Etiket: Çocuklar

  • Çocuklarda öksürük

    Öksürük vücudun bir savunma mekanizması ve hava yollarını temizleyen bir reflekstir. Öksürük ile solunum yollarına giren mikrop, toz ve yabancı cisimler atılarak solunum yolları temizlenmeye çalışılmaktadır.

    Çocuklarda hastalık olmaksızın da öksürük görülebilir. Yapılan çalışmalarda çocuklarda çeşitli nedenlere bağlı olarak günde 5-10 kez öksürdüğü saptanmıştır.
    Erişkinlerin aksine; çocuklar ve bebeklerde balgam çıkarmak zordur. Bu zorluk yaş küçüldükçe artar ve hatta küçük bebekler öksürmede zorlanırlar. Öksürük eğer balgamlı ise yaş öksürük, balgamsız ise kuru öksürük olarak tanımlanır.
    Süresine göre öksürük tanımlandığında üç grupta incelenir.
    Akut
    Uzamış
    Kronik öksürük

    Eğer öksürük 2 hafta sürerse akut ,
    2-4 hafta sürerse uzamış,
    4 haftadan daha uzun süren öksürükler kronik olarak tanımlanmaktadır.
    Öksürüğe yol açan nedenler nelerdir?
    – Solunum ve akciğer enfeksiyonları
    Bu grup hastalıklar içinde; krup, boğmaca, sinüzit, zatürre ve bronşiolit başlıcalarını teşkil eder.
    – Hava yollarındaki yabancı cisimler
    – Solunum yolları yetersiz doğan bebekler
    – Reflüsü olan bebek ve çocuklar
    – Tüberkülozlu hastalar
    – Astımlı hastalar
    – Öksürüğü alışkanlık haline getiren çocuklar.

    Akut öksürükler genellikle viral enfeksiyonlarda görülür. Ani başlayan öksürükte yabancı cisim düşünülmelidir. Bakteriyel enfeksiyonlarda öksürük başlangıçta kuru, daha sonra balgamlı öksürüktür.
    Öksürüğü olan bir hastada nedeni saptamak önemlidir. Hastayı muayene eden doktorun muayene bulgularının yanısıra laboratuar bulguları da nedeni saptamada yardımcıdır.
    Öksürüğü olan bir çocuk ne zaman doktora başvurmalıdır?
    – Eğer bebek üç aylıktan küçükse,
    – Solunum sıkıntısı var, solunum sayısı artmış ise,
    – Ateşi var. Öksürük sert ve sonrasında kusuyorsa,
    – Sarı, yeşil ve kanlı balgam çıkarıyorsa,
    – Hasta bir süredir bir şey yeme ve içmeyi reddediyorsa,
    – Öksürük devamlı bir hal almış ve azalma görülmüyorsa doktora başvurmalıdır.

    Tedavide öksürük kesici ilaçlar kullanılmaz. Balgam sökücü preparatlardan faydalanılabilir. Hastanın sıvı alması önemlidir. Bitki çayları ve ıhlamur balgam sökücü olarak kullanılabilir. Öksürüğe neden olan viral enfeksiyonlarda antibiyotik tedavisinin yeri yoktur. Öksürük nedeninin bakteriyel veya viral olup olmadığını saptamak önemlidir. Çoğu zaman bu ayırım kolay olmamakta, ancak detaylı laboratuar incelemeleri ile mümkün olmaktadır.

    Sonuç olarak;
    – Öksürük vücudumuzun bir korunma mekanizmasıdır.
    – Bebek ve çocuklarda kesinlikle öksürük kesici reçetesiz satılan ilaçlar kullanılmamalıdır.
    – Öksürük tedavisinde antibiyotiklerin kullanımına doktorun karar vermesi gerektiği önemlidir.
    – Öksürüğün, ciddi bir hastalığın habercisi olabileceği unutulmamalıdır.

    Prof. D Nuran GÜRSES

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Kışın çocuklarda altıncı hastalık riskine dikkat!

    “Altıncı hastalık”, kış aylarında çocuklarda sık rastlanan rahatsızlıkların başında geliyor. Yüksek ateş ile başlayıp vücutta kızarıklarla devam eden hastalık, çocukları yatağa düşürebiliyor.

    Hastalığa virüs neden olur

    Birkaç gün yüksek ateşle seyredip, ardından deri döküntüsüyle kendini belli eden altıncı hastalık, virüslerin neden olduğu ve genellikle 6 ay-3 yaş arasındaki çocuklarda görülen bir sorundur. Altıncı hastalığın için henüz hazırlanmış bir aşı yoktur ve etkeni “Herpes virüs tip 6”dır. Altıncı hastalığı geçiren çocuklar, hastalığa karşı ömür boyu bağışıklık kazanır. Hastalık boyunca yüksek ateş görülmesi aileleri tedirgin ederek gereksiz yere yüksek doz antibiyotik kullanımına sebep olabilmektedir.

    Yüksek ateş ve deri döküntüsüne dikkat

    Altıncı hastalığın en önemli belirtisi, döküntüler öncesinde görülen yüksek ateştir. Hastalık sırasında çocuklarda ateş 39 -39.5 dereceye yükselebilir. Bunun yanı sıra çocuklarda eller ve ayaklarda hafif morarma, titreme ve huzursuzluk gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bazen de ateşe bağlı kasılmalar ve havale gibi tablolar oluşabilir. Ayrıca baş ağrısı, bulantı, kusma, dalgınlık, şuur kaybı ve sayıklama olabilir. Çocuğun yeterince sıvı almadığı durumlarda cildinde kuruluk, gözlerinde hafif çökme ve halsizlik gözlemlenebilir. Pembe renkli, gövdeden başlayıp kollara yayılan deri döküntüleri mutlaka dikkate alınmalıdır. Diğer çocukluk çağı hastalıklarında ise döküntüler, genellikle boyun ve yüzden başlamaktadır. Döküntüler görülür görülmez birkaç saatlik kısa bir süre içerisinde hemen solmaya başlar. Hastalığın başlangıcından itibaren 2- 3 gün içinde kaybolan döküntüler, kalıcı izlere de neden olmaz.

    Bulaşma riskine karşı önlem alınmalı

    Hasta çocuğun öksürmesi ya da hapşırması ile ortama yayılan damlacıklar, hastalığın başkalarına da bulaşmasına yol açabilir. Bunların yayılmasına neden olan çocuğun ortamdaki herkes bu risk altındadır. Bulaşmanın solunum yoluyla olması nedeniyle kalabalık ortamlar bebekler için büyük risk taşır. Tüm ateşli hastalığı olan çocuklar diğer sağlıklı bebeklerden izole edilmelidir. Ayrıca hastalıktan korunmak için genel hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Eller iyi yıkanmalı, bebeğin temas ettiği her şey dezenfekte edilmelidir. Özellikle ağzına götürdüğü bütün cisimler mikroplarından arındırılmalıdır. Virüs vücuda girdikten sonra genellikle ortalama 9 gün kadar insanın vücudunda bir üreme dönemi geçirir. Hastalığı bir defa geçiren bir çocuk hayatı boyunca bir daha bu hastalığı geçirmez.

    Mutlaka doktora başvurun

    Altıncı hastalık, teşhisi zor konulan bir hastalıktır. Ateşi düşen çocuğun tekrar ateşlenmesi, çocuğun ateşi düşmeden döküntülerin başlaması, dalgınlık, hayal görme ve sayıklama olması, ciddi baş ağrısı, ensesini kasma, fazla hareket ettirememe, tekrarlayan kusmalar, nefes alma güçlüğü, göğüs ağrısı ve şiddetli öksürük gibi durumlar gözleniyorsa mutlaka çocuk doktoruna başvurulmalıdır. Altıncı hastalığın en önemli belirtilerinden olan yüksek ateş ebeveynler için çok tedirgin edici bir durumdur ve ailelerin panik olmasına neden olabilir. Bu yüzden ateşin nereden kaynaklandığı bulununcaya ya da altıncı hastalık geçirdiği kesinleşinceye kadar hastanın bir çocuk uzmanının takibinde kalması daha uygun olacaktır.

    Hastalığın kendine özel bir tedavisi yoktur

    Hastalığa özel bir tedavi bulunmamakla birlikte hastanın ateşinin düşürülmesi için müdahalede bulunulabilir. Hastalık süresince çocuk bol sıvı tüketmeli, özel olarak bakımları ve yakın takibi yapılmalıdır. Altıncı hastalıkta da beslenme çok önemlidir. Çocuklar hasta olduklarında iştahları kesilir ve yeme içmeyi reddetme eğilimi içerisine girer. Aileler bu durumlarda çok büyük sabır göstermelidir. Sürekli ateş ölçümleri yapılıp çocukla yakından ilgilenilmeli, bol su ve sıvı tüketmesi sağlanmalıdır. Taze meyve suyu kokteylleri ve ev yapımı çorbalar hazırlanarak çocukların içmesi sağlanmalıdır.

  • PICT( İçimdeki Çocuk Terapisi) neden ve nasıl bu kadar etkili ve kalıcı?

    PICT( İçimdeki Çocuk Terapisi) neden ve nasıl bu kadar etkili ve kalıcı?

    Daha önce de belirtildiği gibi sorunların birçok kökü bilinçaltında gizlidir ve danışanın sorunu neden yaşadığıyla ve dolayısıyla ondan nasıl kurtulacağıyla ilgili hiçbir fikri yoktur. Ancak, danışanlar kök nedenleri bilseler bile bu erken dönem deneyimler genellikle büyük oradan suçluluk ve utançla çevrelenmişlerdir. Bu tür hisler rahatsız edicidir ve insanlar bunlara bakmak istemezler. PICT danışanlara bunu olaylardan bağımsız olacak şekilde öğretir çünkü olay çocuklukta yaşanmıştır çocuğa hiçbir utanç ya da suç bulaşmamıştır. 
    Çocuklar suçlanmış çok kolay kabul ederler işlevsiz aileler tarafından buna kesinlikle itilirler. İşlevsiz ailelerin kendi yetersizliklerini ve suçluluklarını yansıtmak için çocuklarını birer obje olarak kullanmaları çok kolaydır. Büyük oranda çocukların hataları hayatın kurallarını yeni öğrendiği için masumanedir. Çocuklar hayatta güvenli ve uygun şekilde yol almak için ebeveynlerinden gelecek bilgilere bağımlıdırlar. Eğer ebeveynler görevlerini hakkıyla yapamazsa çocuklar çok ciddi hatalar yapmaya açık olurlar. Dolayısıyla eğer ebeveynler sorumluluklarını yerine getirmede başarısız oldularsa çocuğun hatalarının suçu otomatik olarak onların omuzlarına düşmelidir. Ancak, bu konular nadiren tartışıldığı veya incelendiği için çocuklar yersiz bir suçluluk ve utançla büyüyebilirler. 
    PICT’e göre sadece bilinçle (yetişkin halle) ya da bilinçaltıyla (çocuk halle) ayrı ayrı çalışmak sorunun çözümü için ihtiyaç duyulan denge ve uyumu yaratmakta nadiren başarılı olur. Sadece bilinçte/yetişkine halde değişim yaratmaya çalışmak tam olarak sindirilmez ve kişi kendini bir uğraş verirken bulur. Çünkü davranışaları ‘yöneten’ duygular ve inanışlar henüz değişmemiştir ve kişi o sadece duyguların peşinden gitmemek için çaba gösterebilir. Aynı şekilde sadece bilinçaltı/çocuk halde değişim yaratmaya çalışmak da bırakılmak istenen davranışlar için ihtiyaç duyulan anlayışın yerleşmesinde yetersiz kalır ve istenmeyen davranışın bazen geri gelmesine sebep olur. 
    Değişim sürecinin tam anlamıyla sindirilmesi içininanışların oluşturuldukları/öğrenildikleri seviyede değiştirilmesi hayatidir. Bilginçaltı için metaforlar ve görselleştirmeler kullanarak ve eşzamanlı olarak bilinç için de uygun bilgileri yerleştirerek PICT etkin bir şekilde bağlantıları kurar ve danışanların sorunsuz olarak suçlamaya, suçlanmaya ve utanca bağladıkları konuları tespit edip çözmesine yardımcı olur. Bu süreç önemli ve dayanıklı sonuçlar ortaya koyan yeni kalıcı sinirsel bağlantılar yaratır, çözümün ve davranış değişikliğinin oluşmasını sağlar. 
    Danışanın ‘yetişkin hali’ ‘içindeki çocukla’ uygun bir şekilde iletişim kurmaya başladığında bu çok sarsıcı bir deneyimdir. Birçok insan rahatlama ve umutla ağlar çünkü artık ‘gerçek’ soruna nihayet dokunulmş gibi hissederler- ki bu da doğrudur. İletişim sürecinden tam anlamıyla faydalanabilmek için yetişkin halin içindeki çocuğa uygun terapi yöntemlerini kullanarak uygun bilgileri vermesi önemlidir. Dr. Jean Baker Miller’in çok desteklenen ilişkisel teori çalışması ilişkilerde özel ve karşılıklı bağlantıların kurulmasının önemini tanımlar. Erskine (1993)’e göre ‘Çözülme kullanan danışanların ilişki-bazlı bir psikoterapiye ihtiyacı vardır’. PICT ele alınması gereken ilk ilişkinin kişinin kendisiyle olan ilişki olduğunu gösterir. Kişi içi dünyasının (yetişkin/ebeveyn/çocuk ego hallerinin) dengede ve merkezde olduğunu hissederse diğerleriyle dengeli ilişkiler kurması mümkündür. 
    İçerideki çocuk yetişkin kısım tarafından duyulduğunu hissettiğinde ve kendisinde travmaya ya da istismara sebep olan birçok soruyla ilgili yanıtlar almaya başladığında kendine inanmaya başlayabilir ve yetişkin kısmıyla güvene dayalı bir ilişki kurabilir. Gerekli bilgileri edindikten, uygun terapi modellerini kullandıktan, işlevsiz kişilerden edinildiği öğrenilen hatalı fikir ve inanışları sınırladıktan sonra yeni olumlu inanışlar diğerlerinin yerine geçer. 
    PICT terapisinin sonunda danışanlar genellikle bir çeşit tamamlanma hissettiklerini, neden ve nasıl sorunlar yaşadıklarıyla ilgili yeni bir anlayışa ulaştıklarını belirtirler. Artık hayatlarının bütün parçalarının tekrar birarada olduğunu hissederler- ‘Hayatımın artık bir anlamı var’ çok sık kullanılan bir ifadedir. Bu hisler bilinç ve bilinçaltı arasındaki bağlantının yarattığı içsel uyumdan kaynaklanır. Bu içsel uyum genellikle danışanların hayatlarındaki herhangi bir yeni durumda daha güçlü hissetmelerine sebep olur çünkü artık geçmişin sorunları ve travmalarıyla boğuşmuyorlardır. Hem danışan hem de terapist terapi ilişkisini bir çeşit mutluluk ve hakedilmiş bir başarı hissiyle tamamlarlar.

  • Oyun Terapisi Nedir?

    Oyun Terapisi Nedir?

    Danışan merkezli oyun terapisi kuramcısı Gary Landerth, ‘kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar oyun oynar’ der. Aslında sadece bu söz üzerine saatlerce konuşulabilir. bir kuşun uçması, bir balığın yüzmesi nasıl engellenemezse, bir çocuğun da oyun oynaması engellenemez bir gerekliliktir. Çocuk kendi dünyasında pahalı oyuncaklar, hatta oyuncak bile olmayan metaryallerle kendi dünyasında oyun oynayabilir. Bu oyun sırasında kendi dünyasını yansıtır dünyasındaki problemlerle baş eder ve bu oyunlarla gerçekte yenemediği güçlükleri yener.
    Oyun terapisi seanslarında terapist çocuğun konteyner’ı olur ve onu kapsar. 45 dakika boyunca terapistin İlgisi tamamen çocuğun üzerinedir. Oyun terapisi seanslarında çocuğun gerçekliği kabul edilir. Çocuk burada bardağa fil diyorsa bu onun gerçekliğidir ve kabul edilir. Bu sebepledir ki biz, ebeveynlere kesinlikle seans sırasında neler olduğu hakkında çocuklarına soru sormamalarını isteriz. Çünkü çocuk da farkındadır bardak olduğunu ama o odada onun için fildir ve onun bu gerçekliği bir yetişkin tarafından kabul edilmiştir, bunun dışardan ebeveyni tarafından sorulması çocuğu rahatsız eder ve üzerinde baskı oluşturur, terapi sürecini olumsuz etkiler. Terapi sürecinde terapist, belli tekniklerle çocuğa, duygularını, düşüncelerini fark etmesine ve davranışlarını kendi kendine kontrol etme becerisi kazanmasına fırsat verir.
    Neden oyun terapisi?
    Biz yetişkinler, konuşarak kendimizi ifade edebilir, iletişim kurabiliriz ama çocuklarda bu böyle değildir. Biz iletişimde kelimeleri kullanırken çocuklar oyunu kullanır. Çocuklarla konuşarak onları etkileyemezsiniz sadece etkili olduğunuzu düşünür ve kendinizi kandırırsınız. Çocuklar davranışlarımızdan öğrenirler hayatı. Çocuğa bir milyon kez ‘yapma yanarsın’ deseniz bile çocuk yine de kaynak suyun olduğu çaydanlığa dokunmayı kafasına koyduysa yapar; Ama bir kez çocuğun elinden tutarak bizim güvenliğimizde çaydanlığa yaklaştırıp o sıcağı deneyimlemesine fırsat verirsek çocuk bir daha çaydanlığa yaklaşmaz. Çocuklar deneyimle öğrenir.
    Oyun terapisi çocuklara hangi konularda yardımcı oluyor?
    Duygusal davranışsal sorunlar, Sorumluluk alma, Sınırları bilme, Dikkat dağınıklığı, hiperaktivite Sendromu, Çalışma alışkanlığı kazandırma, Dürtü, Kontrol sorunu, Öfke kontrol sorunu, Anne- babalara yönelik etkili ebeveynlik grup çalışmaları, Sosyal uyum sorunları, Çocuklardaki endişe ve korkular, Takıntı, Ebeveyn çocuk çatışmaları, Kardeş kıskançlığı, Kendine güvende yetersizlik, Çekingenlik, Kaka kaçırma/ tutma (enkoprezis), Alt ıslatma (enürezis), Boşanma ve çocuk, Tırnak yeme Gibi pek çok konuda çocuklara ve ailelerine danışmanlık hizmetli vermektedir.
    Oyun terapisi eğitimi almış biri olarak ailelere öneriniz var mı?
    Pek çok önerim var tabiki zaten çocuğu için oyun terapisine başladığımız ailelerde ilk iki seans sadece ailelerle görüşme yapılıyor. Ebeveynlik hakkında bilgilendirmeler yapılıyor. Kötü anne baba yoktur ama kötü ebeveyn vardır. Allah’ın bize verdiği meleklerimizi biz ebeveynler şekillendiririz. Çocuklar bizim ebeveynlik stilimize göre şekillenir. Neden arkadaşınızın çocuğu annesinin sözünü dinliyorken sizin çocuğunuz sizi dinlemiyor? Ebeveynliğimizi yeniden gözden geçirmek gerekir bu anlamda. Bir bulaşık makinası aldığımızda yanında kullanma kılavuzu veriliyor. Ama çocuğumuz dünyaya geldiğinde ona nasıl davranacağımıza dair bir yol gösterici yok!! Dolayısı ile tamamen iyi niyetle yaptığımız yanlışlar var. Örneğin; çocuğumuz bize yaptığı resmi, Legolardan yaptığı kuleyi vs.. gösteriyor.
    Genelde pek çoğumuz bu resmi görünce, ‘ harika yapmışsın, mükemmel olmuş.’ Diyoruz. Bu ne demek çocuk için, kendisi için değil ebeveyni için yapmaya başlamak demek! ebeveynine kendini kabul ettirmeye çalışmak demek! Halbuki oyun, resim gibi şeyler kendini tanıması, kendini ifade etmesi için yapılan bir etkinliktir. Birilerinden onay almak için olabilecek bir şey olmamalı. Çocuk bir araba çizdiğinde onun çok da harika olmadığını zaten biliyor, ebeveyni onun her yaptığında ‘harika olmuş’ derse çocuğun kendini ifade etmesini engellediği gibi ‘benim her yaptığım nasıl olsa onaylanıyor’ düşüncesi ile çocuğun çabasının da önü kesiliyor, bu durum narsizim’e kadar gidebiliyor.&
    Kreşe başladığında kendisinden daha iyi yapanları görünce çocuk kendi içinde çatışmalar yaşıyor. Huysuzlaşabiliyor, okula gitmek istemeyebiliyor. Çocuğunuz yaptığı etkinliği ‘çok güzel olmuş, harika..’ gibi engelleyici kelimeler yerine; yaptığını tanımlayın; ‘ aa buraya ağaç çizmişsin, yapraklarını boyamışsın, yanına kırmızı bir araba çizmişsin, yolunu da unutmamışsın, tam da istediğin gibi yapmışsın’ şeklinde konuşmanız çocuğunuzu daha çok destekleyecek tavırlardır
    Bir de oyun terapisi, ailelere çocuklarına, ‘sınır koymak ve seçenek sunmak’ konusunda yardım ediyor. Bu çocuk yetiştirirken olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Çünkü aileler çocuklarına sınır koyamazsa (ki bunun da bir şekli vardır), çocuklarına yapabilecekleri en büyük kötülüktür. Oyun terapisinde bunları nasıl uygulanabileceğini aileler öğrenirler.

  • Çocuklarda beslenme bozuklukları ve neden olduğu sorunlar

    Yaşamın her döneminde sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için yeterli ve dengeli beslenmek temel koşul iken, büyüme ve gelişmenin hızlandığı, öğrenme ve kavrama işlevlerinin önem kazandığı çocukluk çağı ve adölesan döneminde beslenmenin önemi daha da artmaktadır. Beslenme ve sağlık söz konusu olduğunda hangi yaş grubunda olursa olsun çocuklar toplumun birinci derecede duyarlı grubunu oluşturmaktadır. Çocuk ve adölesanların besin öğelerine olan ihtiyaçları yaşamlarının diğer dönemlerine oranla daha fazladır ve bu dönemde kazanılacak beslenme alışkanlıkları ömür boyu sürdürülmektedir. Beslenme eğitimi ne kadar erken başlarsa çocuğun gelişim, zeka düzeyi ve bağışıklık sistemi de o denli olumlu yönde etkilenir.

    Günümüzde diyabet, kalp hastalıkları, obezite (şişmanlık), bazı kanser türleri ve osteoporoz gibi pek çok ciddi hastalığın giderek yaygınlaşmasının temelinde, çocukluktan itibaren başlayan yanlış beslenme alışkanlıkları yer almaktadır. Yüksek yağ içerikli öğünler, büyük porsiyonlar, yetersiz posa tüketimi, saflaştırılmış besinler, basit şeker kullanımı gibi nedenlerden dolayı sağlıksız nesiller yetişmektedir.

    Çocuk ve adölesan beslenmesinde ana ilke, yeterli ve dengeli beslenmelerini, sağlıklı büyüme ve gelişmelerini sağlamak, aile dışında zararlı etkilerden ve alışkanlıklardan korumak ve caydırmak, iyi alışkanlıkları pekiştirmek ve yenilerini kazandırmak, beslenme konusunda bilinçlenmelerine yardımcı olmaktır. Yeterli ve dengeli beslenme sayesinde çocukların beklenen büyüme ve gelişmeleri sağlanmakta, hastalıklara karşı dirençleri artmaktadır. Bununla birlikte, kemik gelişimi, bilişsel yetenek ve okul başarısındaki artış ve ileri yaşlarda görülen bazı hastalıkların önlenmesinde de çocuklukta kazanılan beslenme alışkanlıklarının rolü büyüktür.

    Çocukta beslenme eğitiminin temel ilkesi çocuğun normal bü­yüme ve gelişmesi için gereken enerji ve besin öğelerinin sağlanmasıdır. Çocuğun yaşına uygun miktarlarda besin gruplarından sağlanan günlük enerjinin % 55-60’ı karbonhidratlardan, % 12-15’i proteinlerden ve % 30’u yağlardan sağlanmalıdır. Böylece çocuğun besin tüketimi dengelenmiş olacaktır.

    Bu dönemde; yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilmeli, öğün atlanmamalı, öğün sayısı arttırılmalıdır. Günde üç ya da daha fazla beslenen ve öğünlerini düzenli tüketen kişilerde, günde bir ya da iki kez düzensiz beslenen kişilerden daha az sıklıkta obeziteye rastlanmaktadır. Öğün geçiştirme okul çağı çocuklarda sık görülen bir sorundur. Alışkanlık haline dönüştüğünde kişinin beslenmesi engellemekte ve yetersiz beslenmeye bağlı sorunlar ortaya çıkmaktadır .

    Öğünlerde dört besin gru­bundan alınması sağlanmalı, günlük enerjinin % 15-25’i kahvaltıda, % 25-35’i öğle ve akşam ye­meklerinde, % 10-15’i ise kuşluk, ikindi ve gece öğünlerinde verilmelidir. Sebze-meyve tüketimi, tam taneli unlu besinlerin, kuru baklagillerin tüketimi arttırılmalı, aşırı posa tüketiminden kaçınıl­malı, yağ ve şeker içeriği yüksek besinler tüketilmemelidir.

    Geçmişle kıyaslandığında, günümüz çocuklarının şeker ve hayvansal yağları fazla; demir, kalsiyum, lif ve antioksidant içeren besinleri ise yetersiz tükettikleri ve oldukça hareketsiz oldukları görülmektedir. Yapılan araştırmalara göre okul çağı çocukların %84’ten fazlası yüksek miktarda yağ tüketmekte, %51’den daha azı günde 1 meyve, %29’u sebze, %56-85’i ise asitli içecek tüketmektedir.

    Yetersiz ve dengesiz beslenme, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de çocukların içinde bulundukları sağlıklı ortamın büyük ölçüde bozulmasına, buna bağlı çeşitli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Beslenme sorunları ile çocukların vücut yapıları arasında birbirine paralel bir ilişki söz konusudur. Türkiye’de okul çağı çocukları ve gençlerde beslenme ile ilişkili sorunlar arasında iştahsızlık ve zayıflık, gelişim geriliği ve kısa boyluluk, aşırı enerji alımı ve yetersiz hareket nedeniyle oluşan şişmanlık ve ilgili sorunlar, metabolik sendrom, avitaminozlar, demir yetersizliği anemisi, iyot yetersizliği hastalıkları, diş çürükleri ve bağırsak parazitleri yer almaktadır. Bunların yanı sıra araştırmalar yetersiz ve dengesiz beslenmenin öğrencilerin dikkat sürelerini kısalttığı, algılamalarını azalttığı, öğrenmede güçlük ve davranış bozuklukları ile okula devamsızlık ve okul başarısında düşmeye neden olduğunu bildirmektedir.

    Çocukluk ve ergenlerde, dengesiz beslenmenin bir diğer sonucu olan obezitenin sıklığı dünyada ve ülkemizde endişe verici boyutlara ulaşmıştır ve obezitenin çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalığı haline gelmesine yol açmıştır. Yapılan gözlemsel çalışmalarda; fazla kilolu çocukların yaklaşık % 40’ında, ağırlık artışının ergenlik döneminde de devam ettiği ve obez ergenlerin % 75-80’inin erişkin dönemde de obez kaldığı gösterilmiştir. Bu nedenle erişkinlerde kilo fazlalığına bağlı erken dönemde gelişen şeker hastalığı ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının temelleri aslında çocukluk çağında başlayan şişmanlığa dayanmaktadır. Geçmişte basitçe ‘‘şişman çocuk sağlıklıdır’’ diyerek geçiştirilerek önemsenmeyen ve dikkat çekmeyen çocukluk çağı obezitesi; hem çocukluk, hem de bu çocukların erişkin dönemdeki sağlıklarını tehdit eder hale gelmiştir. Umut verici olan ise şişmanlığın önlenebilir olmasıdır. Bu nedenle çocukluk çağı obezitesinin önlenmesi bütün boyutlarıyla yüksek öncelik gerektirir.

    Günümüzde obezite sıklığının artış nedenleri; süt çocukluğu döneminde yetersiz anne sütü alımı, modern yaşamın getirdiği beslenme alışkanlıklarında değişiklikler (yağ ve karbonhidrattan zengin besin maddelerinin tüketilmesi), çocukların fiziksel aktiviteden uzaklaşarak televizyon ve bilgisayar oyunlarına yönelmeleri ve artan şehirleşme olarak gösterilmektedir.

    Obezite gelişiminde; genetik, çevresel ve psikolojik faktörler ile beslenme etkendir. Sosyo-kültürel ve ekonomik düzey, gebelikte annenin sigara içmesi, düşük ya da iri doğum ağırlığı, anne sütü alma süresinin az oluşu, hızlı yeme ve az çiğneme, fast food tarzı beslenme ve enerji yoğunluğu yüksek yiyecek ve içecekler, çocuğun aktivasyon derecesi ve televizyon seyredilmesine ayrılan süre ve aile içi olumsuz ilişkiler bu etkenler içinde yer alan önemli nedenlerdendir.

    Obezite gelişiminde bir diğer önemli faktör ise az çiğneme ve hızlı yemek yeme davranışıdır. Bu yanlış davranış şekli, doygunluk hissi oluşasıya kadar bireyin fazla miktarda yemek yemesine ve dolayısıyla fazla kilo almasına yol açar.

    Yeme isteğini arttırıcı reklamlar ve değişik şekillerde yeme modelleri ve mesajları veren programlar da çocukların yeme seçimleri üzerine etki etmektedir. Porsiyon büyüklüğü, ayrıca fazla yağlı, tuzlu ve şekerli atıştırmalar çocuk ve adölesanlarda ağırlık kazanımına neden olmaktadır.

    Normal enerji alan bir çocukta spor etkinliklerinde azalma, durağan aktivitede artış sonucu enerji harcanması azalarak obeziteye yol açar. Okula servis ile gitme, asansör kullanımı, uzaktan kumandalı cihazlar, uzun süreli çalışma saatleri, yeşil alandan yoksun apartman yaşamı, spor dersi yerine başka derslerle uğraşma anlayışı çocuklarda şişmanlığın fiziksel aktivite azlığına bağlı nedenleridir.

    Obezite gelişimini etkileyen diğer bir faktör ise televizyon seyretmektir. Evdeki televizyon sayısı, çocuğun odasında televizyon bulunması, ailenin birlikte televizyon izlemesi, ailenin televizyon izleme sıklığı ve süresi yemeğin televizyon önünde yenmesi ağırlık artışı ile ilişkili bulunmuştur. Televizyon seyretme süresi fazlalaştıkça, kişinin oturma süresi artmakta, bu da çocuğun tartısında artışa yol açmaktadır.

    Obezite tedavisinin temelini; sağlıklı beslenme, egzersiz ve bunun süreklilik kazanması ve yaşam şekli haline gelebilmesi için gerekli davranış şeklinin kazanılması oluşturmaktadır. Obezite tedavisi, enerji alımını azaltıp, enerji harcanmasını arttırırken; çocuğun normal fizyolojik büyümesini duraksatmayacak şekilde protein, karbonhidrat ve yağ içeriği bakımından dengeli, yeterli enerji ve esansiyel besin öğelerini içeren bir beslenme planı ile uzun vadeli ve kalıcı olmalıdır. Sağlıklı beslenme programını uygulamayan çocukların % 80’ inden fazlasında sağlık sorunlarının geliştiği bildirilmiştir. Çocuklarda obezite ile birlikte damar sertliği ve kalp hastalığı gelişimi için risk teşkil eden trigliserit seviyesi artar, iyi kolesterol olan HDL seviyesi düşer ve kan basıncı yükselir. Bunlardan başka çocuklarda sivilceler gelişir, fazla kilo taşıdıkları için ortopedik problemler de yaşarlar.

    Çocukluk çağı obezitesinin tedavisinde beslenmenin düzenlenmesi, fiziksel aktivite ve yaşam şekli değişiklikleri ile başarıya ulaşılabilinir. Hafif şişman okul çağı çocuğu ve adölesanların tedavisinde temel amaç hızlı ağırlık kazanımını engellemek ya da var olan ağırlığı korumak, gerekli görülen riskli vakalarda hafif derecede enerji kısıtlaması ve arttırılmış fiziksel aktivite ile son derece yavaş ağırlık kaybını sağlamaktır. Obez çocuk ve adölesanlarda ise kısa süreli ve kontrol altında olmak üzere, büyüme-gelişmeyi aksatmayacak şekilde sınırlı enerji diyetleri kullanılabilmektedir. Ancak bu miktar, çocuğun yaş grubuna göre normal gereksinimi olan enerjinin %60’ından daha az olmamalıdır ve bu tür diyetler sık kontrollerle ekip denetimi altında uygulanmalıdır. Bu tür uygulamalarda hedef; fazla ağırlığın %10 kadarını azaltmaya çalışmak ve bunun için ayrılan süreyi uzun (ideali 6 ay) tutmaktır. Ortalama olarak haftada 0.5 kg ağırlık kaybı sağlayacak miktarda enerji verilerek çocuk izlenmelidir. Çok ağır vakalarda haftada 1 kg kadar zayıflama kabul edilebilmektedir.

    Düşük enerjili diyetlerin uzun süreli kullanımı yanlıştır. Çok katı kurallar ve aşırı yasakların konulması, çocukların kısa sürede diyeti bırakmalarına neden olmaktadır. Yeterli ve dengeli beslenmenin kabulü daha kolay, kullanım süresi daha uzundur.

    SAĞLIKLI BESLENMEK VE OBEZİTEDEN KORUNMAK İÇİN;

    Çocukların ebeveynlerini çok iyi izlediklerini ve taklit ettiklerini göz önünde bulundurarak çocuğun yapmaması istenen davranışlardan ebeveynlerinde uzak durması en doğru yaklaşım olacaktır.

    Çocuk ve adölesanların büyüme ve gelişmeleri de göz önünde bulundurularak öğünleri düzenlenmelidir. Evde kahvaltı yapmanın önemi vurgulanarak, temel besin gruplarının öğünlerde yeterli ve dengeli tüketimi sağlanmalıdır. Çocukluk döneminde kazanılan beslenme alışkanlığının erişkin dönemde de devam edeceği unutulmamalıdır.

    Çocuk ve adölesan dönemde başlayan obezitenin ileri yaşlarda da devam edeceği bilinmektedir. Bu nedenle erken dönemde etkenlerin belirlenip önlem alınması gerekmektedir.

    Günlük televizyon seyretme ile obezite prevelansı arasında eş yönlü bir ilişki vardır. Çocukların televizyon izlemeleri günde 1-2 saat ile sınırlandırılmalıdır.

    Yüksek kalorili yiyecekler evden uzak tutulmalı,yiyecek ödül veya ceza olarak kullanılmamalı, yemeğin bitiminde şeker ve tatlı sözü verilmemelidir.

    Ara öğünlerinde süt+meyve, ya da ekmek+peynir+domates sağlıklı gıdalardan oluşan öğünler oluşturulmalıdır.

    Çocuğun hamburger yerine yağsız tost veya peynirli sandviçi tüketmesi sağlanmalıdır.

    Çocuğa yavaş yavaş değişik besinler tattırılmalı ve sağlıklı-sağlıksız gıda ayırımı öğretilmelidir.

    Çocuk sağlıklı ise, kilo ve boy açısından normal bir gelişme içindeyse az ya da çok yemesi konusunda endişelenilmemelidir.

    Çocuk kahvaltı yapmak istemiyorsa evden çıkmadan önce en azından 1 bardak süt ve 1 elmadan oluşan bir kahvaltı yapması sağlanmalıdır.

  • Alerjik çocuklar daha kolay gribe yakalanıyor!

    Alerjik çocuklar daha kolay gribe yakalanıyor!

    GRİP AŞISI YAPTIRMANIN EN UYGUN ZAMANI EKİM VE KASIM AYLARI!

    Soğuk havaların gelmesiyle alerjik çocuklar her türlü solunum yolu enfeksiyonlarına karşı, alerjisi olmayan çocuklara göre daha hassas bir duruma da geliyorlar. Yumurta alerjisi olanların dışında ise grip aşısı tüm olumsuz faktörlerden koruyor.

    Dünya sağlık örgütü, birinci ve ikinci dereceden risk grubunda olanların her yıl aşılanması gerektiğini vurguluyor ve birinci dereceden risk grubu içinde; astım hastaları ve solunum yolu alerjisi olanlar olduğunu açıklıyor. Alerjik çocuklar her türlü solunum yolu enfeksiyonlarına karşı, alerjisi olmayan çocuklara göre daha hassas oluyorlar. Alerjik çocuklar daha kolay gribe yakalanabiliyor, grip mevcut alerjileri tetiklerken, hastanın hem grip hem de alerji ile mücadele etmesi savunma sistemini zayıflatıyor. Savunma sistemi zayıflamış ve alerjisi de tetiklenmiş çocuğun hastalığı daha ağır iyileşiyor ve daha fazla ilaç kullanımına sebep oluyor. Grip aşısı ise böyle durumlarda, tüm olumsuz faktörlerden koruyor.

    Gribin yayılmasını önlemek, ağır seyreden komplikasyonlarla ölümü engellemek, grip salgınının uzun sürmesi sonucu ortaya çıkabilecek virüs mutasyonunu, hastaneye yatış ve yoğun bakım ihtiyacını azaltmak, iş kaybını, okul devamsızlığını ve ekonomik kayıpların önüne geçmek için grip aşısı yaptırılması gerekiyor. Grip; özellikle solunum yolu alerjisi olan çocuklarda, akciğer hastalığı olan yaşlılarda ve kalp, böbrek, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyrederek ölüme varan ciddi sonuçlara yol açabilir.

    Mevsim değişimiyle birlikte, kalabalık ve kapalı ortamlar grip salgınını arttırırken, yumurta alerjisi olanlar dışında tüm alerjik hastaların aşı yaptırmasını önemle tavsiye ediyoruz. Yumurtaya ve tavuğa karşı anafilaktik tarzda alerjisi olanlar, yani yumurta ve tavuk yediğinde alerjik şoka girenlerin ise grip aşısı yaptırmaması gerekmektedir.

    Grip Aşısı Ne Zaman Yapılmalıdır?

    Grip aşısının mutlaka salgın başlamadan önce yapılması gerekmektedir. Aşının etkisinin ortaya çıkması için iki üç haftaya ihtiyaç vardır ve en uygun zaman sonbaharda özellikle Ekim ayıdır. Aşının yanı sıra bazı önlemler alınarak da bulaşma riski azaltılabilirken şu hususlara da dikkat etmek de fayda vardır.

    Gribi olan kişilerle yakın temastan uzak durmak,

    Evde kalıp dinlenmek,

    Öksürme ve hapşırma esnasında ağzı kağıt mendi ya da kolunuzla kapatmak,

    Maske kullanmak,

    Elleri sık sık yıkamak,

  • ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

    ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu nedir?

    DEHB , bireyin yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, isteklerini erteleyememe ve dikkat sorunlarıyla kendini gösteren bir bozukluktur.Genellikle okul öncesi dönem ve okul çağı dönemde belirgin hale gelmektedir.Çocukların bir konuya dikkatini vermesinde ya da davranışlarını kontrol etmesinde sorun olmaktadır.Bu çocuklar genelde ailesi ya da çevresindekiler tarafından “yaramaz, bir türlü yerinde duramayan, çok hareketli,dalgın,unutkan,hayallere dalan vs.”olarak nitelendirilmektedir.Bu tür davranışlar , dönem dönem , hemen hemen her çocukta gözlenebilen davranışlar olduğundan tanı konulabilmesi için mutlaka bir uzmandan destek alınması gerekir.

    ÖZELLİKLER

    1-Aşırı hareketlilik/Hiperaktivite/Dürtüsellik ön plandaysa: Bu çocuklar yaşıtlarına göre daha hareketlidir.Bu davranışlar, oyun, anaokulu, okul gibi günlük işlerde sorun oluşturur.Hiperaktivitenin ön planda olduğu çocuklar genellikle yerinde duramayan, oturması gerektiği halde oturamayan,aşırı konuşan,sırasını beklemekte zorlanan,her zaman bir şeylerle uğraşan,çoğu zaman başkalarının sözünü kesen,konuşmalara müdahale eden çocuklardır.

    2-Dikkat Eksikliği ön plandaysa:Bu çocuklar, dikkatini bir noktaya toplamakta güçlük çeker, dikkatleri çabuk dağılır,yönergeleri başından sonuna kadar takip edemezler,evde veya okulda yapacağı işler ve aktiviteler için gereken malzemeleri kaybeder ve dinlemezler.

    3-Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ön plandaysa:Hem dikkat eksikliğinin hem de aşırı hareketlilik ve dürtüselliğin özellikleri gözlenmektedir.

    BELİRTİLERİ

    Yürümeye başlayan çocuklarda ve okul öncesi dönemde belirtiler

    Genel olarak bu yaş grubundaki hiperaktif çocuklar, sürekli koşan, hiç yürümeyen,her an gitmeye hazır,bir aktiviteden diğer aktiviteye kayan çocuklardır. Uzun süre sessiz oturmakta güçlük çekerler. Çocuklar çok aktiftirler ancak zayıf koordinasyon ve beceriksizlik nedeniyle kazalara eğilimleri vardır.

    İlkokul çocuklarında belirtiler:

    Bu çocuklar genellikle rahatsızlık ve yerinde duramama nedeniyle sınıfta yerinden ayrılma,uzun süre yerinde oturamama,etrafta dolaşma veya uygun olamayan aktivitelerle başkalarının dikkatini çekerler.

    Ergenlikte belirtiler:

    Hiperaktivite, bu dönemde geniş kas hareketlerinden küçük kas hareketlerine kaymaktadır.Buna örnek olarak bacağını sallama veya sandalyede sürekli pozisyon değiştirme verilebilir.Dürtüsellik ergende ,kendisi ve ailesi için sorun olan daha fazla problemlere sürüklenme, artan tehlike gibi durumlarla kendini gösterir.Dikkat eksikliği, görevleri tamamlamada başarısızlık , aktiviteler için kısa dikkat aralıkları ve aktiviteleri sürekli değiştitirler.Elbetteki dikkat problemi devam eden ergeninin okul başarısızlığı kaçınılmaz olur.

    DEHB OLAN ÇOCUKLARIN GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    Davranışsal Belirtiler

    Bu çocukların daha doğmadan önce anne rahminde alışılmadık şekilde hareketli olduklarını gösteren raporlar mevcuttur.Doğduklarında da çok ağlayan ve uyku düzenleri oldukça bozuk olan bebeklerdir.

    • Aşırı hareketlidirler.Uzun süre oturamazlar,el ve ayaklarını sürekli oynatırlar.
    • Sonuçlarını düşünmeden kendilerini fiziksel olarak tehlikeye atabilirler(kontrol etmeden caddeye fırlamak gibi)
    • Sürekli konuşur,bağırır, isteklerini engelleyemezler.
    • Herşeyi kurcalarlar.
    • Mobilyaların ya da rafların üzerinde gezerler ve sürekli koşuşturma içindedirler.
    • Başkalarına yönelik vurma, itme gibi saldırgan davranışları sıklıkla gösterirler.
    • Ergenler genellikle kendilerine sıkıntı veren duygulardan söz ederler.
    • Kendi başlarına karar vermede güçlük çekerler.
    • Başladıkları işi yarım bırakırlar, bir aktiviteden diğer aktiviteye geçerler.

    Sosyal Belirtiler

    • Arkadaş ilişkileri zayıftır.Arkadaş edinseler bile uygun olmayan davranışlar sergiledikleri için arkadaşlıklarını sürdüremezler.
    • Yönergelere ve kurallara uymakta güçlük çektikleri için sosyal uyumsuzluk gösterirler.
    • Sosyal etkinliklere katılmakta zorluk çektikleri için becerileri gelişmeyebilir.

    Bilişsel Belirtiler:

    • Dikkatleri çabuk dağılır.Bu nedenle başladıkları işi bitirmekte güçlük çekerler.Sürekli dikkat gerektiren işlerden kaçma davranışı gözlenir.
    • Genellikle unutkandırlar.Eşyalarını, beslenme saatlerini, öğretmeninin ailesine teslim etmesi için verdiği notları unutabilirler.
    • Çalışmaları düzensiz ve plansızdır.Bu yüzden okul başarısında düşme görülebilir.
    • Davranışlarının sonuçlarını değerlendiremedikleri için zarar görme olasılıkları yüksektir.

    Duygusal Belirtiler:

    • Ruh halleri değişkendir ve buna bağlı olarak depresyon gelişebilir.
    • Çabuk heyecanlanıp,sinirlenebilirler.
    • Kendilerine güvenleri azdır.Sosyal yönden dışlanma,ebeveynin tutumu önemli bir role sahiptir.

    Fiziksel Belirtiler

    • Uyku süreleri kısadır ve düzensizdir.
    • Motor koordinasyonu zayıf olabilir.
    • Kemik gelişimleri geri olabilir.
    • İdrar kaçırma görülebilir.
    • Boyları ve kiloları yaşıtlarının altında kalabilir.
    • El becerisi gerektiren işlerde yetersizlik görülebilir. Düğme ilikleme, ayakkabı bağlama, çatal bıçak kullanma, resim yapma, yazı yazma gibi etkinlikler örnek verilebilir.

    Bir çocukta,gençte ya da yetişkinde DEHB’ten söz edebilmek için yukarıdaki belirtilerin genellikle yedi yaşından önce ortaya çıkması, davranışların çoğunu en az 6 ay süreyle sergilemiş olması ve günlük yaşamını olumsuz yönde etkileyecek boyutta olması gerekmektedir.Yukarıda da bahsettiğim gibi çocukların çoğunda dönem dönem gözlemlenen davranışlar olduğundan dolayı DEHB ayrımının yapılabilmesi için mutlaka bir uzmana başvurmak gerekmektedir.

    Anne-Babalara Öneriler

    DEHB’in zamanında fark edilerek terapiye başlanması , sorunu yaşayan bireylerin ruh sağlığı ve topluma kazandırılmaları açısından önemli bir role sahiptir.

    Ortaya çıkan davranış problemlerinin bir an önce uzmana iletilmesi ve uzmanın önerileri doğrultusunda yapılması gereken etkinlikler konusunda çaba harcanmalıdır.

    Çocuğun yaşadığı yerin güvenli olmasına dikkat edilmelidir.Davranışlarının sonuncunu değerlendiremeyen çocuklar oldukları için çocuk oyun oynarken düzenli aralıklarla konrol edilmelidir.

    Çocuk, beklentileri ve planları konusunda anne baba tarafından desteklenmelidir.

    Koyulan kurallar çocuğun yaşına ve gelişimine uygun olmalıdır ve yazılıp asılmalıdır.

    Çocuklara talimat verilirken dikkatini çekmek için çocukla göz kontağı kurmak ve sakin bir şekilde konuşmak önemlidir.Bağırarak talimat vermek çocuğun sadece ses yüksekliğine odaklanmasına yol açar.

    Çocuğun olumsuzluklarına, başaramadıklarına değil, olumlu özelliklerine odaklanılmalıdır.Eleştiri dolu bir yaklaşımın çocuğun özgüvenini zedeleyeceği unutulmamalıdır.

    Bu çocuklar çok sık hata yaptıkları için cezalar( bir ödülü iptal etme,kaybettiği bir eşyanın yokluğundan doğacak sıkıntıya bir süre katlanmasına imkan vermek gibi) son çözüm olarak anne baba için kaçınılmaz olabilir.Ancak cezaların her zaman ödüllerle birlikte kullanılmasına dikkat edilmelidir.Bu çocuklar diğer çocuklara nazaran daha çok ödüllendirilmeye ihtiyaç duyarlar.Çocuğun sergilediği her olumlu davranış, bir ödülle pekiştirilmelidir.Unutulmamalıdır ki bu ödüller mutlaka çocuk için anlamlı ve güçlü ödüller olmalıdır.

  • Çocuğunuzun duzenli uykusu icin dikkat edilmesi gereken 13 adım

    1-Her Gün Aynı Zamanda Yatırın

    Küçük çocuklar zamanı anlayamasalar bile, vücut saatleri hep çalışır. Her gün aynı zamanda yatakta olmak, çocukların uyku düzenine fiziksel ve zihinsel olarak alışmasına yardımcı olur. Bu düzeni hafta sonlarında ve yaz aylarında değiştirmek çok cazip gelse de, uyku zamanında tutarlılığı korumaya çalışın. Uyku saatinin daha geçe bırakılması, çocukların normal düzenlerine geri dönmesini zorlaştırır.

    2-Televizyonu Kapatın

    Televizyonu çocuğunuz için yataktan önce rahatlama aracı olarak kullanmayın. Çocuğu heyecanlandıracak programlar – şiddet, gerginlik, entrika veya çatışma içeren görüntüler – onun uyku saatinde çok fazla uyarana maruz kalmasına yol açabilir. Çocuğu heyecanlandıran bu tür programlar, daha sonra uykuya dalmayı ve deliksiz uyumayı zorlaştırabilecek stres benzeri belirtilere neden olabilir. Korkutucu programlar, çocuğun kâbus görmesine yol açabilir. Çalışmalara göre, televizyon haberleri dahi korkutucu olabilmekte ve çocukların uykuya dalmasını zorlaştırabilmektedir.

    Sakin programlar da uykuyu bozabilir. Uyku zamanında bir ışık kaynağının karşısında durmak, vücudun hala gündüzde olduğunu sanmasına yol açabilir.

    3-Rutine Oturtun

    Üç dört faaliyetle oluşturulacak bir uyku rutini, çocuğun rahatlamasına ve uykuya hazırlanmasına yardımcı olur. Tipik bir rutinde, banyo, pijama, diş fırçalama ve kitap okuma olarak sıralanabilir. Daha büyük çocuklarda, bu rutin sırasında oturup günü konuşabilirsiniz. Loyola Üniversitesi Chicago Tıp Fakültesi’nden çocuk doktoru Hannah Chow, “Her şeyi basit ve sade tutun,” diyor. “Sessiz bir rutin her zaman daha iyidir.”

    4-Uyku Saatini Erken Tutun

    Philadelphia Çocuk Hastanesi Uyku Merkezi’nden doktor ve Sleeping Through the Night kitabının yazarı Jodi A. Mindell’e göre, ebeveynler genellikle daha erken uyku saatlerinin uykuya geçişi kolaylaştırdığını fark etmiyor. “Çocuklar aşırı yorulduğunda, rahatlamaları ve uykuya dalmaları da zorlaşıyor.” Mindell, çocukların ilkokul döneminde 7:30 ile 8:30 arasında yatırılmasını tavsiye ediyor.

    5-Uyku Tablosu Yapın

    Okul öncesi çocuklar için, yatağa geçmeden yapacakları tüm faaliyetleri görebilecekleri bir uyku tablosu hazırlamak yararlı olabilir. Banyo ve pijama resimleri çizin ve örneğin her akşam okuyacağınız kitap sayısını tam olarak yazın. “Bu şekilde, iki kitap okuyacaksanız ve çocuğunuz bir üçüncü kitabı okumanızı isterse, tabloyu işaret edip, tabloda sadece iki kitap olduğunu söyleyebilirsiniz,”.

    6-Tek Bir Yöne Doğru İlerleyin

    Çocuğunuz uyku rutininde ilerlerken, tüm faaliyetlerin tek bir yöne – yatak odasına – doğru uzandığından emin olun. Üst katta banyo yaptırıp, atıştırmalık için alt kata inip, pijamaları giydirmek için odasına geçip, en son kitap okumak için sizin odanıza geçmek işe yaramayacaktır. Tüm faaliyetlerin onun yatak odasına doğru ilerlemesi çok önemlidir.

    7-Uyanma Girişimlerine “Hayır” Deyin

    Çocuğunuz yatağa girdikten sonra sizi çağırır ve başka bir şey isterse – su veya bir kez sarılma – istediğini verin. Tekrar bir talebi olduğunda, katır bir şekilde “hayır” deyin veya talebi sadece görmezden gelin ve çocuğu tekrar sessizce yatağa yatırın. “Tutarlı olmak, dediğini yapmak ve sınır koymak tekrarlı taleplerin son bulmasını sağlar”. “Bu talepler giderek sıklaşabilir ama çocuk ebeveynlerin ciddi olduğunu anladıktan sonra, tamamen son bulacaktır.”

    8-Bir Uyku Cenneti Yaratın

    Çocuğunuzun yatak odasının uyku için rahat bir mekân sağladığından emin olun. Sıcaklığı yazın yeterince serin, kışın ise yeterince sıcak tutun. Işığı kontrol altında tutmak için, odayı karartan perdeler veya jaluziler kullanın. Çocuğunuzun kendini iyi hissetmesini sağlayacaksa, yumuşak bir aydınlatma kullanılabilir. Onu rahat ettirecek iyi bir yastığı olsun. Son olarak, yatağında onlarca pelüş hayvan veya oyuncak olmamasına dikkat edin.

    9-Elektronik Cihazları ve Telefonları Odadan Çıkarın

    Şaşırtıcı olsa da, 4 ila 6 yaşındaki çocukların %43’ünün yatak odalarında televizyon var. çocuğun yatak odasına bilgisayar, televizyon, telefon veya bilgisayar oyunu bulunması uykuyu zorlaştırabilir, çünkü çocuklar bu cihazları kapatmakta zorlanır. “Oyunda bir sonraki düzeye geçmek, dizinin sonraki bölümünü izlemek, bir sonraki mesaja cevap vermek isterler. Bu faaliyetler çok çekici ve bağımlılık yaratıcıdır.” Ayrıca, çocuğun yakınında parlak ışıkların bulunması, vücudun uyku hormonu olan melatonin üretimini geciktirir.

    10-Kafeini Azaltmak

    Kafein çocuğunuzun yerinde duramamasına ve vücudunun yavaşlayıp uyumasının zorlaşmasına neden olabilir. 300 ml’lik normal kolada 25 miligram, 300 ml’lik portakallı gazozda veya 400 ml’lik aromalı buzlu çayda 40 miligram kafein vardır. Kafein 6 saat boyunca vücudunuzda kalabilir. Dolayısıyla, çocuğunuza öğleden sonra kafeinli ürünler vermekten kaçının.

    11-Gün İçinde Hareket Edin

    Çocuğunuzun gün içinde yeterince hareket ettiğinden ve geceye kadar enerjisini tükettiğinden emin olun. Hareket hem çocukların vücut ve zihin sağlığını geliştirir hem de daha iyi uyumalarını sağlar. Ancak, çocuğun uyku saatinden önce çok hareketli olmamasını sağlayın. Bisiklete binme, ortalıkta koşma ve dans etme gibi faaliyetleri yatağa yatmadan en az birkaç saat öncesine kadar tamamladığından emin olun.

    12-Öğle Uykularına Dikkat Edin

    Küçük çocukların 3 yaşına kadar öğle uykusuna yatması normaldir. Bu öğle uykuları, küçük çocukların 24 saatte ihtiyaç duyduğu 12 ila 14 saatlik uykuyu almasına yardımcı olur. 18 aydan büyük çocuklar genellikle günde bir kez bir ila üç saat öğle uykusuna yatar. Öğleden sonra geç saatlerdeki uykulardan kaçının, çünkü bu uykular çocuğun gece uykuya dalmasını güçleştirebilir. Çocuk 5 yaşına vardığında öğle uykusuna ihtiyaç duymuyor olmalıdır.

    13-Kendinizi Suçlu Hissetmeyin

    Çocuklar bir kitap için yalvarması veya geç uyumak için sızlanması, ebeveynler için çok zor olabilir. Ama unutmayın ki çocuğun asıl ihtiyacı olan uykudur. “Ebeveynler çocuklarını erken yatırırken genellikle kendilerini suçlu hisseder ama iyi bir gece uykusu çocuğun bakış açısı, moral durumu ve sağlığı açısından çok büyük bir fark yaratabilir. Çocuğunuzun uyku düzenini koruyun. Bu atabileceğiniz en iyi adımlardan biridir.”

  • İletişim Engelleri Nelerdir?

    İletişim Engelleri Nelerdir?

    İletişim Engelleri Nelerdir?

    Çocuklarla ebeveynlerin kurmuş oldukları iletişim bazen sağlıklı iletişimi zorlayan engellerle dolu olabilmektedir. Bazı örnekler verecek olursak;

    1. Sıklıkla Emir Cümleleri Kurmak;

    Yaşantımızı gözden geçirerek kurduğumuz emir cümlelerini yakalamaya çalışalım. “Kalk, yüzünü yıka, sütünü bitir, dişlerini fırçala, ağzın doluyken konuşma, ödevini bitir, televizyonu kapa, büyüklerinle konuşurken sesini yükseltme, öğretmenini dinle…….” gibi uzayan emir sözcüklerini yakalamamız zor olmayacaktır. Adeta askerlik eğitiminin hepimizin bildiği “yat!-kalk!-sürün!” kalıbı gibi sürekli emir veren insanlar haline gelebiliriz. Oysa askerlikteki itaat hayati önem taşıdığı için asker yat emrinden sonra kalk emri gelene kadar başka bir davranıma geçmemek durumundadır. Peki, acaba bizim istediğimiz şey evimizi asker ocağına çevirip, nizami askerler yaratmak mıdır? Tabiî ki değil. Çocuklarımızın korkudan söyleneni yapmasını değil kendisi için gerekli olanı düşünmesine ve bulmasına yardımcı olmalıyız.

    2. Gözdağı Vererek Konuşma Biçimi;

    “Okulunu bitirmezsen sana para mara yok”,” ödevini bitiremezsen televizyonu unut” ,”sütünü içmezsen cüce kalırsın”, “terliksiz dolaşırsan hastalanırsın” gibi. Bazen işimizi kolaylaştırmak için bir davranışı bitirmesini koşula bağlayabilir ya da gözdağı vererek korkutarak istediğimiz davranışı yapmasını sağlayabiliriz. Televizyon izlemesini istemediğimiz halde onu şarta bağlayarak daha da çekici hale getirebiliriz. Ayrıca korku, boyun eğme, itaat etme davranışı yaratabilir ya da“deneme” isteğini tetikleyebilir. Gücenme, kızgınlık, öfke ve düşmanlık duygularının oluşmasına neden olabilir.

    3. Sürekli Öğüt Verme, Çözüm Önerileri Getirme;

    “Senin yerinde olsam plan yaparak çalışırdım”, “sütünü bitirdiğinde boyun uzayacak”,”bak sana bir öneri vereyim” gibi cümleler kurabiliriz ve bu konuşma biçiminin çok yararlı yapıcı olduğuna inanırız. Öncelikle düşünmemiz gereken söylediğimiz şeylere acaba benim mi ihtiyacım var sorusunu cevaplamak sonrada istenmeden verilen öğütlerin, yardımın yararlı olmadığını gözlemleyebilmektir. Aksi takdirde bu yaklaşım anneye babaya bağımlı çocuklar yaratabilmektedir. Ayrıca kendi çözüm yollarını oluşturmasına katkı sağlamayacaktır.

    4. Sıklıkla Yargılamak, Eleştirmek;

    “Sen zaten tembelin tekisin”,”zaten başarsaydın şaşardım”,“yine mi bitiremedin” gibi cümleler kurmak yetersiz, aptal hissetme duygularına neden olabilir. Çocuğun olumsuz bir yargıya hedef olma ya da azarlanma korkusuyla iletişimi kesmesine yol açabilir ya da çocuk yargı ve eleştirileri gerçek olarak algılayabilir (Ben kötüyüm!) ya da karşılık verebilir0(Siz de daha mükemmel değilsiniz!).

    Bu iletiler çocuk üzerinde diğerlerinden daha fazla olumsuz etki yapar. Bu değerlendirmeler çocuğun benlik saygısını düşürür. Çocuklar hakkında yapılan olumsuz değerlendirmeler çocuğun kendisini değersiz, yetersiz görmesine neden olur.

    5. Çocuğu Sürekli Övmek

    İstendik davranışı yapması durumunda çocuk yerli yersiz her ortamda övülebilir. “Çok güzel……..”, “Bence harika bir iş yapıyorsun…..”Bu durumda çocuk ailesinin beklentilerinin çok yüksek olduğunu düşünebilir ya da kaygı hissedebilir.

    Genel inanç olarak bu durumun çocuğa zarar vereceği hiç düşünülmez. Çocuğun kendilik algısına uymayan değerlendirmelerin yapılması çocukta kızgınlık yaratır. Çocuklar bu iletileri anne babanın kendilerini yönlendirme ve isteğini yaptırma girişimi için kurnazlık olarak yorumlarlar. Siz böyle söyleyince sanki ben daha çok mu çalışacağım?” gibi düşünebilirler. Ayrıca övgü başkalarının yanında yapılıyorsa çocuğu utandırabilir ya da aşırı övgü sonucunda çocuk buna alışır ve övülmeye gereksinim duymaya başlar.

    6. Ad takmak, alay etmek:

    “Koca bebek….”, “Hadi bakalım Süpermen”, “Geri zekalı”, “Hadi sende sulu göz”, gibi cümleler kurmak çocuğun gelişiminde değerli hissetmesine yol açmaz. Sevilmediği kanısının oluşmasına yol açabilir, kendilik gelişiminde olumsuz etkileri olabilir. “Aşkım, Sevgilim ”gibi sevgiliye söylenecek sözlerin söylenmesi anne ya da babayla ilişkisinin sınırlarını belirlemesinde, cinsel normlarının oluşumunda sıkıntılar yaşamasına neden olabilir.

    7. Sürekli Soru Sormak, Sınamak, Sorgulamak:0

    “Neden?….Kim?…..Sen ne yaptın?……Nasıl?…..”

    Soruları cevaplama genellikle eleştiri veya zorunlu çözüm getirdiğinden çocuklar genellikle hayır demeye, yarı doğru cevap vermeye, kaçmaya yönelir veya yalan söyler

    Sorular genellikle soru soranın nereye varmak istediğini açıklamadığından, çocuk korku ve endişeye kapılabilir

    Ailenin endişelerinden doğan sorulara cevap vermeye çalışan çocuk kendi sorununu, gözden kaçırabilir.

    Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında bu durum onda güvensizlik, kuşku oluşturur.

  • Otizm, Dil ve Konuşma Terapisi

    Otizm, Dil ve Konuşma Terapisi

    Otizm, Dil ve Konuşma Terapisi

    Otizm Nedir?
    Otizm, dil ve konuşma terapisi, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan karmaşık bir nöro-gelişimsel bozukluktur.Çok sık olarak konuşma geriliği şikayeti ile dil ve konuşma terapisi ne başvururlar. Günümüzde, otizme neyin neden olduğu bilinmemekle birlikte kimi araştırmacılara göre beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlarından kaynaklandığı sanılmakta, kimi araştırmacılara göre ise genetik olduğundan kuşkulanılmakta ve bu konularda çok sayıda araştırma yapılmaktadır. Çevresel faktörlerin (ailesel özellikler, çevre kirliliği ve kimyasal maddeler gibi) otizmi tetiklediği düşünülmekle birlikte, henüz bu konuda bilimsel dayanak mevcut değildir. Otizm günümüzde en sık rastlanan ve giderek artan gelişimsel yetersizliklerden biridir. Dünyada otizmin görülme sıklığının 110’da 1 olduğu ve erkeklerdeki yaygınlığının kızlardan 3-4 kat fazla olduğu bildirilmektedir.

    Otizm ve dil terapisi

    Otizm Bozukluğunda Şüphelenilmesi Gereken Davranışlar:

    Otizm, dil ve konuşma terapisi geriliği nedeniyle için başvuru yapmalarının en temel sebebi, otizmli çocuklarda en göze çarpan semptom, konuşmanın olmayışı ya da son derece sınırlı olmasıdır. Bu durumun bir iletişim bozukluğu olarak tanımlanması, eşlik eden belirtiler hakkında daha fazla bilgiyi gerektirir.

    Otizm, dil ve konuşma terapisi ihtiyacı en fazla olan gruptur. Otizm sosyal etkileşimde kısıtlılık, iletişim becerilerinde yetersizlik ve tekrarlayıcı hareketlerle kendisini gösteren bir bozukluktur. Konuşma gecikmesi olan çocuklarda aşağıda sıralanan belirtiler varsa otizmden şüphelenmeli ve hemen bir uzmanına başvurmalısınız;

    • Göz teması yoksa veya kısıtlıysa
    • Çocuğunuz gülümsemeye yanıt vermiyorsa
    • Onunla konuştuğunuzda yüzünüze bakmıyorsa veya bunu nadiren yapıyorsa
    • Adını çağırdığınızda adına bakmıyorsa
    • Çocuğunuz işaret ettiğiniz yere bakmıyorsa
    • İlgilendiği şeyi işaret ederek veya size göstererek paylaşmıyorsa
    • Sizinle veya diğer çocuklarla oynamak yerine kendi başına zaman geçirmeyi tercih ediyorsa
    • Sizin davranışlarınızı taklit etmiyorsa
    • İşaret ettiğiniz nesnelere bakmıyorsa
    • Sallanma, kendi etrafında dönme şeklinde hareketleri varsa

    Otizmli Çocuklarda Dil Konuşma Terapisi

    Konuşma gecikmesiile ilgili “4 yaşa kadar beklenmesi gerektiği” düşüncesi ek engeli olamayan çocuklar için geçerli olan bir kuraldır. Eğer bir çocukta işitsel, zihinsel, fiziksel ya da davranışsal bir sorun varsa dil ve konuşma terapisine olabildiğince erken başlanması gerekmektedir. otizm tanısı almış çocukların bir an önce dil ve konuşma terapisi ne başlamaları gerekmektedir.

    Otizm de karşılaşılan sorunlardan en önemlisi otizmli bireyin sosyal iletişimidir. Maalesef otizmli çocuklarda dil ve konuşma terapisi alanında gözlenen dil geriliği bazen aileler bazen de uzmanlar tarafından ihmal edilmektedir. Dil ve konuşma terapisi ne geç başlanması çocuğun muhtemel dil kazancının düşmesine yol açmaktadır.Dil ve konuşma terapistleri, otizmli bireylerle çalışırken alanda geliştirilmiş bilimsel dayanaklı uygulamaları kullanmaktadırlar.