Etiket: Çocuklar

  • Çocuğunuza diş fırçalama alışkanlığını nasıl kazandırabilirsiniz.

    Anne babalar olarak çocuklarımızın fiziksel sağlığı bizim için çok önemli. Ateşi çıkınca, mide bağırsak sorunu yaşayınca oldukça üzülüyoruz.

    Peki çocuğumuzun fiziksel sağlığı söz konusu olduğunda diş sağlığını ve diş fırçalama alışkanlığını ne kadar önemsiyoruz.

    Çocuklar model alarak öğrenirler ve anne babalarının yaptıkları davranışları yapmak isterler. Erkek çocuklar babaları gibi traş olmak ister, kız çocuklar da neleri gibi saçlarına fön çekmek ister.

    Diş fırçalama alışkanlığı kazandırırken de çocukların bu özelliğini göz önünde bulundurmak gerekir. Çocuğunuz sizi dişlerinizi fırçalarken gördüğü zaman, dişlerini fırçalama isteği doğacak ve sizi taklit etme yolu ile bu alışkanlığı zaman içinde kazanmış olacak.

    Çocuğuna diş fırçalama alışkanlığı kazandırmak isteyen anne babalar için bazı önerilerimiz var

    Çocuğunuza küçük yaştan itibaren bir diş fırçası alın. Bu diş fırçası erişilmez bir yerde olmasın, tam aksine çocuğunuz diş fırçasını eline alsın, incelesin.
    Çocuğunuzun diş çıkarma yaşına göre farklılaşmak ile birlikte, genellikle 1 yaş sonrasında banyoda siz dişlerinizi fırçalarken, ona da kendi diş fırçasını verin ve sizi taklit etmesini sağlayın.
    Bu yaşlarda diş macunu kullanmanıza gerek yok.
    Nasıl ki çocuğunuza tuvalet alışkanlığı kazandırırken evden çıkmadan önce “Çişin var mı, çişini yaptın mı” diye soruyorsanız sabah kahvaltıdan sonra ve gece uyumadan önce de “Dişlerini fırçaladın mı” diye hatırlatmalar yapın
    Çocuğunuz için diş fırçası seçerken, yumuşak fırça seçmeye çalışın ki, diş etleri acımasın. Dişlerini fırçalarken canı yanan çocuk, bir daha dişlerini fırçalama istemeyebilir.
    Diş fırçasını daha cazip hale getirmek adına, sevdiği çizgi film kahramanlarının resimlerinin bulunduğu fırçalar satın alabilir ya da diş fırçanızı kendiniz de süsleyebilirsiniz.
    Çocuklar meraklıdır, bir şey yaparken kendilerini görmek isterler. Çocuğunuz dişlerini fırçalarken ayağının altına bir yükseltici koyun ve kendini aynada görmesini sağlayın.
    Dişini fırçalarken çocuğunuzun videosunu çekip daha sonra ona izletmek de diş fırçalama alışkanlığı kazandırmak için farklı bir yol olabilir.
    Diş fırçalama alışkanlığı ceza vererek kazandırılacak bir alışkanlık değildir. Cezadan çok pekiştireç kullanmaya çalışın.
    Çocuğunuz dişlerini fırçalarken özellikle de küçük yaşlarda çocuğu olanlar için ilk amacınız dişlerini tam anlamıyla temizlemesi olmasın. Fırçayı ağzının içinde yukarı aşağı ve dişerlinin üzerinde hareket ettirmesi bile sizin yeterli olsun. Mükemmel fırçalamayı hedeflerseniz çocuğunuz bunu başaramayacağı için, fırçalamaktan vazgeçecektir.

  • Çocuğum beni ısırıyor, bana vuruyor

    Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren sürekli olarak keşfetme ve öğrenme süreci içindedirler. Önce kendi bedenlerini sonra başkalarının bedenlerini ve tüm çevreyi keşfederler.

    Bu keşif içinde sosyal öğrenmeyi de barındıran bir keşiftir. Çünkü çocuklar şiddet ve zarar verme dürtüleri ile doğmazlar. Belki belli ölçüde genetik özellikler barındırırlar ama kendisine ya da başkasına zarar verme süreci öğrenilen bir süreçtir.

    Özellikle 18-24 aylık çocukların gelişim sürecine baktığımızda, bu yaş çocukların ben merkezci olduklarını, inatçı olduklarını ve model alarak öğrenme süreci içinde olduklarını görüyoruz.

    Bu yaş çocuğu her şey benim olsun ister, her şeye dokunmak, her şeye sahip olmak ister. İstekleri yapılmadığı zaman tepki gösterir. Bu gösterdiği tepki anne babası ile arasındaki iletişim ve etkileşime göre kendini yere atma, aşırı ağlama, kafasını duvara vurma, kendini kusturma, ısırma ve vurma şeklinde olabilir.

    İnat döneminde olan ve adeta kanının son damlasına kadar inatlaşabilen bu dönme çocuklarının göstermiş oldukları bu davranış problemlerini ortadan kaldırmak için, anne babanın da aynı oranda inatlaşması işleri çığrından çıkarır.

    Bir tarafta ağlayan kendini yere atan bir çocuk, öbür tarafta “Yeter artık sus diyorum sana, suuus” diye bağıran anne baba tabloları size oldukça tanıdık gelebilir.

    Bu ağlama ve bağırmaların sonu vurma ve ısırmaya kadar gidebilir. Çocuk hem kendini hem de anne babasını ısırma eğilimi içinde olabilir.

    Çocukların ağrı eşikleri bizden çok daha yüksek olduğu için, özellikle kendilerini ısırdıklarında bir de duydukları öfkenin de etkisi eklenince ağrıyı fazla hissetmeyebilirler.

    Yine çocuklar sahip oldukları gücün çok da farkında olmadıklarından ve kontrolsüz güç kullandıklarından anne babaya vurduklarında ya da onları ısırdıklarında, onları ne kadar çok acıtmış olduklarını fark etmeyebilirler.

    Isırılan ya da kendisine vurulan anne baba, o acı ile refleks olarak çocuğu iter, çocuk yere düşer ve daha şiddetli ağlamaya devam eder.

    Bu bir kısır döngüdür…

    Çocuklar neden bu olumsuz davranışları sergilerler

    Kendini savunma
    – Stres verici bir durumda olma
    – Rutinin bozulması
    – Aşırı düş kırıklığı ya da öfke
    – Yetersiz dil gelişimi
    – Aşırı uyaran
    – Yorgunluk
    – Yetişkin denetimi yoksunluğu
    – Etrafındaki öfkeli ve saldırgan davranışları taklit etme

    Peki çocuğunuz sizi ısırıyor yada size vuruyorsa ne yapmalısınız. İşte size bazı ip uçları

    Çocuğunuzda ısırma ya da vurma davranışı varsa, artık siz de bu davranışı hangi olaydan sonra geleceğini az çok tahmin edersiniz. İlk yapmanız gereken bu davranışlar olmadan engellemektir.
    Çocuğunuz sizi ısırmaya yeltendiğinde ya da vurmak için elini kaldırdığında onu durdurmak önemlidir.
    Çocuğunuzu engellerken “Vurma, ısırma, ben sana kaç kere vurma dedim” gibi cümleler kullanmayın.
    İçinde “me-ma” olumsuzluk ekleri içeren uyarı sözcükleri çocukların bu davranışı daha çok yapmasına sebep olur.
    Çocuğunuzu bir hışımla itmeyin.
    Karşılık olarak siz de onu ısırmayın ya da ona vurmayın. “Gel ben de seni ısırayım, ben de sana vurayım, bak nasıl acıyor” gibi davranışlarla bu olumsuz davranışları azaltamazsınız, aksine arttırırsınız.
    Anne babası tarafından ısırılan çocuk için, ısırma davranışı artık meşru hale gelmiş olur ve o sizi daha çok ısırmaya başlar.
    Çocuğunuzu engellerken ya da ısırma vurma gerçekleştikten sonra “Böyle yaptığın zaman çok üzülüyorum, niye beni üzüyorsun, bak şimdi ağlarım” gibi ifadeler de kullanmayın.
    Çocuk zihni şöyle çalışır. Eğer anne baba çocuğa üzüldüğünü söylüyorsa, onları üzen davranışa son verilmez, aksine davranış artarak devam eder.
    En uygun ifade tarzı şu olacaktır. “böyle davranmanı istemiyorum, beni ısırmandan hoşlanmıyorum”
    Bunu söylerken ifade tarzınız ve beden diliniz de net olmalıdır. Örneğin “Anneciğim beni ısırmanı istemiyorum” şeklindeki bir ifadenin çocuğun gözünde hiçbir değeri yoktur
    Siz de kendi davranışlarınızı kontrol edin. Çocuğunuzu ısırarak mı seviyorsunuz, çocuğunuzun yanında başka çocukları severken poposuna vurarak mı seviyorsunuz. Çocuklar model alarak öğrendikleri için, siz fark etmeden sizi model almış olabilirler
    Çocuğunuz sizi ısırdığı ya da size vurduğu zamanlarda ona uzun nutuklar ve bitmek bilmeyen nasihatlar etmeyin.
    Aksine sizi ısırmadığı ve vurmadığı bir zamanda, onunla bu konuyu konuşup, bu durumdan ne kadar rahatsız olduğunuzu anlatın.

  • ARKADAŞLIK ..

    ARKADAŞLIK ..

    Arkadaş ilişkileri çocukların gelişiminde büyük rol oynar. Gelişim sürecinde
    akranlarıyla yaşadığı yoğun ilişkiler çocuğa yeterli sosyal uyumu gösterebilmesi ve gerekli
    sosyal becerileri kazanması için birçok fırsat sağlar. Burada akran
    ilişkilerinin gelişimini ve işlevlerini kısaca gözden geçirmek yararlı olacaktır. Çocukların işbirliği becerisi ya da davranışını, diğer kişilere ve hedefe uygun şekilde sergilemesinin 4 yaş dolaylarında başladığı öne sürülmüştür. Örneğin 5 yaşında iken sürekli yalnız oynamak isteyen çocuk, gelecekte sosyal becerileri eksik bir kişiye dönüşebilir. Bu görüşe göre, çocuğun oyun ortamındaki sosyal davranışı, çevreye uyum ve ilişki kurabilme becerisi ile ilgilidir. 

    Okulun başlamasıyla birlikte, akranların yaşamdaki önemi de artmaya başlar.
    Çocuklar arkadaşlık kurabilmenin ve farklı oyun etkinliklerine katılmanın grup tarafından
    gördükleri kabule bağlı olduğunu fark ederler. Artık akranlarıyla zaman geçirmek
    istemediklerinde bile onlardan eskiden olduğu kadar kolayca uzaklaşamazlar, çünkü zamanlarının büyük bir kısmını okulda geçirmek zorundadırlar.

    Okul öncesi çocuğu kendi cinsiyetindeki akranlarıyla oynama eğilimindedir, ancak bu
    ayrım ilkokul döneminde daha da belirginleşir. Bu dönemde çocuklar hemcinsleri ile çok daha
    yakınlaşırlar. Kız ve erkeklerin grup yapılarında bazı farklılıklar göze çarpar. Kız grupları
    daha küçüktür ve daha çok konuşma içerir, oysa erkek grupları daha büyüktür ve daha çok
    hareket içerir.

    Okulçağı çocuğu, kurduğu arkadaşlıklar sayesinde aile biriminin ötesinde ufkunu genişletir, dış dünyaya ilişkin deneyim kazanmaya başlar, benlik imajı oluşturur ve bir sosyal destek sistemi geliştirir.

    Okulöncesi yıllarında oyun, arkadaşlığın temeli olan olumlu sosyal etkileşimlerin ve ortak faaliyetlerin sayısının giderek artmasını sağlar. Saldırgan davranış iki ile dört yaşları arasında artar, ancak daha sonra azalır. Okul çağında kurallar ve sosyal roller giderek önemli hale gelir ve sosyal etkinliklerde cinsiyet farklılıkları belirginleşir. Çocuklar okul çağına eriştiklerinde arkadaşlığın kalıcılığı artar ve kızlar daha sınırlı sayıda çocukla daha kuvvetli ilişkiler kurarken, erkekler daha fazla sayıdaki çocukla arkadaşlık ederler. Bu evre boyunca akranla arkadaşlıklar oldukça önemli hale gelir. Çocuklar yaşıt arkadaşlardan oluşan destekleyici bir gruba uyum sağlamak ve ait olmak isterler. Bir akran grubuna uyum sağlamak ve yeterli sosyal becerilere sahip olmak, çocuğun yüksek benlik saygısına ulaşmasında oldukça önemli bir yer tutar. 

    İlkokula başladığında çocuk için arkadaşları vazgeçilmez olmaya başlamıştır. Arkadaşları ve öğretmeni önemlidir. Oyun grupları geniştir, oyun kurallarını koyup bunlara uyulması konusunda yeni gelen çocukları uyarabilirler. Oyunlarda ön plana çıkmak isterler. Bu dönemde rekabet ve kıskançlık duyguları ön plana çıkar, kendi düşüncelerini kabul ettirmek, lider olmak önemlidir. Kendiliğinden fark ederek öğrendiği her şey çok önemlidir. Bu yaşta birbirleriyle alay etmek, ad takmak çok sık görülür. 

    Arkadaşlık yoluyla çocuk, arkadaşının bir olaya (oyuncağını izinsiz almak),öfkeyle tepki vermesine (bağırıp çağırmak ve vurmak) yol açan ve ardından bu olayı olumsuz sonuçlar doğuran bir biçimde (duygusal kırıklık, kavga-ceza) nasıl yorumlayabildiğini düşünüp anlamaya başlar. Çocuğun olaylara başka birinin görüş açısından bakabilmesi, başka bir insanın tutum, duygu ve güdülenimlerine ilişkin anlayışına dayanarak kendi davranışlarını düzenleyip çevresine uyum sağlamasına fırsat verir. 

    Çocuk 7 yaşına geldiğinde arkadaş seçiminde daha titiz olmaya başlarlar. 1-2 tane iyi ve sürekli arkadaşları olabilir. Sırdaş olmak çok önemlidir, ancak çok iyi sır sakladıkları söylenemez. Özellikle okul uyumunda arkadaşlarının rolü büyüktür. Okulda arkadaş ilişkileri iyi gidiyorsa, okulu oldukça severler ama ilişkilerinde ters giden bir şeyler varsa okula gitmek istemeyebilirler ya da gönülsüz giderler. Arkadaşlarının düşüncelerini çok önemserler ama ilişkileri için verdikleri kararları çabuk unuturlar. Bu noktada anne baba olarak verdiği kararı hatırlatmak ya da öğütler vermek yerine, etkin dinleme yöntemini kullanarak kendi çözümlerini üretmesine fırsat tanımak yararlı olabilir. Yetişkinler kadar tutarlı ve sabit ilişkileri olmasını ummak, yaşlarına uygun düşmeyen ve gerçekçi olmayan bir beklentidir. 

    Küçük grup oyunlarını severler, ancak bu devrede moral (ahlaki) gelişim yönünden kuralları kesin ve değişmez olarak algıladıkları için, grup oyunlarında kuralların değiştirilmesine (az da olsa) tepki verirler. İki kişi oynarken herşey yolundayken ortama üçüncü birinin girmesi işleri karıştırabilir. Burada daha çok birinci tercih olamama kaygısı hakimdir. Bu yaş çocuklarının hemen hepsinde arkadaşları tarafından ilk tercih edilen kişi olma isteği vardır. Üç ya da daha fazla kişinin olduğu oyun gruplarında, lider olan kişiyi çekememe, onun koyduğu kurallara isyan etme ama bunun yanında onunla arkadaş olmaktan vazgeçememe gibi çelişik içerikli ilişkiler yaşayabilirler. Kuralların ya bozulmaması ya da sadece kendileri tarafından değiştirilmesi gibi egosantrik bir yaklaşımları vardır. Bu daha çok, henüz kendini değerlendirme becerisine sahip olmayışlarından kaynaklanır. Kavgaları, münakaşaları sık sık olur. Bu yaşlarda erkek çocukların fiziksel saldırganlığı, kız çocukların ise sözel saldırganlığı daha çok yeğlediği gözlenir. Birbirlerine karşı oldukça acımasız eleştiri ve davranışları olabilir. 

    8-9 yaşta, arkadaş grupları kısa sürelidir. Sırdaş olmak önemlidir. Arkadaşlık ilişkileri iyiyse okula severek gelirlerken ters giden bir şeyler varsa okula gitmek istemeyebilirler.Bu nedenle ‘Okula gitmelisin’ şeklinde öğütler vermek yerine aktif dinleme yapılmalı, öğrencinin kendi çözümlerini üretmesine izin verilmelidir. Oyunlarda kuralların hiç bozulmaması ya da kendileri tarafından değiştirilmesi gibi düşünceleri vardır. Kızlar sözel erkekler fiziksel saldırganlığı yeğlerler. Birbirlerine lakap takma, alay etme sık görülür. 

    İlkokul çağı süresince, çocuklar kendi cinsiyetlerine ilişkin görüşlerini de oluştururlar. Çocuklar çoğunlukla kendileriyle aynı cinsten oyun arkadaşlarıyla ilişki kurmaya özen gösterirler. Altı ve on iki yaşları arasında arkadaşlıklar kurmak, son çocukluk döneminin en önemli görevlerinden biridir ve bu hayatları boyunca devam edecek bir sosyal beceridir. Gelişimsel olarak karmaşık ilişkiler geliştirmeye hazırdır. Giderek, duygu ve düşüncelerinden daha çok haberdar olmaya başlar. Bu yaşta artık aileye eskisi kadar bağlı olmadığı gibi kendine dönük ilgileri de azalmıştır. Artık arkadaşlık konusunda akranlarına daha çok güvenmeye, arkadaşlarıyla birlikte okulöncesi döneme kıyasla daha çok vakit geçirmeye başlar. Günden güne çocukluk döneminin zevklerini ve hayal kırıklıklarını paylaşırlar. Yetişkine daha az bağımlıdır.

    Eğer çocuğunuzun sosyal becerileri zayıfsa ve arkadaşlık kurmakta güçlük çekiyorsa siz nasıl yardımcı olabilirsiniz?

    Çocuğunuzun Dil Gelişimini Takip Edin: Çocuk dil gelişimine bağlı olarak sosyal
    aktiviteler hakkındaki daha karmaşık bilgileri anlayabilir, iletişimini zenginleştirerek diğer
    insanların penceresinden olaylara bakmayı öğrenir. İlkokul çağında çocuğumuzun sosyal
    becerilerinin gelişmesine yardımcı olurken uzun vadeli planımız çocuğun dil gelişimini
    desteklemek ve geniş iletişim olanakları sağlamaktır. Kısa vadeli planımız ise sosyal
    etkileşimde problemi olan çocuğunuzun sosyal kavrayışını analiz etmektir.

    Çocuğunuza Kendini Kabul Ettirecek Sosyal Becerileri Öğretin: Çocuk dil gelişiminde
    ilerleme kaydettiğinde, yaşıtlarına kendini Kabul ettirecek sosyal becerileri öğrenir. Çocuk
    sosyal dünyayı anladığında davranışları daha uyumlu olacaktır. Bazı davranış kalıpları
    çocuğun daha fazla kabul görmesine yardımcı olur. Bunlar; arkadaş canlısı olmak, paylaşımcı,
    yardımsever olmak, oyun oynamayı sevme yeni oyunlar bilmek, oyunda adil davranmak, sır
    tutmayı bilmek, diğer insanların özeline saygı duymak, güvenilir olmak, yalan söylememek, eğlenceli olmak, yaşıtlarıyla benzer ilgi alanlarına sahip olmaktır.

    Çocuğunuza Yaşıtlarıyla Birlikte Oynama Olanağı Sağlayın: Daha önce belirttiğimiz gibi
    çocuğun yaşıtlarıyla kurduğu ilişkiden kazandığı deneyimler çok önemlidir. Küçük yaştan
    itibaren yaşıtlarıyla birlikte oynama şansına sahip olan çocuklar okul ortamına girdiklerinde
    daha avantajlıdırlar, yeni gruplara adapte olmada daha az zorlanırlar.

    Çocuğunuzla Onun Yaşıtıymış Gibi Oynayın: Anne babalarıyla sıkça oyun oynayan
    çocuklar yaşıtlarıyla iletişim kurabilmek içindaha gelişmiş sosyal becerilere sahiptirler.
    Yapılan gözlemlere göre, sosyal becerileri yüksek olan çocukların ebeveynleri daha sık
    gülümseyen, oyun esnasında çocuğu eleştirmeyen, çocuğun fikirlerine duyarlı olan
    annebabalardır. Eşit oynanan, çocuğun fikirlerine duyarlılığın esas olduğu bir oyunda çocuk
    yaşıtlarıyla aynı şekilde oynamayı öğrenir ve çocuğa yaşıtlarıyla oynamak konusunda pozitif
    bir bakış açısı kazandırır.

    Çocuğunuzla Sosyal İlişkiler ve Değerler Hakkında Konuşun: Ebeveynleriyle yaşıtlarıyla
    olan ilişkileri hakkında daha sık konuşan çocuklar sınıfındaki çocuklar tarafından daha çok
    sevilen ve öğretmenleri tarafından sosyal becerileri daha yüksek bulunan çocuklardır. Günlük
    sohbetin bir parçası gibi yapılan bu konuşmalar ders verir gibi değil, çocuğun hoşuna gidecek
    şekilde olmalıdır. Bu konuşmalar çocuğun bilgi alışverişi yapmasına olanak sağlar.

    Problem Çözücü Bir Yaklaşım Sergileyin: Ebeveynler çocuklarının bütün problemlerinin
    cevabını bilmek, ya da onları çözmek zorunda değillerdir. Çocuğunuz size arkadaşlarıyla olan
    bir problemden bahsettiğinde onunla bu konuda konuşarak çeşitli çözümleri ve bakış açılarını
    görmesine yardımcı olabilirsiniz. Yapılan araştırmalarda çocuklarıyla olası çözümler üzerine
    konuşan annebabaların çocukları, problem çözmede farklı alternatifler sunabilen ve
    problemlerini daha kolay çözebilen çocuklardır. Bu yüzden çocukların ilişkileri üzerine
    düşünebilmesi ve sonuçlarını tartabilmesini öğrenmeleri onlar için çok yararlıdır. Başkalarının
    duygu ve ihtiyaçlarını gözönünde bulundurmaya teşvik edilen çocuklar yaşıtlarıyla daha iyi
    ilişkiler kurarlar.

    Çocuğunuzun Pozitif ve Yerinde Stratejilerini Onaylayın: Problem çözme yeteneği
    gelişmiş çocukların annebabaları çözüm yolları üzerine konuşurken çocuğun arkadaşını
    kaybetmesine ya da oyunun sona ermesine neden olmayacak stratejilere olumlu teşvik
    verirler. Sorunlara uzlaşmacı yaklaşan çocuklar, saldırgan davranan çocuklara oranla daha
    çok kabul görürler. Bu beceriyi çocuğumuza onu dinleyerek ve onunla konuşarak
    kazandırabiliriz.

    Çocuğunuz Sosyal Alanda Başarısız İse Pozitif bir Tutum Gösteriniz: Daha önce
    belirttiğimiz gibi okul çocuklarında arkadaşlık kuramama oldukça sık rastlanan bir durumdur.
    Çocuklar bu reddedilme durumlarına farklı tepkiler verirler; bazıları kızabilir, bazıları bu
    durumu kabullenirler, bazı çocuklar diğer insanların genellikle acımasız olduklarına inanırlar,
    bu çocuklar genelde kendisini dışlayanlara saldırgan tepkiler verirler, bazı çocuklar ise
    kabuklarına çekilirler, çünkü bu durumun kendi yetersizliklerinden kaynaklandığına inanırlar.
    Diğer taraftan, sosyal becerileri gelişmiş çocuklar bunu geçici bir durum olarak algılarlar veya
    durumu düzeltmek için kendi davranışlarını değiştirirler. Bu çocuklar daha iyimser bir bakış
    açısı kazanırlar, biraz gayret ve pozitif bir yaklaşımla sosyal ilişkilerin iyileştirilebileceğine
    inanırlar.

    Sonuç olarak; 
    Çocuğunuzun başka bir çocuğu sevme nedeni ne olursa olsun, okula başlarken arkadaşlıklar oldukça önemlidir. Çocuğunuzun okulda arkadaşlarının olması,oyun oynarken ona eşlik edebilecek, sınıfta başına gelenler hakkında onunla konuşabilecek, en son okul söylentilerini paylaşabilecek ve bir sorunu olduğunda, başı sıkıştığında yardımcı olacak başka çocuklar olacak anlamına gelir. 

    Yaşıtları tarafından kabul görmek ve arkadaşlıklar kurmak aile biriminin
    ötesinde çocuğun ufkunu genişletir, dış dünyaya ilişkin deneyim kazanmasına ve yüksek
    benlik saygısının oluşmasına yardımcı olur. Sosyal becerileri kazanması konusunda
    çocuğunuza yardım ederken, gerçekçi seviyede beklentiler oluşturun, çabaları ve küçük
    gelişmeleri bile destekleyin, onu yüreklendirin, çocuğun çabalarının en büyük ödülü, kurduğu
    arkadaşlıklar olacaktır.

  • Çocuklarda tırnak yeme

    ÇOCUKLAR NEDEN TIRNAK YER

    Araştırmalar, çocukların büyük çoğunluğunda zaman zaman tırnak yeme davranışı olduğunu göstermektedir bunlardan pek çoğunda tırnak yemeyi sürdürür. Bunun sonucunda tırnaklarda kanamalar, çirkin görüntü ve ağrılar oluşur

    Tırnak yemenin nedenleri:

    Herhangi bir nedenden dolayı çocuğun yaşadığı üzüntü, sıkıntı, korku ve öfke duygularını bu davranışla dışa vurması,

    Çocuğun yaşadığı gerilim ve kaygılar

    Çocuğun kendisine duyduğu güvensizliği bu şekilde belirtmesi

    Aile içinde aşırı baskıcı ve otoriter bir eğitim uygulanması

    Çocuğun cezalandırılmaktan ve eleştirilmekten dolayı duyduğu kaygı

    Aile içinde veya çevresinde tırnak yiyen bir modelin varlığı

    Çocuğun kendisini aile içinde değersiz hissetmesi

    Çocuğun saldırganlık dürtülerini tırnak yiyerek dışa vurması

    Yeni bir kardeşin doğumu ya da anne babanın çocuklar arasında ayrım yapması sonucu çocuğun yaşadığı kıskançlık duyguları

    Çocuğun anne babadan yeterli ilgi ve sevgi görememesi

    Anne babanın boşanması, sevilen birinin hastalanması yada kaybı gibi stres yaratan durumlar

    Aile içi huzursuzluklar ve iletişim problemleri

    Anne babalar öneriler:

    Davranış iyice kalıplaşmadan, erken dönemde kalıcı bir çözüm bulunmalı ve davranış ortadan kaldırılmalıdır.

    En kalıcı çözüm davranışı ortaya çıkartsan sebepleri bulup onları ortadan kaldırmaktır.

    Çocuğun tırnağına acı biber, oje, uhu vb. maddeler sürme, çocuğu bu davranışından dolayı azarlamak, eleştirmek, korkutmak, cezalandırmak doğru bir çözüm yolu değildir. Bunlar çocukta bu davranışının pekişmesine yol açabilir.

    3-4 yaşına kadar görülen tırnak yeme davranışını anne babalar görmezden gelebilirler. 4 yaşından sonra da devam etmesi durumunda önlem alınmalıdır.

    Çocuğa duygu ve düşüncelerini rahatça ifade edebileceği bir ortam sağlanırsa bu davranış azalabilir. Çocuk üzüntü, sıkıntı, öfke gibi duygularını anne babasıyla paylaşabilirse bu duygularını dışa vurma yolu olarak tırnak yemeyi seçmeyecektir.

    Çocuğu korku ve kaygı yaratan durumlardan uzak tutmak gerekir.

    Küçük çocuklara şiddet içerikli korku filmleri izlettirilmemelidir.

    Aile içindeki kavgaları ve huzursuzluğu en aza indirmek gereklidir.

    Çocuğa bu davranışın doğru bir davranış olmadığı, kendisine zarar verdiği uygun bir dille anlatılabilir. Kız çocuklarına düzgün ve bakımlı tırnakların onu nasıl güzel, erkek çocuklara ise yakışıklı gösterdiği söylenebilir.

    Çocuk bu davranışı ilgi çekmek için yapıyorsa tırnak yediği zamanlarda çocukla ilgilenilmemelidir.

    Çocuk tırnak yediği zaman ilgisi başka tarafa çekilebilir. Oynamak istediği bir oyun, izlemek istediği bir çizgi film, yapmak istediği bir etkinlik işe yarayabilir.

    Çocuk gece tırnak yiyorsa hatırlatıcı olması için yatmadan önce onu rahatsız etmeyecek kalınlıkta bir eldiven giydirilebilir.

    Tırnak yemenin yerine geçebilecek sakız, kuruyemiş, vb. bazı durumlarda işe yarayabilir.

    Bu durumun değişmesi için çocuk da istekli hale getirilmeli ve değişim için çaba harcaması sağlanmalıdır.

    Çocuk kendi tırnak bakımıyla ilgilenir hale getirilebilir. Tırnak bakımının sorumluluğunu alır,

    Tırnaklarını kendisi keser, törpüler ise bu davranışı yapması önlenebilir.

    Tırnak yeme davranışının değişmesinde davranış değiştirme de

  • Dil Gelişimi

    Dil Gelişimi

    Eğitimde ve Dilde Gelişme Gecikmeleri

    Dil gelişimi kavramı, tarih boyunca incelenmiş ve araştırmalarla desteklenmiştir. Bu araştırmalarda, genetik faktör, fizyoloji, fiziksel ve ruhsal durum, anne-bebek etkileşimi ve sosyal çevre, cinsiyet, aile yapısı ve iki dillilik, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik etkenler gibi dil gelişimini etkileyen faktörler ele alınmıştır.

    Bu yazıda, dil gelişiminin bu faktörleri üzerinde durmak yerine; bozukluk sayılmayan olası stresler karşısında zekaya bağlı olmayan konuşma bozuklukları ile ilgili olarak rastladığımız durumlar hakkında ilerleyeceğiz.

    Çocukların başkalarıyla ilişki kurmak konusundaki istekleri genellikle konuşmayı öğrenebilmeleri için dürtü oluşturur ve dilleri gelişir. Bazı çocuklar normal bir zeka düzeyinde olmakla birlikte, bir ya da daha çok özel işlevini etkileyen gelişme geriliğinden yakınırlar. Bu gelişme bozukluğu, özellikle konuşma alanında görülür. Hareketleri ve sosyal davranışları epeyce olgunlaştığı sıralarda bile sessiz harfleri yanlış söylerler ve bebeksi konuşma biçimini sürdürürler. Çocuk, bazı sözcükleri geç öğrenebilir, üç yaşından önce bilinçli olarak konuşmaya başlarken, yedi sekiz yaşına kadar “t”, “s” ve “v” harflerini söyleyemezler. Bu, hafif konuşma bozukluğu olarak literatüre geçmiştir. Esas tehlike, hiçbir çaba harcamadan normalde öğrenebilecekken, sabırsız ve tahammülsüz ebeveynlerin “düzgün konuşması” için çocuklarını, bilinçli olarak zorlamalarıyla ortaya çıkar.

    Çocuklar, akıllıca konuşabilme yeteneğini kazanamazlarsa öfkelenirler.

    Normal durumlarda biriyle iletişime geçerken, paylaşımda bulunurken karşı tarafın sizi kolayca anlayabildiğini bilirsiniz. Bunun vermiş olduğu rahatlıkla iletişiminiz devam eder ve sağlıklı bir şekilde dilediğinizde sonlandırabilirsiniz. Çünkü iletişimde kişinin kendini anlatması, en az karşı tarafın sizi anlaması kadar önemlidir. Şimdi, kelime haznesi gelişmemiş, sesleri doğru çıkaramayan ve henüz soyut döneme geçememiş bir çocuk düşünün. Kendini anlatmak isteyen, duyguları en üst seviyede yaşayan ancak bir türlü bunu başaramayan bir çocuk… Tam da “kendi”ni ispat edeceği, fikirleriyle var olduğunu göstereceği bir dönemde bu çocuğun içinde barındırdığı yeni ve öfke dolu duyguları tahmin edebilirsiniz. Bu arada ebeveynleri, bu durumu onaylamadıklarını belirtirlerse çocuğun konuşmayı öğrenmesi daha da zorlaşır. Anksiyetenin üstesinden gelebilmesi için savunma mekanizmaları geliştirmesine yol açılabilir. Bu gibi durumlarda çocuklar daha öfkeli davranırlar ve davranış bozukluklarına tepki gösterirler. Böylece, klinik tablo daha da karmaşıklaşır. Konuşmada, eğer gelişmeye bağlı ağır bozukluklara rastlanırsa, ki bu enderdir, bu durumda kesin tanı koyulması gereklidir.

    Gecikme, tembellik değildir.

    Çocuklarda okuma ve yazmaya yol açan bozukluklar olmadığı sürece öğretmenler, ebeveynler ve çocukların kendisi dahi bu gecikmeyi tembelliğe bağlarlar. Bu şekilde etiketlenen çocuklar cesaretlerini yitirirler ve öğrenme dürtüleri zayıflar. Okuma ve yazma, eğitimin temelini oluşturduğundan, bu bilgileri zamanında almayan çocuklara “geri kalmış” rolü giydirilir. Ancak bilinmelidir ki, bu çocukların daha özenli bir yardıma gereksinimleri vardır. Her şeyden önce, özgüvenlerini ve öğrenme isteklerini koruyabilmeleri için eksiklerinin çıkarılması ve buna yönelik bir çalışma programı, aktivite listesi çıkarılması gerekir.

    Eski zamanlara baktığımızda, kendi çocukluk dönemlerinizi düşündüğünüzde sistemin böyle olmadığını, size zamanında kimsenin yardım etmediğini, kendinizin çalıştığını söyleyebilirsiniz. Bu düşünceyle birlikte çocuğa verilen tembel etiketi ebeveynlere göre, “Biz pes ettik, artık başarı ya da başarısızlık çocuğun elinde.” şeklinde çevrilebilir. Ancak, günümüzde teknolojinin ve bilimin de ilerlemesiyle, ne ders konuları aynıdır, ne de çocuğun bilişsel beceri ve kapasitesi… Daha sosyal ve interaktif bir toplumun içinde eğitilen çocuklar, yine daha fazla ilgi ve çabaya ihtiyaç duyacaklardır.

    Önerilen Kitaplar:

    1. Duy, İşit, Dinle, Anla: İşitsel Kavramayı Geliştirme El Kitabı – Dil Becerileri Serisi

    2. Problem Çocuklar – Dr. Sula Wolff

    3. Başarıya Götüren Aile – Doğan Cüceloğlu

    4. Çocukluğa Geçiş Sorunlarına Mucize Çözümler – Tracy Hogg & Melinda Blau

    5. Kesintisiz Öğrenme – Mümin Sekman

    6. Çocukta Oyunla Tedavi – Hans Zulliger 

  • Çocuklarda uyku sorunu

    ÇOCUKLARDA UYKU SORUNU

    Uyku; büyüme ve gelişme için en önemli faktörlerden biridir. Çünkü büyüme hormonu en çok uyku sırasında salgılanır. Bu nedenle, bebeklerin ve çocukların uyku düzenine özen gösterilmesi gerekir.

    Ancak; bazı durumlarda bebekler ve çocuklar uyumakta zorluk yaşayabilirler. Örneğin;

    Çocuk aç olabilir ya da fazla tok olabilir.

    Gaz sancısı olabilir.

    Bebeklerde kolik belirtiler olabilir.

    Yatağı vücut tipine uygun olmayabilir.

    Gün içinde çok uyumuş olabilir.

    Gündüz yorulacak kadar fiziksel aktivite yapmamış olabilir.

    Evde anne ve babanın belli bir uyku düzeni olmayabilir, dolayısıyla çocuğun model alacağı bir ortam yoktur.

    Çocuğun rahat uyuması için gerekli ortam sağlanamıyor olabilir.(Yüksek sesle konuşma, televizyonun sesini çok açma vb)

    Uykusunda korkuyor olabilir. Bu nedenle uyumuyordur, çünkü her uyuduğunda yine korkacağını düşünür.

    Özellikle çalışan anne babaların çocukları, anne babalarını özledikleri için onlarla daha fazla zaman geçirmek için uyumak istemezler.

    Anne babalara öneriler:

    Çocuğu aç bırakmayın.

    Uyumadan önce sıkıntı verecek ağır yiyecekler yedirmeyin.

    Gaz sancısı olup olmadığından emin olun.

    Bebeğiniz kolik ise, onu rahatlatıcı masaj yapın, müzik dinletin, onunla konuşun.

    Gün içinde çok uyumasına izin vermeyin, 2 yaşından büyük çocuklar için günde 2 saat öğlen uykusu yeterlidir.

    Gün içinde yorulup enerjisini harcayabileceği etkinlikler yapmasına fırsat verin.

    Evde belli bir uyku düzeni sağlayın ve siz de bu düzene uyun.

    Çocuğun uyku saatlerinde evde olmaya özen gösterin. Ev ziyaretlerinizi ve diğer işlerinizi buna göre ayarlayın.

    Çocuğun uyku saatlerinde yüksek sesle konuşmamaya, televizyonun sesini çok açmamaya özen gösterin. Çünkü çocuğun aklı sizde kalır ve uykuya dalamaz.

    Çocuğun uyku ortamını değiştirmeyin. Bir gün bir odada diğer gün başka bir odada uyumasın. Kendine ait bir odası olmasa da, her gün aynı ortamda uyutun.

    Uyku saati yaklaşmadan önce çocuğu uyarın. Bu, kendini uykuya hazırlamasına yardımcı olacaktır.

    Uykudan önce ılık bir duş almasını sağlayın.

    Uyuması için ilaçlar ya da bitki çayları kullanmayın. Bunların yerine ılık bir bardak süt daha etkili ve besleyici olacaktır.

    Çocuğunuz uyku için hazırlandığında ve yatağına yattığında, onu kutlayın.

    Uykuya dalmadan önce ona kısa hikayeler okuyun ya da odasında hafif bir müzik çalın.

  • Üstün yetenekli çocukların gelişim özellikleri nelerdir ?

    ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARIN GELİŞİM ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

    Üstün yetenekli çocukların belirlenmesi ve sonrasında takibi ile doğru şekilde yönlendirilmesi önem taşımaktadır. Birçok aile çocuğunun üstün yetenekli olduğundan şüphe etmekte, fakat bundan emin olamamaktadır. Her yaş grubu için de zeka testi uygulama şansı bulunmadığından, üstün yetenekli çocuklara ait belirleyici özellikleri bilmek bu anlamda ailelerin bakış açısını etkileyecektir.

    Üstün yetenekli çocukların gelişim alanlarına göre özellikleri şu şekilde sıralanabilir.

    FİZİKSEL GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    Fiziksel gelişimi yaşıtlarına göre daha iyidir.

    Çok enerjiktir.

    Hareketlidir.

    Bebeklik döneminde fazla uyumazdı.

    Duyu organları hassastır.

    Giysilerdeki etiketlerden rahatsız olur ve kestirir.

    Gürültüden hoşlanmaz.

    İki ayrı marka meyve suyunu tadından ayırt edebilir.

    Kuvvetlidir.

    Ağrı ve acıya aşırı tepki verir.

    Erken yürür.

    ZİHİNSEL GELİŞİM

    Çabuk ve kolay öğrenir.

    Yeni ve farklı bilgiler öğrenmeye heveslidir.

    Çok soru sorar

    Soyut kavramlara ilgi duyar.

    Meraklıdır

    Diğer çocukların ilgi duymadığı farklı alanlara ilgi duyar(bilim,siyaset vb.)

    Hafızası kuvvetlidir.

    Pratik zekası gelişmiştir.

    Hayal gücü kuvvetlidir.

    6 yaşından önce okuma-yazma öğrenmiştir.

    Farklı ve olağandışı fikirleri vardır.

    Öğrenmiş olduğu bilgileri gerekli ortamda kullanır, transfer eder.

    Hızlı düşünür ve konuşur ama kasları aynı hızda olmadığı için yazı yazmayı sevmez.

    SOSYAL GELİŞİM

    Kendisinden 2-3 yaş büyük çocuklar ve yetişkinler ile oynamayı tercih eder.

    Yaşıtları ile oynamayı tercih etmez.

    Lider önemliği vardır.

    Espri yeteneği gelişmiştir.

    Empati yeteneği gelişmiştir.

    Arkadaşlık kurmakta zorlanır.

    Başkalarından emir, yönerge almaktan hoşlanmaz.

    Yeni ve değişik durumlara uyum sağlar.

    Yaratıcıdır.

    DİL GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    Kelime hazinesi geniştir.

    Kelimeleri anlamına uygun ve yerinde kullanır.

    Konuşmalarında mecaz anlamdaki kelimeleri ve deyimleri kullanır.

    Konuşmalarında “lütfen-teşekkür ederim vb”nezaket sözcüklerini kullanır.

    Akıcı konuşur

    Kendini rahat ifade eder.

    KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    Bağımsızlık duygusu gelişmiştir.

    Yüksek amaç ve iradelere sahiptir.

    Kaderci değildir

    Hayatındaki olayları denetim altına alarak kontrol edebileceğine inanır.

    Duygusaldır.

    Haksızlığa tahammülü yoktur.

    Mükemmeliyetçidir.

    Özgüveni yüksektir.

    Çevreye, hayvanlara vb karşı duyarlıdır.

    Detaycıdır

    Eleştireldir

    Özeleştiri yapar

    Güçlükler karşısında kolay pes etmez

    Dış görünüşüne, giyinme, temizliğine dikkat eder.

    Tekdüze yaşamı sevmez.

    Hayali arkadaşı vardır.

    MÜZİK

    Ritm ve melodiye duyarlıdır.

    Orijinal besteler yapar.

    Müzik dinlemekten hoşlanır.

    Ritm ve tempoya göre dans eder.

    Melodi ve şarkıları kolay hatırlar.

    Müzik aleti kullanmaya isteklidir ya da kullanır

    DRAMA

    Jest ve mimiklerini etkili bir şekilde kullanır.

    Rol yapma ,canlandırma,taklit yetenekleri vardır.

    Orijinal oyunlar yazar ve oynar.

    SANAT

    Nesneleri ayrıntılı olarak hatırlar ve çizer.

    Resimlerinde derinlik, perspektif özelikleri vardır.

    Farklı malzemeleri kullanarak resim yapmaktan hoşlanır.

    Resim, heykel sergilerini kavrar.

  • Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Etkileri

    Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Etkileri

    Birçok zaman televizyon izlemek eğitici ya da öğretici olabilmektedir. Çoğu zaman ise televizyonun eğlendirici etkileri gözlemlenmektedir. Televizyonda takip edilen görsel hareketler çocukların dikkatini çekmekte, bu sayede de öğretilerin hatırlanma süreci kolaylaşmaktadır. Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır ki, o da izlenme süreleridir. Çünkü izlenme süreleri çocuklar üzerindeki olumlu etkileri bertaraf ederek olumsuz yönleri ile karşımıza çıkacaktır. Bu etkilerden alınacak faydada, doğru yönlendirmeleri yapan aileler belirleyici olacaklardır.
    Günümüzde televizyon izleyen çocukların sadece şiddet yanlı birikimleri algılayacağı varsayımı, halen tüm dünya üzerinde tartışılan ama net bir sonuç üretilemeyen bir durumdur. Çünkü çocuk algısı ile alakalı halen bilinemeyen o kadar çok gerçek vardır ki. Bu algılama türleri tam anlamıyla ortaya çıkarılmadan televizyonun çocuklar üzerindeki etkilerini de tam anlamıyla açıklamak çok anlamlı olmayacaktır. Ülkemizin, daha yazıyı görmeden görsele geçmiş olması, çocuklar üzerinde de okumadan ziyade izleme isteğinde etkili olmaktadır. Çünkü bilindiği üzere ülkemiz matbaayı icat edilmesinden 500 yıl sonra kullanmaya başlamıştır. Gazete ve kitap okuma alışkanlığımızın bu denli düşük olmasını bu sebebe bağlayanlar da oldukça fazladır.
    Yeni doğan bir bebek anne-babası ve televizyon ile aynı anda iletişime geçmektedir. Çünkü birçok ailede izlense de izlenmese de televizyon daima açıktır. Çocuğun televizyondaki hareketlere karşı alaka gösterdiğini gören anne babalar ise çocuğa televizyon izlettirerek, çocuğun daha sakin olabileceğini düşünmektedirler. İşte bu sebepledir ki televizyonun çocuklar üzerindeki etkileri de şekillenmektedir. Bu etkileri sıralamak istersek:
    Davranışsal Etkiler: Yapılan açıklamalara bakılırsa son dönemlerde çocuklarda ciddi oranlarda “Dikkat Eksikliği” ve “Hiperaktivite Bozukluğu” görülmektedir. Buna genel olarak bakılması durumunda asıl etkilerin bilgisayardan ve televizyondan kaynaklandığı gözlemlenmektedir. Maalesef ki burada yine ailelere düşen ciddi bir görev vardır. Çünkü oyalanmış olduğunu düşünerek bilgisayar başında ya da televizyon başında duran çocuklara müdahale etmemek bu rahatsızlıklara sebep olabilmektedir. Bu çocuklar, hızlı hareket etmekte olan nesnelere daha fazla odaklandıkları için sabit objeleri gözlerinden kaçırmaktadırlar. Bu da oldukça olumsuz bir etkidir.
    Tüketici Bireyler Yaratma: Özellikle çocukların reklamlara olan ilgisini biliriz. Genelde huysuzluk gösteren çocuklar, reklamlar çıkması durumunda televizyona adapte olabilmektedir. Bunun ana nedeni ise kısa sürmeleri ve hareketli olmalarıdır. Ayrıca reklamlar içerisinde kullanılan sloganlar genelde etkileyici ve cezbedici olacağından, etkileri de ciddi olabilmektedir. Zaten çok ciddi bir kitlenin çocuklardan oluştuğunu düşününce, reklam seçeneklerinin büyük çoğunluğunun çocuklara hitap ediyor olması oldukça doğal karşılanmalıdır.
    Cinsiyet Ayrımı: Özellikle çizgi filmlerin birçoğunda, kahramanın bir cinsiyet tanımı bulunmaktadır. Bu nedenledir ki çizgi film kahramanları genel olarak çocuklarda cinsiyetinin gerektirdiği davranışlar hakkında örnekler sunmaktadır.
    Anne-Baba Etkisi: Çocuklar televizyonlarda izledikleri anne baba ilişkilerini kendi ebeveynlerine de yüklemektedirler. Bu nedenle de izlenen programdaki aile yapısı oldukça etken bir davranışsal rol oynayacaktır.
    Şiddet Eğilimleri: Bilinenden aksine yapılan araştırmalar, televizyonun tek başına şiddete yönlendirmediği, sadece özendirdiğini ortaya çıkarmıştır. Şiddetin görselleştiği günümüzde bunu normal karşılamak gerekir. Çünkü sadece filmlerde ve haberlerde değil artık reklamlarda dahi şiddet içeren sahneler görmek mümkün. Bu kadar çok görülen şiddet unsurlarının çocukları normalleştiriyor olması en önemli risktir. Bazı programlarda karşılaşılan şiddete rağmen kahramanın yeniden kalkabiliyor olması, çocuklarda olumsuzluk durumunda karşılaşabileceği zararlardan habersiz olmasına sebep olabilmektedir.
    Düşünmeye Etkisi: Yazılı basınların kişileri düşünmeye ve yorumlamaya sevk ettiği ispatlanmış bir gerçektir. Televizyon tutkusu nedeniyle azalan okuma oranları çocuklarda yorumlama ve düşünme yetisini kullanmalarını da olumsuz olarak engellemektedir.
    Kültürel Etki: Genel olarak yabancı kaynaklı programların özellikle de çizgi filmlerin yabancı kaynaklı olması nedeniyle üretilen kültürün etkileri çocuğa geçebilmektedir. Bu sebepledir ki çocuklar kendi kültürlerinden uzaklaşabilmektedir.
    Dile Etkisi: Televizyon programlarında kullanılmakta olan sözcük sayısı oldukça az olması nedeniyle de çocuklarda olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Ayrıca da Türkçe kelimelerden uzaklaşma gibi bir olumsuzluk görülmektedir.

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu nedir

    DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU NEDİR

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe belirtileriyle ortaya çıkan, belirtileri 7 yaşından önce gözlenmeye başlayan ve hayat boyu süren psikiyatrik bir hastalıktır. Temel belirtiler, aşırı hareketlilik, dikkat eksikliği ve dürtüselliktir.

    DİKKAT EKSİKLİĞİ

    Belirli bir olaya, aktiviteye konsantre olamaması, dış uyaranların dikkatini çok kolay dağıtması, unutkanlık, eşyalarını sık kaybetmesi ve düzensizlik gibi belirtiler.

    HİPERAKTİVİTE

    Çocuğun kendi akranlarıyla karşılaştırıldığında belirgin düzeyde daha fazla hareketli olması, bu hareketliliğin, oyun, anaokulu ve okul gibi ortamlarda günlük aktivitelerde, arkadaşları ve aile için sorun oluşturuyor olması.

    DÜRTÜSELLİK

    Acelecilik, istekleri erteleyememe, sorulan sorulara çok çabuk ve düşünmeden cevap verme, sıra bekleyememe gibi güçlükler

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE DEHB BELİRTİLERİ

    İlk fark edilen özellik genellikle çocuğun aşırı hareketliliğidir. DEHB yaşayan çocuklar anne babaları tarafından huzursuz, atlayan, zıplayan, tırmanan ve seyrederken bile hareketliliği yoran çocuklar olarak tarif edilir

    Dikkat eksikliği belirtileri nerdeyse okula başlayana kadar hiç fark edilmeye bilir. Dürtüsellik ise erteleyememe, anında istediğinin yapılmasını bekleme, anne babanın ilgisinin sürekli kendi üstünde olmasını isteme gibi belirtilerle okul öncesi dönemde fark edilebilir.

    Oyun çağı çocuğunda DEHB nin temel belirtileri yanı sıra itip kakma, oyuncakları kırma, başlanılan oyunu sonlandıramama ve oyuncaklardan çabuk sıkılma gibi belirtilerde gözlenebilir.

    Uyku ve yeme bozuklukları, anne aşırı bağımlılık, mutsuzluk gibi davranışlarda DEHB birlikte görülebilir.

    OKUL ÇAĞINDA DEHB BELİRTİLERİ

    DEHB yaşayan çocuğun okula başlamasıyla birlikte yaşanan sorunlar çok yönlü olmaya başlar.

    Sınıfta oturma, dikkati toplama, kurallara uyma, düzenli olma, arkadaşlarla iyi ilişkiler kurma gibi okul başarısını ve okulu etkileyen davranışlarda problemler yaşanmaktadır

    Evde ve okulda davranış özelliklerinden dolayı çok eleştirilen ve ceza alan DEHB yaşayan çocuklarda öz güvenin kaybolması sonucunda daha farklı psikolojik problemlerde gözlenmeye başlanmaktadır.

    İlkokulun ilk dönemlerinde aşırı hareketlilik, çok konuşma ve söz dinlemem gibi belirtilere yalan söyleme, büyüklerle tartışmaya girme ve arkadaşlarla sık kavga etme gibi davranış sorunlarının da eklendiği gözlenmektedir.

    DEHB yaşayan çocuklar genelde dalgın, sakar, ilgisiz ve tembel öğrenciler olarak nitelendirilir.

    Dikkat eksikliği olan çocukların, bu problemlerin, fark edilmesi çoğunlukla depresyon veya anksiyete bozukluğu belirtirliyle uzmana başvurmalarıyla mümkün olur.

    Sürekli kendi zihin kapasitesi altında başarı gösteren bu çocuklar da okula ve derse olan tepki nedeniyle zamanla okula gitme isteksizliği, okulu sevmeme, okulu ret etme ve okul fobisi gibi belirtiler de sık gözlenir

    DEHB tanısının konulabilmesi için belirtilerin 7 yaşından önce başlaması ve en az altı ay süresince davet etmesi gerekir.

    Çocuklarda DEHB olduğuna karar vermeden önce çok çeşitli kaynaklardan bilgilerin toplanması, incelenmesi gerekir. Çünkü Çocuğun en az iki ortamda bu belirtileri gösteriyor olması gerekir.

    Çocuk sadece okul ve ya evde davranış sorunlarını ve aşırı hareketlilik gibi belirtileri gösteriyorsa, sorunun ortaya çıktığı ortamların yeniden düzenlenmesi gerekebilir.

    HİPERAKTİVİTENİN BILGULARI

    Hiperaktivite başka pek çok sorunla ortak belirtilere sahip olduğu için kesin tanı koymak çok zor olabilir. Tanı konmadan önce ayni belirtilerle kendini gösterebilecek olan diğer tıbbi ve duygusal sorunların saf dışı edilmesi gerekir.

    Bu problemin belirtilerine, pek çok çocukta stres anlarında kısa sürelerle rastlanabilir. Dolayısıyla her belirti gösteren çocuk otomatik olarak hiperaktif sayılmamalı, problemin geçmişi ve ayrıntıları anlaşılmalıdır.

    Hiperaktivitenin belirtileri genellikle çocuk yedi yaşına basmadan ortaya çıkar.

    Hiperaktif çocuklar dikkatlerini toplamakta zorlanırlar, davranışlarını düşünmeden gerçekleştirirler ve genellikle fazla hareketlidirler.

    Bazılarında ise, dikkat eksikliği ve düşüncesiz davranışlar olmakla birlikte aşırı hareketlilik yoktur.

    Aslında her çocuk zaman zaman bu şekilde davranabilir, fakat hiperaktif çocuklar hemen her zaman böyle hareket ederler.

    Diğer yandan hiperaktif çocuğun kısa süreli islerde ya da TV, bilgisayar oyunu gibi eğlenceli isler sırasında çok dikkatli olduğunu gözleyebilirsiniz. Bu sizi şaşırtmasın.

    HİPERAKTİVİTENİN NEDENLERİ

    Hiperaktif çocukların beyinlerinde mesaj alış verisini gerçekleştiren kimyasal maddelerde bir sorun vardır.

    Anne – babadan birinde veya her ikisinde de hiperaktivite varsa, bunların çocuklarında da hiperaktivite belirtilerine rastlanabilir

    Hiperaktivite çocukluk çağı hastalıklarından sonra görülebilir.

    Gelişimsel sorunlar hiperaktivite ile bağlantılı olabilir.

    Beyin dokusundaki doğumsal ya da sonradan olma zedelenmeler hiperaktiviteye sebep olabilir.

  • Çocuğum neden konuşmuyor

    ÇOCUĞUM NEDEN KONUŞMUYOR

    Bazı çocuklar yaşıtlarına kıyasla daha geç konuşmaya başlayabiliyor. Bu, her zaman konuşma bozukluğu sorunu veya ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. Ancak, onu iyi gözlemlemeli ve ciddi sorun olasılığını düşündüren durum fark ettiğinizde de hemen bir uzmana başvurmalısınız.

    Eğer çocuğunuzda aşağıdaki bulgulardan bir ya da birkaç tanesi varsa, bir uzmandan destek almanızda fayda olacaktır.

    Çocuğun işaret ve diğer iletişim biçimleri normal değilse

    Yaşı gelmiş olmasına rağmen halen yeterli kelime sayısı yoksa

    Kelimeler ile cümleler oluşturamıyorsa

    Sizi tam duyduğundan emin değilseniz

    Çocukta ek bir fiziksel, gelişimsel sorun varsa

    Anlaşılmaz sesler çıkarıyorsa

    Çevresine karşı isteksiz ve ilgisizse

    Yeni ortam ve durumlara uyum sağlamakta güçlük çekiyorsa

    Yalnız kalmayı tercih ediyorsa

    İsteklerini öfkeli davranışlarla anlatmaya çalışıyorsa

    Çocukların geç konuşma nedenleri ne olabilir?

    Gelişim geriliği

    Otizm

    Atipik otizm

    İşitme sorunu

    Kulakta sıvı birikmesi

    Görme sorunu

    Sık havale ve epilepsi geçirme

    Yaygın gelişimsel gerilik

    Kronik depresyon

    Çocukluk çağı psikozları

    Geç konuşmaya yol açan diğer etkenler

    Yalnız kalma: İnsanlarla fazla bir arada kalmayan, kendi haline bırakılan, onunla fazla konuşulmayan çocuklar geç konuşabilir.

    Televizyon izleme: Özellikle 0-3 yaş döneminde televizyon izleyen çocuklarda dış dünyadan kopma, kendi halinde olma eğilimi, insanlardan ve insanlar arası ilişkilerden uzaklaşma, nesneler ile daha fazla ilgilenme, duygusal alışverişten vazgeçme, konuşmama, yaşıtları ile ilgilenmeme, seslenince bakmama gibi durumlar gözlenebilir.

    Evde model alacak kişilerin azlığı: Bunun yanı sıra evde kullanılan dilin niteliğinin bozuk olması da çocuğun konuşma gelişimini etkiler.

    Çocuğun içe kapanık olması: İçe kapalı kişilik yapısı ya da kaza benzeri durumlar sonrası yaşanan şoklar da çocukların konuşma yaşını etkileyebilir.

    Kardeş kıskançlığı: Kardeşi olan çocuklar kendilerine ilgi gösterilmediğini düşünüp konuşmayarak tepki verebilirler.

    Ailevi faktör: Ailede iki dil kullanıldığı durumlarda çocuklar geç konuşabilirler.

    Çocuğunuzun konuşma gelişimini hızlandırmak neler yapmalısınız?

    Çocuğunuza sevgi ve ilgi gösterin, sık sık konuşun onunla.

    Ona hitap ederken tane tane ve düzgün konuşun.

    Sık sık soru sorun.

    Çocuğunuz bazı sözcükleri akıcı söyleyemediğinde sabırlı davranın, ona baskı uygulamayın.

    Daha ilk hece ve sesleri çıkartmaya başladığında, söylediği sesleri ona tekrarlatın.

    Onu insanlar arasında bulundurun, fazla kendi başına kalmasına izin vermeyin.

    Mümkün olduğunca yaşıtlarıyla oyun oynamasını sağlayın.

    Bir nesneyi eline aldığında onunla ilgili ona bir şeyler anlatın.

    Özellikle 0-3 yaş döneminde mümkün olduğunca televizyon izlettirmeyin. Eğer bebek ya da çocuk kanalı izliyorsa, gördükleri hakkında açıklama yapın.

    Onun işaretle gösterip de istediklerini hemen yerine getirmek yerine konuşarak yönlendirin, anlatmasını sağlayın.

    Ona kitap okuyun, masal anlatın, ninni söyleyin.

    Size bir şey söylediğinde karşılık verin.

    Onunla yaratıcı oyunlar oynayın.

    Sağlıklı beslenmesine, yeterli uyku uyumasına özen gösterin.

    Kreş için gelişimsel olarak hazır olduğunda mutlaka gönderin

    Onu başka çocuklarla kıyaslamayın

    Onun yanında konuşamamasından duyduğunuz endişeyi dile getirmeyin

    Konuşamadığı için onu suçlamayın, eleştirmeyin