Etiket: Çocuklar

  • OKUL ÖNCESİ DÖNEMDEKİ ÇOCUKLARDA MEDYA BAĞIMLILIĞI

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDEKİ ÇOCUKLARDA MEDYA BAĞIMLILIĞI

    Çocukluk dönemine ilişkin olarak bağımlılık ve özellikle medya bağımlılığı konusu, günümüz şartlarında ve yaşantısında büyük önem taşımaktadır. Otoriter ve çocuğu adına her şeyi kendisi yapan ebeveynlerin çocuklarını kendilerine bağımlı yetiştirdikleri bir gerçektir. Çocuğun özgürleşmesine, kendi seçimlerinin kendisinin yapabilmesine izin verilmediği durumlarda, çocuğun ileriki yaşlarda da öz bakımının yapılmasında dahi ebeveyninden yardım istemesi olasıdır. Çocuklarda medya bağımlılığı ise genellikle ailelerin eliyle oluşmaktadır. Küçük yaşlarda ebeveynine muhtaç bir çocuğun ebeveynleri tarafından çeşitli nedenlerle medya araçlarına yönlendirilmesi, çocuğun bu yöndeki bağımlılığı hususunda en büyük risk etmenlerinden biridir. Yemeğini yemesi, uyuması, oyalanması için medya araçlarını kullanan anne babalar bilerek ya da bilmeyerek çocuklarına büyük zarar vermektedirler. Böyle bir rutine alışan çocuğun ileriki dönemlerde bunu hayatına genellemesi ve medya araçlarını yoğun şekilde kullanmak istemesi, bir bağımlı haline gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

    Çocukların medya içeriklerine ve medya araçlarının kullanımına yönelik bağımlılıkları, gerçek ile hayal arasındaki ayrımı yapabildikleri döneme geçiş sürecinde söz konusu olduğunda, bu bağımlılığın pek çok açıdan risk taşıdığı ve ciddi bir bedeli olduğu bir gerçektir. Henüz gerçeklik ayrımını yapabilme kapasitesine sahip olmayan bir çocuğun, medya araçlarında gördüğü kurmaca etkinlik, nesne, eylem ve kişileri gerçek sanarak tehlikeli eylemlere kalkışması muhtemeldir.

    Buna örnek olarak, ülkemizde “Pokemon” adlı çizgi filmi izleyen çocuğun kendisini oradaki karakterlerden biri sanarak uçabileceğini iddia etmesi ve bu algısı sonucu balkondan aşağı atlaması gösterilebilir. Bunun yanı sıra çocuğun kendilik algısı, nesne algısı, kişiler arası ilişkilere yönelik algıları da izlediği kurmaca dünyanın bir parçası olarak yapılanma riski taşır.

    Çocuklarda medya içerikleri ve dijital medya araçlarına yönelik bağımlılığın en açık belirtileri; çocuğun hediye olarak sürekli elektronik araçlar talep etmesi, dışarıda ve insanlarla yapılacak aktiviteler yerine sürekli olarak medya araçlarını kullanmayı tercih etmesi, medya araçlarının kullanımı esnasında ebeveynin bırakması yönündeki talebine şiddetli bir biçimde karşı gelmesi, sabah ilk kalktığında ya da uyumadan evvel medya araçlarını kullanmak istemesi şeklinde sıralanabilir. Bu noktada ebeveynlerin medya araçlarının kullanımı konusuna bir sınır getirmesi, eğer durumla baş edilemiyorsa bir gelişim psikologundan (pedagog) yardım alınması gereklidir.

    Medya araçlarını yoğun biçimde kullanan çocuklar ile bu araçları ebeveyn denetiminde kontrollü olarak kullanan çocuklar arasında kişisel gelişim açısından pek çok fark bulunmaktadır. Aradaki en göze çarpan fark, yoğun bir biçimde medya araçlarını kullanan çocukların, hem psikososyal hem de bilişsel açıdan, ebeveyn denetiminde medya araçlarını kontrollü kullanan çocuklara kıyasla geri kalmasıdır. Ebeveyn denetiminde medya araçlarını kontrollü kullanan çocukların gerçek bir dünyada gerçek kişi ve nesnelerle daha sık iletişime geçmesi gelişim seyirlerinin yolunda gitmesini sağlayacaktır. Medya bağımlılığına sahip çocuklar ise psikososyal ve bilişsel açıdan geri kalma riskinin yanı sıra hareketsizlik nedeniyle fiziksel gelişimde gerilik, çeşitli sağlık sorunları açısından risk altındadır.

    Günümüzde medya içeriklerine ve medya araçlarının kullanımına yönelik çocukların bağımlılık oranlarındaki artışta ebeveynlerin bir takım etkileri bulunmaktadır. Ebeveynlerin medya araçlarını çocuk bakımında kendilerine yardımcı, bir nevi elektronik bakıcı olarak görmeleri bu artıştaki en büyük etkendir. Günümüzde ebeveynlerin kendi işlerini yapmak için çocuklarını oyalaması adına sıklıkla medya araçlarını kullandıkları görülmektedir. Bunun yanı sıra çocuklarının yapmasını istedikleri aktivitelerde (yemek yemek, uyumak gibi) sıklıkla medya araçlarını ödül olarak kullanmaktadırlar. Aynı zamanda kendileri de yoğun olarak medya araçları kullanan anne babalar çocukları için kötü bir örnek oluşturmaktadır. Çocuklar içinde bulundukları dönem gereğince özellikle kendisiyle özdeşleştirdiği aynı cinsiyetteki ebeveynin davranışlarını, söylemlerini birebir kopya eder. Bu nedenle ebeveynin yoğun olarak medya araçlarını kullanması, çocuğun da aynı şekilde davranmaya yönlenmesine neden olacaktır.

    Sonuç olarak çocuğun gerçek bir sosyal yaşama uyumlandırılması, geleneksel çocuk ve oyun kültürünün benimsetilebilmesi, otokontrol sağlayabilen, sağlıklı bir kişilik yapısının geliştirilebilmesi ve iletişimin kuvvetlendirilebilmesi için, ailelerin çocukları ile daha fazla vakit geçirmesi, birlikte oyunlar oynaması, kısacası olabildiğince fazla etkileşim içinde olması bu hususta en önemli gerekliliklerden biridir. Tablet, telefon, televizyon gibi medya araçları ebeveyn denetiminde ve kontrollü kullandırılmalı, bu kullanıma belirli bir kısıtlama getirilmelidir. Aynı zamanda çocuğa karşı demokratik bir tutum içinde olunmalıdır. Yani ne aşırı kısıtlayıcı ne de aşırı izin verici olunmamalıdır. Küçük yaşlardan itibaren çocuğa sınır konulmalıdır. Çocuğun yemek yeme, uyku saati gibi durumlarda bir rutin geliştirilmelidir. En önemlilerinden biri de anne-babanın kararlar, cezalar ve ödüller konusunda fikir ve ağız birliği içinde olmasıdır.

  • 31 mayıs dünya tütünsüz günü

    Dünya Sağlık Örgütü 1987 yılından bu yana 31 Mayıs’ı bütün dünyada ‘’Dünya Tütünsüz Günü’’ olarak kutluyor ve 31 Mayısta bütün dünya da tütün ürünleri tüketiminin ve tütün dumanına maruz kalmanın yol açtığı sağlık sorunlarına karşı toplumu bilinçlendirme amacıyla birçok aktiviteler düzenleniyor.

    Dünyada her yıl yaklaşık 6 milyon kişi sigara içmekle ilgili hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmekte ve bunun 600.000 de aslında direkt sigara içtiği için değil pasif olarak sigara dumanına maruz kaldığı için hayatını kaybetmektedir.

    Türkiye’de, yaklaşık 15 milyon kişinin sigara içtiği ve her yıl yaklaşık 150 bin insanın buna bağlı bir hastalıktan hayatını kaybettiği biliniyor.

    Sigara ve sigara dumanında çok zararlı 40 dan fazla kanserojen 4000’den fazla kimyasal madde bulunuyor. Sigara içinde bulunan toksinlerden en çok nikotin, karbon monoksit ve katranın zararları yoğun olarak yaşanır. Nikotin, bağımlılık yapan maddedir. Karbon monoksit, hücrelerin oksijen gereksinimlerinin karşılanmasını engeller. Katran ise solunum sistemindeki silia dediğimiz solunum yollarını koruyan tüycükler üzerine yapışır ve onların hareketlerini bozar.

    Sigara herkes için zararlı ama en çok ta çocuklar için zararlı. Çocuklar sigara ile sıklıkla pasif olarak karşılaşır. Yani sigara içen bir erişkinin, sıklıkla anne-babanın, içtiği sigara dumanı çocuğun bulunduğu ortamda soluduğu havaya karışarak onu etkiler.

    Sigara dumanı önemli bir çevre kirleticisidir. Sigara içimi yalnızca içene değil, yanında bulunanlara da zarar verir; bundan en çok etkilenen grupta bebekler ve çocuklardır. Akciğerleri henüz gelişmekte olan ve yetişkinlerden daha fazla ve hızlı nefes alıp veren çocuklar için sigaranın zararları daha yıkıcı olmaktadır. Bebekler ve çocuklar sigara kullanmayan gruplar olmalarına karşılık erişkinlerin sigara içmelerinden en fazla etkilenen gruplar arasında yer almaktadırlar.

    Sigaranın olumsuz etkileri aslında anne karnında baslar.

    Sigara kullanan kadınların hamilelikleri sırasında daha fazla düşük yaptıkları,

    Hamilelikte sigara kullanımının, bebeğin erken doğumuna neden olabildiği ve sigara içen kadınların erken doğum yapma riskinin 1,5-2 kat daha fazla olduğu,

    Hamilelikte sigara kullanımının bebeğin anne karnında, doğumda ve doğum sonrası ilk bir hafta içindeki ölme olasılığını 1,5 kat artırdığı.

    Sigara kullanan hamilelerin bebekleri anne karnında yeterli oksijen ve besin alamadıkları için yeterince büyüyemedikleri, zamanında doğmalarına rağmen küçük olarak doğdukları ve sigara kullanan hamilelerin düşük doğum ağırlıklı bebeklerin olma riskinin sigara içmeyen anne adaylarına göre üç̧ kat daha fazla olduğu

    Yine emzirme döneminde sigara kullanımının annenin kanındaki nikotin seviyesini artırarak, annenin süt miktarını azalttığı, dolayısıyla annesi sigara içen bebeklerin anne sütü alma suresinin kısaldığı ve bu nedenle bebeklerin büyüme ve gelişimin etkilendiği yapılan çalışmalar ile gösterilmiştir.

    Sigaranın Solunum Sistemi Üzerine Etkisi

    Hamilelik döneminde sigara kullanımı bebeğin anne karnındaki solunum hareketlerini azaltmakta ve bu durum büyüdükten sonrada devam edebilmektedir

    Sigara kullanılan ortamlarda büyüyen bebek ve çocukların sigarada bulunan toksik maddelerin etkisiyle mikroplara karşı savunma mekanizmaları zayıflamaktadır.

    Savunma sistemi zayıflayan bebekler mikroplarla karşılaştıkları zaman çok daha kolay ve ağır olarak hastalanmaktadırlar.

    Sigara dumanı, solunum sistemindeki tüycüklerin hareketlerini azaltarak mikropların üst solunum yollarına yapışmasını kolaylaştırarak bronşit ve zatürree gibi akciğer hastalıklarını artırmaktadır.

    Sigara ortamında büyüyen bebek ve çocuklarda
    orta kulak iltihabı çok sık olarak görülmektedir. Sık kulak iltihabı geçiren çocukların kulak zarlarının da iltihaptan etkilenmesiyle kalıcı işitme kayıpları ortaya çıkmaktadır.

    Ayrıca sigara dumanına maruz kalma çocuklarda alerjik hastalıkların artmasına, Alerjik Rinit ve Astım oluşumuna neden olmaktadır. Yapılan, çalışmalar sigara içilen ortamlarda büyüyen çocukların akciğerlerinde hırıltı/hışırtı seslerinin oluşması, astım, solunum güçlüğü gibi sorunların daha sık görüldüğünü net bir şekilde göstermektedir.

    Sigara dumanı ASTIMA başlatabildiği gibi olan astımın tetiklenmesi, astım ataklarının daha sik ve ciddi olmasına ve yine tedaviye de daha dirençli olmasına neden olmaktadır.

    31 Mayıs Dünya Tütünsüz Gün nedeniyle bir çağrıda bulunup sigarayı bıraktığınızda hem kendinize hem çevrenize faydalarınız sayılamayacak kadar çoktur diyor ve su gerçekleri sizinle paylaşmak istiyoruz.

    Sigarayı bıraktıktan:

    20 dakika sonra kalp hızınız azalır ve kan basıncınız düşer

    12 saat sonrakanınızdaki karbon monoksit seviyesi normale döner

    2-3 hafta sonra kan dolaşımınız ve akciğer fonksiyonlarınız normale döner

    1-9 ay sonra öksürük ve nefes darlığınız çok yok olur

    1 yıl sonra kalp krizi geçirme riskiniz sigara içen bir kişiye göre %50 azalır

    5 yıl sonra ağız ve boğaz kanseri geliştirme riskiniz %50 azalır

    10 yıl sonra akciğer kanserinden ölme riskiniz sigara için bir kişiye göre %50 azalır

    15 yıl sonra sigara içmeye bağlı oluşan kalp hastalığı riskiniz sıfırlanır

  • ÇOCUĞA VE ONUN DÜNYASINA AÇILAN KAPI: OYUN TERAPİSİ

    ÇOCUĞA VE ONUN DÜNYASINA AÇILAN KAPI: OYUN TERAPİSİ

    Çocuklar zamanlarının çok büyük bir kısmını oyun oynayarak geçirirler. Oyun onlar için
    gelişimlerinin önemli ve zaruri bir parçasıdır. Oyun; çocukların bilişsel, duygusal, fiziksel, dil
    ve motor becerilerinin gelişimini destekler, sosyal anlamda ilişkilerini geliştirebilmelerine
    yardımcı olur ve çevreye uyumlarını kolaylaştırır. Oyun, çocuklar için dünyayı ve insanlarla
    olan ilişkilerini prova ettikleri bir iletişim şeklidir. Çocuklar oyun sayesinde kızgınlıklarını,
    öfkelerini, üzüntülerini, kaygılarını, korkularını vb. duygularını ifade etme olanağı bulurlar.
    Çocuklar yaşadıklarını yetişkin bireyler gibi kelimelerle dışa vuramadığı ve duyguları
    hakkında yeterince konuşamadığı için yetişkinlerle yapılan terapi şekli çocuklara uygun
    olmaz. Çocukların kendilerini ifade yöntemi evrensel bir dil olan oyundur. Bütün dünya
    çocuklarında ortak bir dildir oyun. Bir yetişkin, çocuğun dünyasına girmek ve onu anlamak
    istiyorsa onunla nasıl oyun oynaması gerektiğini de bilmelidir.
    Çocuklar yetişkinlerin arasında güç ve kontrole sıkça maruz kalırlar. Burada amaç çocuğu
    korumak olabilir fakat bu durum çocuklarda çaresizlik veya yetersizlik duygularına yol
    açabilir. Deneyimsel oyun terapisinde ise çocukla tam bir eşleşme vardır. Yani terapist orada
    çocuğun terapisti değil oyun arkadaşıdır. Çocuk kendini bu ortamda güçlü, güvende ve yeterli
    hisseder. Deneyimsel oyun terapisi ilişki odaklı yürütülen bir terapidir. Çocukla güven
    temelinde bir ilişki kurulduktan sonra çocuk problemlerini terapi ortamına getirmeye başlar.
    Oyun terapisinde kullanılan çeşitli oyuncaklar ve roller aracılığıyla çocuklar kendilerini
    rahatça ifade edebilirler. Oyunu kendi istedikleri gibi kurarlar ve terapist buna müdahale
    etmez. Günlük hayatta üstesinden gelemedikleri konulara oyun sayesinde çözüm bulabilirler.
    Çocuklar oyun esnasında yaşadıkları travmaları ya da olumsuz olayları yeniden yaratarak
    oyunla birlikte bu tecrübelerini değiştirme imkânı bulurlar. Çocuklar problemleri sözlerle dışa
    vuramazlar. Kurgulayacağı oyunda ise duygusal problemlerini yansıtan oyun ve oyuncakları
    seçerler. Bu sayede oyun devam ettikçe problemler anlaşılmaya ve çocuk da rahatlamaya
    başlar.
    Oyun terapisinde çocukların kendi sorunlarını ifade etmesini sağlayacak çeşitli oyuncaklar
    sunulur. Deneyimsel oyun terapisinde oyunun senaryosu ve süreci tamamen çocuğun
    kontrolündedir. Çocuk kendi sorunlarını yansıtacak oyuncakları yine kendisi seçecektir.
    Terapist oyunu sınırlandırmaz sadece çocuğun istediği şekilde ona eşlik eder. Çocuk süreçte
    yaşamış olduğu zor olayları ve olumsuz duyguları tekrar yaşar, bunun üzerinde çalışarak bu

    duyguyla ve zorluklarla baş edebilme yeterliliğini kazanır. Oyun terapisi ilerledikçe, çocuk
    oyun içinde aktifleşecek, güçlenecek, artık rahatlamaya başlayacak ve iyileşmesi de
    kendiliğinden gelecektir.
    Çocukların oyun terapisinde oynadıkları oyunun evde oynanan oyundan en büyük farkı
    çocuğun sembolik anlatımlarını anlayabilecek bir terapistin, çocuk psikoloğunun ya da
    pedagogun bulunmasıdır. Deneyimsel oyun terapisinde oyuncaklar bir oyuncaktan çok daha
    fazlasıdır. Oyuncaklar ve roller çocukların kendi deneyimlerini sembolize eden birer araçtır.
    Çocuğun seçmiş olduğu oyuncaklar, bu oyuncakları kullanım tarzı ve bunların anlamları
    ancak eğitimli bir oyun terapisti tarafından çözümlenebilir. Bu metaforları, sembolik
    anlatımları okuyan ve temelde onunla güvenli ilişki kurabilen bir terapistin ona eşlik etmesi
    çocukların güvende hissetmelerini sağlar. Çocuklar olumsuz olayları oyun ortamında
    yaşarken terapistin ona vereceği tepkiler çocuk için iyileştirici olmaktadır. Çocuklar ifade
    edemediği duygularını bu ortamda açığa çıkarabilirler. Üstesinden gelemediği büyük sorunlar
    oyun içerisinde küçülmeye başlar. Çocuk oyun içerisinde güçlendikçe yaşadığı negatif
    olayların da etkisinden kurtulmaya başlar.
    Deneyimsel oyun terapisinde ailenin süreç içerisinde aktif katılımı çok önemlidir. Ebeveynler
    süreç hakkında bilgilendirilir ve terapistle birlikte bir ekip halinde hareket edilir. Oyun
    terapisti düzenli olarak ebeveynler ile de görüşmeler gerçekleştirir. Oyun terapisinin süreci ve
    çocuğun iyileşmesi hakkında ailenin bilgi sahibi olması sağlanır. Aile süreç içerisinde ve
    sonrasında yapabilecekleri hakkında bilgi edinmiş olur.
    Deneyimsel oyun terapisi sayesinde çocuklar olumsuz duygularıyla başa çıkabilmeyi,
    duygularını rahatça ifade edebilmeyi, sorumluluk alabilmeyi, sorunları için çözüm
    bulabilmeyi, empati kurabilmeyi, saygıyı, kendini ve başkalarını kabul edebilmeyi de
    öğrenirler. Kişisel gücünü oyun terapisiyle yeniden kazanan çocuk artık daha üretken ve
    sosyal olabilecek bununla beraber özsaygısı da gelişecektir.
    Çocuklarınızda gözlemlediğiniz ve anlamlandıramadığınız farklı durumlarda, çeşitli
    psikolojik problemlerde ve travmalarda profesyonel bir destek almanız çocuğunuzun ruh
    sağlığı ve gelişimi için çok önemlidir. Oyun terapisi sayesinde çocukla kurulan duygusal
    ilişki, çocuğunuzun iyileşmesini ve duygusal olarak güçlenmesini sağlar.

  • ÇOCUKLARDA NEDEN CİNSEL EĞİTİM ?

    ÇOCUKLARDA NEDEN CİNSEL EĞİTİM ?

    BİRİNCİ NEDEN

    Gelişim bir bütündür. Bu bütünün parçalarından biri de cinsel gelişimdir. Günümüzde çocuklar hızla değişen ve karmaşık ilişkilerin egemen olduğu bir dünyada yaşamak durumundalar. Toplumdaki gelenek ve değerler yerini hızla yeni değer ve yaklaşımlara bırakıyor. Bu da anne babalarının rollerini gittikçe zorlaştırıyor.

    Toplumdaki değerler yerini yeni değerlere bırakırken, bu durum anne babalara ve eğitimcilere yeni sorumluluklar yüklemektedir. Bu sebeple de değişen şartlar altında çocuklarımıza cinsel eğitim vermek,’’ ne zaman ?’’ , ‘’ ne şekilde ?’’ ve ‘’ kimtarafından ?’’ sorularını beraberinde getiriyor. Aslında bazı uzmanlar çocuklardan önce yetişkinlere cinsel eğitim verilmesi gereği üzerinde duruyor. Bizde bilginin ve yaklaşımın ebeveynin sorumluluğunda olması ve yetişkinden çocuğa aktarılacağı düşüncesiyle de sizinle bazı öncelikli konuları paylaşmak istedik.
    Cinsel Eğitim ailede başlar. Ailede başlayan cinsel eğitim, okulda da sürdürülmelidir. Ancak çocuğun okula başlaması, ailenin artık cinsel eğitimden sorumlu olmayacağı anlamına gelmez. Önemli olan okul içi ve dışı eğitimin birbirini tamamlamasıdır.
    Cinsel Eğitim, çocuğun doğumundan ergenlik dönemine kadar olan dönemi kapsar. Bu dönemde ailenin sorumluluğu ; Çocuğu gelişim düzeyine uygun ve doğru bilgilerle aydınlatarak cinsel kimliğinden hoşnut, beden ve duygularının bilincinde yetiştirebilmektir.
    Her ailenin sosyo-kültürel yapısı, değerleri ve inançları farklı olabilir bu doğaldır. Bu farklılık çocuğa verilen mesajların niteliğini etkilemektedir.
    Aslında ebeveynler cinsel eğitimi, cinsellik içeren konularda takındıkları tutum (ceza, yasaklama, ayıplama, yok sayma) ve tavırları ile doğdukları andan itibaren çocuklara verirler. Bunların hepsi sistemsiz ve farkında olmadan çocuğa aktarılır. Bu aktarımlar çocuğun cinsel kimlik ile ilgili bilgilerinin temelini oluşturur. Böylece anne karnındayken belirlenmiş olan cinsel kimlik yaşam boyu gelişmeye ve olgunlaşmaya devam eder.
    Çocukların cinsellikle ilgili soruları iki yaşlarında itibaren kendi bedenleri ve varoluşları ile ilgili olur. ‘’ Anne ben nasıl oldum ?’’ , ‘’ Ben nereden geldim ?’’ vb sorularla başlayan merak, bedenler arasındaki farklara kadar uzanır. Soru sorma aşamasında önemli olan çocuğun merakının düzeyine uygun, detaya girmeden ve net olarak giderilebilmesidir. Cevap verirken doğal ve rahat olmak çocuğun konuyla ilgili gündemini
    etkileyecektir. İlk sorular ebeveyn tarafından geçiştirilse de çocuğun bilinci arttıkça ebeveyne güvenip güvenemeyeceğini öğrenir.

    Bu sebeplerahat ve güvenilir olmak daha sonraki paylaşımları etkiler. Çocuklar bazen öğrendikleri bir şeyi sorarak ebeveynleri test ederler. Ebeveynin verdiği cevaplar kaçamak oluyorsa, anne babanın sesi titriyor ve heyecanlanıyorsa , çocuğa kızıp ‘’ ayıp’’ deniyorsa bir daha soru sormayacaktır.
    Ayıp kelimesi soyut bir kelime olduğu için ne olduğunu anlamayacak ve sadece gösterilen tepkiden dolayı suçluluk hissedecektir. Cinsel gelişim için önemli bir tehlike olan utanç duygusu çocuğun yetişkinliğinde onu durduran ve cinsellik konusunda takılmasına sebep olabilecek bir duygudur.
    Sorularına cevap alamayan çocuğun merakı doyurulmadığı için bu konuyu kapatamayacak ve konu takıntı haline gelecektir. Farklı bilgi kaynakları aramaya devam edecektir. Ebeveynler olarak sağlıklı bilgi kaynağı olma rolünüzü kaybetmemek için cevap vermekte zorlandığınız konularda ona dürüst olup ‘’ Bu sorunun cevabını sana nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Öğrenip sana anlatacağım’’ ya da ‘Gel beraber araştıralım diyebilirsiniz. Zorlandığınız noktada Rehberlik Servisinden yardım alabilirsiniz.
    Okul öncesi dönemde çocuk cinsellikle ilgili çok rahat ve açık soruları bizim hiç hazır olmadığımız zaman ve
    ortamlarda sorabilir. Bu çok doğaldır. Buradaki zorluk çocuktan değil yetişkinlerin cinsellikle ilgili yargılarından kaynaklanır. Çünkü toplumda ebeveynleri bu şekilde eğitmiştir. Bu dönemde sorabileceği soru ve cevaplar şu şekilde olabilir:

    Neden senin de benim gibi pipin yok, anne?: Çünkü sen erkeksin ve bende kadınım. Kadınların pipisi olmaz, erkeklerin pipisi olur.
    Annelerin neden memeleri var? Babaların neden memeleri yok: Çünkü anneler bebekleri besler. Bebekler doğduğunda annelerin memelerinde süt olur. Bebekler bu sütü içer ve büyür.
    Ben nasıl doğdum : Annelerin karnında bebeklerin büyüdükleri bir yuva vardır. Sen orada büyüdün ve sonra da doğdun.
    Çocuk soru sordu, bir eylemde bulundu diye korkmak ve kızmak yerine davranışın sebebini anlamaya çalışmak daha yerinde olur. Çocuklar bilgi sahibi olsa da cinsel eğilimli davranışlarını eyleme geçiremezler çünkü bunun için gerekli hormonsal gelişimleri tamamlanmamıştır. Bu yüzden çocuğun cinselliği algılayışı ile yetişkinin algılayışı hiçbir zaman aynı değildir. Çocuğun istediği tek şey aslında gizli saklı şeyleri öğrenmektir. Öğrendiği şeyler doğru ise çocuk yanlış bilgilerden korunmuş olacaktır.
    Çocuğun cinsellikle ilgili sorularında ‘’ Sence nasıl ?’’ , ‘’ Sen ne düşünüyorsun ?’’ vb. sorular onun neyi bildiğini ve ne şekilde düşündüğünü anlamanız konusunda size yardımcı olacaktır. Çocuk soru sorduğunda önemli olan nokta merak ettiği kısmı tamamlamak ve yanlış bilgi varsa bunu düzeltmektir.

    İKİNCİ NEDEN

    Çocuklar ebeveynlerine yönelttikleri soru ve gözlemler dışında yaşıtları ile kurdukları oyunlarla da meraklarını gidermeye çalışırlar. Doktorculuk ve evcilik en popüler ve sık oynadıkları oyunlardır. Vücutlarını incelemek, ellemek ve diğerlerinin kendi gibi olduğunu anlamak ve bu alandaki enerjilerini aktarmak isterler.
    Erkekler meraktan kızların eteğini kaldırabilir, kızlar tuvalette erkekleri görmeye çalışabilirler. Aynı şeyleri ebeveynlerine yapıp vücutlarını görmek isteyebilirler. Bu durumlarda yaşına uygun bir kitaptan benzerlikler ve farklılıklar çocuğa gösterilebilir. Böylece çocuğun merakı ve varsa kaygıları giderilebilir.
    Küçük yaşta bir kız çocuğunu annenin memesine özenmesi cinsel kimliğin gelişimi açısından önemli bir aşamadır. Çocuğun cinsiyetini kabul etme ve bedenini onaylaması ileriki yaşlardaolumlu kimlik algısını oluşturur. Bedeninden memnun olmayan bir çocuk bununla ilgili problemler yaşar. Bunu aşmak için çeşitli yöntemler kullanır. Kendini ikna etmeye çalışır.
    Cinsellikle ilgili kaygılar kız çocuklarda penise sahip olmamaktan dolayı eksiklik hissi, erkek çocuklarda penise bir zarar gelmesi, sünnet ile ilgili kaygılar olabilir. Çocuklara bedenleri ile ilgili yapılan şakalar onlara rahatsızlık verebilir çünkü çocuklar yetişkinlerin söylediklerine inanırlar.
    Okul çağı çocukları 7 yaşından sonra cinsellikle ilgili fazla soru sormazlar. Bu onların merak ve ilgilerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez sadece bazı şeyleri artık öğrenmiştir. Bu dönemde kendi cinslerinden olanlarla arkadaş gruplarında cinsel konuları konuşurlar.
    Cinsel konularla ilgili şaka ve sözler özellikle erkek çocuklar arasında daha fazla kullanılır. Kız çocuklar daha çok bilgi kısmı ile ilgilenirken erkek çocuklar toplumun da cinsel kimlik açısından verdiği güçle daha rahat ve özgürdürler. Kız çocuklar cinsel kimliklerini vurgulamaktan çekinirler. Bu öğrenilmiş bir davranıştır. Her gelişimde olduğu gibi genel olandan uzaklaşan ve farklılaşan davranış ve tutumları izlemekte fayda vardır. Çocukların konuşmadığı ve soru sormadığı bu dönemde ebeveynin ve eğitimcilerin gözlemci ve güvenilir bir kaynak olarak var olmaları , ara ara süreçle ilgili bilgi vermeleri yerinde olur. Aslında çocuklar ebeveyn ve öğretmenlerinin zannettiğinden daha fazla bilgiye sahiptirler çünkü bu konuda zannettiğimizden daha fazla kaynakları vardır. Toplum içindeki örnekler, izledikleri film ve cinsel içerikli reklamlar onların merak ve ilgisini bu alana çekebilir. Bazı çocuklar gördüklerini taklit yoluyla anlamaya çalışabilir. Dikkat anne ile babanın ilişkisine kayar. Böylece cinsel kimliğin gelişiminde çok önemli olan ‘özdeşim’ gerçekleşir. Kız çocuk babayı elde etmek için anne ile, erkek çocuk anneyi elde etmek için baba ile özdeşim kurar. Bu çocuğun kendi cinsel kimliğini kazanması açısından önemlidir.
    Bazı çocuklar özellikle okul öncesi dönemde bedenlerinden haz aldıklarını fark ederler. Cinsel organla oynama, elleme ve benzeri davranışlar yapabilirler.Bazıları ise dikkat çekmek için bunu sürdürebilir. Bu durumda çocuğun enerjisini başka bir alana yöneltmek en doğrusu olacaktır.
    Cinsel eğitimde temel olan bedenin kişiye özel olduğudur. Bununla ilgili kişisel sınırlara çocuk açısından da saygı gösterilmelidir; istemediği ortamlarda soymamak, vücudunu başkalarına göstermemek, kapı açık tuvalete girmemek, cinsiyeti ile ilgili abartılı ya da küçük düşürücü ifadeler kullanmamak, ve tehdit etmemek gibi. Bu yaklaşımların her biri çocuğun ileriki yaşlardaki cinselliğini etkileyebilecek yaklaşımlardır.
    Cinsel eğitimin temel amaçlarından biri de çocuğa kendisini ve vücudunu korumayı öğretmektir.
    Sevgili Anne Babalar;
    Çocukların cinsel konulardaki merakı diğer konulardaki merakı gibi yerinde ve sağlıklıdır. Önemli olan çocuğun bilgi ihtiyacını doğru şekilde giderebilmektir. Bu konuda çocuk ile iletişim kurarken çeşitli kitapları araç olarak kullanabilirsiniz. İhtiyacınız olduğunda bir uzmandan destek alabilirsiniz.

  • Çocuklarda endoskopi ile yabancı cisim çıkarılması

    Çocuklarda endoskopi ile yabancı cisim çıkarılması

    Küçük çocuklar yapılarındaki meraklılık ve araştırma özelliklerinden dolayı her türlü yabancı cismi ağızlarına götürmeye ve yutmaya eğilimlidir. Çocuklarda yabancı cisim yutma, 1 yaşın altındaki çocuklarda ölüm nedenleri arasında 5. sırada yer almaktadır.

    Sindirim sistemine kaçan yutulan cisimlerin çok büyük kısmı ise çocuğa zarar vermeden bağırsaklar yoluyla atılır. Özellikle zehirlenmeye ve bir yerde takılmaya neden olabilecek yabancı cisimler tanımlanmalı ve erken çıkartma işlemi yapılmalıdır. Çocuklar genellikle oyuncak parçaları, metal para, çivi, vida, pil gibi maddeler yutarlar. Temizlikte kullanılan kireç çözücü, deterjan, yumuşatıcı gibi sıvı yabancı cisimler içerdikleri asidik ya da bazik madde oranına göre yemek borusu ve midede hasar yapabilir ya da zehirlenmelere yol açarlar. Yutulan katı yabancı cisimlerin çok büyük kısmı ise yemek borusunun başlangıç kısmına takılır. Yemek borusunu geçip mideye ulaşan cisimler genellikle sorunsuz olarak kendiliğinden çıkarlar. Nadiren uzun/geniş cisimler mide çıkışında ya da ince bağırsak kalın bağırsak birleşim yerinde takılabilirler. Sindirim sisteminde takılan cisimlerin ise kimyasal ya da mekanik yollarla sıkıntı yaratma riskleri vardır. Özellikle piller ve mıknatıs parçaları bağırsak delinmeleri gibi önemli sorunlar yaratabilirler, bu nedenle acilen çıkarılmalıdırlar. Yabancı cisim yutma sıklığı %4’lere kadar varan yükseklikte saptanırken, en sık metal para yutma olayıyla karşılaşılır. Bu durum 6 ay ile 4 yaş arası çocuklarda sık olarak görülmektedir.

    Yemek borusunda takılan yabancı cisimlerde; yutma güçlüğü, yemeği reddetme, aşırı salya oluşması, kilo kaybı, kusma, göğüs ağrısı, boğaz ağrısı, öksürük, açıklanamayan ateş ve bilinç değişikliklerine kadar varan bulgular saptanır. Çocuğun muayenesinde bir şey saptanamayabilir, en önemli tanı aracı şüphelenmektir, özellikle oynarken ani morarma, öksürme, solunum sıkıntısı gibi öyküler önemlidir.

    Yabancı cisim yutma öyküsü ile başvuran hastanın hastane koşullarında yemek borusu ve midesi endoskopi aleti ile incelenir ve yabancı cisim çıkarılır. Erken tanı almış ve yabancı cismi çıkarılmış çocuklar hemen taburcu olabilirken, geç başvuran hastalarda yada sisteme hasar veren yabancı cisim olgularında uzun süreli hastane yatışı ve tedaviler gerekebilir.

  • Çocuğum Benden Ayrılıp Okula Gitmek İstemiyor?

    Çocuğum Benden Ayrılıp Okula Gitmek İstemiyor?

    AYRILMA ANKSİYETESİ
    Ayrılık anksiyetesi, kişinin bağlandığı kişiden veya evden ayrılamaması veya evden ya da kişiden
    uzak- laştığında yoğun bir kaygı ve huzursuzluk duyması ile tanımlanır. Bu bozukluk çocuklarda
    anneye ya da temel bakım verene yapışma, anneden uzakta oldu- ğunda ağlama krizleri olarak
    görülür. Bu çocuklar okul çağına geldiklerinde okula uyum problemi gös- terebilirler. Ayrılma
    anksiyetesi olan çocuklar sabah- ları okula gitmemek için tutturabilir, hasta olduklarını söyleyerek
    okulu reddedebilir, okulun yarattığı stres sebebiyle somatik belirtiler yaşayabilir ve gerçekten de
    mide bulantıları, karın ve baş ağrıları yaşayıp de- vamsızlık yapabilirler. Bu bozukluk lise çağındaki
    er- genlerde de okuldan kaçma olarak görülebilir.
    Ayrılma anksiyetesi, temelini Bağlanma Kuramı’ndan alır. Bağlanma kuramı, anne ile bebeğin
    kurduğu güvene dayalı bağdır. Bebek doğumundan itibaren ilk iki yıl içinde tamamen anneye bağlı
    bir canlıdır; tehlikelerden korunmak ve hayatta kalmak için anne- ye muhtaçtır. Annenin bu dönemde
    bebeğin yaşam- sal ihtiyaçlarını karşılaması, ona sıcak ve güvenli bir ortam sunması güvenli
    bağlanmanın oluşması için elzemdir. Güvenli bağlanmada bebek, acıktığında doyurulacağını,
    ağladığında ilgilenileceğini, tehlike- lerden korunacağını bilir.
    Bu, çocuğun ileriki yaşlarında dış dünyaya ve ken- dine duyacağı güven duygusunun ilk ve en
    önemli adımıdır. Çünkü güvenli bağlanma, çocuğun hayatı ve kendisini keşfederken ihtiyaç
    duyduğu tehlikeler- den uzak, güvenli ortamı sağlar. Böylece çocuk, dış dünyayı sakince
    inceleyebilir, keşif ve gözlemlerle öğrenebilir ve anneden faydalı geri dönütler alabilir.
    Anneye güvenli bağlanmış çocuklar, anneleri odadan çıktıklarında huzursuz lanırlar; anne geri
    geldiğinde de sevinç gösterirler. Daha büyük yaşlardaki çocuk- lar ise, huzursuzluk yaşasalar da
    annenin mutlaka geri döneceğini düşünerek kendi kendilerini sakin- leştirebilir. Bu, güvenli
    bağlanmanın en büyük ayırt edicisidir.
    Ayrılma anksiyetesi de güvenli bağlanmanın olmadı- ğı, çocuğun bebeklikte bakım verenine sağlıklı
    değil, kaygılı ve güvensiz şekilde bağlandığı durumlarda sıklıkla görülür. Bunun dışında, aşırı
    kaygılı/evhamlı/ korumacı ebeveyn tutumları, çocuğa gösterilen tu- tarsız ilgi veya sıcaklıktan uzak
    tutumlar, bebeklik- te uzun süre ayrı kalma, çocuklukta yaşanan ayrılık temalı travmatik yaşantılar
    da ayrılma anksiyetesine sebep olabilir.
    Ayrılma anksiyetesinde okul reddi yaygınca görülse de çocuğun anneden ayrılamaması daha ön
    planda- dır. Yapılan çalışmalar, ayrılma anksiyetesinde görü- len okul reddinin temelinde
    çocuğun okula gitmek istememesinden ziyade anneden ayrı bir ortamda bulunmayı
    kaldıramamasının olduğunu öne sürmek- tedir. Bu sebeple çocuklar okula gitse bile anneleri- nin
    onları okul bitene kadar beklemesini, pencereden baktığında görebileceği bir yerde durmasını talep

    eder. Daha ileriki yaşlarda da annelerine onların ol- madığı bir ortamda zarar gelebileceği
    endişesiyle annelerinden uzaklaşamaz ve tek başlarına okula gitmekte zorlanırlar.
    Ayrılık anksiyetesinin önüne geçmek için bebekle 0-2 yaş arasında kurulacak olan güvenli
    bağlanma esastır. Aynı şekilde, memeden kesme ve tuvalet eğitimleri esnasında da güven veren
    ve sıcak tutum devam ettirilmeli, ama aynı zamanda tutarlı ve net bir biçimde sınır koyulmalıdır.
    Çocuğa yaşına uygun görevler verilmeli ve bu görevleri tek başına yapması teşvik edilmelidir.
    Aşırı korumacı davranılmamalı, çocuğun keşfetme- sine ve hata yapmasına izin verilmeli; o
    keşfeder ve oynarken annenin onun güvende olması için gerekli şeyleri yapacağını ve gitse bile
    geri geleceğini bilmesi sağlanmalıdır.
    Kritik yaş aralığında (0-2) uzun süreli ayrılıklardan ka- çınmak gerekir; fakat 2 yaşından sonra
    çocuğu kısa süreli ayrılıklarla (yaşına uyumlu olarak belli bir zaman çocuğu bakıcıya bırakmak gibi)
    okula hazırlamak da oldukça önemlidir.Kaygılı çocuklarda aşamalı maruz bırakma ve aile terapisi;
    devamsızlık ve uyum prob- lemleri olan ergenlerde de bilişsel davranışçı terapi de oldukça fayda
    vermektedir.

  • Evde Hayvan Beslemenin Çocukların Gelişimine Katkıları

    Evde Hayvan Beslemenin Çocukların Gelişimine Katkıları

    Hayvan sevgisi çocuklara küçük yaşlardan itibaren aşılanması gereken bir durumdur. Çocuklar küçük yaşlarda anneleri tarafından sevilmek dışında diğer canlılar tarafından da sevilmek ister. Evde hayvan yetiştirmek çocuğun sosyal ve duygusal gelişimine destek sağlayarak aidiyet duygusunu ona yaşatacak ve sorumluluk almakla beraber çocuğun benlik gelişimini bu süreç olumlu yönde etkileyecektir. Çocuğun id -ego -süperego üçgeninde tamamen kendisini düşündüğü yani dünyanın merkezine kendisini koyduğu erken çocukluk döneminde bir hayvan besleyerek paylaşma duygusu aşılanabilir ve buna bağlı empati becerisi geliştirilebilir. Yeterince sevgi ihtiyacını tamamlamış yetişkin bireylerin günümüzde sokaklarda hayvanlara yönelik şiddetlerine hemen hepimiz şahit olmuşuzdur. Bu insanlar geçmişte diğer canlılara karşı merhamet duygusunu yitirmiş, mutluluğunu ya da mutsuzluğunu paylaşma becerisine sahip olamamış, sorumluluk sahibi olmayan, sevgisiz korkuyla büyüyen çocuklardır. Bu yüzden hayvanlara şiddet uygulayan yetişkinler öfke kontrol edinimine ihtiyaç duyarlar. Ancak bu çocuk iken karşılıksız sevgi ve güven bağı ile oluşturulmalıdır. Küçük yaşlarda kendisinden farklı görünen, kendisinden farklı şeyler tüketen bir canlıya karşı empati becerisi oluşturan çocuk gelecekte de doğaya karşı da algısı açık bir yetişkine dönüşecektir. Gözünün önünde büyüyen o canlının gelişimini izleyerek çocuk doğanın bilişssel sırlarına vakıf olacak yaratıcılığı artarak diğer canlılara olan ilgisi de artacaktır. Özellikle kendisini ifade becerisi ve dil edinimi kolaylaşacak günlük rutin şeylere karşı sorumluluk bilinci oluşacaktır. Çocuklar sizin hayvanlara karşı vermiş olduğunuz tepkiler üzerinden davranış duygu eşleştirmesi yaparlar. Sizler hayvanları onların gözleri önünde kovalar taş atar ya da korkarak kaçarsanız bu çocukta gelecekte hayvan fobisi oluşma ihtimali yüksek olacaktır. Çocuk tek başına hayvanların zararlı ya da zararsız olduğunu kavrayamaz ancak sizin verdiğiniz tepkiler üzerinden öğrenimler gerçekleştirir ve genellemeler yaparlar. Bu nedenle doğal dürtülerle korkmadan hayvanlara dokunmak istediklerinde engellememek, korkutmamak, olumsuz düşüncelere sahip olmamalarını sağlamak gerekir. Özellikle çocuğunuz sizin onaylamadığınız bir davranış sergilediğinde lütfen ‘’köpek geliyor bak eğer oraya gidersen seni yer, bak şimdi tabağını bitirmezsen kuşlar yer bitirir ‘’şeklinde hayvanlara dair olumsuz bilinçaltı mesajlar vermeyiniz. Aksi halde gece ağlayarak uyanmalar sizin önemsemeden verdiğiniz küçük korku dolu bilinçaltı mesajlardan oluşur. Ayrıca her hayvan dünyaya bir amaç için yaratılarak gelmiştir. Çocuklarınıza hayvanların dünyaya gelme amaçlarından bahsediniz.Çocuklarınıza hayvanların vücudumuza sağladığı katkılardan doğaya verdiği emekten bahsediniz. (bir arının balı yapmasının sırrından tutun da inek sütünün bizler için faydasından bahsedebilirsiniz ) Evde Hayvan Yetiştirmenin Kazanımları; Hayvanlarla büyüyen çocuklar dışa dönük olur. Çocuk tek çocuk ise paylaşmayı öğrenir. Sosyal ve duygusal gelişimine katkı sağlar. Empati becerisini geliştirir. Korkularını yenmeyi öğrenir. Hayvan ile konuşarak dil becerisi ile beraber kendisini ifade etme becerisi artar. Çocuğun özgüveni gelişir . Sorumluluk alma ve aidiyet duygusu gelişir. Psikolojik ve zihinsel rahatlama ile öfke kontrolünü destekler.

  • Çocuklara Ödev Yapma Alışkanlığı Kazandırmanın Yolları

    Çocuklara Ödev Yapma Alışkanlığı Kazandırmanın Yolları

    Ailelerin sık sık şikayetçi olduğu konulardan biri de çocukların ödev yapma alışkanlığına sahip olmaması. Peki çocuklar neden ödev yapmak istemez? Çocuklarda sorumluluk bilinci nasıl oluşturulur? İşte çocuğunuza ödev yapma alışkanlığı kazandırmak için yapmanız gerekenler; Aile toplantıları haftalık ritüeliniz olsun. Bu toplantılar çocuklarda sorumluluk ve farkındalık gerçekleştirecek, ev içi rollerini benimseyecektir. Bu toplantılarda dilerseniz haftalık görev dağılımları ve hafta içi planlarınızdan bahsedebilir evde yaşayan kişileri bu konuda bilgilendirebilirsiniz. Lütfen bunu belli bir saatte ve günde yaparak ‘’haydi toplantı yapıyoruz şeklinde ‘’ eşinizi ya da çocuklarınızı yöneten ve emreden olarak değil de gayet doğal rutin bir şekilde çay sohbeti edasında gerçekleştiriniz. Lütfen çocuğunuzdan ödev yapmasını beklediğiniz saati siz de ev hanesi olarak kitap okuyarak doldurun. Çocukların ödev yapmak istememesinin en büyük nedenlerinin başında ailenin televizyon izlerken çocuklardan odalarına çekilip onlardan ödev yapmalarını beklemesidir. Özellikle 1. Sınıf çocukları için tv, bilgisayar oldukça çekici teknolojik aletler iken siz onların eğlenceye en çok düşkün olduğu dönemde onları bundan mahrum ederek kağıtlardaki belli kelimeleri defalarca yazmasını istiyorsunuz. Çocuğunuz ödevini yaparken onu yargılayıp, yönlendirmeye çalışmayın. Ödev konusunu günlük yaşamla somut örneklerle daha kalıcı ve eğlenceli hale getirin. Öncelikle verilen ödevi gözden geçirin. Ödev konusu itibari ile günlük yaşamda somut olarak daha pratik öğrenilecek bir şey ise çocuğa defalarca bir şeyi yazdırarak işkence etmeyin. Bunu bir örnekle açıklayacak olursak çocuk eğer matematik dersinde 1 litrenin 500 ml olduğu öğrenimini gerçekleştirecekse mutfakta kek yaparak ölçüleri ona yaptırabilir ya da bir su şişesiyle oyun oynayarak bunu daha zevkli hale getirebilirsiniz. Ödevler belli standart bir öğrenme gerçekleşmesi için herkese eşit oranda verilmiş olabilir çocuğunuz bu konuda erken öğrenme gerçekleştiriyorsa lütfen bu durumu öğretmeni ile özel olarak görüşün. Yaşayarak öğrenme en kalıcı iz bırakan öğrenme biçimidir. Özellikle ilkokul dönemi çocukların hareketli, enerjik olduğu bu dönemde öğretmenlerden etkinlik türü ödevler vermelerini rica edin. Çocuk ödev yaparken kendisini ifade etmesini engellemeyin. Çocuklar genelde ödev yaparken akıllarına okulda yaşadığı bir olay aniden gelebilir. Mesela ‘’Biliyor musun bugün arkadaşım Hasan ‘ı bahçede sıkıştırıp dövdüler ,kolu kanadı.’’ Gibi ders dışı bir şey anlatırken ‘’tamam sonra konuluruz, önce ödevini bitir, şunu da bitirelim sonra anlat onu’’ gibi cümlelerle rahatlamasını engelleyecek biçimde bulunmayın. Çocuğun derse odaklanmasını engelleyen bu olayı konuşup , empati kurarak bir sonuca bağlayın ve derse öyle devam edin. Çocuğunuz okuldan gelir gelmez odasına ödev yapmak için göndermeyin. Çocuğa okuldan gelir gelmez ‘’Haydi doğru odana! Önce ödevler bitecek sonra arkadaşlarınla oynayabilirsin.’’ şeklinde yaklaşmayın. Unutmayın onlar en hareketli dönemlerinde gün boyu sırada oturmak zorunda kalıyorlar ve enerjilerini yeterince dışa yansıtamıyorlar. Onun yerine ‘’Ben akşam yemeğini hazırlayana kadar sen ne yapmak istersin?’’ ifade biçimiyle şeçimi ve sorumluluğu ona bırakın. Kendi planlarınıza uygun planlar gerçekleştirmesini isteyin. Mesela ‘’Akşam yemeğini yedi gibi bitirmiş olurum, lütfen ödev yapma saatini ondan önce ya da sonraki bir saate ayarla. Sana ödev yaparken yardım edeyim.’’ Çocuk siz planlı yaşarken planlar yapmaya başlayacak ve size uygun bir zaman dilimi mutlaka ayarlayacaktır. Yeter ki siz yemek yaparken ‘’Ayak altında dolaşma, sinirlerimi daha fazla bozmadan odana git ve ödevlerini yap ,yemek olana kadar bitecek o ödevler‘’ şeklinde yaklaşmayın!! Çocuk ödev yaparken sonucu değil, süreci övün . Çocuk ödev yaparken mutlaka belli başlı hatalar yapacaktır. Kaldı ki çok başarılı ve düzenli bir ödev ortaya çıkardı asla bu süreci ödüllendirmeyin. Unutmayın ödül ortadan kalktığında bu istendik davranış sönebilir.Ödevler ve görevler bizim hayattaki sorumluluklarımız. Kendi ödev ve görevlerinizden aile toplantılarında bahsedin. Davranışı öven ifadeler kullanabilirsiniz ancak kişisel değerlendirmelerden lütfen kaçının. Çocuk ödevini bitirince ‘’sen harika birisin, mükemmelsin yerine görevlerini zamanında bitirince kendimi çok iyi hissediyorum ‘’gibi davranışı pekiştiren ben dili duygu ifadelerinde bulunun. Unutmayın biz ödev ve sorumluluklarımızı yerine getirirsek çocuklarda getirecektir. Çocuklar muhakkak ki gördüğünü yapar duyduğunu değil.

  • Meslek Seçiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Meslek Seçiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Uzun bir maratondan sonra zorlu sınavları başarıp, sıra acaba hangi mesleği okusam daha mutlu, daha başarılı, daha çok para kazanırım diye düşünmeye geldi.

    Meslek seçerken hangi kriterlere bakarız? Okuyacağımız mesleği hangi kriterlere göre seçeriz diye, geçen sene 4  farklı ilçede, devlet ve özel okulunda okuyan 100 LYS ve LGS sınavına yeni giren öğrencilere S. Konsept Danışmanlık olarak yandaki soruları sorduk ve sonuçları aldık.  Ankette ki sonuçlarda gösteriyor ki üniversite adayları mutlu olabileceği meslek ve hayalindeki meslek şıklarını değil, kendisine dayatılan, telkin edilen meslekleri seçiyor veya gelecekteki mesleği ile şans topu oynuyor.

    Meslek seçerken çevremizdeki herkes bizi etkiler veya biz çevremizdeki kişilerin düşüncelerini öğrenmek için uğraşırız. Bu da gösteriyor ki aslında idealize ettiğimiz mesleğimiz yok ve kendi yeteneklerimizin farkında değiliz.

    Meslek seçmek, sevgili seçmeye veya ev seçmeye benzemiyor, çünkü evi belli bir süre sonra satabilir, kiralayabilirsiniz. Bu kadar çok opsiyonumuz olmasına rağmen evin sağlamlığına, kredi olanaklarına, alt yapısına, işçiliğine, komşuluğuna bakıp öyle yatırım yaparız. Peki, meslek seçiminde neden bu kadar titiz davranamıyoruz?

    Bunun birçok sebebi muhakkak ki vardır, lakin en büyük sebeplerden biri, kendimizi iyi tanımamamız ve kendimizle karşı öz saygının yeteri kadar güçlü olmaması. Bu yüzden çevremizdeki kişiler bizim meslek seçimimizde söz sahibi olabiliyor. Kendi geleceğimiz hakkında ne kadar az söz sahibi olduğumuzu görmek bu anlamda üzücü.

    Söz konusu mesleğimizi seçerken hangi kriterlerimiz var? Para kazanmak, az çalışmak, çok gezmek, ailenin dediğini okumak veya baba mesleğini yapma gibi şıklar ön plana çıkıyor.

         Meslek Anketi Sonuçları

    1. HANGİ MESLEKTE DAHA ÇOK PARA KAZANACAĞIMI ÖĞRENİRSEM ONU SEÇERİM………………………………………………………………………………16

    2. HANGİ MESLEK DAHA POPÜLER ONA BAKARIM………………………….12

    3. HANGİ MESLEKTE DAHA ÇOK GEZERİM……………………………………10

    4. HANGİ MESLEKTE DAHA AZ ÇALIŞIRIM……………………………………..14

    5. HANGİ MESLEK BENİ MUTLU EDER……………………………………………7

    6. AİLEMİN SÖYLEDİĞİ MESLEĞİ SEÇERİM……………………………………..8

    7. BİLMİYORUM……………………………………………………………………….12

    8. KAÇ PUAN ALIRSAM ONU SEÇERİM…………………………………………..10

    9. ÜİVERSİTEYE GÖRE MESLEK SEÇERİM……………………………………….6

    10. HEP HAYALİMDE …. OLMAK VARDI ONU SEÇERİM……………………………5

    Meslek seçimini yaparken bunlara dikkat etmekte fayda var

    1 . Günde 8-10 saat o mesleği  yapacağınızı düşünün ve bu kadar uzun bir süre geçireceğiniz bir meslekte başarılı olabilmek için çalışacağınız mesleği sevmenin en büyük koşul olduğunu unutmayın.

    2. Meslekte kariyer planınız var mı, varsa, kariyer basamaklarını analiz edin.

    3. Mesleğin çalışma alanı (ofis, laboratuvar, hastane, adliye, açık alan, kapalı alan, deniz yolu, hava yolu, karargah gibi fiziki olgular), sizin çalışma ve yaşam şeklinize ne kadar uyuyor?

    4. Mesleğin gerektirdiği yetenek, beceri ve inisiyatifleri alabilecek yapınız mevcut mu?

    5. Yapacağınız mesleğin etik, sosyal ve yapısal yönü sizin yaşam biçiminize ne kadar uyuyor?

    6. Mesleği seçerken hobi olarak düşünmeyin. Bilfiil günde 8 saat çalışacağınız, üretebileceğiniz bir çalışma platformu olarak algılayın.

    7. Mesleğin gelecek 10 yıl içerisindeki öngörülen iş olanakları.

    8. Mesleği düşündüğünüzde dahi heyecanlanıp planlar yapabiliyor musunuz? Bu çok önemli

    9. Mesleğin sizin duygusal, sosyal ve ailesel yaşantınıza etkilerini düşünün

    10. Mesleğin içerdiği şiddet, şüphe, matematik, analiz, sorgulama, konsantre olma, bütünsel düşünme, koordinasyon, organizasyon, bireysel yetenek, yaratıcılık, tekdüzelik, emir komuta zinciri, yazı  yazma, oyunculuk, düzenli sistematik çalışma gibi olguların sizin yaşamınzdaki negatif ve pozitif etkilerini düşünün.

    11. Mesleği okurken yan dal yapma şansının olup olmadığını araştırın.

    Tüm bu 11 maddeyi tek tek analiz edip, çoğunlukla olumlu duygu ve düşüncelere giriyorsanız, meslek seçiminde bir adım daha doğru yerde olabilirsiniz. Önemli bir ayrıntı daha, tüm bu maddeleri düşünürken kendinizi küçük, negatif gibi görüp algılamayın. İstediğiniz zaman birçok şeyi başarabilecek güce sahipsiniz. Sevdiğiniz ve mutlu olduğunuz meslekte başarılı olabilmeniz için tüm bu açıklamaları yapmaktayız. Üniversite seçerken okulun bilimsel, akademik yapısını, uluslararası geçerliliğini, öğrencilere sunduğu sosyal ve mesleki olanakları, kampüsünü, diplomanın geçerliliğini, öğrenimin  özgür yapısını, üniversitenin bağlı bulunduğu il ve ilçenin sosyal, kültürel yapısının da aynı zamanda size uygun olması gerek. Ebeveynler çocuklarını ister istemez yönlendirirler. Ebeveynlerin tutumu çocuklarının seçtiği veya okumak istediği meslekleri  

    yargılamadan saatlerce yargılamadan saatlerce onlarla çocuklarının da beğendiği, sevdiği, saygı duyduğu birileriyle beraber konuşmaları. Çünkü yargılamadan konuşulan konular çocukların kafasına daha iyi oturur.

                       Örneğin:

    • NEDEN BU MESLEĞİ/BU ÜNİVERSİTEİ KUMAK İSTİYORSUN?

    • ÜNİVERSİTELİ OLMAYI SENİN AÇINDAN BANA BİR ANLATIRMISIN?

    • BU MESLEĞİ YAPAN BİR TANIDIK VAR MI?

    • MESLEĞİN HANGİ YANI SANA ÇOK CAZİP GELİR?

    • PARA AKZANMAK NE DEMEK?

    • AZ ÇALIŞMAK NE DEMEK?

    • HAYALLERİN NELER? SON BİR YIL İÇİNDE HAYALLERİN İÇİN NELER YAPTIN?

    Bu tür konuşma şekillerinde bir yere varmaya çalışmayın, yalnızca düşündürün ve onun      düşüncelerini öğrenin, şaşırın, düşüneceğim deyin, farklı bir bakış açısı deyin. Tüm bu yaklaşımlar çocuklarımızın doğru meslek seçiminde önemli bir faktör.

    Hayaller ve gerçeklik arasındaki en büyük ayrım kişinin kendisini iyi tanıması, son birkaç yıl içinde hayalleri için pratik uygulaması, gününü değerlendirme şekli ve özgürlüğünü. İşte tüm bu olgular bir araya geldiğinde mutlu ve başarılı mesleği seçmeyi oluşturabiliyor.

    Çocuklarımızı sınavlarda iyi bir puan alsın diye dershanelere, okullara göndermenin yanı sıra, belirli aralıklarla psikoloğa, öğrenci koçlarına götürmek çocuklarımızın bakış açılarını pozitif anlamda değiştirecektir.

    Çocuklar ve bizim geçmişimiz, ne de bizim geleceğimizdir. Çocuklar bir birey olmak için bizim tarafsız, yargısız davranışlarımızı bekleyen ve kendi

    Özgür geleceklerini kaygısız oluşturmak isteyen emanetlerdir. Unutmayın bizim tecrübelerimizin temeli, yaptığımız yanlışlardır. Tecrübelerimizi sık sık anlatıp, onların doğrularını azaltmayalım.

    HAYALLERİN VE GERÇEKLİK ARASINDAKİ EN BÜYÜK AYRIM, KİŞİNİN KENDİSİNİ İYİ TANIMASI, HAYALLERİ İÇİN PRATİK UYGULAMASI, GÜNÜNĞÜ DEĞERLENDİRME ŞEKLİ VE ÖZGÜNLÜĞÜ. TÜM BU OLGULAR BİR ARAYAGELDİĞİNDE, BAŞARILI MESLEĞİ SEÇMEK KOLAYLAŞABİLİYOR.

  • Obezitenin ergenlik dönemindeki etkileri

    Obezitenin ergenlik dönemindeki etkileri

    Beslenme, insanların büyümesi için besinlerin yeterli miktarda vücuda alınmasıdır. Bu besin miktarlarından birinin daha az ya da daha çok alınması beslenme sorunlarına yol açar. Çocuklar ve gençler, tek yönlü beslenmemeli, her çeşit gıdadan doğru miktarda yemelidir. Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde gelişim hızlı olduğu için bu daha da önem kazanır.

    BEBEK HER AĞLADIĞINDA ACIKMAZ

    Çocukluk dönemindeki obezite sebeplerinden en önemlisi annelerdeki yanlış kanıdır. Bebek her ağladığında anne bebeğine süt verir. Tabii ki anne sütü çok önemli ve en az 6 ay verilmelidir. Ancak bebeğin gazı olduğunda, çocuğun karnı ağrıdığında ve benzeri sebeplerle de anneler bebeklerine süt verebiliyor. Çocuklarının tüm ağlama ve rahatsızlığına meme ya da biberonla cevap veren anneler, ileride çocuklarına farkında olmadan, stresli durumla baş etme becerisi olarak yemek yeme davranışını yerleştirebilirler.

    SABAH KAHVALTISI GİBİ ÖNEMLİ BİR ÖĞÜNÜ ATLAMAYIN

    Ergenlik döneminde dış görünüşe daha fazla önem verme bazen hatalı beslenmelere yol açabilir ve bu nedenle besinler yeterli miktarlarda alınamayabilir. Sabah kahvaltısı gibi çok önemli bir öğün çeşitli sebeplerle atlanmaktadır. Bu noktada ebeveynlere çok önemli bir görev düşmekte ve çocukların, gençlerin düzenli yemek yeme alışkanlığı edinebilmeleri için önce anne-babalarının bu alışkanlığa sahip olmaları gerekmektedir. Okul kantinleri, arkadaşlar gibi çevresel faktörlerden de çocuklar olumsuz etkilenebilmektedir. Uzun süre televizyon, bilgisayar başında hareketsiz kalmak da obeziteye yol açar..

    Çocukların ya da gençlerin çok kilolu ya da çok zayıf, çok iştahlı ya da iştahsız olması gibi anne, babaların rahatsızlık duyulan anormal durumlarda mutlaka doktora başvurulmalıdır.