Etiket: Çocuklar

  • Çocuklarda tuz tüketimi

    İnsan vücudunun sıvı, asit-baz dengesinin sağlanması, sinir ve kas sistemlerinin doğru çalışması gibi işlevleri için belirli oranda tuza gereksinimi vardır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) erişkinlerin günde ortalama 5 gram yani bir çay kaşığı tuz tüketmelerini önerir. Ancak, Türkiye’de günlük tuz tüketiminin önerilen değerlerin üç katı düzeyinde olduğu bilinmektedir.

    Evrimsel olarak atalarımız günde 1 g’dan az tuz içeren diyet uyguladıkları bilinmektedir. Tuz alımının artması ile kan basıncı arasında ilişki olduğu MÖ 2000’li yıllarda fark edilmiş ve “çok tuz alınırsa kişinin nabzı katı ve sert olur” denilmiştir. Yaklaşık 100 yıldan beri de, hipertansiyonu olan hastalarda tuz kısıtlaması gerektiği bildirilmektedir.

    Aşırı tuz tüketimi de değiştirilebilir bir sağlıksız beslenme uygulamasıdır ve birçok kronik hastalığın temelinde yer almaktadır. Fazla tuz tüketimi yüksek kan basıncına neden olmaktadır. Ülkemizde her dört ölümden birisi yüksek tansiyon ile ilgilidir. Son yıllarda çocukların da tuz tüketiminde artış olduğunu görüyoruz. Özellikle ayak üstü beslenme (pizza, hamburger,vs), yüksek tuz içerikli işlenmiş gıdaların (cips, salam, sosis, sucuk, turşu, salça, konserve gibi her türlü abur cubur) tüketiminin yaygınlaşması çocuklar açısından bu riski gündeme taşımaktadır.

    Çocuklar ne kadar tuz tüketmeli?

    1 yaşından küçük çocuklara hiç tuz eklenmemeli

    1-3 yaş 2 gr/gün,

    4-6 yaş 3 gr/gün,

    7 yaş sonrası 5 gr/gün (bir çay kaşığı) geçmemeli

    Aşırı tuz tüketiminin zararları

    Ödem

    Hipertansiyona

    Kalp ve damar hastalıkları

    İnme (beyine pıhtı atması sonucu felç)

    Böbrek taşları

    Kronik böbrek hastalığı

    Gastrit, mide ülseri ve mide kanseri*

    Osteoporoz

    * Yüksek tuz alımı, Helicobacter pylori (H. pylori) bakterileri tarafından midenin kolonizasyonunu teşvik eder ve bu gastrite neden olabilir ve kötüleştirebilir. Kontrol edilmediyse, gastrik tümörlere de yol açabilir.

    Tuzu azaltmak için neler yapılmalı ?

    Dünyada birçok ülkede tuz tüketiminin azaltılmasına yönelik başarılı programlar uygulanmaktadır. Ülkemizde de Sağlık Bakanlığı tarafından tuz tüketimin kademeli olarak önerilen seviyelere düşürülmesi için ulusal bir program ve bir eylem planı oluşturulmuştur.

    Süt çocukluğu döneminde bebeğin tuz ile tanışmaması**

    Farkındalık ve bilinç düzeyinin çocukluk dönemlerinden itibaren kazandırılması

    Anne babaların çocuklarına rol model olması

    Yemek masasına tuzluk konulmaması

    Yemeğin tadına bakmadan tuz serpme alışkanlığından vazgeçilmesi

    Fast-food yeme alışkanlıklarından uzaklaşılması

    Yüksek tuz içerikli işlenmiş gıdaların az tüketilmesi

    Potasyum açısından zengin yiyeceklerin tüketilmesi ***

    Gıda üreticileri ve gıda dağıtıcıları (toplu beslenme hizmeti veren kuruluşlar, restoranlar, okullar ve iş yeri kantinleri vb) kendi ürünlerinde ya da öğünlerinde tuz içeriğinin mümkün olan en az düzeye azaltılması

    Hazır gıdaların etiketlerinde “yüksek tuzlu” veya “düşük tuzlu” ifadesinin yer alması

    ** Yapılan araştırmalara göre; ülkemizde ebeveynlerin yüzde 60’ı çocuklarına 1 yaşından önce, yetişkinler için yapılan tuzlu ve salçalı yemeklerden tattırmak gibi son derece hatalı bir davranış içine giriyor.

    *** muz, ıspanak, domates, avokado, nar, tatlı patates, somon, fasulye, pancar, brokoli, ceviz

  • Özgüveni Yüksek Olan Çocuklar Yetiştirin

    Özgüveni Yüksek Olan Çocuklar Yetiştirin

    Özgüven, kişinin kendi özelliklerinin ne ölçüde olumlu ya da olumsuz olduğu hakkındaki yorumudur. Yüksek özgüveni olan bireyin temeli ise çocukluk çağlarına dayanır. 0-18 yaş arası gelişim evrelerini 6 gruba ayıracak olursak her dönemde dikkat edilmesi gereken bazı nüanslar bir çocuğun yetişkinlik hayatında önemli rol oynar.

    0-12 ay bebeklik döneminde en önemli olan şey bakım veren kişi ile kurulan temastır. Yaşamın başlangıcındaki güveni oluşturan önemli noktalar; fiziksel temas, sevgi ifade eden davranışlar ve yaşamsal ihtiyaçların (tuvalet, yemek, v.b.) tutarlılık içerisinde yapılmasından geçer.

    12 ay- 3 yaş arasında ise farklı yerler ve nesneleri keşfetme isteği ortaya çıkmaya başlar. Bu keşif esnasında bakım veren kişinin cesaretlendiren ve güven veren davranışları etkin olurken, zarar verecek davranışlara karşı da uyarıcı bir tutumda olması gerekir. Çok büyük hassasiyet isteyen evrelerden birisidir. Tedirgin davranışlarla karşılaşan çocuklar kendi yeterliliklerinden şüphe duyma eğilimine girebilir. Diğer yandan, tamamen serbest bırakılan çocuklar ise emniyetlerini tehdit edecek kazalarla karşılaşabilir. İyi bir denge tutturmak için çocuğa yapabileceği küçük görevler vererek kendisine gurur duyması sağlanabilir. Ayrıca makul ölçülerde seçimlerini yapabilecekleri ortamlar yaratılabilir. Örneğin, o gün giyeceği kıyafeti kendisine seçtirmek gibi.

    3-6 yaş aralığı ise anaokulu ve okul başlangıcına geçiş dönemidir. İlk iki dönemden farklı olarak, bu evrede çocuk kendi yaşıtlarıyla aynı ortamı paylaşmaya ve bakım verenlerinden farklı otorite figürleri ile tanışmaya başlar. Çocuğun yeni girdiği sistem içinde karşılaştığı zorluklarda ailesinin yanında olacağını hissetmesi önemlidir. Ayrıca, bu yaş aralığında çocuklar yeri geldiğinde kendilerine ait vakit geçirmeye de ihtiyaç duyarlar. Bu gibi konularda anlayışlı olmak özgüvenlerini destekler. Çocuğun ihtiyaçlarını özverili bir şekilde dinlemek ve ortak bir noktada buluşmanın önemli olduğu bir dönemdir.

    6-10 yaş bireyselleşmenin başladığı aralıktır. Başkaları tarafından yeteneklerin ve zayıf yönlerin değerlendirildiği zamanlar gelmiştir ve diğerleri arasında kendine bir yer edinmeyi öğrenme vaktidir. Ailesi bakımından aşırı derecede korunaklı ya da tam tersine aşırı derecede serbest bırakılarak büyütülen çocuklar dış dünyaya endişeyle yaklaşırlar. Bu dönemde çocuğa destek olmak için hata yapmanın insanın doğasında olduğunu ve bu durumlarda kendinden şüphe etmemesini, yaptıklarının sorumluluğunu almasını ve bu durumla baş etmeyi öğrenmesini sağlamak gerekir. Bu yaşlarda diğer insanlarla olan ilişkilerde dalgalanmalar yaşayabilir. Çocuğun böyle krizleri atlatırken ailesinin aşırıya kaçmadan destek olması gerekir.

    10-13 yaş, çocukluk döneminden çıkıp yetişkinlik dönemine geçişin ilk başladığı zaman aralığıdır. Aileden uzaklaşıp arkadaşlarla daha çok vakit geçirilmeye başlanır. Kişi kendi tarzını yaratmaya başlar ve ilk duygusal kıpırdanmalar baş gösterir. Bir yandan ailenin beklentilerini karşılamaya çalışırken bir yandan da kendi kararlarını verebilme özgürlüğü kazanmaya çalışırlar. Bu yaş grubunda çocuklara başlangıçta kendi harçlıklarının idaresini sağlamak gibi küçük görevler verilmeye başlanmalıdır. Ayrıca büyümeden kaynaklanan bedensel ve duygusal değişimlerle ilgili doğru bilgiler vermek gerekir. Kişiye önemli olduğunu ve sorumluluklarını hissettirmek özgüven bakımından oldukça değerlidir.

    14-18 yaş ergenliğin etkilerinin en belirgin göründüğü dönemdir. Çocukluktan çıkıp yetişkinliğine girmenin yaratmış olduğu psikolojik şok ve adaptasyonun sürecidir. Kültürel ve sportif faaliyetlerle kişinin içindeki enerjiyi doğru yönde yönetmek etkili olabilir. Ayrıca düşüncelerini yargılamak yerine belirli konularda görüşlerini almak değerli olduğu düşüncesini aşılayarak özgüveni destekler.

  • Çocuğunuzun böbrek sağlığını korumak için 10 altın öneri

    Ağrı, sık tuvalete gitme, bulantı ve kusma gibi şikayetlerle çocuklarda kendini gösterebilen böbrek hastalıkları bazen hiç belirti vermeyerek sessizce ilerleyebiliyor. Çocuklarda büyüdükçe böbrek yetmezliğine kadar gidebilecek ciddi böbrek sorunlarının önüne geçilmesi için anne babaların erken dönemde koruyucu önlemler alması büyük önem taşıyor.

    1.Bol su içmesine özen gösterin

    Ülkemizde anne babalar yeterince su tüketmedikleri ve çocuklarının beslenmelerinde sarf ettikleri özeni sıvı tüketimi konusunda yeterince göstermedikleri için, çocuklar yeterli oranda sıvı tüketmemektedir. Oysaki su, besinleri ve oksijeni organlara taşır, vücut ısısını dengeler, metabolizmayı düzenler, vücuttaki toksik maddelerin atılmasını sağlar ve enfeksiyonlarla savaşmaya yardımcıdır. Bebeklere; katı gıdalara başlanılan 6. aydan itibaren her yemek sonrası 30-100 ml arası su içirilmelidir. 1-5 yaş arasında da bu alışkanlığa devam edilmeli, ayrıca mevsim koşulları ve çocuğun aktivitesine göre yemek dışı saatlerde de su içirilmelidir. Çocuğunuzun yeterli su tüketip tüketmediğini anlamanın en pratik yolu, tuvalete gitme sıklığını takip etmektir. Yaşa göre değişmekle birlikte çocuklar ortalama 2-3 saatte bir tuvalete gidiyor olmalıdırlar.

    2.Tuz tüketimini sınırlandırın

    Aşırı tuz tüketimi, hipertansiyon ve kalp damar hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığa neden olabilir. Fazla tüketilen tuz, sağlıklı böbreklerden atılırken belirgin bir iş yükü oluşturarak böbreklere zarar verir. Herhangi bir böbrek hastalığında ise, hastalığın daha da ilerlemesine neden olur. Bu nedenle günümüzde, süt çocukluğu döneminde bir yaşından önce bebeklerin tuz ile tanıştırılmaması, 1-18 yaş arasında günlük tüketilen tuz miktarının günde 2-3 gr’ı (yarım çay kaşığı) aşmaması önerilmektedir. Bilinçli tuz tüketimi konusunda farkındalık çocukluk dönemlerinden itibaren kazandırılmalı, anne ve babalar çocuklarına rol model olmalı ve yemek masasına tuzluk konulmaması bir yaşam biçimi olmalıdır.

    3.Doğru ve dengeli besleyin

    Ebeveynlerin beslenme konusundaki yanlış tutum ve davranışları ile çocukların hareketsiz yaşam tarzları obezitenin en önemli nedenleridir. Çocuklarda besinin bir ödül ve hedef olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerekir. Çocukların gün boyu okulda olmaları, okul dışı zamanlarda çoğunlukla evde dört duvar arasında olup bilgisayar veya televizyon başında oturarak sürekli bir şeyler atıştırmaları obezitenin giderek yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Normalin üzerinde kilolu olma böbrek sağlığı açısından önemli riskler taşır. Obezitenin kalp ve damarlar üzerine olan olumsuz etkileri, böbrek dokusu ve damarları açısından da benzer olumsuzlukları doğurur. Özellikle ayaküstü beslenme (pizza, hamburger, vs), abur cubur alışkanlığı ve gıda koruyucuları içeren işlenmiş gıdalar (cips, salam, sosis, sucuk, turşu, salça, konserve) tüketimi sınırlandırılmalıdır.

    4. Bilinçsiz ilaç tüketiminden uzak durun

    İlaçlar, kimyasal maddelerdir. Ağrı kesiciler başta olmak üzere böbrekle atılan ilaçların doktor kontrolü olmaksızın tüketilmesinin ciddi sakıncaları vardır. Uzun süreli ve kontrolsüz ilaç kullanımı, çocuklarda kronik böbrek hastalıklarına neden olabilir.

    5. Böbreklerde taş yapan etkenlerden uzak durmasını sağlayın

    Böbrek taşları daha çok erişkin hastalığı gibi algılanmasına rağmen, bebeklik dönemi dahil tüm çocuklarda rastlanan ve görülme sıklığı giderek artan bir hastalıktır. Böbrek taşlarının oluşumunu engellemek için; bol su içilmesi ve tuz tüketiminin azaltılması bir yaşam biçimi olarak benimsenmeli, çocukların televizyon ve bilgisayar başında uzun zaman geçirerek hareketsiz kalmalarının önüne geçilmelidir. Potasyum içeriği zengin sebze ve meyve tüketilmeli, aşırı hayvansal proteinin alımına dikkat edilmeli ve vitamin ilaçları kontrolsüz kullanılmamalıdır.

    6. Düzenli kan basıncı ölçümü yaptırın

    Sağlıksız beslenme, stres ve obezite çocuklarda hipertansiyona neden olur. Erişkinlerde olduğu gibi baş ağrısıyla belirti verebilen hastalık, özellikle küçük çocuklarda hiçbir belirti vermeksizin de ortaya çıkabilir ve çoğu zaman sinsice ilerler. Tedavi edilmediği takdirde kalp ve böbrek yetmezlikleri ile görme kaybı ve beyin kanamasına varan sonuçlar doğurabilir. Hiçbir rahatsızlığı olmayan çocukların, rutin kontrollerinde üç yaşından itibaren tüm muayenelerde tansiyon ölçümü yapılmalıdır.

    7. Çocuğunuza düzenli tuvalet alışkanlığı kazandırın

    Oyun çağındaki çocuklar evlerinde iken, oyuna dalma ve oyunu bırakamama gibi sebeplerle tuvalete gitmeyi erteleyebilir. Özellikle de yuva ve anaokulu çağındaki çocuklar birçok nedenle okulda tuvalete gitmeye çekinir, idrarını tutar. Bu da idrar yolu enfeksiyonlarına yol açar. Okul öncesi çocukların idrarını düzenli aralıklarla yapmayı alışkanlık haline getirebilmesi için; evde ve okulda 2-3 saat aralıklarla tuvalete götürülmesi gerekir.

    8. Genital bölge temizliğini doğru yapın ve çocuğunuza öğretin

    Bebek cildi biz yetişkinlere oranla daha ince ve hassastır. Cilt yüzeyini kaplayan koruyucu tabaka henüz gelişmemiştir. Yanlış ve yetersiz yapılan alt temizliğinin bebeklerde ve küçük çocuklarda, idrar yolu enfeksiyonlarına ve iyileşmeyen pişiklere neden olabilir. Bu yüzden bebeklerin alt temizliğinde normal pamuk ve su kullanılmalı, zorunlu haller dışında sabun, şampuan ve ıslak mendiller kullanılmamalıdır. Bu tür ürünlerin, ağır metal ve kimyasal içermesi nedeniyle genital bölgenin ph dengesini bozmaktadır. Ph dengesinin bozulması, bu bölgedeki yararlı bakterilerin azalıp zararlı bakterilerin çoğalmasına neden olur. Çocuklarda genital bölge temizliği yukarıdan aşağı (genital bölgeden anüse) doğru ve çok bastırılmadan yapılmalıdır.

    9. Ailede böbrek hastalığı öyküsü varsa, çocuğunuzun düzenli kontrollerini yaptırın

    Böbrek yetmezliği erken evrelerde herhangi bir belirti göstermeyebilir. Bunun için hastalığı saptamanın en etkin yolu, kan ve idrar tahlillerinin belirli aralıklarla yapılmasıdır. Erken teşhis ile böbrek yetmezliğini yavaşlatmak ve tedavi etmek mümkündür. Diyabet, yüksek tansiyon, fazla kilo ve anne, baba ya da yakın akrabalarda böbrek yetmezliği hikayesi gibi bu risk faktörlerinden biri veya bir kaçı varsa böbrek fonksiyonlarının 6-12 ayda bir kontrolü gereklidir.

    10. Çocuğunuzun düzenli egzersiz yapmasını sağlayın

    Egzersiz insanlara daha sağlıklı bir yaşam sunar. Özellikle böbrek hastalığında kalp sağlığını korumak ve hastalık riskini azaltmak için egzersiz çok önemlidir. Spor yapmak aynı zamanda depresyon üzerine olumlu etkiler gösterir ve kişiyi mutlu hissettirir. Ömür boyu sürecek hareketli yaşam tarzı alışkanlığı, çocukluk yaşlarında başlayan düzenli egzersizle mümkündür. Bu nedenle, çocuğun tüm beden sağlığının yanı sıra böbrek sağlığının korunması amacıyla, çocuklarla birlikte düzenli egzersiz yapılması önemlidir.

  • Çocuklarda obeziteye dikkat

    Yemek yeme alışkanlıkları değiştirilmeli

    Abur cubur tüketimi önlenmeli

    Televizyon alışkanlığı sınırlandırılmalı

    Aileler sağlıklı beslenerek çocuklarına örnek olmalı

    Çocuklarda obezite tedavi edilmeli

    Yemek yeme alışkanlıkları değiştirilmeli

    Obezitenin gelişiminde önemli rol oynayan etmenlerden birincisi, dengesiz beslenmedir. Yüksek kalorili ve fast food türü gıdaların çok sık tüketilmesi, hızlı yemek yeme, öğünler arasında uzun ya da kısa süreler olması, gece yatmadan önce yemek yeme gibi alışkanlıklar, dengesiz beslenmeyi oluşturmaktadır. Obez çocukların beslenme öykülerinde; çok miktarda şeker, şekerli, yağlı ve hazır gıda tüketimi vardır. Obezitenin önlenmesinde birinci kural, sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanabilmek için, yemek yeme şeklinin ve içeriğinin değiştirilmesi gerekmektedir.

    Abur cubur tüketimi önlenmeli

    Özellikle abur cuburlar, reçel, bal, yağ, ekmek, makarna, mantı gibi yağdan ve karbonhidrattan zengin gıdaların tüketiminin sınırlandırılması; hamburger, pizza, tost gibi hazır yiyeceklerin tamamen yasaklanması, bunların yerine taze meyve, sebze ve kuru baklagiller gibi posalı yiyeceklerin tüketilmesi, beslenme içeriğinin düzenlenmesi bakımından önemlidir. Çocuklar büyüme çağında olduğu için kısıtlı diyet uygulanması gelişimlerinde olumsuz etkiye neden olabilir. Burada yapılması gereken, büyümeyi sağlayacak yeterli kalori ve esansiyel besinleri içeren; protein karbonhidrat ve yağ içeriği bakımından dengeli olan diyetler uygulanmalıdır. Bu nedenle beslenme ve diyet uzmanları tarafından belirlenen bir diyet programı uygulanmalıdır.

    Televizyon alışkanlığı sınırlandırılmalı

    Günümüzde çocukların televizyon ve bilgisayar başında geçirdiği süreler uzamaktadır. Bu sürelerin günlük 2 saat ile sınırlandırılması, fiziksel aktiviteyi artırmak için çocukların yürüyüşe teşvik edilmesi, çocuğun kendi kendine giyinmesi, çantasını hazırlaması, odasını düzenlemesi gibi bireysel işlerin sağlanması; basketbol, tenis gibi ileri yaşlarda da onu aktif kılacak spor becerilerini geliştiren aktivitelere yönlendirilmesi gerekir.

    Aileler sağlıklı beslenerek çocuklarına örnek olmalı

    Çocukluk çağında obezitenin önlenmesi için yaşa uygun diyet programlarının uygulanması çok önemlidir. Bunun yanında; tüketilen yiyeceklerin dengeli ve sağlıklı olmasına dikkat edilmelidir. Televizyon ve bilgisayar karşısında yemek yeme alışkanlığının ortadan kaldırılması gerekir. Öğünler arası atıştırmaların sınırlandırılmalı, günlük aktivitelerin düzenlenerek çocuklar egzersiz yapmaya teşvik edilmeli, kilo kaybettikçe çocuğa ödül verilmeli ve özgüveni geliştirilmeli, sağlıklı beslenme ve aktivite konusunda aileler de çocukları için model teşkil etmelidir.

    Çocuklarda obezite tedavi edilmeli

    Obez çocukların önemli bir kısmında altta yatan önemli bir sorun yoktur. Çocukluk çağı obezitesinde; besinlerden elde edilen enerjinin alımı ve bu enerjinin fiziksel aktivite ile harcanması arasında önemli bir dengesizlik bulunmaktadır. Çocuklarda obezitenin önlenmesi ve tedavisi; dengeli ve sağlıklı beslenmeyi sağlayacak yemek alışkanlıklarının kazanılması ve fiziksel aktivitelerin desteklenmesi ile sağlanabilir. Çocukluk çağında tedavi edilmeyen obezite; kalp, karaciğer hastalıklarının yanı sıra diyabet gibi endokrin hastalıklarının artmasına neden olarak, çocukların yaşamını tehdit etmektedir.

  • 18-24 aylık çocuğun beslenmesi

    Yaşamın her döneminde önemli olan sağlıklı beslenme, çocuklar için anne karnında başlar ve çeşitli organların gelişmeğe devam ettiği 20’li yaşlara kadar devam eder. Gebelik ve erken çocukluk dönemindeki beslenmenin sağlık üzerine kısa ve uzun dönemde önemli etkileri vardır. Yapılan araştırmalar ilk 7 yılda sağlıklı beslenen çocukların diğer etkenlerden bağımsız olarak okul başarılarının daha yüksek olduğunu göstermiştir.

    Sürekli büyüyen ve gelişen organizmaya sahip olan çocukların beslenmesi; büyüme-gelişmenin yanısıra hastalıklardan korunma, ergenlik ve erişkin dönemdeki sağlık için de geçerlidir.

    2 yaşına gelmiş bir çocukta lineer büyüme duraklamış ve bodurluk gelişmişse bu dönemden sonra düzeltilmesi çok zordur. Bu nedenle sağlıklı beslenme stratejilerinin ilk yıllarda benimsenmesi önem kazanır. Erken yaşlarda yapılan beslenme hataları, uzun dönemde bozuk entellektüel ve çalışma kapasitesi, üremede sorunlar gibi olumsuzuklara neden olmaktadır. Bu nedenle sağlıklı ve doğru beslenme için geliştirilecek öneriler ve uygulamalar sonderece önemlidir.

    Bilindiği gibi ilk 6 ay sadece anne sütü tek başına yeterlidir. Ancak sonrasında tamamlayıcı besinler gerekmektedir. Tamamlayıcı besinlerin uygunluğu malnütrisyon dediğimiz yetersiz beslenme yanında hastalıklardan ve obesiteden korumak açısından önemlidir. Ek gıdalar da dediğimiz tamamlayıcı beslenmeye 6. Aydan itibaren başlanmalı ve anne sütüyle beslenmeye 2 yaşına kadar devam edilmelidir.

    Uygun tamamalayıcı beslenme enerji ve mikronutrientlerden (demir, çinko, kalsiyum, vitamin A ve C, folik asit )zengin,patojenler, toksinler veya zaralı kimyasalları içermeyen, GDO’suz, tuz, şeker, baharat içermeyen yemesi kolay, bebek tarafından kabul edlebilir uygun miktarlarda olmalıdır.

    18-24 aylık bebeklere tamamlayıcı besinler, anne sütü alanlara günde 3-4 kez, almayanlara 5 kez verilir. Anne sütü alımını kısıtlamamak için aşırı miktarda vermekten kaçınılmalıdır. Bu dönemde anne sütü enerji gereksiminin 1/3 nü sağlamalıdır.

    Anneler çocukların çeşitli tatlara alışmasını sağlamak için erken yaşlarda bunlarla tanıştırmalı ve yemek çeşitliliğini arttırmalıdır. Eğer besini ilk seferde reddederse farklı tatlar denenmeli, zorlayıcı olmadan tekrar tekrar verilerek alışması sağlanmalıdır.

    Mümkünse hergün demirden zengin hayvansal kaynaklı besinler, özellikle vitamin A ve D olmakla beraber diğer vitaminler, minerallerden zengin besinler, sebze ve meyveler, tahıllar dengeli birşekilde verilmelidir. Bu aylardaki çocuklara şeker, kahve, konserve, kızartma, işlenmiş bazı besinler, hazır meyve suları verilmemelidir.

    Genellikle çocuklar sebzeleri pek sevmezler. Yenebilecek çiğ sebzeleri sağlıklı dip soslar yaparak ör.pancar, yoğurt, sarımsak ve zeytinyağından oluşan sosa batırıp yemesi sağlanabilir. Brokoli ve karnıbaharın üzerine eritilmiş peynir konulabilir.

    Yemekler eğlenceli hale getirilirse yemek seçen çocuk seçici olduğunu unutabilir. Yaratıcılık kullanılarak dometesli zeytinli uğur böcekleri, araba şeklinde köfteler, küçük domateslerle arabanın tekerleği yapılarak görsel bakımdan zengin menüler hazırlanır.

    Yemeği sofraya getirirken önce sebze sonra proteinli besin en son karbonhidratlı besin(makarna) getirilir. Israrla, zorla yedirilmemeli. Çünkü tepki olarak yemeyebilir. Ciddi olarak besin eksikliği, gelişim geriliği yoksa,enerjik görünüyorsa yeterli yiyor demektir. Annelerin endişelenmemesi gerekir. Sabırlı ve esnek davranmalıdır.Çünkü çocuk büyüdükçe yemek seçmeyi bırakacaktır.

    18-24 aylık çocuklarda günlük menü örneği:

    Kahvaltı

    2/3 su bardağı süt(120ml)

    1 yumurta veya kibrit kutusu kadar peynir

    2-3 adet zeytin (çekirdeği çıkartılmış)

    1 ince dilim tahıllı ekmek

    Birkaç dilim domates veya salatalık(mevsiminde

    Öğle

    2-3 yemek kaşığı kıymalı sebze yemeği

    2 yemek kaşığı pilav veya makarna

    2 yemek kaşığı yoğurt(evde yapılmış)

    İkindi

    1 kase yoğurt(150ml)

    1 küçük meyve veya 1 dilim evde yapılmış kek

    Akşam

    2-3 adet ızgara köfte

    1 kase çorba

    ½ dilim tahıllı ekmek

    Gece

    Anne sütü

  • Bizim Çocuk Nasıl Kitap Okuyacak?

    Bizim Çocuk Nasıl Kitap Okuyacak?

    Konumuz ne olursa olsun ilk söyleyeceğim şey, “çocuğunuzu tanıyın” oluyor. Kitap okuma alışkanlığını kazanmasını istediğiniz çocuğunuzu iyi tanıyın. Çocuğunuz ne zaman, neden, nasıl ne kitapları okuyabilir ancak çocuğunuzu tanıdıktan sonra anlayabilir ve ardından çocuklarınıza kitap okuma alışkanlığı kazanması yönünde yardımcı olabilirsiniz.

    • Okumaya henüz başlamamış olan çocuklardan başlayalım. Önce masal okuyalım ardından hikayelerle kitap sevgimizi de çocuğumuzla birlikte büyütelim. Onlara bol resimli, karakterli kitaplar alarak kitapları anlatabilirsiniz. Kitaplardaki renkler, figürler çocuklardaki heyecan ve merak duygularını arttıracaktır.

    • Okumaya başlayan çocuklarda ise kitaplarını birlikte almalısınız. Onlar kitap tercihinde bulunurken onlara yardımcı rehber olabilirsiniz. Kitap fuarlarını takip ederek çocuklarınızı kitap zenginliğiyle tanıştırıp okur ve yazarlarla buluşturmalısınız.

    Bir çocuğun kitap okuyabilmesi için öncelikle ailesinin de kitap okuması gerekmektedir. Evde oturma odasında televizyon açıldığında sesi duyup odasından çıkan çocuk, kitap okunurkenki huzurlu sessizliği işitip yine odasından çıkacaktır. Başlarda çocuğunuz sizin kitap okumanızı rol model alacaktır. İstikrarlı bir şekilde devamlılık sağlandığı sürece düzenli kitap okuma saatleri oluşturulacaktır.

    Kitap okurken okuduğunuz kitaptan alıntılarak yaparak konuşabilirsiniz. Birbirinize okuduğunuz kitapları anlatabilirsiniz. Kitapta beğendiğiniz adı geçen mekanlar üzerinde seyehatler düzenleyebilir veya bu mekanların ya da kişilerin resmini birlikte çizip boyayabilirsiniz. Bilmediğiniz kelime, mekan veya tarihi bir olayı internet karşısına geçip birlikte araştırabilirsiniz.

    Kitap Okuma Kazanımı için Örnek Etkinlik

    Derler ki kişi ibadet edeceği zaman sürekli aynı yerde yapmalı, mekan, ışık, ortam ona yaptığını hatırlatmalı ve tekrarı sağlanmalı.
    Kitaplar da öyle değil mi? Hepimiz farklı yerlerde okumayı araştırmayı sevsek de evde bir kitap köşemiz vardır. E bu nedenle kitap okuma koltukları, lambaları, gözlükleri bile üretilmişken çocuklar için niye böyle bir ortam düzenlenmesin?

    Çocuklarda kişiye özel kitap okuma tekneleri oluşturmuşlar.

    ✏Kitap okuma alışkanlığının sağlanması ve okumanın tekrarlanması için güzel bir aktivite olmuş.
    ✏Teknelerin üzerinde çocukların adlarının yazılması çocukları özel hissettirecektir. Tıpkı Starbucks’tan kahve aldığımızda üstünde ismimizin yazmasından gizliden gizliye hoşlanmamız gibi bir benimseme söz konusu olacaktır.
    ✏Çocuğunuz eğer henüz okuma bilmiyorsa yine böyle bir sepet, tekne oluşturup burada resim yorumlama, görülen resimlerle hikaye oluşturma, yapılan etkinlikleri anlatma köşesi gibi bir yol izleyebilirsiniz.

    Kadir Has Üniversitesi’nin yapmış olduğu araştırmaya göre Türkiye’de 100 insandan 53’ünün kitap okumadığı tespit edilmiş. Gelecek çocuklarımızda, bu oranı çocuklarımız değiştirecektir. Önce kendimiz okumalı rol model olmalı sonra geleceğimize de ışık saçmalı…

    Çocuklarınızla ve kitap satırlarıyla, sayfalarıyla dolu günler dilerim.

  • Kış aylarında çocuklar nasıl giyinmeli ?

    Soğuk havaların gelmesi ile birlikte bir dizi sorunla geldiği için anneler kış aylarını pek sevmezler. Kar çocuklar için oyun aracı demek olsa da, anneler “hasta olur” endişesi ile kardan hoşlanmazlar. Özellikle sokağa çıkarken anne ile çocuk arasında küçük çapta giysi savaşları yaşanır. Çocuğunuzu soğuktan koruyup, olası hastalıkları mümkün olduğunca önlemek ve aynı zamanda giyim sorunlarını oyuna dönüştürebilmek için birkaç önemli ayrıntıya dikkat etmeniz gerekiyor.

    Çocuğunuzu Kat Kat Giydirin

    Tek kat çok kalın bir giysi yerine daha ince bir yapıda birkaç kat giysi soğuk havaya karşı daha iyi bir yalıtkanlık sağlarken, gerektiğinde de çıkarılarak çocuğun vücut ısısının aşırı artması engellenir. Kat kat sistemiyle giydirdiğinizde çocuğunuz hem soğuktan etkilenmez hem de normal vücut aktivitelerini yerine getirirken terlemez.

    Örnek bir giydirme biçimi olarak şu önerilebilir; en alta uzun termal bir iç çamaşır, ardından boğazlı veya dik yakalı bir kazak, bunun üstüne bir süeter, kalın bir pantolon ve palto. Özellikle karda oynamayı seven çocuklar için ideal bir formül. Burada dikkat edilmesi gereken bazı çocukların yün ve benzeri maddelere karşı aşırı hassas olduğudur. Yün ısıtıcıdır ama hassas ciltleri tahriş edebilir. Bunun için çocuğun cildine doğrudan temas eden kıyafetlerin %100 pamuklu olmasına özen gösterin.

    Çocuğunuzun Başını Sıcak Tutun

    Çocuğunuz için gerekli olan kıyafetlerin başında bir şapka gelmelidir. Çünkü vücut ısısının çok büyük bir bölümü çıplak baş yoluyla kaybedilir. Ayrıca boyun bölgesi de önemli bir ısı yitirme alanıdır. Soğuk hava ve sert rüzgara maruz kalan çocukların yanakları, burunları, kulakları ilk üşüyen ve donma tehlikesine karşı en duyarlı olan bölgeler arasındadır. Bu yüzden bir şapka çocuğu soğuğa karşı koruyacak önemli bir giysidir. Çok rüzgarlı havalarda çocuğunuzu fazla dışarıda bırakmamaya ve rüzgarın doğrudan yüzüne çarpmamasına dikkat etmelisiniz.

    Ayaklarını sıcak tutun

    Soğuk ve ıslanmış ayaklar sadece çocuğu rahatsız etmekle kalmaz, kolaylıkla donma tehlikesi de yaratabilir. Özellikle karda yürüyen ve oynayan çocuklar için. Bu yüzden ayakkabı ve çorap seçimine dikkat edin. Yalıtkan botlar soğuk havalar için en uygun olanlarıdır. Su geçirmeyen, dikişsiz ve ayağa tam oturan ayakkabıları seçin. Ayrıca çocuğun ayağını botun içinde rahatsız edecek şekilde çok ağır ve kalın çoraplardan kaçının.

    Ellere ve parmaklara dikkat!

    Minik bir el soğuk havada donmaya en açık alanların başında gelir. Özellikle bebekler için. Bu yüzden tek parmaklı veya normal bir eldiven, hatta kaybolmalara karşı birkaç çift eldiven çocuğunuzun kışlık gardrobunda mutlaka yer almalı. Daha büyük çocuklar için su geçirmeyen, yalıtkan eldivenler tercih edilmelidir.

    Bebeklere daha dikkat etmek gerekir?

    Bebeklerde yağ tabakası henüz oluşmadığından vücut sıcaklıklarını tam dengeleyemezler. Kısa süreli de olsa soğukta kaldıklarında vücut sıcaklıkları hemen düşer.özellikle düşük doğum ağırlıklı doğan bebeklerde durum daha da önemlidir. Bu yüzden onların vücut ısılarını sık sık kontrol etmek gerekir. Genel olarak yetişkinlerin giyiminin bir kat fazlası olarak belirtilen bebek giyiminde gerekirse bir battaniye de kullanılabilir.
    Bebeğin vücut ısısının yeterli olup olmadığından emin olmak için en iyi yöntem ateşini ölçmektir. 35 derecenin altında ise problem var demektir. Hemen sıcak bir ortamda besleyerek ısıtmalısınız. Odanın sıcaklığını artırmak, giyimini kalınlaştırmak veya sizin teninizin sıcaklığını hissetmesini sağlamak yapılabilecekler arasındadır.

    Koruyucu Ürün Kullanın

    Soğuk yanığı ve döküntü kış aylarında bebek ve çocuklarda sıkça görülür. Pullanma, çatlama, kızarma, kaşıntı en belirgin bulgulardır. Bunları en aza indirmek için, mümkün olduğunca soğukta kalmayın ve soğukta iseniz koruyucu ürünler kullanın.

    Soğuk çarpması nedir?

    Küçük çocukların özellikle parmak uçları, burun ve yanak dokuları soğuk çarpmasına duyarlıdır. Bu dokuların soğukluğu dokunmakla hemen anlaşılır. Ten beyaz, sarı, gri arası bir renk alır. Zaman zaman beyaz lekeler oluşur. Bu gibi durumlarda acil müdahalede bulunmak gerekir. Böyle bir durumda derhal bir doktorunuza başvurun.

  • Zamanında doğan çocuklarda nörolojik gelişim basamakları

    Bir memeli hayvan (örneğin inek) doğumdan çok kısa süre sonra ayağa kalkıp annesini emmeye ve yiyecek aramaya başlamasına rağmen insan diğer hayvanlar gibi olmayıp sinir sistemi yeterince gelişmemiş olarak doğar. Beynin ve sinir sisteminin ana gelişimi doğum öncesi son iki ayda başlamak üzere en önemli gelişim aşamaları doğum sonrasında tamamlanır. Genetik yapı ve çevresel etmenlerin katkılarıyla beyindeki sinir hücreleri (nöronlar) yeni deneyimlerle iletişimini kuvvetlendirir ve beyin giderek olgunlaşır.

    Büyüme; vücut hacminin ve kitlesinin artması demektir. Gelişme ise biyolojik işlevlerin kazanılmasını ifade eder. Büyüme ve gelişme sürecinin belirli bir sıra düzeni vardır. Örneğin vücut kısımlarının büyümesinde başlangıçta en hızlı büyüyen baştır. İlk altı aydan sonra göğüs çevresi büyüme hızı artar. 9-12 aydan sonra ise kol- bacaklarda uzama ön plana geçer. Ergenlikte görülen büyüme hızlanmasında da önce ayak ve bacak uzunluğunda bir artış görülür. Bunu kalçaların enine büyümesi, daha sonra göğüs ön arka çapında artma, omuzların genişlemesi ve gövde uzunluğunun artması izler.

    Doğumdan sonra çocuğun büyüme gelişmesini etkileyen en önemli faktör beslenmedir. Bugün gelişmiş ülkelerde çocuklar daha iyi beslenmekte, daha iyi sağlığa uygun koşullarda büyümekte, hastalıklardan daha iyi korunabilmekte, daha iyi eğitim görmüş anne-babalar tarafından büyütülmektedir. Ülkemizde de zaman içinde bu çarpıcı gelişme çocukların büyüme ve gelişiminde önemli bir rol oynamakta, olanakların ve ebeveynlerin farkındalığının artması ile geçmiş yıllara göre daha sağlıklı çocuklar yetiştirmekteyiz.

    Çocukların nörolojik olgunlaşmasını; 1) Kaba motor 2) İnce motor 3) Dil ve 4) Sosyal alanlardaki gelişmeler olmak üzere incelemekteyiz. Bu şekilde aşağıda yenidoğan döneminden altı yaşa kadar olan dönemde çocukların gelişimi ana hatlarıyla aktarılmaktadır. Gelişim evrelerinde belirtilen basamaklar genel bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Çocuğunuzun bu basamakların herhangi bir maddesini karşılayamaması çocuğun geri kaldığını göstermez. Çocukların gelişim düzeylerini bilimsel olarak göstermek için hazırlanmış profesyonel testler ve ölçekler (Denver I-II, Bayley, AGTE vb) mevcuttur. Okuyucularımıza ve anne babalara; kendi çocuklarını başka çocuklarla kıyaslamamalarını, yazılanları genel bilgi amacıyla kullanmalarını ve şüphelenilen durumlarda da çocuk gelişim uzmanı veya çocuk hekimlerine başvurmalarını özellikle belirtmek isterim.

    Yenidoğan dönemi ve 1. ay:

    Kollar ve bacaklar hafif bükülü olarak gövdeye doğru toplanmış durumdadır (fleksion postürü).
    En önemli refleksi doğuştan itibaren kısa süreli ışığa ve objeye göz odaklanmasının olmasıdır.
    Yakalama refleksi kuvvetli olup ellerini yumruk yapar. Seslere reaksiyon verir

    2. ay:

    Yüzükoyun yatırıldığında başını yerden kaldırabilir. Dik tutulduğunda baş daha az düşer.
    Ellerini genelde yumruk yapar.
    Işığı ve objeyi gözleri ve başı ile 900 izleyebilir.
    Anneyi tanır, yüksek sesle irkilir.

    3. ay:
    Başını sürekli dik tutabilir. Yüzükoyun yerden başını kaldırıp direnebilir.
    Ellerini ve bacaklarını istemli olarak tek tek hareket ettirebilir.
    Nadiren ellerini yumruk yapar. Eline verilen objeyi kısa süre tutabilir.
    Elindeki objeye bakabilir ve cisimleri 1800 izler, yüze odaklanabilir.
    Memnuniyetini ses çıkararak belirtebilir. Sesli gülebilir.

    4-5. aylar:

    Kendi etrafında dönme çabası ile başlar ve dönebilir.
    Yüz üstü pozisyonda el bilekleriyle kendini destekleyerek başını ve göğsünü yataktan kaldırabilir.
    Her iki eli ile yakalar ve elleriyle objeye ulaşmaya çalışır. Objeyi ağzına götürür.
    Çıngırağı uzun süre sallayarak oynar ama düşürünce alamaz
    Sesli gülebilir, Çevreye bakarak eğlenir.
    Aktif olarak etrafına bakar, başını sesin geldiği yöne çevirebilir.

    6. ay:

    Destekle oturur. Baş kontrolü tamdır.
    Yüzükoyun pozisyondan sırt üstü dönebilir.
    Başparmağını kullanır. Biberonunu tutabilir, ayaklarını yakalar.
    Objeyi bir elinden diğerine geçirir
    Yiyecekleri gördüğünde ve tanıdık ses duyduğunda heyecanlanır, kendi kelimeleri ile konuşur (agucuk yapar).
    Yabancıları ve aile fertlerini tanır

    7-8. aylar:

    Ellerini destekleyerek kısa süreli oturabilir.
    Objeleri masaya vurur.
    Da-da, ba-ba/dede gibi iki heceli kelimeleri söyler
    Bütün objeleri ağzına götürür.
    Kolları ile kişilere uzanır

    9-10. aylar:

    Desteksiz ve bağımsız oturur, oturma pozisyonuna geçer.
    Emekler, sürünür, tutunarak ayağa kalkar. Tutunarak ayakta durabilir.
    Başparmağı ile işaret parmağı arası yakalama yapabilir
    Yardımla bardaktan içebilir
    Bay bay diye el sallar.

    11-12. aylar:

    Düzgün olarak emekleyebilir.
    Tek başına ayakta durur
    Tek elinden tutarak gezer
    Basit emirleri anlar
    2-4 anlamlı kelime söyler, anne/baba anlamlı söyler
    Müzik dinler

    13-15. aylar:

    Tutunmadan yürür ama kolay düşer.
    Sürünerek merdivenleri çıkabilir.
    Kalemle anlamsız çizgiler çizer, karalar.
    4-6 tane mantıklı kelime kullanır, kendine özgü konuşur.
    İsteklerini eliyle gösterir. İşaretle cisimleri gösterebilir

    18. ay:

    Yardımla merdivene, yardımsız sandalyeye çıkabilir.
    Ayağa kalkar, oyuncağını taşıyarak yürüyebilir
    İki dört küpü üst üste koyabilir
    Topu karşısındakine atabilir.
    Yemeğin tümünü yardımsız yiyebilir.
    10-20 kelime haznesi vardır, sorulduğunda 2-3 organını işaret eder.
    Giysilerini, çoraplarını, eldivenlerini çıkarabilir.

    24. ay:

    Koşabilir, merdiveni her iki ayağıyla inip çıkabilir.
    İki ayağı üzerine zıplayabilir
    Kitap sayfalarını beceriksizce çevirebilir, bildiği objelerin resmini gösterir
    Ben ve sen kelimelerinin kullanır
    İki-üç kelimelik cümle kurar

    2-3 yaşlar:

    Rahatça koşar, merdiven çıkıp inebilir.
    Objeleri düşürmeden yerden toplar,
    Topa ayağıyla vurabilir, atlar
    Geri geri yürüyebilir
    Ellerini yıkar, kurular
    7-8 küpü üst üste dizer, tren yapar
    İdrar ve gaita kontrolü kazanır, tuvalet terbiyesi başlar.

    3-4 yaşlar:

    Tek ayak üzerinde durabilir, üç tekerlekli bisiklete binip pedal çevirebilir.
    Kalemi güzel tutar, daire ve artı çizebilir.
    İsmini, yaşını ve cinsiyetini bilir
    İki renk bilir, vücudunun tüm parçalarını bilir
    Ona kadar sayabilir.

    4-6 yaşlar:

    Tek ayak üzerinde sıçrayabilir.
    Kendisi giyinip soyunabilir.
    Başı ve gövdesi belirli insan resmi çizer. Üçgen çizebilir
    Yarışma ve grup oyunlarını oynar, ağır olan cismi fark edebilir.
    Otoriteye direnir, disiplin sorunları yaşar.

  • Boşanmanın Çocuklarda Görülen Olası Etkileri

    Boşanmanın Çocuklarda Görülen Olası Etkileri

    Çocuklarda anne ve baba ayrılığına bağlı olarak ortaya çıkan ruhsal belirtiler çok çeşitlidir. Huysuzluk, hırçınlık, tedirginlik ve saldırgan davranışlar en sık gözlenen belirtilerdir. Uyumsuzluk belirtileri; çocuğun yaşına, boşanmadan öncesi örselenmesine ve boşanma sonrası dönemde, anne ve baba ilişkilerinin niteliğine gore değişir. Bu belirtilerin kalıcı olup olmaması da yine pek çok çeşitli etkenlere bağlıdır (Yörükoğlu,1998).

    Çocuklar yaşa, cinsiyete, eğitim durumu, kişiliğine göre boşanmaya farklı tepkiler vermektedir. Çocukların verdiği olumsuz tepkileri özetleyecek olursak:

    • Suçluluk: Özellikle küçük çocuklarda yaptığı yaramazlıktan dolayı bu his oluşmaktadır. Çocuk ebeveynlerinin boşanmasından kendini sorumlu hissedip, suçluluk hissetmektedir.

    • Korku: Eksilen sevgi ve güven bağı sonucu, çocuklarda yanında olduğu ebeveynin de gitmesine dair terk edilme korkusu yeşermektedir. Bununla birlikte çocukların ekonomik olarak yiyecek, kıyafet, okul masraflarına dair korkuları olduğu da çokça görülmektedir.

    • Öfke: Çocukların verdiği tepkiler cinsiyetine göre değişmektedir. Özellikle erkek çocuklarda anne babalarının boşanması sonrasında saldırgan davranışların olduğu gözlemlenmiştir. Bu saldırganlık, öğretmenlerine,arkadaşlarına hatta kimi zaman ailesine de karşı gözlemlenmiştir.

    • Üzüntü: Boşanma sonrasında yeterli tepkiyi sözel olarak veremeyen çocuklarda içekapanıklık, tepkisizlik, odasına kapanma halinde üzüntü görüldüğü gibi sık sık ağlama da karşılaştığımız durumlardan biridir.

    • Yalnızlık: Aileden bir kişinin eksilmesiyle günlük yaşam biçimindeki değişiklikler kimi zaman çocukların kendilerini yalnız hissetmesine yol açmaktadır.

    • Okul Başarısı: Kimi ailelerde boşanma sonrasında çocukların ders başarısında da düşüş gözlemlenmiştir.

    • Fiziksel Sorunlar: Yaşadıkları strese bağlı olarak mide, baş, göğüs ağrıları çocuklarda gözlemlenmiştir. Yapılan araştırmalara göre bu çocuklarda astım olma riski iki katına çıkmıştır.

    • Yemek Sorunları: Yaşanılan stresli durum sonrasında çocuklarda aşırı yeme isteği ya da iştahsızlık görülebilir. Özellikle kız çocuklardan yemekten kaçınma ya da yediğini kusma gibi davranışlara tanık olabiliriz.

    • Uyku Sorunları: Boşanan ebeveynlerin çocuklarında aşırı uyuma isteği olabileceği gibi kendi yataklarında yatmama isteği, uyuyamama, kabus görerek uyanma gibi birtakım problemler yaşanılabilir.

    Anne ve babalar, eş olarak birlikteliklerine son vermek istediklerinde ebeveynliği devam eder. Boşanma gerçekleşse de ebeveynlik devam edecek; kişiler çocukları için görüşmeye, birlikte vakit geçirmeye devam edecektir. Diyebiliriz ki, boşanma sonrasında da aile hala içinde anne, baba ve çocuğun yer aldığı ailedir çünkü anne ve babanın çocuklarına karşı hem duygusal hem maddi sorumlulukları devam etmektedir. Çocukların sevgi ve güven bağları içinde yaşamını idame ettirebilmeleri için aile kavramının iş birliği halinde devam etmesi gerekmektedir.

    Her bireyin kendine has mizacı olduğunu kabul edersek, her çocuğun boşanmaya vereceği tepkinin de birbirinden farklı olacağını önceden bilmemiz gerekmektedir. Çocukların verdiği bu tepkileri, yordadığı düşünce yapılarını ve hissettiği duygularını, son yıllarda etkinliğinin kanıtlandığı bilişsel davrançı terapi ekolüyle çözümleyebilir ve çocuklarla bu durum hakkındaki bilişsel yetersizlikleri üzerine çalışılarak düşünce yapıları değiştirilerek, sağlıklı bir düzen değişimi sağlanabilir.

  • Korkular

    Korkular

    Bilinmeyen şeyler korkutucudur. Özellikle anne babadan ayrı kalmak küçük yaşlarda çocukta korku yaratır. Anne babalar bilmeyerek çocuklarında korkular oluştururlar. Anne çocuğunun yaramazlık yapmasını engellemek için “yaramazlık yaparsan bırakır giderim”, “seni dilenciye veririm” şeklinde korkutmaya çalışır. Çocuklar için en dayanılmaz korku anne babadan ayrı kalmaktır. 4 ile 6 yaş arasında korkular çok fazladır.

    Çocuklar anne babalarının veya büyüklerinin uslu dursunlar diye uydurdukları şeylerin gerçek olduğuna inanırlar. Büyükler korkuyu bir disiplin aracı olarak kullanmaktadırlar. Anne baba¬lar veya büyükler yaramazlık yapan, uyumayan çocuğu “öcü gelir” diye korkuturlar. Ancak bu kolay bir yoldur. Çünkü bunu duyan çocuğun hemen sesi kesilmektedir. Hatta korkutmanın dövmekten daha fazla yaptırım gücü vardır. Özellikle doktorla korkutulan çocuklar hastalandıklarında anne baba çok zorlanır. Yemeğini yemeyen çocuğa “şimdi ilaç veririm” şeklinde yapılan korkutma ise ilaç alması gerektiğinde aşılmaz sorunlar yaratır. Örneğin, iğneci veya hemşireyle korkutulan çocuklar aşı olacaklarında çok korkarlar, tepki gösterirler. Bir başka sorun yaratan korku da sünnetçi korkusudur.

    En küçük şeyden korkan, paniğe kapılan, kendine güvenini kaybeden anne babaların çocukları da onlara benzerler. Anne bazen çocukların peşinde “aman düşecek”, “hastalanacak”, “dayak yiyecek” şeklinde düşüncelerle çocuğu kısıtlar, engeller, aşırı koruyucu, kollayıcı tutuma girer. Çocuğu çevrenin, insanların tehlikeli olduğuna inandırır. Çocuk fazla korunduğu için beceriksiz ve pısırık hale gelir.

    Bazen de korkutma Tanrı’yı işin içine karıştırarak olur: “Tanrı seni cezalandıracak” gibi sözler, çocuk Tann’yı kafasında nasıl canlandıracağını bilmediği için, onda daha fazla korku geliştirir.

    Bir de duruma bağlı olan korkular vardır. Örneğin eve hırsız girmesi, çocuğun kaza geçirmesi gibi durumlar, çocukta korku durumları ortaya çıkarır. Böyle durumlarda çocuğun korkusu dinlenilmeli, ciddiye alınmalıdır. Annenin aşırı koruyucu ve kollayıcı tutumundan vazgeçebilmesi için bir çocuk psikoloğundan yardım alınmalıdır.

    GECE KORKULARI

    4-6 yaşları arasında çocuklar korkulu rüyalar görürler. Bu gibi durumlarda çocuk anne babanın odasına gelir ve onlarla yatmak ister. Bu durumda çocuğu azarlamak, kızmak sakıncalıdır. Çocuğu alıp odasına götürmek ve dalıncaya kadar birlikte kalmak onu sakinleştirmeye çalışmak gördüklerinin gerçek olmadığını anlatmak uygun olacaktır.

    Çocuk anne babanın cinsel ilişkisine tanık olmuş ise, bunu annesinin saldırıya uğraması şeklinde yorumlayabilir. Bu olaydan dolayı ya annesini korumak için ya da bu olayın yeniden olmaması için annesiyle yatmak ister. Uykuya dalmak istemez ya da anne babanın büyük kavgalarına şahit olmuş çocukta “eğer uyursam yine kavga ederler, ben önleyemem” şeklinde bir düşünce gelişir. Böyle durumlarda çocuğa kızmamak uykuya dalıncaya kadar yanında yatmak, sakin ve sevecen davranmak uygundur.

    OKUL KORKUSU

    Bu sorun, çocuk ilkokula başladığında ortaya çıkabileceği gibi okulun herhangi bir döneminde de görülebilir. Hatta yuvaya başlayan çocuklarda da görülür. Çocuk anneye âdeta yapışır, onu bir türlü bırakmak istemez, ağlar, annenin yanında kalmasını İstediğinden anne günlerce, sınıfta çocuğun yanında oturur.

    Ya da çocuk birden bire okula gitmek istemez; zorlanırsa, midesi bulanır, kusar, zorlamalara direnir. Yoldan veya okuldan döner gelir. Neşesizleşir, uykusu bozulur, iştahı kesilir. Ödevlere ilgisi kalmaz. Her sabah somatik bir belirti ortaya çıkartır. Örneğin, başı, karnı ağrır veya bulantısı olur, ateşi yükselir, hatta kusar. Evde rahattır. Ağır vakalarda ise çocuk evde bile huzursuzdur. Bunun kaynağı genellikle anneden ayrılma korkusudur. Okul korkusu görülen çocuklar genellikle uslu, sessiz, uyumlu, anneye aşırı bağımlıdırlar. Böyle durumlarda dayak ve korkutmalar sonuç vermez. Bu korku ortaokulda, lisede de görülebilir.

    Anne babalar okul korkusu gösteren çocuğu okuldan uzak tutmamalıdırlar. Evde kalış uzadıkça okula dönüş güçleşir. Anne baba kararlı ve tutarlı davranmaya çalışmalıdır. Öğretmene durum anlatılmalı, işbirliği sağlanmalıdır. Çocuk sınıfa girmese de okula gitmeli, bahçede dolaşmalıdır. Çocuğun korkusu ciddiye alınmalıdır. Okula götürülmesi çözümün yarısı demektir. Birkaç günde düzelmiyorsa, gecikmeden bir psikoloğa gidilmelidir