuduklarını anlamakta zorlanırlar.

    “Tilki tilki saat kaç”, müzikli sandalyeler, “don”, saklambaç gibi hareketli oyunlar ve kutu oyunları tepki önleme becerisini arttırır.

    Öngörme: Dürtüsel davranan çocuklar davranmadan önce bazı uyarı işaretleri verirler. Örneğin sinirlenir ya da aşırı heyecanlanırlar. Bu duygularla bakışları, yüz ifadeleri değişebilir ya da yumruklarını sıkabilirler. Uyarı işaretini gördüğünüzde bir komutla çocuğu bulunduğu durumdan çıkartmaya çalışabilir ya da önceden öğrendiği sakinleşme yöntemlerini uygulamaya teşvik edebilirsiniz. Hissettiklerini sözel olarak ifade etmesini isteyebilirsiniz. Amacınız kendi belirtilerini tanımayı ve davranışını dizginlemeyi öğrenmesidir. Bunu sağlamak için müdahale ederken açıklama yapmalısınız. Örneğin, “Sıkıldığını fark ediyorum. Şu anda aklından ne geçiyor?” diye sorabilirsiniz. Böyle anlarda sözel müdahaleyi kısa cümlelerle yapmak gerekir.

    Dürtüsel davranmak yerine ne yapması gerektiğini öğretme: Örneğin, “Şimdi bir daha deneyelim. Eşyamı almadan önce benden izin isteyebilir misin?” İzin isterse, istediği nesneyi vermek gerekir. Veremeyecekseniz seçenek sunmalısınız. Örneğin, “Benim makasım sivri ve tehlikeli. Gel birlikte bir kağıt makası bulalım.” “Konuşmamın bitmesini beklersen seni dinleyeceğim. Sözümü kesmeden parmağını kaldırarak ya da bir kez “affedersin anne” diyerek beklemeni istiyorum”.

    Dürtüsünü denetlediği zamanları mutlaka fark etmek ve geri bildirmek: “Ben telefonla konuşurken sözümü kesmediğin için teşekkür ederim.”

    Dikkatsizlik hataları yapan çocuklar için: Önce bir örüntü aramak yani, ne tür hataları daha çok yaptığını keşfetmek gerekir. Daha sonra, hata yaptığı işi sistematik olarak nasıl gözden geçirip hatasını fark edeceği ve düzelteceği öğretilebilir. Örneğin, matematik problemi çözerken soruyu dikkatsizce okuyan çocuğa yüksek sesle okuması, sorudaki anahtar sözcükleri işaretlemesi, problemin çözümünün adımlarını belirlemesi, çözmesi ve en son olarak sonucu kontrol etmesi ya da sağlama yapması adımları öğretilebilir.

    Çocuğun kendisini bekleyen durumu ve atacağı adımları bilmesi ve kendini hazırlaması önemlidir. Başlangıçta karşılaşacağı durumları ve yapması gerekenleri siz açıklayabilirsiniz ancak asıl amaç kendisinin öngörmeyi ve planlamayı öğrenmesidir.

    Görsel ayrıntıları işaretlemek: Öğrenmesi gereken bilginin içindeki anahtar sözcükleri renkli kalemlerle işaretlemeyi öğrenmesi işe yarayabilir.

    Odaklanma:

    Normalde dikkati bölünmeden sürdürebilme süresi çocuklarda 20, ergenlerde ise 45 dakikaya kadardır. Yürütücü işlev bozukluğu olan çocuklarda bu süre çok daha kısa olup daha sık aralıklarla dikkatlerini “yeniden başlatmak” (reset) ihtiyacı duyarlar.

    Kendini izlemeyi öğrenmek: Çocuğun öncelikle odaklanıp odaklanamadığını ayırt edebilmeyi öğrenmesi gerekir. Bu becerinin okul başarısında artış sağlayacağı ve ders çalışma süresinin kısalacağı anlatılarak çocuk isteklendirilebilir. Alıştırma amacıyla bir zamanlayıcı ya da alarm kullanılabilir. Alarm 5 dakika aralıklarla çaldırılıp çocuğun odaklanıp odaklanmadığını kontrol etmesi işe yarar.

    Beynin aynı bölgesini ilgilendiren işlerde çoklu işlev yapmak mümkün değildir. Örneğin, aynı anda hem ders çalışıp hem telefonla iletişim olamaz ya da televizyon izlenemez. Bu tür çalışma zihinsel enerjinin çabucak tüketilmesine ve zihinsel yorgunluğa neden olacağı gibi öğrenmeyi de engeller. Araştırmalar ders çalışırken telefon ya da televizyonla ilgilenen çocukların not ortalamalarının daha düşük olduğunu göstermiştir. Bu nedenle çalışırken telefonu ve televizyonu kapatmak, önceleri 15 dakika aralıklarla mola vererek telefonda sosyal medyaya göz atmak ve bu süreyi giderek uzatmaya çalışmak yararlı olur. Anababanın bu beceriyi kendileri de uygulayarak örnek olmaları gerekir.

    Ders çalışırken televizyon, video ya da internetten herhangi bir görsel izlemek, hatta sesini duymak söz konusu olmamalıdır.

    Ders çalışırken müzik dinlemek de konsantrasyonu bozabilir. Müzik duygu durumu iyileştirdiği ve çalışmayı daha az sıkıcı hale getirdiği için istenebilir. Dinlenen müziğin türü ve çalışılan dersin niteliği önemlidir. Özellikle karmaşık bir şey öğrenirken ya da ezber sırasında müziğin bozucu etkisi olacaktır. Mutlaka dinlemek isterse sözlü değil enstrümantal müziği tercih etmelidir.

    Yargısız Farkındalık (mindfulness): Zihinsel yoga olarak düşünülebilir. Dikkat sorunu olan çocukların aklından hızla birçok farklı düşünce geçebilir ve dikkati dağıtabilir. Çocuğun kendine “yavaşla” demesi, nefes almaya odaklanması ya da zihninde sakin bir imge oluşturması işe yarayabilir.

    Zaman Yönetimi

    Evden Çıkarken:

    “Hazır” ne demektir, görmeli. Hazır olmak için neler gerektiğini zihninde görselleştirebilmeli. Bunun için “tam hazır” ve kapıdan çıkmak üzere olduğu anın fotoğrafını çekip kapının yanına yapıştırmak ve altına gerekli işlerin listesini yazmak yararlı olabilir.

    İşler listesini kategoriler biçiminde düzenlemek akılda tutmayı kolaylaştırabilir:

    Kişisel hijyen: giyinme, yüzünü yıkamak, saçını taramak, dişlerini fırçalamak, ayakkabı giymek

    Yiyecekler: Sandviç, içecek vs.

    Okul malzemeleri: Sırt çantası, ev ödevi, okul kitapları, kalem kutusu, izin kağıdı, proje.

    Kişisel eşya: Anahtar, cüzdan, telefon, kimlik, para.

    Okul sonrası: eşofman, ekipman, ayakkabı.

    Yemek Zamanı Kuralları:

    Sofrada oyuncak ya da elektronik olmaması,

    Kahvaltıyı reddediyorsa yiyebileceği şeylerin verilmesi ve kuşluk zamanı atıştırmalık verilmesi,

    Ödev Zamanı:

    Ortamın dikkat dağıtıcı uyaranlardan arındırılması; temiz, düzenli ve sessiz ortam sağlanması.

    Ödevlerin ne zaman ve nasıl yapılacağı konusundaki kararların birlikte verilmesi.

    Ödevin bitmiş halini zihninde canlandırabilmesi. Kendini nasıl hissedeceğini de hayal etmesi.

    Ortamda analog saatlerin bulundurulması. Saatin hangi kolu nereye geldiğinde çalışmasının bitmiş olması gerektiğinin saat üzerine yapıştırılacak bir magnet ya da kağıtla işaretlenmesi. Molaların da benzer biçimde işaretlenmesi.

    Zamanlayıcı kullanımı

    Öğrenme Etkinliklerinin Planlanması:

    Ajanda ve takvim kullanımının öğretilmesi ve özendirilmesi. İşlendiğinin günlük olarak izlenmesi. Her dersin ayrı renklerde işaretlenmesi.

    Aile takvimi de tutulması

  • Çocuklarda en sık görülen psikiyatrik durum: dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (dehb)

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocuklarda en sık görülen psikiyatrik durumlardan biridir. Etiyoloji, klinik, tedavi ve seyir hakkındaki bilimsel bilgilerin araştırmalarla artması, DEHB’nin klinikte izlemini yıllar içinde değişmiştir. DEHB’nin son yıllarda yaşam boyu bir durum olarak kabul edilmesine ve değerlendirme, tedavi ve idame için uluslararası protokoller olmasına rağmen hala birçok genç, yetişkin hayata tanı konmamış DEHB ile başlamaktadır. Bu da çocukluk çağında tanının gözden kaçırıldığı ya da yanlış tanı konulduğunu göstermektedir. Aynı zamanda bu gençlerin, yaşadıkları belirtiler ve ilişkili sorunları için en uygun tedaviyi almadıkları anlamına da gelmektedir. Birçoğu sahip oldukları potansiyele ulaşamamakta, bazıları da bu yüzden belirsiz bir geleceğe doğru ilerlemektedir. İyi haber, DEHB için geliştirilmiş olan müdahalelerin tedavi etkinliklerinin geniş olması ve DEHB’ye her yaşta müdahale edilebilmesidir. Ancak DEHB’si olan çocukların psikolojik olarak sağlıklı ve yaşam kalitesi yüksek, kendine güvenli bireyler olarak yetişkinliğe erişmelerini istiyorsak, mümkün olduğunca erken teşhis ve müdahale edilmelidir.

    Bazı bireylerde yaşla birlikte belirtiler azalır (en sık hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri), bazı bireylerde ise belirtiler ısrarcıdır ve yetişkin dönemde belirtilere bağlı bozulmalar görülür. DEHB’nin görülme sıklığı çocuklarda %5, yetişkinlerde %2.5 olarak saptanmıştır. Çocukluk çağında kızlara oranla 4 kat daha fazla erkek DEHB tanısı alırken, yetişkinlikte kadınların tanı alma oranları erkeklerle hemen hemen aynıdır. Bu durum, erkek çocuklarının kızlara oranla daha fazla hiperaktivite göstermesi ve böylece fark edilme ve değerlendirmeye yönlendirilme olasılıklarının daha yüksek olmasından kaynaklanıyor olabilir.

    Çocuklarda okul öncesi dönemde var olan ancak bir şekilde idare edilen bazı sorunlar bu dönemde gün yüzüne çıkabiliyor. Bunlardan birincisi öğrenmeyle ilişkili problemler; özellikle dikkat, derse adaptasyon, konsantrasyon ve öğrenme ile ilgili sorunlar çocukların akademik başarısını olumsuz yönde etkileyebilir. Sınıf içerisinde oturmakta, sınıf kurallarına uyumda sorun yaşama ile kendini gösteren hiperaktivite ve dürtüsel davranışlar ise davranış bozukluğu ile kendini gösterebilir. Bu tarz davranış ve sorunlar sadece çocuğun akademik yönden olumsuz etkilenmesine yol açmaz, bunun yanında arkadaşları tarafından dışlanmasına ve etiketlenmesine ve bu etki yoluyla özgüven sorunları ve depresyona neden olabilir.

    Bu çocuklarda görülen belirtiler; dikkat eksikliği, derse odaklanma ve dikkatin sürdürülmesinde problem, unutkanlık, eşya kaybetme, dış uyaranlarla (gürültü, kalabalık gibi) dikkatin çabuk dağılması, kendisiyle konuşulurken dinlemiyormuş gibi görünme, dikkatsiz hatalar yapma, ders sırasında konuşma, sınıfta oturmakta güçlük çekme, sürekli yerinden kalkma isteği, sonucunu düşünmeden yapılan hareketler, sabırsızlık ve lafa dalma olarak sıralanabilir.
    DEHB tanısı alan bir çocukta bu belirtilerin hepsinin bir arada bulunmayabileceğini, “Bu hastalık için alt tipler tanımlanmıştır. Birinci grupta ‘sadece dikkat eksikliği’ görülmektedir. Bu çocuklar sessiz ve sakin oldukları için genellikle okuldan hiç şikâyet gelmez. Ancak dalgın olduklarından okuldan akademik bir kazanç sağlayamazlar ve genellikle hiperaktif olan gruba göre daha geç tanı alırlar. İkinci grup ‘hiperaktivitesi olan ancak dikkatte bozulma görülmeyen grup’tur. Üçüncüsü ise ‘hem dikkat eksikliği hem de hiperaktivitenin bir arada görüldüğü mixt tip çocukların oluşturduğu gruptur. Tanı için, DEHB ile ilişkili davranış ve zorlukların kişinin işlevselliğini önemli ölçüde etkiliyor olması gerekir.

    Öncelikle bir çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından mutlaka çocuk ve gencin DEHB olup olmadığı belirlenmelidir. Tedavi çocuğu hayati risk taşıyabilecek kazalardan koruyabilmek, gerçek akademik performansını ortaya koyma şansını sunmak, aşırı hareketlilik ve dürtüselliğinin kontrol altına alınması, tedavi edilmediğinde oluşabilecek riskli durumlardan korumak için gereklidir.

  • Çocuklarda aşırı internet kullanımı

    Tatilde kullanımı çok artan nesnelerin başında ne yazık ki cep telefonu, bilgisayar ve tablet üzerinden internet gelmektedir. Eğitim döneminden sonra tatil dönemi internet kullanımına uygun her türlü kolaylığı ve ortamı sağladığı için, çocuklar tatilde zaten kullandıkları internetin müptelası olmaktadırlar. Tatilde eğlenmek, dinlenmek ve doyasıya tadını çıkarmak tabi ki onların hakkı. Ancak tatil sadece bu değildir, aynı zamanda sosyal etkinliklerle ve düzenli eğitim programlarıyla eksikleri tamamlama ve var olan sosyal-akademik becerilerin üzerine koymak için de kaçınılmaz bir fırsattır. Kontrollü ve amaca uygun olan internet kullanımın eğitim desteği, bilgi edinme ve iletişim üzerinde ki etkisi yadsınamaz elbette.

    Aşırı internet kullanımında ebeveyn maalesef rol model

    Asıl sorun birlikte olunan uygun olmayan rol model arkadaşlarca tetiklenen, amacı aşan, denetim ve otokontrolden bağımsız, sürekli ve bağımlılık haline gelen internet kullanımdır, destek verilmesi ve çıkış bulunması gereken budur. Bu duruma ebeveynlerin katkısı maalesef var, dahası bilerek ya da farkında olmayarak çocuklarının internet kullanımına neden olmaktadırlar. Çocuklar gördüğünü yapar, özellikle cep telefonundan sosyal medyayı ya da bu anlamda interneti kullanan ebeveyn sayısı, kullanım sıklığı ve süresi çığ gibi artmaktadır. Daha hazin olanı ebeveynin internet ve sosyal medya kullanımından aldığı keyif ve haz, çocukları ve eşine ayırdığı zaman diliminden ve birlikte yaptıkları sohbetten aldıkları keyiften daha fazla olması.Göz bebeği çocuklarımızdan ve onlarla paylaşılan bir dakikadan bile daha değerli olamaz cep telefonu, sosyal medya ve internet kullanımı.İnterneti yaşam biçimi haline getirmiş ve bu bakımdan uygun rol model olmayan bir anne-babayı somut olarak gören ve ayrıca kazanım sağlayacakları ve mutlu olacakları birlikte geçirilen ortak paylaşım fırsatı bulamayan çocuk doğal olarak ne yapar sizce?.Tabi ki o da aynısını yapar, büyüğünün izinden gider ve internet tutkunu olur….

    Ayrıca rol model olma dışında çocuklar internete kolay ulaşıyorlar, anne-babanın başarı ödülü olarak cep telefonu ve tablet sunması da işin tuzu biberi…..İnternet kullanımını kolaylaştırıyor ve rahat ulaşılmasını sağlıyoruz, kendimiz internet kullanarak ön ayak oluyoruz, daha sonra kendimizin yapamadığı şeyi yapmasını, yani o harika ve sürükleyici dünyayı bırakmasını ve zorunlu olduğu derslerini yapmasını istiyoruz….bu ne kadar sahici sizce?…..

    İnternet fiziksel aktivite kısıtlılığı sonucu sosyal uyumu ve verimliliği bozar

    Gittikçe yaygınlaşan bilgisayar ve internet teknolojisi, en fazla bilgi alışverişi ve eğitim sürecinde kullanılmaktadır. Bireylerin öğrenme alışkanlıklarını ve bilgi edinmelerini sağlamayı hedefleyen bu araçlar, hem öğrenme becerilerini geliştirmekte hem de öğrencilerin sosyal davranışlarını etkileyerek aile başta olmak üzere, yakın akraba ve arkadaş gruplarıyla olan ilişkileri olumsuz yönde etkilemektedir. Araştırmalar internet kullanımının çocuk ve ergenlerde teknolojik bağımlılık oluşturduğu, bu nedenle öğrencilerin çevreleriyle uyum sağlamada problemler yaşadığını ve sosyal beceri kazanma şansını azalttığını göstermektedir.

    Öğrenme, dikkat ve davranış kontrolü süreçlerinde etkili dopamin, mutluluk ve rahatlık duygusu veren serotonin ve keyif-haz oluşturan endorfin beyin düzeylerini artırarak daha mutlu, kontrollü, planlı ve yüksek hayat standardı sunan fiziksel aktivite ya da etkinliklerle yüzleşmeyi ve bunların hayatımızın bir parçası olmasını engeller internet kullanımı,ya da çocuk ya da ergenin hak ettiği hayatı yaşamamasına neden olarak sosyal ve akademik verimliliği düşürür internet-bilgisayar kullanımı….

    İnternet Bağımlılığı

    İnternet bağımlılığı; internetin aşırı kullanılmasına yönelik isteğin önüne geçi­lememesi, internete bağlı olmadan geçirilen zamanın önemini yitirmesi, yoksun kalındığında aşırı sinirlilik hâli ve saldırganlık ortaya çıkması ve kişinin iş, okul, sosyal ve ailevi hayatının giderek bozulması olarak tanımlanmaktadır.

    Amacı aşan internet kullanımı ve internetin kötüye kullanımı gençlerde;

    1) İnternet kullanımı ile ilgili zihinsel meşguliyet,

    2) internet kullanımını sınırlama ve kontrol etme ile ilgili yineleyici düşünceler,

    3) erişim isteğini durduramama, işlevselliğin çeşitli düzeylerde bozulmasına rağmen internet kullanmayısürdürme,

    4) internette zaman geçirmede her defasında sürenin giderek artması

    5) kullanma olanağı bulunamadığında arama ve aşerme dav­ranışları görülmektedir.

    Bu durum sosyal olmayı, planlı programlı ders çalışmayı (ders plan ve programı yapılsa bile), odaklanmayı ve dikkati sürdürebilmeyi önemli ölçüde olumsuz etkilemektedir. Ayrıca farklı bir şey yapılması istendiğinde aşırı direnç ve tepki gösterme, anne baba yönlendirmesine tahammülsüzlük, kolay kızma, tartışma ve saldırganlık eğilimleri gibi evde, okulda ve yaşıtlarının olduğu sosyal ortamlarda işlevselliği bozan davranış sorunları ortaya çıkmaktadır.

    Ayrıca İnternet bağımlılığı ile ilgili ya­pılan gözlemler sonucu, oluşturulan tanı ölçütlerinin daha çok madde bağımlı­lığına benzer özellikler gösterdiği görülmüştür. İnternet, tıpkı kumar gibi, bağım­lılık yapmaktadır ve bu açıdan bir dürtü kontrol bozukluğu türü olarak düşünülebilir. Diğer taraftan genç kendi içindeki sıkıntılardan ve olumsuz düşüncelerden kurtulmak için interneti sürekli el yıkama gibi bir dengeleyici ve rahatlatıcı davranış (kompulsif davranış) olarak da kullanabilir. Yine genç interneti sorunlardan kaçmak veya olumsuz duygulardan (örneğin, çaresizlik, suçluluk, çökkünlük, kaygı) uzaklaşmada çıkış için bir enstrüman olarak görebilir.

    İnternet düşkünü çocuklarda yapısal yatkınlık ortaya konulmalı

    İnternet tıpki sigara, alkol, madde gibi beyindeki ödül merkezini doyurmak için kullanılan somut ve kolay olan şeylerden bir tanesidir. Çocuk ve genç sorumluluk duygusunun gereği amaca uygun ve zorunlu olduğu görev ve işleri yaparak beyin ödül merkezini doyurmalı, bu şekilde haz ve keyif alma yolunu seçmelidir. Ancak görevlerinin önemine yönelik farkındalık azlığı ya da bunu yeterince idrak edememe bu yolu kapattığı için genç, ödül merkezini belirtildiği gibi daha kolay bir şekilde doyurma yolunu seçerek telafi etmeye etmeye çalışacaktır. Bu daha çok Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve dürtüselliği olan bireylerde olmaktadır. Yani interneti amacına aşan şekilde ya da amacına uygun olmadan kullanan çocuk ve gençler DEHB ve dürtüsellik yönünden değerlendirilmeli ve yapısal yatkınlık belirlenmelidir.

    Ülkemizde İnternet Kullanımı Fazla

    Ülkemizde 6–15 yaş grubundaki çocuklarla internet ve bilgisayar kullanımı üzerine yaptığı araştırmada çocukların internet kullan­maya başlama yaşı ortalama 9’dur. 06–15 yaş grubundaki çocukların bilgisayar, internet ve cep telefonu kullanım oranları sırasıyla %60,5, %50,8 ve %24,3’tür. 06–15 yaş grubunda internet kullanan çocukların %38,2’si interneti iki saate kadar, %47,4’ü üç ila on saat arasında, %11,8’i 11 ila 24 saat arasında, %2,6’sı ise 24 saatin üzerinde haftalık ortalama internet kullanmaktadır. Sevgili aileler ne yazık ki son dönemlerde 6-15 yaş arası çocuk ve gençlerimizde internet kullanımı %70 leri aşmış durumdadır, yani 10 çocuğumuzdan 7’si internet kullanmaktadır.

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu yaygınlaşıyor!

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) iki farklı bozukluk ve her zaman, bir arada görülmüyor. Ancak bir arada görülen çocuklarda da bazen hiperaktivite bazen de dikkat eksikliği ön plana çıkabiliyor. Üstelik cinsiyete göre de değişebiliyor; DEHB tanısı almış çocuklar arasında dikkat eksikliği kızlarda, hiperaktivite ve dürtüsellik ise daha çok erkeklerde görülüyor.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu; çocuğun akademik, iş, sosyal ve özel hayatında sorunlara yol açabilirken, ileride depresif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, sınıfta kalma, okulu terk etme, iş hayatında düşük başarı, sık iş değiştirme, tehlikeli araba kullanma ve madde kullanımı gibi ek sorunlar da eklenebiiyor.

    KİŞİLİĞİNİ DEĞİL, HATASINI ELEŞTİRİN

    Bu çocuklar sık düşebilir, evdeki eşyalara zarar verebilir ve oyun oynarken yaralanabilir. Böyle bir durumda kişiliğini değil yaptığı hatayı eleştirin. Örneğin; bir vazoyu kırdığında “Seni doğuracağıma taş doğursaydım, elin ayağın durmuyor” demek kişiliğini yaralar. Onun yerine “Salondaki vazoyla oynarken kırmışsın. Bu hareketin yanlış ve bu yüzden seni on dakikalığına odana yollayacağım” diyerek hatasının farkına varmasını sağlayabilirsiniz.

    KISA VE NET YÖNERGELER VERİN, TEKRARLATIN

    Anlattıklarınızı sonuna kadar dinlemeyebilirler. “Anladım” dese de aslında ne anlattığınızı ve kendisinden ne istediğinizi tam olarak anlamamıştır hatta sadece ilk ve son cümleniz aklında kalacaktır. O nedenle, çocuğunuzla göz teması kurup, net ve kısa mesaj vermeniz, sonra da tekrarlatmanız yönergelerinizin etkinliğini artırır.

    EV KURALLARINI YAPILANDIRIN

    Görevlerini düzenleyebilmek için görsel, somut hatırlatıcılar ve sabit kurallara ihtiyaç duyarlar. Örneğin; akşam yemeğinin 19:00’da yeneceğini, ardından sofranın toplanmasına yardım edileceğini, sonra da ödevlerini yapması gerektiğini söyleseniz de o sırada başka bir şeyle meşgulse söylediklerinizi unutacaktır. O nedenle evin kurallarını ortak bir kararla belirleyip liste haline getirin ve çocuğunuzun çalışma masasına asın. Sürekli göz önünde olacak kurallar, sözden daha etkili olacaktır.

    ÖVGÜDEN KAÇINMAYIN

    Çocuğunuzun beğendiğiniz hareket ve davranışlarını zaman kaybetmeden, hemen övün. “Otobüste yer vermeni çok beğendim” gibi. Sözel pekiştireçler istenilen davranışların tekrarlanma olasılığını artırır. Birkaç kez sözel olarak pekiştirdiğiniz ve övdüğünüz davranışının zamanla çocuğunuz için bir alışkanlık haline geldiğini göreceksiniz.

    UZUN UZUN ELEŞTİRMEYİN

    Çocuğunuzun istemediğiniz davranışlarını uzun uzadıya eleştirmeyin. Çok ve sık eleştirilen davranışlar dikkat çekme ve iletişimin bir yolu haline gelebilir.

    EVDE EŞYALARININ YERİNİ DEĞİŞTİRMEYİN

    Çocuğunuzun odasında eşyalarının yerleri net ve sabit olsun. Oyuncaklar, çoraplar, iç çamaşırları, kitaplar ve defterlerin yerlerini renkli etiketlerle belirtebilirsiniz. Zamanla çocuğunuzun etiketlere alışarak, odasını daha düzenli hale getirmeye başladığını göreceksiniz.

    ÖĞRETMENİYLE İLETİŞİMDE OLUN

    Öğretmenleriyle iletişimde olun. Onların gözlemleri tanı ve tedavide çok önemli. DEHB tanılı çocukların öğretmenleri bu çocukların yerlerinde kıpır kıpır kıpırdandıklarını veya arkadaşlarına laf yetiştirdiklerini fark ettiklerinde çocuğun adını söylemek veya önüne dön vb. şeklinde uyarılar yapmak yerine çocukla önceden kararlaştırdıkları bir davranışı yapabilirler (Örneğin yanından geçerken kalemle sırasına vurmak gibi). Bu davranış hem çocuk için bir uyarı görevi görür hem de çocuğun arkadaşları içerisinde öne çıkmasını engeller.

    SPOR ETKİNLİKLERİNE BAŞLATIN

    Çocuğunuzu spor etkinliklerine başlatın. Belli bir düzen içerisinde yapılan sporlar davranış sorunlarını azaltabiliyor. Antrenör/ koç ve benzeri yetişkinler çocuğunuz için rol modelleri olarak görev yapabilir. Takım oyunları çocuğunuzun sosyal becerilerini destekler ve arkadaş çevresini model almasını sağlayabilir.

    KENDİNİZE ZAMAN AYIRIN

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı almış çocuğunuzla çok daha fazla ilgilenmeniz gerektiğinden çoğu zaman kendinizi tükenmiş, yorgun ve halsiz hissedebilirsiniz. Haftada en az bir saat kendinize vakit ayırın. Bunun için kendinizi suçlu hissetmeyin. Çünkü kendinize zaman ayırarak, günlük hayatınız ve ebeveynlik becerileriniz için gereken enerjiyi sağlamada da büyük fayda göreceksiniz.

    TEDAVİDE FARKLI YÖNTEMLER UYGULANIYOR

    İlköğretim öncesinde ve hafif semptomlarda öncelikle davranışçı terapiler uygulanıyor, ebeveynler doğru yaklaşım konusunda bilgilendiriliyor. Orta-ağır derecede semptomlarda, ilköğretim çağındaki ve daha büyük çocuklarda ilaç tedavisi birinci seçenek olarak öneriliyor.

    İlaç tedavisi bireysel ve aile psikoterapisi ile birlikte yürütülmeli ve bir –iki yıllık tedaviden sonra tercihen okul dönemi içerisinde ilaca bir- iki ay ara verilerek tedavi gerekip gerekmediği tekrar değerlendirilmelidir. Kullanılan ilaçlar ve terapiler ise geçici olarak belirtileri kontrol etmekte ve ek bozukluklar ve sorunların gelişmesini önlemektedir. Bu yararların gözlenmesi için ebeveynlerin çocuklarının öğretmenleri ile iletişimde olması, ders başarısızlığı, dikkatsizlik, aşırı hareketlilik gibi belirtiler özellikle altı aydır sürüyorsa çocuk psikiyatrisi polikliniklerine başvurması önerilir.