Etiket: Çocuklar

  • Çocuklarda Öfke Kontrolü

    Çocuklarda Öfke Kontrolü

    Öfke; mutluluk, hayal kırıklığı, şaşırma, korku gibi bir duygulardan farklı değildir ve tüm diğerleri gibi insana aittir. Fakat öfkenin yansımaları ve etkileri çevreyi rahatsız edici nitelikte olduğu için; öfkeyi yaşayan da, yaşayan kişiye maruz kalan da aynı şekilde durumdan olumsuz etkilenir.

    Çocuklar öfke kontrolü konusunda bir yetişkine nazaran daha başarısızdır. Anne-babaların ise kendilerini en çaresiz hissettikleri anların başında çocuklarının öfke patlamaları gelir. İstediği yapılmadığında her çocuk; ısırma, vurma, bağırma, kendini yere atma, saldırma gibi tutumlar sergileyebilir. Çünkü “hayır” cevabı onların hoşuna gitmez. Hatta bu cevap çocuktaki öfkeyi daha da arttırabilir. Bunun yanı sıra, öfke patlaması yaşayan çocuğa aynı ölçüde verilen tepki ebeveynlerimizin yaptığı en büyük hatalardandır.

    Çocuk, bebekliğinden itibaren istekleri konusunda çözümün ağlamak olduğunu ve durumun çevresini harekete geçirdiğini deneyimleyerek öğrenir. Bir yaşından sonra ise öfke duygusuyla tanışır ve bunu davranışlarıyla gösterme yoluna başvurur. Öfke, çocuklarda genellikle; yapmak istediğini yapamama, istemediği bir şeyi yapma, acıkma, yorgunluk, kendini ifade edememe, ebeveynlerin dikkatini çekmek isteme, yada istediğinin yapılmaması gibi durumlarda ortaya çıkar.

    Çocuğun öfke patlamaları sırasında, ona aynı şekilde tepki vermek; durumu yatıştırmaz. Aksine, gerginliğini daha da arttırmaktadır. Öfke patlamaları esnasında, ebeveyn sakin kalmalı ve kriz anının geçmesini beklemelidir. Kriz anı geçtikten sonra, çocukla durumu değerlendirme üzerine konuşarak duygunun dışa vurumu sağlanmalıdır. Yani önceliğimiz çocuğun neye öfkeli olduğunu, onu neyin kızdırdığını anlamak ve onun anlamasını sağlamaktır. Asıl kızdığı şeyi bulması (alay edilmesi, kırgınlık, utanç…) çocuğun duygularını tanıyıp isimlendirmesini öğrenerek, dış dünyasını zenginleştirmeye başlamasını sağlamaktadır. Eğer asıl duygusunun ve bu duyguya sebep olan düşüncelerinin farkına vardıysa, kızmak, ağlamak, vurmak ya da bağırmak gibi davranışlarının yerine koyabileceği davranışlar olup olmadığını ona sorabilirsiniz. Bu konuda yerine bir şey koyamıyorsa; ona küçük tavsiyeler verebilirsiniz. Örneğin; öfke nesnesi kişiye ne hissettiğini söylemek gibi. Sonuç olarak hangi davranışın işlevsel sonucu olduğunu görmeye başlar.

    Çocuğa kızmak, bağırmak, ceza vermek, onu durdurmaya çalışmak, azarlamak, çocuğu odaya kapamakgibi tutumlar öfkeyi arttıırmakla birlikte, çocuğun ifade yönteminin kalıcı olmasına sebep olmaktadır. Bu tür öfkeyi arttırıcı ve anlamsız davranışlar; çocuğa öfkeli şekilde davranarak, onunda bunu model almasına sebep olmaktadır. Unutmayın ki çocuklar; duyduklarını değil, model aldıklarını öğrenirler. Öfkesine engel olmak için sergilenen öfkeli davranışlar hiç bir zaman çözüm olmayacaktır.

    Öfkeli çocuğa karşı sergilenen bir diğer yanlış tutum ise, öfkelendiği için istediğini anında yerine getirmedir. Bu durum, öfke patlamasına karşı kullanılan en hızlı çözüm gibi görünse de; çocuk, öfke patlaması ve istediğinin yerine gelmesi arasında bir ilişki kurmaya başlayacaktır. Kurulan bu ilişki sayesinde bu davranışı pekiştirmeye başlayacak ve durum kalıcı olmaya başlayacaktır. Yapılması gereken davranış her zaman net olmaktır. Örneğin; çocuğun yatma saati geldiyse, “Yatmak ister misin?” gibi ucu açık bir soru yerine, “Yatağa gitme saati” gibi net cümleler kullanmak, krizleri önleme konusunda daha faydalı olacaktır.

    Çocukların psikolojik ve sosyal gelişiminde duyguların, duyguları ifade etmenin ve yönetmenin öğretilmesinde ebeveynlerin katkısı göz ardı edilemez. Bu yüzden siz de ondan beklediğiniz gibi davranın. Örneğin; yaşadığınız bir çatışmayı çözmek için öfkenizi kelimelerle ifade edebilir ve ona asıl sorunun öfke olmadığını, ifade edilme biçimi olduğunu gösterebilirsiniz.

  • Çocuklarda Davranış Problemleri ve Çözüm Yolları

    Çocuklarda Davranış Problemleri ve Çözüm Yolları

    Çocuklar da diğer bireyler gibi yaşadıkları olumsuz olaylardan etkilenirler. Fakat yetişkinlerin aksine çocuklar; yeterli deneyim, bilinç ve mantığa sahip olmadıkları için yaşadıkları olumsuzlukları bir yetişkin desteği olmadan aşamazlar. Bu gibi durumlarda anne-baba tarafından sevgi, ilgi ve destek gören çocukların yaşanan durumu aşması daha kolay olur. Değişen ve gelişen duruma alışıncaya kadar geçen süredeki davranış bozuklukları aslında birer uyum bozukluklarıdır. Davranış problemleri olarak adlandırılanlar nelerdir?

    Parmak Emme:

    Sütten kesilme durumundan sonra devam eden parmak emme, çocuğun kendisinde gördüğü bir yetersizliği ya da güven eksikliğini göstermektedir. Uzun süre devam eden parmak emme ise daha ciddi psikolojik problemleri yansıtır.

    Tırnak Yeme:

    Duygu ve düşüncelerini ifade etmede güçlük çeken, yasaklarla ve baskılarla büyüyen çocuklarda görülür. Kızgınlıklarını, kırgınlıklarını, öfkelerini, kaygılarını ifade etmelerine izin verilmeyen çocuklar kızgınlık duygularını bu şekilde kendilerine yöneltirler.

    Altını Islatma:

    Normalde çocuklar 2 yaş itibariyle küçük ve büyük tuvaletlerini tutabilmektedirler. Belirli sebeplere bağlı olarak bu süreç 3 yaşa kadar uzayabilmektedir. Fakat 4 yaşına gelen çocuk artık küçük ve büyük tuvaletini tutabilmektedir. Eğer çocuk tuvaletini tutmayı hiç öğrenememişse zeka geriliği ya da başka bir rahatsızlıktan dolayı kaslarını kontrol edemiyor olabilir. Yapılan testlerin sonucunda herhangi bir problem gözükmüyorsa psikolojik sebepler aranmalıdır. Eğer çocuk tuvaletini tutmayı öğrendikten sonra tekrardan ıslatmaya başlıyorsa burada genellikle psikolojik sorunlar görülmektedir. Değişen bir durum, kardeş kıskançlığı, dikkat çekme çabası, aile fertlerinden birinin ölümü, tedavisi uzun süren hastalıklar bu bozukluğa sebep olabilir.

    Öfke Patlamaları:

    Duygu ve düşünceleri bastırılan, öfkelerini, ruhsal gerginliğini ve kızgınlığını ifade etmelerine izin verilmeyen çocuklar içlerindeki öfkeyi bir süre tutabilirler. Daha sonrasında ise yaşanan bir durumu ya da yerine getirilmeyen istekleri bahane ederek öfkelerini patlama olarak boşaltırlar. Bu patlamalar esnasında, çocuk kendini yerden yere atar, kafasını yerlere ve duvarlara vurur, ağlama krizleri geçirir. Bunun dışında yanlış yetiştirilmeyle her istediği yapılan, kural tanımayan çocuklar, aşırı şımartılmış çocuklar; elde edemeyecekleri bir şey olduğunda, istedikleri yerine getirilmediğinde de öfke nöbetleri yaşayabilirler.

    Hırsızlık (Kleptomani):

    Çocuklar yaklaşık 5 yaşına kadar ben-merkezci bir yapıya sahiptirler ve kişilik haklarına uymaz, mülkiyet kavramını yeterince bilmezler. Çocukların bir çoğu kendisine ait olan oyuncağı bir başkasıyla paylaşmak istemediği gibi, başkalarına ait oyuncaklara da sahip olmak isteyebilirler. Bu bir problem olmadığı gibi ortada garipsenecek bir durum da yoktur. Tüm bunlara rağmen ebeveynlerin okul öncesi çocuklara başkasının eşyasının izinsiz alınmayacağı, onun sahibine geri verilmesi gerektiği anlatılmalıdır. Çocuğa yapılan hırsız etiketi doğru bir davranış değildir. Çünkü çocuk bunu hırsızlık amacıyla yapmamaktadır. Eğer tüm uyarılarınıza rağmen çocuk bunu yapmaya devam ediyorsa, çocukta bir güven problemi, aşağılık duygusu ya da dikkat çekme gereksinimi olabilir. Bu yüzden çocuklar bu davranışı tekrarlayarak ruhsal açlıklarını gidermeye çalışırlar. Bu gibi durumlarda altta yatan sebebi bulmak oldukça önemlidir. Bunun dışında çocuğa “senin” ve “benim” kavramları öğretilmelidir. Unutmayın ki çocuklar en çok modelleyerek öğrenirler. Bu yüzden onları doğru davranışa teşvik edebilmek için onlara doğru model olmak gerekir. Çocuğa ve onun eşyalarına saygı duyulmalı ve onun eşyalarını ondan izin alarak almalıyız. Bu şekilde yapması gerekeni ona model olarak öğretmiş oluruz.

    Yalan:

    Çocuk okul öncesi dönemde, gerçekle gerçek dışı olanı birbirinden ayıracak zihinsel olgunluğa henüz ulaşmamış olduğu için söyledikleri aslında yalan olarak nitelendirilmez. Gördüğü rüyaları ya da hayallerini de gerçekmiş gibi anlatabilirler. Burada amaç genellikle sizi kandırmak değil, dikkatinizi çekmek ve onunla ilgilenmenizi sağlamaktır.

    Yalan, aslında yaratılışımızda yoktur. Bu yüzden eğer çocuğunuz yalan söylüyorsa kendinizi, çevresini ya da arkadaşlarını gözden geçirmek gerekmektedir.

    İçe Kapanıklılık:

    Psikolojide saldırganlık ne kadar büyük bir problemse, içe kapanıklılık da o denli bir problemdir. Aileler genellikle içe kapanıklılığı uysallık, söz dinleme olarak algılayıp bununla övünebiliyorlar. Fakat haklı tepkileri cezalandırılmış, gereksiz eleştirilmiş, hataları kınanmış, ve suçlanmış çocuklar aslında hata yapmamak için içe kapanmayı tercih ederler.

    Yaşanan tüm bu bozukluklar çocuğun yaşadığı herhangi bir değişim sonrasında meydana geliyorsa uyum problemi olabilir. Bu yüzden bir süre sabretmemiz gerekir. Fakat süreç gereğinden uzun sürüyorsa bu bir probleme dönüşmüş olabilir. Bu gibi durumlarda bir uzman desteğine başvurulmalıdır.

  • Okul Öncesi Dönemde Teknoloji Kullanımı

    Okul Öncesi Dönemde Teknoloji Kullanımı

    Günümüzün göz ardı edilemez gerçeği; teknolojinin çocuklar üzerindeki olumlu olduğu kadar olumsuz yöndeki etkileridir. Çocukların bilgisayar, televizyon, ipad ve telefonlarla fazla zaman geçirmeleri sosyal, duygusal ve fiziksel gelişimlerini olumsuz yönde etkilemekle beraber iletişimden ve ikili ilişkilerden uzak kalınmasından ötürü sosyalleşmede sorunlara sebep olmaktadır.

    Bilgisayar, internet ya da televizyon gibi araçlar, okul öncesi dönemde amaç değil, çocuğun gelişimi ve eğitimi konusunda araç olmalıdır. Unutulmamalıdır ki; bilgisayarlar, hiçbir zaman bir eğitimcinin ya da bir eğitim ortamının yerini tutmaz.

    Bilgisayar, tablet ya da televizyonun sanıldığı gibi yalnızca olumsuz yanları yoktur. Buralarda izlenen programlar, videolar ve kullanılan programlar sayesinde çocuklar okul öncesi dönemde renkleri, sayıları ve bir çok kavramı öğrenip, özgüvenlerinin gelişmesine destek sağlayabilirler. Bunun yanı sıra, problem çözme yetisinin gelişmesi, hızlı karar verme ve el-göz koordinasyonu gelişimi konusunda faydalı olabilmektedir.

    Yapılan araştırmalara göre, şiddet içerikli görüntüler izleyen çocukların bunları hayatın bir parçası olarak algılayıp normalleştirdiği görülmüştür. Aynı zamanda çocukta korku davranışlarının arttığı gözlemlenmiştir.

    Teknoloji bağımlılığının obeziteyi de körüklediği bilinen gerçekler arasındadır. Unutulmamalıdır ki büyüme ve gelişim çağında olan çocuğun ihtiyacı olan şey koşup, oynamak, konuşmak ve iletişime geçmektir. Sosyalleşme ve serbest oyunların çocuğun empati kurma yetisini ve hayal gücünü geliştirdiği bilinmektedir. Ne yazık ki teknoloji bu gelişime ket vurmakta, çocukları ekran başına kilitlemektedir.

    Yapılan araştırmalar, bilgisayarların okumayı öğrenmede ve ucu açık tartışmalara girebilmede çocuklara katkı sağlamadığını göstermektedir. Okuma ve iletişim becerilerinin gelişmesinde bilinen en etkili yöntem birebir ilişkidir.

    Televizyon ve internet bağımlılığı aynı zamanda duruş, oturuş ve iskelet bozukluğuna sebep olmakla beraber içe kapanıklık, özgüven eksikliği gibi etkilere sebep olmaktadır.

    Çocuğu teknoloji ve televizyon kullanımı konusunda bilinçlendirmek için yapılacaklar;

    Yapacağınız çok önemli bir işiniz dahi olsa onu oyalamak için yardımı televizyon ve bilgisayarlardan almayın. Etrafı dağıtacak dahi olsalar onları faydalanabilecekleri faaliyetlere yönlendirin.

    Yalnızca çocuğun izlemesine koyulacak kural yerine tüm aileyi bilinçlendirin. Devamlı açık olan bir televizyon ailedeki birebir ilişkilere engel olacaktır.

    Çocuğun televizyon izleyeceği saatlere, ve programlara siz karar verin.

    Çocuğunuzun televizyon karşısında bulunduğu sürede yanında bulunmaya özen gösterin. Bu bilinçli ve eleştirebilen, farklı bakış açılarıyla olaylara bakabilen bir izleyici olmasını sağlayacaktır. Bunun dışında izlediğiniz sahneler konusunda onu bilinçlendirmeye özen gösterin. Örneğin; kavga eden insanlar gördüğünüzde onların aslında rol yaptığını, şuanda gerçek hayatta olmadıklarını söyleyin. Böylece gerçekle kurguyu ayırmayı öğrenecek, gördüklerini uygulamaya çalışmayacaktır.

    Bilgisayar oynamasına izin veriyorsanız ona yaptığı şey hakkında sorular sorun. Örneğin, “Oynadığın nedir?”, “Nasıl oynanıyor?”, “Oyundaki amaç ne?”, “Buraya geldiğinde ne oluyor?”, “Bu karakter ne yapmaya çalışıyor?”. Bu tarz sorular oyunu körü körüne oynayıp andan kopmasındansa, ekranda gördükleri ve yaptıkları konusunda düşünmeye teşvik edecektir.

    Bilgisayarı ve tableti, çocuğunuza paylaşmayı ve sıra beklemeyi öğretecek bir araç olarak kullanın.

    En önemlisi ise; onu tabletle oyalamak yerine ailece keyifli zaman geçirmeyi deneyin. Böylelikle hem geçirilen zamanın kalitesi hem de aranızdaki ilişki ve iletişim artacaktır.

  • Okula Uyum

    Okula Uyum

    Okula uyum problemi kimi çocukta hiç yaşanmazken kimi çocukta okulun ilk günlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu problemi yaşayanların başında anaokulu ya da ilkokula yeni başlayan çocuklar gelmektedir. Problem genellikle kendini anneden ayrılamama, okulu reddetme, sınıfa girmekten kaçınma olarak gösterir. Bunun bir çok sebebi vardır. Çocuk ilk kez ailenin sağladığı güvenli ortamdan uzaklaşarak onlardan bağımsız bir süreç yaşayacaktır. Daha önce anne-babasından ayrılmamış çocuk için bu korkutucu bir deneyim olabilir ve bu durum okula uyum sürecinde problemler yaşamamıza sebep olabilir. Bunun dışında okula uyum problemi aşırı korumacı ebeveynler tarafından bağımlı bir şekilde yetiştirilen çocuklarda da görülmektedir. Aşırı koruma ve kollamayla büyüyen çocuklar, ailesi olmadan kendini savunmasız, güçsüz, korunmasız hissederler ve yalnız kalmaktan kaçınırlar. Okula uyum probleminin diğer nedenleri arasından çocuğun kendinde gördüğü bir yetersizlikte yer alabilir. Örneğin öğrenme güçlüğü, zeka geriliği, özgüven eksikliği ya da sosyal fobisi olan çocuklar bu süreci yaşamaktadır.

    Okula uyum problemini aşma konusunda ki büyük görev ise ebeveynlerindir. Bu sorunu aşmak için başvurulan tehdit, şiddet, ceza, korkutma gibi yöntemler sorunu ortadan kaldırmaz. Aksine çocukta okul fobisine yol açar ve okul düşüncesi bile onun için korkutucu bir hal almaya başlar. Tüm bu yöntemler yerine, okul reddine neden olan sebebi bulup bunun ortadan kaldırılmaya çalışılması problemi çözmeye yönelik bir tutum olacaktır. Çocuğun uyum problemini aşmasına yardımcı bir diğer faktör ise zaman zaman ailesini okulda görmesi, anne-babasının okul ile iş birliği içinde olduğunu hissetmesidir. Yalnız şunu unutmamak gerekir ki okul sürecinde aşırı ilgisizlik kadar aşırı ilgili olmakta sakıncalıdır. Gerekli zamanlarda desteğimizi esirgemeyip, asıl sorumluluğu kendinin almasını sağlamak temel amaç olmalıdır. Çocuğun okul sürecini, üstesinden gelemeyeceği bir durum olarak algılamaması için okul dışında da kendi sorumluluğu ona verilmelidir. Çocuğa okul hakkında ki kurduğumuz cümleler de onun okula bakış açısını şekillendirmede büyük rol oynar. Örneğin “Tatilde rahattın, şimdi okul başlıyor, bunların hiç birini yapamayacaksın, son rahat günlerin, artık disipline gireceksin.” gibi cümleler okul fikrine sıcak bakan çocukları bile korkutmakta, okulu can sıkıcı bir şey olarak göstermektedir. Aileler çocuğun okula gitmesi konusundaki kararlılığından ödün vermemeli, vedalaşmayı kısa tutmalıdır. Çocuğa buradaki herkesin aynı durumu yaşadığı sadece onu ilgilendiren bir durum olmadığı yansıtılmalıdır. Tüm bunların yanı sıra okula uyum sürecinde ebeveynlerin en büyük görevi çocuğu dinleyip anlamaya çalışmak olmalıdır. Sorunun çözümü konusunda öğretmen ve veli sıkı bir iş birliği içerisinde olmalıdır. Okula başlayan çocuk yavaş yavaş arkadaş edinmeye ve diğerlerini keşfetmeye başlayacaktır. İlk günlerden sonra okul dışı buluşmalar, ev ziyaretleri, keyifli organizasyonlar da uyumu güçlendirici nitelikte olacaktır.

    Okula uyum süreci aile, çocuk ve öğretmenlerin işbirliği içerisinde aşacağı bir durum olmakla beraber, çocuğun bir birey olduğu unutulmamalı, onu dinlemeye ve anlamaya yönelik bir tutum sergilenmelidir.

  • Çocuğunuzu Çözümlemede Oyunun Etkisi

    Çocuğunuzu Çözümlemede Oyunun Etkisi

    Oyun oynamak, aileler için çoğunlukla boşa geçen zaman olarak algılansa da oyunun; çocuğun, bilişsel, duygusal, sosyal ve fiziksel gelişimine, dikkat becerisi, dil gelişimi ve psikolojisi için oldukça büyük bir katkısı vardır. Oyun çocuklar için önemli bir ihtiyaçtır. Sadece çocuğa değil, çocuğunu tanıma konusunda ailelere de destek sağlamaktadır. Çünkü oyunlar çocuğun duyguları, istek ve arzuları, korkuları ve kaygıları hakkında ip uçları vermektedir. Sözel olarak dile getirilemeyen her şey oyunla su yüzüne çıkmaktadır. Çocuklar içlerinde birikmiş olan enerjiyi, toplumsal açıdan da kabul görmüş olan bu yolla dışarı atarlar. Dışarı atılamayan enerji, zamanla saldırganlık yoluyla atılmaya başlanacağı için; oyun, aslında enerji atımı için de seçilmiş en doğru yoldur.

    Bunun yanı sıra, aileler çocuklarını oyun esnasında gözlemlediklerinde çocuğun psikolojisi hakkında da bilgi sahibi olurlar. Örneğin, oyun sırasında hoş olmayan durum ve tutumların sıklıkla tekrarlanıyor olması, çocuğun psikolojik sorunları hakkında ailelere bilgi verir. Onu tanımaya ve çözümlemeye yardım eder.

    Çocuğuyla iletişim kurmak isteyen aile, önce onunla oyun oynamalıdır. Bu, hem aradaki bağı, iletişimi güçlendirirken; hem de çocuğun problem çözme yetisini geliştirir. Oyun esnasında sıklıkla karşısına çıkan rahatsız edici durumları fark eder ve bunları değiştirmenin yollarını arar. Bu rahatsız edici durumlar aslında yalnızca oyunda değil, aynı zamanda çocuğun günlük hayatındaki gerçek sorunlarıdır. Oyun yoluyla çözümledikleri gerçek hayatında çözümledikleridir. Bu yolla onları daha iyi anlayabilir ve tanıyabilir, onlarla daha kolay ve etkili iletişim kurabiliriz. Aileler bunları bildikleri zaman; çocukla oyun oynamanın sadece onu mutlu etmek ya da zaman geçmesini sağlamak için yapılan bir aktivite olmadığının bilincinde olup hem çocuğun gelişimine katkısını sağlayabilir, hem de onunla etkili iletişim kurmanın yolu olduğunu bilirler.

    Bunun yanı sıra, ailelerin en çok yakındığı konulardan biri; çocuğun oyuncaklara ilgisinin çabuk bittiği konusudur. Çocukların sahip olduğu tek şey yalnızca oyuncaksa ilgisi çabuk biter. Çocuğun ihtiyacı olan oyuncaktan önce oyun alanıdır. Onun kurduğunuz oyun alanınız, eline verdiğiniz bir bebekten ya da arabadan daha çok ilgisini çekmektedir. Onunla kurduğunuz oyun alanında bazen elinizde oyuncak bile olmasına gerek kalmaz. Hayal aleminde ürettiği bir objeyi elinde tuttuğunda sizin o objeyi görmenize gerek yoktur. Onun için o obje vardır ve değerlidir. Bir çok oyuncaktan da daha çok ilgisini çekmektedir. Ona oyuncak değil, oyun alanı ve ilginizi verin. Çocuklar kimin onlarla gerçekten zaman geçirdiğini, kimin ise baştan savma yaptığını sezerler.

    Oyun esnasındaki aile tutumları da çocuğun kişiliğini belirler. Örneğin; hoşgörülü ve anlayışlı aileler çocuklarına koyulan kuralların nedenlerini açıklarlar, kontrol etme durumunu gerekli noktalarda kullanır, aşırı kısıtlamadan kaçınırlar. Bu ailelerin çocukları dışa dönük, özgün ve yaratıcı olur. Baskın ve aşırı otoriter aileler, çocuklarına sebep ve gerekçe sunmaksızın kurallar koyar ve bu kuralların dışına çıkmasına izin vermezler. Bu ailelerin çocukları pasif, içe kapanık, silik ve zaman zaman saldırgan olurlar. Kızılan, azarlanan, vurulan, itilen çocuklarda ise daha fazla saldırganlık belirtileri vardır. Çocukla oynanan oyun esnasında; çocukla güç savaşına girmemeye, oyun ve durum hakkında açıklayıcı yorumlar yapmaya, problemleri tek başına çözmesi konusunda onu teşvik etmeye, onunla ve oyunla gerçekten ilgilendiğinizi göstermeye özen gösterin.

    Oyuncak seçiminde ise yapılan en büyük hatalardan biri; “Çocuğum hiçbir şeyden eksik kalmasın.” Diye düşünülerek yapılan yanlış oyuncak seçimleridir. Çok fonksiyonlu, karmaşık ve pahalı oyuncakların çocuğun gelişimine hiçbir etkisi yoktur, onu yalnızca mutlu eder. Oyuncak ne kadar fonksiyonluysa çocuğa o kadar az iş düşer ve çocuğun hayal gücünü devre dışı bırakır. Oyuncak, çocuğu oyalasın diye değil, hayal gücü gelişsin diye alınmalıdır.

    Oyun konusunda ailelerin de dikkat etmesi gereken durumlar vardır. Örneğin; yaşınız kaç olursa olsun çocuğunuzda etkili ve verimli oyun oynamanız gerekmektedir. Genellikle çocuk, oyunu bitirmek istemez. Buna karşı önlem alabilmek için, oyunu bitirmeden 10 dakika önce onu, “10 dakika sonra ben oyunu bırakacağım.” Diye uyarın ve söylediğiniz zaman dilimi geçtiğinde “Benim oyunu bitirme zamanım geldi. Seninle oyun oynamak çok keyifliydi.” Diyerek oyunu sonlandırıp, odayı terk ederken yapılan itirazları görmezden gelin. Oyun esnasında çocuk oyuncakları atıp, kırıp, zarar veriyor olabilir. Bu durumlarda ona engel olmaya çalışmak daha fazla yıkıcı davranış sergilemesine sebep olmaktadır. Bu yüzden sergilediği atma ve kırma durumlarını görmezden gelip, kafanızı başka yöne çevirip yeni bir oyuncakla ilgilenebilirsiniz. Eğer durum görmezden gelemeyeceğiniz kadar ciddiyse, “Oyuncaklarını atacaksan, oyunu bitirelim.” Diye bir cümleyle oyunu bitirin. Çocukla oyunlarınızın çoğunda yenilin. Onu kısıtlamak yerine ona katılın. Çocuğunuza sizinle birlikte yapmaktan en keyif aldığı şeyi sorarak bunu daha sık yapmaya özen gösterin. Yalnızca ev içerisinde değil, dışarıda da oynamasına izin vererek doğayla iletişime geçmesine izin verin. Çocuklarınıza çok pahalı oyuncaklar alırken iyi düşünün. Aldığınız oyuncakla bozar diye oynamasına izin vermezseniz hem sevinci hem de girişimciliği kısıtlanmış olur. Sizin işlerinize yardım etmelerine izin verin. Ve en önemlisi çocuğunuzla geçirdiğiniz zamandan keyif almaya ve onunla verimli zaman geçirmeye özen gösterin.

  • Anne Baba Tutumlarının Çocuk Üzerindeki Etkisi

    Anne Baba Tutumlarının Çocuk Üzerindeki Etkisi

    Her ne kadar kişilik gelişiminin insanın hayatı boyunca devam ettiği gerçeği bilinse de kişilik gelişiminin ve yapılanmasının temelleri ilk 5-6 yılda atılmaktadır. Çocuğun uyumlu ve dengeli olabilmesi, tamamıyla gelişim basamaklarının doğru ve başarılı bir şekilde aşılmasına bağlıdır. Bu basamakların başarılı bir şekilde aşılmasında en büyük görev ise anne-babanındır.

    Anne-babalarımız için çocuklarına sevgiyi tutarlı, sürekli ve dengeli bir biçimde vermeleri, çocuğun yaşamını sürdürebilmesi için gerekli besini vermeleri kadar önemlidir.

    Yapılan araştırmalara baktığımızda; günümüz koşullarında çalışan annelerin artmış olması, çocukların ihmal edileceği, gelişiminin geri kalacağı gibi korkular yaratsa da, kişilik özelliklerinde, ilgi alanlarının gelişiminde, özerklik ve özgüven oluşumunda annesi çalışan çocuklarla çalışmayan çocuklar arasında fark gözlenmemiştir. Çocukları etkileyen şey annenin çalışması değil, anneyle arada kurulan ilişkinin niteliği, sürekliliği ve güvene dayalı olup olmadığıdır.

    Araştırma sonuçları babalarıyla güvenli bir ilişki kuran çocukların daha sosyal, akademik olarak daha başarılı, kendilerine daha güvenli çocuklar olduklarını göstermektedir (Yörükoğlu, 1996)

    Aile bireyleri, çocuklarınmodel alarak öğrendiğini unutmamalıdır. Bu yüzden söylenilenlerden çok yapılanlar önemlidir. Örneğin; ebeveynin sigara içerken; sigaranın ne kadar zararlı olduğu ve içilmemesi gerektiğini anlatması çocukta istenilen etkiyi yaratmayacaktır.

    Aile bireyleri çocuğun da bir birey olduğunu unutmamalı, ona da söz hakkı verip, fikirlerini öğrenmelidir. Çocuğa karşı uygulanan her tutumun çocuğun kişiliği üzerinde oldukça etkili olduğu unutulmamalıdır. Her ailenin kendine göre uyguladığı bir çok tutum vardır. Bunlar;

    Aşırı Koruyucu Tutum

    Aşırı koruyucu tutum, ailenin çocuğu gereğinden fazla koruması, üzerine gereğinden fazla düşmesi olarak tanımlanmaktadır. Genellikle geç kavuşulmuş çocuklarda, tek kız ya da tek erkek çocuklarda ve ilk çocuklarda görülmektedir. Bu tür çocuklarda kendi kararlarını verme ve kendi sorumluluğunu alma konusunda sıkıntılar görülür çünkü çocuk ailesi tarafından korunmaya, kollanmaya ve ihtiyaçlarının giderilmesine alışmıştır. Çocuğun tehlikelerle karşılaşmasına izin vermediği için yenetekleri ve sorunla başa çıkma becerileri gelişmez. Unutulmamalıdır ki, yemeğini kendi yiyebildiği halde çocuğu beslemek, çantasını taşıyabildiği halde elinden almak, odasını ve oyuncaklarını toplamak bir sevgi göstergesi değil, çocuğun gelişimine ve sorumluluk alma bilincine bir engeldir. Günlük yaşamdaki değişiklikleri kaygı ve tehdit olarak algılar hayatları boyunca bir koruyucuya ihtiyaç duyarlar.

    Dengesiz Tutum

    Dengesiz tutum evde disiplinin olmaması değil, verilen tepkiler arasındaki kararsızlıktır. Ebeveyn aşırı hoşgörülü tavırla sert, cezalandırıcı tavır arasında gidip gelmektedir. Bu durum çocukta bir karmaşaya yol açarak hangi tutum ve davranışın ne zaman istenmediğini, nerde ne yapıp, ne yapmaması gerektiğini kestiremez. Bu durum ebeveynin zaman zaman değişen tutumu olabildiği gibi anne ve babanın birbirinden farklı tutumları olarak da görülebilir. Ebeveynler kimi zaman normal olarak karşıladıkları bir durumu kimi zaman cezalandırabilirler. Bu durum genellikle ebeveynin ruh hali ve psikolojisiyle alakalıdır. Aileler yorgun ya da sinirli olduklarında daha tahammülsüz olup genellikle normal olarak algıladıkları bir davranışı bile yapılmaması gereken bir tutum olarak algılayıp cezalandırabilirler. Bu gibi tutarsız tutumla büyüyen çocuklar gelecek yaşantılarında; tutarsız ve güvensiz kişiler olup, değer yargıları konusunda kararlı olamazlar. Dengesiz ilişkiler yaşar, karar vermede güçlük çekerler.

    Otoriter Tutum

    Bu tutumu sergileyen ebeveynlerde çocuğun üzerinde ki baskı oldukça yoğundur. Çocuğun hata yapmasına izin verilmez. Toplum tarafından doğru ve iyi sayılan davranışların sergilenmesi, tüm çevrenin takdirini kazanması beklenir. Bu aileler sevgilerini fazla göstermezler. Yalnızca takdir edilen, onay görülen ve istenilen davranış sergilendiğinde sevgi gösterilir. Bu aileler çoğu zaman çocuklarıyla fikir alışverişinde bulunmazlar. Onların ne istediği ya da ne düşündüğü önemsizdir. Aile, taleplerinin koşulsuz kabulünü bekler. Sosyal ilişkiler boyutuna baktığımızda ise anne-baba, çocuklarının yalnızca kendilerinin seçtiği ve onay verdiği kişilerle arkadaşlık etmesine izin verir. Çocuğun hangi yemeği yiyeceği ve o yemekten ne kadar yiyeceğine anne-baba karar verir. Hiçbir arkadaşının evine gitmesine izin vermemekle beraber çocuğun hayatını plan, program ve aşırı düzene oturtma taraftarıdırlar. Bu tutum sergileyen ebeveynlerin çocukları devamlı eleştiriye maruz kaldıkları için ileride aşağılık kompleksi yaşamaya yatkın bireyler haline gelebilirler. Zamanla bu durum saldırganlığa dönüşebileceği gibi baskı ve aşırı disiplin çocuktaki kendini kabul ettirmeyi zorlaştırmakla beraber uyumsuzluk gibi sonuçlar doğurur. Araştırmalara baktığımızda bu tutumla büyüyen çocuklarda yüksek öfke düzeyine rastlanmıştır.

    Aşırı hoşgörülü Tutum

    Bu tutum daha çok çocuğu kırmamak üzmemek için her isteğinin yapıldığı, çocuğa çok fazla özgürlük verilen, hiç kontrol etmemeyi hatta bazen ihmale kadar varan hoşgörüyü gösteren tutumdur. Bu çocukların aşırı hareket ve davranış serbestliği vardır. Yemek yeme, uyku saatleri ve dışarı çıkma gibi konulardaki kararı çocuk verir. Çocuğun istek ve talepleri koşulsuz şartsız kabul edilir.Hiç sınır koyulmayan çocuklarda da neyin doğru neyin yanlış olduğu bilinmediği için çocuklar ait olmayı hissedemezler, benmerkezcidirler, asi ve saldırgan davranışlar gözlenebildiği gibi sınırları olmadığı için iş birliği de yapamazlar. Sosyalleşme ve ikili ilişkiler konusunda başarısızdırlar. En büyük sıkıntıyı okula başladıklarında kurallarla karşılaştıklarında yaşarlar. Doğduklarından beri istediklerine kolaylıkla ulaştıkları için doyumsuz çocuklar haline gelmektedirler.

    İhmalkar Tutum

    Bu tutumu sergileyen aileler genellikle çocuklarını denetlemezler, onların sorumluluklarını almazlar, hastalıklarıyla yeterince ilgilenmez, yol göstermezler, ilgi ve sevgiden mahrum bırakırlar, beslenme ve eğitimlerine önem vermezler. Çocuk aileyi rahatsız etmediği sürece çocukla alakalı bir gündem yoktur, ancak çocuk aileyi rahatsız ederse ailenin gündemine gelebilir. Bu tutum genellikle çocuklu, kalabalık ailelerde; anne-baba olmanın gerektirdiği sorumlulukları tam olarak benimseyemeyen ya da genellikle ben-merkezci tutum sergileyen ailelerde görülmektedir. Bu tutumla büyüyen çocuklar yaşamları boyunca ilgiden yoksun kaldıklarından ötürü dikkat çekmek için çevreye zarar verebilirler. Aileleyle kuramadığı sözlü iletişimden ötürü, dil-bilişsel gelişiminde gerilik, geç konuşma ya da konuşma bozuklukları görülebilir. Gelecek hedeflerinden yoksun kişiler olarak, anlık doyum için uğraşırlar. Genellikle sosyalleşemeyerek içe dönük kişiler haline gelirler.

    Demokratik Tutum
    Bu tutumu sergileyen aileler, genellikle çocuklarını destekler, aynı zamanda onlara sınırlama da getirirler. Onlar istek ve taleplerini dinlerken aynı zamanda onlara kurallar koyarak bu kurallara uyumu da beklerler. Karşılıklı sözlü iletişim kuvvetlidir. Bu ailelerde çocuk da bireydir ve söz hakkı vardır. Çocuğun hakları daima göz önündedir. Çocuğun karar vermesine izin verilerek sorumluluk alması konusunda teşvik edilir. Bu ailelerde çocuklarının bağımsız birer birey olması öncelik konusudur. Çocuk sevgi ve saygıyla büyür ve bunu göstermeyi öğrenir. Susmaya değil, konuşmaya, hakkını arayıp, istek ve taleplerini dile getirmeye teşvik edilir. Çocuğa yol gösterilir ancak, alabileceği kararlar konusundaki sorumluluk ona verilir. Bu tutumla büyüyen çocuklar, yardımsever, arkadaş canlısı, sosyal, karşısındakinin haklarına saygı duyan ve onların gereksinimlerine duyarlı, düşüncelerini rahatlıkla dile getirebilen, özgüvenli, sorumluluklarının bilincinde bireyler haline gelirler.

  • Üst solunum yolu enfeksiyonları

    Okul çağında çocuklarımız kendi kişisel bakımını yeterince yapamazlar. Bu nedenle üst solunum yolu enfeksiyonları sık görülmektedir.

    Burun ve boğazda iltihaba yol açan 200’den fazla virüs, çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonlarına yol açar.

    Üst solunum yolu enfeksiyonları genellikle sonbahar ve kış mevsiminde ortaya çıkar. Çocuklar kışın daha çok hasta olurlar, çünkü çocukların okula gitmesi virüsler ile karşılaşmayı arttırır. İnsanlar hava soğuk olduğu için iç ortamlarda birbirlerine yakın temasta kalırlar ki, bu da enfeksiyonların bulaşmasını kolaylaştırır. Ayrıca düşük nem oranı, burun mukozasını kurutur; bu durum da çocukları soğuk algınlığına yol açan mikroplara (virüslere) karşı daha hassas hale getirir.

    ÜSYE bulguları çocuk virüsü aldıktan 1-3 gün sonra başlar ve genellikle 1 hafta sürer. Genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, boğazda kaşıntı, boğaz ağrısı, ses değişikliği, halsizlik, hapşırık ve geniz akıntısının yol açtığı hafif öksürük görülür.

    Çocukların birçoğu yılda 5-8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirirler. Okula, kreşe giden çocuklarda bu sayı daha da artabilir. 6 yaşından büyük çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları sıklığı azalır.

    Ancak yılda 8’den fazla solunum yolu enfeksiyonu, 2’den fazla zatürre ya da yılda 3-4 kez orta kulak iltihabı geçiren çocukların ayrıntılı araştırılması gerekir.

    ÜSYE etken çoğunlukla virüsler olup kesin bir tedavisi yoktur.

    Kullanılan bazı tedaviler, burun akıntısı ve tıkanıklığı gibi bazı şikayetleri azaltabilir; fakat çocukların daha kısa sürede iyileşmesini sağlamaz. ÜSYE antibiyotik kullanımının yeri yoktur. Antibiyotikler bakterileri öldürür ama üst solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan virüsleri öldürmez. Viral enfeksiyonlarda gereksiz antibiyotik kullanılması bakterilerde direnç gelişimine yol açar; gerçekten bu ilaçlara ihtiyacımız olduğunda ise işe yaramazlar. Bu nedenle antibiyotikler sadece doktor önerisi ile kullanılmalıdır.

    Üst solunum yolu enfeksiyonlarında tedavide önerileri

    Tedavide asıl önemli olan destekleyici tedavidir.

    Çocukların sıvı alımının arttırılması,

    Sigaraya maruziyetin engellenmesi,

    Serum fizyolojik ile burnun temizlenmesi ve aspire edilmesi,

    Ateş (˃38-38.5 ◦C) var ise ılık duş yaptırılması, ılık kompres uygulama yapılması ve/veya ateş düşürücü verilmesi sayılabilir.

    Burun akıntısı ve tıkanıklığını azaltmaya yönelik tedavilerin ise etkinliği çok sınırlıdır, ancak şikayetlerin belirgin olduğu durumlarda hekime danışılarak 4- 6 yaşın üzerindeki çocuklarda verilebilir.

    Aspirin kesinlikle kullanılmaz. Viral enfeksiyonlar ile birlikte aspirin kullanılması Reyesendromu denilen, karaciğer yetmezliğine kadar giden ve hayati tehdit eden durumlara yol açabilir.

    Üst solunum yolu enfeksiyonlarında Korunma

    Hasta kişilerden uzak tutmak, sık el yıkamak, kağıt mendil kullanmak (kullanılan mendil hemen çöpe atılmalı), özellikle birçok çocuğun bir arada bulunduğu ortamlarda oyun alanlarının ve oyuncakların uygun şekilde temizlenmesi ve grip aşısı yaptırılması önemlidir.

  • Ateşi yüksek çıkan çocuk için neler yapılmalı?

    Ateş; koltuk altından 37.4°C, ağızdan 37.5°C, makattan 38°C kabul edilir.

    Makattan Ölçüm:

    Vücut sıcaklığını en iyi yansıtan bölge olmasına rağmen huzursuzluğa ve yaralanmalara neden olabileceğinden tercih edilen bir ateş ölçümü değildir. Dijital termometrenin temiz olduğundan emin olunmalıdır. Termometrenin ucu vazelin veya jel ile yağlanır ve çocuğun makatının içine doğru 1.5-2 cm kadar nazik bir şekilde ilerletilir. En az 3 dakika süre ile makat içinde kalması sağlanır.

    Koltuk Altından Ölçüm

    Koltuk altı kurulandıktan sonra ölçüm yapılmalıdır. Çocuklarda en sık tercih edilen yöntemdir. Yenidoğanda en uygun ölçüm şeklidir. Güvenilirdir ve kolay uygulanır. Ancak terlemeye bağlı olarak gerçekten daha düşük değer gösterebileceği akılda tutulmalıdır.

    Plastik Şerit Termometreyle Ölçüm

    Isıyla değişen duyarlı sıvı kristaller içeren bu termometreler alına yapıştırılır, vücut sıcaklığı bir dakika sonra renk değişikliği skalasından okunur. Bu yöntemle ölçüm güvenilir değildir.

    Alından/Ciltten Ölçüm:

    Çok hızlı ölçüm yapılabilir ancak güvenirliği düşüktür. Yüksek ateş çıkarsa koltuk altından ölçümün tekrarı gerekir. Evde 0-5 yaş grubu ateşli çocuklarda rutin olarak ağız ve makattan ateş ölçümü yapılmamalıdır.

    Ateş ölçümü, yenidoğanlarda (ilk 4 hafta) koltukaltından; 4 hafta-5 yaş arası çocuklarda ise koltuk altı ve kulaktan yapılmalıdır.

    Ateş bir hastalık değil, vücudun hastalıklara karşı verdiği normal bir cevaptır. Ateş düşürme hastalığın seyrini değiştirmez. Ateşin vücudumuz için pek çok faydası bulunmaktadır. Ateş varlığında bakterilerin ölmesi hızlanmaktadır. Ateşin kendi başına beyne hasar vermesi için ise 41,5°C üzerine çıkması gerekir. Bu da genelde enfeksiyonlarda çok çok nadir olarak görülmektedir. Yani ateş beyne zarar vermez, felce neden olmaz

    ATEŞ VE HAVALE: Ateş havale yapabilir ama bu korkulacak bir hastalık değildir. Çocukların yüzde 2-4’ünde görülür. Ateşli havale çocukta ailesel yatkınlık varsa ortaya çıkabilir. Ateş, çocuklarda genellikle kısa sürede kendiliğinden iyileşen basit viral hastalıklardan kaynaklanır. Ateşli çocukların çok az bir kısmında ise yaşamı tehdit eden veya ileride yaşam kalitesini etkileyebilecek olan ciddi bakteriyel enfeksiyonlar söz konusudur.

    Ateşli Çocuğun Evde Tedavisi: Annelere Öneriler

    1.Kalın kıyafetler, ateşin daha fazla yükselmesine neden olabileceğinden çocuklar az giydirilmeli, uyuturken giysiler daha da azaltılmalıdır. Oda ısısı ne çok sıcak ne çok soğuk olmalıdır (21-22°C idealdir).
    2. Alın, şakaklar, koltukaltı, kasıklar ve bacak arkalarına ıslak ve ılık kompres uygulanabilir. Uygulanan kompresler sık sık değiştirilmelidir.
    3. Çocuğa ateş düşürücü verildikten sonra ılık suyla duş ve ılık kompres uygulanmalıdır. Ateş, hızlı su kaybına sebep olarak vücudun susuz kalmasına yol açabilir. Bu yüzden çocuk sıvı alımı için teşvik edilmelidir.
    4. Hastayken tüm insanlar gibi çocukların da iştahı azalır. Yemek yemek istemeyen çocuk zorlanmamalıdır. Böyle dönemlerde en sevdiği yemekler hazırlanmalı ve yiyebildiği kadar yemesi için teşvik edilmelidir.
    5. Okula giden ateşli çocuklar ateş 24 saat yükselmeyinceye dek evde istirahat etmelidir.
    6. 39° C den daha düşük ateşlerin çoğunda eğer çocuğun genel durumu iyi ise, ilaç ihtiyacı olmayabilir. 39°C üzerinde ateşli ise veya ateş nedeniyle baygınlaşmaya, etrafa ilgisi azalmaya başlamışsa parasetamol veya ibuprofen içeren ateş düşürücüler, çocuğunuzun yaşı ve kilosuna göre verilebilir.

    Ne zaman Doktora başvurulmalı?

    Üç aydan küçük çocuğunuz ateşlenirse….

    Yeni doğan dönemdeki bebeklerde enfeksiyonla savaşma yeteneği kısıtlı olduğundan ciddi enfeksiyonlar gelişebilir. Bebeğinizin ateşi 38ºC’nin üzerine çıkarsa, doktorunuzu mutlaka arayın. Doktora danışmadan ilaç vermeyin. Ateş yükselirse ve kontrol altına alınamıyorsa bebeğinizi teşekküllü bir hastanenin acil bölümüne götürmeniz gerekmektedir.

    1. Eğer çocuğunuzun ateşi 40°C ve yukarıda ise

    2. Eğer çocuğunuz bir şey içmek istemiyor, durmadan ağlıyor veya çok halsiz görünüyorsa

    3. Ateşle birlikte çocukta kasılma, şuurda bir değişiklik olduysa, dalgınlık varsa, çocuk her yediğini kusuyorsa, yoğun bir solunum sıkıntısı varsa, yani sık nefes alıyorsa ya da nefes almada zorluk çekiyorsa, vücutta döküntü varsa

    4. Eğer çocuğunuz ateşli havale geçiriyorsa, daha önce ateşli havale geçirdiyse ya da çocuğun kardeşlerinde ateşli havale hikayesi varsa (Havale anında çocuğunuzun elleri ve ayakları şiddetli bir şekilde sallanmaya başlar ve gözleri arkaya doğru kayabilir. Ateşli havale genelde 1-5 dakika sürer. Çocuğunuzun elinin veya kolunun birkaç kere sallanması, onun havale geçirdiği anlamına gelmez.)

    5. Eğer ateşi 48 saatten (2 tam gece ve gündüz) daha uzun sürer ve ateş düşürücü ilaçlarla bile düşmezse çocuğunuzu mutlaka doktora götürmelisiniz.

  • Çocukları Tanımak ve Çizilen Resimlerin Anlamı

    Çocukları Tanımak ve Çizilen Resimlerin Anlamı

    Çocuk, ruhsal yaşantılarını, en çok sevdiği faaliyetlerden biri olan resimlere yansıtır. Oraya farkında olmadan duygularını, düşüncelerini aktarır. Bu nedenle çocuğun yaşantılarını anlamak istiyorsanız, en kolay projektif yöntemlerden biri olan çizdiği resimleri inceleyebilirsiniz. Tabii ki çıkaracağınız sonuçlara kesin gözüyle bakmamak ve test etmeye devam etmek şartıyla.

    Bu konuda hata yapmak çocuğun içine kapanmasına sebep olacağından, çocuğa yaptığı resimlerin anlamını söylemek veya onu yargılamak ta yanlış olur. Sadece sizin onun dünyasını anlamaya çalışmakta kullanabileceğiniz ve düzeltilmesi gereken bir davranışınız varsa buna eğilmeniz için iyi bir yöntemdir. Her konuda olduğu gibi tabi ki hatalı kullanılırsa yarardan çok zarar getirebilir. Çocuğa hesap sormak, duygularından, düşüncelerinden dolayı onu sorgulamak yapabileceğimiz en büyük hatalardan biridir. Bunun yerine evde neler yanlış gidiyorsa, bunu bulup, kendi davranışımız üzerine yoğunlaşmamız gerekir.

    Kullandığı renklerden çizdiği desenlerin özelliklerine, küçüklerin resimleri onlar hakkında zengin bilgi kaynaklarından biridir.
    Sıcak renkler, sevecen, uyumlu, işbirliğine önem veren bir kişiliği, sürekli soğuk renklerin kullanılması ise, çekingen, iddiacı, uyumsuz ve güç kontrol edilen çocukların göstergesidir. Doğal gelişim soğuk renklerden sıcak renklere geçişi gerektirir. Eğer çocuğunuz düzenli olarak mavi ve kahverengi kullanıyorsa, bu belki de sizin dışkı kontrolü için aşırı baskı yaptığınız anlamına gelebilir.

    İçedönük ve özgüvensiz çocuklar genellikle cılız çizgiler çizmekte, kocaman

    kağıdın küçük bir bölümüne küçük resimler kondurmaktadırlar.
    Ellerin kalçaya konması, ağza sigara, geniş ayaklar ise saldırganlığın işaretleri olabilir.
    İç kontrolü düşük olan saldırgan çocuklar ve hiperaktif çocuklar sayfanın tümünü kaplayan büyük resimler çizebilmekteler.

    Bazen çekingen, ürkek olan çocuklar da güçlü olma arzularını yansıtan büyük resimler çizebilmekteler.

    Zihinsel olarak çocuğun kendini yetersiz algılaması da resimlerinde kendini çok küçük veya çok büyük kafa çizmesi ile ortaya koymaktadır.

    Çocuğun kendisi ve aile ortamı hakkında en fazla bilgi verdiği çizimler ise “aile”, “ev”, “ağaç” resimleridir. Bu çizimlerde sürekli tekrarlanan bazı özelliklerin de manidar anlamları bulunmaktadır.

    Çocukların bilinçaltı düşünceleri ve duygularının dışa vurumu için bol bol çizim çalışması yaptırılmalıdır.

    Sağlıklı, huzurlu ve mutlu çocukların yetişmesi dileği ile..

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Sizce ‘’Kardeş kıskançlığı kötü bir duygu mu?’’

    Genel olarak ebeveynler; Evet kardeş kıskançlığı kötü bir duygudur’’ diyebiliyorlar.

    Bu durumda bu konuyu çocuklardan çok aileler için ele almamız gerektiğini düşünüyorum.

    Çünkü kardeş kıskançlığı yaratılışımız gereği doğal bir duygu olup bazı insanlarda az bazı insanlarda çok şeklinde herkes de bulunmaktadır.

    Kardeş kıskançlığının kötü bir duygu olduğunu düşünüp, bunu da çocuğunuza hissettirip aynı zamanda diyaloglarınıza da ‘’iyi çocuklar kardeşlerini kıskanmaz’’ derseniz; bu duyguyu yaşayan çocuğun bu duyguyla baş etmesini daha da zorlaştırmış olursunuz.

    Bu durumda da çocuk kendi kabuğuna çekildiğinde ‘’kardeşimi kıskanıyorum, o zaman ben iyi bir çocuk değilim’’ diye düşünür. Kendisini suçlu ve kötü hisseder.

    Eve yeni gelen bireye karşılık; her çocuk anne ve babanın sevgisini sorgular. Eskisi gibi sevildiğinden emin olmak ister.

    Yeni gelenin o sevgiyi alacağını ve artık onun o kadar sevilmeyeceğini düşünmeye başlar. Tabi anne ve babanın, aile büyüklerinin çelişen tutumları ve sözleriyle de çocuktaki bu korku daha da artar.

    Bu süreçte çocuk zaten çelişkili duygular içindedir; ona yönelteceğiniz ‘’Benim oğlum/kızım kardeşini çok sevdi’’. ‘’Benim oğlum/kızım kardeşini hiç kıskanmadı’’. ‘’Sen artık büyüdün abla/abi oldun’’ gibi cümleler hisleriyle örtüşmediği için kıskançlık duygusunu beslemekten ve içindeki kuşkularını artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    Kardeş kıskançlığı doğamız gereği var olan; ebeveynler tarafından kabul gördüğü ve çocuğun ifade etmesine izin verildiği zaman kolaylıkla baş edebileceği, sonuçları itibariyle faydalı bir duygudur.

    Çocuklar kardeş kıskançlığı yardımıyla duygularını kontrol etmeyi, öfkesini yenmeyi ve uzlaşmayı öğrenir.

    • Ebeveynlere kardeş kıskançlığı yaşayan çocuklar için diyalog:

    • Anne: ‘’Söyle bakalım, benim güzel kızım/oğlum hangimizi daha çok seviyorsun; Babanı mı, Beni mi?’’

    • Ayşe hiç düşünmeden : ‘’ikinizi de çok seviyorum’’ dedi.

    • Anne: ’Bana olan sevgin, Babana olan sevgini azaltıyor mu?’’

    • Ayşe: ‘’hayır.’’

    • Anne: ‘Başka kimleri seviyorsun?’

    • Ayşe:Dedemi,babaannemi,anneannemi,halamı,teyzemi,keremi,zeynebi,arkadaşlarımı,öğretmenimi..’’

    • Anne: ‘’Onları severken bize olan sevgin azalıyor mu?’’

    • Ayşe biraz düşündükten sonra : ‘’Hayır azalmıyor’’ dedi.

    • Anne: Büyüklerimiz der ki : ‘’Sevinç ve sevgi paylaştıkça artar, üzüntü ve acı paylaştıkça azalır.’’

    ‘’O zaman şöyle diyebilirmiyiz: Anne ve Babanın sevgisi bütün çocuklara yeter.’’

    (Şimdi sizde çocuklarınızın düşüncelerini öğrenmek için aynı diyaloğu oluşturabilirsiniz.)

    Kardeşler birbirlerini kıskandığı gibi, yetişkin insanlar da birbirini kıskanabilir. Aynı işyerinde çalışan iki çalışanda birbirini kıskanabilir.

    Kıskançlık duygusu her insan da vardır. Bazı insanlar, kıskançlık duygusunu kontrol altına tutmayı ve yönetmeyi bilmedikleri için, kıskandığı insana kin duyar, elinden geldiğince ona zarar vermeye çalışır; böylece kıskançlık duygusuna yenik düşer.’’

    Bu durumu daha yeni yeşermiş bir tohumken çocuklarda: ‘’Sen iyi bir çocuksun, kıskançlık duygusuyla baş edebilirsin:’’ şeklinde öğrenmelerini sağlayabiliriz.

    Kardeş kavgaları çoğunlukla, ebeveynlerin hatalı tutumundan kaynaklanır. Anne ve Baba tarafından eleştirilen çocuk, buna kardeşinin sebep olduğunu düşünür ve ona kızgınlık duyar.’’

    Anne ve Babanın kardeşleri kıyaslaması hem kardeşler arası kıskançlığı artıracak hem de anne-babanın bu hatalı tutumu çocukları ebeveynlerine karşıda hırslandıracaktır.

    Kardeşlerden biri diğerine göre daha fazla hareket halindeyse; ailenin ikisi için koyduğu ‘’uslu durun, söz dinleyin komutunu sakin olan çocuk yerine getirebilirken; hareketli olan çocuk bu komutlara uyamayacak ve aynı zamanda komutlara yapısal olarak uyan kardeşine de kinlenecektir.

    İki ve daha fazla çocuğun olduğu evlerde az veya çok kardeş kavgaları ve çatışmalarının olması doğaldır. Çocuklar aynı anneyi, aynı babayı, aynı evi, aynı eşyayı ve aynı odayı paylaştıkları sürece tartışmak, bağrışmak ve kavga etmek gayet doğaldır. Önemli olan bu tepkilerin şiddete dönüşmemesidir.

    ANNE VE BABALAR KARDEŞ KAVGALARINI ÖNLEYEBİLİR Mİ?

    Kardeş kavgalarında anne-babaların dikkat etmesi gereken ilk nokta: anne- babaların kardeş kavgalarında hakem rolü almamalarıdır.

    • Haksızlık yapan çocuğa yaptığınız açıklamanın doğruluğunu kabullendirmek zordur. Anne-Baba ne kadar adil olmaya çalışsa da çocuklardan biri kayrıldığını düşünerek anne-babanın kararını kabullenmeyecektir.

    Anne-baba kardeş kavgalarına karıştığı zaman çocuklar birbirini suçlayarak haklı olduklarını kanıtlamaya çalışırken anne-babayı da kavganın içine çekecektir.

    • Anne-Baba ‘’kim başlattı?’’ şeklinde, kardeş kavgalarına karışmamalıdır. Ne kadar sorgulanırsa sorgulansın çoğu zaman bu sorunun doğru yanıtını alamayacaklardır.

    Çünkü çocuklar kendilerini savunmak adına, kavgaya başlama nedeninin biri diğeri olduğunu söyleyecek ve böylece itirazlar, tartışmalar ve atışmalar birbiri ardına devam edecektir.

    • Büyük çocukların kardeşi baskısı altına aldığı düşünülerek küçüğü koruma altına alınmamalıdır. Çünkü ailenin desteğini, sürekli hisseden küçük çocuk büyük çocukla uzlaşma yoluna gitmekten hep kaçınacaktır. İlerleyen dönemlerde de bu durum en ufak anlaşmazlıklar da yükselen bağırmalar, sonu kesilmeyen şikayetler şeklinde Anne-Babaya yöneltilerek büyük çocuğu zor durumda bırakmaya başlayacaktır.

    Bu döngünün ulaştığı yerde büyük çocuğun Anne-Baba desteğini gören küçük kardeşten nefret etmesine sebep olacaktır.

    • Fiziksel şiddet ve yaralanma gerçekleşmediği müddetçe oluşan her kavgaya Anne ve Babalar soğukkanlı bir tavırla yaklaşmalıdırlar.

    Böylece küçük çocuk Anne-Babadan ekstre bir güç almadığı için mecburen büyükle anlaşma yoluna gidecek; ve kavgalar büyük oranda azalacaktır.

    Zaman zaman ebeveynler kardeşlerin ufak itişmelerini ve söz dalaşmalarını görmezden gelmeli; kendi kendilerine orta yolu bulmaları beklenmelidir.

    Ne zaman ki bu davranışlar fiziksel şiddet ve küfür gibi bir boyuta ulaşır, işte o zaman müdahale edilmeli ve devamına izin verilmemelidir.

    Bu durumda da haklı-haksız kavramını değerlendirmek yerine gelinen nokta baz alınmalıdır. Kardeşler ayrı odalara yönlendirilmeli ve gelinen noktanın nedenlerini düşünmeleri istenmelidir.

    Olası bir itiraz içinde açıklama olarak; ‘’Konu kimin haklı kimin haksız olduğu değil; konu kavga esnasında kullandığınız kelimeler ve davranışlardır. Bunun için sizi ayrı odalara gönderip konuyla ilgili nedenleri düşünmenizi istiyorum’’ şeklinde söylenmelidir.

    • Kardeş kavgalarının en aza indirgemenin bir yolu; küçük yaştan itibaren onlara paylaşmayı ve yardımlaşmayı öğretmektir. Kardeşi, oyun arkadaşı, yaşıtlarıyla vakit geçirebileceği ortamı olmayan, her günü yetişkinlerle geçiren bir çocuk paylaşmayı ve yardımlaşmayı öğrenememektedir.

    Ancak küçük yaşta yaşıtlarıyla iletişime geçen çocuk yardımlaşma ve paylaşmayı öğreneceğinden bir kardeşi olduğu zaman onu daha kolay kabullenecektir.

    Bazen kardeşlerin arasındaki tartışma konuşularak çözülemez ve çözüm yolu için Anne-Babayı tercih edebilirler. Bu durumda Anne-Baba, tarafsız ve soğukkanlı bir şekilde iki tarafı da dinleyerek, bazı ufak dokunuşlarla çözümü onlara buldurmalıdır.

    Ebeveynler bazen farketmeden, kavgayı önlemek için çocukları birbirleriyle kıyaslar. ‘’Neden söz dinlemiyorsun?’’, ‘’Neden uslu durmuyorsun?’’, ‘’Neden kardeşin gibi uysal değilsin?’’, ’’Neden kendini sevdirmiyorsun?’’ gibi… cümleler kurulduğunda yaramaz kardeşte uysal kardeşe kin duymaya başlar.

    Eleştirilen çocuk, kardeşi yüzünden sevilmediğini düşünmeye başlar. Kendisi Anne-Babanın favori çocuğu olmadığını düşünerek kardeşe karşı olumsuz duygular beslemeye başlar.

    • Unutmamalıyız ki şiddet öğrenilen bir davranıştır. Aile içerisinde her yanlış davranışı cezalandırılan, dayağa ve sözel şiddete maruz bırakılan çocuk, kardeşiyle ve çevresiyle anlaşamadığı zaman, isteklerini kabullendirmek adına şiddet kullanmaya ve kavga çıkarmaya daha meyilli olur.

    Ayrıca kardeş kavgaları sanıldığı kadar kötü değildir. Ebeveynlerin ve aile büyüklerinin tarafsız davranması, doğru yönlendirmesi ve rehberlik etmesi durumunda kardeş kavgalarının çocukları sosyal yönden geliştirilmesi ve olgunlaştırılması dolayısıyla yararlı olduğunu bile söyleyebiliriz.

    Kavga esnasında kıskançlık ve kızgınlık duygularını kontrol etmeyi, çatışmaları şiddet yoluyla değil konuşarak çözmeyi öğrenirler.

    EVE GELEN YENİ KARDEŞ

    İlk çocuk için eve gelen yeni çocuğu kabullenmek pekte kolay değildir. İlk günlerde ilgili davransa bile, bebeğe aile büyüklerinden gelen ilgiyi görünce kıskanmaya başlayacaktır ki buda normal kabul edilmektedir.

    Bu dönemi, ilk çocuğun rahat atlatabilmesi için önceden bir konuşma yapmak ve bu duruma hazırlamak her iki tarafa da iyi gelecektir.

    Eve bebek geldiği zaman, ev ortamının değişeceğini, bebeğe de bir oda ayrılacağını yada aynı odayı paylaşmaları gerekebileceğini, eve sık sık misafir gelebileceğini, bebeğin ihtiyaçlarını yerine getirmek için annenin ona zaman ayırmak zorunda kalacağı gibi..önden verilen bazı bilgiler gerçekleştiğinde özdeşim kurmasını sağlayacaktır. Ek olarak aynı süreçleri onun zamanında da yaşandığı, zamanla her şeyin düzene gireceği de söylenmelidir.

    Bebeğin eve geldiği gün abi/abla çok sevinmiş gözükebilir. Bunlar daha çok yapay sevinçlerdir. İlk günlerde kıskanç bir çocuk gibi davranmak, Anne ve Babanın onayından geçemeyeceği için o güveni ve sevgiyi kaybetmemek adına genelde seviyormuşçasına rol yapabilirler; çünkü ondan böyle davranması beklenmektedir.

    Ancak Anne-Babanın tutumu burada önemli bir rol oynamaktadır. Olumsuz tutumlara maruz kalan çocuğa kıskançlık duygusu ağır gelmeye başlar ve bir müddet sonra taşıyamaz olur.

    Kıskançlık belirtileri çocuktan çocuğa da farketmektedir. Bazı çocuklar kıskandığını net bir şekilde ifade edemez ve bu durum içine kapanmasına neden olur. Bu süreçte çocuk kendi benliğine karşı açma ve üzüntü duymaya başlar. Bununla birlikte yemekten kesilme ve kilo kaybı da görülür.

    Yeni gelen kardeşe daha fazla zaman ayrılıyor, benimleyse eskisi kadar ilgilenilmiyor düşüncesiyle anneye kin duyma ve ondan uzaklaşma başlar

    Bazı çocuklarda da; huysuzlanma, hırçınlık, kapris ve saldırgan davranışlar çıkar ortaya. Evden kaçmakla, okula gitmemekle ya da oğlunuz/kızınız olmayacağım diye tehditler başlayabilir.

    Bazı çocuklar ise kıskançlığını tamamen dışa vurmak ister. Anne-Babanın ilgisini bebeğin üzerinden kendi üzerine çekmek ister ve açıkça türlü türlü tehditlerde bulunur.

    Sonucunda ceza alma ve dayak yiyeceğini bilmesine rağmen yaramazlığını yapar, söz dinlemez.

    Sen büyüdün; yemeğini kendin yiyebiliyorsun, tuvalete kendin gidebiliyorsun. Kardeşinse daha çok ufak, bunları tek başına yapamaz-yardımımıza ihtiyacı var gibi açıklamalar onu tatmin etmez hatta bazen ters bile tepebilir.

    Kendisinden olgun davranışlar bekleyen ailesini birden bebeklik çağına dönüş davranışlarıyla da şaşırtır ve kızdırır.

    Kıskanan çocuğa kulak vermek, duygularını, rahatça dillendirmesini sağlamak, yaşadığı bu duyguları eleştirmemek, nasihat tarzında veya küçüğü savunucu şekilde cümleler kullanmadan onu dinlemek ciddi anlamda rahatlatacaktır.

    Sağlıklı, mutlu ve huzurlu çocukların yetişmesi dileğiyle.