Etiket: Çocuklar

  • Özel eğitim

    Özel eğitim

    Özel Eğitim Nedir?

    Farklı gelişen bireylerin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için bu alanda gerekli tecrübeye ve donanıma sahip uzman kişi tarafından geliştirilmiş eğitim programları ve yöntemleri ile onların engel durumuna ve özelliklerine uygun ortamlarda sürdürülen eğitimdir.

    Amaç Nedir?

    Asıl amaç verilen tüm eğtimlerin neticesinde bu bireylerin toplumca kendilerinden beklenen rol ve sorumluluklar ile gelişimsel görevlerini yerine getirebilmeleridir. Bu doğrultuda özel gereksinimli bireye, yaşına ve durumuna bağlı olarak bir değerlendirme yapılır ve gelişimsel değerlendirme sonucunda bireyin bilişsel, sosyal, ince-motor, kaba-motor, fiziksel, özbakım ve duygusal gelişiminde yaşından geride olduğu noktalarda birey desteklenir.

    Özel Eğitime Kaç Yaşında Başlamak Gerekir?

    Özel eğitimin yaşı yoktur. Mümkün olan en erken dönemde başlamak bireyin her yönden ilerleme hızını olumlu yönde etkileyecek bir etkendir. İstikrarlı olmak çok önemlidir. Bazı durumlarda kişinin doğumundan, yetişkinlik dönemine kadar devam etmesi gereken bir süreçtir.

    Ne Kadar Sürer?

    Çalışılması gereken yoğunluk ve süreye uzman kişi gelen çocuğun’ un durum ve seviyesine göre karar vermelidir.

    Kimlere Uygulanır?

    Zeka geriliği olan çocuklar

    Yaygın gelişimsel bozukluklar- Otizm

    Ortopedik ve hareket bozukluğu olanlar

    Konuşma bozukluğu olanlar

    Üstün zekalı / Yeteneği olan çocuklar

    Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar

    Duygusal ve davranış bozukluğu olan çocuklar

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar

  • Gelişimsel koordinasyon bozukluğu (gkb) nedir?

    Gelişimsel koordinasyon bozukluğu (gkb) nedir?

    Herhangi tıbbi bir hastalığa bağlı olmaksızın görülen motor koordinasyon bozukluğu problemidir. Motor koordinasyon problemi okul başarısına veya günlük yaşam aktivitelerine olumsuz etki eder. Bu problemin nedeni henüz tam anlaşılamamıştır. Toplumda görülme sıklığı %6-10 arasındadır. Erkek çocuklarda kız çocuklarına göre 2-3 kat daha fazla görülür. Erken doğanlarda görülme sıklığı çok daha fazladır. Doğum haftası ve doğum kilosu azaldıkça görülme sıklığı daha da artmaktadır. 32 haftadan erken doğanlarda %50 oranında görülmektedir

    Erken tanı ve erken müdahale sayesinde problemin etkisi azaltılabilmektedir. Bu problemi uzmanlar ancak gelişim takibiyle erken dönemde fark edebilirler. 0- 3 yaş aralığında hamilelik ve doğum sonrası risk faktörleri ile motor gelişim basamakları, 3-5 yaş aralığında motor koordinasyon testleri problemi tanımlamada yol gösterici olmaktadır.

    Anne, Baba Çocuğunda GKB’ yi Nasıl Fark Edebilir?

    Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğunun belirtileri çok tipiktir ve kolayca fark edilir. Genel olarak 3-5 yaş aralığında;

    Sık düşme, hızlı koşamama, zıplayamama, el becerilerinde zayıflık, kötü el yazısı, ayakkabı bağcığını bağlayamama, atılan topu yakalayamama, belirli bir hedefe topu atmakta zorlanma, tek ayak üstünde duramama şeklinde belirtiler verir. Bu belirtilerin hepsi ya da bir kısmı görülebilir.

    GKB Çocukların ve Yetişkinlerin Hayatını Nasıl Etkiler?

    Gelişimsel koordinasyon problemi bulunan çocuklar spor aktivitelerinde başarısızdırlar. El becerilerinde ki zayıflığa bağlı kötü el yazısı ve günlük işlerde(ayakkabı bağcığı bağlama, elbise giyip-çıkarma, düğme ilikleme) ebeveyne daha fazla bağlılık görülmektedir. Özellikle spor aktivitelerinde başarısızlık öz güven problemlerine neden olmaktadır. Bu durum dolaylı olarak bütün gelişim alanlarını olumsuz etkilemektedir. Yeteneklerini yeni keşfetmekte olan çocukların motor hareketlerde arkadaşları kadar başarılı olamaması çocuklar ciddi bir hayal kırıklığı oluşturmaktadır.

    Eğitim hayatında özellikle matematik ve geometri derslerinde başarı kaybına neden olmaktadır. Gelişimsel koordinasyon bozukluğu olan çocuklar ileride gelişimsel koordinasyon bozukluğu olan yetişkinler olacaklardır. Bu sebeple çocukların erken dönemde yetenekleri hakkında farkındalıklarını arttırıp yönlendirmek gerekmektedir.

    GKB Tanısı Nasıl Koyulur?

    Çocukta bahsedilen bulgular mevcut ise çocuk nörolojisi muayenesi yapılmalıdır. Bu problemlere neden olabilecek tıbbi bir durumun varlığı araştırılmalıdır. Eğer koordinasyon bozukluğuna neden olabilecek bir hastalık yok ise akla gelişimsel koordinasyon bozukluğu gelmelidir. Bu problemin tanısı motor koordinasyon testleri ile koyulur. En sık kullanılan test “Movement Assesment Batery”’ dir. Çocuğun gelişim basamakları dikkatle incelenmeli, hamilelik dönemi risk faktörleri araştırılmalı ve uygulanan testlerin sonucu bu verilerle beraber incelenmelidir. Bazı durumlarda motor koordinasyon testinin yanında görsel algı testleri, duyusal bütünleme testleri de uygulamak gerekir. Ancak bu sayede koordinasyon bozukluğuna neden olan problem ortaya konabilir.

    GKB Erken Dönem Bulguları Nelerdir?

    Oturma, emekleme, yürüme gibi kaba motor gelişim basamaklarının geriden gelmesi. Gevşek bebek olmak yani kas dokusu sertliğinin olması gerekenden az olması. Kısa emekleme süresi. Tüylü kumaşlara, meyvelere dokunamama gibi duysal hassasiyetlerin bulunması gelişimsel koordinasyon bozukluğunun bebeklik çağındaki alarm işaretleridir.

    Bu bulgular özellikle erken doğanda veya erkek çocuğunda mevcut ise risk faktörü daha da yükselmektedir.

    GKB’ ye Eşlik Eden Problemler Nelerdir?

    Bu gruptaki çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite, duysal hassasiyet problemleri, problem çözme yeteneğinde azalma, öz güven eksikliği , genel ruh hali düşüklüğü (oyunlardan zevk alamama). Yön duygusu, beden algısı problemleri daha sık görülmektedir. Yine bu problemlerle bağlantılı olarak sayısal alanda başarı kaybı görülmektedir.

    GKB Nasıl Tedavi Edilir?

    Gelişimsel koordinasyon bozukluğunu bir hastalık olarak ele almamak gerekir. Çünkü genelde altta yatan tıbbi bir problem yoktur. Koordinasyon problemi o bireyin yaşantısında sürekli var olacaktır. Çocuğun başarılı olduğu ve yapmaktan hoşlandığı aktiviteleri belirleyerek genel koordinasyonu arttırmaya yönelik çalışmalar yapmak gerekir. Bu aktiviteler alanında uzman bir fizyoterapist tarafından belirlenmelidir. Çünkü aktivite çocuğun yeteneklerini geliştirecek kadar zor ancak, öz güveni düşürmeyecek kadar kolay olmalıdır. GKB’ ye eşlik eden diğer problemler de saptanmalı ve planlanan oyun aktivitelerinin içinde bu problemler de desteklenmelidir.

    Spor aktiviteleri çok faydalı olmaktadır. Spor aktiviteleri içinde özellikle yüzme ön plana çıkmaktadır. Diğer spor alanlarını ve başlama zamanını belirlemede; çocuğun ilgi alanı ve mevcut yeteneği göz ününe alınarak çocuk, anne-baba ve fizyoterapist ortak karar vermelidir.

    Bu çocuklarda yön duygusu gelişimi geciktiği için trafik eğitimi ve muhtemel kazalar üzerine özellikle yoğunlaşılmalıdır.

    Tedavi bir takım işidir. Takibi sağlayan fizyoterapist, çekirdek aile, büyük aile, okul çevresi iş birliği içinde olmalıdır.

  • ÖĞRENCİNİN VE AİLENİN HEYECANI: KARNE

    ÖĞRENCİNİN VE AİLENİN HEYECANI: KARNE

    Okullar bitiyor. Tatil yaklaştıkça öğrencinin de ailenin de ortak heyecanı karnenin nasıl olacağıdır. Karne üzerine konuşmalar; ödüller,cezalar,korkular,heyecanlar, stres, karneyi saklama isteği… Hepsi tek tek gündem olur.

    Öncelikle okul karnesinin tanımını yapmak lazım. Dönem sonunda okul yönetimi tarafından verilen her dersin başarı durumu ile devam, yetenek ve genel bir gidiş halini gösteren belgeye karne denir. Karne çocuğun, ailenin ve eğitim sisteminin notlandırılmasıdır. Bu sebeple iyi ya da zayıf nottan çocuk, aile ve okul birlikte sorumludur.

    Çocuklar, aileler ve okullar farklı farklıdır;

    Çocuğun kişisel özellikleri; zeka türü, anlama anlamlandırma düzeyi, adapte olma düzeyi farklıdır. Kavrayış özelliklerinin farkı zeka seviyesinin az ya da çok olmasıyla ilgili değildir aksine her çocuğun en iyi kavrayacağı bir sistem vardır. Ders başarısının yüksek olması öğrenciye uygun eğitim sistemiyle mümkündür. Başarısız diye adlandırdığımız çocuklar doğru ders çalışma teknikleriyle ders çalışmayan çocuklardır aslında.

    Aileler de farklı farklıdır. Bazı aileler çocuğuyla konuşabilen onun duygularını anlamaya çalışan bir yapıya sahipken bazıları korkutarak başarıya ulaşmaya çalışmaktadır. Unutmayın çocuk ders çalışmak istemiyorsa, çalışmıyorsa, hedefi yoksa, sürekli bilgisayar başındaysa, karnesinde notları çok zayıfsa ‘direnç’ gösteriyor demektir. Bu da şu anlama gelir; duygusal olarak anlaşılmamış çocuklar bilinçdışı tepki olarak tüm beklentilerin tam aksi davranırlar.

    Okulun sitemi ve öğretmenin eğitim yaklaşımı çok kritiktir. Her öğrenci her konuyu kavrayabilir, uygun yöntemi bulmak öğrenciyi tanımak çok önemlidir.

    Ve Karne…

    En kötüsünden başlayalım. Anne babalar çocukları kötü karne getirdiklerinde yapabilecekleri ile ilgili tehditler savurmaktadır. Zaten belli olan karne ile ilgili olarak çocukları korkutmak bir şeye fayda etmediği gibi çocukların alternatif yöntemler bulmasına ya da korkudan ailelerinden uzaklaşmasına sebep olabilir. Çocuğun aileden korkması, hissettiklerini paylaşamamasına, içine kapanmasına ve kendini iyi hissedeceği zararlı alışkanlıklar edinmesine sebep olabilir.

    Çok ödüllendirilen çocuklar da vardır. 3.sınıftadır çocuk en iyi bilgisayar, en iyi telefon, en iyi ayakkabı, en iyiler çoktan ödül olarak alınmıştır. Bu durumda her seferinde daha fazlasını alma ihtiyacı doğacaktır. Zamanla ödülün başarıyı pekiştiren tarafı kaybolur ve aile ne yapacağını bilemez hale gelebilir.

    Umursanmayan çocuklar. İyi, kötü,çok iyi ne olduğunun önemi yoktur. Aile hiçbir şekilde çocuğunun karnesini görmez, umursamaz. Karne herkesin gündemiyken görülmeyen bu çocuklara baktığınızda zamanla kendilerini göstermek için farklı alışkanlıklar geliştireceklerini görebilirsiniz.

    Başarılı karne ve sürekli başarıya teşvik edilen çocuklarla ilgili olarak ise şu çok önemlidir. Bu çocuklar başarısız sonuçlar elde ettiklerinde ne yapacaklarını nasıl davranacaklarını bilemedikleri için çok ciddi kırılma, içe kapanma, ders çalışmama isteği ve özgüven kaybı yaşayabilirler.

    Nasıl yaklaşmalıyız?

    Başarısız bir karne söz konusuysa; başarısızlığın neden kaynaklandığı bulunmalıdır. Okul aile ve öğrenci işbirliği halinde olunmalıdır. Anne ve baba çocukla onu anlamak için konuşmalıdır. Konuşmanın şekli ve içeri kızmadan, öfkelenmeden, ceza ya da ödülden bahsetmeden olmalıdır. ‘Karnen nasıl olursa olsun biz seni seviyoruz ve önemsiyoruz, senin geleceğini de önemsediğimiz için okul başarısının senin hedeflerine katkı sağlayacağını düşünüyoruz’ diyerek çocuğa konuşma hakkı vermek gerekir. İlerde ne olmak istediği, hedefine ulaştığında nasıl hissedeceği, nasıl mutlu olacağı gündem olduğunda çocuk anlaşıldığını hissetmeye başlayacaktır. Aile içinde olan iletişim bozuklukları ve anne babanın çocuğa yaklaşımı da çocuğun ders çalışmasına direnç oluşturabilir.

    • Anlayan ve dinleyen anne baba olarak, çocuğun kendini ifade etmek için başarısızlığı tercih etmesini engelleyebilirsiniz.

    • Sürekli başarılı olan, başarısız olmayan çocuklar için başarısız bir sonuç yaşama durumunda ciddi kırılma yaşamamaları için ‘dünyanın sonu olmadığı’ ‘tekrar tekrar deneyebileceği’ güveni verilmelidir.

    • Çocuğunuz başarılı olmasa da sizin tarafınızdan sevileceğini ve onaylanacağını bilsin, başarılı olmak ikinci basamakta kalsın.

    • Ödül verirken abartıya kaçmamak önemlidir. Çocuğun ihtiyacı olan ve çıtayı yükseltmeden, sadece başarısını pekiştirmek için ödül verilmedir. Çocuk ödül için başarılı olmamalıdır, başarılı olduğu için ödüllendirilmelidir.

    • Çocuğunuzu önemseyin ve görün; siz onları onaylamadıkça onaylanmak için başka başka alışkanlıklar edinecekler. Oldukları gibi kabul edin ki, onaylayın ki sevildiklerini hissetsinler.

    • Çocuğunuzu her şeye rağmen sevin, karne iyi de olsa kötü de olsa önce çocuğunuz yanınızda onu fark edin, sonra karneyi konuşun.

    • Bol zayıflı bir karne düzenlenebilir, çocuğunuzun içindeki duygusal sorunların düzelmesi biraz daha fazla zaman alabilir. Psikolojik ve fiziksel sağlık önceliğiniz olmalıdır.

    • Çocuğunuzun başarılı olduğu alanlar vardır, bu alanlardaki başarılarını takdir ederek aynı başarıyı diğer alanlarda da elde edebileceğine dair güven oluşturun.

  • Sağlıklı çocuk ve çevre

    Anneler ve Babalar, Her geçen gün dünyamız ve çevremiz hızlı bir şekilde kirlenmeye devam etmektedir. Bu kirlenmeden en çok etkilenen ise çocuklarımızdır. Çocuklar daha doğmadan önce çevre kirliliğinin etkileri ile karşılaşmaktadır. (*)

    Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, gelişmekte olan ülkelerde her yıl beş yaşından küçük on dört milyon çocuk sağlıksız içme suyu, yetersiz hijyen koşulları, çevre kirliliği, yaygın hastalıklar ve beslenme yetersizliği nedeni ile kaybedilmektedir. Bunun üç milyonu çevre ile ilgili hastalıklardan kaynaklanmakta, iki milyonu akut solunum yolu hastalıklarından kaynaklaklanmakta solunum hastalıklarının yüzde altmışı ise nedeni de çevre koşullarından bağlıdır. Her yıl iki milyon çocuk ishalden kaybedilmektedir, ishallerin yüzde sekseni yetersiz su ve alt yapı eksikliğidir.

    Çevre ile ilgili hastalıkların görülme sıklığında artış olduğu yayınlanmaktadır. Hava kirliliğinin, gürültünün, kimyasalların ve elektromanyetik alanların, allerji, astım, solunum yolu hastalıkları, gelişimsel hastalıklar ve kanserlerle ilişikili olduğu bilinmektedir.

    Son yüz yılda yeni teknolojilerin artması ile binlerce kimyasalların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Endüstrileşmiş ülkelerde seksen beş bin civarında kimyasal madde üretilmekte, bunların yirmi sekiz bini kitlesel olarak yani beş yüz tonun üzerinde üretilmektedir. Bunların yarısı temel toksikolojik testlerden geçirilmekte ve yüzde onu ise gelişmekte olan canlılar üzerine etkileri araştırılmaktadır. Geri kalanın ne olduğu, ne yapacağı bilinmemektedir.

    Ortaya çıkan kimyasal kirlilik hastalık modellerini değiştirmiştir. Erken doğum, anne karnında gelişme geriliği, allerjik hastalıklar, astım, kanser hastalıkları, doğumsal anomaliler, otizm, şişmanlık, işitme sorunları, dikkat eksikliği ve öğrenme bozuklukları artmıştır.

    Çoçuklar niçin çevreden daha fazla etkilenmektedir.

    Çocuklarda hücreler hızlı çoğalır ve organlarda hızlı gelişir. Ağırlıkların göre daha fazla hava solur, daha çok besin ve su tüketirler. Merkezi sinir sistemleri, bağışıklık, sindirim ve üreme sistemleri yetişkinlere göre çevreye karşı daha duyarlıdır.

    Yaşamın ilk yılını yerde geçiren bebekler, emekleme döneminde yerdeki hertürlü görünmeyen kimyasal ve tozlara maruz kalmaktadır.

    Bebeklik döneminde çocuklar zamanlarınının büyük kısmını kapalı ortamda geçirirler. Kapalı ortamda kullanılan kimyasallar, aşınan maddeler, ev içine yayılan duman ve gazlar dan fazla etkilenirler.

    Okul öncesi dönemde toprakla daha sık temas etmeleri ve özellikle ilk birkaç yılda ellerini sık sık ağızlarına götürmeleri nedeni ile sağlıksız koşullarla sık karşılaşmaktadır. Oyun alanlarında çok fazla sayıda çevresel kirletici ile karşılaşmaktadır.

    Okul döneminde okul çevresi çok önemlidir. Okul binasının yapısı, yapıda kullanılan malzemeler, sınıfların havalandırılması, okul çevresi temizliği, okul tuvaletlerinin durumu ve okul yemekhanelerinin durumu çocukları etkileyen önemli faktörlerdir.

    Çocuklarımızı çevre kirliliğinden korumak için neler yapmalıyız.

    Genel çevre kirlenmesi yönünden idare ve yerel yönetimlerin temiz su kaynakları sağlaması, çöplerin toplatılması, atıkların arıtılması, yerleşim yerlerinden yüksek gerilim hatlarının geçirilmemesi konusunda görevlerini yapmalıdır.

    Evde; kullanılan mobilya, halı ve diğer malzemelerin kimyasal yönden zararlı olmamasına dikkat edilmelidir. Ev ortamında sigara içilmemelidir. Isıtma ve havalandırmada kullanılan malzemelere özen gösterilmelidir. Elektromanyetik dalga yayan televizyon, bilgisayar ve cep telefonlarından mümkün olduğu kadar uzak tutulmalıdır. Çocuk beslenmesinde hazır gıdalardan kaçınılmalıdır.

    Okulda; okulun çevresi, sınıfların havalandırılması, ısıtılması, soğutulması, temizlikte kullanılan kimyasalların durumu, okulun su kaynağı, besinsel kaynaklar, hazır gıdaların durumu, okulda çoçukların kullandığı el işi ve resimlerde kullandığı malzemelerin içeriği çok önemlidir.

    Okul dışında; çocukların oyun alanlarına dikkat edilmeli, oyun alanlarında kullanılan haşere temizleyiciler, oyun elemanlarının kullanıldığı malzemeler, kullanılan boyalar, başı boş hayvanların oyun alanlarını kirletmesi, oyun alanlarında çöp atıklarına dikkat edilmelidir.

    Çocuklarımızı her türlü çevre kirliliğinden koruyalım. Çocuklarımıza çevreye saygı, insana saygıdır ilkesini öğretelim.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kan Hastalıkları ve Genetik Hastalıkları Uzmanı

  • ÇOCUKLUK DÖNEMİ KORKU VE KAYGILARI (ENDİŞELERİ)

    ÇOCUKLUK DÖNEMİ KORKU VE KAYGILARI (ENDİŞELERİ)

    Korku, tehlike karşısında oluşan, yaşamsal ve canlıyı korumaya yönelik bir tepkidir. Normal gelişimin bir parçası olduğu gibi, kişinin kendini tehlikelerden sakınmasını sağlar. Ayrıca, bebeklikten ergenliğe kadar sıkça rastlanılan bir durumdur. Araştırmalar gösteriyor ki, çocuklar gelişimlerinin bir döneminde, farklı derecelerde, yoğunluk ve sürelerde herhangi bir şeyden korkmaktadırlar. Çocuğun gelişimi devam ettikçe korktuğu durum ve nesneler de, bulunduğu yaşa göre değişkenlik gösterir. Önemli olan nokta, bu korkunun süresi ve yaş dönemine uygun olup olmadığıdır.

    ÇOCUKLAR NELERDEN KORKARLAR?

    Çocukluk yılları insan hayatında fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimin temellerinin atıldığı yıllardır. Çocuk çevresini tanımaya, çevresindeki ilişkileri kendince anlamaya, olaylara karşı bakış açısı kazanmaya ve olayları yorumlamaya çalışır. Bu gelişim süreci içinde çocuğun içinde bulunduğu çevresel koşullara göre korku ve endişe duyguları da şekillenmeye başlar.

    Korku ve endişe, hepimizin hayatının belirli zamanlarında yaşadığı duygulardır. Çocuklar da tıpkı biz yetişkinler gibi zaman zaman bu duyguları yaşayabilirler.

    Doğumdan sonraki ilk bir yılda bebekler, yüksek ve ani seslere duyarlıdır. Anne babadan ayrılma, yabancı kişiler ve yeni ortamlar birer korku kaynağıdır.

    2-4 yaşlarında ayrılık ve kayıplara karşı çok duyarlıdırlar. Bu yaş çocuklarında yalnız kalma, karanlık, yılan ve köpek gibi hayvanlara karşı duyulan korkular belirgindir.

    Okul öncesi çocuklar da, karanlıktan ve hayali yaratıklardan, hırsızlardan, kendilerini kaçıracak kişilerden korkarlar.

    6 yaşından sonra, okul korkuları, performans korkuları gibi daha gerçekçi korkular baş gösterir. Okulla ilgili korkular ileriki dönemlerde de devam edebilir. Sosyal korkular ve vücuda gelebilecek zararla ilgili korkular ön plana çıkar. Bu sırada hayali yaratıklarla ilgili korkular gittikçe azalır.

    Korku bir korunma mekanizması ve gelişimin normal bir parçasıdır. Çocuklar bu duygu sayesinde çevrelerine uyum sağlamayı, kendilerini tehlikeli durumlardan uzak tutmayı öğrenirler. Korku kimi zaman hayatımızın akışını olumlu yönde etkilese de bu duygunun çok yoğun ve sık yaşanması kişi için zorlayıcı ve sıkıntılı bir hal alabilir. Bu durumun ne zaman kabul edilebilir sınırlar içinde olduğunu, ne zaman üzerinde durulması gereken bir durum olduğunu ayırt edebilmek aileler için önemli bir konudur.

    Endişe ise bir olayın sonucunu tahmin edemediğimizde ya da sonucun istediğimiz gibi olacağından emin olamadığımızda ortaya çıkan ve gerginliğe yol açan duygu durumudur. Çocuklar en iyi koşullarda bile biraz endişe taşırlar. Bir çocuk riskleri abartmaya ve belli durumlarla başa çıkma yeteneğini küçümsemeye başladığında, endişe seviyesi kendisi ve çevresi için rahatsız edici hale dönüşür. Endişe kimi zaman çocuklarda bazı fiziksel şikâyetlere yol açabilir. Kimi zaman akademik başarıyı, okula devamı düşürür, kimi zaman ise aile ve arkadaş ilişkilerini zayıflatabilir.

    Korku ve endişenin birçok yüzü vardır. Bazı çocuklar açıkça stresli görünür, bazıları kaygılarını bir örtü altına saklar ve sessizce evhamlanır. Kimileriyse bu kaygıyı öfke şeklinde dışa yansıtır.

    Endişeli çocukların gösterdikleri endişe belirtileriyle sınıf ve aile ortamlarında kargaşaya ya da rahatsızlığa yol açmadıkları durumlarda, teşhis edilmeleri güç olur. Çoğu zaman kaygılı çocukların biraz rahatlamaya ihtiyacı olduğu düşünülür ve durumları göz ardı edilir.

    Korku ve endişelerin nedenlerine bakacak olursak aslında çocukların tüm halleri gibi endişe halinin de birçok etkenin bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını görürüz. Genetik yapı, mizaç gibi çocukta doğuştan itibaren bulunan özelliklerin yanı sıra, ebeveynlerin yaklaşımları ve travmatik olaylar gibi çevresel durumlar da endişeye yol açan faktörlerin içinde sayılabilir.

    Anne baba olarak, çocuğumuzla ilgili birçok şeyi kontrol etme ihtiyacı içinde olsak da, aslında hayatın akışı içinde, bizim kontrolümüz dışında gelişen faktörler de çocuğumuzu etkilemektedir. Genetik yapısı, mizacı ve yaşadığı iyi ve kötü olaylar gibi…

    Anne- Baba Tutumlarının Çocukların Korku ve Endişelerine Etkisi:

    Araştırmalar, endişeli çocukların ailelerinin çoğunlukla; zorlayıcı, konuşmalarda bağımsızlığı ve özgürlüğü sınırlayan, sebepsiz yere aşırı tedbirli ya da koruyucu davranışlar sergileyen, çocuğun sakınma davranışını daha fazla yüreklendiren ve bu tür davranışlara tolerans gösteren aileler olduğunu göstermektedir. Bunun yanında, çocuğun bağımsızlığını ve özgüvenini destekleyen; sadece sonuçlara değil, çocuğun çabasına ve kısmi başarılarına da önem veren; kendi endişelerini kontrol edebilen ailelerde çocukların endişe düzeyinin daha düşük olduğu gözlenmektedir.

    Anne babalar bilerek ya da bilmeyerek çocukların bazı korkular edinmesine sebep olabilirler. Caddeye fırlamamalarını, vidayı elektrik prizine sokmamalarını ya da gök gürlerken dışarı çıkmamalarını söylerler. Bu tür uyarılar bir yandan çocuğun kendi kendini korumasını sağlarken, bir yandan da içleri daha rahat olan anne babalarının çocuklarını daha özgür bırakabilmelerine yardımcı olmaktadır. Her anne babanın doğal olarak yapması beklenen bu davranışlar, çocuğun mizacındaki yatkınlık ya da yaşadığı travmatik olaylarla birleştiğinde ortaya endişe düzeyi yüksek bir çocuk çıkartabilir.

    Bu durumu bir örnekle daha somut hale getirebiliriz. Çocuğunu dişçiye götüren bir anne düşünelim. Gözümüzün önünde çocuk koltuğa oturduğu andan itibaren çocuğun etrafında dönüp dolaşarak iyi olduğundan emin olmak için, durmadan “Şimdi canın acıdı mı?, İyi misin?, Korkmuyorsun değil mi?, Bak ben buradayım…” diyen, bazı uzmanlarca “Helikopter Aile” olarak tanımlanan bir örnek canlandıralım. Çocuğa bu tür bir yaklaşımda bulunulduğunda, normal şartlarda korkmayacağı bir durumda “Galiba şu anda endişelenmem gereken bir durum var” algısına sahip olabilir ve gerçekten endişeli tepkiler göstermeye başlayabilir.

    Ebeveynin sorularının ve tutumunun çocuğun kaygı düzeyinin tek başına sebebi olamayacağını bilmemize rağmen, yapılan çalışmalar aile etkileşiminin kaygılı bir çocuğun bir durumla ilgili algılarını çoğaltabileceğini gösteriyor. Anne babalar çocuklarını olası tehlikelerden korumaya çalışırlarken, çocuğun dikkatini istemeyerek de olsa o tehlikelerin üzerine çekebilirler. Bir süre sonra bu bakış açısını içselleştiren çocuk da genellikle güvenliğini tehdit edecek olayları algılamaya ve dikkatini bu yöne daha çok yöneltir hale gelir.

    Çocuğunuz bir konu ile ilgili kaygılandığında ya da var olan korkuları su üstüne çıkartacak bir olay yaşadığında kendini rahatlatmak için size birçok soru sorabilir; fakat genellikle yaşadığınız şey, ne kadar çok cevap verirseniz onu tatmin etmenizin o kadar zor olduğudur. Sorular giderek daha detaylı olacaktır.

    Bu durumlarda aşağıda vereceğimiz önerilerin sizlere yardımcı olacağını düşünüyoruz.

    – Ana babalar endişelerin, “kimsenin kabahati olmadığını” görmeye başladıklarında, çocuklar duygularının sorgulandığını ya da yargılandığını değil, kabul edildiğini hissederler. Çocuğunuzun kaygısını anlamak, onu olduğu gibi kabul etmektir. Çocuğunuzu kabul etmek kapıyı değişime kapatmak değil, aslında ardına kadar açmanın anahtarıdır.

    – Sorulara olabildiğince somut yanıtlar verin. Önemli olan cevapların bir yetişkine verilebilecek kadar tam ve ayrıntılı olması değil, çocuğunuzun anlayabileceği kadar net ve basit olmasıdır. Doğruyu söyleyin; ama bir dereceye kadar… Onu bilgilendirirken yaş düzeyini ve duygusal ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurun.

    – Daima çocuğunuzdan gelen sorularla başlayın. Ona durumla ilgili ne bildiğini, ne düşündüğünü ya da ne duyduğunu sorun. Bu, onun bildikleri üzerine gerektiği kadarını eklemenize imkan verir.

    – Bize çok klişe gelen bir bilgi, çocuk için daha önce tekrar tekrar söylenmiş bile olsa, çok rahatlatıcı olabilir. “ Büyükannen biraz hasta ama doktorlar ona çok iyi bakıyorlar.” , “Güvendesin, ben seni daima koruyacağım.”

    – Çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun hissettiği korkuya karşı saygı gösterin. Bağırmak, alay etmek veya korkusunu yok farz etmek korku sürecinin uzamasına sebep olacaktır.

    – Gevşeme tekniklerini öğrenip ona uygulatabilir ve sonra da kendisinin de yaparak gerilimini azaltmasını sağlayabilirsiniz.

    – Korkusunun ana kaynağını anlamaya çalışın. Ağlama veya kriz anları geçtikten sonra sakinleştiğinde bu konuyla ilgili sohbet edin ya da ondan duygularını anlatan bir resim yapmasını isteyin.

    – Beraberce deneyimleyebileceğiniz korkuları varsa yanında durarak ona destek olun ve bu süreci atlatmasını sağlayın. Örneğin, karanlıktan korkuyorsa el ele tutuşup beraberce karanlıkta durabilir ve ona bir şey olmadığının garantisini verebilirsiniz.

    Çocuk anne ve babasının endişesini rahatlıkla anlar. Bu sebeple korktuğu olay veya nesneler hakkında konuşurken sakin bir şekilde dinleyin, onun korkusunu tetikleyecek aşırı tepkiler vermekten kaçının.

    – Korktuğu nesnelerin mizahi yönlerini bulup onlarla dalga geçmesini sağlayabilirsiniz. Örneğin korktuğu canavarın resmini çizdirip süsleyerek komik bir hale sokabilirsiniz.

    – Değişik ortamlara girmesine, kişilerle olmasına ve çevreyi tanımasına izin verebilir, çocuk bu yeni deneyimleri yaşarken çok fazla koruyucu olmadan onun bireyselleşmesine yardımcı olabilirsiniz.

    – Çocuklara korkulu masallar anlatılması, korku filmleri izlemesine ve şiddet öğelerinin çokça yer aldığı bilgisayar oyunlarının oynamasına izin verilmesi de korkularının artmasına neden olabilmektedir.

    Sonuç olarak, korkuların çocuklarda görülme şekilleri yaşla ve cinsiyetle değişir. Fakat her korku da “problem” olmayabilir ve zamanla azalır. Anne babalar, çocuğun duygusal doğallığını kısıtlayan yoğun korku ve kaygılarının farkına vardıkça onu azaltmak için adım atabilirler. Çocuğun yaşam kalitesini bozacak şekilde yoğun kaygı ve korkular gözlemlerseniz bir uzmana başvurmanız faydalı olacaktır.

  • OYUN TERAPİSİ NEDİR?

    OYUN TERAPİSİ NEDİR?

    “Kuşlar uçar, balıklar yüzer ve çocuklar oynar.” Garry Landreth

    Çocuklar büyük bir oyun aşkı ile doğarlar.

    Yetişkinler için konuşmak neyse, çocuklar için de oynamak odur.

    Oyun terapisi çocuklar için zaten çok doğal olan bir süreci terapiye çevirdiği için, çocuklar kolaylıkla terapiye gelip, sorunları üzerinde çalışabilirler.

    Oyuncaklar çocuğun kelimeleri, oyun ise çocuğun söylemek istediğidir…

    Oyun, çocuğun kendisini ifade ederken kullandığı doğal bir yöntemdir.

    Çocuk, oyun yoluyla iç dünyasında yaşadığı duyguları, düşünceleri ve arzuları dışa vurur.

    Çünkü çocuklar hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar dünya ile iletişimleri oyun sayesinde gerçekleşir.

    Duygusal açıdan bakıldığında, çocukların doğal olarak tanıdık oldukları bu oyun dili, onlar iç dünyalarında neler olup bittiğini dışa vururken kendilerini güvende hissetmelerini sağlar.

    Oyun terapisinde, çocuk kullandığı oyuncaklar ve kurguladığı oyunlar ile aslında sembolik bir dil kullanır.

    Zamanla terapisti ile kurduğu güven ilişkisi onun içinde yaşadığı, üzerini örttüğü duygu ve deneyimlerini dışarıya çıkarmasını destekler.

    Çocuk bu güven ilişkisinden ve terapistin gerçekleştirdiği yansıtma çalışmalarından güç alarak oyunlarında kendi kişisel dünyasını sembolik dil üzerinden tüm gerçekliğiyle yansıtır.

    Çocuk, duygularını herhangi bir şekilde ifade etmeye başladığında değişim ve dönüşüm süreci biraz daha fark edilebilir hale gelir.

    Çocuk, oyunun hayali dünyasında kendi yaşadığı problemleri oynarken ve oyunda yaşadığı bu problemler için çözüm becerileri geliştirirken aslında gerçek dünya için yaşam becerileri geliştirmiş olur.

    Oyun odasının dış dünyanın temsili şeklinde düzenlenmesinin de en önemli nedenlerinden biri budur.

    Dış dünyada ne varsa oyun odasında küçük minyatürleri bulunur. Çocuğun bu oyuncaklarla ve terapistiyle olan ilişkisi, dış dünya ve insanlar ile olan ilişkisinin bir temsilidir.

    OYUN TERAPİSİNDE ÇOÇUKLAR NELER ÖĞRENİR?

    Kendilerine saygı duymayı

    Duygularını tanımayı ve bunların kabul edilebilir olduğunu

    Kendini kontrol etmeyi

    Kendi sorumluluklarını almayı

    Problemlere karşı koymada yetenekli ve yaratıcı olmayı

    Kendini idare etmeyi

    Kendilerini kabullenmeyi

    Seçim yapmayı ve yaptıkları seçimin sorumluluğunu üstlenmeyi öğrenirler.

    OYUN TERAPİSİ HANGİ YAŞ GRUBUNDA KULLANILIR?

    Oyun terapisi genel olarak 2-12 yaş çocuklarında kullanılır.

    OYUN TERAPİSİ HANGİ SORUNLARDA KULLANILIR?

    Travmalar ve İstismar (fiziksel, duygusal, cinsel)

    Özgüven Sorunları

    Kaygı Bozuklukları

    Uyku, yeme ve tuvalet problemleri

    Enürezis (alt ıslatma) /Enkopresiz (kaka tutma- yapma zorlukları)

    Kaygılar ve Korkular / Fobiler ve Tikler

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite – Dürtüsellik

    Ailevi Yaşantıdaki Değişiklikler (ölüm, yas, boşanma taşınma vb.)

    Kardeş kıskançlığı / Davranışsal gerileme

    Okula başlama ve uyum sorunları / Davranışsal problemler

    Saldırganlık / Öfke veya Zorbalık

  • ARKADAŞLIK SOSYAL BECERİLERİN KAZANIMININ ÖNEMİ VE AİLENİN ROLÜ

    ARKADAŞLIK SOSYAL BECERİLERİN KAZANIMININ ÖNEMİ VE AİLENİN ROLÜ

    Arkadaş edinme ve bu arkadaşlığı sürdürebilme becerileri çocuğun sadece sosyal gelişimi açısından değil aynı zamanda psikolojik sağlığını koruma adına da önem taşımaktadır. Çocuklar oyun oymak ya da ortak bir etkinliği sürdürmek için iletişimi nasıl başlatacaklarını, sürdüreceklerini ve bir problemi nasıl çözebileceklerini deneyimlerler. Böylece “öteki” algısı gelişir. Arkadaşının duygu ve düşüncelerini anlamaya, kendi duygu ve düşüncelerini, “öteki”nin varlığını da hesaba katarak, tartmaya başlar.

    Arkadaşlık Neden Önemlidir?

    Aidiyet duygusu, değer görme hissi kazanımına ve özgüveninin gelişimine yardım eder.

    Aynı dönemi ve aynı sorunları paylaşan insanlarla birlikte olmak güven ve rahatlık hissi verir.

    Diğerlerinin yaşantıları onlar için önemli bir bilgi kaynağıdır.

    Diğerlerinin kimliklerini, rollerini, değerlerini ve anlayışlarını deneyimlemenin yoludur.

    Yaklaşık 11- 12 yaşa kadar olan süreçte hem cinsle olan arkadaşlıklar önemliyken ergenlikle bir karşı cinsle iletişim kurmaya başlarlar. Bu da karşı cinsi tanımalarını sağlar.

    Olumlu arkadaşlıklar yetişkinliğe yolculukta önemlidir. Sosyal, duygusal becerilerinin kazanımı sağlamak, başkalarının düşüncelerini anlama ve onlara hassas davranmak gibi…

    Akranlarıyla vakit geçirirken birbirlerini model alırlar. Saçlarını, görünümlerini ve ilgilerini bulunduğu gruba göre değiştirebilirler. Bu, bir grup tarafından kabul görme, onaylanma ve güven duyma ihtiyacının karşılandığını gösterir.

    Ailelerin ve arkadaşların rolleri birbirinden farklıdır. Arkadaşlıklarda kısa vadeli seçimler önem kazanırken, ebeveynler uzun vadeli seçimlere odaklanmaktadırlar. Çocukla kurulan güçlü bağ ve gencin arkadaşlıklarıyla elde ettiği sosyal becerilerin dengeli uyumu onu yetişkinlikte güçlü, başarılı ve sosyal becerileri yüksek bir birey haline getirir.

    AİLELER ÇOCUKLARININ ARKADAŞLIK KURMALARINA (NASIL) DESTEK OLMALIDIR?!

    Aile ortamı çocuğun dünya da ilk yer edindiği sosyal ortamdır. Çocuk ilk sosyal becerilerini de burada geliştirir. Ebeveynlerin sosyalleşme adına önemli bir rolleri vardır. Ailelerin çocukları için yapabilecekleri en önemli şey ise seven, onaylayan, kabul eden ve saygı duyan bir tutum içersinde olmasıdır. Kurduğunuz bu sıcak bağ, daha sonra gelecekteki arkadaşlık kurma tecrübelerinde ilk adımı güvenle atmasını sağlayacaktır.

    Ailelerin aynı zamanda iyi bir rol model olması da onun sosyal becerilerini arttıracaktır. Çocuk ebeveyninin diğerleriyle nasıl iletişime girdiğini, tutum ve davranışlarını gözlemler. Onları model alırlar. İlk adımı atmak, konuşmak, görüşmek ve paylaşmak, şaka yapmak yardım istemek, işbirliği yapmak, özür dilemek, özrü kabul etmek gibi pek çok temel sosyal davranış için temel güven ve özgüven duygusunu öğrenirler. Dahası, sabırlı, saygılı ve düşünceli olmanın ilişkileri düzenlemede ve ilişkilerini sürdürmede ne kadar önemli olduğunu kavrarlar. Aileler, kendi arkadaşlarıyla kurdukları ilişkilerde gösterdikleri tutum ve davranışlarla doğru modellemeyi sağlayabilirler.

    Çocuklarınızın daha sağlıklı sosyal ilişki kurma becerilerini sağlayabilmeleri adına birkaç öneriyi aşağıda bulabilirsiniz;

    Arkadaşlarıyla birlikte vakit geçirmeleri için fırsatlar yaratın!

    Bunu pek çok şekilde sağlayabilirsiniz. Örneğin; aileleri evinize çağırabilir, siz sohbet ederken onlar da bir araya gelerek etkileşime girmelerini fırsat yaratabilirsiniz. Ya da çocuğunuz daha büyük yaştaysa arkadaşlarıyla dışarıda sinemaya gitmelerini, spora gitmelerini destekleyebilirsiniz. Ne kadar çok etkileşime girerse o kadar çok deneyim kazanacaktır.

    Çocuklarınızın oyun oynamayı öğrenmesini ve spor yapmasını sağlayın!

    Evde de oyunlar oynayın. Zaman zaman kaybedin ama her zaman değil! Siz yetişkinlerin de hata yapabileceklerini ya da kaybedebileceklerini görmeleri yeterlilik duygularını arttıracak ve özgüven gelişimine katkıda bulunacaktır. Ayrıca okul içi ve dışı faaliyetlere katılmaları iyi olacaktır. Ancak istemediği bir spor yapmaları veya oyuna zorlanmaları tersi etkiler yaratabileceğinden onun seçimine bırakın. Bir spor kursuna gönderirken hedefimiz oradaki yıldız oyuncu olması değildir. Çocuğun oyun oynamanın keyfine varması olmalıdır.

    Uygun davranışlar için net kurallar koyun!

    Başkalarına nasıl davranmaları gerektiği konusunda ailede örnek davranışlar sergilenmesi çocuğun kendi arkadaşlarına da nasıl davranması gerektiğini öğretir. Bir kalemi sormadan istememek ya da bir problem yaşandığında vurmadan önce konuşmayı tercih etmek gibi… Aile içersinde kurallar konurken çocuğu da dahil edin ki kuralların bir ihtiyaç olduğunu kavrasın. Evde bir kuralı çiğnediğinde baskıcı olmaktan kaçının.Aksine ondan beklentilerinizi açıklarken saygılı, nazik ve aynı zamanda net olun. Bu, onun kendisi de bir sorunla karşılaştığında ya da haksızlığa uğradığını düşündüğünde sizi modellediği tutum ve davranışlarla arkadaşına yaklaşmasını sağlayacaktır.

    Çocuğunuza farklı sosyal ortamlarda farklı durumları nasıl ele alması gerektiğini öğretin!

    Bu süreci öğrenmek erken çocukluktan itibaren başlar. Örneğin; teşekkür ederim ya da lütfen demeyi öğretiyorsunuz. Bu bir süreçtir, ne kadar çok sosyal ortama girerse o kadar çok pekiştirmeniz gerekmektedir. Kasaba, manava giderken ya da aldığınız herhangi bir hizmetin ardından kasiyere teşekkür etmek gibi.

    Bazen de çocuklar yeni ya da farklı bir ortama girerken endişe duyabilirler ve çekingen bir tutum sergileyebilirler. Böyle bir durumda, önce endişelerini dinleyin. Anlamaya çalışın ve anladıklarınızı ifade edin. Empatik yaklaşım her zaman rahatlatıcıdır. Daha sonra bu sorunla nasıl başa çıkabileceği konusunda birlikte bir beyin fırtınası yapabilirsiniz.

    Çocuğunuzla konuşun!

    Çocuğunuza her gün mutlaka özel bir zaman ayırın. Bu zaman sizin öğüt ya da ders verdiğiniz değil sadece dinlediğiniz ve sohbet ettiğiniz bir zaman dilimi olmalıdır. Çocuğunuz konuşurken, onu dinlediğinizden emin olun. Gününü nasıl geçirdiğinden, neler yaptığından ya da her ikinizin keyif aldığı bir şeylerden konuşabilirsiniz. Örneğin, göz kontağı kurun, onu onaylayıcı mimiklerinizi kullanın, ne söylediğini kendisinin değerlendirmesini sağlayan sözler söyleyin. Çocuğunuzla konuşmak sadece onunla kurduğunuz bağı arttırmayacak aynı zamanda sosyal becerilerin en önemlilerinden biri olan konuşmayı sürdürebilme becerisini de kuvvetlendirecektir. Bunun yanı sıra, size arkadaşlarıyla yaşadığı deneyimlerini aktarırken bir kez daha kendi sosyal becerilerini gözden geçirecektir.

    Çocuğunuzun “başkalarının dünyayı nasıl gördüğünü” anlamaya çalışmasına yardımcı olun!

    7-8 yaşlarına doğru çocuklar, başkalarının duygu ve düşüncelerini daha anlayabilir bir bilişsel seviyeye ulaşırlar. Çocuğunuzla yaşamın farklı alanlarını, durumlarını konuşursanız bu becerilerin daha hızlı gelişmesini sağlayabilirsiniz. Örneğin, çocuğunuzla birlikte kitap okurken, bir an durup bir karakterin ne hissettiğini veya düşündüğünü sormak ya da bir ergenle bir film çıkışında o filmdeki karakterleri tartışmak farklı bakış açıları geliştirmelerini, sorgulamalarını ve yeniden yeniden analiz etmelerini sağlayacaktır.

    Olumsuz duygularıyla baş etmelerini sağlayın ve sorunları çözmelerine yardım edin!

    Çocuklarımızı yetişkinlik sürecine hazırlarken sosyalleşme becerilerinin de bir süreç olduğunu unutmayın! Uzun bir yolculukta, deneyerek öğreneceklerdir. Bazen de bir davranışları onaylanırken bazen de reddedilecek ve yeniden kendi davranışlarını düzenlemeyi öğreneceklerdir. Bunlar olumsuz değil, sürece özgü ve sağlıklıdır! Yaşanması gereklidir. Yetişkinlik hayatına kadar çocukluktan ergenliğe, her sorun yaşadığında onlardan önce bizim sorunu çözmeye çalışmamız aslında onlara yardım etmekten çok, uzun vadede zarar verici olabilmektedir. Yetişkin hayatında iş ortamına girdikleri andan itibaren kendileriyle baş başa kalırlar. Kendi başlarına sorun çözme becerileri geliştirmiş olan bireyler özgüvenleri sayesinde olumsuz durumlarda negatif duygularla da baş etme gücü göstereceklerdir. Bağımsız sorun çözme becerileri gelişmemiş bireyler ise yetişkinlik hayatında sorunlarıyla başa çıkamayan, öğrenilmiş çaresizlikle baş başa kalan bireyler olabilirler.

    Eğer çocuğunuzun arkadaşıyla bir çatışma yaşadığınızı duyuyorsanız, sadece bir risk ya da tehlike içerdiğini görüyorsanız konuya el atın. Yoksa “Sorun sahibiyle çözülür.” İlkesiyle birbirlerine sorunlarını çözme yollarını denesinler.

    Kaygılanmayın! Yaşadığı her olumlu ve olumsuz deneyim onun sosyal becerilerini güçlendirecektir! Bırakın deneyimlesin!

    Arkadaşlık Kurmakta Zorlanan Çocuklarımız için;

    Şunu bilmeliyiz ki tüm çocuklar farklıdır. Hepsi dışadönük ve büyük bir grupla sosyalleşecekler beklentisi rasyonel bir düşünce değildir. Eğer çocuğunuz sorun olarak ifade ediyor, sıkıntı çektiğini gözlüyor iseniz;

    Aile dostlarınızla ve büyük aileniz olarak zaman geçirin. Unutmayın sosyalleşme becerilerinin ilk kazanıldığı yer ailedir. Tanıdığı, bildiği kişilerle olmak ve bu paylaşımların çoğalması onu rahatlatacaktır.

    Bireysel unsurlar da arkadaşlık kurmakta zorlanmasına sebep olabilir. Özgüven eksikliği, çekingen tutum… Sosyal becerileri kazanması konusunda çocuğunuza yardım ederken, gerçekçi seviyede beklentiler oluşturun, çabalarını ve küçük gelişmelerini bile destekleyin, onları yüreklendirin, çocuğun çabalarının en büyük ödülü, kurduğu arkadaşlıklar olacaktır. Özgüven zamanla gelişecek olan bir duygudur. American Psychologists Association yayınladığı bir makalede “Özgüven fanusta yetişmiyor” demiştir. En zoru sabretmek belki ama bunun bir süreç olduğunu bilmek bu sabrı kolaylaştıracaktır.

    Yetkin ve yeterli bir yetişkin olması için çocuğunuz;

    Size daha az dayanarak (bağımlı olma),daha çok sorumluluk üstlenerek,

    karar vererek, sorunları çözerek ve yaşam değerlerini anlayarak kendini kimliğini oluşturabilir.

    GELİŞİMSEL DÖNEMLERE GÖRE SOSYAL BECERİLER

    Okul Öncesi ve Okul Döneminde Sosyal Beceriler

    Okul öncesi çocukları kendi cinsiyetindeki akranlarıyla oynama eğilimindedirler, ancak bu ayrım ilkokul döneminde daha da belirginleşir. Bu dönemde çocuklar hemcinsleri ile çok daha yakınlaşırlar. Kız ve erkeklerin grup yapılarında bazı farklılıklar göze çarpar. Kız grupları daha küçüktür ve daha çok konuşma içerir, oysa erkek grupları daha büyüktür ve daha çok hareket içerir.

    Okul çağı çocuğu, kurduğu arkadaşlıklar sayesinde ailenin ötesinde ufkunu genişletir, dış dünyaya ilişkin deneyim kazanmaya başlar, benlik imajı oluşturur ve bir sosyal destek sistemi geliştirir.

    Okulöncesi yıllarında oyun, arkadaşlığın temeli olan olumlu sosyal etkileşimlerin ve ortak faaliyetlerin sayısının giderek artmasını sağlar. Saldırgan davranış iki ile dört yaşları arasında artar; ancak daha sonra azalır. Okul çağında kurallar ve sosyal roller giderek önemli hale gelir ve sosyal etkinliklerde cinsiyet farklılıkları belirginleşir. Çocuklar okul çağına eriştiklerinde arkadaşlığın kalıcılığı artar. Kızlar daha sınırlı sayıda çocukla daha kuvvetli ilişkiler kurarken, erkekler daha fazla sayıdaki çocukla arkadaşlık ederler.

    Bu evre boyunca akranla arkadaşlıklar oldukça önemli hale gelir. Çocuklar akranlarından oluşan destekleyici bir gruba uyum sağlamak ve ait olmak isterler. Bir akran grubuna uyum sağlamak ve yeterli sosyal becerilere sahip olmak, çocuğun yüksek benlik saygısına ulaşmasında oldukça önemli bir yer tutar. Aynı anda hem akranlarına uyum sağlamaya çalışmak hem de diğerlerinin yeteneklerinin değerini bildiğini göstermeye ve kendi yeteneklerine önem verilmesine çabalamak, bu yaş grubu çocuklar arasında rekabet ortamı yaratır.

    İlkokula başladığında çocuk için arkadaşları vazgeçilmez olmaya başlamıştır. Arkadaşları ve öğretmeni önemlidir. Oyun grupları geniştir, oyun kurallarını koyup bunlara uyulması konusunda yeni gelen çocukları uyarabilirler. Oyunlarda ön plana çıkmak isterler. Bu dönemde rekabet ve kıskançlık duyguları ön plana çıkar, kendi düşüncelerini kabul ettirmek, lider olmak önemlidir. Kendiliğinden fark ederek öğrendiği her şey çok önemlidir. Bu yaşta birbirleriyle alay etmek, ad takmak çok sık görülür.

    Arkadaşlık yoluyla çocuk, arkadaşının bir olaya (oyuncağını izinsiz almak),öfkeyle tepki vermesine (bağırıp çağırmak ve vurmak) yol açan ve ardından bu olayı olumsuz sonuçlar doğuran bir biçimde (duygusal kırıklık, kavga-ceza) nasıl yorumlayabildiğini düşünüp anlamaya başlar. Çocuğun olaylara başka birinin görüş açısından bakabilmesi, başka bir insanın tutum, duygu ve güdülenimlerine ilişkin anlayışına dayanarak kendi davranışlarını düzenleyip çevresine uyum sağlamasına fırsat verir.

    Çocuk 7 yaşına geldiğinde arkadaş seçiminde daha titiz olmaya başlar. 1-2 tane iyi ve sürekli arkadaşları olabilir. Sırdaş olmak çok önemlidir, ancak çok iyi sır sakladıkları söylenemez. Özellikle okul uyumunda arkadaşlarının rolü büyüktür. Okulda arkadaş ilişkileri iyi gidiyorsa, okulu oldukça severler ama ilişkilerinde ters giden bir şeyler varsa okula gitmek istemeyebilirler ya da gönülsüz giderler. Arkadaşlarının düşüncelerini çok önemserler ama ilişkileri için verdikleri kararları çabuk unuturlar. Bu noktada anne baba olarak verdiği kararı hatırlatmak ya da öğütler vermek yerine, etkin dinleme yöntemini kullanarak kendi çözümlerini üretmesine fırsat tanımak yararlı olabilir. Yetişkinler kadar tutarlı ve sabit ilişkileri olmasını ummak, yaşlarına uygun düşmeyen ve gerçekçi olmayan bir beklentidir.

    Küçük grup oyunlarını severler, ancak bu devrede moral (ahlaki) gelişim yönünden kuralları kesin ve değişmez olarak algıladıkları için, grup oyunlarında kuralların değiştirilmesine (az da olsa) tepki verirler. İki kişi oynarken her şey yolundayken ortama üçüncü birinin girmesi işleri karıştırabilir. Burada daha çok birinci tercih olamama kaygısı hakimdir. Bu yaş çocuklarının hemen hepsinde arkadaşları tarafından ilk tercih edilen kişi olma isteği vardır. Üç ya da daha fazla kişinin olduğu oyun gruplarında, lider olan kişiyi çekememe, onun koyduğu kurallara isyan etme ama bunun yanında onunla arkadaş olmaktan vazgeçememe gibi çelişik içerikli ilişkiler yaşayabilirler. Kuralların ya bozulmaması ya da sadece kendileri tarafından değiştirilmesi gibi egosantrik bir yaklaşımları vardır. Bu daha çok, henüz kendini değerlendirme becerisine sahip olmayışlarından kaynaklanır. Kavgaları, münakaşaları sık sık olur. Bu yaşlarda erkek çocukların fiziksel saldırganlığı, kız çocukların ise sözel saldırganlığı daha çok yeğlediği gözlenir. Birbirlerine karşı oldukça acımasız eleştiri ve davranışları olabilir. Çok radikal kararlar verip, bunları uygulamaktan derhal vazgeçebilirler. İçinde bulundukları grupta prim yapan davranışları fark edip benimseyebilirler ve bunlar gerçekten çok acımasız olabilir.

    8-9 yaşta, arkadaş grupları kısa sürelidir. Sırdaş olmak önemlidir. Arkadaşlık ilişkileri iyiyse okula severek gelirlerken ters giden bir şeyler varsa okula gitmek istemeyebilirler. Bu nedenle ‘Okula gitmelisin’ şeklinde öğütler vermek yerine aktif dinleme yapılmalı, öğrencinin kendi çözümlerini üretmesine izin verilmelidir. Oyunlarda kuralların hiç bozulmaması ya da kendileri tarafından değiştirilmesi gibi düşünceleri vardır. Kızlar sözel erkekler fiziksel saldırganlığı yeğlerler. Birbirlerine lakap takma, alay etme sık görülür.

    İlkokul çağı süresince, çocuklar kendi cinsiyetlerine ilişkin görüşlerini de oluştururlar. Çocuklar çoğunlukla kendileriyle aynı cinsten oyun arkadaşlarıyla ilişki kurmaya özen gösterirler. Altı ve on iki yaşları arasında arkadaşlıklar kurmak, son çocukluk döneminin en önemli görevlerinden biridir ve bu hayatları boyunca devam edecek bir sosyal beceridir. Gelişimsel olarak karmaşık ilişkiler geliştirmeye hazırdır. Giderek, duygu ve düşüncelerinden daha çok haberdar olmaya başlar. Bu yaşta artık aileye eskisi kadar bağlı olmadığı gibi kendine dönük ilgileri de azalmıştır. Artık arkadaşlık konusunda akranlarına daha çok güvenmeye, arkadaşlarıyla birlikte okulöncesi döneme kıyasla daha çok vakit geçirmeye başlar. Günden güne çocukluk döneminin zevklerini ve hayal kırıklıklarını paylaşırlar. Yetişkine daha az bağımlıdır

    Ergenlik Döneminde Sosyal Beceriler

    Ergenlik dönemi çocuklarınızın kim olduklarını, neye inandıklarını ve kim olmak istediklerini keşfetme çabasıyla ailelerden bağımsızlıklarını talep ettikleri bireyselleşme dönemidir. Aynı zamanda soyut düşünme ve mantık yürütme becerisini kazanmaktadırlar. Bu daha fazla karar alma ve problem çözmeye zihinsel olarak katılmak isteyecekleri anlamına gelmektedir. Ergenlik döneminde kendilerini daha fazla arkadaşlarına yakın hissedebilirler. Önceleri her şeyini ailesine anlatan çocuk , yakınlık ihtiyacı yön değiştirdiğinden arkadaşlarına yönelir.Ancak bu ebeveynlerine ihtiyacı olmadığı anlamına gelmemektedir.

    Ait olunan arkadaş grubu ergenin sosyal becerileri ve kişilik gelişimine, çevresi ile ilişki kurma biçimine katkı sağlamaktadır. Grup, ergen için bir ayna görevi yaparak bireyin kendisini tanımasını, dışarıdan nasıl görüldüğünü bilmesini ve kendini değerlendirmesini sağlar. Grup içinde ergenlerin sosyal becerileri ve ilişki kurma şekilleri de gelişmektedir. Ayrıca cinsiyete ait model bulma ve cinsiyet davranım kalıplarını öğrenme konusunda da grup ergene örnekler sunabilmektedir. Ergenler yaşanılan üzüntüleri ve duygusal krizleri ait oldukları gruplarda çözmektedirler.

    Ergenlik döneminde arkadaşlık ilişkileri önemini arttıkça anne ve babalar bu durumdan etkilenir ve kaygı duymaya başlarlar. Bu zamana kadar her şeyin yolunda gittiği sevgili çocuklarınız sizden adım adım uzaklaşmaya başlar. Sürekli arkadaşlarının yanında olmak isteyişleri, sürekli internet ya da telefonda onlarla zaman geçirmeye çalışmaları sizleri tedirgin eder. Arkadaşlıklarıyla meşgul olan çocuğunuz size yabancılaşıyor gibidir ve eleştirilerinin dozunu da bu dönemde artırmıştır.”Artık onu tanıyamaz olduk.” gibi cümleler sık sık söylenir.

    Çocuğunuzu değiştiren onları sizlerden koparan olgunun arkadaşlıkları olduğunu düşünmeye başlanabilir. Bu nedenle ergenlik döneminde arkadaşlığın pek çok yönden doyuruculuğu olduğunu hatırlatmak gerekir. Her şeyden önce arkadaşlığa duyulan bu ihtiyaç gelişim süreçlerinin işlemesini kolaylaştırır. Arkadaşlık; yaratıcılık, espri gibi olumlu özelliklerin geliştiği ve bollaştığı bir alan olma özelliği taşır. Arkadaşlık içinde genç, duygularını nasıl tasarlayacağını ve nasıl dışa vuracağını da öğrenir

    Bireysel kimliğini bulma çabalarının yer aldığı arkadaşlık içinde her şey çok hızlıdır. Çoğu kez anne ve babalar çocuklarını takip edemedikleri hissine kapılabilmektedirler. Birden bire başlayan aşklar, birden bire biten dostluklar sıklıkla karşımıza çıkar. Hızla gerçekleşen bu değişimlerin sonucunda yaşanan düş kırıklıkları içinde çocuğunuz kendi önemini görecek, sınırlarını belirleyecek ve benlik tasarımını oluşturacaktır.

    Ergenlik dönemi, çocuğun kendini duygusal olarak çoğu kez hiçbir neden yokken çaresiz, bunalmış, anlaşılmamış ve yalnız hissettiği bir dönemdir. Çocuğun yaşıtlarının da yaşadığı bu ortak duygulanımlardan ötürü ebeveynlerden çok arkadaşlarının onu anladığını hissetmesi doğal bir durumdur. Yaşanılan güçlüklerin ve sorunların benzerliği arkadaşlıkların çekiciliğini artırır. Bu durum hem empati yaparak birbirlerini anlamalarını hem de kendilerini kabul ettirmelerine olanak tanır. Kabul gördükçe bir gruba ait olma becerisi kazanan çocuğunuz toplumsal yaşamda sözsüz kuralları nasıl içselleştireceğini, sosyal etkileşim içinde iletişim kurmayı öğrenir. Kuralları kabul etmeyi öğrenir. Bu özellikleriyle yetişkinliğe doğru gelişen çocuğunuz toplumsal alanda arkadaşlığı bir geçiş aşaması olarak değerlendirir. Buna ek olarak “Ben nasıl görünüyorum, verdiğim görüntü nasıl?” sorusu kimliğini arayan çocuğunuz için liste başı meselelerden biridir. Bu soruya yanıt verdiği sürece arkadaşlıkları da beslenir.

    Özellikle ergenlikte arkadaşlık becerilerini sağlama konusunda ebeveynlerin uygulayabilecekleri bazı ipuçları verilebilir.

    Tüm iletişimi arkadaşlarıyla kuruyormuş gibi görünüyor olabilir. Anne ve babalarıyla anlaşamamalarından dolayı böyle hissedilebilinir. Çocuklukta kurulmuş iyi bir iletişim ergenlik döneminin sağlıklı atlatılmasını sağlayacaktır. İyi iletişim anne babasına ( her ne kadar ihtiyacı yokmuş gibi görünse de) ihtiyaç duyan çocuğunuzun sorun olarak hissettiklerini sizinle paylaşmasına yardımcı olacaktır. Ancak iletişiminizi sadece sorun odaklı tutmamanız da oldukça önemlidir.

    Çocuğunuzun arkadaş ortamını ve mümkünse arkadaşlarının ailelerini tanımaya çalışın. Bunun için kendi evinizde programlar organize edebilirsiniz.

    Çocuğunun arkadaşlarını tanımadan eleştirmek ve kurduğu arkadaşlığı bitirmesini istemek sadece sizden uzaklaşmasına sebep olur. Ona bu arkadaşlıkta neyin önemli olduğunu sorarak anlamaya çalışıp kararı çocuğunuzun vermesine dikkat edin.

    Çocuğunun arkadaşları gerçekten olumsuzluklar gözlenebilir. Aile bu arkadaşlarının önce iyi taraflarını görmeli ve çocuğuna bunları aktarmalı, gözlemlediği olumsuzlukları ve kaygılandığı hususları çocuğuyla paylaşmalıdır. Bu şekilde çocuk ebeveynin objektif yaklaşımını görür.

    Arkadaşlık çevresini beğenmiyorsanız, onu iyi tanıyarak kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda alternatif bir çevre oluşturabilirsiniz. Bu çevreyi oluştururken seçenekler sunmalı ve onun keyifle katılabileceği aktiviteleri içermesine özen göstermelisiniz.

    Çocuğun kendi kimliğini bulmaya çalıştığı bu dönemde, olumsuz veya istenmeyen bir duruma “hayır” diyebilme çabası aile tarafından desteklenmelidir.

    Ergenlik sürecinde ebeveynler çocuklarının fazla sayıda arkadaşları olmasından yakınabilirler; ancak bunun sürecin bir parçası olduğu unutulmamalıdır.

    Ergenlik dönemi bir değişim dönemidir. Değişim dönemleri zordur ve duygularda iniş çıkışlar görülmesi çok normaldir. Bu yüzden evde olduğu gibi arkadaşlık ilişkilerinde de iniş çıkışlı bir süreç geçirir. Bir gün arkadaşlarıyla çok iyi sizinle çok iyi bir gün çok sıkıntılı olabilir.”Neden tutarsızsın neden böylesin!” sorgulamalarından uzak durun.

    Zamanının üçte biri kadar bir kısmını arkadaşlarıyla paylaştığını göz önünde bulundurursanız arkadaşlarını tanımanın önemi ortaya çıkar. Bu tanıma süreci içinde baskı yapmadan, dedektiflik yapmadan günlüklerini ve özel yazışmalarını kurcalamadan bir yaklaşım geliştirmelisiniz. Eve çağırmasına izin vermelisiniz. Arkadaşlarından bahsettiğinde ya da bir olay anlattığında yargılayıcı yorumlar yapmadan arkadaşları hakkındaki bilgileri veri tabanı oluşturmak için biriktirmelisiniz.

    Arkadaşlarıyla zaman geçirmek ve aktivitelerde bulunmak için sizden izin istediğinde bu dönemin gelişme dönemi olduğunu kabul ederek yeni sınırlar belirleyebilir ve bu konudaki sorumluluklarına göre sonuçları onunla birlikte düzenleyebilirsiniz.

    Arkadaşlık ilişkilerinin temel atıldığı okul ortamı oldukça önemlidir. Bu dönemde okulun ve öğretmenlerinin ergene bakış açısı ve sosyal gelişimi için ne tür aktiviteler düzenlediği oldukça önemlidir.

  • Kortizon kullanımı yan etkileri; astım bronşit

    Astım Bronşitte; İnhaler steroidlerin sistemik etkilerini değerlendiren çalışmaların çoğunluğu 5 yaşından büyük çocuklarda yapılmıştır. İnhaler steroidlerin astımlı çocuklarda büyüme üzerine etkilerini değerlendirirken bazı özellikler gözönünde tutulmalıdır. Örneğin, astımlı çocukların çoğunda ilk dekadın sonunda büyüme hızında azalma görülmektedir . Büyüme hızındaki bu azalma ergenliğin ortalarına kadar devam etmekte ve ergenliğin başlamasındaki gecikmeyle ilişkili görülmektedir.

    Ergenlik öncesi büyüme hızındaki azalma büyüme geriliğini taklit eder. Ancak, pubertedeki gecikme iskelet gelişimiyle uyumlu olduğu için çocuğun kemik yaşı boyuyla uyumlu olmaktadır. Sonunda erişkin boyu azalmamakta, ancak normalden daha geç bu boya ulaşılmaktadır. Astımı kontrol etmek için günde 400 mcg inhaler budesonid kullanımının boy üzerindeki etkisi düşük sosyoekonomik durumdan daha azdır . Ayrıca kontrol altında olmayan astımın büyümeyi olumsuz etkilediği de unutulmamalıdır. Günlük olarak 100-200 mcg inhaler steroidle büyüme üzerine olumsuz etki bildirilmemiştir. Büyüme geriliği doza bağımlı olup, çeşitli inhalerler arasında farklılıklar bulunmaktadır. Adolesanlara göre 4-10 yaş grubu çocuklar büyüme geriliğine daha yatkın olup, tedavinin birinci yılındaki etkiler genellikle geçicidir. İnhaler steroidlerin çocuklar üzerindeki potansiyel yan etkileri osteoporoz ve kırıklar olarak tarif edilir. Uzun dönem çalışmalarında inhaler steroid tedavisinin kemik dansitesine genel olarak olumsuz etkisi bulunmamıştır ve kırık riskini arttırdığı gösterilememiştir. İnhaler steroid kullanımı çocuklarda obeziteye neden olmaz. Inhaler steroid kullanımı çocuklarda katarakt gelişimine neden olmamaktadır .

    Santral sinir sistemi etkileri: İnhaler steroid kullanımında hiperaktif davranış, saldırganlık, uykusuzluk, konsantrasyon bozukluğu görülmüş olmakla beraber, geniş hasta gruplarında yapılan iki uzun dönem çalışmada böyle bir etki gözlenmemiştir . Nadir görülen bir problem olan kandidiyazisi aracı tüp kullanımı ,oral kandidiyazisi azaltır . Bu yan etki daha çok birlikte antibiyotik kullanımı, yüksek doz veya aracı tüp olmaksızın inhaler steroid kullanımı ile iliş- kilidir. Korunmada ağız çalkalamak faydalıdır . Budesonid tedavisi sırasında seste kalınlaşma veya değişiklik görülme sıklığı plaseboyla aynıdır . Diş sağlığı: İnhaler steroid tedavisi diş çürüğüne neden olmaz.

  • ÇOCUKLARDA SÜNNET

    ÇOCUKLARDA SÜNNET

    Sünnet ettirmek için ideal yaşı 6 yaş ve civarıdır. Çocuklarımızı 6 yaş altında sünnet ettirebilirsiniz. Genel olarak 6-7 yaş üzerine çıkmamaya gayret gösterin. Çocuklar 7 yaş üzerine çıktıklarında daha fazla korku geliştire biliyorlar. Bu konu ile ilgili daha fazla korku ve deneyim sahibi oluyorlar. Onların bu tür korkulardan daha fazla etkilenmemeleri için en önemli merkez noktası siziniz. Eğer siz sinirli, gergin,sıkıntılı iseniz onlar bu durumdan etkileneceklerdir. Bu etkilenme korkuya dönüşecektir. Aile de annenin tepkisi çok önemlidir. Onun rahat kendinden emin ve huzurlu olması çocuğu rahatlatacaktır. Bazen aileler düğün hazırlıklarına kendilerini o kadar kaptırırlar ki çocuğun heyecanını, korkusunu, sıkıntısını göremezler. Burada en önemli olan çocuğun korkusu, kaygısı, endişesidir. Bu endişeyi fark edip bu endişeyle ilgili çocuğu rahatlatmak gereklidir. Bu rahatlatma zamanında yapılmazsa çocuğun var olan korkusu daha fazla artabilecektir. Bu konuda korku çok yoğunlaştıkça bu konuyla ilgili psikolojik destek istenebilir. Sünnet konusundaki ikinci zorluk ise ailede iki çocuk varsa ve diğeri kız çocuksa bu defa da sünnet için gelen hediyeleri, yapılan şenliklerden, düğünlerden etkilenebilmektedirler. Kız çocuk bu durumdan etkilenmekte, etkilenmesinin sonucunda da sünnet olan çocuğu üzecek konuşmalar, davranışlar yapabilmektedir. Hem bu surumu engellemek hem de çocuklar arsında ayrım olmamasını sağlayabilmek için dikkatli davranılmalı diğer çocuğa bu durum izah edilmeli ona da hediyeler alınmalı. İki çocuğun hediyeleri dengelenmelidir. Bir başka sorunda bir çocuğun sünneti diğerinden şaşaalıysa bu defa diğer çocuk bu durumdan etkilenebilmektedir. Eğer ekonomik nedenlerden dolayı sünnet büyük yaşlara kaldı ise çocuk bu defa utanma geliştirebilmektedir. Nadirde olsa sünnet düğünlerinde, büyüklerin kendilerine uygun eğlenmesi veya aşırı alkol alması çocuğu korkutabilmektedir. Düğünün amacı çocuğu eğlendirmek olmalıdır. Araştırmalar çocuklarda sünnetten sonra kekemelik başladığından söz edebilmektedirler. Burada kekemeliğe, sünnet sırasındaki korku etkin olabilmektedir. Yine sünnet sırasında kurban kesmek, kurbanın kanını çocuğun alnına sürmek gibi ritüeller de çocukları korkutabilmektedir. Yine düğün için gece geç saatlere kadar hem sünnetli çocuğun hem de diğer çocukların uyanık kalması çocuklar için zararlıdır. Sünnet sonrası yapılan bakım ve pansumanlarda çocuğu korkutabilmektedir. Çocuklara sünnet ve sünnette neler yapılacağı, sünnet sonrası pansumanlar konusunda kısa, öz ve bilgiler çocuğun anlayacağı şekilde verilmelidir. Sünnetle ilgili çocuğunuzla konuşun. Onun yanında olduğunuzu ona anlatın. Hatta kendi sünnetinizi, kendi kardeşinizin sünnetini anlatın. Siz sünnette korktu iseniz korktuğunuzu anlatın. Büyümek olduğunu anlatın. ‘Ama artık erkek oldun, adam oldun, sorumluluklar yüklendin’ gibi çocuğun kafasını karıştıracak konuşmalar yapmayın, sakin olun, çocuğa dokunun, sarılın ve yalan söylemeyin. Olacakları anlatın. Özel bir durum olursa yanında olun. Sonra nasıl olay halloldu bunu da mutlaka anlatın. Eğer sünnet hastanede olacaksa bir gün öncesinden çocuğu hastaneye götürüp hastanedeki sünneti yapacak doktorla tanıştırın. Sünnet için kullanılacak aletleri çocuğa tanıtıp ameliyathaneyi gösterin bu süreç onun korkusunu azaltacaktır. Sizinde onun gibi anne-baba olarak çocuğunuzdan daha heyecanlı olduğunuzu anlatın.

  • İKİNCİ EVLİLİKLER

    İKİNCİ EVLİLİKLER

    Ölüm veya boşanma yoluyla aile kopmuş olabilir. Bu doğal bir yaşam sürecidir. Biz uzmanların uyarısı, bu doğal yaşam sürecinde eski günlerin hesaplaşmasıyla uğraşmak, bir suçlu aramak, bu yoğun üzüntüyü sürdürmek çocukların ruhsal sağlığı bakımından uygun değildir. Hayat devam etmektedir. Bir süre sonra ikinci evlilik fikrini ortaya atmakta yarar vardır. Anne babalar, çocuklarının ikinci evliliğini istemediklerini veya ikinci evlilikten psikolojik olarak olumsuz etkilenecekleri konusunda önyargılıdırlar. Bu önyargıların bir kısmı yanlış inanışlar, bir kısmı da bilgi eksikliğinden ileri gelmektedir. Günümüzde boşanmaların artmasından dolayı üvey evlilikleri sık sık görmekteyiz. Bu durum bize açıkça göstermiştir ki iyi, uyumlu bir evlilik her zaman evlenmeyerek çocuğun sağlığını koruma düşüncesinden daha iyidir. Eğer aynı eşle yeniden bir araya gelme fikri eşler arasında netlik kazanmışsa, yeni evlilik fikri çocuklar açısından hiçbir tehlike yaratmaz. Hatta rahatlatıcı olabilir. Çünkü çocuklar ailelerinin yeniden bir araya gelmelerini istedikleri için bu konuda belirgin bir beklenti içindedirler. Bu beklenti gerçekte anne ve babanın böyle bir fikri yoksa çocuğu hem rahatsız hem de mutsuz edecektir. Yeni evlilik fikri anne babayı barıştırmak için ne yapmalıyım, nasıl davranmalıyım çabasını ortadan kaldıracağı için çocuğu rahatlatacaktır. Her evlilikte sorunlar çıkabilir. İkinci evlilikte de doğal olarak sorunların çıkabileceği baştan kabullenilirse sorun çıktığında kişiler daha rahat olacaklardır.

    Sadece çocukları düşünerek erken evlenmeye çalışmak da istenilen bir durum değildir. Çocuklar üvey anne ve babaları severken veya onlarla olumlu ilişkiler içine girerken zorlanırlar. Bu doğal bir durumdur. Çünkü her çocuk üvey anne, baba ve kardeşleriyle iyi ilişkiye girerse gerçek ebeveynlerine haksızlık yapmış, kendini onlara karşı suç işlemiş olarak kabul eder. İlişkilerin başlangıcında bu vardır. Özellikle üvey ilişkilerde sabır, anlayış, hoşgörü ve zaman tanımak önem kazanmalıdır. Çocuklar kendi ailelerini de sınırlar, zorlarlar, kendilerini sevip sevmediklerini kontrol ederler. Üvey olan ebeveyn bu durumu bildiği halde yine de üzülmekte ve aceleci davranabilmektedir. Uzak ve yakın akrabalar üvey ebeveyne önyargılı davranırlar. Biz uzmanların önerisi; bu zor görevde hem eşin hem de yakın çevrenin olabildiğince önyargılı olmadan üvey ebeveyne destek olması, sabırlı ve hoşgörülü davranmasıdır.