Etiket: Çocuklar

  • Çocuklarda Dil ve Konuşmada Gerilik

    Çocuklarda Dil ve Konuşmada Gerilik

    Çocuklarda Konuşma Süreci

    Dil ve konuşma kavramları her ne kadar benzer olsa da birbirinde ayrı anlamlara gelmektedir. Dil, iletişim kurmak adına kullanılan kurallı bir sistem bütünü olarak tanımlanabilir. Konuşma ise bu sistemde iletilecek olan duygu ve düşüncenin gerekli organlar ile fiziksel olarak ifade edilmesini içerir. Çocuklarda konuşma üretimi; agulamak, babıldamak (ba-ba-ba vb.), gülmek, farklı sesler çıkarmak gibi davranışlar ile başlar. Ardından 12 ay civarında anlamlı olan kelimeler dökülmeye başlar. 18 ay civarında ortaya çıkan süreçte çocuğun konuşma gelişiminde kısa süreler içerisinde büyük farklar gözlemek mümkün olmaktadır. Bu dönemde yaşanan süreç ise sözcük patlaması olarak adlandırılabilmektedir. Bu süreci takiben 2,5 yaş civarında 2-3 kelimelik cümleler oluşmaya başlar. Konuşma gelişimi hızla sürmeye devam eder. Bu basamaklardan bir ya da birden fazlasında ortaya çıkan sapmalar uzmanlarca değerlendirilmektedir. Bu sapmalar sonucunda konuşma gelişiminde gerilikler gözlenebilmektedir. Konuşmanın gelişimindeki gecikme nörolojik, genetik, duyusal, nöropsikiyatrik sebeplerle görülebildiği gibi bazen de nedeni tam anlamıyla bilinmeyen bir biçimde ortaya çıkabilmektedir. 

    Çocuğun Yaşına Uygun Uyaran Alması

    Dil ve konuşma edinimi esnasında önemli bir diğer faktör ise çocuğun yaşına uygun uyaran ile karşılaşmasıdır. 3 yaşından önce çocukların yaşlarına uygun olmayan uyaranlar olarak tablet, telefon, televizyon üçlüsüne yoğun biçimde maruz kalmaları da dil ve konuşma gelişimi üzerinde olumsuz nitelikte etkilere sahip olmaktadır. Bunun yanı sıra bazı çocuklar yetersiz uyarana (oyuncak, etkinlik, sosyal etkileşim vb.) maruz kalarak gelişimsel olarak sekteye uğrayabilmektedir. Çünkü ekran içeren araçlar çocukların bir tepki vermesine gerek kalmadan onların oyalanmasına ve tek taraflı uyarana maruz kalmalarına neden olmaktadır. Dolayısıyla iletişim sağlanmamakta tek taraflı bir akış olmakta. Çocuk ise herhangi bir tepki ya da davranış ortaya koyma ihtiyacı duymamaktadır. Dolayısıyla yaşına uygun olarak sergilemesi beklenen davranışların ortaya çıkması gecikmektedir. Bu nedenlerle çocuğun gelişimi olumsuz etkilenmektedir. Aile içi iletişim ve etkileşimin güçlendirilmesi, çocuğun yaşına uygun somut materyaller (oyuncaklar, hikayeler vb.) ve sosyal ilişkiler ile karşılaşması gelişimsel anlamda destekleyici işlev görmektedir. 

    Aileler Nelere Dikkat Etmeli?

    Konuşma gelişiminde ailenin rolü tüm gelişim alanlarında karşılaşıldığı üzere elzemdir. Konuşma başlarken taklit yolu ile çocuğun tekrar etmesi ve onun tekrar edilmesi sonucu ortaya çıkan karşılıklı bir etkileşim gözlenir. Bu nedenle konuşma gelişimi esnasında çocukların, ekranlara (tablet, telefon, bilgisayar vb.) maruz kalma sıklığının düşük tutulması ve birebir karşılıklı insan etkileşimi ile desteklenmesi önemlidir. Dolayısıyla konuşma ediniminde çocukla iletişim; göz teması, duygusal ve fiziksel yakınlık, gösterilen ilgi önemli olmaktadır. Çocukların konuşmalarını tamamlamak ya da kelimeleri düşünmek için onlara

    zaman tanımak ailenin göstermesi gereken bir sabırdır. Bazı zamanlarda aceleci davranıp çocuğun cümlesini bitirmeden ya da gerekli kelimeyi ağzından çıkarmasını beklemeden beden dilinden ne istediğini anlayarak harekete geçen aileler olabilmektedir. Ancak konuşmayı desteklemek istiyorsak, çocuğa zaman ve rahat hissedeceği bir alan sağlamak önemlidir. Hızlıca isteklerine konuşmasını beklemeksizin yanıt vermek, konuşma ihtiyacını azaltarak ilerlemenin yavaşlamasına hatta engellenmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle çocuğu sabırla dinleme, hataları için hızlıca eleştirmek yerine konuşması için cesaretlendirme ve gergin ruh halinden uzaklaşma davranışları aileler için benimsenecek davranışlardır. 

    Çocuğunuzda dil ve konuşma gelişiminde bir gerilik söz konusu ise bu konu ile ilgili endişeleriniz var ise gelişim değerlendirmesi adına çocuklarla çalışan psikologlardan değerlendirme talep edebilirsiniz. Konuşma ve dil konusu ile ilgili çalışma gerektiren durumlarda bireye özgü çalışmalar; dil terapistleri, dil ve konuşma bozuklukları uzmanları tarafından gerçekleştirilmektedir.

  • Çocuğa Yönelik Anne Baba Tutumları

    Çocuğa Yönelik Anne Baba Tutumları

    Aile çocuğun hayatında en başta gelen ve ilk deneyimlerini yaşadığı en küçük sosyal birimdir. Çocuğa karşı geliştirilen ve sürdürülen tutumlar ilerleyen dönemlerde çocuğun benlik gelişiminde, edineceği davranışlar konusunda etkili olmaktadır. Aile tutumlarının yanı sıra anne ve babanın kişilik yapıları, yaşanan ortam, çevresel koşullar ve kültürel yapılar da çocuğun gelişimi üzerinde önemli katkılara sahiptir. Ancak unutulmamalıdır ki çocuğun doğumundan itibaren ilk yaşantılarının öncelikli muhatabı ve zihninde gelişen şemaların, düşüncelerin temelinin atılmaya başlanmasında en öncelikli etken aile yaşantıları olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Bu tutumları ve yaklaşımları özetleyen temelde 6 farklı ebeveyn tutumundan

    bahsetmek mümkündür.

    1. Otoriter olarak adlandırdığımız baskıcı ve otoriter yaklaşım, katı kuralları olan ve

    kuralları açıklamadan uyulmasını bekleme, çocukların üstünde tam hakimiyet kurma duygusu, çocukları dinlemek yerine gözlemeyi tercih etme, çocukların soru sormasından hoşlanmama, çocukların özgürlük arayışlarına izin vermeme gibi ebeveyn yaklaşımlarına sahip ortamlarda yetişen çocukların ilerleyen zamanlarda; saldırgan, öfkeli, sinirli, otoriteye baş kaldıran, saygısız, kurallara uymakta güçlük çeken çocuklar olmalarını pekiştirir. 2. İlgisiz olarak adlandırdığımız bir diğer tutumda ise ebeveynin çocuğa sevgi ve şefkat göstermeyen yaklaşımlara sahip olduğu, kuralları öğretmediğini, çocukları disiplin altına almadığını ve sabırsız davrandığı söz konusudur. Aynı zamanda bu tutuma sahip ebeveynler kolay sinirlenen yapıda olmakla beraber kendi ilgi ve zevkleri için saatler harcayan ancak çocuklarla ilgilenmesi gereken durumlarda aşırı tepkiler göstererek zaman bulamadığından şikayetçi olmaktadırlar. Çocukların bunlara benzer ortamlarda yetişmeleri ise hayatının ilerleyen dönemlerinde, kendine güveni olmayan, isyankar, dikkat çekmek ve çevreye varlığını kanıtlamak amacıyla uyumsuz davranışlar sergileyen, iletişim sorunları yaşayan, daha iyi olabilmek adına çaba sarf etmeyen bireyler olmalarını muhtemel kılar. 3. Bir diğer ebeveyn tutumu ise aşırı koruyucu tutumlara sahip ebeveynlerdir. 

    Ebeveynlerin kuralları öğretme çabasının olduğu ancak öğretme ve uygulatma konusunda yetersiz olması, aşırı koruyucu davranışlar sergilemesi, çocuğun sorumluluklarını kendi üstlenmesi, çocuğun doğru ve yanlışı bulma konusundaki denemelerini engellemesi gibi davranışları söz konusudur. Hatta yanlış bir hareket sergilemiş olsa dahi çocuğu uyarmama gibi durumları normal olarak görme mevcuttur. Bu tavır ve tutumlar arasında büyüyen çocuklar ise karar verme becerisi ve kendini savunma yetisinde zayıf olan, bağımlı, toplumsal kurallara uyma konusunda güçlük çeken bireyler olarak ilerleyen dönemlerde karşımıza çıkabilmektedir. 4. Sınır koyamayan, tutarsız sınırlara sahip ebeveyn tutumlarını içinde barındıran aşırı hoşgörülü olarak adlandırdığımız dördüncü kategoride ise çocuğun her istediğine hemen ulaşmasında isteklerinin yerine gelmesinde çok aceleci davranan, çocuğun ailede söz sahibi ve karar verici kişi olarak gören aile tutumlarını içerisinde barındırır. 

    Böyle bir ortamda yetişen çocukların ise hayatlarının ilerleyen aşamalarında, doyumsuz, kendi sınırlarını bilmeyen ve başkalarının sınırlarına saygı göstermeyen, uyumsuz, hükmedici, sorumluluk sahibi olmayan ve öz denetim konusunda problemli bireyler olarak toplumda yer almaları muhtemeldir.

    5. Mükemmeliyetçi olarak adlandırdığımız, kendi gerçekleştiremediği ideallerini çocuğun isteklerini göz önünde bulundurmadan ve potansiyel gözetmeden doğrudan çocuğun sorumluluğu gibi ona yükleyen, çocuklarının hata yapmasını kabullenemeyen ve beklentileri çok yüksek olan tutumları içinde barındırır. Böyle bir ortamda yetişen çocukların ise kendini yetersiz ve değersiz hisseden, ailenin beklentileri altında ezilen bu nedenle sağlıklı gelişimini sürdürmekte güçlük çeken, başarı için çabalayan ancak istediği seviyeye gelemediğinde başarılı olmasına rağmen yoğun hayal kırıklığı yaşayan bireyler olarak hayatlarına devam etmeleri söz konusu olmaktadır.

    6. Sonuncu ve sağlıklı gelişimi destekleyen tutum olan demokratik anne baba tutumu olarak adlandırdığımız grupta ise ebeveynler çocuklarına doğru ve yanlış ayrımını öğrenirken destek veren açıklama sunan, denemelerinde destekleyen, sevgisini çocuktan esirgemeyen, çocuğun ihtiyaçlarına yönelik ilgi sahibi olan, soru sorma ve düşüncelerini ifade etme konusunda çocuğu teşvik eden, sağlıklı iletişim kuran, yeni deneyimler için çocuğunu cesaretlendiren davranışlar sergileyen bireylerdir. Bu tutumlara sahip bireylerin çocuklarının ise, özgüveni yüksek, sevildiğini bilen ve sevmenin farkında olan, mutlu, yaratıcı, iyi aile ilişkilerine sahip, uyumlu, sosyal ilişkileri kuvvetli, sorumluluk bilincinde olan ve yeni deneyimlere açık bireyler olmalarına katkı sağlamaktadır.

    Tutumların çocukların sağlıklı bir gelişime sahip olması adına etkisi yadsınamaz. Bu nedenle de çocuklarımızla iletişim kurarken daha özverili ve dikkatli olmak, onların temeldeki rol modelinin ebeveynler olduğunu unutmamak önemlidir. Her zaman tam anlamıyla demokratik olmak güç olsa da bu tutumların sonuçları ile ilgili ebeveynlerin kendilerine küçük hatırlatmalar yapmaları, kendi davranışları üzerinde kontrol sahibi olmaları konusunda destek sağlayacaktır.

    Değerli ebeveynler paylaşımı bir rehber olarak kullanabilir, çocuklarınızda gözlediğiniz ve kendinizde fark ettiğiniz davranışları, tutumları değerlendirmek adına faydalanabilirsiniz. Üstesinden gelmekte zorlandığınız durumlar için ise uzmanlara başvurabilirsiniz.

  • Çocuk ve Gençlerin Artan Teknoloji Kullanımı ve Etkileri

    Çocuk ve Gençlerin Artan Teknoloji Kullanımı ve Etkileri

    Son zamanlarda ailelerin kontrol altına almakta zorlandıkları önemli konulardan biri de teknolojik aletlerin kullanımıdır. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre son zamanlarda yaklaşık olarak 10 aileden 8’inin internete ulaşımı olduğunu göstermektedir. İnternete erişimin kolaylaşması ve çeşitli teknolojik aletlerden ulaşılabilir olması ile kontrol altına alınması güçleşmektedir. İnternet kullanımı güvenliği sağlandığı takdirde pek çok bilgiye rahat ve hızlı bir biçimde ulaşım sağlanmasına olanak tanımaktadır. Ancak kontrolsüz kullanımı ise duygusal yaralanmalara, bilişsel zorlanmalara neden olurken yanında fizyolojik problemlere de sebep olmaktadır.

    Duygusal anlamda kaygı ve korku içeriklerine fazla maruz kalmak özellikle somut dönemde olan, soyut düşünceye henüz geçmemiş çocuklarda ki bu grubu ilkokul öğrencileri olarak belirtecek olursak, hayat olaylarına yönelik aşırı duyarlılık ve yoğun korku şeklinde kendini dışarı vurabilmekte. Çocuklar ise bu durumlarla nasıl baş edecekleri konusunda yetersizlik yaşamaktadırlar. Önceden var olmayan ancak yeni ortaya çıkmaya başlayan sizlerin de dikkatinizi çeken bazı yakınmalar söz konusu olabilmekte. Bunlara bakacak olursak, *Odada tek başına kalmamak için çeşitli bahaneler sıralayan,

    *Aydınlık ya da gündüz olmasına rağmen odalar arasında geçiş yapmaktan endişe duyan,

     

    Bilişsel anlamda ise dikkat ve odaklanma süreleri, bu sürelerin niteliği ekran kullanımı dolayısıyla etkilenmektedir. Oyunlara ve videolara bakıldığında oradaki amacın 

    dikkatin orada kalması ve videonun izlenmesine ya da oyunun oynanmasına devam edilmesi şeklinde olacağını fark etmek mümkündür. Videolar söz konusu ise bir sonrakine tıklamak için bir ipucu ve merak uyandırma söz konusuyken, oyunlarda ise çoğunlukla bir sonraki seviyeye geçme, maddi ya da teknolojik değeri olan bazı nesneleri toplamak yolu ile sürekli yeni bir uyaranın verildiğini görmek mümkündür. Sıklıkla gelen yeni, renkli, merak uyandırıcı ve canlı uyaranlar ne var ki hayat akışında oyun ya da videolarda olduğu kadar yoğun olmamaktadır. Dolayısıyla çocuk ve gençlerde sıklıkla karşılaşılan bazı durumlar gözlenmekte. Bunlar: 

    *Günlük yaşamdan sıkılan, adapte olamayan, 

    *Boş zamanlarını geçirecek aktivite yaratma ve bulma güçlük çeken, 

    *Hayat etkinliklerinden keyif almayan, 

    *Buna bağlı olarak alacakları keyfi tamamen teknolojik aletlerden edinmeye yönelik bir tutumun geliştiği kısır döngü ile yaşayan bireyler haline gelmeleridir. 

    Fizyolojik anlamda ise bazı çocukların ve gençlerin bağımlılık düzeyinde teknoloji kullanımı onları yürüyüş, fiziksel oyunlar oynama, akranları ile grup halinde koordinasyon gerektiren etkinliklerden uzaklaşmalarına neden olmaktadır. Sürekli oturmak, sabit bir biçimde tek bir uyarana odaklanmak hareket alanını kısıtlamaktadır. Erken yaşlarda maruz kalmaya başlamak ve TV-Tablet-Telefon üçgeninde yoğun zaman harcamak; 

    *Bedensel gelişimi, 

    *Dil gelişimi, 

    *Bedensel koordinasyon becerisinin gelişimi ile ilgili güçlükler söz konusu olabilmekte. 

    Ne yazık ki bazı tehdit içerikli uyarıcılar, kendilerine zarar vermeyi öğütleyerek ciddi fizyolojik ve psikolojik zararlara yol açmaktadır. 

    Sosyolojik anlamda ise tüm bunlara ek olarak yoğun bir biçimde maruz kalınan şiddet içerikli oyun ve videolarda aşina olunan davranış biçimine bürünmek ve bunu normal olarak algılamak söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla sergilenen davranışlar sosyal ilişkileri etkilemekte, yalnızlaşmaya neden olabilmektedir. 

    *Arkadaşları ile geçinemeyen 

    *Sıklıkla şiddet içerikli oyunlar oynayan bunları günlük hayata da taşıyan çocuklar sosyal uyum açısından güçlük yaşayabilmektedir. 

    DİKKAT! 

    Unutulmamalıdır ki ekran ve internet barındıran tüm aletlerin (tablet, bilgisayar, telefon ve TV) kullanımı söz konusu olduğunda tedbirli davranmak önemli olmaktadır. Çünkü renkli ve sürekli yeni uyaranların geldiği teknolojik dünyada internet kullanımının kontrolünü doğrudan çocuklara bırakmak uygun değildir. Aileler bu konuda gerekli adımları atmalı; izlenen videoları ve oyunları takip etmeli, güvenli internet kullanımına çocukları sevk etmelidir. Tüm bu aletlerle geçirilen zaman önceden belirlenmeli ve çocuğa bir yasak olarak tanıtılmamalıdır. Sağlıkları ve güvenlikleri ile ilgili yaşlarına uygun olacak biçimde açıklama yaparak kullanım sağlanmalıdır.

  • Çocukların Ruh Sağlığını Kurban Etmeyelim

    Çocukların Ruh Sağlığını Kurban Etmeyelim

    Bayramlar çocuklar için ailedeki herkesin bir araya geldiği, sınırsız şeker ve tatlının tüketildiği, aile büyüklerinden alınan harçlıklarla mutlu olunan güzel günlerdir. Medyada ya da çevrelerinde gördükleri kurban kesim sahnelerinden çocuklarımızı koruyamazsak; bayram, çocuklar için birer travma olabilir. Kurban kesmenin anlamı ve bayram denildiğinde içinde bulundurduğu kavramlar çocukların içinde bulundukları gelişim basamakları göz önünde bulundurularak anlatılmalıdır.

    Kültüre ve Yaşa Göre Etkiler Değişiyor:

    Çocukların kurban kesimini görmemesi ve sonucunda oluşabilecek olası olumsuz etkiler, çocukların yaşadıkları bölge ve kültüre göre farklılıklar gösterebilmektedir. Hayvancılıkla uğraşan bölgelerde, daha önce defalarca hayvan kesimini gören çocuklar, kurban bayramında hayvan kesimini gördüğünde, şehirlerde yaşayan ve eti sadece markette gören çocuklar kadar olumsuz etkilenmeyebilirler. Fakat genel olarak çocuklara kurban kesme davranışı anlatırken ve dikkat etmemiz gereken noktalar yaş gruplarına göre değişmektedir.

    Çocuklara Kurban Bayramının Anlamını ve Güzelliklerini Anlatın:

    Okul öncesi dönemdeki çocuklarda soyut düşünme yeteneği gelişmemiştir. Düşünce sistemleri görseldir. Bu yüzden kurban kesiminin dini boyutunu ve ölümü anlamaları zordur. Bu dönemdeki çocuklara detaylı bilgi vermek yerine, kurban bayramının sosyal boyutu üzerinde durmak daha faydalıdır. İnsanların bayramda yardımlaştığını, birbirlerini ziyaret ettiklerini, ihtiyacı olanlara et ve para yardımında bulunulduğu anlatılmalıdır. Özellikle bayram süresince kurbanlarla ilgili etkilenebilecekleri görüntülerden de uzak tutulmalıdırlar.

    Çocuklar Kurbanın Kesim Anını Görmemeli: Çocuğun Kurban Bayramı’nı, kurban kesmenin önemini anlaması için kesimi izlemesi gerekmez. Unutulmaması gereken, çocukların bayramın soyut kısmını anlamlandırmaya başlasalar bile, yaşı ne olursa olsun, bir çocuğun kesim anını görmemesi daha sağlıklıdır. Kurban Bayramı sonrası uyku bozuklukları, korkular, güvensizlikler, gece ıslatmaları nedeni ile başvurular artıyor. Böyle durumlarda uzman yardımı almak doğrudur. Özel kesim yerlerinin olduğu, kesim için birçok seçenek sunulduğu günümüzde hayvanları acı çektirerek kesmek ve bunu çocuklara izlettirmek bir gelenek olamaz.

    Kesim sırasında çocukların olumsuz etkilenmesinin önüne geçmek için ebeveynlerin dikkat etmesi gereken hususlar:                                                                                                      

    Soyut düşünme kavramına erişmeyen çocuklar kurban kesimini dini bir görev olarak değil, bir cinayet veya vahşet olarak algılayabilirler. Hayvanın gözlerinin ve ayaklarının bağlanarak çaresiz bırakılması, çocuklarda duygusal yönden çöküntüye neden olabilir. Tersi bir etki de yaratabilecek bu durum sonucunda çocuklarda saldırgan tavırlar uyanabilir ve bu durum çocukların başka hayvanlara zarar vermesine neden olabilir. Öldürme bilincine sahip olmayan bir çocuğun yanında ebeveynleri tarafından bir hayvanın kesilmesi veya kesilmesine müsaade edilmesi, çocuk tarafından hayvanların öldürülmesinin doğru bir davranış olarak algılamasına neden olabilir. Ayrıca bu durum çocuklarda et yememeye sebep olabilir. Kurban kesimine şahit olan çocukların uyku düzenleri bozulabilir, kâbuslar görebilir ve hayvanlara karşı görüşleri tamamen değişebilir. Çocuklara özellikle bayram haftası süresince haber bültenleri de seyrettirilmemelidir. Kurban kesiminde ebeveynler çocuklarına karşı açıklayıcı ifadeler kullanmalıdır.                                                                                                                        Herkese sevgi, barış, anlayış, huzur ve sağlık dolu bir bayram dilerim.

  • Geleceğimiz İçin Spor

    Geleceğimiz İçin Spor

    Baharın gelmesi ile birlikte çocuklarımızın hem gelişimi ve büyümesini desteklemek hem de keyifli ve kaliteli zaman geçirmesini sağlamak için onları spor aktivitelerine yönlendirebiliriz. Araştırmalar, sporun beden gelişiminde ve psikolojik açıdan çok faydası olduğunu da gösteriyor. Sporun sadece bir eğlence ya da boş zamanda yapılan bir etkinlik değildir, olmamalıdır.

    İşte sporun psikolojik faydaları:

    Özgüven: Spor yapmak çocukların kendilerine olan saygısını (özsaygı) ve özgüvenini olumlu yönde etkiler, geliştirir. Tenis, yüzme, basketbol vb. herhangi bir spor alanında aktivitelerde bulunmak çocukların kendini geliştirmesini sağlar. Bugüne kadar bu konuda pek çok araştırma yapılmıştır ve sonuçları göstermiştir ki spor yapan çocukların kendileri hakkındaki duygu ve düşünceleri pozitif yöndedir. 

    Özellikle psikolojik problemler yaşayan (kaygı, uyum sorunları vs.) çocukların spor aktivitelerine yönlendiklerinde problemlerinde düzelme ve azalma görülüyor. Araştırmalar, spor esnasında yapılan fiziksel egzersizlerin yüksek düzeyde olmayan depresyon ve kaygıyı belirtilerini azaltmaya yardımcı olduğunu göstermektedir. Özellikle fazla egzersiz seviyelerinde stresle karşı karşıya kalındığında daha az sağlık problemleri gözlenmekte ve çocukları stresin sebep olduğu sağlık şikayetlerine karşı korunduğu bilinmektedir. Spor sürecinde beyinden salgılanan hormonlar rahatlatıcı ve keyif verici özellik taşımaktadır.

    Kişisel Gelişim; Spor ile uğraşmak çocuğun kişilik gelişimini de olumlu yönde etkiler. Çocuklar kurallara uymayı, paylaşmayı, iletişimi, öfke kontrolünü, problem çözme yeteneğini, zamanı yönetmeyi ve daha birçok beceriyi sporla öğrenir. Kişisel gelişimi için dersler alır.

    Sosyalleşme/Arkadaş edinme; Sporun pozitif etkilerinden biri de arkadaş edinmeyi sağlamasıdır. Özellikle daha içe dönük olan çocuklar arkadaş edinmek konusunda sıkıntı yaşayabilir ve bu durum onları üzgün ve dışlanmış hissettirebilir. Bir spor takımının üyesi olmak beraberinde arkadaşlıkları da getirir.  Arkadaş edinme becerisini geliştirir. Antrenmanlar ve ortak amaç takım üyelerini birbirine bağlar. Çocuklar bu sayede sosyal becerilerini geliştirirler.

    Becerilerin Kazanılması: Bir sporla uğraşmak, çocuklara liderliği, takım çalışmasını ve iş birliğini, bir toplum veya topluluk içinde nasıl davranacağını (toplumsal yaşam becerileri) da kapsayan pek çok önemli hayat becerilerini öğretir. Özellikle futbol, basketbol ve voleybol gibi takım sporlarında liderlik, takımdaşlık ruhu doğal olarak çocuğun üstlenmesi gereken bir rol olarak karşısına çıkar. Ayrıca stresle baş etmeyi, hedef belirlemeyi ve bir hedefe ulaşmak için neler yapılması gerektiğini öğrenirler. Akranlarıyla iyi iletişim kurmayı öğrenirler. Çocuklar bir sürü tecrübe edinirler. Bütün bu tecrübeler, onları bütün yaşama hazırlar. Hayatın birçok alanında avantajlı duruma gelirler.  

    Beden algısının olumlu olması: Özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin beden algıları genellikle olumsuzdur. Bedenleri ile uğraşırlar ve hep kusur bulma eğilimdedirler. Spor ile ilgilenenler daha sağlıklı, daha fit bir bedene olacaklarından daha olumlu hislerle ve özgüvenle bu dönemi geçireceklerdir. Erken yaşta spor alışkanlığı kazanıldığında çocuklar internette zaman geçirmek veya TV izlemek gibi pasif aktivitelerden ve kötü alışkanlıklardan uzaklaşacaktır. Düzenli sporla birlikte obezite ya da yeme bozuklukları gibi sorunları yaşama ihtimali de ortadan kalkacaktır.

    Akademik Kazançlar; Spor hayatının içinde olan çocuklar, akranlarından akademik olarak daha iyi bir performans sergilemektedirler. Çünkü sporla uğraşmak konsantrasyonu arttırır. Odaklanabilen, dikkatini sürdürebilen, disiplinli çalışmayı başarabilen (her spor disiplinli çalışmayı/ antrenmanları gerektirir.) çocuğun zihinsel performansı da artmakta ve anlama-kavrama sürecini hızlanmaktadır. Araştırmaların sonucunda, sporla uğraşan kişilerin beyinlerindeki sinir dokularında üretimin arttığı (nörotrofin) ve proteinlerin sinir sisteminden salgılanmasına yardımcı olduğu bulunmuştur. Bu durum da unutkanlık ve ileriki yaşlarda olası demans, Alzheimer gibi hastalıkların oluşmasını azaltmaktadır.

    Yetişkinlerle İlişkiler; Çocuklarla yetişkinlerin ilişkileri öğretmenler ve aile üyeleri ile kısıtlıdır. Bu ilişkilerde de, yetişkinler genellikle ve sadece otorite/ disiplin sağlayan rolündedir. Spor, çocukların düşünme şekillerini ve yetişkinlerle iletişim kurmasını da etkilemektedir. Sporla uğraşan çocukları bir amaca ulaşmaları için koçluk yapan yetişkinler (antrenörler), disiplinin yanı sıra çocukları hedefe yönelik desteklemekte ve yetiştirmektedir. Bu koç ve sporcu ilişkisi çocukların diğer yetişkinlerle daha uyumlu ilişkiler kurmalarına ve daha özgüvenli hissetmelerine yardımcı olur. 

    Bütün sporlar çocuklara çeşitli beceriler kazandırmaktadır. Fakat her spor dalının ayrı ayrı bazı becerileri ön plana çıkardığı da göz ardı edilmemelidir. Örneğin: Basketbol, futbol, voleybol liderlik, takım çalışması, paylaşma ve güven ilişkisi, yüzme; hedef odaklılık ve konsantrasyon, atletizm denge ve koordinasyon gibi becerilerini geliştirir. Takım sporları ve bireysel sporların getirileri farklıdır. 

    Aileler çocuklarını yalnızca bir spor dalı ile sınırlandırmamalıdır. Çocuğun isteği dikkate alınmalıdır. Yönlendirilen spor dalında başarılı olamayan ya da o spor dalı için motivasyonu olmayan çocuk, başka bir spora yönlendirilmeli, baskı ile o spor dalında tutulmamalı, ısrarcı olunmamalıdır.  

    Çocuklarınızı yani geleceğimizi bedensel ve psikososyal açıdan daha sağlıklı, daha bilinçli ve kaliteli yetiştirmek istiyor isek onlara sporu sevdirmeli, ekran, bilgisayar ve telefon başından kaldırıp spor salonlarına, çevremizdeki oyun ve spor alanlarına yönlendirmeliyiz. Spor ve sağlık dolu bir yaşam dileğiyle…   

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Toplumumuzda son yıllarda çocuklar için kullanılan sıfatlardan biri de hiperaktif. “Benim çocuğum hiperaktif” ya da “bu çocuk hiperaktif” gibi yorumların çoğu yanlış yorumlardır. Çünkü her hareketli ya da yaramaz çocuk hiperaktif değildir. Aslında hiperaktivitesi olan çocuklara hiperaktif denir ve hiperaktivite bir psikopatolojidir; tam adı “dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu”dur. Dikkat eksikliği ve hiperkativite bozukluğu, çocukluk çağının en sık görülen psikiyatrik rahatsızlıklarındandır. Görülme oranı %4-8 arasındadır. Gün geçtikçe görülme sıklığı maalesef artmaktadır. Erkek çocuklarda daha fazla görülmektedir (3-4 kat). Sebepleri tam olarak henüz anlaşılamamıştır.

    Belirtileri şu şekildedir: Dikkat eksikliği için; detaylara dikkat etmez, sürekli hata yapar, dikkatini korumada sıkıntı yaşar, Doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür, verilen yönergeleri izlemede güçlük çeker, Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker /organizasyon sorunu yaşar, yoğun düşünme gerektiren işlerden kaçınır ya da bu işleri yapmaktan hoşlanmaz, eşyalarını kaybeder, dikkati kolayca dağılır, günlük işlerini unutur.

    Hiperaktivite ve dürtüsellik için; durduğu yerde duramaz; elleri, ayakları kıpır kıpırdır, uzun süre oturmada sıkıntı yaşar, koşar ya da tırmanır, yerinde duramaz, sessizce bir şeyle meşgul olmada sıkıntı yaşar/ sakin bir biçimde, boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır,, motor takılmış gibi veya düz duvara tırmanırcasına hareketlidir, çok konuşur, karşıdaki kişi sorusunu bitirmeden cevabı verir, bekleme gerektiren ya da sırayla yapılan işlerde sıkıntı yaşar, başkalarının sözünü keser.

    Bu belirtilerden altı ve daha fazla varsa mutlaka uzmana başvurmak gerekir. Bu belirtilerin sadece birden fazla ortamda görülüyor olması, en az altı ay boyunca sürmesi ve yedi yaşından önce başlamış olması gerekmektedir. Çocuktaki bozukluğun fark edilmesi ve uzman tarafından tanılanması genellikle okula başladıktan sonra öğretmenlerin aileyi yönlendirmesi ile olmaktadır. Bu konudaki bilgi düzeyi ve bilinçlilik son yıllarda artmıştır. Ancak hala çok geç fark edilme ve tedaviye başlama söz konusudur. Ne kadar erken tanılanıp, tedaviye başlanırsa o kadar iyi sonuçlar alınmakta ve çocuğun yaşadığı problemler aza indirilebilmektedir. Bu bozukluk kısa sürede geçen bir hastalık değildir. Ömür boyu sürme ihtimali yüksektir.

    Bu bozukluğa sahip çocuklar eğlenceli faaliyetlerde bulunurken, televizyon izlerken ve telefon/bilgisayar oyunları oynarken dikkatlidirler ve uzun süre oturabilirler. Bu durum aileleri yanıltabilmektedir.

    Bazı çocuklarda dikkat eksikliği baskındır, hiperaktivite görülmez. Bazen de hem dikkat eksikliği hem de hiperaktivite birlikte görülmektedir. Erkek çocuklarda ikisinin birden görülme olasılığı fazlayken, kız çocuklarda dikkat eksikliği baskın olan tip daha fazla görülmektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu derslerdeki başarıyı düşürür ve sosyal hayatta uyum sorunları yaratır. Belirtiler yaşla birlikte azalma gösterir. Ancak yetişkinlerde görülmez diye bir şey yoktur. Bu bozukluğun yanında öfke-saldırganlık, karşı gelme gibi davranış bozuklukları da görülebilmektedir. Tedavi edilmediğinde: Okul başarısında düşüklük, ileriki dönemde iş hayatında başarısızlık, sosyal ilişkilerde bozulma, madde bağımlılığı, şiddete eğilim, suça yönelme ve diğer psikolojik bozukluklar (depresyon, anksiyete, bağımlılık vb.) görülmektedir. Yapılan araştırmalar, bu kişilerde okulu bırakma, düzenli bir iş sahibi olamama, evliliklerinde problem yaşama, kaza geçirme ya da yapma olasılıklarının daha yüksek olduğunu göstermiştir. Bu nedenle bu bozukluğu ciddiye almak ve uzmanlara başvuruda bulunup doğru tedavinin görülmesi şarttır.

    Bu bozukluğa sahip çocuğu olan aileler, çocuğa anlayışla yaklaşmalıdır. Çocukların bu davranışları isteyerek yapmadıkları, ellerinden gelen bir şey olmadığını kabul etmek gerekmektedir. Ailenin olumsuz davranışları (bağırma, kötü sözler söyleme gibi), arkadaşlarının dışlaması, derslerde başarısız olması nedeniyle bu çocuklarda yetersizlik duygusu, özgüvende düşme ve depresyon gelişebilir. 

    Çocuk için günlük bir program yapılmalı, çocuğunuzun uyandığı, yemek yediği, okula gitmek için evden çıktığı ve yattığı saatlerin her gün belirli ve aynı olması sağlanmalı, çocuğu kalabalık alışveriş merkezleri gibi çok fazla uyarının bulunduğu ortamlardan mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışılmalıdır. Çocuğa yönergeler açık, kısa ve kesin şekilde verilmelidir. 

    Bu çocukların zekalarında bir problem olmamasına rağmen dikkatlerini toplayamadıkları için derslerden geri kalmaları, sınavlardan düşük notlar almaları çok muhtemeldir. İmkanlar dahilinde birebir eğitimle daha iyi öğrenirler. Ödev yaparken ya da ders çalışırken aralar verilmelidir., çalışma süreleri normalden daha kısa tutulmalıdır, küçük parçalara bölünmelidir. Okulda pencere kenarında oturmamaları, öğretmene yakın ön sırada oturmaları iyi olacaktır.

    Çikolata, şeker gibi gıdalardan, enerji veren abur cuburlardan uzak tutulmaları ve spor etkinliklerinde bulunmaları da faydalıdır. 

    Bu bozukluğun tedavisinde davranış değiştirme teknikleri, dikkat attırma çalışmaları, aile eğitimleri ve ilaç tedavisi etkili olmaktadır. Bu süreçte aile, uzman ve öğretmen işbirliği büyük önem taşımaktadır.

    Yapılan birçok araştırma göstermektedir ki 3-6 yaş arasında fazla televizyon izleyen, bilgisayar veya cep telefonuyla oyun oynayan çocukların dikkat ve öğrenmede sorun yaşama oranları daha fazladır. Bu nedenle küçük çocuklarımızın aktivitelerle, eğitici oyunlarla oyuncaklarla zamanlarını geçirmelerini sağlamalı, küçük kapalı mekanlarda/evlerde hareketsiz durmaları yönünde baskı yaparak enerjilerini atmalarını engellememeliyiz.

  • Çocuğa Sorumluluk Kazandırma

    Çocuğa Sorumluluk Kazandırma

    Sorumluluk bilinci, aşamalı olarak gelişen bir beceridir. Hayat ile ilgili öğrenilen tüm diğer beceriler gibi, sorumluluk sahibi olmak için de pratik yapmak gerekir. Sorumluluk duygusunu geliştirmek için anne-babanın; yaşına, cinsiyetine ve kişisel özelliklerine uygun görevleri çocuğun yapmasına fırsat vermesi, istenilen davranışlar için model oluşturması ve çocuğun gösterdiği olumlu davranışları pekiştirmesi gerekir. Ailede sorumluluk bilincini kazanmayan çocuğa ileri yıllarda bunu kazandırmak çok zor bir iştir.

    Özellikle şehirli modern çekirdek ailelerde çocuklar sorumluluklarıyla çok geç yaşta karşılaşmaktalar. Örneğin; Dört yaşında bir çocuk çorbasını çok rahat kendi içebilir. Ama dökme ihtimali vardır. Bununla beraber çocuklar genellikle annelerinin sabrını taşıracak kadar yavaş yerler. Çocuğun etrafı kirletmesini istemeyen ve bir an önce yemek faslını bitirmesini ve sofrayı toplamayı düşünen anne çocuğa yemeğini yedirdiğinde bilinçaltına verdiği mesaj: “Ben yemeğimi kendim yiyemem, annem yedirir. Yemeği yiyecek beceriye sahip değilim.” dir.

    ÇOCUĞA SORUMLULUK DUYGUSU NASIL KAZANDIRILIR?

    Anne-babalar için çocuklarının sorumluluk sahibi olması, daha çok okul hayatı ile birlikte gündeme gelir. Eşyalarına sahip çıkmak, ev ödevlerini yapmak, ders çalışmak bir çocuğun sahip olması gereken en temel sorumluluklardır. Ancak küçük yaştan itibaren sorumluluk bilincini geliştirmek için fırsat verilmemiş çocuğun, sorumluluk bilincini geliştirmek için okul yıllarını beklemek, anne-babaların hayal kırıklığı yaşamalarına neden olabilir.

    Oysa küçük yaşlardan itibaren, çocuğun döküp saçacağını bile bile ona kendi başına yemek yemesine fırsat tanıma, döktüğü oyuncaklarını toplamasını bekleme, kendi odası ve yatağını kabullenmesini sağlama sorumluluk alma sürecinde çocuğu cesaretlendirir ve olumlu yol kat etmesini sağlar.

    YAŞINA UYGUN GÖREVLER VERİN

    Çocukların 2 ve 4 yaş arası alabilecekleri sorumluluklar

    Sofrada tek başına yemeğini yemek,

    Tek başına uyumak,

    El – yüz temizliğini yapabilmek,

    Dişlerini fırçalamak,

    Yardımla giyinmek ve soyunmak,

    Kirli kıyafetlerini sepete atmak,

    Kıyafet seçimi, hazırlanacak yemek, gezmeye gidilecek yer gibi konularda karar sürecine katılmak,

    Oyun oynarken nerede olacağını anne babasına söylemek,

    Oyuncaklarını toplamak,

    Oyuncaklarını korumak,

    Kitap, dergi ve gazeteleri yerine kaldırmak,

    Anne babaların basit getir götür işlerini yapmak,

    Yemek masasına peçete ve kırılmayacak malzemeleri koymak

     

    Çocukların 5 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Eşyalarına iyi bakmak,

    Temiz kıyafetlerini çekmeceye ya da dolaba yerleştirmek,

    Üzerinden çıkardığı kıyafetleri katlayabilmek ve dolabına kaldırmak,

    Saçlarını taramak,

    Yemeğini yedikten sonra tabağını kaldırmak,

    Basit yiyeceklerin hazırlanmasına yardım etmek,

    Oyuncaklarını toplamak

     

    Çocukların 6 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

     Tek başına giyinip soyunmak,

    Sofranın hazırlanmasına ve toplanmasına yardım etmek,

    Yanlışlıkla döktüklerini toplamak,

    Evin toplanmasına yardım etmek,

    Çiçekleri sulamak,

    Sebzeleri yıkamak,

    Kendi ayakkabılarını bağlamak

     

    Çocukların 7 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Çantasını hazırlamak,

    Ödevlerini yapmak,

    Kitaplarını korumak,

    Televizyon izleme saatine uymak,

    Alışverişe yardım etmek

     

    Çocukların 8 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Hatırlatmadan öz bakımını yapmak,

    Yardım almadan banyo yapmak,

    Yardım almadan kurulanmak,

    Odasını toplamak,

    Odasını, dolabını, yatağını ve çalışma masasını düzenli tutmak,

    Okuldan gelen mesajları anne babasına iletmek,

    Dersleriyle ilgili sorumlulukları almak, kimseye söylemeden derslerini düzenli bir şekilde yapmak

     

    Çocukların 9 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Peçeteleri katlayıp masayı tam olarak hazırlamak,

    Kimse söylemeden okul giysilerini değiştirmek,

    Basit bazı tarifleri yemek tariflerini okuyup yemek yapımında yardımcı olmak,

    Kardeşleri varsa onlarla ilgilenmek (yemek yemesine, giyinmesine yardım etmek vb.),

     

    Çocukların 10 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Kendi yatak çarşaflarını değiştirmek,

    Çamaşır makinesini çalıştırmak,

    Yardım almadan bulaşık makinesini yerleştirmek ve çalıştırmak,

    Listelenmiş malzemeleri bakkaldan kendi başına almak,

    Kendi randevularını (dişçi, antrenman gibi) takip etmek,

    Doğum günü ya da özel günleri planlamak,

    Basit yaralanmalarla başa çıkmak,

    Kimse söylemeden belirli görevleri yerine getirmek,

    Para biriktirip uzun vadede almak istediklerini planlamak

  • Karne Kaygıya Dönüşmesin

    Karne Kaygıya Dönüşmesin

    Sevgili anne ve babalar; karnelerin hazırlandığı ve yaz tatilinin yaklaştığı bu günlerde karnesini sevinçle bekleyen öğrenciler olduğu gibi karne nedeniyle stres yapan hatta depresif semptomlar sergileyen öğrencilerin varlığı aslında bu dönemde yapılması gerekenler konusunda bilinçlenmenin önemini gösteriyor.

    KOŞULSUZ SEVGİ TEMEL BİR İHTİYAÇ VE HAKTIR.

    Çocuklar aileleri tarafından koşulsuz sevilmeye dair çok temel bir ihtiyaca ve hakka sahiplerdir. Bu ihtiyaçla beraber karne gibi değerlendirme sonuçlarına karşı aileleri tarafında başarılı oldukları sürece sevilecekleri, başarılı olamadıklarında ise ailelerinin beklentilerini karşılayamadıkları için onların sevgisini kaybedeceklerini düşünerek kaygılanırlar. Öncelikle çocuğunuzun karnesini görmeden ona, onu çok sevdiğinizi ve karne sonuçlarının durumu asla değiştiremeyeceğini ifade edin.

    KARNE SONUÇ ODAKLI BİR ÖLÇÜMLEMEDİR.

    Karne ile öğrencinin bir dönemlik çalışma performansı ve başarısı değerlendirilmeye çalışılsa da sonuç odaklı bir eğitim sistemimizin olduğunu unutmamak gereklidir. Yani sistem çocuğun ders dinleme çabasını, dersi öğrenme gayretini, öğrendiklerini hayatına katma ve içselleştirme yeteneğini kapsamlı bir şekilde ölçmemektedir. Sistem, sınavlarla çocuğa yönetilmiş soruların o anlık cevaplanma oranı üzerine bir başarı tespiti yapabilmektedir. Yani sınavlarla ölçümlenemeyen bir öğrenme gayreti, sınavlarla ölçülen bilgiyi olumsuz etkileyen stres ve performans kaygısı gibi değişkenlerin varlığı öğrenciyi ve karne notlarını değerlendirirken hep göz önünde tutulmalıdır.

    ANNE BABALARIN SÜREÇ ODAKLI OLMASI GEREK…

    Eğitim sisteminin sonuç odaklılığına karşın anne ve babaların süreç odaklı olup, çocuklarını tüm süreç boyunca takip etmeleri, motive etmeleri ve sonucu buna göre okumalarını öneriyorum. Yani yıl içerisinde “Şimdi çalışma sen, karne günü görüşeceğiz.” demek çok büyük bir hatadır. Çünkü çocuklar uzun vadeli sonuçları planlayamazlar. Bu sebeple yetişkinlerin anlık davranışlarına ilişkin uzun vadeli sonuçlar hakkında bilgi verici ve rehber konumunda olmaları çocukların başarısını arttıracaktır.

    BAŞARISIZLIK BİR DENEYİMDİR.

    Karne notları ile hedeflediği başarıyı tutturamayan öğrencilerin bu başarısızlık duygusundan deneyimle ayrılarak neyi yapmamaları gerektiğini öğrenmesi için yine ailelerin rehberliği çok önemlidir. Aile başarısızlığa değil nedenlerine odaklanarak çocuğu sorgulamaya yönlendirmelidir. 

    ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİĞE DİKKAT!

    Eğer öğrenci gerçekten çaba göstermiş ve sınav kaygısı, stres, hastalık gibi sebeplerden süreci iyi yönetemediği için çabasını karne notlarına yansıtamamışsa öğrencinin “öğrenilmiş çaresizlik” dediğimiz ne yaparsam yapayım başarılı olamıyorum duygusuna kapılmaması olasıdır. Bu çok tehlikeli bir çıkarımdır. Öğrencinin çalışmaya karşı motivasyonunu ileriye dönük ortadan kaldırabilir. Bu yüzden böyle bir durumun yaşandığını düşünüyorsanız, çocuğunuza notlarıyla ilgili tabloya gerçekçi bir yerden bakmasını sağlayın, olumlu ve güçlü yanlarına dikkat çekin, çabasıyla gurur duyun.. Sınav kaygısı gibi psikolojik bir sebebe bağlı başarı düşüklüğü için de profesyonel destek almaya yönlendirin.

    KIYASLAMA YAPMAYIN!

    Karnelerin alınmasıyla birlikte notları iyi çocuklar da notları kötü çocuklar da olacaktır. Çocuğunuzu bireysel değerlendirin. Arkadaşlarıyla, kardeşleriyle, kısacası diğerleriyle karşılaştırmayın. Karşılaştırma, çocuğunuza kendini değersiz ve yetersiz hissettirir. Bu değersizlik hissi uzun vadede motivasyonunu olumsuz etkileyecektir. Çocuğunuz kendini başkalarıyla kıyaslarsa kendini değerlendirmeye yönlendirin, kendine odaklanmasını sağlayın. Başarı kişisel bir yerde kalırsa sağlıklı ve geliştirici olur.

    HER ÖĞRENCİ TATİLİ HAK EDER.

    Çocuğunuz hiçbir gayret göstermemiş olsa bile her sabah okula gitmek ve tam bir mesai süresi içinde orada belirli kurallara uygun yaşamak bir disiplin işidir. Sırf bu sebepten ötürü dinlenmeyi hak etmiştir. Sonuç ne olursa olsun çocuğunuza iyi ve verimli bir tatil imkanı sunmaya çalışın. Teknolojiden uzak, yaratıcılığını geliştiren etkinliklerle dolu bir program yapmaya gayret edin. Yaz tatili için her yaştaki öğrenciye verilebilecek en yararlı öneri ise kendi ilgisine uygun kitap okumaktır. Değerlendirilmeden, sadece keyif için kitap okumayı başaran öğrenci hayatı boyunca onu geliştirecek bir alışkanlığın tohumlarını atmış olacaktır.

  • Sakin Ol!

    Sakin Ol!

    Her birey birbirinden farklıdır, öyle ki çocuklarda birbirlerinden farklıdır. Ancak, meraklı olmak hepsinin ortak özelliğidir. Öğrenmek isterler, araştırmak isterler, sorgularlar. Bazı çocuklar meraklı olma süreçlerinde sakin olabilirler, sınırlarını bilirler; bazı çocuklar ise bu süreçte zorluk yaşayabilirler. Bu zorlukların yaşanma sebebi; bazen genetiktir, bazen mizaç özelliğidir bazen ise anne ve baba tutumundan kaynaklanır. Ama hepsinin de bir çözümü, süreci kolaylaştıran yöntemleri vardır. Bu süreçte önemli olan farkında olmak, yanında olmak, kabul etmek ve birlikte yol almaktır.

    Zorluk yaşayan çocuklar, tahmin ettiğiniz üzere, özel durumları olan çocuklardır (hareketli olma, hiperaktivite veya dürtüsel). Çocuklar bu süreçte sürekli olumsuz pekiştireç aldıkları için yorulurlar ya da aksi davranış sergilerler. Böylece iki tarafta yıpranır. Fakat süreci ve durumu, dev dalgalar olarak düşünecek olursak; dalgaların üstüne koşamazsınız, yürüyemezsiniz, sörf tahtanızla içine giremezsiniz, dev dalgalar ile birlikte hareket etmeyi öğrenmemiz gerektiğini daha iyi anlayabilirsiniz. Öncelikle çocuğunuzun bu özelliklerini siz kabul etmelisiniz ki çocuğunuza da kendi durumu hakkında farkındalık kazandırabilesiniz. Farkındalık kazanan çocuk, kendi duygusunun, düşüncesinin ve davranışlarının da farkına varır. Böylece, nedenini daha çabuk kavrar. Ancak, çocuğun farkındalık kazanabilmesi için anne ve babanın çocuğunu kabul etmesi gerekir. Kabul etme davranışı; çocuğun her türlü duygusunu, her türlü davranışını, her türlü düşüncesini yargılamadan kabul etme demektir. Kabul edilen çocuk, yanında olunduğunu, sevildiğini hisseder; ki bu da değişimin başlaması için fitilin ateşlendiği anlamına gelmektedir. Kabul etme ve çocuğun kendisinin kabul edildiğini anlama süreci zaman alır. Çocuğunuza durmasını öğretme sürecinde, sabırlı olmanız gerektiğini hiçbir zaman aklınızın ucundan çıkarmamanız gerekmektedir.

    Birlikte yol alırken; çocuğunuzla geçirdiğiniz ve kimsenin sizi rahatsız etmediği süreleri arttırın. Çocuğunuza, onu sevdiğinizi ve sizin için ne kadar değerli olduğunu hissettirmekten korkmayın. Bireysel vakitlerinizde; nefesinize odaklanın, konsantre olun, birbirinizi daha yakından tanımaya çalışın ve sonra “SAKİN OLMA” etkinliklerinize başlayabilirsiniz. İç dünyasında olup bitenleri, sizin yargılamadan dinleyeceğinize inanmalıdır. İç dünyasında yaşadıklarını deneyimledikçe; sorular sorun, nefes alıp vererek rahatlamasını öğretin, dikkatini hedeflerine değilde ana yönelmesini sağlayın, bedenine odaklanmasını ve bedenindeki değişmeni farketmesini sağlayın, bedeninin verdiği ipuçlarını yakalayarak sınırlarını keşfetmesini öğretin,  dikkatini farklı bir yöne çevirdiğinde işlerin nasıl daha kolay çözüldüğünü anlatın… Kabul etme, anlayış gösterme ve birlikte yol almada; yaratıcılığınıza güvenmelisiniz; duygularının resmini yapmak, patlayacak gibi hissettiği duygularla nasıl baş edeceğini gösteren dramalar uygulamak, duygularını anlamlandırabilmesi için renklerden yararlanmak, düşüncelerin ne olduğunu anlatmak için hayaller kurmak, gibi.

    Uzun yolculuğunuzda, keyifli bir rota belirlemenizi ve sabırlı olmanızı hep aklınızın bir köşesinde tutmanızı dilerim…

  • Çocuklarda Cinsel İstismar

    Çocuklarda Cinsel İstismar

    Geçmişten bugüne baktığımızda değişmeyen tek şeyin çocuklarda cinsel istismarın gün geçtikçe artmasıdır. Çocukların yaşamış olduğu istismar ve ihmalin genellikle bir yetişkin yada kendi yaşıtları tarafından suistimal edilme durumudur. Ebeveynlerin duygusal ihmali ve baskıcı yapısı da yaşanan istismarları ne yazık ki önleyememektedir. Çocuklarda cinsel istismar daha gelişim çağında başlamakta ve ergenliğe kadar devam etmektedir.

    Cinsel istismara uğramış çocuklarda hem duygusal hemde fizyolojik belirtilerle beraber buna eşlik eden davranışsal sorunlarda ortaya çıkmaktadır. Genellikle bir çocuğun istismar edildiği kolay bir şekilde anlaşılmaz. Bu durum cinsel istismarı yapacak kişiler tarafından rahatlıkla kullanılabilecek bir durum haline gelir. Aileler çocuklarını cinsel istismardan korumak için öncelikle gerekli duyurulara kulak asmalıdır.

    Cinsel İstismarın Çocuklar Üzerindeki Etkileri

    Cinsel istismarın çocuklar üzerinde oldukça yıkıcı etkileri vardır. Genellikle travmaların altında bulunan nedenler istismara dayanmaktadır. Aynı zamanda bir çok patolojik rahatsızlıkları da beraberinde getirmektedir. İstismar ve ihmali yaşayan çocuklar psikolojik sorunları yaşamaya daha yatkın olurlar. Bu durum çocukların başa çıkma yöntemlerinden, savunma mekanizmalarına kadar etkilemektedir. Bir çocuğun cinsel istismara ve ihmale uğramış olması onun tüm hayatını etkileyebilmektedir.

    Sosyal hayatında içe çekilme durumu yaşayabilir aynı zamanda çok aktif bir hayat döngüsüne de sahip olabilir. Yaşanılacak dengesiz tutumları da beraberinde getirmektedir. Cinsel istismar mağduru çocuklar yetişkinlik dönemlerinde cinsel sorunlarla da karşılaşabilmektedir. Çocuklar cinsel istismar ve ihmal sonucunda ruhsal anlamda sosyal içe çekilme ve travma sonrası stres bozukluğu gibi patolojik sorunlar yaşayabilmektedir. Cinsel istismar ve ihmal oldukça riskli bir durumdur. Bu yüzden her ailenin bu konuda oldukça hassas ve bilinçli olması gerekmektedir.

    Önlemek İçin Neler Yapılmalıdır?

    Öncelikle cinsel istismar ve ihmal konusu üzerinde bireyler bilinçlendirilmelidir. Bilinmelidir ki ilk eğitim ailede başlar. Bunun farkında olan bireyler çocuklarını daha sağlıklı yetiştirebilir. Fakındalık sahibi aileler sayesinde çocuklar cinsel istismarın ve ihmalin tespiti açısından oldukça önemli bir rol oynar. Bir durum hakkında bilgi sahibi olmak oluşacak tüm sorunların önlemi açısından değerlidir. Aileler çocuklarını bu konuda bilgilendirdiği noktada daha

    anlaşılabilir noktaya gelebilir. Sorunun tespiti açısından çocuklar bilgi sahibi olacağından yaşacakları bu durumu kolaylıkla dile getirebilirler. Bu da sürecin daha sağlıklı atlatılabilmesini sağlar.

    Cinsel istismarı ve ihmali sadece çocuklar için düşünmemek gerekir. Buna maruz kalan yetişkinlerde dünya genelinde oldukça fazladır. Bu noktada gerekli mercilere başvurmaları ve sessiz kalmamaları gerekmektedir. Cinsel istismar mağduru bireyler buna sessiz kaldığı aşamada bu sorun gün gittikçe daha da artmaktadır.