Bir carpisma aninda cocugunuzu kucaginizda tutmaniz mumkun degildir. Motorlu araç kazaları bebeklerde ve çocuklarda önemli bir ölüm nedeni olmaya devam etmektedir.
ölümcul kazalarin %30unun dusuk surat yada yakin mesafelerde oldugu unutulmamalidir.
1-Tüm çocuklar 2 yaşına kadar yüzü araç yönünün tersi olacak şekilde araç koltuğunda oturtulmalıdır.
2-Dört yaşına kadar tüm çocuklar yüzü araç yönünün aynı olacak şekilde araç koltuğunda oturtulmalıdır.
3-Sekiz yaşına kadar tüm çocuklar araç koltuğu veya yükseltici ile aracın kendi emniyet kemeri bağlanarak oturtulmalıdır.
4-Yükselticiye gerek kalmadığında(genellikle 8-12 yaş) çocuklar arka koltukta, aracın emniyet kemeri takılarak oturtulmalıdır.
Ayrıca;
13 YAŞINA KADAR TÜM ÇOCUKLAR ARKA KOLTUKTA OTURMALIDIR
UNUTMAYINIZ HER İLERİ AŞAMAYA GEÇİŞTE KORUNMA AZALMAKTADIR, ONUN İÇİN MÜMKÜN OLDUĞU KADAR BU GEÇİŞLERİN ARASINI UZATINIZ.
Sınav kaygısı, bir çok öğrenci için her şeyin bir nokta da düğümlendiğini düşündüğü, varlık ve yokluk sınırında kalmışlık hissidir.Bu sınav geçilecektir. Geçilmez ise her şeyini kaybedecek noktadır. Bu nedenlesınav kaygısıbir çok öğrencinin ve ailenin hayatını karartmaktadır.
Sınav kaygısıyaşan kişiler sınava, derse konsantre olamazlar. Tek bir sınav hayatlarının odağında yer almaktadırlar. Kaygı belirtileri sınavdan önce başlamaktadır. Sınavın büyüklüğüne ve önemine göre günler ve haftalar öncesinden belirtileri başlamaktadır.
sınav kaygısı
Sınav kaygısıbelirtileri nelerdir?
Günler öncesinden başlayan uykusuzluk, gece kabus görme, iştahsızlık, gerginlik, yerinde duramama, depresif ruh hali, konsantre olamama, sınav anında ellerde, ayaklarda titreme, huzursuzluk, okuduğunu anlayamama, kusma, bayılma görülebilmektedir.
Sınav kaygısı neden oluşmaktadır?
Eğitim sisteminden kaynaklanan sorunlar. Maalesef ülkemizde bir çok önemli kazanım tek bir sınava bağlanmaktadır. Lise geçiş sınavı, bursluluk sınavı, üniversite sınavı gibi. Bu kadar önemli sınavın yılda, bazen yaşamda bir kez olması, tekrarının olmaması öğrencilerde büyük bir gerilime yol açmaktadır.
Ailelerin tutumu. Bir çok aile eğitim konusunda çocuklarına çok büyük baskı yapmaktadırlar. Çocuklarından yapamayacakları kadar büyük başarı talepleri olmaktadır. Bunu gerçekleştirmek için ise yoğun bir motivasyon süreci, çocuklarının kendi gerçek performanslarının dahi ortaya çıkmasına engel olmaktadır. Ayrıca aileler çocuklarına “bu sınav çok önemli, kazanamazsan aç kalırsın” gibi gerçekle hiç ilişkisi olmayan cümleler kurarak yoğun bir kaygı yaşamalarına neden olmaktadırlar.
Bireysel faktörler. Bazı çocuklar bireysel olarak daha duyarlı, hassas, olayları gerçeğinden daha çok önemseyen ve abartan bir kişilik yapısına sahiptirler. Bu nedenle bazıları için basit, sıradan bir sınav onlar için ölüm kalım yarışına dönmektedir.
Sınav kaygısı ile nasıl baş edilir?
Kanımca burada en önemli nokta öğretmen ve ailelerin sınavın önemi notasında gerçekci olmaları gerekir.Okul hayatının başından beri sınav ve okul başarısı konusunda abartılı ve ısrarcı tutum, davranış ve sözlerden uzak durmaları gerekir. Bu sayede çocuklarımızın bilinç altında olumsuz düşünceler yerleşmemiş olur.
Bir başka nokta sistematik ve bilinçli çalışma ders ve sınav başarısını arttıracaktır. Burada rehber ve danışman öğretmenlerden yardım alınabilir. Bu sayede çocuğumuzun okul başarısı artacağı için bir sonraki sınavadaha öz güvenli girecektir.
Eğer bu kaygı patolojik bir boyutta ise yetkin bir ruh sağlığı hekiminden yardım almak yerinde olacaktır.
Çocuğunuza tuvalet eğitimi kazandırmadan önce insan gelişimini iyi bilmemiz gerekir. alt ıslatma, büyük tuvaletini altına yapma, insan gelişiminin bir parçasıdır.Bebeklik ve ilk çocukluk döneminde alt ıslatılması, büyük tuvaletini altına yapma son derece normal bir davranıştır.
Çocuklar büyüdükçe kaslarını kontrol etmeye başlar. Davranışlarının sonuçlarını görmeye, toplumsal olanlar ile toplum tarafından kabul edilmeyen davranışların ayrımını yapmaya başlar. Bu dönemde tuvalet eğitimini önem kazanmaya başlar. Aileler kendi çocukları için bir an önce tuvalet eğitimi kazansın isterler. Ancak her çocuk için tuvalet eğitimine başlama yaşı olarak standart bir değer, yaş belirlemek zor olmakla birlikte 2 yaş vesonrasında daha kolay bir kontrol kazanmaktadırlar.
Tuvalet Eğitimi
Tuvalet Eğitimi İçin Ne Yapmak Gerekir?
Bir kere şunu çok iyi bilmeliyiz. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu eğitim için kesin bir yaş ve dönem belirlemek zordur. Ancak büyük, küçük tuvalet yapması, gündüz ve gece altına kaçırması olarak farklı kriterler belirlemek gerekir. Bir çocuk için genel olarak 3-4 yaş civarında gündüz tuvalet kontrolünü sağlaması normaldir. Gece tuvalet kontrolü için ise 5-6 yaşına kadar kazanmamış ise bir üroloğa gitmekte fayda vardır.
Bazı Çocuklar Neden Tuvalet Kontrolü Sağlayamaz?
Gelişimsel sorunlar: bazı çocuklar diğer çocuklarla aynı yaşta olmalarına karşın aynı gelişim evresinde olmayabilirler. Örneğin her iki çocuk da 3 yaşında olmana karşın birisi gelişim olarak 6-9 ay daha geriden geliyordur.
Mesane büyüklüğü yeterli büyüklükte değildir.
Kas kontrolü yeterli düzeyde değildir.
Öğrenme sorunları vardır.Çocuk bu öğrenmeyi gerçekleştirecek yeterli zeka seviyesine sahip değildir.
Dikkatve farkındalık , motivasyon sorunu vardır.
Hastalık ya da enfeksiyon olabilir
Tuvalet Eğitimi Kazandırılırken Aileler NelereDikkat Etmelidir?
a-Her çocuk bir diğerinden farklıdır. Her çocuk bir öğrenmeyi aynı dönemde gerçekleştirmeyebilirler. Bunu bilerek eğitime başlayabilirler.
b-Aileler bu eğitimi verirken kesinlikle baskıcı olmamalıdırlar. Yumuşak ve zamana yayarak eğitim vermelidirler.
c-Çocukları altına kaçırdıkları durumlarda onları utandıracak söz ve eylemlerden kaçınmalıdırlar.
d-sert, baskıcı ve fervi söz ve hareketlerden kaçınmalıdırlar.
f-Çocuğunuzun tuvalet eğitimi kazanamaması fizyolojik bir sorundan yada bir hastalıktankaynaklanabilir. Bir uzmana gitmeniz gerekebilir.
Oyun terapisi: 3-11 yaş arası çocuklara uygulanır ve çocuğun oyunla kendini doğal yoldan dışa vurmasını temel alır. Nasıl ki yetişkin bireyler kendilerini konuşarak ifade edip, duygularını dışa vuruyorlarsa, çocuklar için de oyun duygu ve sıkıntılarını dışa vurma aracıdır. Oyun terapisi ile simgeler çocuğun iç dünyasını yansıtma araçlarıdır. Oyuncaklar çocuklardaki korku, kaygı, fantezi, suçluluk duygusu gibi duygularını aktarabildikleri araçlar haline gelir. Yönlendirilmiş veya yönlendirilmemiş şekilde uygulanan oyun terapisinde çocuk yaşadığı problemlerin üzerinde çalışma şansı elde eder. Oyun Terapisi nin amacı çocuğun daha az acı çekmesini sağlamak, travma ve fobileriyle baş etmesini (boşanma, hastalık, başarısızlık korkusu, istismar vb. durumlar için), hayata uyum sağlamasını kolaylaştırmaktır. Terapi sürecinde terapist çocuğu dinler ve anlaşılmış hissetmesini sağlayarak daha güvenli bir çerçeve oluşturur. Terapi çocukların kendilerinin olduğu gibi kabul edildikleri ve korundukları yerdir. Oyun terapisti çocuğa davranışlarıyla ilgili sık sık bilgi verir ve davranışlarıyla ilgili ona saygı duyduğunu hissettirir.
Oyun Terapisi
Oyun terapisi, çocuğun takıldığı gelişim aşamasında gerekli iyileşmeyi sağlayarak bir sonraki gelişim aşamasına geçmesine ve iç dengesini kurmasına yardımcı olur. Oyun terapisi, endişe, korku, takıntı, düşük özgüven, çekingenlik, dürtüsellik, saldırganlık, topluma-okula uyum sorunu, davranış problemleri, uyku- yeme-tuvalet sorunları için uzmanların sıkça kullandığı bir terapi tekniğidir. Oyun terapisi, cinsel davranışlarla aşırı meşgul olan, fiziksel nedeni olmayan mide bulantıları veya baş ağrılarından şikayet eden, içe dönüklük ve mutsuzluk belirtileri gösteren, arkadaş edinmekte güçlük çeken, yaşıtları veya kardeşleriyle sıkça kavga eden, başkalarına zorbalık eden veya başkaları tarafından zorbalık gören, kendini savunamayan, özellikle de oyun oynamayan ve oynamasını bilmeyen çocuklar için kullanılan ideal bir yöntemdir.
–Oyun Terapisi nedir?
Oyun ve oyuncaklar aracılığı ile çocukların kendilerini ve ihtiyaçlarını ifade etmelerine yoğunlaşan özel terapi türüne “oyun terapisi” denir. Oyun terapisi, çocukların bilişsel ve sosyal becerilerini, duygu ve düşüncelerini oyun ile ortaya koymalarını amaçlar. Oyun terapisti ise çocuğun ortaya koyduğu oyun dünyasına onunla birlikte girerek, çocuğun oyun dilini konuşur. Terapi sürecinin sonunda çocukların yaşadıkları duygusal sıkıntıları gidermeleri ve sağlıklı gelişimlerine ulaşmaları hedeflenir. Özellikle çocuklarda görülen ruhsal rahatsızlıkların ve davranış bozukluklarının, bu alanda eğitim almış uzmanlarca, oyun ya da oyuncaklar yolu ile tedavi edilmesi ve iyileştirilmesidir
Hangi durumlarda oyun terapisi önerilir?
Davranış Problemleri
Dikkat Eksikliği ve Aşırı Hiperaktivite Bozukluğu
Depresyon
Öfke Kontrolü Problemleri
Özgüven ve Benlik Gelişimi
Korku ve Kaygılar
Takıntılar
Tikler
Tırnak Yeme – Parmak Emme – Saç Yolma gibi davranışlar
Kardeş Kıskançlığı
Kayıp- Yas- Travmalar
Beslenme Problemleri
Alt Islatma
Dışkı Kaçırma
Anne Baba Boşanma Sürecinin Etkileri
Aile İçi Şiddet
Sosyal İçe Kapanma
Cinsel / Fiziksel / Duygusal İstismar Travmaları
FİLİAL TERAPİ
Filial terapinin amacı aile ve çocuk arasındaki ilişkinin yapısını terapötik bir çerçevede yeniden oluşturmaktır. Bu teknikte aileye çocuk odaklı bir psikoeğitim verilerek çocuğun duygusal, davranışsal ve sosyal problemlerini zamanla kendi içerisinde de ele alması öğretilir. Filial terapide amaç sadece varolan problemi çözmek değildir. Amaçlanan çocuğun kendini güvenli bir aile ilişkisi içerisinde bulması, duygularını tanıması ve bunu ailesiyle güvenle paylaşır hale gelmesini sağlamaktır.
Teknolojik araçlar hayatımızı girdikçe hareketsizleşmeye başladık. Sadece yetişkinlerde değil üstelik! Çocuklar bütün zamanlarını bilgisayar başında geçirir oldu. Oysa çocuklar için spor büyük önem taşıyor. Sporun pek çok faydası olduğu gibi obeziteden de korumaktadır.
Spor yapmak çağın hastalığı olan ve her yaştaki bireyi tehdit eden obeziteden korunmada da etkili bir yöntemdir. Her çocuğun günde en az 1 saat fiziksel olarak aktif olması önerilir. Bireysel olarak planlanmış spor aktiviteleri çocuğu ileriki yaşlarda yakalanabileceği diyabet, kalp-damar hastalıkları, solunum sistemi hastalıklarından korumakta yardımcı olur. Diyabet, astım gibi kronik rahatsızlıkları olan çocuklarda bile onlara uygun sporların yapılması önerilir. Spor yapılması ilaç gereksinimini azaltıp ve hastalıkların uzun dönemde vücuda verdiği zararlardan korunmaya da yardımcı olur.
Spor yapmazsa neler olabilir?
Çocuklar spor yapmadığında sağlıklı arkadaşlık ilişkileri oluşturabilme, grup kurma ve grup çalışması yapma, kazanma-kaybetmeye karşı tepkilerini kontrol edebilme yetilerinin daha geç ve güç kazanılacağını söylemek mümkündür.
Çocukta kendi başarma duygusu tatmin edilememiş olur, bu da kendine güvenin gelişmesini geciktirir.
Özellikle ergenlik yaş grubundaki ikilemlerin, patlamaların giderilmesinde etkin olan bir yöntemden faydalanılamamış olur. Keza ergenin sigara ve madde bağımlılığından korunmasında önlem alınmamış olur.
Spor yapmayan çocuklarda hoşgörü, iletişim yetenekleri, zamanı kullanma becerisi ve zorluklarla mücadele etme yetisi daha geç ve güç gelişecektir.
Spor yapmayan çocuk ileride ortaya çıkması olası pek çok rahatsızlıktan (diyabet, kalp ve solunum sistemi rahatsızlıkları gibi…) korunma yönteminden mahrum kalmış olur.
Sporun bedensel gelişmeye olan katkısından yararlanılmamış olur. Yine diyabet ve astımı olan çocuklarda ilaç gereksinimini azaltacak bir yöntem kullanılmamış olur. Spor yapmamak özellikle kronik hastalığı olan çocukların kendini diğer çocuklardan eksik ve yetersiz görmesine ve ruhsal travmaya sebep olur.
Çocukluk yaşlarda edinilen alışkanlıkların bireyi yaşam boyu etkilediği unutulmamalıdır. Spor yapmak da bunlardan biridir.
‘Enürezis noktürna’ çocukların 5 yaş sonrasında istemsiz olarak gece yatağını ıslatması olarak tanımlanabilir. Genellikle erkeklerde daha sık görülen bu durum, 5 yaş civarında her 5 çocuktan birinde görülmektedir. Ebeveyni ve çocuğu ciddi anlamda rahatsız eden bir durumdur.
Çocuklar neden yatak ıslatırlar?
Altta yatan faktörlerden biri genetik faktörlerdir. Ailesinde, özellikle anne ya da babasında enürezis varsa çocukta da görülme ihtimalinde bir artış söz konusudur. Hatta her iki ebeveynde enürezis varsa çocukta görülme ihtimali %70’leri bulmaktadır.
Altta yatan bir diğer neden bu çocuklardaki uyanma bozukluğudur. Enürezisi olan çocukların diğer çocuklara göre daha zor uyandırıldıkları bilinen bir gerçektir. Bu çocuklar genelde yatağı ıslattıktan sonra uyanırlar. Gece mesane doluluğu ve kasılmalarının algılanması, merkezi sinir sisteminin henüz olgunlaşmamasından dolayı yetersizdir.
Bir diğer neden ise gece enüretik çocuklarda mesane kapasitesinin azalmasıdır. Bu çocukların çoğunda mesane kapasitesi gündüz yeterli olmasına rağmen gece düşüktür.
Başka bir neden ise gece boyunca idrar yapımını azaltan ADH adlı hormonun normal çocuklara göre yetersiz olmasıdır ki bu da gece idrar miktarında artış olmasına neden olur.
Çok nadir olarak geniz eti, üst solunum yolu tıkanıklıkları, parazitler, alerjiler, kabızlık ve idrar yolu enfeksiyonlarında da enürezis görülmektedir.
Enürezis psikolojik bir problem midir?
Sanılanın aksine bu yaygın görüş yanlıştır. Olayın psikolojik kaynaklı olmasından çok psikolojik sorunların enüreziste bir sonuç olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.
Enürezis hangi sorunlara yol açar?
Özellikle içine kapanma, özgüven kaybı, okul başarısında azalma, suçluluk duygusu gibi psikososyal sorunlara sıklıkla yol açmaktadır.
Tuvalet eğitimine erken başlamak enürezise yol açar mı?
Tuvalet eğitiminin erken verilmesi veya yanlış ve baskıcı tuvalet eğitiminin enürezis üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir.
Enürezisli çocuklarda hangi tetkikler yapılır?
Enürezisli çocuklarda genellikle tam idrar tetkiki, idrar kültürü ve bazen üriner sistem ultrasonu ilk aşamada istenen tetkiklerdir.
Enürezisin tedavisi mümkün müdür?
Enüreziste çocuğun ve ebeveynin tedavi uyumu ile çok başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Çocukta sadece gece uykuda yatak ıslatma problemi varsa ve eşlik eden başka sorun yoksa tedaviye geçilir. Tedavi seçenekleri arasında davranış tedavisi, alarm tedavisi, ilaç tedavisi bulunmaktadır.
Davranış tedavisinde çocuk ile doğru ve ılımlı bir iletişim kurmak gerekir. Bu durumun tedavi ile düzelebileceği ve çocuğun kendini suçlu hissetmemesi gerektiği çocuğa anlatılır, kesinlikle enüretik çocuklarda ceza ya da baskı uygulanmamalıdır. Daha sonra çocuğun ıslak ve kuru geceleri takvimde işaretlenip kuru geceler için ödüllendirme yapılır. Bu tedavi çocuğu motive edecektir. Bununla beraber gece yatmadan 2 saat öncesinde aşırı sıvı alımı, akşam yemekten sonra çay, gazlı, kafeinli içecekler kısıtlanır ve gece en az bir kez tuvalet için uyandırılır. Ayrıca gün içinde yeterli sıvı tüketimi sağlanır, 2-3 saatte bir tuvalete gitmesi hatırlatılır, idrarını ertelemesi önlenir. Bununla beraber kabızlık gibi problemler de bu duruma neden olabileceği için erken dönemde tedavi edilmelidir.Bez bağlanması kesinlikle önerilmemektedir. Yatak ıslatma sonrası çarşaf ve giysilerin değişiminde çocuğun aktif rol alması da tedavinin bir parçasıdır.
Alarm tedavisi; uyanmada ve uyandırılmada ciddi sorunları olan çocuklarda uygulanır. Bu tedavide yatak ıslatılırken çalarak çocuğu uyandıran bir zil sistemi kullanılır.
İlaç tedavisi de bazı çocuklarda gerekmektedir. Özellikle çocuk, evi dışında başka bir yerde yatacağı gecelerde oldukça faydalıdır.
Unutulmaması gereken bir diğer husus çocuklarda santral sinir siteminin olgunlaşması ile yatak ıslatma problemi azalmaktadır. Tedavi sırasında sabırlı olunması gerektiği unutulmamalıdır.
Uyarıcı bulgular
Çocuklarda idrarla birlikte dışkı kaçırma, ani işeme hissi ile beraber olan idrar kaçırma, gündüz sürekli iç çamaşırın ıslak olması (gün boyu idrar kaçırma), gündüz idrar kaçırdığını hissetmeme, idrara çıkma sayısı 3’ten az 8’den fazla olması, idrarı başlatmada zorluk, ıkınarak işeme, daha önce yokken ortaya çıkan enürezis durumlarında geciktirmeden bir çocuk hekimine başvurmak gerekir, böyle durumlarda ileri tetkik yapmak ve probleme yönelik tedavi uygulanması gerekir.
Sonuç olarak hasta ve ebeveynin dahil olduğu davranış tedavisi ile enürezisli olguların önemli bir kısmı düzelmektedir. Tedavi sırasında olabildiğince sabırlı olunması gerektiği, baskı ve cezadan kaçınma ve mümkün olduğunca çocuğu tedaviye dahil etmenin motivasyonu arttıracağı da unutulmamalıdır.
Alerjik Astımlı Çocuklar Alerjik rahatsızlıklarda hem Türkiye’de hem dünyada artış görülüyor. Astım veya diğer adlarıyla alerjik bronşit veya spastik bronşitin görülme sıklığı da her geçen gün artıyor. Çocuklarda astım sıklığı %10 ile %20 arasında değişiyor. İstanbul’da yapılan çalışmada her 7 çocuktan birinde astım hastalığı var. Bu nedenle de astımlı çocuğu olan ailelerin nelere dikkat etmesi gerektiğini bilmeleri büyük önem arz ediyor.
Çocuklarda astımın en sık nedeni alerjidir Astımlı çocukların alerjisinin nedeni öncelikle öğrenilmesi çok önemlidir. Çünkü çocuklarda astımın %90 nedeni alerjidir. Bunun için çocuk alerji uzmanlarınca yapılan ciltten alerji testinin yapılması gerekiyor. Kandan yapılan testler çok sağlıklı sonuçlar vermiyor.
Astım tedavisinde alerjenden korunma çok önemlidir İstanbul’da en sık neden olan alerjenler ev tozu mite alerjisi ve polen alerjisidir. Bunların dışında küf, evcil hayvan tüyleri gibi alerjenler de neden olabiliyor. Test sonucuna göre belli olan alerjenden korunma yöntemleri çok önemlidir. Örneğin polene alerjisi olan çocukların polenlere karşı korunma önlemleri alması, ev tozuna karşı alerjisi olanların da ev tozuna karşı önlem alması gerekiyor. Astım tedavisinde en önemli yöntem astıma neden olan alerjenden korunma yöntemidir.
Astımlı çocukların bronşlarında aşırı hassasiyet vardır Astımlı çocukların diğer dikkat etmesi gerekenler ise astımı tetikleyen faktörlerin bilinmesidir. Astımlı çocukların akciğerlerindeki bronşlar çok hassastır. Alerjenler bronşlarda inflamasyon dediğimiz iltihaplanma yaparak bronşları koruyan mukoza tabakasını zedeler. Bu zedelenme sonucu bronşlar hassaslaşır. Özellikle anne veya babasında veya yakın akrabalarında astım, alerjik nezle, egzama veya başka alerjik hastalıklar olan çocuklara sık antibiyotik kullanmamak, fazla kilo alımından kaçınmak, hijyene çok önem vermemek, aşırı nemden sakınmak, katkı maddeli besinlerden kaçınmak, ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslemek gibi bazı önlemler astım gelişmesini önlemede yardımcı olabilir. Astım hastası çocukların akciğerleri çok hassas olduğu için
Gribal enfeksiyonlar astımı tetikler Astımı tetikleyen en önemli neden gribal enfeksiyonlardır. Gribal enfeksiyonlar akciğerleri hassas olan astımlı çocukların en büyük düşmanıdır. Astımlı çocukların gripleri ağrı geçer, her seferinde öksürük olur ve 15 günden de uzun sürer. Bunun asıl nedeni akciğerlerdeki aşırı hassasiyettir. Bu nedenle de grip aşısı tüm gripleri engellemesine rağmen astımlı çocuklara yapılması tavsiye edilmektedir.
Astımlı çocuklar spor yapmalıdır Diğer astımı tetikleyen faktör de egzersizdir. Koşmak, merdiven çıkmak gibi egzersizler astımlı çocukları sıkıştırabilir veya astımın belirtilerini ortaya çıkarabilir. Bu nedenle astımlı çocuklar sıklıkla egzersiz yapmaktan ve spor yapmaktan kaçınırlar. Astımlı çocukların aileleri de çocuklarının top oynamalarını istemezler ve terlemelerinden korkarlar. Bu da astımlı çocukların şişmanlamasına ve de astımın daha da kötüleşmesine neden olur. Astımlı çocuklar doktorun önerdiği şekilde spor yapmalı, diyetlerine dikkat etmeli ve fazla kilo almamalıdır.
Astımlı çocuklar kokulara çok hassastır Astımlı çocuklar ve yetişkinler kokulara çok hassastır. En hafif kokuyu dahi alırlar. Bunun da nedeni bronşlarda gelişen aşırı hassasiyettir. Keskin kokular astımlı çocukların kötüleşmesine ve krize girmesine neden olabilir. Bu nedenle astımlı çocukların ve yetişkinlerin keskin kokulu parfüm kullanmaması önemlidir. Çamaşırların güzel kokması tüm annelerin en büyük istekleridir. Ancak parfümlü deterjanlar çamaşırların güzel kokmasına neden olurken astımlı çocukların astım belirtilerini ortaya çıkmasına neden olabilir. Hatta astım krizine neden olabilir. Çünkü astımlı çocukların bronşlarında aşırı hassasiyet vardır. Bu parfüm kokularının hangi çocuğu tetikleyip hangisini tetiklemeyeceğini bilmek çok zordur. Bu nedenle evde astımlı çocuğun olduğu evlerde çamaşırların parfümsüz deterjanlarla yıkanması önem arz etmektedir.
Astımlı çocukların bulunduğu ortamda sigara içilmemelidir Sigara dumanı bronşlarda zararlı olmaktadır. Bu nedenle akciğerlerin hassaslaşmasına ve bronşlardaki koruyucu tabakanın zedelenmesine neden olur. Bu zedelenme sonucunda alerjenlerin vücuda kolay geçmesine neden olmaktadır. Ayrıca astım için kullanılan ilaçların da etkisiz olmasına neden olmaktadır. Sigara içenlerin üzerine sinen kokular da aynı etkiyi yapmaktadır. Astımlıların zaten akciğerleri alerjenlerin bronşlarda yaptığı zarar sonucu çok hassastır. Sigara da hem kendisi bronşların daha da hassaslaşmasına neden olmakta hem de bir tetikleyici faktör gibi görev yaparak bronşların daralmasına ve astım belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu nedenle evde sigara içilmemeli, mutlaka içilecekse akşam eve gelince kıyafetlerin değiştirilmesi, duş alınması ve dişlerin fırçalanmasıyla sigara dumanından vücudun temizlenilmesi gerekir. Evde içilecekse de balkonda bir önlükle içilmesi ve sigara sonrası önlüğün balkonda bırakılması ve yüzün yıkanıp dişlerin fırçalanması şeklinde sigaranın kokusundan vücut arındırılmalıdır.
Önemli Notlar -Çocuklarda astımın en sık nedeni alerjidir. -Astımlı çocukların bronşlarında aşırı hassasiyet vardır. -Gribal enfeksiyonlar astımlı çocuklarda ağır geçer. Grip aşısı yapılması faydalı olabilir. -Egzersiz astımlı çocukların bronşlarını daraltıp krize sokabilir. Doktor tavsiyesine göre astımlı çocukların spor yapması ve fazla kilo almaması önemlidir -Astımlı çocuklar kokulara çok hassastır. Keskin kokulu parfümler kullanılmamalı, çamaşırlar için parfümsüz deterjanlar tercih edilmelidir. -Astımlı çocukların bulunduğu ortamlarda sigara içilmemelidir.
Çocuklarımızın varoluşla birlikte iki temel gereksinimi vardır. Bunlar sevgi ve güvendir. Bunu çocuğumuza verebilmenin en güzel yolu da doğru iletişimden geçer. Çocuklarla iletişimde nelere dikkat etmeliyiz.
Kararlı ve tutarlı olmak
Çocuklarla iletişimimizde dikkat etmemiz gereken en önemli nokta kararlı ve tutarlı olmalıyız çocuğumuza bugün yanlış kötü gibi sebeplerle izin vermediğimiz bir konuda ileri zamanlarda da izin vermemeliyiz veya bugün yanlış zararlı dediğimiz bir davranışı çocuğumuzun yanında biz yapmamalıyız. Çocuklar çelişkiye düşürülmemelidir.
Ağız birliği yapmak
Eşler çocuk iletişiminde ağız birliği yapmalıdırlar. Eşlerden birinin hayır dediğine diğeri evet dememeli ya da eşlerden biri doğru diyorsa diğeri yanlış dememeli çocuk ta daha annem babam doğruyu bilmiyor ki ben bileyim algısını oluşturmamalıyız. Fikrinizin doğru ya da yanlış olduğunu çocuğunuzun olmadığı bir ortamda tartışmalısınız.
Söz vermemek
Çocuklarınıza istenilen bir davranışı yaptırmak için söz vermeyin .‘Elini yıkarsan çikolata alacağız’ gibi. Söz vererek bir şeyler yaptırırsak ömür boyu çocuğumuza rüşvetle bir şey yaptırmaya alıştırmış olacağız
Duygusal tepki göstermemek
Çocuklarımızın yapmış olduğu istenmeyen davranışla karşılaştığımız zaman kızmak, bağırmak, aşağılamak, hakaret etmek yerine o davranışın yanlış olduğunu çocuğumuza açıklamalı ve kişiliğine yönelik değil davranışına yönelik ceza vermeliyiz.
Yönlendirme yapmamak
Çocuklarımıza sürekli yönlendirmek, ne yapıp , ne yapmayacağını, nasıl yapacağını dair sürekli komutlar vermek çocuğumuzu programlandırılmış bir bilgisayara çevirecektir. Çocuklar bu şekilde anne babası olmadan hayatını devam ettirmekte zorlanacaktır.
İdeal olanı çocuklarımızın yaşam koçu olmalıyız ve tavsiye bulunup her zaman yanlarında olacağımız desteğini dile getirmeliyiz.
Meningokok bakterisinin neden olduğu bu hastalık, hızla yayılması ve ölüme yol açması nedeniyle günümüzde önemini korumaktadır. Bulaşıcı menenjit veya ölümcül menenjit olarak da tanımlanmaktadır. Enfeksiyonun yayılmasında solunum yollarında bu bakteriyi taşıyan belirti vermeyen (asemptomatik) taşıyıcıların rolü büyüktür. Bulaşma solunum yollarında bulunan bakterinin aksırık, öksürük yoluyla hassas şahıslara bulaştırması nedeniyle oluşmaktadır. Hasta olan çocuklar da bu enfeksiyonu kolaylıkla bulaştırabilirler. Bulaşıcılığın süresi antibiyotik tedavisi başlandıktan 24 saat sonrasına kadar devam etmektedir. Hasta ile temasta bulunan yakınları da risk altındadır.
Bu hastalık tüm dünyada yaygındır. Hastalığın en yaygın olduğu yer AFRİKA MENENJİT kuşağı olarak isimlendirilen Senegalden Etiyopyaya kadar uzanan bölgedir.Afrika da 1996 ve 2009 yıllarında meningokok salgınları olmuş ve 5352 kişi bu salgınlarda hayatını kaybetmiştir.Taşıyıcılık oranı %10 -20 arasında değişmektektedir.Suudi Arabistan da her yıl tekrarlanan hac etkinliklerine katılan hacı adayları arasında hastalık kolaylıkla bulaşmakta ve enfeksiyon yayılabilmektedir.Dünya sağlık örgütü verilerine göre 2000 yılında Suudi Arabistanda 199 vaka görülmüş ve bunun 55 tanesi ölümle sonuçlanmıştır.Bu nedenle hacı adaylarına meningokok aşısını rutin olarak uygulama zorunluluğu getirilmiştir.
Kuluçka dönemi genellikle 4 günden kısa olup, 1-10 gün arasında değişmektedir. Hastalık her yaş gurubunda görülse de, 5 yaştan küçük çocuklar bu enfeksiyona hassastır. Özellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda sık görülmekte ve ağır seyretmektedir. Adölesan döneminde hastalık görülme sıklığı artmakta ve okul, yurt ve kışla gibi toplu yaşanan ortamlarda salgınlara neden olmaktadır.
Hastalığın ateşle başlaması ve klinik tablonun süratle ilerlemesi bu konun önemini artırmaktadır. Ateşi olan bir çocukta klinik tablonun saatler içinde değişmesi kusma, baş ağrısı, boyunda sertlik ve vücutta döküntülerin olması tipiktir. Meningokoksik menenjit tanısı erken konulduğu ve tedaviye başlandığı takdirde hayat kurtarıcıdır. Antibiyotik tedavisi menenjit tanısının düşüldüğü zaman başlamalı ve süratle hasta bir merkeze yönlendirilmelidir. Hasta ile temasta olan yakın şahıslara koruyu antibiyotik tedavisi unutulmamalıdır.
Bizim yaptığımız ve ülkemizde yapılan diğer çalışmalarda en sık görülen menenjit etkeni meningokoktur. Tüm yaklaşımlara rağmen bu vakalarda ölüm oranı %21 e ulaşmaktadır. Yine çocuklarda yapılan çalışmalarda taşıyıcılık oranı ülkemizde %6.2-10.4 gibi yüksek oranlarda görülmüştür. Sonuç olarak ülkemizde en sık görülen meningokoksik menenjitte erken tanının önemi tartışılmaz. Diğer taraftan çocuklarda taşıcılığın yüksek olmasının getirdiği riskler göz ardı edilemez. Bu durumda korumanın ve erken tanın önemi aşikardır.
Dokuz aydan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkan anne sütü 2 yaşına dek anne için uygun olan bir zamanda kesilebilir.
Bir yaşından sonra 13-14 aylık olan çocuğa, çatal kaşık kullanma alıştırmaları yapılabilir. Aile fertleriyle birlikte sofraya oturan çocuğun ayrı tabağı olmalı, neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmelidir.
Bu dönemde de çocuklar günde 4 öğün beslenmeli, temel besin gruplarından (süt ve sütlü gıdalar… Etler, yumurta ve baklagiller, sebze ve meyveler, unlu ve nişastalı besinler) yeterli ve dengeli tüketilmelidir.
Ülkemizde sık yapılan hatalardan biri çocuğu yemek suyuyla beslemektir. Hiçbir besleyici değeri olmayan bu beslenme biçimi uygulanmamalıdır. Her gün et ve baklagillerden bir ikisi beslenme listesinde bulunmalıdır.
Hergün yumurta yedirilmelidir. Düzenli et verilen çocuklara gün aşırı verilebilir.
Günde bir ya da iki kez sebze verilmelidir.
Günde iki kez meyve verilmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzenin yerini tutabilir. Meyve suları da meyvenin yerine geçebilir.
Günde bir iki kez nişastalı besinler, üç dilim ekmek beslenme listesinde bulumalıdır.
Çocuklara olabildiğince erken dönemde kendi kendilerine çatal kaşık kullanarak yemeleri öğretilmelidir.
Her çeşit şekerleme,pasta, kek, dondurma sık sık verilmemesi gereken yiyeceklerdir.
Öğün arasında çocuğa şekerleme vermek iştahı azaltarak yetersiz beslenmeye yol açtığı gibi diş çürümelerinin de önde gelen nedenidir.
Çay, kahve verilmesi içerdikleri uyarıcı maddeler nedeniyle sinirliliğe yol açtığından bu içecekleri çocuklara hiç tattırmamak en iyisidir.
Bu dönemde çocuklar ağız ve diş sağlığı konusunda eğitilmelidirler. 1,5-2 yaşına gelen çocuğun bir diş fırçası olmalı, macunsuz olarak fırçalama eğitimi verilmelidir. 3 yaşından itibaren diş macunu kullanmaya başlanabilir.