Etiket: Çocuklar

  • NEDEN 2,5 YAŞ KRİZİ? AİLELER ÇOCUKLARINA NASIL DAVRANMALIDIR?

    NEDEN 2,5 YAŞ KRİZİ? AİLELER ÇOCUKLARINA NASIL DAVRANMALIDIR?

    Sevgili anne ve babalar, yaşamamızın her anında öğrenmelerle benliğimizi oluşturuyoruz. Doğduğumuz andan itibaren her yaş dönemine özel bazı kazanım ve üstesinden gelmemiz gereken basamaklar vardır. Bu basamakları doğru ve sağlıklı bir şekilde geçemediğimiz takdirde yetişkinlik hayatımızda çeşitli zorluklar yaşamak zorunda kalabiliriz. Doğumdan sonraki ilk 2 yıl içerisinde bağlanma aşamasını tamamlayan çocuklar için bir sonraki basamak BAĞIMSIZLIK kazanmaktır. Yavaş yavaş kendisinin annesiyle bir bütün olmadığını anlayan çocuk, çevresini keşfetmek ve bağımsızlığını göstermek için harekete geçmeye başlar. Birçok şeyi kendisi yapmak isteyen çocuk ısrarcı ve inatçı davranıp istedikleri olmadığında da öfke nöbetleri geçirebilirler. Bu dönemde çocukların kelime dağarcığı hızla gelişmeye başlasa da onlardan en çok duyacağınız kelimeler ‘hayır’, ‘istemiyorum’, ‘yapmayacağım’ kelimeleri olacaktır. Peki, bu dönemi çocuklarınızın sağlıklı bir şekilde geçirmesi için siz anne ve babalar ne yapabilirsiniz?

    1. İlk önce bunun sadece sizin çocuğunuzda olan bir davranış problemi olmadığını unutmayın. Bu yaş dönemindeki bütün çocuklar bağımsızlık duygusunun üzerine gider ve elde edemediğin zamanlarda da sizinle inatlaşıp, öfke ve ağlama nöbetlerine girebilirler. Bu yaş dönemindeki birçok çocuk bu şekilde davranır ve bu süreç DOĞAL ve GEÇİCİ’dir.

    2. Çocuğun gösterdiği terslikler ve öfke mümkün olduğunca görmezden gelinmelidir. ‘Ama o öfkelenip, bağırdıkça ben daha çok öfkeleniyorum.’ diyen anne ve babaları duyar gibiyim. Unutmayın ki çocuğunuzun öfkesi karşısında siz de öfkelenip bağırmaya başlarsanız olayı söndürmek yerine sadece daha çok öfke ve daha çok bağırma sesleri olan bir duruma taşırsınız. Böyle bir durum karşısında çocuğun dikkatini gerginlik yaratan durumdan başka bir konuya çekmek çoğu zaman faydalı olacaktır.

    3. Çocuğunuz ‘Kapının ziline ben basacağım!’ diyerek zaten açık olan kapıyı kapatmanızı isteyebilir. Tek başına bir işi başarma istediği bu dönemde oldukça yoğundur. Ailelerin dikkat etmesi gereken çocuğun bu isteğini bastırmamaktır. Çocuğunuzun başarma isteğini mümkün olduğu kadar desteklemeli ve takdir etmelisiniz. DİKKAT! Bunu yaparken sınır ihlallerini aşmadıklarına mutlaka dikkat etmelisiniz. Evdeki kuralları kendi istediği için ihlal eden çocuğunuza, bağımsızlığını desteklemek amaçlı sessiz kalır ve tepki göstermezseniz çocuğunuz nerede durması gerektiğini öğrenemez. Çocukların bunu öğrenmesi için net ve mantıklı kurallar koymalı ve kuralların gerekçesi mutlaka çocuklara anlatılmalıdır. Kalemlerini yerde bırakıp toplamayan çocuğa ‘Boya kalemlerimi yerde bırakma, biri üstlerine basarsa uçları kırılabilir.’ demek yeterli olacaktır.

    4. Neden-Sonuç ilişkilerini kurmasını sağlayacak fırsatlar verilmelidir. Bütün insanlar yaptıkları birçok şeyi bir nedene, bir amaca bağlı yaparlar. Bu yaştaki çocuklar henüz neden sonuç ilişkisi kurmayı bilmemektedir. Çocuklara nasıl neden-sonuç ilişkisi kurabileceklerine ilişkin örnekler verilmelidir. ‘Araba ileri gitti çünkü arkasından ittik.’ ‘Bebek konuştu çünkü düğmesine bastık.’ gibi örneklerle çocuklara bu ilişkiyi kurması için fırsat verilmelidir.

    5. Çocukları kendi seçimlerini yapması için teşviklendirin. Karar aşamalarında çocuklara fırsat vermek onlardaki sorumluluk alma davranışı için önemli bir adım olacaktır. Örneğin kıyafet konusunda onlara fırsat tanıyarak başlanabilir. ‘Yeşil kazağını mı giymek istersin yoksa siyah kazağını mı?’

    Yazıyı sonlandırmadan önce siz değerli anne ve babalara bir hatırlatma yapmak istiyorum. Her insanda doğuştan getirilen bazı mizaç (huy) özellikleri bulunmaktadır. Bu özellikleri doğumun ilk haftasından itibaren tespit edebiliriz. Uykusundan, yabancı insanlara karşı vermiş oldukları tepkilerden, gürültüye verdikleri tepkilerden çocukların temel özellikleri hakkında fikir sahibi olabiliriz. Her çocuğun mizacı farklıdır. Bu yüzden dikkat edilmesi gereken en önemli şey çocuklarınızı başka çocuklarla kıyaslamamaktır. Sizi endişelendiren, aklınıza takılan herhangi bir problem var ise mutlaka bir uzmanın bilgisine başvurunuz. Sağlık ve sevgiyle kalın…

  • OTİSTİK ÇOCUKLARLA SANATSAL ÇALIŞMALAR

    OTİSTİK ÇOCUKLARLA SANATSAL ÇALIŞMALAR

    OTİSTİK ÇOCUKLARLA SANATSAL ÇALIŞMALAR:

    sanat en doğal ve yalın iletişim aracıdır. duygularmızı, düşüncelerimizi sözcüklerle anlatamadığımız zaman çizgi, ses, hareket kullanarak anlatabiliriz. ilk insanlardan günümüze kadar bütün toplumlarda resim, müzik, dans olarak sanat görülmektedir. çocuklar elleri kalem tutmaya başladığı günden itibaren resim yapmaya başlarlar. insanlarla iletişim kurmada zorluk yaşayan otistik çocuklar için de sanat bir iletişim aracı olarak işe yaramaktadır.

    diğer yandan sanat diğer çocuklara göre yaşamları zorluklarla dolu olan bu çocuklar için terapi aracı olarak ta kullanılabilmektedir. Sanatsal kaygının olmadığı bu alanda birey kendiniifadeolanağı bulur. Bazı travmatik yaşantıların, acı veren duygu ve düşüncelerin anlatılması zor olabilir. İnsan bu düşüncelerin tam olarak farkında olmayabilir. Sanatın kullanımıduygularınifadesini kolaylaştırabilir. Böylece birey sanat yoluyla duygularının farkına varabilir. Resim, dans, müzik, drama, heykel, maske yapımı kullanılarak gerçekleştirilen etkinliklerde ortaya çıkan ürünler bireylerindüşünceleriniyansıtmaktadır.

    Sanat terapisi çalışmalarında bireyinyaratıcılığınıortaya koyması desteklenmektedir. Zihin-bedenbütünlüğününsağlanmasına yardım eder. Duygu ve düşüncelerinifadeedilmesini sağlar. Bastırılmış duygularıbilince çıkararakbu duygularla baş etme imkânı doğar. Bireyin hikayesinin anlatımında sözcüklerin yeterli olmadığı yerdesembol ve hayallerebaşvurulur. Böylecedoğrudanbir anlatım ortaya çıkar. Sanatta çeşitli yollar olduğu için birey kendisine en uygun olantekniği seçmeşansına sahip olur. Grup çalışmalarında grup üyelerindendestekalınmasını sağlar. İletişimi geliştirir.

    Çocuklarla sanatsal çalışmaların amaçları, Çocuğa kabul edildiğini hissettirmek, Duygularını hissetmesini ve fark etmesini sağlamak, Duyguların sembollere dönüşmesine ortam oluşturmak, Çocuğun kendi değerlerini ve anlamını fark etmesini sağlamak, Çocuğun kendisine güvenini geliştirmek,

    Çocuğa bu dünyada var olduğunu hissettirmek,

    Çocuğun kendisini keşfetmesini sağlamak ve ifade gücünü arttırmak,

    Beynin hayal gücü ve imgelerle işlevsel olan bölümünü geliştirmek,

    Çocuğun iç dünyasını duygu ve düşüncelerini tanımak,

    Örseleyici, acı veren yaşantıların dışa vurulmasını sağlamak, Her çocuğu kendine özel bir bireydir.

    Ortak özellikleri ise kendi varlıklarını ortaya koymak, iz bırakmaktır. Bunu yapabilmek için de ellerine geçirdikleri iz bırakacak ne varsa (kalem, boya, ruj) onunla etrafı çizer ve boyarlar.

    Boyamak çizmek henüz yeterince gelişmemiş olan sözel ifadeye destek olur, kendini anlatabilmenin rahatlığını ve güvenini oluşturur.

    Çocuklarda sanat, eğitim değil etkinlik olmalıdır. Onların gelişim düzeylerine uygun biçimde, kabul edici biçimde uygulanan sanat etkinlikleri esas amacına ulaşır.

  • Çocuklarda Ölüm Kavramı ve Yas

    Çocuklarda Ölüm Kavramı ve Yas

    Çocuklarda Ölüm Kavramı ve YasÜrküntü ve bilinmezliklerle dolu, tarih boyunca anlamlandırılmaya çalışılmış bir olgu ölüm. Gerçekleşmesi %100 olan yaşam gerçeği ölüm.

    İnsanı bu kadar yakından ilgilendiren, yaşamımızla iç içe olan ölüm, elbette çocuklar için de merak konusu. Anne baba olarak çocuğunuzdan ölümle ilgili sorular mutlaka alırsınız. Çocuklarda ölüm algısı ve ölüm kavramı hakkında bilgi sahibi olmanız, çocuğu yaşına uygun biçimde aydınlatmanızı sağlayacak, herhangi bir zihin karışıklığı ya da korku oluşmasına meydan vermeyecektir.

    Çocuğunuzla ölüm hakkında konuşurken;

    1)Ölümü bir uyku hali olarak tarif etmeyin. Çocukta uyuma, uykuya dalma korkusuna sebep olabilirsiniz.

    2)Uzun bir yolculuğa çıktı, çok uzak bir yere gitti gibi açıklamalarda bulunmayın. Çocuk kendisine neden bir haber verilmediğini merak edecek, üzülecek hatta seyahate çıkan bir yakınının geri dönmeyeceği kaygılarına sahip olacaktır.

    3)Hasta oldu öldü gibi bir açıklama basit hastalıklar ile ciddi hastalıklar arasındaki farkı bilmeyen çocuğunuzda hastalık korkusu, hastalanma korkusu yaratabilir. Çocuk hastalıktan ölen bir yakınını gördüğünde, birçok hastalığın çok çabuk iyileştiğini, sizin ve kendisinin sağlıklı olduğunu, hastalıkları kolayca yenebileceğinizi, nadiren bazı ciddi hastalıkların ölümcül olabileceğini uygun bir dille anlatın.

    4)Yaşlı idi öldü, yaşlılar zamanı gelince ölür gibi açıklamalar da doğru değildir. Çocuk genç birinin ölümünü öğrendiğinde çelişkiye düşecektir. Yaşlılığın ölüm sebebi olduğu, ancak her yaşta ölünebileceği, anne baba ve çocuk olarak uzun yıllar yaşayacağınızı düşündüğünüzü söyleyin.

    5)Konuyu kapatmaya çalışmanız, kaçamak cevaplar vermeniz ya da çocuğu susturmanız hatalıdır. Yaşam gerçekliği olan ölümün konuşulabilir olduğu çocuğa verilmelidir.

    Çocuklar ölümle çok erken yaşlarda ilgilenmeye başlasalar da 3 yaşından önce ölümü kavrayacak zihinsel yeti oluşmamıştır. 3 yaşından önce ebeveyn kaybı yaşayan çocuğa söz konusu kişinin öldüğü söylense de korku ya da üzüntü duymayacak, o kişinin verdiği bakımla ilgili eksiklikten kaynaklanan sıkıntıları yaşayacaktır.

    3-5 yaşlarında “ölüm, ölmek, ölmüş” gibi kavramlar çocuk tarafından kullanılsa da ölüm ile ilgili bir duygulanım ve korku tepkisi verecek zihinsel gelişim henüz yoktur. Televizyon kumandasını vermediğiniz için size kızan 4 yaşındaki çocuğunuz, “ölürsün inşallah anne-baba” diyebilir. Bu yaşlarda ölüm uzun bir ayrılık, dönüşü uzun sürecek bir yolculuk gibidir. Sürekli ve geri dönülmez ölüm olgusu kavranmamıştır. Oyunlarında ölü numarası yapıp, dirildim diyerek karşısındakini korkutmaya çalışabilir, akvaryumda ölen balığı “balık ölmüş” diye size haber verebilir, sonra da “bunu yüzdür, yem verelim yüzsün” diye tutturabilir.

    5 yaşlarında çocuk için ölüm, uyanılmayan bir uyku halidir ve artık korkutucu bir kavram haline gelmeye başlamıştır. Daha önce anne baba ölümü uyku olarak tariflemişlerse çocukta uyku düzeni bozulabilir, uykuya dalmaktan korkma, yalnız yatamama gibi sorunlar görülebilir. Çocuk ölen dedesinin toprak altında nasıl nefes aldığını, orada yalnız sıkılıp sıkılmadığını, ne yiyip içtiğini, kıpırdamadan nasıl yattığını sorabilir. Yani henüz ölümün bir son, geri dönülmez bir durum olduğu kavranmamıştır. Bu yaşlarda çocuk anne babanın da ölüp ölmeyeceğinden korku duyar, sık sık siz de ölecek misiniz diye sorabilir.

    6-7 yaşlarında ölümün yaşlılık ve hastalıkla ilgili bir kavram olduğu yavaş yavaş pekişmeye başlar. İzlenen çizgi filmler, okunan masal ve öykülerin etkisiyle ölüm kötüler içindir, ölüm kötülere bir cezadır algısı oluşur. Çocuk ölümü kendine yakıştırmaz. Yaşlı, hasta kişilerin yakında öleceklerini düşünür, fakat ölümden uykudan uyanır gibi birden dönmek mümkündür. Çocuk ölümden korkar gibi görünse de asıl korkusu yalnız kalma korkusudur. Ebeveynlerin “söz dinlemez, yaramazlık yaparsan ölürüm annesiz-babasız kalırsın” gibi söylemleri bu korkuyu pekiştirecek, sevdiklerinin ölümü karşısında kendini suçlayacak, kendine verilmiş bir ceza olarak algılayacaktır. “Ben yaramazlık yaptım, dedem öldü, şimdi cennette uslu çocuklarla oyun oynuyor” gibi bir algıyı çocuğun zihnine yerleştirecek tarzdaki yaklaşımlarınız büyük hata olup, psikolojik sorunlara eğilimli yetişkinlerin temelini atmış olursunuz.

    9-10 yaşlarından itibaren ölüm gerçekliğini kavrayacak bilişsel yetenek kazanılır, ölümün yaşamın geri dönülmez bir sonu olduğu anlaşılır. Yakın çevreden bir ölüme şahit olmak ya da uzun yıllar böyle bir durumla karşılaşmamak ölüm gerçekliği kavramının kazanılmasını daha erken ya da ileri yaşlara atabilmektedir.

    Anne baba olarak çocuğunuzla ölüm hakkında konuşurken öncelikle sizin ölümü içselleştirmiş, kabul etmiş, ölümle barışık olmanız gerekir. Siz ölümü korkutucu bir olay olarak görmeyen duygusal ve felsefi kapasiteye eriştiyseniz çocuğunuza sağlıklı bilgileri verebilirsiniz.

    Ölüm hakkında çocuğunuzla konuşurken gerginlikten uzak, huzurlu ve rahat olmanız, kafa karışıklığına yol açmamak için sadece sorduğu sorulara gereksiz ayrıntılara girmeden net ve kısa yanıtlar vermeniz, ne sorduğunu tam olarak anlamanız tavsiye edilir.

    Anne baba, eş, evlat, yakın akraba ölümü bireyin yaşayabileceği en travmatik olaylardandır. Yas tepkisi yetişkin ya da çocuk herkes için doğaldır. Ağlama, üzüntü, uykusuzluk, iştahsızlık, isteksizlik, çaresizlik, karamsarlık, umutsuzluk gibi belirti ve duygular bir dönem yaşansa da sağlıklı bir psikolojik yapı sürekli ruhsal çökkünlük halinde kalmaz.

    Bu yazımızda çocuklarda yas süreci ve sevilen birinin ölüm haberi çocuğa nasıl verilir, bir yakını ölen çocuğa nasıl davranılır? sorularına da cevap vereceğiz.

    Anne babasını kaybeden bir çocuk ağlama, bağırıp çağırma, öfkeli ve şiddet dolu davranışlar gösterebildiği gibi sessiz ve tepkisiz de kalabilir. Elbette üzüntülü ve hüzünlüdür, fakat temeldeki korku “bana kim bakacak”, “ben ne olacağım” dır.

    Bazı çocuklar donmuş ve uyuşmuş gibi bir hal alır, ölü ve ölümle ilgili konuşmaları duymazdan, anlamazdan gelir, hiçbir soru sormaz, oyununa ve arkadaşlarına döner.

    Bazı çocuklar ise yas tepkisi olarak bir bayram, şölen havasına girip sevinçli, canlı, yerinde duramaz olup, yersiz gülmeler, olmayacak şeyler istemeler, çeşitli soytarılıklar yaparlar. Her iki durumda da yadsıma (inkar) savunma mekanizması devreye girmiş, inanmama yoluyla travma atlatılmaya çalışılmaktadır.

    Çocuklar, yetişkinler kadar üzüntülü ve acılı kalıp, yaslı görünüm vermezler. Ölüm gerçeği kabul edildikçe, ölen ebeveyne karşı kendini bırakıp gitmesinden ötürü öfke duyulmaya başlanır. Ebeveyne duyulan öfke ve ölümün kendi yaramazlıkları, kötü çocuk olması kaynaklı olduğuna dair hatalı inançlar suçluluk duygusu yaratırsa ruhsal problem çıkma olasılığı artar.

    Genel kaygı hali ve farklı korkular, gece korkuları, karabasan ve kâbuslar, uyku bozuklukları, tikler, bayılma ve titreme nöbetleri, baş ve karın ağrıları gibi bedensel yakınmalar, dalgınlık, unutkanlık, yaşından daha küçük davranmaya başlama, kekemelik, tırnak yeme, altını ıslatma, hırçınlık, içine kapanma, okula gitmede isteksizlik, okul başarısızlığı, uyum ve davranış bozuklukları yasın getirdiği ruhsal sorunlar olarak çocuk psikiyatrisinde sıklıkla karşımıza çıkar.

    Çocukluk dönemlerinde anne ya da baba kaybının ileriki yıllarda depresyon olasılığını yükselttiği, birçok ruhsal bozukluğa zemin hazırladığı psikiyatristler tarafından kabul edilse de bu bir kural değildir. Ebeveyn boşluğunu dolduracak bireyin çocukla kurduğu sevgi dolu ilişki ve iletişim burada önem kazanmaktadır.

    Çocuğun yas sürecini sağlıklı biçimde atlatması ve çocuğa ölüm haberini verirken dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:

    1)Çocuğun yaşına göre 1-2 hafta bekleyip, alıştırmak mümkün olsa da gerçek uzun süre gizlenmemeli, en kısa sürede, çocuğun en yakını haberi vermelidir.

    2)Haber verirken, ölen kişinin bir daha geri gelmeyeceği, ancak sizin onun yanınızda olduğunuz, bakımında, ihtiyaçlarının karşılanmasında hiçbir sorun yaşamayacağı net olarak anlatılmalıdır.

    3)Üzgün olsanız da güçlü olduğunuzu, sevgi ve desteğinizin hep onun yanında olacağını göz teması kurarak ve tensel temas ile söyleyerek korkularını hafifletin.

    4)Ölmüş kimseden konuşmaktan kaçınmayın, anılarını anlatıp paylaşın.

    5)Yasınızı çocuktan gizlemeyin.

    6)Çocuk yas yerine neşeli, hareketli, canlı, oyuncu davranışlar gösteriyorsa kesinlikle suçlamayın.

    7)Ölümü yadsıyan çocuk için aceleci olmayın, bekleyin ve anlayışla davranın. Genelde birkaç haftada durum olağan akışına kavuşur.

    8)Ev, okul, şehir değiştirmek gibi büyük değişikliklerden bu dönemde kaçının.

    9)Üzüntüsünü belli edemiyor, soru soramayacak kadar şaşırmış ya da üzgün ise siz onun adına konuşmayı başlatabilir, duygu aktarımına yardımcı olabilirsiniz.

    10)Ölüm sebebiyle çocuğa karşı korumacı davranmayın.

    11) 6-7yaşından önce çocuklar gömme merasiminden uzak tutulmalıdır.

    12)“Annen melek gibiydi, Allah çok sevdiğinden onu aldı” “Baban çok iyi biri olduğundan erken öldü” gibi ölümü sevimli ve aranacak bir şey olarak göstermeye çabalamayın.

    13)Zamanı geldiğinde sevdiklerimizle öteki dünyada buluşacağımız umudu ve bilgisini vermek doğrudur.

  • Talasemiler

    Halk arasında Akdeniz Anemisi olarak bilinen Talasemi hastalığı ülkemizin önemli bir halk sağlığı sorunudur. Talasemi tüm dünyada önemli bir halk sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ), en son verilerine göre, dünyada 229 ülkenin %60’ında talasemi yaygın görülmektedir. Ülkemizde sıklığı %2.1 iken, bölgemizde %10 üzerindedir.

    Talasemi tedavisi pahalı ve zor bir hastalık olmasına karşın, önlenmesi kolay ve ucuz bir hastalıktır.

    Talaseminin Moleküler Düzeyde Tipleri: kanın kırmızı regini oluşturan ve dokulara oksijen taşıyan alyuvarlar içinde bulunan Hemoglobin iki alfa ve iki beta zincirinden oluşmaktadır. Bu nedenle moleküler düzeyde (DNA) alfa-talasemi, beta-talasemi ve anormal hemoglobinler olarak ayrılmaktadır. Talasemiler Hemoglobin genlerindeki mutasyonlarla ortaya çıkarlar. Bu mutasyonlar; alfa globin genlerinde yaklaşık 80 farklı tipte, beta globin geninde yaklaşık 200 farklı tipte, anormal hemoglobinler de ise yaklaşık 850 farklı tipte tanımlanmışlardır.

    Klinik düzeyde tipleri: Talasemi Major, talasemi minör ve talasemi intermedia olarak ayrılır.

    Talasemi Majör: Hasta çocuklar, taşıyıcı anne ve taşıyıcı babadan gelen ve mutasyonu taşıyan her iki genleri alması ile hasta olurlar. Kemik ilikleri çok çalışan ancak sürekli kısa ömürlü, oksijen ve demir bağlama sorunu olan alyuvar üreten bir fabrikaya benzer. Çocukta kansızlık bulguları doğumdan hemen sonra başlar. Bu çocuklar kendileri için yeterli hemoglobini yeterince yapamazlar. Kansızlığa bağlı gelişme geriliği, solukluk, halsizlik, sık sık ateşlenme, karaciğer dalak büyümesi ve giderek kalp yetmezliği bulguları gelişir.

    Talasemi Minör: Taşıyıcı olarak tanımlanan bu bireyler tamamen sağlıklıdır. Taşıyıcılık nesilden nesile aktarılan genetik (ırsi) bir özelliktir. Eğer her iki ebeveyn de talasemi taşıyıcı iseler, çocuklarına geçirdikleri talasemi geni ile talasemi hastalığına neden olabilirler. İki taşıyıcı evlendiğinde, çocuklarında %25 olasılıkla hasta, %25 olasılıkla sağlam, %50 olasılıkla taşıyıcı çocuk doğar. Bu olasılıklar her gebelik için geçerlidir. Bir taşıyıcı sağlıklı biri ile evlendiği zaman çocukları hasta olmaz, %50 olasılıkla taşıyıcı, %50 olasılıkla sağlıklı doğar.

    Talasemi İntermedia: Anne ve babadan geçen genlerden her ikisi de hastalık geni olmasına karşın, hafif seyreden genetik yapı nedeni ile yaşamları ağır talasemili hastalar gibi değildir.

    Anormal Hemoglobinler: Moleküler olarak yaklaşık 850 tipte farklı mutasyon tanımlanmasına karşın, klinik olarak en önemli olanlar Hb S, C, D, E ve O-Arap tır.

  • Özel Öğrenme Güçlüğünün Belirtileri Nelerdir?

    Özel Öğrenme Güçlüğünün Belirtileri Nelerdir?

    1-Çalışma becerilerini kullanma yetersizliği

    Öğrenme güçlüğü gösteren çocukların çoğunda ortak olarak görülen özelliklerden biri çalışma becerilerini kullanma yeteneğindeki yetersizliktir.

    Çalışma Becerileri

    a) Problemi etkili bir şekilde yapabilmek için gerekli olan kaynakların, stratejilerin ve becerilerin farkına varılması.

    b) İşin ya da problemin başarıyla tamamlanmasına yol açacak şekilde yapılacak işlerin planlanması, çalışmaların etkinliğinin sürekli değerlendirilmesi gibi unsurları kapsayan kendi kendini düzenleme mekanizmasını kullanma yeteneğidir.

    2-Algısal Bozukluklar

    Öğrenme güçlüğü gösteren çocukların önemli bir özelliği de algısal bozukluklarının olmasıdır. Görsel algılama ya da görsel duyulardan gelen uyaranların yorumlanması ve örgütlenmesinde güçlük çekerler. Görsel algılama güçlüğü olan çocuklar, harfleri ve geometrik şekilleri kopya etmede zorlanırlar.

    3-Genel Eşgüdüm Problemleri, Algısal, Devinimsel Problemler

    Yaşlarına göre devinimsel becerilerin kullanmasını gerektiren bedensel etkinliklerde yetersizliklerin ve eşgüdüm problemlerinin olmasıdır. Top atma, yakalama, zıplama, koşmada yetersizlik ya da yavaş gelişim söz konusudur. Öğrenme güçlüğü ile bağlantılı olabilir, fakat nedeni değildir.

    4-Dikkat Bozukluğu ve Aşırı Hareketlilik

    Dikkatle ilgili güçlüklere hem işitsel hem de görsel alanda rastlanılmaktadır. Dikkatleri normal çocuklara göre daha kolay dağılmaktadır.

    Sınıfta dikkatsiz ve aşırı hareketlidirler. Sınıfta uzun süre yerinde oturamazlar. Birinci ya da ikinci sınıfa giden bir öğrenci üç dört yaşlarındaki çocuklar kadar hareketli ise öğrenmesi olumsuz yönde etkilenecektir.

    5-Düşünme ve Bellek Problemleri

    İşitsel ve görsel uyaranların bellekte tutulamaması bakımından yetersizlik gösterirler. Herhangi bir yetersizliği olmamasına rağmen, bir dizi kelimeyi ezberlerken zorlanır. Birbirine benzeyen kelimeleri ayırmada güçlük çekerler.

    6-Sosyal Uyum

    Öğrenme güçlüğü gösteren çocuklar, duygusal bozukluk gösteren çocukların davranış özelliklerini gösterirler. Çoğu zaman mutsuzdurlar, kendini değerlendirmeleri olumsuzdur, kendi kendilerini kontrol edemediklerine inanırlar ve başlarına gelen olayların diğer kişi ve olaylardan kaynaklandığını düşünürler. Çabalarının işe yaramadığını, ne kadar çabalarsa çabalasın öğrenemediğini düşünürler.

  • Gece idrar kaçırma(enürezis nocturna)

    Gece idrar kaçırma(enürezis nocturna)

    Halk arasında gece işemesi olarak bilinen, tıbbi adıyla Enürezis Nokturna dünyada olduğu gibi ülkemizde de sık görülen bir sorundur.

    Enürezis Nokturna (EN) 5 yaşından büyük çocuklarda geceleri tıbbi bir neden olmaksızın yinelenen idrar kaçırmalarıdır. Sağlıklı çocuklar da uyku öncesi aşırı sıvı aldıklarında gece idrar kaçırabilirler. EN?dan bahsedebilmek için idrar kaçırma sıklığının ard arda gelen 3 ayda haftada 2 kereden fazla olması veya idrar kaçırmanın sıkıntı verici ya da işlevselliği (örn. okulda) bozucu etkilerinin olması gereklidir.

    İdrar kaçırma sadece gündüzleri de olabilir (Enürezis Diürna). Bir de hem gece hem gündüz olan tipi vardır.

    Enüretik çocukların %80?i mesane kontrollerini hiç kazanmamışlardır, bir başka deyişle bebekliklerinden beri idrar kaçırmaktadırlar (Birincil EN). Kalan %20?si ise idrar kaçırma sorunlarının olmadığı bir dönem (en az 1 yıl) sonrasında idrar kaçırmaya başlarlar (İkincil EN).

    EN ülkemizde çocuk ruh sağlığı birimlerine en sık başvuru nedenleri arasındadır. Beş yaşındaki çocukların yaklaşık %15?inde EN görülmektedir. Kendi kendine de düzelebilen EN?nın sıklığı yaş ilerledikçe azalmakta, erişkin yaşlarda %1 oranında devam etmektedir.

    Oluş nedenlerinde birden çok etken üzerinde durulmaktadır. Bu etkenlerin başında ailesel yatkınlık gelmektedir. Enüretik çocukların birinci derece yakınlarında küçükken idrar kaçırma oranı %75?dir. Ayrıca, bu çocuklarda mesane kapasitesinin düşük olduğu ; gece idrarın azalmasını sağlayan hormonun bu çocuklarda normal düzeyine geç ulaştığı gibi araştırma sonuçları da vardır. Bir de psikososyal etkenlerin çok önemli olduğu durumlar söz konusudur. Özellikle ikincil EN’sı olan çocuklarda idrar kaçırmanın zorlu yaşam olayları (kardeş doğumu, okula başlama, taşınma, hastaneye yatma, anne babanın boşanması, anne ya da babanın bir nedenle uzaklaşması gibi) sonrasında başlayabildiği görülmektedir.

    EN kendi kendine düzelen bir durum olmakla birlikte idrar kaçırmanın çocuğa ve aileye sıkıntı vermesi, çocuğun kendine güvenini azaltabilmesi, birlikte başka davranış ve duygulanım sorunlarının olabilmesi nedeniyle tedavi önerilmektedir. Tedaviye başlamadan önce çocuk hekimi tarafından çocuğun fiziksel muayenesi yapılmalı, idrar kaçırmaya yol açabilecek diğer nedenler (idrar yolu enfeksiyonu, ürolojik sorunlar, şeker hastalığı, epilepsi gibi) gözden geçirilmelidir. Eğer idrar kaçırma fiziksel bir nedenle açıklanamıyorsa tedaviye uyku öncesi alınan sıvının kısıtlanması, uyku sırasında çocuğun uyandırılıp tuvalete götürülmesi, idrar kaçırmadığı günler için ödüllendirme ile başlanır. Sadece bu önerilerle yakınmaları çok azalan, hatta geçen çocuklar vardır. Bunlara yanıt alınamazsa ilaç tedavisi denenir. Birincil EN tedavisi çocuk hekimlerince de yapılabilir. Ancak olgular tedaviye dirençliyse, birlikte davranış ve duygulanım sorunları varsa, zorlu yaşam olaylarından sonra başlayan ikincil EN söz konusu ise bir çocuk ruh sağlığı birimine başvurmak gereklidir.

  • Çocuklarda Öfke: Anne ve Babalar Ne Yapmalı?

    Çocuklarda Öfke: Anne ve Babalar Ne Yapmalı?

    Çocuklar genellikle çok istediği bir şey konusunda engellenmiş olduğunda, bir durumdan dolayı hayal kırıklığına uğradığında, “hayır” anlamına gelen ani öfke çıkışlarında bulunabilir. Bağırma, ağlama, tekme atma, çığlık atma, vurma, kendini yere atma hatta zaman zaman başını yere veya duvara vurma gibi davranışlar sergileyebilir.

    Öfke nöbetlerinin sebepleri; çocuğun bir şeyleri kendi yapmak istemesi, kendi seçmek istemesi ve kendi gitmek istemesinin sonucunda ebeveyn ile çatışmasıdır. Çocuklar istediklerini elde edemedikleri zaman öfke nöbetlerine zemin hazırlanmış olur. Çocuk “bağımsız” olmak ister. Ailenin “yapamazsın” diye engel koyduğu durumlarda da nöbetler ortaya çıkar.

    Bazı çocuklar da doğru davranışı yaptığı halde yeterince ilgi göremedikleri için öfke nöbetleri geçirir. Bu şekilde ailesinin dikkatini ve ilgisini çekmiş olur.

    Öfke nöbetleri pekiştirildiğinde de sıklık kazanmış olur. Bir çocuk istediği şeyi ağlayarak elde ettiğini görürse sonrasında ağlayarak, öfke nöbetleri geçirerek isteyecektir. Bir çocuk nöbet sırasında yani ağlama krizi geçirirken fazla ilgi topladığını görürse dikkat çekmek için bu davranışı tekrarlayacaktır.

    Peki anne ve babalar nasıl davranmalı ?

    • İlk olarak çocuğun duygularını ifade etmesi, neye öfkeli olduğunu, neden ağladığını anlaması ve anlatması için etkin bir şekilde dinlemeniz gerekiyor. Çoğu sorunun temelinde birbirimizi dinlemediğimiz, anlamadığımız gerçeği var. Çocuğunuzun kendisini ifade etmesine olanak sağlarsanız bu konuda büyük bir ilerleme kaydedersiniz.

    • Bir alışverişe gittiniz ve almaması gereken bir şeyi almak istediğini söyledi. Sizin cevabınız “hayır” oldu ve çocuğunuz ağlamaya başladı. Burada yapmanız gereken şey “hayır” ınızın arkasında durmak ve o şeyi almamaktır. Belki market birbirine girecek, ağlayacak, bağıracak ve çoğu zaman çevredeki insanlar size tuhaf tuhaf bakacak. Buna rağmen almamalısınız. Sakinleşmesini bekleyin. Çocuk ağlayarak bir şeylerin olmasını sağlıyorsa bundan sonrasında da ağlayarak yaptırmaya çalışacaktır.

    • Öfke nöbeti sırasında çocuğunuzun bu davranışını yok sayın. Ebeveynlerin zorlandığı ve yapmakta güçlük geçtiği bir davranıştır yok saymak fakat çocuğunuz sizden olumsuz davranış ile ilgi çekmeye çalışıyor olabilir.Eğer ilginizi bu durum ile ona verirseniz, çocuğunuz olumsuz davranışlar ile ilginizi çekmeye çalışmaya devam eder.

    • Öfke nöbeti oluştuğunda sakinliğinizi koruyun. Güç savaşına girdiğiniz ve inatlaştığınız zaman çocuğunuz bu davranışınızı gözlemleyecek ve sonrasında size bu şekilde davranmaya başlayacaktır. Çocuklar söylediklerinizden çok davranışlarınıza dikkat eder.

    • Parka gittiğiniz zamanlar bi saat belirleyin. Ve bu saat azalmaya başladığında haber verin. “10 dakika sonra eve gideceğiz.” gibi. Önceden hatırlatmalar çocuğu hazırlayacaktır.

    • Çocuklar da yetişkinler gibi seçimlerini kendileri yapmaktan ve kontrol duygusundan hoşlanırlar. Çocuklarınıza bir şeyleri seçme hakkı tanıyın ve o konuda güç savaşına girmeyin. Örneğin, “Kırmızı kazağı mı giymek istersin yeşil kazağı mı?” gibi. Çocuğunuzun seçmesine imkan tanıyın.

    • Çocuğunuzun öfke patlamalarının hangi zamanlarda ortaya çıktığını gözlemleyin. Yorgun olduğunda, okuldan geldiğinde, uyandığında, uykusu geldiğinde gibi durumlarda olabilir. Bu zamanları önceden bilmek size yardımcı olacaktır.

    • Nöbet sırasında çocuğunuzun dikkatini başka yöne çekebilir ve farklı bir konu hakkında konuşabilirsiniz.

    • Çocuklar öfkelendiklerinde, öfke patlaması yaşadıklarında kendilerini kontrol edemezler.Ona sıkıcı sarılarak onu her türlü kabul ettiğinizi ve güvende olduğunu hissettirebilirsiniz.Ona sakinleşene kadar ona bu şekilde sarılacağınızı söyleyin.

    Bunların hepsinin sabır gerektirdiğinin farkındayım. Fakat bunları yapmadan çocuktan olumlu ve sağlıklı tepkiler bekleyemeyiz. Siz olumlu yaklaşırsanız çocuğunuzda size o şekilde yaklaşacaktır. Bu konuda eğer ihtiyaç duyarsanız bir uzmana başvurmaktan çekinmeyin.

  • Çocuklarda uyku sorunları – uyku eğitimi

    Çocuklar için uykunun önemi nedir?

    Uyku, çocukların fiziksel ve zeka gelişimi için çok önemlidir. Yapılan bilimsel çalışmalarda, uyku sorunu olan bir çocuğun uykusu düzenlendikten sonra okul başarısının ve konsatrasyonunun arttığı, dikkat eksikliğinin azaldığı gösterilmiştir. Uykusuz bir bebek gün boyu mutsuz ve huzursuzdur, yaptığı hiçbir aktiviteden zevk almaz, konsantre olamaz.

    Uyku sorunu, sadece çocuğu değil ailenin geri kalanını da etkiler, hayat kalitesini bozar. Çocuklarınıza iyi bakabilmek için önce kendinize iyi bakmanız gerekir. Bunun yolu da iyi uyumaktan geçer. Bebeğinize düzenli bir uyku sağlarsanız, kendiniz ve aileniz için de sağlamış olursunuz.

    Kronik uyku sorunu olan çocuklarda ne gibi problemler ortaya çıkar ?

    -Kazalar ve yaralanmalar

    -Davranış problemleri

    -Konsantrasyon ve dikkat eksikliği

    -Okul başarısında düşüş

    -Daha yavaş reaksiyon süresi görülür.

    Çocuklarda uyku sorunları ne sıklıkta görülüyor ?

    1-5 yaş arasındaki çocukların %25’inde uyku sorunları görülüyor ve bu sorunlar zannedildiği gibi çocuk büyüdükçe düzelmiyor. Yapılan çalışmalarda uyku sorunları olan bebeklerin %84’ünde sorunun 3 yaşından sonra da devam ettiği gösterilmiştir. Dolayısıyla sorunun çözümünü ertelememek gerekir. Uyku eğitimine ne kadar erken başlarsanız o kadar kolay ve hızlı yol alırsınız.

    Ne kadar uykuya ihtiyaçları var ?

    Yenidoğanlar: 16-18 saat

    9 ay-2 yaş : Gece 10-12 saat (bölünmeden olabilir), gündüz 2-3 saat

    1-4 yaş : Toplam 12-14 saat

    5-10 yaş : Gece 10-11 saat uykuya ihtiyaç duyarlar.

    Uyku problemi belirtileri nelerdir ?

    Uykuya dalmakta güçlük

    Gece sık uyanmalar, ağlayarak uyanmalar

    Gündüz uykulu ve huzursuz olma

    Uyku düzeninin ne zaman oluşturulması gerekiyor ?

    Bebekler doğduktan sonraki ilk 3 aylarında düzensiz bir şekilde uyuyup uyanırlar. Uyku süreleri ve saatleri değişkendir. Altı haftalık olduktan sonra gece ve gündüzü ayırt etmeye ve geceleri daha düzenli uyumaya başlarlar. Dördüncü aydan sonra da beyin yeterli olgunluğa ulaşır ve uyku düzeni oluşturulması gerekir.

    Bu düzeni oluşturmak için sihirli bir yöntem var mı ?

    Uyku düzeni oluştururken sihirli bir kelime var “ rutin”. Çocuklar düzene bayılırlar. Düzenli yatış-kalkış saatleri ve yemek saatleri olursa çok daha mutlu, özgüvenli ve sorunsuz olurlar.

    Uyku rutini oluşturun ! Bu rutin çocuğunuzun ayına/yaşına göre değişen ama her gün aynı sırada, aynı şeylerin yapıldığı bir aktivite olsun. Mesela:

    – banyo-uyku tulumu-emzirme-ninni-yatak

    – sütünü içmek-diş fırçalamak-pijamaları giymek-kitap okumak-uyku

    Önemli olan ne yaptığınız değil, çocuğunuzun hoşuna giden, zorla yapılmayan, çocuğunuzla beraber geçirdiğiniz özel bir zaman dilimi olsun. Sizin de stresinizi azaltsın, onu da sakinleştirsin. Ebeveynliğin her alanında olduğu gibi bunda da devamlılık ve tutarlılık başarının anahtarıdır.

    Zamanlama çok önemlidir. “Uyku işaretlerine” dikkat edin. Esnemek, gözleri ovuşturmak, kulakları-saçları çekiştirmek, huzursuzlanmak, ağlamak, emmek istemek..vs. uyku işaretleridir. Bu işaretleri gözleyin ve görünce daha fazla bekletmeden uykuya geçirin. Eğer gecikirseniz bebeğiniz çok yorulur ve daha zor uykuya dalar.

    Uykuyu düzenlemenin püf noktaları nelerdir ?

    Uyku işaretlerine dikkat edin. Zamanlama çok önemli !

    Gece ve gündüz aynı odada ve aynı yatakta uyutmaya dikkat edin.

    Odası karanlık ve sessiz olsun.

    Uyku rutini oluşturun ve bu rutine uyun.

    Belirli bir uyanma ve uyuma saati ayarlayın. Bu saat hafta içi veya sonu ½-1 saatten fazla değişmesin.

    Gece iyi uyuması için gündüz uykularının yaşına uygun ve düzenli olması gerekir.

    Yatağına uykuluyken ama henüz tam uyumamışken koyun. Bu sayede uyandığı zaman kendi başına tekrar uykuya dalmayı öğrenir.

    Okul öncesi çocuklarda :

    Hep aynı saatte yatırın.

    Uyku rutini oluşturun ve bunu çocuğunuza anlatın, gerekirse resimli anlatım olsun.

    Yatağına yattıktan sonra tekrar bir şey isterse ( su, süt, öpücük..vs), sadece 1 defa verin. Tekrar isterse cevap vermeyin veya hayır deyin.

    Bazı durumlarda “uykuya dalamıyorum oyunu” oynamak işe yarar.

    Sizin uyku sorunu olan hastalara yaklaşımınız nasıl oluyor ?

    Uyku sorunları her 4 çocuktan birinde görülüyor ve özellikle ilk 0-2 yaşta tüm ailenin düzenini bozan ciddi bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle ben, takibimdeki bebeklerin rutin kontrollerinde beslenme ve gelişim gibi, uyku düzenini de sorguluyor ve bu konuda aileyi bilgilendiriyorum.

    Başvuran hastalarda öncelikle ayrıntılı bir öykü alıyorum. Altta yatan uyku bozukluğuna sebep olabilecek bir hastalık olup olmadığını sorguluyorum. Kolik, kabızlık, besin alerjisi veya idrar yolu enfeksiyonu gibi durumlar uyku sorunlarına sebep olabiliyor. Uyku prensiplerini anlatıyorum. Çocuğun yaşına göre nelerin hatalı yapıldığını, ne yapılıp, ne yapılmaması gerektiğini anlatıyorum. Daha sonra aileye bebeğin uyku ihtiyacına ve yaşına göre değişen bir uyku planı öneriyorum. Bu planı nasıl uygulayacaklarını anlatıyorum ve 7 günlük bir uyku günlüğü tutmalarını istiyorum. İkinci görüşmede uyku günlüğüne göre sorun veya eksik olan kısımlarda düzenlemeler yapıyorum. Sonra bütün aileye sabaha kadar deliksiz uykular diliyorum…

  • Çocuklarda astım

    Astım nedir?

    Çocuklarda astımın %90 nedeni alerjiye bağlıdır. Bu nedenle de astım hastalığına bazen alerjik astım da denilmektedir.

    Tekrarlayan öksürük, hırıltı, nefes sıkışması olan bir çocukta astım akla gelmelidir. Astımlı çocuklar tedavi edilmezse diğer çocuklara göre daha az fiziksel aktivite yaparlar ve kilo alabilirler. Çünkü astımlı çocuklar egzersiz yaptıkları zaman öksürük veya nefes sıkışması gibi belirtiler gösterdiği için genelde aktivite yapmazlar. Özellikle geceleri ve sabah kalktıkları zaman şikayetleri olur.

    Astımın bir çok nedeni vardır. Genellikle bir çocukta birden fazla neden vardır. Öksürük, tekrarlayan bronşit ve nefes sıkışması, özellikle egzersiz sırasında olduğu zaman astım olabileceğini gösteren bir ip ucudur.

    Alerjik AstımTeşhisi

    Astım teşhisi koymak bazen zordur. Astımın teşhisini koyacak tek bir test maalesef yoktur. Astımlı çocuklar genellikle çocuk alerji uzmanlarına yönlendirilir. Çünkü çocuk alerji uzmanları astım teşhis ve tedavisinde özel eğitim alan uzmanlardır.

    Çocuğunuzun alerji uzmanı genellikle çocuktaki belirtilerin ciddiyeti öğrenmek için çeşitli sorular sormaktadır. Şikayetleri ne sıklıkta olduğu, uykusunu bozup bozmadığını öğrenmek ister.

    Bebeklerde teşhis koymak için çok dikkatli olmak gerekir. Çünkü bebeklerdeki astım belirtileri çok farklı nedenlerle olabilir. Çok farklı tedavilere gerek olabilir.

    Astımı tetikleyen en sık iki tetikleyici neden soguk algınlığı ve alerjenlerdir. Bebeklikten sonra alerjiler özellikle önemli olmaya başlar. Astımlı çocuklarda astımın teşhis ve tedavisi için alerji yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Çocuk 5 yaşından büyükse akciğer fonksiyon testleri ile akciğer fonksiyonları değerlendirilmelidir. Bazen akciğer enflamasyonu gösteren testler yapılır. Bazen akciğer grafisi gerekebilir. Bağışıklık sistemi testleri ve ter testi gerekebilir.

    Alerjik Astım Tedavisi

    Öncelikle astımı tetikleyen nedenlerden korunmak gerekir. Çocuklarda en sık neden alerjisir. Örneğin ev tozu akar alerjsi olanlar için ev tozu akarları için önlem alınmalıdır. Astımı tetikleyen faktörlerden uzak kalınmalıdır.Çocuk alerji uzmanınız çocuğun durumuna göre tedaviyi planlayacaktır. Takiplere göre astımlı çocuğun tedavisi ayarlanır.

    Astım ilaçları hazne ile kullanılabilir, nebulizatör ile veya büyük çocuklarda doğrudan uygulanabilmektedir. Hangi yönetimin çocuk için uygun olacağı çocuk alerji uzmanınca belirlenmektedir.

    Astım ilaçları rahatlatıcı ilaçlar ve iyileştirici ilaçlar olarak ikiye ayrılır. Rahatlatıcı ilaçlar sadece öksürük veye nefes sıkışması olduğu zaman kullanılan ilaçlardır. İyileştirici ilaçlar ise çocuğun şikayetlerine göre gerekirse kullanılmaktadır.

  • Bayram şekeri çocuğunuzu sağlığından etmesin

    Bayram ziyaretlerinin olmazsa olmazı çikolata ve şekerlemelerin aşırı tüketimi çocukların sağlığına ve beslenme düzenine zarar veriyor. Çocuklara hayır diyemeyip, her ziyarette onlara fazla fazla ikramda bulunmak, sindirim sistemi hastalıklarından, alerjik reaksiyonlara kadar vücutta olumsuz etkilere yol açıyor.

    Yaz aylarında artan ishal vakalarını tetikliyor

    Fazla şeker tüketiminden ilk olarak sindirim sistemi etkilenir. Günlük beslenme düzeni bozulduğu için çocuklarda bulantı, kusma, dışkılama alışkanlıklarının değişmesi ve iştahsızlık görülür. Özellikle sıcak havalarda çocuklar arasında yaygın olarak görülen ishalleri şeker ve şekerli tüketimin daha çok tetiklediği ve şiddetini artırdığı unutulmamalıdır. Başlangıçta karın ağrısı ile başlayan belirtiler, sulu dışkılamayla kendini gösterir.

    Beslenme alışkanlıklarını değiştiriyor

    Çocuklar her zaman güzel ve tatlı olanı tercih ederler ve enerji veren, mutlu eden, lezzet aldıkları bir şeyi bırakmak istemezler. Fakat sadece şekerden kalorilerini aldıklarında düzenli beslenmeleri ve günlük almaları gereken gıdalardan uzaklaşmaya başlarlar. Bu durum da hem iştah kaybına, hem vücut direncinin düşmesine, hem de başka hastalıklara yol açar. Şeker tüketimi beslenme alışkanlıklarını bozmadan, bayramın güzelliğini de kaçırmadan ölçülü bir şekilde olmalıdır.

    Çocuklar şekerlemeleri öğleden sonra yemeli

    Şekerleme tüketiminin planlanması çocukların iştahı ve yaşına göre değişir. Eğer şeker tüketimi öğleden sonraya bırakılabilirse çok iyi olur. Sabahları meyveyle tatlı ihtiyacını karşılamak, öğleden sonra birkaç parça çikolata ve akşamları da dondurma saati yapılabilir. Bayramda ekstra kaçamaklar olabilir. Ancak sabah ve öğle arasındaki döneme yani enerjinin yüksek olduğu zamanlara dikkat edilmelidir. Çocuklar konuştuğumuzu anlayacak yaşta ise, onlarla konuşulmalı ve şekerlerin hepsinin onun olduğunu ve bunu zamana bölerek yemesi gerektiği anlatılmalıdır. Çocukların şeker tüketimi ailelerin kontrolünde olmalıdır.

    Alerjik reaksiyonlara yol açabilir

    Şekerlerdeki boyar maddeler, renklendiriciler, katkı ürünleri, doğal olsunlar ya da olmasınlar çok ciddi anlamda çocuklarda alerjik reaksiyonlara yol açabilirler. Bunların en tehlikelisi hızlı gelişen alerjidir. Renkli jelatin içeren ürünlerde sıkça görülür. Çocuk yer yemez 5-10 dakika içinde hızlıca döküntü, yüzde kulaklarda ödem meydana gelir. Bir de çocuklarda ürtiker denilen ve halk arasında kurdeşen olarak bilinen kaşıntılı döküntüler olabilir. Nispeten zararsız gözükse de bazen çok şiddetli olup ve çocuğun tedavi alması gerekebilir. Bunun için ilk kez temas ettiği şeyler çocuklara az miktarda verilip, gözlemlenmelidir.

    Çocuğunuza şeker yedikten hemen sonra 1 bardak su verin

    Şeker tüketimi çocukların diş sağlığını olumsuz etkilemektedir. Özellikle çürükleri olan çocuklarda yaygın ağrılarla yol açabilir. Bu nedenle her şeker tüketiminden sonra su içmeleri sağlanmalıdır. Günde iki kez dişlerini fırçalamaları sağlanmalıdır. Buna rağmen şiddetli ağrıları olursa hekimlerine gidene kadar ağrı kesici alabilirler.

    Günlük şeker tüketimi bir iki taneyi geçmemeli

    Günlük şekerleme tüketimi yaş grubuna göre değişmektedir. 2 yaşın altındaki çocuklar şeker ya da hazır gıdalar yememelidir. Özellikle cam şekerler bebekler için riskli olabilir. Hareket kabiliyeti gittikçe gelişen bebek, ani bir refleksle yemeği kontrol edemeyebilir ve cam şekeri geriye kaçırabilir. Ailenin kontrolü dışında yutulursa bebeği yüzükoyun çevirip sırtını pat patlayarak kusması sağlanmalıdır. Kusmuyorsa ve nefes borusuna kaçtığından şüpheleniliyorsa sağlık kuruluşuna gidilmelidir. 2 yaşın üzerindeki çocuklarda ise tüketilen şekerin cinsine bağlı olarak değişmekle birlikte günde bir ya da iki tane küçük bir misafir şekeri ya da en fazla üç parça çikolata tüketilebilir. Bayram tabaklarında hamurlu ve şekerli gıdalar da olacaktır. Neyse ki çocuklar bunları çok fazla tüketmemektedir. Ancak yine de çocuklar için sütlü tatlılar ve dondurma eşliğinde farklı alternatifler hazırlanmalıdır.

    Kolonyalar bebekler ve küçük çocuklardan uzak tutulmalı

    Bayram misafirliklerinin olmazsa olmazı kolonyalara da dikkat edilmelidir. Bu kolonyaların bebekle teması tehlikeli olabilir. Öncelikle bebekler her şeyin tadına bakmak ister, kolonyayı da içebileceği unutulmamalıdır. Böyle durumlarda hemen hastanelerin zehir danışma merkezleri aranmalı ve bilgi alınmalıdır. Temas edilen maddenin cinsi ve içilen miktar çok önemlidir. Eğer bebeğin kolonya içtiği biliniyorsa ağzı hemen soğuk su ile yıkanmalı ve yumuşak gıdalarla beslenmelidir. Ancak çocuk yutkunmakta zorluk çeker, ağlama krizlerine girerse yanık ve zehirlenme tehlikesinden şüphelenilmeli ve doktora gidilmelidir.