Etiket: Çocuklar

  • Çocuklarda görülen kalp hastalıkları nelerdir?

    Çocuklarda görülen kalp hastalıkları nelerdir?

    Çocuklar yetişkinlerin küçülmüş hali olmayıp sürekli büyüyen ve gelişen insanlardır. Bu nedenle çocuk kalp hastalıkları yetişkinlerin kalp hastalıklarından oldukça farklıdır. Son yıllarda çocuklarda görülen kalp hastalıklarında gerçek anlamda bir artış olmasa da halkımız ve doktorlar arasında bu hastalıkların tanınması artmıştır.

    Çocuklarda görülen kalp hastalıkları temel olarak üç gruba ayrılmaktadır. Bunlar doğumsal veya doğuştan kalp hastalıkları, kalp ritim bozuklukları ve sonradan gelişen (kazanılmış = edinsel) kalp hastalıklarıdır.

    1. Doğumsal kalp hastalıkları (halk dilinde “kalp delikleri”) yenidoğan bebeklerin yaklaşık yüzde 1’inde görülmektedir. Bunların da yaklaşık yüzde 25’i “kritik kalp hastalığı” olarak değerlendirilmekte ve bu hastalara kardiyak kateterizasyon, anjiyokardiyografi ve/veya açık kalp ameliyatı ile müdahale gerekmektedir. Uygun ve zamanında girişimle kritik kalp hastalığı ile doğan bebeklerin yaklaşık yüzde 80’i bir yaşına ulaşabilmektedir. Daha önceki yıllarda çaresiz gibi görülen birçok durumda başarılı girişimler ve ameliyatlar yapılabildiği için, erişkin yaşlara ulaşan doğumsal kalp hastalığı olan hastaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır.

    2. Çocuklardaki diğer önemli bir kalp hastalığı grubu kalp ritim bozukluklarıdır. Bu bozukluklar çocuklarda çarpıntı, bayılma, hatta ani ölüm gibi bulgularla ortaya çıkabilmektedir. Bu bozuklukların sıklığı geçmişte düşünülenden çok daha fazladır. Öyle ki bazı bozukluklar 250 çocuktan birinde görülebilmektedir. Ancak bu bozuklukların tanısı genellikle zamanında ve doğru konulamadığı için sıklıkla gözden kaçmaktadır.

    3. Sonradan gelişen (kazanılmış = edinsel) kalp hastalıkları arasında ise bazı viral veya bakteriyel enfeksiyonlar, romatizmal kalp hastalığı, ilaçlara veya zehirlenmelere bağlı sorunlar ve kalp kası bozuklukları yer almaktadır. Romatizmal kalp hastalığı ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde doğuştan olmayan kalp hastalıklarının en önemli nedenidir. Kalp hastalıklarının çocuklarda her zaman bulgu vermediği ve hayatı tehdit edebildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle her çocuğun en az bir kez Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.

    Kalp hastalığı tanısı konulan çocuklarda enfeksiyon hastalıklarından korunma, aşıların düzenli yapılması, iyi beslenme ve bakım ile Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından yakın takip oldukça önemlidir.

  • Çarpıntı (ritm bozuklukları)

    Aritmiler (ritm bozuklukları)
    Aritmi anormal kalp ritmidir. Çocuklar kalbin hızlı çarpması (taşikardi), yavaş çarpması (bradikardi) veya düzensiz çarpması gibi bulgu veren ritm bozuklukları ile doğabilirler veya herhangi dönemde ritm bozuklukları oluşabilir. Ritm bozukluklarına aritmi denir. Aritmi tanısında elektrokardiyogram (EKG), 24 satlik EKG (Holter), egzersiz testi (efor testi), elektrofizyolojik çalışma yöntemleri kullanılır.

    Aritmi nedenleri nelerdir?
    Aritmilerin büyük kısmı yapısal olarak normal kalpli çocuklarda görülmektedir. Ancak bazı çocuklarda aritmilerin kalp anormallikleri ilişkili olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla aritmi ile gelen bir çocukta mutlaka kalp anormalliği olup olmadığı araştırılmalıdır. Ayrıca hastada aritmiye neden olabilecek bir ilaç kullanımı, aşırı kafein alımı, tütün ve stres faktörü sorgulanmaktadır.

    Aritmilerin kalıtsal tipleri var mı?
    Aritmilerin ve kalp hastalıklarının belirli bazı tipleri kalıtsal olabilmekte ve aynı aile içinde çok daha sık görülebilmektedir (anneden, babadan çocuğa geçebilmekte). Ayrıca bazı gen defektlerinin de belirli bazı aritmilere ve kalp hastalıklarına neden olduğu bilinmektedir. Bu tür hastalıklarla karşılaşılması halinde tüm aile bu hastalık açısından taranmakta ve gerekirse gen defekti testi yapan merkezle ilişkiye girilerek araştırılabilmektedir. Bu hastalıklara örnek olarak uzun QT sendromları verilebilir.

    Aritmiler ne gibi yakınmalara-bulgulara neden olur?
    Yakınma ya da bulgular hafif olabileceği gibi ağır da olabilir. Kalbin hızlı çarpması, göğüste çarpıntı hissi, halsizlik, baş dönmesi, göz kararması, bayılma ya da göğüs ağrısına neden olabilir.

    Normal ve anormal kalp ritmleri nelerdir?

    Normal sinus ritmi: Sağ kulakçığın üst kısmında bulunan sinus düğümünden kaynaklanan elektriksel uyarıların oluşturduğu kalp ritmidir. Bu düğüm büyük çocuklarda dakikada 70-110 kez uyarı oluştururken yaş küçüldükçe hız bir miktar artmaktadır.

    Sinus aritmisi: Kalp hızındaki solunumla ortaya çıkan dalgalanmalardır. Daha küçük çocuklarda daha sık gözlenir. Normal olduğu düşünülmektedir.
    Sinus taşikardisi: Sinus düğümünden kaynaklanan o yaş için belirlenmiş normal kalp hızından daha yüksek kalp hızıdır.
    Sinus bradikardisi: Sinus düğümünden kaynaklanan o yaş için belirlenmiş normal kalp hızından daha düşük kalp hızıdır.
    Supraventriküler ekstrasistol: Kulakçıklardan kaynaklanan erken kasılmalardır. Sağlıklı çocuklarda sık görülür. Nadiren bulgu verir.
    Supraventriküler taşikardi (SVT): Kalbin üst boşluklarından (kulakçıklardan) kaynaklanan hızlı kalp atımı atağıdır. Saniyeler kadar kısa süreli olabileceği gibi günlerce sürebilir. Bu sırada kalp hızı genellikle 150 atım/dk’ nın üzerindedir. Bir çok nedeni vardır.
    Wolf-Parkinson-White sendromu (WPW): Çocuklardaki SVT’ lerin en sık nedenidir. Kulakçıklarla karıncıklar arasında normal iletim yoluna ek olarak fazladan bir kas bandının bulunması nedeni ile ortaya çıkar. Bu ekokardiyografi sırasında görülemeyecek kadar küçük bir kas bandıdır. Ancak EKG’ den anlaşılabilir. Bebeklik döneminde kendiliğinden kaybolabilirken bebeklikten sonra nadiren kendiliğinden düzelir.
    AVNRT (AV düğüm döngüsel taşikardi): Daha çok erişkinlerde görülür. Bebeklerde nadiren görülür. AV düğüm içinde bulunan ekstra bir yol nedeni ile oluşur. Çok ani olarak ortaya çıkar ve sonlanır.
    Atrial flatter: Çocuklarda nadirdir. Kulakçıklar içindeki anormal elektriksel bir döngüden kaynaklanır. Yenidoğan döneminde iyi huyludur ve genellikle 1-2 yıl içinde kendiliğinden düzelir. Daha ileri yaşlarda genellikle karmaşık kalp anomalileri nedeniyle ameliyat olmuş hastalarda gözlenir.
    Atrial fibrilasyon: Çocuklarda nadirdir. Kulakçıklardan kaynaklanan düzensiz çok sayıda elektriksel uyarılar nedeni ile ortaya çıkan düzensiz SVT’ dir. Nadiren ailesel formları vardır. Kalp ameliyatları sonrası da ortaya çıkabilir.
    Ventriküler ekstrasistol (VES), Karıncıklardan kaynaklanan erken atımlardır. Normal kalpli çocuklarda da görülmekle birlikte bir anormalliğe işaret edebileceğinden araştırılmalıdır.
    Ventriküler taşikardi: Karıncıklardan kaynaklanan düzenli ve hızlı kalp atımlarıdır. Kısa veya uzun süreli olabilir. Sıklıkla altta yatan bir kalp hastalığı ile birlikte görülebilir.
    Ventriküler fibrilasyon: Karıncıklardan kaynaklanan düzensiz ve çok tehlikeli yüksek hızlı kalp ritmidir. Bu durumda kalp yeterli kasılamayacağından kan pompalayamaz.
    Kalp bloğu: Kalbin yukarısından (sağ kulakcıktan) başlayan elektriksel uyarı aşağı karıncıklara ulaşıncaya kadar belirli iletim yollarından geçer. Bu yolların herhangi bir noktasında blok olması durumunda yukarıdan gelen elektriki uyarı aşağı karıncıklara iletilemez. Dolayısıyla kulakcıklarla karıncıklar arasındaki uyum bozulur. Bu durumda genellikle alttaki karıncıklar yukarıdaki kulakçıklardan çok daha düşük hızda kasılırlar.
    Hasta sinus sendromu: Belirli bir kalp hastalığı ya da ameliyat nedeniyle sinus düğümünde gelişen hasar nedeniyle sinus düğümünden çıkan elektiksel uyarıların hızının çok yavaşlaması ve aşırı duraklamalar olmasıdır. Anormal düşük kalp hızlarına neden olabilir.

  • Çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişiminde anne sütünün etkisi

    Doğadaki her memeli yavrusu için en doğal ve ideal besin kendi annesinin sütüdür. Anne sütü bebek beslenmesinde; büyüme ve gelişme için gerekli tüm sıvı, enerji ve besin öğelerini içinde bulunduran, sindirimi kolay, biyoyararlınımı yüksek, kolay ulaşılabilen doğal bir besindir. Günümüzde birçok uluslar arası organizasyon (Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF) ve bilimsel topluluklar tarafından anne sütü bebek için altın standart, en iyi besin kaynağı olduğu kabul edilmiştir. Başta beslenme olmak üzere anne sütünün bebek için sağlık, hastalıklara karşı bağışıklık, gelişimsel, psikolojik, sosyal ve ekonomik pek çok yararı olduğu anlaşılmıştır. Bebek ilk altı ay tıbbi bir gerekçe olmadıkça su dahi verilmeden anne sütü ile beslenmelidir. Altı aydan sonra uygun ek besinlerin verilmesi ile birlikte en az 2 yaşına kadar anne sütüne devam edilmelidir.

    Anne sütü ile beslenme bebeklerin fiziksel gelişimini olumlu önde etkilemektedir. Bebeklik ve erken sebeplerindendir. Özellikle ilk 4-6 aylık dönemde yalnız anne sütü ile emzirme ve süt çocukluğunun ikinci döneminde anne sütü ile beslenmeye devam etme çocukluk çağında ve erişkin dönemde obezite gelişiminden korur. Anne sütü içindeki proteinler, bebeğin büyümesi açısından yeri doldurulamaz bir yere sahip olan esansiyel aminoasitleri sağlar. Daha ilginç olanı, protein konsantrasyonunun ilk ağız sütünden olgun süte büyük bir değişim göstermesidir. Anne sütü oldukça dinamiktir. Üretildiği zamana, salgılanma evresine, meme bölgesine, emzirmenin başında ve sonunda hatta çocuğun gün içindeki ihtiyacına göre değişim gösterir. Bazı çalışmalarda tam kanıtlanamasa bile cinsiyete göre yağ içeriğinin farklı olduğu bulunmuştur.

    Proteinler vücudun ana yapı taşlarıdır. Tüm canlı hücrelerde bulunur ve yaşamsal öneme sahiptir. Sağlıklı büyüme ve gelişme için şarttırlar. Bebeğin ilk yaşı hızlı büyüme ve gelişme için açısından kritik bir zamandır. Bu hızlı büyümenin yüksek protein sentezi ile desteklenmesi gerekir. Anne sütünde protein miktarı formül mamalara göre azdır. Ancak biyoyararlanımı yüksek olduğu için ideal düzeydedir. Anne sütüne uyarlanmaya çalışılan bebek mamalarında ise protein miktarı yüksektir. Bu yüzden mama ile beslenen bebekler hızlı kilo alırlar ve ileride obez olma riski ile karşılaşırlar. Eskiden bebeklikte kilo alımı iyi beslenmenin ve gelişmenin bir göstergesi kabul edilirken şimdi birçok hastalığın kaynağı kabul edilen obeziteye sebep olmaktadır.

    Bebeğin beslenme ihtiyaçları esas olarak çok özel ve tek besin kaynağı olan anne sütü ile karşılanır. Anne sütünün bileşimi bebeklik dönemindeki total protein ve esansiyel aminoasit ihtiyaçları için altın standarttır. Anne sütünde bulunan total protein içeriği ve her bir proteinin konsantrasyonu ilk yıl içinde bebeğin ihtiyaçları doğrultusunda değişikliğe uğrar.

    Formül sütler (mamalar) anne sütü alamayan bebekler için geliştirilmektedir. Bu mamalar hem bileşim olarak hem de yeterli büyüme ve gelişme, bağışıklık sisteminin olgunlaşması ve metabolik sistemin düzenli çalışması gibi fonksiyonel sonuçlar açısından anne sütüne benzer olması önemlidir. Bu yüzden son çalışmalar ile mamalardaki protein miktarı azaltılmakta daha fonksiyonel aminoasitler ile zenginleştirilmektedir. Yapılan birçok gözlemsel çalışmaların sonuçlarına göre anne sütü ile beslenen bebeklerdeki nörolojik gelişim formül sütle beslenenlere göre daha iyi olduğunu göstermektedir.

    Çocuklarda beyin gelişimi anne karnına düştükten sonra başlar ve ergenlik çağına kadar devam eder. Beyin gelişiminin en hızlı olduğu zaman dilimi ise anne karnından başlayarak ilk 2-3 yılda olur. Çocuklar 2 yaşındayken yetişkin ağırlığının %18’ine ulaşmışken, beyinleri ise yetişkin ağırlığının %80’ine ulaşmış olur. Dolayısıyla bu hızlı büyümenin desteklenmesi için beslenme çok önemlidir. İlk 6 ay boyunca anne sütü bebeğin beyin gelişimi için gerekli tüm besinsel ögeleri içerisinde bulundurur. Anne sütü emen çocukların matematiksel olarak daha başarılı ve psikolojik olarak da daha sağlıklı oldukları görülmüştür. Anne sütü ile ilgili çalışmalarda yeterli süre tek başına anne sütü alanların daha aktif oldukları, gelişim basamaklarına daha erken ulaştıkları, zekalarının ve öğrenme güçlerinin belirgin olarak yüksek olduğu belirlenmiştir. Yapılan çalışmalarda ayrıca anne sütü alan bebeklerin ortalama IQ puanları ile öğrenim hayatındaki başarıları da daha yüksek bulunmuştur. Anne sütü alan çocukların beş yaşına geldiklerinde bilişsel işlevlerinin diğer çocuklara göre daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Dört-dokuz ay anne sütü almış, 7-13 yaşındaki ilköğretim çağındaki çocukların mental ve fizik gelişimlerinin hiç anne sütü almayanlara göre daha iyi olduğu bildirilmiştir. Anne sütü ile beslenen çocuklarda konuşma sorunlarının daha az olduğu ve matematik puanlarının daha yüksek olduğu da bildirilmiştir. Düşük doğum ağırlıklı bebeklerde yapılan çalışmalarda da aynı şekilde tek başına olsun veya olmasın anne sütü ile beslenme süresinin çocuğun bilişsel gelişimini olumlu etkilediği gösterilmiştir. Anne sütünün uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri yönünden zengin olması da bilişsel gelişim üzerine olumlu etkisinde açıklayıcı bir faktördür. Bu nedenlerle anne sütü ile beslenmenin bilişsel gelişim üzerine olan etkisi küçük bile olsa toplum açısından düşünüldüğünde özellikle erken doğan ve düşük doğum ağırlıklı olan bebekler ile düşük sosyo-ekonomik düzeydeki bebekler için çok önemli bir etkendir.

    Anne sütü alan çocuklarda başta enfeksiyon hastalıkları olmak üzere birçok akut ve kronik hastalığın görülme sıklığı azalmakta beyin gelişimi daha iyi olmaktadır. Anne sütü sekretuar Ig A, laktoferrin, lizozim, bifidus faktör, proteaz inhibitörleri, kompleman, B12 ve folik asit bağlayan proteinler gibi içerikleri sayesinde hastalıklardan korur, bağışıklık sisteminin gelişmesini kolaylaştırır. Anne sütü alan bebeklerde zatürre, orta kulak iltihabı, menenjit, ishal gibi bulaşıcı hastalıklar ile atopik egzama, astım gibi alerjik hastalıklar daha az görülür veya daha hafif seyreder. Bu durum dolaylı olarak bebeğin ruhsal gelişimini de etkilemektedir. Az hastalanan bebeklerin ruhsal ve nörolojik gelişimi de daha iyi olmaktadır. Anne sütü ile beslenenlerde ileri yaşlarda da allerji, obezite, diyabet, kanser, multiple skleroz, kalp damar hastalıkları gibi hastalıklara daha az rastlanmaktadır.

    Emzirme annelik duygusunun gelişmesine yardımcı olur. Anne ile bebek arasındaki duygusal bağı güçlendirir. Emziren annelerin kendilerine güvenleri fazladır ve bu durum süt verimini olumlu yönde etkiler. Emzirme anne için doğal bir sakinleştiricidir. Anne sütünün sosyal ve ekonomik, yadsınamaz yararları da vardır. Daha az hastalanan çocuk için tedavi giderleri, iş günü ve gücü kaybı sonucu para kaybı azalır.

    Anne sütünün bütün bu yararları yanında daha keşfedilmemiş birçok yararları da düşünülürse bebek için tek ve ideal bir besin kaynağı olduğu görülmektedir. Bu yüzden anne sütü ile emzirme konusunda anneler bilinçlendirilmeli, teşvik edici maddi ve manevi destek verilerek özendirilmelidirler.

  • Çocuk Eğitiminde Ebeveynlere Pratik Öneriler

    Çocuk Eğitiminde Ebeveynlere Pratik Öneriler

    Sağlıklı, başarılı ve mutlu çocuklar yetiştirmek her anne babanın hayalidir. Ancak birçok ebeveyn yaptıkları fedakarlıklara rağmen çocukları ile ilişkilerinde istedikleri başarıyı yakalayamazlar. Bu başarısızlık motivasyonlarının düşmesine ve kendilerini yetersiz hissetmelerine neden olur.

    Motivasyonunu kaybetmiş anne babalar için güzel bir haberim var!

    Çocuklarınız ile aranızdaki iletişimi güçlendirmek çok da zor değil. Sorun çözme becerilerinizi geliştirmek için edineceğiniz pedagojik bilgiler “yeterince iyi” ebeveyn olma konusunda size yol gösterebilir. Bu yazıda size yardımcı olacağını düşündüğüm bazı pedagojik bilgileri çeşitli başlıklar altında derledim. Bu pratik bilgilerin işinize yaramasını dilerim. İyi okumalar.

    Çocukların Dinleyeceği Şekilde Nasıl Konuşulur?

    Çocuğunuzla iletişim kurarken ne söylediğiniz değil nasıl söylediğiniz önemlidir. Sözünüzü dinletmek için öfkeli bir yüz ifadesi ve yüksek ses tonu kullanmayın. Çocuklar kendilerine öfkelenmiş bir yetişkini dinlemek istemezler. Uzun cümleler yerine kısa cümleleri tekrarlı söylemeli, Sevecen ama net bir yüz ifadesi kullanmalı, yumuşak ve kararlı bir ses tonu ile çocuğa seslenmelisiniz. Bu çocuğun sizi dinlemesini sağlayacaktır. Böylece çocukla çatışmaksızın iletişim kurmuş olursunuz.

    Çocuğunuza Yemesi İçin Neden Yalvarmamalısınız?

    Yeme alışkanlığı edindirmede ebeveyn tutumu çok önemlidir. Çocuğunuz yemeğini yemediğinde sinirlenmeyin ya da tabağındakileri bitirmesi için ona yalvarmayın. Bu yemek yemenin bir ilgi çekme malzemesi olarak algılanmasına yol açar. Bunun yerine yemek zamanlarını çocuğunuza uygun bir düzende ayarlayın, yiyeceği yemeği seçmesine izin verin, çeşitli ve dengeli ürünler sunun. Böylece yemek yeme doğal bir ekinliğe dönüşür. Çocuk tarafından iletişim aracı olarak kullanılmaz.

    Övmek Nasıl İşe Yarar?

    Çocuklar belli davranış kalıplarını öğrenirken övgüye ihtiyaç duyarlar. Ancak övgüyü çocuğun şahsını övmek için kullanmamalısınız. Aksi taktirde çocuğun kendine verdiği değer ile davranışı arasında bağlantı kurmuş olursunuz. Övgü her zaman davranışa yönelik olmalıdır. Örneğin, “Güzel yiyorsun” denebilir ama “Yemek yediği için güzelleşiyor kızım” denmemelidir. Böylece çocuk kendilik değeri ile ilgili bir yanılgıya düşmez. Doğru övgü olumlu davranışları pekiştirir.

    Yalan

    Okul öncesi yaş döneminde Yalan bağımsızlığa giden bir yoldur. Bu yaş döneminde Yalan söylediğinde çocuğa aşırı tepki vermeyin. Kızgın tepkiler vermek bir dahaki sefere sizi kızgın görmek istemediği için çocuğun doğruyu söylemekten kaçınmasına yol açar. Bunun yerine neden yalan söylediğini anlamaya çalışın ve ona gerçeğin yararlarını anlatın. Gerçeğin sizin için önemini bilmek çocuğunuza doğru söylemenin ne kadar önemli olduğunu gösterecektir.

    Sen ile Başlayan Cümleler

    Sen ile başlayan cümleler dinleyiciyi kendini savunmaya yönlendirir. Çocuğunuzla kurduğunuz iletişimde sen dilini kullanmamalısınız. Örneğin “Çok tembel bir çocuksun! Neden eşyalarını hiç toplamıyorsun?” gibi cümlelerle onu eleştirmemelisiniz. Bu yaklaşım şekli çocuğun sizi duymazdan gelmesine ya da daha fazla karşı koymasına neden olur. Bunun yerine kendi duygularınızı ifade eden Ben dilini kullanmalısınız. Böylece çocuk kendini suçlanmış hissetmeyecektir. Sorunlarınız ben dili ile çözmek çatışmaları azaltır.

    Ben İle Başlayan Cümleler

    Çocuğunuzla aranızdaki birçok kavganın nedeni iletişimsizliktir. Sadece ne söylediğinizi değil, nasıl söylediğinizi de göz ardı etmemelisiniz. Aksi takdirde vermek istediğiniz mesaj çocuğunuza ulaşmaz. Konuşurken doğru kelime seçimine, beden diline ve ses tonuna dikkat etmelisiniz. Yargılamayan, yumuşak ve kararlı ifadeler çocuğunuzun sizi dinlemesini sağlar. Doğru iletişim biçimi çocuğunuz tarafından anlaşılmanızı ve onunla iş birliği yapmanızı kolaylaştırır.

    Çocuklar Neden Ağlar?

    Çocukların ağlama sebeplerinden biri Duygusal yoksunluktur ve giderilmemiş duygusal ihtiyaçlardan kaynaklanır. Yoksunluğa düşen çocuk asla ağlatılmamalıdır. Aksi takdirde çocuğun duygusal gelişimi zarara uğrar. Böyle bir sebepten ağlayan çocuk mutlaka kucaklanmalı ve teselli edilmelidir. Çünkü çocuğun sevilmeye, dokunulmaya ve teselliye ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçları karşılandığında çocuk kendini emniyette hisseder. Ebeveyni ile Yakınlık kurma, içine düştüğü boşluk duygusunu giderir.

    Çocuk Neden Küser?

    Küsme bir duyguları ifade etme aracıdır ve bazen çocuklar problem çözme aracı olarak küsme yöntemine başvurabilirler. Hangi sebeple küsmüş olursa olsun anne babalar çocuğu ikna etmeye yahut da üzerine çok giderek barışmaya çalışmamalıdırlar. Çünkü küsmenin işe yaradığını gören çocuk, sık sık küsme davranışı sergiler. Bunun için anne baba küsen çocuğun isteklerini yerine getirmemelidir. Böylece çocuk küsmenin işe yaramadığını görecektir. Küsmeden duygularını ifade etmek doğal iletişim kurma becerilerini geliştirir.

  • Çocuklarınıza kar yedirmeyin!

    Kar yemek mikrobik enfeksiyonlar başta olmak üzere üst solunum yolları rahatsızlıklarına sebebiyet vermektedir

    Kar yeme alışkanlığının özellikle çocuklarda sık karşılaşılan bir durumdur.Karın gökyüzünden inmesi sırasında bünyesine dahil ettiği birtakım mikroorganizmaların enfeksiyonlara ve ayrıca üst solunum yolları rahatsızlıklarına sebebiyet vermektedir.

    Türk kültüründe yer alan değişik biçimlerde kar yeme alışkanlığının çocuklarda ciddi hastalıklara yol açtmaktadir. Çocuklar kar yerken mikroorganizmaları da vücutlarına alır. Bu da çocuklarda karın ağrısı, kusma ve bazen de zehirlenmeye kadar varan rahatsızlıklara sebebiyet verebilir. Ayrıca boğaz iltihabı da sık rastlanan bir vaka. Kar suyunda iyonize bazı maddeler yok, bu yüzden kalsiyum eksikliğine de yol açabilir. Biz bundan ötürü çocukların kar yemesine karşıyız.

    Kar yemenin ardından ishal, kusma, boğaz ağrısı gibi rahatsızlıklar görüldüğünde çocukların aileleri tarafından derhal en yakın sağlık kuruluşuna götürülmesini gerekmektedir.Ebeveynlerin bu durumu erken fark etmelerinin tedavi süresini kısaltacaktır.

  • Kilolu çocuklara zorla diyet yaptırmayın!

    Çocuklara zorla diyet yaptırmak çözüm mü?

    Aşırı kilolu çocuklara karşı ailelerin yanlış yaklaşımlarda bulunmasının, çocukların ömür boyu kilo sorunuyla boğuşmasına neden olacaktır. Çocukları kilo vermeleri için aç bırakmanın ya da diyet uygulamak yanlış bir uygulamak olacağı gibi bunun çocuklarda psikolojik ve sosyal sorunlara yol açabilir.

    Kilolu çocukların beslenmesine çok dikkat edilmesi gerekir. Kilolu çocuklara karşı annelerin olumsuz yaklaşım içerisinde olmamalıdır. Öncelikli olarak çocuğun normal gelişimini sağlamak önemlidir. Bu yüzden kesinlikle çocuğunuzu kilo verdirme amacıyla aç bırakmayın ya da büyüklerin uyguladıkları düşük kalorili diyetleri çocuklarınıza uygulatmaya kalkışmayın. Bu dönemde yapılacak yanlış bir yaklaşım çocuğun tüm hayatını etkileyebilmektedir.

    Çocuklar için anne-babaların iyi bir örnek olmaları gerekmektedir.Babası televizyon karşısında cips yiyen ya da annesi sebzeyi görünce yüzünü buruşturan bir çocuktan aksi bir davranış beklemek mümkün olmayacakyır. Eve cips ,çikolata,kola,hazır meyve suları gibi besinler almayın. Çocuğunuzu bu tip gıdalardan uzak tutun. Israr ederse onunla oturup bu tip besinlerin bünyesine nasıl zarar verdiğini uygun bir dille anlatın ama sakın korkutmayın. Okula gidiyorsa beslenme çantasını siz hazırlayın kek ,kurabiye , börek , meyve suyu gibi besinler yerine sandaviç , süt / ayran , meyve tarzında menüler oluşturun. Okulda ne yediğine çok dikkat edin.

  • Pedofili ve Çocuk İstismarı

    Pedofili ve Çocuk İstismarı

    Pedofili ve istismar kelimelerini aynı karede paylaşmak bile hoş değilken, bu kelimeleri çocuklarla birlikte kullanmak ne kadar korkunç!

    Öncelikle açılımını yapmak gerekirse pedofili; yetişkin bir kimsenin ergenlik öncesi çocukları veya ergenliğe yeni girmişleri cinsel açıdan çekici bulması ve cinsel eğiliminin çocuklara yönelik olmasına neden olan psikoseksüel rahatsızlıktır.

    İstismar ise; yaşı ve cinsiyeti ne olursa olsun herhangi birinin yaşamına yönelik kötüye kullanım anlamına gelir. Kelime kelime açıklıyorum ki, en büyük sorunumuz ve eksikliğimiz olan eğitimsiziliği, cehaleti gidermek adınadır.

    Yetişkinlerin istismar edilmesine bile katlanamazken, çocukların istismarı… üç nokta ile cümlemi bitiriyorum ki, söyleyecek çok şeyin olması ama kelimelerin kifayetsiz kalmasındandır.

    Herkesin bir sınırı vardır. Ama tüm insanlık olarak ortak kırmızı çizgimiz pedofili ve istismardır (fiziksel-psikolojik). Halbuki ne kadar kabul etsek de etmesek de pedofili psikolojik bir rahatsızlıktır. Cinsel bir yönelimdir. Yani bu doğuştan gelen dürtülerle ilgili bir durum ve bunun sonradan değiştirilmesi mümkün değildir, tıpkı diğer cinsel yönelimlerde olduğu gibi.

    Pedofili genel tanımında hem suç hem de cezai indirimi olmaması gereken bir hastalık olarak da bilinir. Ne yazık ki şunu eklemekte fayda vardır; pedofiliden muzdarip insanların bu alanda yapılan araştırmalarla henüz iyileşebildikleri görülmemiştir. Tedavi olsalar dahi bu tedaviler sadece kendilerini baskıladıkları gözlemlenmiştir.

    Aileler gizlemeye, üstünü örtmeye, bastırmaya çalışıyor ya da kabullenmek istemiyorlar. Halbuki pedofili ve cinsel istismar toplumsal bir olaydır. “Elalem ne der?” baskısı ile kabuklarına çekiliyorlar ve olan çocuklara oluyor. Hayatlari boyunca psikolojik ve fizyolojik bir çok sorun yaşıyorlar. Özellikle Travma Sonrası Stres Bozukluğu belirtileri görülmektedir.

    Toplum eğitilmeli, tamam güzel hepimiz aynı fikirdeyiz, ama bazı şeyleri eğitimle veremeyiz. Bunun bir yara olduğunu kabullenip bu yarayı kapamaktan ziyade içindeki kirli kanın akmasına bırakın izin verin. Ağzınızı kapanın yanı sıra, ağzı kapalı olanların, sesi çıkamayınları sesi olun. Böyle bir olayı hissettiğiniz an gerekli yerlere bildirin. Hele ki bu çocuklarımız ise…Unutmayın çocuklar uyurken sessiz olunur, istismara uğrarken değil..!

  • HER HAREKETLİ ÇOCUK DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE)

    HER HAREKETLİ ÇOCUK DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE)

    TANISI ALIR MI?

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı
    • 12 yaşından önce başlamış olmalı
    • En az 6 aydır devam ediyor olmalı
    • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma, uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan, sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük, sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme, oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme, tartışma, kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    • Zamanı iyi kullanamama
    • Dağınıklık/düzensizlik
    • Hırçınlık
    • Sosyal beceri sorunları
    • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri
    • Kendine güvenememe
    • Uyku sorunları
    • Duygusal dalgalanmalar

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    • Özgül öğrenme güçlüğü
    • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu
    • Davranım bozukluğu
    • Depresyon
    • Kaygı bozuklukları
    • Tik, Tourette bozukluğu

    Çevresel Etkenler;

    • Ailede benzer belirtiler
    • Aile içi stres,şiddet
    • Travmalar

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    • İlaç tedavisi

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    • Anne-baba eğitimi

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    • Öğretmenlerin eğitimi

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    • Bilişsel-Davranışsal Tedaviler
    • Deneyimsel Oyun Terapisi

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Çocuğundaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu, ümitsizlik ve üzüntü içerisinde olabilirler.

    TANISI ALIR MI?

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma, uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan, sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük, sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme, oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme, tartışma, kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    Çevresel Etkenler;

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Çocuğundaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu, ümitsizlik ve üzüntü içerisinde olabilirler.

    DEHB İLE İLGİLİ HİZMETLERİMİZ

    DEHB tanısı almış çocuklarla ilgili Merkezimizde yapılan birden çok çalışma vardır. Çocuğun ve ailenin ihtiyacına göre danışmanlık yapılır, uygun ev ve yaşam alanı oluşturulur, doğru davranışlar ebeveyne öğretilir ve çocuğa uygun bir terapi yöntemi uygulanır.

    • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisindeki bu gerginlik hali, tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.
      • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı
      • 12 yaşından önce başlamış olmalı
      • En az 6 aydır devam ediyor olmalı
      • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir
      • Zamanı iyi kullanamama
      • Dağınıklık/düzensizlik
      • Hırçınlık
      • Sosyal beceri sorunları
      • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri
      • Kendine güvenememe
      • Uyku sorunları
      • Duygusal dalgalanmalar
      • Özgül öğrenme güçlüğü
      • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu
      • Davranım bozukluğu
      • Depresyon
      • Kaygı bozuklukları
      • Tik, Tourette bozukluğu
      • Ailede benzer belirtiler
      • Aile içi stres,şiddet
      • Travmalar
      • İlaç tedavisi
      • Anne-baba eğitimi
      • Öğretmenlerin eğitimi
      • Bilişsel-Davranışsal Tedaviler
      • Deneyimsel Oyun Terapisi
      • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisindeki bu gerginlik hali, tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.
      • Çocuğa yeni davranışlar kazandırma yolunda ilerlerken farkında olmadan fazla yüklenilebiliyor. Baskılama ve yüklenmeler çoğu zaman ailelere ve çocuklara fayda sağlamamakta.
      • Çocukların sergilemiş oldukları problem olarak adlandırılan davranışa odaklanmak yerine o davranışı ‘neden yapıyor, nasıl yapıyor ve ne şartlarda (çevresel faktörler var mı/yok mu) yapıyor?’ sorularına cevap bulmaya çalışılmalıdır. Bu sorulara odaklanarak bir çocuğun davranışları ile ilgili yola çıktığınızda hem çocuğunuzu daha iyi hissedip anlamış olacaksınız hem de çözüm üretme konusundaki bakış açınız genişlemiş olacaktır.
      • Evde ve okulda mutlaka kurallar öğretilmeli, çocuk nerede durması gerektiğini, durmazsa bedelinin (ceza değil) ne olacağını bilmelidir.
      • Çocuğa yaşına ve gelişim düzeyine uygun sorumluluklar verilmeli ve uygun bir şekilde onaylanmalı, takdir edilmelidir.
      • Çocuğu sürekli uyarılara, müdahaleye maruz bırakan, sürekli durdurmaya çalışan aile ve öğretmen, çocuğun artık olumsuz davranışlarını pekiştirmişlerdir. Yaptığı olumlu davranışlar görülmez olmuştur. Çocuğun her yaptığı olumlu davranış görülüp taktir edilmelidir ki bunlar pekişsin…
      • Çocukla her gün ortalama 30 dk zaman geçirilmelidir. Yaşına uygun bir şekilde oyun, etkinlik, kutu oyunları gibi bire bir zamanlara ihtiyaç vardır.
      • Ödül stratejisi işe yarayabilir bir yöntem fakat fazla ödüle boğulan çocuklarda aşılanmak istenen olumlu davranışların aksine olumsuz davranışlar görülebiliyor. Çocukları ödüllendirirken dikkat edilmesi gerekenler;
      1. Ödül olarak neler işe yarıyor? / Çocuğunuz nelerden hoşlanıyor?
      2. Ödülü rüşvet gibi mi kullanıyorsunuz?
      3. Küçük yaşlarda ödül davranıştan hemen sonra verilebilir ama belirlenen zamanda verilmesi önemlidir.
      4. Yaş büyüdükçe ödüller somuttan soyuta doğru değiştirilmelidir. Bu yüzden bütün ebeveynlerin çocukların gelişim süreçlerini (duygusal, fiziksel, cinsel) bilmelerinde fayda vardır.
      1. Bilişsel Davranışçı Terapi
      2. Deneyimsel Oyun Terapisi (2-9 Yaş)
      3. Ebeveyn Danışmanlığı
      4. Akıl Zeka Oyunları Atölyesi
  • Çocuklarda Öfke Kontrolü Problemi

    Çocuklarda Öfke Kontrolü Problemi

    Hırçın ve öfke kontrol problemi olan çocuklar için ebeveynler neler yapabilir?Hırçın ve öfkelerini kontrol edemeyen çocuklarımız,bu davranışı rol model aldıkları ebeveynlerinden öğrendikleri için,ebeveynler olarak onlara bu anlamda olumlu model olmamız gerekiyor.Evde izlediğiniz şiddet içerikli tv programlarına dikkat etmeli,çocuk sinirlenip saldırganlık eylemine geçtiğinde mahruk bırakma yöntemiyle ketlenmeli,keyif aldığı aktivitelerden mahrum bırakılarak onunla bu durumu konuşup hatasını anlamasını sağlamalısınız.Bu yöntem mola yöntemine oldukça benzer bir yöntemdir.Yöntemi uygularken çocuk vurma,ısırma,tükürme,kırma gibi davranışlar sergileyecektir bu esnada dayak ve inatlaşma yoluna gidilmemeli,mümkün olduğunca sabırlı ve çelişkili tavırlar sergilemeden istikrarlı davranışlar göstermelisiniz.

    Çocuklarda özgüven duygusu nasıl gelişir?Çocuğun özgüveninin gelişmesinde anne babanın rolü oldukça büyüktür.Öncelikle;çocuğunuzu bir başka çocukla asla kıyaslamayın.Bu,kendisini değersiz hissetmesine neden olacaktır.Bunun yerine çocuğun önceden yapmış olduğu başarılı işler;onu teşvik etmede büyük önem taşır.Çocuğunuzun ilgi duyduğu alanlarda onu cesaretlendirin ki kendini böylece başarılı hissetsin.Mutlaka yaşına uygun,yapabileceği sorumluluklar verin.Sorumlulukları yerine getirirken onu destekleyin,sürekli takdir edin kendisini yeterli hissetsin.Sosyal aktiviteler,gruplar gibi değişik ortamlarda daha aktif olmasını sağlayın.Böylece uyum sağlama becerisinin olduğunun farkına varmış olacak ve kendisini önemli hissedecektir.Çocuğunuza suçlayıcı ve eleştirel yaklaşmayın,duygularınızı net bir şekilde ifade edin.Onu koşulsuz şartsız ne olursa olsun sevdiğinizi ve seveceğinizi hissettirin.

    Eleştirilen ve ihmal edilen çocuklarda ne gibi problemler ortaya çıkar?İhmal;yetersiz ilgi,iletişim azlığı,yetersiz bakım olarak tanımlanır.İhmal edilen cocuklarda ileriki yaşlarda düşük benlik saygısı gelişebilir.Şiddete eğilim,aşağılanma ve etrafındakileri aşağılama,aileye ve çevresindekilere olan güvenini kaybetme,kolaylıkla yalan söyleme,duygusunu belli edememe,aşırı saldırganlık veya aşırı içe dönüklük görülür.Sürekli olarak eleştirilen çocuklarda ise;kendine güven duygusu zamanla azalır,akabinde kendini yetersiz ve değersiz hissetme,içe kapanık,mutsuz,saldırganlık davranışlarıda eşlik eder.Çocuk,zamanla çevresindekilerle olumlu ilişkiler kuramaz.

    Mutlu bireyler yetiştirmek için ebeveynlere düşen görevler nelerdir?Mutlu bireyler yetiştirmek için,çocuğunuza koşulsuz şartsız inanın ve güvenin.Mükemmeliyetçilikten vazgeçin.Çocuk bu,tabii ki gözle görülür hatalar yapacak,bazı konularda eksik kalacak,başarısız olacak.Herşey tam,eksiksiz ve mükemmel olmak zorunda değil.Çocuğunuza gün içinde sıkça gülümseyin,sarılın onu her durumda koşulsuz sevdiğinizi ona belli edin.Yapıcı eleştirilerde bulunmaya özen gösterin.Olumsuz eleştiri yapacak olsanız bile,sevgi sözcükleriyle olumlu mesajlar verip eleştirinizi destekleyin.Çocuğunuzun duygusal güven ihtiyacını karşılayın,ona saygı gösterin.Her durumda size güvenebileceğini ona belli edin.En önemlisi çocuğunuza günde en az yarım saat ayırıp,bu süreyi kaliteli geçirmeye özen gösterin.Gün içinde ne yaptığıyla ilgili konuşarak,sevdiği bir etkinliği beraber yaparak zamanınızı bu yönde etkin kullanabilirsiniz.

    Çocuklara doğru sınır ve kural koyabilmenin önemi nedir,nasıl sınır ve kurallar koyulabilir?

    Öncelikle sınırlar çocuklara korundukları ve güven verildikleri duygusunu kazandırırlar.Aile içi kurallara saygıyı ve sorumluluk duygusunu öğretirler.Bu süreçte ebeveynin söyledikleri ile yaptıkları arasında çelişki ve tutarsızlık olmaması gerekiyor.Örneğin;çocuk bir görevi yerine getirmek istemiyor ve o an onu anne yapıyorsa çocuk o mesajı artık hep o şekilde algılayacaktır.”Tutar ve denge”bu hususta oldukça önemlidir.Yönergeler açık,net ve olumlu bir dille anlatılmalıdır.Çocuğun kendisini bir birey olarak ve herşeyden önemlisi değerli olarak görmesi sağlanmalıdır.Kuralları anlaşılır ve somut örneklerden yola çıkarak anlatmalısınız.Ve hiç unutulmaması gereken bir nokta var ki oda sözel övgülerdir.Kuralların gelişmesi adına sözel övgülerden yararlanmanız oldukça yararlı olacaktır.Çocuklara sınır ve kural koymak,çocuğun fiziksel,duygusal ve bilişsel olarak neler yapacağına dair bilgi sahibi olmalarıdır.Sınır ve kurallar kişilerarası problemlerin yaşanmamasında oldukça önemlidir.Çocuklara neyi yapıp,yapmayacakları konusunda farkındalık kazandırır.

    Sorumluluk eğitimi nasıl verilir?

    Sorumluluk eğitimi;uzun ve sabır isteyen bir süreçtir.Bu sürecin nitelikli geçmesi çok önemlidir.Bu süreçte yetişkinler tam olarak çocuktan ne istediğini açık bir dille anlatmalı,çocukta iç disiplini geliştirmeyi amaç edinmeli,aşırı baskı ve otoriteden,tehdit ve cezadan kaçınmalılardır.Bu çocuğun,birdaha sorumluluk almaya yönelik cesaretinin kırılmasına neden olur.Her sorumluluk davranışından sonra;teşvik ve ödül davranışını kullanmalılardır.Çocuğa bu hususta düşüncelerini ifade ederken içten olmalı,duygularını saklamamalılardır.Sorumluluk çocuğa hazır olduğu bir dönemde verilmeli ki çocuk başarısızlığında kendisini kötü hissetmesin.Çocuğa ev içinde küçük görevler verin ve olumlu sözcüklerle onu yüreklendirin.Çocuğunuz,verilen görevi yavaş yerine getirdiğinde ya da yapamadığında kendiniz görevi yerine getirmeyiniz.Aldığı sorumlulukları yerine getirmesi konusunda sabır göstermesi gerektiğini anlatan anılarınızı da onunla paylaşabilirsiniz.

    Çocuklarda mola yöntemi nasıl uygulanır?

    Çocuklarda mola yöntemi;çocuklara doğru mesajlar verir.Yanlış davranışı durdurur.Ancak mola yöntemini ceza olarak algılayıp uygulamak ne yazık ki oldukça kötü sonuçlar doğurmuştur.Öncelikle çocuğa bu yöntemin ne olduğu,neden ve hangi durumlarda uygulandığı uygun bir dille anlatılmalıdır.Çocuğa mola esnasında tavır yapmamak,kızgın bir yüz ifadesinin olmaması oldukça önemli bir noktadır.Çocuk molayı ceza olarak algılamamalıdır.Çocuğun olumsuz davranışının hemen sonrasında mola verilmeli ve sadece olumsuz davranışa odaklanılmalı.Moladan sonra çocuğunuza sevgi ile yaklaşın,iletişime açık olun ve onunla bu konuda konuşun.Bu sayede davranışlarını kontrol etmeyi,olaylar üzerine doğru düşünebilmeyi,neden-sonuç ilişkisi kurabilmeyi anlayacaktır.Mola yeri kapalı bir oda olmamalı,tv ve oyuncaklardan uzak sessiz bir köşe tercih edilmelidir.Amaç;çocuğun olumsuz davranışını anlamasıdır.

    2yaş sendromu nedir, neler yapılabilir?

    18 ve 42.ayda göstereceği gelişim,kazanacağı motor beceriler ve konuşmasının gelişmesiyle birlikte bebeğin çevresine bu dönemde bağımlılığı azalır.Bu dönemde;bebeğin yavaş yavaş ayrı bir birey olmaya ardından sosyalleşmeye başladığı anne babasının komutlarına karşı inatlaşıp,kendi istediklerini yapmak,bir yandan da ailenin bir parçası olduğu duygularını tattığı bir dönemdir.Önemli bir geçiş evresinde olan çocuk, özerklik ile kuşku ve utanç duyguları arasında çatışma yaşar,bağımsız olarak davranmak ister.Bu dönemde;çocuğun sağlıklı gelişimi için keşfetme çabası desteklenmelidir.”Hayır “kelimesini kullanmayın ve davranışlarını engellemeyin.Çocuğa karşı daha anlayışlı ve sabırlı davranın.Çocuğa gün içersinde enerjisini boşaltabileceği geniş oyun alanları,parklar,yürüyüşler düzenleyin.Yapılmasını istemediğiniz bir davranış sergilediğinde dikkatini başka yöne çekin.

    Çocukların paylaşmayı ögrenmeleri için hangi yöntemler izlenmelidir?

    Çocuk paylaşmayı deneyimleyerek ve yaşayarak öğrenir.Paylaşmayı sağlamak adına zorla tehditkâr tutumlar sergilemek baştan o davranışın olmaması demektir.Çocukla paylaşmaya yönelik 2 kişilik oyunlar oynayın.Oyun içi paylaşım kuralları geliştirin.Paylaşım konusunda çocuklara rol model olun,çocukların yaşıtlarıyla birarada bulunabileceği ortamlar sağlayın.Uygun yaşta yuva veya oyun grubu deneyimlerinin başlaması çocuğun paylaşmaya dair adımlar attığının en büyük kanıtıdır.

    Arkadaşlık kuramayan ve uyum problemi yaşayan çocuklara nasıl yaklaşılmalıdır?Arkadaşlık kuramayan ve uyum problemi yaşayan çocuklar, kendilerini sosyal ortamda gergin ve rahatsız hissederler.İletişim kurmak isterler ancak temkinli yaklaşırlar ve cesaret edemezler.Bu durumda çocuğa uyum problemi yaşadığı için çekingen ve utangaç olarak etiketlememeliyiz.Çocuğu bilmediği ortamlara,arkadaşlara karşı önceden hazırlayın.Kimlerle karşılaşacağını önceden bilsin,bu ona güven verecektir.Çocugunuz arkadaşlık kuramadığında ona zaman verin,zorlamayın ve ona kızmayın.Maruz bırakın,eve misafir davet edin.Bu hem güvenli bir ortamda yabancılık çekmemesine,hem de kişilerle iletişim kurarak uyum sorununu aşmasını sağlayacaktır.

    Çocuklarda dikkat eksikliği nasıl anlaşılır ve neler yapılması gerekir?

    Çocuklarda dikkat eksikliği;başladığı işi tamamlamada güçlük,eşyalarını unutma,anlatılanlara özen göstermeme,konsantre olamama,kolay hatalar yapma,önemli detaylara dikkat etmeme,bir işle uğraşırken diğer insanların ilgisini çekmeyen bir ses veya olay nedeniyle yapılan işin bırakılması,sık sık bir oyundan veya işten diğerine geçme olarak tanımlanır.Ebeveyn olarak ev içinde plan program belirleyin ve buna göre bir düzen oluşturun.İsteklerinizi açıkça göz kontağı kurarak,vurgulayarak, onun anlayıp anlamadığına emin olarak dile getirin.Talimatların anlaşıldığına emin olun.Çocuğunuza gün içinde belirli zaman dilimi ayırın ve bu zamanda birlikte kısa süreli puzzle yapın,hikayeler okuyun ve hikayeler üzerine konuşun.Tv ve bilgisayar süresini olabildiğince azaltın.Odaklanmayı öğretin.Sevdiği bir resme odaklanıp incelemesini isteyin daha sonra resim üzerine konuşun.Ve bu süreleri kısa tutmayı unutmayın.Çocuk huysuzlanıp yapmak istemezse oyun haline getirerek devam ettirmeye çalışın.

    Aşırı hoşgörülü tutumla yetiştirilen çocukların duygusal gelişimleri nasıl olur?

    Yetersiz sosyal gelişim sonucu;arkadaşları arasında kabul görmeyen,dışlanan bireyler olurlar.Nadiren başkalarına saygı duymayı öğrenir ve kendi davranışlarını kontrolde zorlanırlar.Okula uyum sağlayamayan,evde anne babasını yönetmeye çalışan doyumsuz,bencil,kendine güveni olmayan diğer kişilere aşırı bağımlı bireyler haline gelebilirler.

    Koruyucu tutumla yetiştirilen çocukların duygusal gelişimleri nasıl olur?

    Her sorun anne baba tarafından çözülmüş,çocuk bunları yaşama ve öğrenme fırsatı bulamamıştır.Toplumsal gelişimi engellenmiştir ve bu da çocuğun arkadaşlık ilişkilerini olumsuz etkilemiş dışlanmasına neden olmuştur.Aşırı bağımlı,pasif,beceriksiz ve özgüvensizdirler.Kendilerini ve hayatı tanıyamazlar.

    Otoriter tutumla yetiştirilen çocukların duygusal gelişimleri nasıl olur?

    Akranlarına kıyasla sosyal ve iletişim becerileri zayıf olduğu görülür.Özgüvenleri hemen hemen yok gibidir.Sürekli eleştirildiği için aşağılık duyguları geliştirebilirler.Çekingen,herşeyden kolay etkilenen,huysuz ve aşırı hassas yapıları vardır.Boyun eğici ya da tam tersi isyankarda olabilirler.

    Çocuklarımıza empati ve merhamet duygularını nasıl aşılayabiliriz?

    Empati toplum olarak en çok geliştirmemiz gereken,en ihtiyaç duyduğumuz yeteneklerimizdendir.Ayrıca çocuklarımızın hayat başarısını da empati yeteneği belirler.Empatik düşünen cocuklar,çevrelerinde olanları farkedip daha iyi yorumlayabilirler.Çocuklarınızı kendi hisleri ve sizin hisleriniz hakkında konuşması için cesaretlendirin ve onun hislerinin,ne düşündüğünün önemini ona anlatın.Diğer insanlara karşı nazik olmasını ve saygı göstermesi gerektiğini ona sürekli anlatın.Başkalarının ne hissedebileceği,duygularının önemini ona sık sık vurgulayın.Başkalarına,zor durumda kalanlara çocuğunuzla birlikte yardım edin.En önemlisi çocuğa tüm duyguları yaşaması için fırsat verin, onlarla da baş etmeyi ögrenebilsin.

    Okula uyum sürecinde çocuklara yaklaşımımız nasıl olmalıdır?

    1.dönem hırçınlık dönemi;1-2 hafta kadar sürer.çocuk olumsuz ve huysuz davranır,ağlar.Bu dönemde çocukla tartışmayın,fazlasıyla onunla ilgilenin, dinleyin ve endişelerini anlayın.Kesinlikle okula devamsızlığa izin vermeyin. 2.dönem;durgunluk dönemi,1 hafta sürer.çocuğunuz bu dönemde size karşı umursamaz olur,kısa ve kaçamak cevaplar verir.Üstüne gitmeyin sorunuza cevap alamazsanız üzülmeyin,bilin ki buda geçici bir süreçtir.3.dönem;uyum dönemi.Artık çoğunlukla herşey yolundadır.Bu dönemde,okul hakkında yanlış ve abartılı bilgiler verilmemelidir.okula gidiş tüm aile bireyleri tarafından desteklenmelidir, tutarlı olunmalıdır.Devamsızlık yapılmaması karşılığında ona küçük ödüller sunulabilir.Şunu unutmayın okula alışmayan çocuk yoktur, okula alışmayan anne baba vardır.Kararlı olursanız cocuğunuzun okula alışma süresi çok daha kısa olur.

    Çocuk eğitimindeki en büyük 8 hata nedir?

    Çocuğu başka çocuklarla kıyaslama yapmak,bir dediğini iki etmemek,başkalarının yanında çocuğu eleştirmek,söylediklerini kendisi yapmak,söz verip sözünü tutmamak,sorularına cevap vermemek,eğitimini başkalarına havale etmek,ona özel zaman ayırmamak çocuk eğitiminde yapılan en önemli hatalardandır.

    Kardeş kıskançlığının nedenleri nedir ve nasıl başedilir?Dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

    Kıskançlığın temelinde o ana kadar çocuğa gösterilen ilginin ,yeni doğacak kardeşe yöneltilmesinden meydana gelen rahatsızlık yatar.Ona ayrılan zamanın azalması,paylaşım duyguları (anne baba) ebeveynlere kızgınlık duygularının ortaya çıkmasına neden olabilir.Çocukta kâbus görme,altını ıslatma,parmak emme,coğu zaman öfkeli,huzursuz bir görünüm,mide bulantısı,baş ağrısı,okula gitmek istememe gibi davanışlar görülebilir.Kardeş gelmeden önce çocuğa anlayacağı bir dille ailenin yeni üyesinden söz edebilirsiniz.Bebeklerle ilgili işlerde coğunlukla büyük kardeşten yardım isteyebilirsiniz.Her fırsatta büyük çocuğunuzla birebir iletişime geçmeye çalışın.Kardeşler arasında hiçbir zaman kıyaslama yapmayın çünkü rekabet ve hırs,kıskançlığıda beraberinde getirir.

    Çocuklar niçin yalan söyler?Ne yapılması gerekir?

    Yetişkinleri taklit,çocuğu yalana iten en büyük etkendir.Yetişkinler bazen kendi aralarında yalan söylerler, bazen de çocuklardan bir başkasına yalan söylemelerini isterler.”Bunu yaptığını babana söylemeyeceksin”gibi tembihlerle cocukları yalana iterler .Çocuklar anne babanın olumsuz davranışından ötürü verecekleri cezadan korktukları ve utandıkları,anne babalarını düş kırıklığına uğratmak istemedikleri için yalana başvururlar.Çocuklarınızın duygularını ifade etmelerine izin verin.Üzülüyor ve ağlıyorsa bırakın hissettiği kadar duygusunu yaşasın. Tavla, kâğıt gibi aldatma davranışlarını arttıran oyunlardan uzak durun,çocuğa oynatmayın.Çocuğun ağlamasını engellemek ya da tutturmalarından kurtulmak için ona rüşvet vermek gibi davranışlardan kaçının ve verdiğiniz sözleri mutlaka yerine getirin.

    Çocuklarda parmak emme davranışı neden görülür?Ne yapılması gerekir?

    Doğumdan sonra ilk 1 yıl parmak emme davranışı normal olarak kabul edilir.Emme haz yaratan ve rahatlamayı sağlayan bir davranıştır.Psikolojik sorun yaratan,gerginlik yaratan davranışlar sonucu gelişebilir.Ev ortamında yaşanan gerginlikler,yeni bir kardeşin doğumu, emme ihtiyacının yeterince doyurulmamış olması gibi durumlar emme davranışının daha sık görülmesine neden olan durumlardır.Devamlı parmak emmeyi bırakmasının hatırlatılması hatta cocuğun parmağının ağzından zorla çekilmesi gibi yaklaşımlar sakıncalıdır.Çocuk aşamalı olarak parmak emme davranışından uzaklaştırılmalıdır.Çocuğa her parmak emmeme davranışından sonra ufak birtakım ödüller sunulabilir.Stres verici durumlardan çocuğu uzak tutun spor ve aktivitelere yönlendirin.

    Çocuklar niçin tırnak yer?Ne yapılabilir?

    Ailede aşırı baskıcı ve otoriter bir eğitimin uygulanması,çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi,ilgi ve sevgi yetersizliği,kıskançlık,sıkıntı,gerginlik, anne baba geçimsizlikleri,anne babanın aşırı kaygılı olması,çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması tırnak yemeye sebep olan başlıca etkenlerdendir.Çocuğun tırnağına acı biber,oje,uhu sürmek onun bu davranışını cezalandırmak için çare değil,aksine davranışının pekişmesine neden olacak hareketlerdir.Çocuğunuzun duygu ve düşüncelerini açıkca ifade etmesine fırsat tanımak davranışı azaltabilir.Çocuğu korku ve kaygı yaratan durumlardan,aile içi huzursuzluktan uzak tutmak gerekir.Tırnak yediği zaman ilgi başka yöne çevrilmelidir.Çocuğun zevk aldığı aktiviteler dikkat dağılımı konusunda işe yarayacaktır.

    Çocukların tuvalet eğitimine hazır olduğunu nasıl anlarız?Bu konuda neler yapmalıyız?

    Çocuğun boşaltım organları 18.ay dolaylarında gelişimini tamamlar ve böylece tuvalet ihtiyacı olduğunda fark edebilme,altını ıslatmadan lâzımlık ya da tuvalete yapabilme geçişine sahip olur.Bunun yanında bedensel ve zihinsel olarak da olgunlaşmaya başlayan çocuk için artık tuvalet eğitimine geçme zamanı gelmiştir.Bu eğitim ne çok katı ne de çok gevşek olmalıdır.Sadece ihtiyaç hissettiğinde tuvalete gitmeleri öğretilmelidir.Katı yaklaşım çocuğun ileriki yaşantısında aşırı titiz olmasına, gevşek yaklaşım da aşırı dağınık, umursamaz olmasına yol açabilir.Tuvalet eğitimine nekadar geç başlanırsa sonuç almak okadar zor olur.Alışkanlığın doğru zamanda doğru şekilde kazanılmasının ilerki yaşlar için önemi büyüktür.

    Çizgi filmin çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri nelerdir?

    Çizgi filmlerin kontrolsüz ve uzun süre seyredilmesi halinde görülebilecek olumsuz etkilerden bazıları şiddete yönelme halidir.Şiddet içerikli çizgi film izleyen çocukların diğer yaşıtlarına göre daha fazla kavga ettikleri,daha gergin ve agresif oldukları gözlenmiştir.Hızlı, hareketli çizgi filmler dikkat ve problem çözme becerisini doğrudan etkiler.Çocukta odaklanma sorunu ve dikkat dağınıklığı görülür.Bilinçaltı telkin mesajlarına maruz kalırlar.Örneğin;

    Alaaddin’in sihirli lambası ;”evet gençler soyunun sesi hipnotik bir tonda gizli olarak tekrarlanmaktadır.

    Red Kid;sigara kullanımı,kimseye minnet duymama,bağımsız yaşama, hesap vermeme mesajlarını verir.

    Benten;bencil davranma

    Keloğlan büyü yapılması normalmiş gibi bir mesaj verir.

  • SÖMESTR TATİLİNİN ÇOCUKLARIN PSİKOLOJİSİ  ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    SÖMESTR TATİLİNİN ÇOCUKLARIN PSİKOLOJİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    Eveet! Karneler alındı. Bazı öğrenciler başarılı notlar alırken, bazı öğrenciler ise başarısız notlar aldı. Ebeveynlerin en sık düştüğü hatalardan biri de başarız not alan çocuklarına; sözel şiddete başvuması, ceza vermesi, akranlarıyla kıyaslamaasdır. Ailelerin çocuklarına kami gosterdigi olumsuz tutum ve davranişlar; çocugunuzun benlik gelişimine ve kendine guven eksikligine neden olabilir.

    Unutulmamalıdır ki, hiç bir başarısızlık çocuğunuzdan daha önemli değildir.

    Karne dönemi çocuklarınız izin en sikintili dönemlerden biridir. Bazı öğrenciler mutlu olurken, başarısız notlar aldıklari izin bazı öğrenciler stres ve kaygı yaşamaktadır. Onlar zaten yeterince stres ve kaygıyaşarken, sizin vereceğiniz tepki ile bu daha da artabilir ve çocuğunuzu olumsuz etkileyebilir ya da azalarak ve ona olan inancinizi göstererek bir sonra ki yeni donemde daha çok motive de olabilir. Dikkat edilmesi gerekilen, bazıyaralar görünmezdir. Fiziksel yaralardan daha çok ciddi izler bırakır. Çocuğunuzun ruhunda ciddi yaralar açmayın.

    Çocuğunuz stresli ve uzun bir maratondan çıktı. Ona rahatlaması izin fırsat verin ki, bahar dönemi izin derslere kami daha ilgisiz ve eğlenceye aç bir ruha sahip olmasın.

    Dikkat edilmesi gereken bir başka konu ise, araya bir aylik bir zaman dilimi girmektedir. Bu sebeple çocuklarinizin uyku duzeni bozulabilir. Uyku duzeni bozulan çocuklarin, bir sonraki okul doneminde uyku problemleri yaşamasina neden olabilir. Yapilmasi gerekilen ise, okul donemi içerisinde hangi saatlerde uyuyorlarsa, yine o saatte uyumalarina ozen gosterilmesidir.

    Tatil sonrası, ebeveynler ve çocuklar izin tam bir işkence olabilir. Aileler, çocuklarının derslerine daha iyi hazırlanmaları izin istemeden de olsa tatili çocuklarına zehir edebilir. Çocuğunuza yasaklar getirmeyin! Tv, bilgisayar, telefon ve digital oyunlar izin günde belirli saatler ölçüsünde izin verin. Hem sizi hem de çocuğunuzu tatmin edebilecek programlar hazırlayın. Bunu birlikte yapın ki çocuğunuz önemsendiğini ve onu dikkate aldığınızı farketsin.

    Çocuğgunuz tatilde bir önceki dönemde öğrendiklerini unutabilir. Bu sebeple öğretmenleri “ev ödevi” verirler. Annal; bilgilerin unutulmamasi ve dersleri düzenli olarak tekrarlanması sağlanarak , bilgileri kalici hale getirmektir. Ancak, bunu izin uzun saatler yerine kisa ve duzenli bir program uygulanirsa, çocugunuz sıkılmadan ders çalışması sağlanır. Hem bu sayede çocuğunuzu sıkmadan, bunaltmadan ders çalışmasına olanak sağlarsınız, hem de ona izleniyorum hissini yaratarak “güven” hissinin oluşmasınısağlarsınız.

    Tatil dönemi içerisinde ailecek yapılan seyahatler, birlikte yapilan aktiviteler çocuğunuzun gelişimi ve ruh sağlığı açısındanson derece önemlidir. Çocuğunuzun sevdigi etkinlikler göz önünde tutularak hem kitap okuma, hem ders çalışma, hem fiziksel etkinlikler, hem de gözlem ve keşfetmesine yardımcı olacak seyahatler, sanatsal aktiviteler…vs düzenlenebilir.

    Tatil zamanında mental, fiziksel ve zihinsel olarak dinlenmek ve yenilenmek; yeni bir döneme daha enerjik ve zinde başIamak izin gereklidir.

    Siz ebeveynler çocuklarınız izin elbette ki en iyisini istersiniz ve bunun için çabalarsınız.

    Unutmamalısınız ki; çocuğunuz artık düşünebilir ve akıl yürütüo bunları ifade edebilecek bireyler haline geldikleridir. Onunla konuşuncakarşılıklı istek ve önerileri, eleştiriIeri beraber dile getirmektir. Bu onun gelişimi için son derece etkili olurken, sizin de farketmeden yapmış olduğunuz hataları anlamınıza yardımcı olacaktır.

    Unutmayın !! ÇocukIar donmamış beton gibidir; üzerlerine ne düşerse onun izi kalır.