Etiket: Çocuklar

  • Sigara kullanımının çocuk  sağlığı üzerine etkileri

    Sigara kullanımının çocuk sağlığı üzerine etkileri

    Sigara kullanımı, dünya ülkeleri için çok önemli ve aynı zamanda önlenebilir halk sağlığı sorunlarındandır. Yapılan çalışmalarda ortalama her üç erişkinden birisinin sigara bağımlısı olduğu belirtilmektedir. Bunların dışında, sigara kullanmaya„nların da %38’i çalıştıkları yerlerde sigara dumanına maruz kalarak pasif içici olmaktadırlar.

    Dünya genelinde sigara kullanımına bağlı hastalıklar nedeni ile yılda ortalama 5 milyon kişi ölmektedir. Türkiye’de ise tüm ölümlerin %41.6’sı sigara kullanımına bağlı hastalıklar nedeni ile olmaktadır.

    Çocuklar sigara ile pasif olarak karşılaşmaktadır. Yani sigara içen anne, baba veya diğer kişilerin içmiş oldukları sigara dumanı çocuğun bulunduğu ortamda solunan havaya karışarak etki yapmaktadır. Sigara bağımlısı olan kadınların %50-70’i hamilelikleri boyunca sigara kullanımlarını devam ettirmektedirler. Ülkemizde çocukların en az %62’si sigara içen bir erişkinin sigara dumanına maruz kalmaktadır. Bu zararlar çocuk anne karnında iken başlamaktadır. Sigara içen veya yanında sigara içildiği için pasif olarak sigara dumanına maruz kalan anne adayının karnındaki fetus da böylelikle sigaranın zararlı etkisine maruz kalmaktadır. Bu nedenlerden dolayı sigaranın çocuklar üzerindeki zararlı etkileri doğum öncesi dönemde başlamaktadır. Bu zararlı etkiler, tütünde bulunan kansere yol açan (karsinojen) ve diğer zararlı kimyasal maddeler yolu ile olmaktadır.

    Gebelik sırasında anne ile bebek kanı göbek kordonu yoluyla ilişki içinde bulunur. Böylelikle annenin sigara kullanımı ile tüm karsinojen maddeler ile zift, nikotin ve karbon monoksit bu ilişki içerisinde bebeğe direkt olarak geçmektedir. Nikotinin kuvvetli bir damar daraltıcı etkisi olması nedeni ile rahime giden kan miktarı azalmaktadır. Karbon monoksit ise hücrelere zarar vererek gelişme gerilikleri ve beynin oksijensiz kalmasına yol açmaktadır. Sigara; erken doğumlara, doğum eylemi ile açılması gereken su kesesinin gerekenden çok daha önce açılarak bebeğin, gelişimi tamamlanmadan doğum yoluna girmesine, bebeğin gelişme geriliğine ve akciğer gelişiminin engellenmesine, bebeğin kalp ve damarlarında yapısal değişikliklere ve bağışıklık sisteminde bozulmalara, tansiyon yükselmesi ve ödemlerle seyreden gebelik zehirlenmesine, plasentanın erken ayrılmasına ve annenin doğumdan sonra sütünün miktarında azalmalara yol açmaktadır.

    Doğum sonrası pasif içici bebeklerde ve çocuklarda en sık ve en önemli zararlar akciğer ve solunum yollarında olmaktadır. Böyle çocuklarda astım gelişme riski artmakta ve akciğer enfeksiyonları daha zor iyileşirken, nezle, sinüzit ve bronşiyolit daha sık oluşmaktadır.

    Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda besinlerin mideden yemek borusuna kaçışları olarak tanımlanan gastro-özofageal reflü gelişmektedir.

    Pasif içici durumunda olan bebek ve çocukların kalp ve damar yapılarının damar sertliğine eğilimli olmasına yol açmaktadır. Gebeliği süresince yoğun sigara tüketen anne adaylarının bebeklerinde doğuştan kalp deliklerinin oluşması tetiklenmektedir.

  • Çocuklarınıza  Cinsel  Eğitimi Doğru zamanda doğru bilgilerle vermelisiniz

    Çocuklarınıza Cinsel Eğitimi Doğru zamanda doğru bilgilerle vermelisiniz

    Cinsellik biyolojik ve sosyal olarak inşa edilen, kültürel ve dini inançları yansıtan bir olgudur.

    Anne babalar çocuklarıyla konuşmaktan utandıkdıkları için bu konuda konuşmayı sürekli ertelerler.

    Çocuklar ise tüm masumiyet ve saflıkları ile öğrenmeye ve meraklarını gidermeye yönelik sorular sorarlar. Çoğu anne baba bu sorulara hazırlıksız yakalanırlar ve beklenmedik anda gelen bu sorular kaygı yaratır. Kaygı da hata yapma olasılıklarını arttırır.

    Ebeveynler çocuklara duyusal uyaranları nasıl yorumlayacaklarını ve deneyimlerini tanımlarken hangi kelimeleri kullanacaklarını öğretirler. Ayak parmağı ya da göbeği gıdıklandığında agulayıp kahkaha atan bebek, cinsel organına dokunulduğunda aynı tepkiyi verir. Bebek, vücudunun bu kısmının cinsel bir bölge olduğunu henüz öğrenmemiştir. Çünkü yetişkinlerin zihinlerindeki cinsel kavram ve düşüncelere sahip değildir. Çocuk için burası zevkli tepkiler veren vücudun her hangi bir bölümüdür. Anne babaların bu bölgeler hakkında nasıl tepkiler verdiği ve onu nasıl tanımladığı önemlidir. Demek ki çocuklar için cinsellik yetişkinlerde olduğundan farklıdır.

    Genel anlamda cinsel eğitim; çocukların ve ergenin bedensel, duygusal, sosyal, zihinsel ve cinsel gelişimlerini takip etmek, kız ve erkek rollerini kabul etmesine, kendi cinsinin özellikleri ve karşı cinsin özellikleri ile bir bütün içinde yaşamasına yardımcı olmak amacıyla verilen  bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmalarıdır.

    Cinsel eğitim doğumdan başlayan ergenlik dönemini de içine alan uzunca bir süreçtir. Gerek anne, gerek baba tarafından verilecek cinsel eğitim, çocukların ve ergenin başka kaynaklara yönelmesini engelleyecektir.

    Cinsel eğitime başlamak için belli bir yaş bulunmamasına rağmen, anne babalar, çocukları okul öncesi dönemdeyken (3-4 yaş dolaylarında) ilk sorularla karşılaşırlar.

    Açıklamalar sade bir dille, rahat, utanmadan  ve bilimsel kaynaklardan yararlanarak yapıldığı takdirde gelecekte karşılaşılabilecek olası zorluklar yaşanmayacaktır.

    Anne babalar çocuğa iyi ve kötü dokunuşu ayırt etmeyi öğretmeli, uygun cinsel davranışın sınırlarını belirlemeli, çocuğu doğru cinsel bilgiyle donatmalılar.

    Demokratik aile ortamında yetişen çocukların, cinsel gelişim sürecinde sorun yaşama olasılıkları azdır. Merak ettiklerini rahatlıkla sorabilir ve uygun yanıtlar alabilirler. Kendilerine olan güvenleri nedeniyle  ve ne isteyip ne istemediklerini rahatlıkla ifade edebildikleri için cinsel tacize uğrama olasılıkları çok azdır. Çünkü bunu önleyebilirler. Herhangi bir duygusal açlık yaşamadıkları için, bu anlamda kendilerini kullandırmaları söz konusu değildir. Sağlıklı kız/erkek arkadaş iletişimini rahatlıkla kurabilirler.

    Ergenlik döneminde babası ile konuşabilen onun tarafından kabul gören ve aşağılanmayan , çocukluğundan itibaren baba oğul kaliteli zaman geçiren bir erkek ergenin cinsel kimlik bulma süreci sağlıklı geçecektir.

    Aynı şekilde annesi ile h,iç korkmadan, yalan söyleme ihtiyacı duymadan konuşabilen kız çocuğu da merak ettiği tüm bilgiyi annesinden alabildiğinde yanlış bilgilerle donanmayacak , sınırlarını bilecek ve ileride kendi cinsel kimliği ile barışık, sağlıklı bir cinsellik yaşayabilecektir.

    Gençlere verilecek cinsel eğitimde en önemli mesaj  , cinselliğin sadece kadın erkek arasındaki fiziksel bir ilişki olmadığı , aynı zamanda duygusal , sevgiye ve saygıya dayalı bir ilişki olduğudur.

    Cinsel İstismar nedir? Nasıl çocuğumu korumalıyım?

    Cinsel istismar, bir çocuk ya da yetişkinin başka çocuk/çocukların veya başka yetişkin/yetişkinlerin, istemediği cinsel davranışlarına maruz kalmasıdır. Cinsel istismar, genelde çocuğa yakın olan kişiler tarafından  gerçekleştirilmektedir. Bu tür eylemler yinelenen tarzda olduğunda çocuk için daha ağır sonuçlar doğurabilir.

    Çimdikleme, okşama, sıkıştırma, öpme, el ile sarkıntılık etme, laf atma, uygunsuz sözcüklerle rahatsız etme, cinsel ilişkiye teşebbüs, tecavüz cinsel istismar kapsamına girer. İstismarın verdiği hasar; sürekliliğine, çocuğun yaşına, istismar edenin çocuğa olan yakınlığına, bağlılık derecesine ve aradaki yaş farkına, fiziksel zorlama ve şiddet içermesine, istismar davranışının derecesine bağlı olarak değişir.

    Cinsel istismarın derecesi ne olursa olsun unutulmamalıdır ki kimse cinsel istismara maruz kalmak istemez; kimse cinsel istismarı hak etmez; hiçbir davranış cinsel istismarı, taciz ve tecavüzü haklı gösteremez ve her türlü cinsel istismar kanunlar ve toplum önünde suçtur.

    Çocuğumu cinsel istismardan korumak için ne yapmalıyım?

    • Anne baba olarak, cinsel istismar konusunda bilgili ve bilinçli olmalısınız
    • Çocuğunuza yeterince ilgi ve şefkat göstermeli,  güven ve sevginizi hissettirmelisiniz.
    • Çocukla açık iletişim kurmalı, sizden korkmamasını sağlamalısınız ki size olası yaklaşımları rahatlıkla anlatabilsin
    • Çocuğu severken sevgi göstermenin yolu ellemek, sağını solunu çimdiklemek, ısırmak değildir. Böyle sevilen çocuklar sevgiyi göstermenin yolunun “dokunmak” olduğu yargısına sahip olurlar. Bu da istismar ile sevgi göstermeyi ayırt edememelerine neden olur.
    • Yabancı insanlarla öpüşmemesi, yanına fazla yaklaşmalarına izin vermemesi ve kuşkulu davranışların neler olduğunu öğretilmelidir.
    • Hayır deme becerisi öğretilmelidir. Günlük yaşamda hayır diyemeyen çocuk böyle bir durumda da “HAYIR” deme becerisini gösteremeyebilir.
    • “ Hiç kimsenin senin, özel yerlerine dokunmaya hakkı yoktur. Hiç kimsenin seni, kendi özel yerlerine dokundurtmaya  da hakkı yoktur. Birisinin senden özel yerlerine dokunmanı istemesi ya da seninkilere dokunması saklayacağın bir sır değildir. Anlatmama sözü vermiş olsan bile, anlatırsan başına çok kötü şeyler geleceği söylenmiş olsa bile, böyle bir şey olursa anlatmalısın. Mutlaka söylemelisin. Sır saklaman gerektiği doğrudur. Ama bu saklanmaması gereken kötü bir sırdır.”

    Çocuğum ergenlik yaşında; onun cinsel istismara uğramaması için ne yapmalıyım?

    Çocuğunuzla bir arkadaş gibi konuşmalısınız, şu konularda onunla açık ve net konuşmalısınız…

    • Genç kendi cinsel arzularını ve sorunlarını bilmelidir.
    • Hoşlanmadığı bir durumla karşılaştığında net olarak hayır diyebilmelidir.
    • Yanlış anlaşılmamak için duyguları, davranışları ve sözlerinin uyum içinde olması gerektiğini bilmelidir.
    • Kendi başına gidip dönemeyeceği yere iyi tanımadığı birinin eşliğinde gitmemelidir.
    • Yaşı tutmuyorsa disko, bar, vb. yerlere gitmemeli, başkalarından içecek ve yiyecek almamalıdır.
    • Alkol ve uyuşturucular sağlıklı düşünmeyi ve kendini ifade etmeyi engelleyebileceği için bunlardan uzak durmalıdır.
    • Arkadaşının yönlendirici olmasına izin vermemelidir.
    • Süreklilik arz eden istismar davranışlarını mutlaka yakınlarına bildirmelidir.
    • Cinsel istismara (saldırı, tecavüz, vb.) uğradığında hemen kendisini anlayabilecek, destek  ve yardımcı olabilecek bir yakını ile bu durumu paylaşmalıdır.
  • Öksürük var neden?

    Çocuğum niçin öksürüyor? Astım mı? Sinüzit mi? Bronşit mi? Zatürre mi? Boğmaca mı?Allerjik mi?

    Özellikle bahar ve kış aylarında bazı anne-babaların kabusu olur çocuklarının inatçı öksürükleri. Hatta arkadaşlar ve komşular bile duruma el koyabilir: “Şu çocuğu bir de filanca doktora götürün!”.

    Solunum yollarının bir korunma refleksi olan öksürük çoğunlukla basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun (ÜSYE) belirtisidir. Öksürüğün özellikleri ve ona eşlik eden diğer hastalık belirtileri “soğuk algınlığı” veya “grip” olarak tanımlanan ve 5-10 gün içinde hafifleyerek iyileşen viral ÜSYE’den ayırımına yardımcı olur, örneğin:

    – Okul mevsiminin başlamasıyla birlikte ayda 1-2 kez tekrarlayan, burun akıntısı, aksırık ve bazen ateşle birlikte başlayan kuru öksürük 5-10 gün içinde hafifler, ancak tam kaybolmadan yeni bir burun akıntısı ve aksırık belirtileri ile yeniden başlar, bu durum kış boyunca devam eder. Ebeveyn bu durumu iyileşmeyen bir akiğer hastalığı olarak yorumlayabilir. Halbuki her öksürük dönemi farklı bir solunum yolu virüsüne bağlı bir ÜSYE’dir. Bu dönemlerde hastanın muayenesinde orta kulak iltihabı, sinüzit veya zatürre gibi bir komplikasyon saptanmamışsa antibiyotik tedavisi gereksiz ve etkisizdir, hastalık süresini kısaltmaz, bakteriyel komplikasyonları da önlemediği gösterilmiştir.

    – Bir viral ÜSYE sırasında 7-10 günden uzun süren ve şiddetinde hafifleme olmayan öksürük, burun/geniz akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi belirtiler akut sinüziti, 10 günden uzun süren inatçı kuru ve şiddetli öksürükler aşısız bebeklerde boğmaca sendromunu düşündürmelidir.

    – Her viral ÜSYE sırasında veya sonrasında ortaya çıkan ve bazen nefes darlığı ile birlikte olan hışıltılı solunum, çocukluk çağı astımı veya hava yolu reaktivitesine yol açan mide-yemek borusu reflüsü gibi diğer hastalıkları düşündürmelidir.

    – “Havlama sesine benzeyen” boğuk sesle öksürük, ses kısıklığı, nefes almada zorluk ve/veya nefes alırken “ötme sesi” gibi belirtiler kurup sendromunu, en sıklıkla akut larenjiti düşündürür.

    – Ateş, halsizlik, iştahsızlık, nefes darlığı, karın veya göğüs ağrısı, kusma gibi belirtiler zatürreyi düşündürmelidir. Bir viral ÜSYE sırasında başlangıçta düşen ateşin birkaç gün sonra tekrar yükselmesi, öksürüğün sebat etmesi veya artması, veya nefes darlığının başlaması da zatürreyi hatıra getirmelidir. Gene öksürük sebeplerinden biri olan ;ALLERJİK NEZLE de ,göz altı mor halkalar ve fırça gibi kirpikler dikkat çeker.

    Çocuklar genellikle hareketli ve hırçın çocuklardır.

    Bu çocuklarda östaki borusu allerjiye bağlı şiş ve ödemli olduğundan sık sık orta kulak iltihabı ve ateşli hastalık geçirirler.
    Burunları ve gözleri kızarık ,kaşınan,şiş görünen çocuklardır.
    Çocukların uykuda kafa ve boyun kısmı yoğun ter içinde kalır.Çoğunun yastığı terden ıslanır.Uykuda diş gıcırdatma allerjik nezleli çocuklarda sıktır .Buda orta kulağın havalanma dengesini sağlayan östaki borusunun tıkanması ve gıcırdatarak bu boruyu açma girişimi gayretlerinden dolayıdır.
    Solunum allerjileri sıklıkla allerjik nezleyle başlar.Belirli süre sonra astım bronşiale gelişme riski yüksektir.

    – 15 günden uzun süren, geceleri artan ardışık şiddetli kuru öksürük nöbetleri özellikle ÇOCUĞUMUZ 6 ayın altında ve 8 yaşın üstünde ise boğmacayı da düşündürmelidir.

    İnatçı ve sıradışı öksürükleri olanların, özellikle çocukların %7-15’inde rastlanan çocukluk çağı astımı açısından çocuk uzmanı tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.Uzayan,gece meydana gelen,hareketle artan öksürük muhakkak hekime danışılmalıdır.

  • ÇOCUKLARDA İÇE KAPANIKLIK

    ÇOCUKLARDA İÇE KAPANIKLIK

    Çocuklar özellikle yeni tanıştıkları kişilere karşı mesafeli ve bazen tepkilidirler. Çoğu anne baba için sorun gibi görünen bu durum birçok açıdan normaldir ve çocuklar farklı sosyal ortamlara girdikçe ve zaman içinde aşılabilir.Ancak zaman zaman bu tepki ya da yabancı davranma tutumu daha belirgindir ve çocuğun çevresiyle olan ilişkilerini olumsuz etkiler. Çocuk olaylara birdenbire atılmaz, reaksiyon göstermez; önce etrafını gözler, çevresini tanır, kendisini emniyette hissettikten sonra ortama dahil olur ise bu çocuk sükunet içindedir ve genellikle sosyaldir. Öte yandan aşırı sosyal, atak, girişken olduğu söylenen çocukların bir kısmı reaksiyoner çocuklardır.Kendilerini savunmak zorunda bırakıldıkları için empati duygularından yoksundurlar. Anne-babalar genellikle koşan, iten, gülen, hakkını söke söke almaya çalışan, ağlayan,bağıran böylesi çocukların dışadönük olduklarını zannederler. Halbuki bir çocuğun kişiliği hakkında hareketlilik ya da sessizlik tek başına bir veri değildir hiçbir zaman. Örneğin, 4 yaşında duyarlı bir çocuk, bir misafir gelse, odaya girmeden önce onları seyreder. onlarla hemen irtibata geçmez, daha sonra anne-babasının yanına gelir, kendisini emniyette hissettiğinde de ortama dahil olur. bu, bir duyarlı çocuk davranışıdır. bu çocuğa asosyal denilmez. aksine emniyet içerisinde kendisini adım adım sosyal ortama sokan bir çocuk davranışıdır. bunun yanı sıra eli ağzında, tırnaklarını yer vaziyette, başını omuzlarının arasına saklamış, konuşmaya dahi adım atmayan, kenarda saklanan çocuklar vardır. işte böylesi çocuklar, incinmişlikten, ezilmişlikten kaynaklanan bir içe kapanıklığa sahiptir.

    İÇE KAPANIKLIĞIN SEBEPLERİ

    Annesinden duygusal olarak beslenemeyen çocuk, içe kapanık olur. Annesi devamlı yanında bulunduğu halde annesinden yeteri kadar ilgi ve sevgi alamayan çocuklarda ‘kaygılı bağlanma’ dediğimiz bir davranış bozukluğu ortaya çıkmaktadır. çocuğun yanında her ne kadar anne bulunsa da çocuk annesinden yeteri kadar ‘duygusal beslenme’ gerçekleştiremiyorsa, bu çocuklar içe kapanık, korkak ve çekingen olur, dikkat dağınıklığı yaşar, kimi zaman duygusal yoksunluktan hırçınlık gösterir. mesela bir çocuk, sevgi için annesinin peşinde geziyor olsa ve anne de bir türlü meşguliyetinden kopamıyor olsa; böylesi bir atmosferi yaşayan çocuk yaşama kaygılı başlar ve bu durum kendini yaşamın her anında hissettirir.

    Hırçın bir annenin çocuğu, genellikle içe kapanık olur.Annenin hırçın ve sinirli olması, babanın çocukla yeteri kadar yakınlık kuramaması, saygın bir ilişki içinde olunmaması, ötesinde evdeki baskı ve şiddet ortamı çocuğun sinmesine ve ezilmesine sebep olur. Ezilen bir çocuk da çoğunlukla içe kapanık olur.

    Aile içinde kendisini yeterince ifade edemeyen çocuk, içe kapanık olur.Kendisini olduğu gibi sergileyemeyen, incitileceği, kızılacağı, eleştirileceği, sevgiyi kaybedeceği için veya anlaşılmayacağı için anne-babasıyla ruhsal bir iletişim gerçekleştiremeyen çocuk, içine kapanık olur. Çocukla ne kadar ruhsal iletişim kurulursa, çocuğun sorduğu soruya zamanın cevap verilirse, çocuk konuştuğunda ne kadar can kulağıyla dinlenirse, o çocuk kendini ifade etmekte sıkıntı yaşamaz, endişe etmez. rahat diyalog kuran çocuk, kaygısız olan çocuktur.

    Erken çocukluk döneminde çocuğa ‘Hayır’ denilirse, çocuk kendisini iletişime kapatır.Erken çocukluk döneminde, çocukla kurulan ileşimde hayır kelimesini kullanmak, çocuğu hırslandırır, sinirlendirir. dahası çocuğun agresif bir tutum içine girmesini sağlar. iletişim kapılarının kapanmasına sebep olur. kurulan diyaloglarda konuşma isteği azalır ve içe kapanmaya doğru giden bir süreç izlenir.

    ANNE BABALAR NELER YAPMALI…

    • Çocuğunuza çekingen ya da utangaç olduğunu söyleyerek, etiketlemeyin.
    • Kendisini ifade etmesine izin verin, buna izin verilen çocuk iletişim kurmaya başlayacaktır.
    • Çocuğu yeni ve bilmediği ortama ya da insanlara hazırlayın. Önceden nereye gidileceğini ve orada kimler olacağını açıklayın.
    • Çocuğunuzun çekingen kaldığında ısrar etmeyin, zorlamayın, kızmayın ve çok fazla üstünde durmayın. Temkinli bir yapıda olduğunu kabullenin ve ortama alışması için zaman verin.
    • Ebeveynin çekingen davranışları, çocuğun çekingenliğini arttıracaktır. Sizin yabancıyla rahat iletişime geçmeniz, çocuk için önemli bir model olacaktır.
    • Çocuğunuzu meraklandırarak ve cesaretlendirerek destekleyin. Ona eğlenceli gezilerinizden ve edindiğiniz arkadaşlıklardan bahsedin. Kendisinin nereye gitmek istediğini sorun.
    • Çocuğunuzun güvenli ortamda sürekli yeni deneyimler edinmesini sağlayın. Örneğin eve misafir davet edin ve çocuk misafirden başlayın. Ne kadar yabancı kişiler ve yabancı ortamlarda bulunursa çekingenliği bir o kadar azalacaktır.
    • Çocuğunuzu aşırı korumayın ve gereğinden fazla yardım etmeyin. Küçük korkularla baş etmeyi öğrenmesi için fırsat verin.
    • Çocuğunuzdaki sosyal becerileri fark edin ve takdir ederek onurlandırın, onun güçlü ve başarılı yönlerini dile getirerek pekiştirin.
  • Hangi çocuklar astım gelişimi açısında risklidir?

    Okul öncesi dönemde çocuklar yılda 5-8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Bazı çocuklarda hava yolları daha hassastır ve genellikle ÜSYE’yi takiben hırıltı nefes darlığı , uzamış öksürük gibi şikayetler ile doktora başvururlar.
    Okul öncesi dönemde çocukların nerede ise % 50’sinde buna benzer şikayetler görülebilir. Bu çocukların önemli bir kısmı büyüdükçe bu şikayetler azalır ve ortadan kaybolur ama bir kısmında şikayetler daha ileriki yıllara kadar devam eder ve astım tanısı alırlar.

    Hangi çocukların iyileşeceğini ya da hangi çocukların hayatlarının ileriki yıllarına kadar şikayetlerin devam edeceği ya da astım tanısı alacağını önceden kesin olarak mümkün değildir.

    BUNUNLA BİRLİKTE,

    Şiddetli hırıltı/bronşiolit nedeni ile sık hastane yatışları

    Son 6 ay boyunca en az 3 hırıltı atağı

    Ailesel astım hikayesi

    Atopik dermatit

    Rinit varlığı (USYE yokluğunda)

    Hırıltı (Solunum yolu enfeksiyonu yokluğunda)

    Yapılan testlerde allerjinin saptanması

    Astım gelişimi açısından risk faktörleridir.

  • Çocuklarda beslenme beyin gelişimini sağlar

    Çocuklarda beslenme beyin gelişimini sağlar

    Sağlıklı bir hayat tüm insanların isteği. Özellikle küçük çocukların sağlıklı, aktif başarılı bir hayat devam etmesi için beslenme çok önemlidir.beslenme dengeli ve yeterli gıda tüketimidir. Bedenin kendisine yetecek kadar enerji ve bununla birlikte fiziksel, zihinsel gelişimini tamamlaması için gerek duyduğu besin ögeleri vitaminler, mineraller, su ve yağlar… özelliklede omega 3 çocukların beyin ve kalp gelişimi için olmazsa olmazlardan.

    Özellikle deniz balıklarında bulunan omega 3′ de bebek ve çocukların büyümesinde kadın sağlığında beyin gelişiminde kalp damar sağlığında eklem sağlığında önemli roller üstlenir. Temel yağ asidi olarak bilinen omega3 vücut tarafından üretilmediği için dışarıdan besin yoluyla alınması gerekir . Omega3 sinir yollarını sağlıklı oluşturmak için gereklidir. Eksikliğinde nörolojik ve pisikolojik rahatsızlıklar meydana gelebilir.Eğer vücut yeterli omega3 e sahip değilse beyinde vücudun diğer bölgelerine iletişim kuran sinir hücreleri başka bir yağ asidinden oluşturabilir. Bunun sonucu da beyin sinyalleri karışık algılayabilir. Bu da depresyon ve bazı pisikolojik rahatsızlıklara neden olabilir. Omega 3′ ün çocuklarda zihin gelişimini olumlu etkilediğini ve öğrenme kapasitesini arttırdığını yapılan çalışmalar göstermiştir.Dikkat eksikliği görülen çocuklarda omega 3 takviyesi problemi giderilmesinde olumlu sonuçlar gösterdiği bilinmektedir.Düşük kilolu doğan bebeklerde temel yağ asidi eksik olabileceği ve bununda bebeklerde zeka seviyesini olumsuz etkileyebileceğine dair araştırmalar bulunmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda balık yağı veya omega3 şeker, kalp hastalığı, depresyon, sedef obezite, yeme bozuklukları, şizofren, osteoproz, iltihaplı bağırsak hastalıkları, bazı göz hastalıkları, kolon meme ve prostat, astım hastalıklarına karşı koruyucu etkisi olduğu söylenmektedir. Yapılan başka çalışmalarda omega3 ün akıl sağlığı üzerinde katkısının olduğu ve beynin yaşlanma sürecini yavaşlattığını söylemektedir.

    Hayatın ilk dönemlerinde beynin sağlıklı gelişebilmesi beslenme ile doğrudan ilişkilidir. Ve bu dönemde temel yağların rolü önemlidir. Bebekler ve çocuklar sağlıklı büyüyebilmeleri için yağ asitlerine ihtiyaç duyabilirler. Yağlar enerji veren besin maddesi olmasının yanında A, B, E, C vitaminleri için vücutta depolanmasında rol oynarlar. Aynı zamanda hücre zarının temel yapıtaşıdır. Deri altı yağ tabakası vücut ısısını önler, organları çevreleyerek dış etkenlere karşı korur.

    Omega3 açısından dengeli beslenen çocuklar beyin sinir ve görme yetenekleri sağlıklı gelişir.Ayrıca omega yağları çocuğun matematik zekasını, okuma telafffuz ve yazma becerisini arttırır eksikliği halinde çocuklarda davranış bozuklukları ve dikkat eksikliği gibi hastalıklara yol açabilir. Çocukluk dönemindeki doğru beslenme ileri yaşlarda gelişebilecek kalp, damar, şeker hastalıkları açısından koruma sağlayabildiği için önemlidir.

  • Çocuklarda Disiplin

    Çocuklarda Disiplin

    Çocuğunuzu Cezalandırmadan Disipline Etmek İçin 3 İpucu

    Çocuklarımızın hatalarından ders çıkararak öğrenmesini istiyoruz. Bu yüzden bir hata yaptığında ona yaptıklarını düşünmesini söyleyerek odasına yolluyoruz. Ancak çocuklarımız çoğunlukla yaptıklarını düşünmüyor ve aynı davranış biçimini sürdürmeye devam ediyor. Peki bu durumda çocuğunuzu disipline etmek için nasıl davranmak gerekir?

    Disiplin kelimesi çoğunlukla ceza kelimesiyle birlikte kullanılır. Halbuki disiplin kelimesi Latincedeki “disciplina” kelimesinden gelir. Bu kelime “öğrenmeyi öğretmek”, “öğrencilik hali veya adabı” anlamlarını taşır. Disiplin kelimesinin gerçek anlamı, çocukların davranışlarını değiştirmenin anahtarı niteliğindedir: “Çocuklara daha iyi davranışlara sahip olmaları için gereken yöntemleri göstermek.”

    Disiplin kelimesini ceza ile bağdaştırarak çocuğumuza hatasının bedelini “ödetmek”, bir dahaki sefer doğru seçimi yapmayı öğrenmesine yardımcı olmuyor. Sürekli cezalandırılmak “güç sahibi olma” konusunda mücadelelere neden olurken, çocuklar kötü davranışlarının anne babaların dikkatini çektiğini düşünerek devam ettirme eğilimine de sahip olabiliyor.

    Peki çocuğumuzu cezalandırmadan disipline etmenin yolları nelerdir? Elbette her çocuk tek ve biricik olduğu için bunun sihirli bir formülü yok. Ancak üç ana konuya odaklanmak onların doğru seçimleri yapmasını sağlamaya yardımcı olacaktır.

    1. Onlara ihtiyaçları olan olumlu ilgiyi verin.

    Çocuklar ilgi ister. Eğer onların ihtiyaç duyduğu ilgiyi pozitif olarak vermezsek farklı yöntemler deneyerek negatif ilgiyi de kendilerine çekmeye çalışacaklardır. Kötü nedenlerle de olsa ilgiyi üzerlerinde tutmak isteyeceklerdir. Bu 7-24 onlara ilgi göstermeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Her gün kısacık bir süre de olsa hiçbir dikkat dağıtıcı unsura yer vermeden, tamamen onların istediği şeylere odaklanarak ona ait bir zaman dilimi yaratmak olumlu bir adım olacaktır. Gününüz ne kadar yoğun olursa olsun, her gün 1 ya da 2 kez 10 dakika boyunca onun seçtiği bir oyunu oynayarak ya da kitabı okuyarak vakit geçirebilirsiniz. Böylece ilgi isteğini doyurarak negatif yollardan ilgi çekme ihtiyacını ortadan kaldırmaya katkı sağlayabilirsiniz.

    2. Eğitime Zaman Ayırın

    Disiplin kelimesinin gerçek anlamının “öğrenmeyi öğretmek” olduğunu hatırlayın. Çocuğunuzu disipline etmenin en iyi yolunun ona daha iyi seçimler yapmayı öğretmek olduğunu unutmayın. Bunun için rolleri değiştirebilirsiniz. Siz çocuk olun ve bırakın çocuğunuz size doğru seçimleri yapma konusunda yardımcı olsun. Bir oyuncağı kırmak yerine paylaşmak, kırıcı bir üslup yerine olumlu bir yaklaşım sergilemek konularında size yol göstermesini ve doğru seçimler yapmanızı sağlamanızı isteyebilirsiniz. Böyle doğru ve yanlış seçimin ne olduğunu kavramasına yardımcı olabilirsiniz. Ayrıca her doğru davranışını sözlerinizle takdir ederek hevesini canlı tutabilirsiniz.

    3. Sınırlar Koyun ve Bu Sınırlara Sadık Kalın

    Çocuklar sınırları ve kuralları bildiklerinde daha olumlu gelişirler. Sınırlandırmalar deyince yüzlerce sert ve değişmez kuraldan bahsetmiyoruz elbette. Sınırlar, aileniz için en iyisi neyse o olmalıdır. Sınırlar ve kurallar konusunda oldukça açık ve net olun. Eğer sınırları aşarlarsa neler yapmaları gerektiğini açıkça ifade edin. Söz gelimi akşam yemeklerinde tabaklarını kendileri kaldırmazlarsa bulaşık makinesini boşaltmak zorunda olacaklarını bilsinler. Ancak ilgisiz kurallar koymayın. Mesela ödevini yapmayan bir çocuğa odasını temizletmek bu iki sorumluluk arasında bağ kuramayacağı için herhangi bir etki yaratmayacaktır.

    Her şeyden önemlisi tutarlı olun. Bir sınır aşıldığında karşılaşacakları sonuçları sürekli değiştirirseniz çocuğunuzun kafası karışacaktır. Merak ettiğin tüm konularda profesyonel destek almak için Psikon Psikolojik Destek Merkezi’mize başvurabilirsiniz.

  • Talasemi

    Halk arasında Akdeniz Anemisi olarak bilinen Talasemi hastalığı ülkemizin önemli bir halk sağlığı sorunudur. Talasemi tüm dünyada önemli bir halk sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ), en son verilerine göre, dünyada 229 ülkenin %60’ında talasemi yaygın görülmektedir. Ülkemizde sıklığı %2.1 iken, bölgemizde %10 üzerindedir.

    Talasemi tedavisi pahalı ve zor bir hastalık olmasına karşın, önlenmesi kolay ve ucuz bir hastalıktır.

    Talaseminin Moleküler Düzeyde Tipleri: kanın kırmızı regini oluşturan ve dokulara oksijen taşıyan alyuvarlar içinde bulunan Hemoglobin iki alfa ve iki beta zincirinden oluşmaktadır. Bu nedenle moleküler düzeyde (DNA) alfa-talasemi, beta-talasemi ve anormal hemoglobinler olarak ayrılmaktadır.

    Talasemiler Hemoglobin genlerindeki mutasyonlarla ortaya çıkarlar. Bu mutasyonlar; alfa globin genlerinde yaklaşık 80 farklı tipte, beta globin geninde yaklaşık 200 farklı tipte, anormal hemoglobinler de ise yaklaşık 850 farklı tipte tanımlanmışlardır.

    Klinik düzeyde tipleri: Talasemi Major, talasemi minör ve talasemi intermedia olarak ayrılır.

    Talasemi Majör: Hasta çocuklar, taşıyıcı anne ve taşıyıcı babadan gelen ve mutasyonu taşıyan her iki genleri alması ile hasta olurlar. Kemik ilikleri çok çalışan ancak sürekli kısa ömürlü, oksijen ve demir bağlama sorunu olan alyuvar üreten bir fabrikaya benzer. Çocukta kansızlık bulguları doğumdan hemen sonra başlar. Bu çocuklar kendileri için yeterli hemoglobini yeterince yapamazlar. Kansızlığa bağlı gelişme geriliği, solukluk, halsizlik, sık sık ateşlenme, karaciğer dalak büyümesi ve giderek kalp yetmezliği bulguları gelişir.

    Talasemi Minör: Taşıyıcı olarak tanımlanan bu bireyler tamamen sağlıklıdır. Taşıyıcılık nesilden nesile aktarılan genetik (ırsi) bir özelliktir. Eğer her iki ebeveyn de talasemi taşıyıcı iseler, çocuklarına geçirdikleri talasemi geni ile talasemi hastalığına neden olabilirler. İki taşıyıcı evlendiğinde, çocuklarında %25 olasılıkla hasta, %25 olasılıkla sağlam, %50 olasılıkla taşıyıcı çocuk doğar. Bu olasılıklar her gebelik için geçerlidir. Bir taşıyıcı sağlıklı biri ile evlendiği zaman çocukları hasta olmaz, %50 olasılıkla taşıyıcı, %50 olasılıkla sağlıklı doğar.

    Talasemi İntermedia: Anne ve babadan geçen genlerden her ikisi de hastalık geni olmasına karşın, hafif seyreden genetik yapı nedeni ile yaşamları ağır talasemili hastalar gibi değildir.

    Anormal Hemoglobinler: Moleküler olarak yaklaşık 850 tipte farklı mutasyon tanımlanmasına karşın, klinik olarak en önemli olanlar Hb S, C, D, E ve O-Arap tır.

    .

  • Bebeklerde ve çocuklarda kabızlık!

    Bebeklerde ve çocuklarda ne zaman kabızlıktan şüphelenmek gerekiyor.

    Kabızlık çocuklarda sık görülen ve çok geniş kapsamlı bir sorundur. Kabızlık, dışkılama sayısının azalması yanında çok basit bir şekilde zor ve sert dışkılamayı ifade etmek için kullanılan bir terimdir. İlk bir yaştaki çocukların günde birden az ve sert kaka yapması, daha büyük çocukların ise haftada üçten az ve sert kaka yapması yanında hergün ancak çok zor ve sert kaka yapması da kabızlık olarak kabul edilir. Çocuklara dışkılama sıklığı doğumdan sonraki ilk haftalarda günde ortalama dörtten, 6 ay- 12 ay dan ikiye, 1 yaş ve 3 yaş arası bir veyat ikiye, üç yaş üzeride bire iner.

    Anne sütü nen beslenen bebeklerde bu 10 güne kadar çıkabilir ve normal fizilojik bir durumdur. Kabızlık sayılmaz ve normaldir.

    Çocuklarda başlıca 4 dönemde kabızlık başlar; 1. Anne sütünden formül mamaya geçiş dönem. 2.Karışık gıdalara geçildiği dönem, 3. Tuvalete alıştırıldığı dönem, 4. Okul ya da yuvaya başladığı dönem.

    Bebeklerde kabızlık belirtileri bebeğinizin en az 48 saatten beri kaka yapamadığı, ve kaka yapması durumunda ise yaptığı kakanın kuru, sert bir kıvamda olması durumuna bebeklerde kabızlık şikayeti adını veriyoruz.

    Normal doğumla doğan bebeklerde daha az kabızlık ve hazımsızlık problemleri ile karşılaşıyoruz. Normal doğum ile doğan bebeklerin bağırsaktaki floraları daha iyi oldugunu görüyoruz. Bağırsaklarımızda çok yararlı bakterilerimiz vardır. Sezeryan ile doğan bebeklerde bu floranın oluşması bir zaman alır ve o zaman içinde bebeklerde hazımsızlık kabızlık gibi sorunlar oluşabilir.

    Bebeklerde kabızlık belirtileri söyledir:

    Kaka yaparken ıkınma, zorlanma. Ağrısı var ise çok ağlaması. Karnındaki şişkinlik ve gaz oluşması. Kaka yaptığı an kakasının sert, katı ve kuru olması. Bebeklerde nedenini açıklayamadığınız bir huzursuzluk.

    Bebek zorlandığı ve makatta ağrı olduğu için kaka yapmak istemez, bebeğin kaka yapmaktan kaçınması bebekte kabızlığı artıracaktır.

    Eğer bebeğiniz kakasını düzenli yapmassa, sürekli ağlıyorsa ,huzursuz ve size emmeyi veyat mamasını içmiyorsa bir hekime başvurmanız gerekebilir.

    Çocuğunuz düzenli kakasını yapmadığı an kabızlıktan şüphelenebilirsiniz. Haftada 3 ten az kakasını yapıyorsa buna kabızık olarak sayabilirsiniz. Genellikle küçük yaştaki çocuklar huzursuz ve hırçın olabilir. İştahsızlık, miğde bulantısı, karın arısı yapabilir. Artı kronik yani uzun vadeli kabızlık ta yorgunluk halsizlikte yapar. Çok uzun süren kabızlıkta kaka kaçırma ya da yol açar. Çocukların kilotunda kirlenmeler olur kötü kokulara sebep olur. Ayrıca çocukların karnı şişkin olabilir. İdrar enfeksiyonlarada yol açabilir.

    Bebeklerde önemli olan doğduktan sonra ne zaman ilk mekonyum (ilk kakalarını, siyah renkli kaka) çıkardıklarıdır.

    Genellikle bebeklerin 94% ilk mekonyumları 24 saat içinde gelir, 48 saat içinde de 99% bulur. Mekonyumun 48 saatten sonra çıkması altında ciddi hastalıklar belirtisi olabilir. En sık görülen hastalıklar Hirschsprung hastalığı ve Kistik fibrosis) hastalıklarıdır. Hirschsprung hastalığı doğuştan gelen bir hastalıktır ve bu hastalıkta sinir lifleri gelişmediği için bebek kakasını hissetmiyor.

    Kistik fibroz ( cystic fibrosis, CF), kalıtsal bir genetik hastalıktır.

    Kabızlık bebeğin yeterli beslenmemesi veya yeterli miktarda sıvı almaması gibi nedenlerden kaynaklanabilir.

    Anne sütünden formül mama ya geçiş yapan bebeklerden genelikle fonksiyonel bir kabızlık görülür. Kabızlığın nedeni araştırıldığında çocukların%95’inden fazlasında bir neden bulunmaz ve bunlar fonksiyonel kabızlık olarak adlandırılır.

    Kalan%5’inde ise değişik nedenler bulunabilir örneğin gastro intestinal sistemin yapısal bozuklukları, metabolik / endokrin hastalıklar, bağırsak sinir ve kas bozukları.

    Kabızlık çocuklarda başlangıçta ani bir neden olabilir. Örenğin yemek alışkanlığın birden değişilmesi, bunu mesela tatil zamanları sık görülür. Herhangi bir nedene bağlı olarak kaka yaparken bir ağrı olması. Kabızlık yaşayan çocuklarda genellikle kaka yaparken ağrı olur, bir kısmında da makatında yaralar (fissür) vardır. Bu ağrı çocukta kakasını geciktirme/engelleme isteği doğurtuyor. Bu kakayı tuttuğu için daha sert hale gelir kakası ve sonraki dışkılamada daha fazla ağrıya neden olur. Çocuk kaka yapmaktan korkar, bilinçli veya bilinçsiz. Böylelikle bir kısır döngü başlamış olur. Kaka yapmak çocukta korku yaratır ve çocuk bilinçli ya da bilinçsiz olarak bu ağrıdan kaçınmak için kakasını tutar.

    Tuvalet eğitimi başladığında karşılaşılabilecek bir sorun tuvalet eğitimini reddetmesidir. Bu çocuklar idrarlarını tuvalette rahatlıkla yaparlar ama kakalarını yapmayı asla kabul etmezler. Bu çocuklar kabız olmaya adaydır. Yapılacak şey, bazı aileler istekli olmasa da, tekrar alt bezi bağlamaktır. Ve tuvalet eğitimini biraz ertelemektir.

    Daha büyük çocuklarda da tetikleyici stresli bir olay kabızlığa neden olabilir. Örneğin anne ve babanın boşanması, yeni bir çevreye taşınması, yeni bir okula başlamak gibi. Böyle durumlarda en önemli yapılması gereken şey bu stress faktörünü anlamak ve bunu çocuk ile beraber ortadan kaldırmak. Burada önemli olan piskolojik destek almaktır.

    Çocuklar oyun oynadıklarında veyat çok sevdikleri bir aktivetede onu bırakmak yerine kaka yapma gereksinimi ertelemek isterler. O kaka yapma hissini orada ertelediklerindae kabızlığın başlanğıçı olabiliyor. Özellikle okul çağında, okul tuvaletlerinin yeterli temizlikte olmaması çocuklar tarafından kullanılmamasına ve bu da kabızlık dahil birçok soruna yol açabilir.

    Kabızlığın başlıca organik nedenleri de olabilir. Nörolojik sorunu olan çocukların daha fazla kabızlık görülür. Nedeni ne olursa olsun hastalık ve hareketsizlik çocuklarda akut kabızlığın başlangıcı olabilir.

    Kabızlık dışkılama sıklığına göre tanımlandığında haftada üçten az dışkılama olarak kabul edilir. Bebek ve çocuklarda Roma III kriterlerine göre kabızlık tanımı erişkinlerden farklıdır ve şunları içerir; Eğer ikiden fazla altaki kriterlerden var ise kabızlık tanısı konulur:

    1. En az iki haftadır dışkılamaların çoğunda çakıl taşına benzer sert dışkı,

    2. En az haftada iki veya daha az sayıda sert dışkılama,

    3. dişkılarını tutmaları

    4. bezlerin içinde veyat tuvalette normalden fazla kaka yapmaları

    5. karınlarında şişkinlik ve çok fazla kaka bulunması

    6. ağrı veren sert dişkı

    Önemli olan altında yapısal, endokrinolojik veya metabolik bir hastaliğın olmaması

    Kabızlıkta en önemli olan anne ve babayı kabızlık hakkında biliçlendirme gelir. Kabızlık çocuklarda önemli bir sorundur ve ebeveynen birlikte bu sorunun nerden kaynakladığını bulmaktır. Bebeklerin ve çocukların nasıl beslendiği çok önemlidir. Bebelerin sıvı alımı gündelik en az 160 ml kilo başina olmalı, bebek ortalama 10 kg dan fazla ise bu günlük sıvı ihtiyacı 1000- 1500 olmalı.

    Hareket etmek te çok önemlidir. Bebeklerde bacaklara egzersiz yaptırabilirsiniz. Bisiklet sürer gibi bacaklarına hareket ettirebilirsiniz. Bu karında bir basınç yapmasını sağlar. Artı karnına saat yönüne doğru bir masaj ta yapabilirsiniz.

    Kabızlık tedavi edilmediği zaman kronik bir hastalığa dönüşebilir ve birde çocuğun genel gelişimini büyümesini etkileyebilir. Birde ebeveynelerde de çok büyük bir stress haline dönüşebilir. Bu de genellikle çocuklarada yansır ve bu da kabızlığın daha da artmasına neden olabilir. Burada önemli olan anne ve babaların çocuklarına karşı yaklaşimidir. Sürekli pozitif bir yaklaşim olmalı. Kesinlikle sürekli pozitif stimule edilmeli. Aksi taktirde çocuğun piskolojisinide etkileyebilier. Bazen de çocuklar bu durumu anne ve babalarına karşi kullanabilirler.

    Anne sütü emmen bebeklerde kabızlık daha az görülür. Ama kaka yapma sayısı az olabilir. Mesela 7 günde 10 günde 1 kere yapabilirler. Formül mama alan bebeklerde daha sık kabızlık sorunu görülür.

    Ek besinlere başlandığı anda kabızlık olabilir. Önemli olan burada yüksek lif oranlı besinler vermek. Örnegin 6 ay dan irtibaren sebze ve meyve verilmeli.

    Meyvelerden kayısı ve armut gibi besinler tercih edilmeli. Sebzelerden de kabak ıspanak gibi besinler verilmeli. Tabiki tercihimiz meysimde olan meyve ve sebzeleri tüketmek.

    6 aydan büyük olan bebeklerde meyve suyu olarak erik ve kayısı suyu verilebilir:

    Bol sulu gıdalar verilebilir.

    Kabızlıkta bebeğin yediği ve içtiği besinler; sulu ve posalı olmalıdır. Kabızlık ta mesela sabah kahvaltı etmeden erik ve kayısıdan yapılmış marmelattan bir kaşık alınarak üzerine su içirebilirsiniz. Tabiki fiziksel hareket yapılması barsak hareketlerini arttırır.

    Kabızlıkta erik ve kayısı kompostoları, kurubaklagil yemekleri, tam buğday unundan yapılmış ekmek ve tahıl ürünleri, bol sebze ve meyve tüketilmeli. Yemeklerde yeterince zeytinyağ bulunması da kabızlığın önlenmesinde yararlıdır.

    Kabızlık ilerlemişse ve bebek kakasını yapamıyorsa, doktorunuza başvurun. Makattan sıkılan bebeğin kaka yapmasını kolaylaştırıcı jel kıvamında lavmanlar (gliserin) mevcuttur. Kullanılması bebeğin kolay kaka yapmasını ve sıkıntıdan kurtulmasını sağlayacaktır. Bu gibi yöntemler risk oluşturmazlar ve alışkanlık yaratmaz. Kaka yapamaması daha kötü etkileyecektir bebeğinizi. Beslenmesini etkiler ve bunun sonunucu olarak ta büyümesini ve gelişmesini etkiler.

    Çocuklar ne yemeli

    Çocuklarda en önemli olan sağlıklı beslenmelilerdir. Bunun yanı sıra çok hareket etmelilerdir. Maalesef yaşasdığımız bu dönemde ikisi de büyük bir sorun olmaktadır. Çocuklar artık maalesef çok fazla fast food ve hareketsizler. Bu da kabızlığa neden oluyor. Kahvaltı mutlaka yapılmalıdır.

    O yüzden çocuklarımıza bol sebze ve meyve yememin alışkanlık haline getirmemiz lazım. Bunu yanı sıra bol sıvı almaları gerek. Yani bolca su içmeleri gerekir. Kabızlık çeken bir çocugun aç karnına 1 bardak ılık su içebilir. Ve hemen ardından incir,mürdüm eriği, kayısı, üzüm gibi meyveleri yesinler veyat tkompostosunu içsinler. Özellikle sabahları su içtikten sonra 4-5 adet kuru kayısı veyat kuru erik yemek bağırsak faaliyetlerini hızlandırır.

    En etkili tedbir olarak, lif içeren yiyecek yenmeli. Beyaz ekmekten uzak durulmalı. Gazlı içeceklerden uzak durulmalı.

    Çocuklar birde en az 2 saat günde hareket etmelilerdir. Spor yapmaya yönlendirin. Çocugunuz genel gelişiminde iyi yönde etkileyecektir.

    Çocugunuz tuvalete oturacak kadar büyükse her öğünden sonra düzenli olarak tuvalete otutturun. En a 10 dakika tuvalette oyalayın. Çocuğunuzun ayakları tam yere değmiyorsa ayakların altına bir yükseltici koyun ve ordan destek alsın.

    Kabızlık dogru beslenme ile ve harektle geçmiyorsa mutlaka doktorunuzdan destek isteyin. Kakasını yumuşak tutulması için yardımcı ilaçlar verebilir.

    Bitkilerin kabızlığa etkisi

    Bilimsel olarak kanıtlanmasada:

    Adaçayı, kekik, gibi bitkiler bağırsak hareketliliğini artırabilir.

    Zencefil çayı bağırsakların çalışmasını sağlar.

    Keten tohumu mide-bağırsak sorunlarına karşı iyi gelir. Çocugunuza bir kase yogurda karıştırarak verebilirsiniz.

    Yalancı kabızlık

    Bilimsel olarak yalancı kabızlık diye tabir edilen diye bir kabızlık yoktur. Bebeklerin neredeyse %30-40’ında gördüğümüz bu durum gerçek kabızlık değil, yani hastalık değil. Genellikle de bebekler rahat oluyor ve bu durumda endişelenmeniz gerektimiyor. İlk 1-2 aydan sonra bebeklerin çoğunda bu sorun ortaya çıkabiliyor. Aslında kaka sert değil halen sulu ancak bebek biriktirip 3-6 günde bir toptan bu kakayı zorlanarak çıkarır. Nedeni bebeğin küçük güçsüz, bir de yatarak kaka yapmak zorunda oluşudur. Karın kasları zayıf, bu zorlanmalar ondan oluyor.

    Sonuç olarak aslında bu bir sorun da değil çoğu zaman geçici bir durum dur. Genelde 5-6 ayda bebeğin daha büyüyüp güçlenmesi ve hareketlenmesiyle, özellikle de ek gıdalara başlanması ve mama sandalyesine oturmaya başlamasıyla geçer.

    Tamamen sağlıklı, annesini güzel emen, iyi kilo olan bir bebek 6 ayın altında genellikle kakasını yapmadan önce çok ciddi bir sancılanma, kızarma, morarma ve ıkınma durumu yaşayabilir. Sanki bir karın ağrısı varmış gibi ıkınmayla gelebilir ve bir süre sonra kakasını yapınca rahatlar. Bebeğin çıkardığı kaka yumuşak kıvamda bir kakadır. Anne – babayı bu olay çok telaşlandırır, çünkü çocuk kendini çok hırpalamakta, zorlamakta, üzmektedir. Ama bu kabızlık değildir, çünkü çıkardığı kaka yumuşaktır.

    Endişeleniyorsanız doktorunuza baçvurun. Genellikle fitil yada başka tedaviye ihtiyaç duyulmaz. Biliyoruz ki 6 aydan sonra yavaş yavaş bu yalancı kabızlık dediğimiz durum düzelecektir.

  • Çocuklarda gece terlemesi: ne yapmalıyız ve ne zaman endişenmeliyiz?

    Terleme, fizyolojik ve hayati bir süreçtir. Vücut ısısı beynin hipotalamus bölgesindeki ısı düzenleme merkezi tarafından kontrol edilir.Temelde iki tür terleme vardır: termoregülatuar ve duygusal terleme. Terlemenin faydası ter bezlerinin yaydığı sıvının, vücuttan atıldıktan sonra buharlaştığı ve böylece vücudun aşırı sıcaklarda ısı dengesinı koruduğudur. Terlemenin ikinci faydasının ise, insan vücudundaki zararlı maddeler terleme yoluyla dışarı atılması olarak gösterilir.

    Gece terlemesi ebeveylerin çocuklarında en çok endişe ettikleri bir durumdur.

    Gece çocuklarda terleme çok sık görülür fakat genel olarak çok kötü bir anlamı yoktur. Çarşaflarının ve elbiselerinin sırılsıklam olması şeklinde bir gece terlemesi olur.

    Çocuklarda çeşitli nedenlerle gece terlemesi görebilirsiniz. Genelikle fizyolojik, yani altında hastalık olamayan normal bir durumdur.

    En çok çevre faktörlerinden kaynaklanan bir durumdur. Çok fazla giyisiler, fazla örtünmeden, çok sıcak oda ıssısından kaynaklanan bir terlemedir.

    Çocuklar yetişkinlere göre daha çabuk ve kolay terlerler. Yıl 2012 de 6381 7 – 12 yaş çocuk arasında yapılan bir araştırmada 11,7 % çocukların haftada en az 1 kere gece terlediğini tespit edilmistir. Erkek çocuklarında daha fazla görüldüğü ve genelikle terlemenin üst solunum yollu hastalıkları, sinuzit, bronşit, genel soğuk algınlığ, uyku bozuklukları ve atopik hastalıklara bağlı olarak görülmüstür.

    Çocuklarda gece terlemeleri sağlık sorunlarında görülebilir: viral enfeksiyonlar, bronşit,sinüs enfeksiyonu,zatürre gibi sağlık sorunları. Eğer çocugunuz gece yarısı uyanıyorsa ve aşırı bir sussama ve açlıkile diabet hastalığın bir işareti olabilir. Çocuklarda aşırı tiroid hormonu (tiroksin) salgılanması, hipertiroidi, de aşırı terleme yapacaktır. Hipertiroidi rahatsızlığında çocuğun vücudu yorgun olur, aşırı kilo kaybı ve karın ağrıları olur. 4-8 yaş arası çocuklarda gece korkulu rüyadan ile uyanmaları da gece terlemenin sebebi olabilir. Çok ciddi hastalılarında bir belirtisi olabilir. Gece terlemesi Hodgkin hastalığı, lösemi, malign deri kanseri, tüberküloz, beyin hastalıkları gibi ciddi hastalıklaırnda işareti olabilir.

    Gece terlemelerine karşı siz nasıl önleyebiliriz?

    Gece oda sıcaklığı 16-20 derece arası olmalı.

    Gece uyurken oda sıcaklığı ne kadar az olursa uyku kalitesi de o kadar iyi olacaktır.

    Çocuklarımızı fazla giysi ile yatırmamalıyız. Keten ve rahat giysiler tercih edilmeli.

    Çocuğumuzun yatmadan once ağır yemekler yedirmemeli.

    Çok şekerli yiyeceklerden ve kafein içeren içecekler kaçınılmalı

    Çocugunuz sıvı alımı gün içerisinde yeterli olmalı.

    Eğer bunların hepsini uyguluyorsanız ve çocugunuzda gece terlemesi çok aşırı bir şekilde devam ediyorsa artı yanın sıra başka şikayetler var ise, örneğin kilo kaybı, iştahsızlık gibi, mutlaka bir çocuk doktoruna başvulmalısınız.