Etiket: Çocuklar

  • Çocuklarda Kayıp ve Yas

    Çocuklarda Kayıp ve Yas

    Çocuklar da yetişkinler gibi çeşitli türden kayıplarla karşılaşabilirler. Bu ebeveynleri ya da sevdikleri bir kişinin ölümü ya da sevdikleri bir kişiden zorunlu sebepler nedeniyle ayrılma, boşanma, evlat edinilme, taşınma nedeniyle sevdikleri kişilerden uzaklaşma hatta sevdikleri,  bağlandıkları bir nesnenin kaybı da olabilir. Bu gibi durumlarda çocuklarda yas tepkileri gösterebilirler. Ben bu yazımda daha çok sevdikleri birini kaybeden çocukların yas tepkisine ve ölüm temasına değineceğim. Ama bahsettiğim diğer kayıpların da yine yas tepkilerinin verilmesine neden olabileceğini unutmamalıyız. Bu tepkilerin ve bu sürecin çocuklar tarafından nasıl yaşanabileceğini bilmek, bu dönemde onlara daha doğru yardımcı olabilmemizi sağlayacağı gibi bu dönemi daha az hasarla atlatmalarını da sağlayacaktır. Hedefimiz bu dönemde çocuğun hiç zarar görmemesini sağlamak için gerçeklerden uzaklaştırmak ya da gerçekleri çarpıtarak anlatmak olmamalıdır. Çünkü hayatı boyunca onu bir fanusta tutup yaşanabilecek olası olaylardan uzak tutup hiç zarar görmemesini sağlayamayız. Hedefimiz çocuğumuza bu durumu yaşına uygun anlayabileceği şekilde anlatmak, gerçekleri kabul edebilmesini sağlamak ve bunlarla başa çıkma becerilerini kazandırarak minimum zarar görmesi olmalıdır.

    Küçük çocuklar için ölüm ne demektir? Ben bunu anlatabilmek için öncelikle bebeklerdeki devamlılık algısından bahsetmek istiyorum.  Nesne sürekliliği şeklinde ifade edilen bu algı Piaget’e göre bir nesnenin duyularımız dışında da olsa var olduğunu bilme becerisi anlamına gelir. Bir kişinin bize doğru yürüdüğünü, elimizdeki kahve fincanını alıp mutfağa götürdüğünü düşünelim. Bu kişiyi ve fincan göremediğimizde artık onların yok olduğunu mu düşünürüz. Hayır.  Görmesek, duymasak ve dokunmasak bile bu nesnenin ve kişinin zihnimizde bir yeri vardır. Onların yanımızda, gözümüzün önünde olmasalar da var olmaya devam ettiğini biliriz. Bu beceri yaklaşık biz 8 aylıkken gelişir. Bundan öncesinde ise nesneyi veya kişiyi göremediğimiz, duyamadığımız, hissedemediğimiz durumlarda ise yok olarak algılarız. Ancak geliştirdiğimiz nesne devamlılığı bizim için hayat boyu gerekli bir algıyken çocukluk döneminde yaşadığımız bir kayıpla ve ölüm kavramını tanımamızla yıkıma uğrayabilir. Nesne sürekliliğine göre aslında kaybettiğimiz kişinin görmesek de duymasak da var olması gerekir. Ancak öldükten sonra bu kaybettiğimiz kişiyi yaşamımız boyunca bir daha asla göremeyeceğimiz, duyamayacağımız bilgisi bununla çelişir tam olarak bunu açıklamakta güçlük çekeriz. Çünkü ölüm olayı diğer olaylardan biraz farklıdır. Çocuğun ölüm olayını anlayabilmesi için öncelikle biri öldüğünde neler olduğunu belirtmekte ve açıklamakta fayda vardır. Okul öncesi ve okul çağı gelmiş çocukların ölüm kavramını anlamada büyük farklılıkları vardır. 2 yaşından küçük bebekler ölümü anlayabilmek için çok küçüktürler ve anlayamazlar. İki yaşından büyük çocuklar için ise ölüm biraz karmaşıktır. Okul çağına gelmiş çocuklar ise ölümü hemen hemen yetişkinlerin algıladıkları gibi anladıkları söylenebilir. Okul çağına gelmiş bu çocuklara kendileri de dahil bütün canlıların bir ömürleri olduğu, canlıların doğup, büyüyüp, öldükleri bilgisi verilmelidir. Ölümün yaşamın sonu olduğu, ölen birinin vücut fonksiyonlarının durduğu, hareket edemeyeceği, yemek yiyemeyeceği, uyuyamayacağı, rüya göremeyeceği bilgisi verilmelidir. Ölümün asıl nedeninin ne olduğu bilgisi de çocuğa verilmelidir. Örneğin kaza, hastalık, yaşlılık gibi. Birisinin ölümünü istemenin ya da onu üzmenin onu öldüreceği gibi gerçek dışı bilgiler verilmesinden kaçınılmalı veya çocuğa üzülmemesi için yalan söylenmemelidir. Söz konusu durumu söylemek için uygun zamanı veya kişileri beklemek doğru olacaktır fakat yalan söylemek ve çocuğu beklenti içerisine sokmak ve çok fazla ertelemek uygun değildir. Çocuğun durumu net ve doğru olarak algılaması, kabullenmesi ve bununla başa çıkabilmesi konusunda gerekirse destek alması daha doğru bir tutum olacaktır. Bir çocuğun ölümü tam olarak algılayamadığı sorduğu sorularla da anlaşılabilir. Örneğin; “Babam ne zaman gelecek?”, “ Annem geldiğinde ona kızacağım” gibi. Bu cümleler ölen kişiye karşı, özlem veya öfke gibi duyguları da içerebilir. Çocuğun ölümü anlayamaması yetişkinlere her zaman daha kolay gelir. Çünkü yetişkinler için de bu durumu açıklamak oldukça zor bir süreçtir. Çocuğun ölümü anlayamaması bununla ilgili yeterli deneyime sahip olmamasından da kaynaklanabilir. Çocuk tam olarak ne olduğunu anladıktan sonra bile o kişiyi görmek istemek konusunda ısrar edebilir. Bu onun durumu anlamaya yönelik çabalarının göstergesidir. Daha önce ölümle ilgili bir deneyim yaşamış çocuklar bu durumu daha kolay anlayabilirler. Mesela bir hayvanının ölmesi gibi.  Kaybın hemen ardından görülen tepkiler çocuklarda çok çeşitli olabilir. Hiç tepki vermeyen çocuklar olabildiği gibi, yoğun duygusal patlamalar yaşayan çocuklar da vardır. Bağırma, ağlama, isyan etme öfkelenme, vurma gibi tepkiler olabildiği gibi oyun oynamaya devam eden çocuklar da vardır. Bu durum haberi alan çocuğun haberi sindirmek için zaman ihtiyacı olduğunun göstergesidir. Kayıptan biraz daha sonra verilebilen ikincilk tepkiler de vardır. Kaygı, korku, uyku bozuklukları, suçluluk duygusu, tekrara birini kaybedeceği düşüncesi, içe kapanma, öfke ve dikkat çekme isteği, yaşından küçük davranma, olan olayla ilgili oyunlar oynama gibi tepkiler görülebilir. Bu tepkilerin her biri ayrı ayrı değerlendirilip çocuğa bu zaman diliminde destek olunmalıdır. Çocuğa destek olabilmek için çocuğa açık ve dürüst olmanın yanı sıra kendisini güvende hissetmesini sağlamak ve rutin hayatına devam etmesini sağlamak, Çocuğun ihtiyaçlarını veya yardım gereksinimini anlamak, çocuğun olanlarla ilgili konuşmasına ve olanlarla ilgili oyunlar oynayabilmesini sağlamak, kendi duygularımızı da ondan saklamadan nedensel bir şekilde açıklamak, bunlarla nasıl baş etmeye çalıştığımızı ifade etmek, yalnız kendisinin böyle hissetmediğini ifade etmek faydalı olacaktır. Çocuğa olayları dini açıdan anlatmak isteyen ebeveynler bu noktada çocuğun kafasının karışmaması için somut örnekler vererek desteklemelidirler. Kişinin öldükten sonra hem cennete gitmesi hem de toprağın altında olması karmaşa yaratabilir. Bu nedenle ruh-beden gibi kavramların anlaşılabilmesi, somutlaştırarak anlatılabilmesi yararlı olacaktır. Çocuğa cenaze törenine katılması veya mezarlığa gitmesi konusunda baskı yapılmamalıdır. Ancak eğer istiyorsa katılabilir. Bununla ilgili konuşabilir. Çocuğun duygularını paylaşmak bu süreçten sonra da önemlidir. Çünkü çocuk her şeyi anlasa bile zaman zaman tekrara bununla ilgili sorular soracaktır. Ve biz yetişkinler bıkmadan bu soruları cevaplayarak, onun duygularını paylaşarak gerektiği durumlarda destek alarak bu süreçten en az hasar alarak çıkmasını sağlayıp, onun da varoluşsal algısının güçlenmesine yardımcı olabiliriz.

  • Çocuklarda konuşma gelişimi

    Konuşmanın öğrenilebilmesi için başkalarının konuşmasını duymak, duyduğunu algılamak, söylemek istediğini formüle edebilmek ve seslendirebilmek gerekir.

    İnsanoğlunun yaşamının ilk aylarından itibaren konuşma becerisi hızla gelişir. Yenidoğan döneminde bile bebeklerin ağlama şekline göre ağrı mı duydukları yoksa acıkmış mı oldukları anlaşılabilir. Yaşamlarının birinci ayını dolduran bebekler agulamayla, altıncı ayını dolduranlarsa değişik sesler çıkararak ve karşısında konuşan kişiye bu seslerle yanıt vererek iletişime geçer. 12 aylık bir bebek bilinçli 2-3 kelime söyleyebilirken 2 yaşında 2-3 kelimelik cümle kurar. 3 yaşına gelen bir çocuğun kelime dağarcığındaysa 16-20 farklı eşya ismi ve 6-10 eylem bulunmaktadır.

    Dil ve konuşma gecikmesinin nedenleri arasında Down Sendromu, yarık damak/dudak anomalisi gibi genetik; işitme kaybı gibi işitsel; serebral palsi, otizm gibi nöropsikiyatrik; 3 yaşın altında TV, tablet,telefon karşısında çok zaman geçirmek gibi psikososyal yoksunluk ve zeka geriliği gibi nedenler sayılabilir.

    Dil gelişimi akademik başarı için de önemli olduğundan; 2-5 yaş arası dil bozukluğu yaşayan çocuklar okul çağında okuma ile ilgili de güçlükle karşılaşabilirler.

    Peki ne zaman çocuklarda konuşma/dil gelişimi ile ilgili ayrıntılı inceleme gerekir? 12-15 ayına gelmiş bir çocuk (ba-ba,da-da,ma-ma) gibi sesler çıkarmıyorsa, herhangi bir zamanda adıyla seslenildiğinde bakmıyor ve ani seslere tepki vermiyorsa, 18. aya geldiğinde tek kademeli basit yönergeleri yerine getiremiyorsa (anne nerede, topu al, ışık nerede), 2 yaşında hala hiç anlamlı kelime yoksa, 3 yaşında iki kelimeli (özneli yüklemli) cümlesi yoksa, 4-5 yaşında basit öykü anlatamıyor ve konuşması anlaşılmıyorsa ayrıntılı psikiyatrik değerlendirme gerekmektedir.

    O halde anne-babalarının gözbebeği olan dünya tatlısı çocuklarımızın davranışlarını ve bilişsel gelişimlerini olumlu etkilemek için biz ebeveynlere düşen nedir? İşte size bazı öneriler:

    * Çocuğunuzla konuşun, onun konuşmasını ve oyun oynamasını kolaylaştırıp destekleyin.

    * Çocuğun sorularına yaşına uygun yanıtlar verin, soru sormasını teşvik edin.

    * Sosyalleşmesini önemseyin ve başka çocuklarla ya da kardeş(ler)iyle oynama/paylaşma fırsatları verin.

    * Güven duygusunu geliştirmek için onu olduğu gibi (şartsız,koşulsuz) sevdiğinizi gösterin ve söyleyin.

    * Bağımsızlaşmasını destekleyin ancak esnek, tutarlı ve gerektiğinde sınırlayıcı da olsa kurallar koyun.

    * Ebeveyn olarak kendi ilişki ve evlilik yaşantınızın sağlıklı ve dengeli olması için çaba gösterin.

    * Sözlerinize kıyasla davranışlarınızın dikkate alındığını bilin. Çocuklar erişkinlerin bol konuşmasından değil tutum ve davranışlarından etkilenir ve bunları örnek alır, sorunlu davranışlar olsa da!

    * Çocuklarınızla diyaloğunuzda serinkanlı olmaya çalışın çünkü onlar erişkinleri sakin davranışlarına daha iyi yanıt verirler.

  • İshal nedir?

    İshal kısaca dışkılama sayısı ve miktarının artmasıdır. Normal çocukların dışkılama sayısı yaşa ve beslenme durumuna göre değişkenlik gösterebilir. Anne sütü veya mama ile beslenen bebekler günde 1-10 kez arasında daha büyük çocuklar ise erişkinler gibi günde 1-2 kez kaka yaparlar. İshalli çocuklarda dışkı miktarı ve sayısı artarken kıvamı da daha sulu hale gelir. Dışkının renginin yeşil olması ishal varlığını göstermez, sadece barsaklardan daha hızlı geçişin göstergesidir. İshalin kanlı olması ise hastalığın daha ciddi olduğunu düşündürmelidir.

    Küçük çocuklarda ishal neden önemlidir?

    Gelişmekte olan ülkelerde ishal küçük çocuklar için en önemli hastalıklardan ve ölüm nedenlerinden biridir. Bu ülkelerde yaşayan çocuklar 5 yaşına gelene kadar yılda ortalama en az 2-3 kez ishalli bir hastalık geçirirler. Sık tekrarlayan ishal nedeniyle büyüme-gelişme geri kalır. Ayrıca beslenme sorunu olan çocukların bağışıklık sistemi de zayıflayacağı için ishal ve diğer mikrobik hastalıkların sıklığı artar. Bu şekilde bir kısır döngü ortaya çıkar. Gelişmekte olan ülkelerde her yıl 3 milyon civarında çocuk ishalli bir hastalık nedeniyle ölmektedir. Ölen çocukların % 80’i 2 yaşın altındadır. Küçük çocukların su ve tuz kaybına karşı direnci zayıf olduğu için kolayca dehidratasyon ve buna bağlı komplikasyonlarla kaybedilebilirler. Bu nedenle küçük çocuklarda ishal önemli bir hastalık olup, ishal sırasında ortaya çıkan su ve tuz kayıplarının hemen karşılanması gerekir.

    İshalin nedeni nedir?

    İshalin nedeni çoğunlukla çeşitli enfeksiyonlardır. Bunların içinde viruslar başta gelmektedir. Bu gruptan olan Rotavirus özellikle kış aylarında ve daha çok 2 yaşın altında çocuklarda ağır ishale neden olan tüm dünyada çok yaygın bir mikroorganizmadır. Gelişmiş ülkelerde ishal nedenleri içinde en önemli yere sahiptir. Bakteri ve parazitler ise gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerde daha yaygındır. Bu grupta özellikle kolera, Shigella, Salmonella ve E. coli gibi bakteriler yanında amip (Entamoeba histolytica), Giardia gibi parazitler yer alır. Antibiyotiklerin kullanılması sırasında da ishal ortaya çıkabilir. Bu durumda Clostridium difficile isimli bir mikroorganizma ishalin nedenini oluşturur. Antibiyotik kesilince veya başka bazı ilaçların kullanılması ile antibiyotik ishali tedavi edilebilir.

    Çeşitli mikroorganizmalar (Salmonella, Stafilokok, Clostridium…) ve bazen kimyasal maddelerle kontamine olmuş besinlerin yenmesi de her yaşta besin zehirlenmesi adını verdiğimiz kusma ve ishalli bir hastalığa yol açabilir. Bu saydığımız durumlarda ortaya çıkan ishal geçici olup günler en fazla haftalar içinde tamamen iyileşir.

    İshal bazen aylarca sürebilir. Bu durumda besinlere karşı allerji (inek sütü, soya proteini, buğday unu…) veya sindirimi sağlayan bazı maddelerin doğumsal veya edinsel eksikliği söz konusu olabilir. Bu hastalıklar içinde laktoz adı verilen süt şekerini parçalayan ve barsakta yapılan laktaz isimli maddenin eksikliği en sık olarak görülür. Uzun süren ishalli hastalığı olan çocuklar genellikle zayıf, büyümesi ve kilo alması duraklamış, karınları şiş çocuklardır. Bozukluğun türüne göre tedavi de değişkenlik gösterir.

    İshalden korunmak mümkün müdür?

    Anne sütü ile beslenme ishalden korumada en önemli faktörlerden birini oluşturur. Anne sütünün içinde çeşitli mikroorganizmalara karşı etkili lizozim, laktoferrin, immunglobulin gibi maddeler bulunur. Bu maddeler anne sütü ile beslenen çocukları ishale yol açabilecek çeşitli enfeksiyonlardan koruduğu gibi hastalanan çocukların da daha çabuk iyileşmesini sağlar. Anne sütü almayan bebeklerin anne sütü alan bebeklerden daha fazla ishalli bir hastalığa yakalandığı ve bu nedenle de daha fazla çocuğun öldüğü çok iyi bilinmektedir. Gastroenterit adını verdiğimiz ishalli hastalık sırasında bile anne sütü kesilmeden hatta daha fazla oranda verilmelidir.

    Sosyoekonomik düzey ishalli hastalıklarla yakından ilişkilidir. Gelişmekte olan veya gelişmemiş bölgelerde yaşayan çocuklar daha kötü beslenmekte olup temiz suya ulaşma olanakları daha azdır. Bu nedenle gelişmiş yörelerde yaşayan akranlarından daha fazla oranda ishalli hastalığa yakalanırlar ve bağışıklık sistemleri de daha zayıf olduğu için daha fazla oranda zarar görürler. Sonuçta anne sütü ile beslenme, sosyoekonomik düzeyin iyi olması, çevresel şartların düzgün olması ve beslenmenin iyi olması ishalden korunmada en önemli faktörlerdir.

    İshalli çocuklar ne gibi bulgularla gelir ?

    Ateş özellikle Salmonella, Shigella ve E. coli gibi mikroorganizmaların oluşturduğu hastalığa eşlik edebilir. Karın ağrısı çocukluk çağında görülen birçok hastalık yanında ishale de eşlik edebilir. Kusma ishalli çocukların çoğunda görülen ve beslenmenin, dolayısıyla sıvı alımının da bozulmasına yol açan ve sıvı kaybının daha çabuk oluşmasına neden olan bir belirtidir. Havale geçiren ishalli bir çocukta Shigella isimli bir mikroorganizmanın neden olduğu basilli dizanteri akla gelmelidir.

    İshal ise hastalığın en önde gelen bulgusu olup dehidratasyon yani su ve tuz kaybının en önemli nedenidir. İshalli bir çocuğun kakasının görünümü bize hastalığın nedeni ile ilgili bilgi verebilir. Bol miktarda ve sulu ishal kolera veya E. coli adı verilen mikroorganizmanın bir türü ile oluşan ishali düşündürmelidir. Kusma fazla olup ishal daha az ise, ateş yoksa ve aynı anda aynı yemeği yiyen çok kişide hastalık görülüyorsa besin zehirlenmesi olma şansı fazladır. Kanlı ishal öncelikle amibli veya basilli dizanteriyi, eğer daha önceden antibiyotik kullanımı varsa antibiyotik ishalini (Clostridium difficile enterokoliti) düşündürmelidir. Kanlı ishale yol açabilen diğer mikroorganizmalar Salmonella, Yersinia, Campylobacter jejuni, E. coli gibi etkenlerdir.

    İshalli bir çocuğun genel durumu iyi ise, verilen suyu içebiliyorsa, ağız ve dili ıslak olup, ağlayınca gözyaşı akıyorsa, idrar yapıyorsa, karın derisi bükülüp bırakıldığında hemen eski haline geliyorsa ve de küçük bebeklerin kafasında bulunan bıngıldak (fontanel) adı verilen deri bölümünde çöküklük yoksa büyük olasılıkla su kaybı yoktur.

    Aksine genel durumu bozulmaya başlamış ishalli bir çocuk verilen suyu içemiyorsa, ağızı ve dili kurumuşsa, ağladığında gözyaşı akmıyorsa, idrarı çok azalmışsa, karın derisi büküldüğünde eski haline hemen dönmüyorsa, bıngıldak çökükse ağır derecede sıvı kaybı vardır ve hemen en yakın sağlık kuruluşuna götürülüp tedavisine başlanması gereklidir.

    İshal tedavisi

    Çocuklarda ishal tedavisinde; 1) Anne sütü, hazır mama ve diğer yaşa uygun yiyeceklerle uygun beslenmenin devamının sağlanması, 2) İshal ve kusmayla halen sürmekte olan su ve elektrolit kayıplarının oral rehidratasyon sıvısı (ORS) veya benzer sıvılarla yerine konması, 3) Sıvı kaybı gelişirse su ve elektrolit kayıplarının ORS veya gerekirse damar yoluyla düzeltilmesi amaçlanır. 4) Sadece gerektiği durumlarda antibiyotik verilmelidir. 5) Antidiyareik ilaçlar adı ile anılan adsorban ilaçlar ile sekresyonu azaltan ilaçların kullanılması tartışmalıdır. Çocuklarda motiliteyi azaltan ilaçların kullanılması önerilmez.

    Powers ve ark. 1926 yılında “intestinal intoksikasyon” tedavisinde yapılması gereken en önemli şeylerin sıvı verilmesi, kan transfüzyonu yapılması, bir süre ağızdan beslenmenin kesilmesi ve açlık dönemi bittiğinde gıdaların yavaş yavaş arttırılarak verilmesi olduğunu belirtmişlerdir. Sonraki yıllarda ishalli çocukların tedavi amacıyla aç bırakılması ve intravenöz sıvı tedavisi giderek yerleşmiş ve tedavi amacıyla yaygın olarak kullanılır olmuştur. Bu prensip ORS ile tedavi uygulama alanına çıkana kadar yaygın olarak geçerliliğini sürdürmüştür. Sonraki yıllarda ORS kullanımının yaygınlaşması ile beraber malnütrisyonu önlemek amacıyla rehidratasyon sonrasında en kısa sürede beslenmenin sağlanması yaygınlaşmıştır.

    Su kaybı olmayan çocuklar verilen sıvı miktarı arttırılarak ve beslenmelerine devam edilerek evde tedavi edilebilirler. Ayran, taze hazırlanmış meyva suları (elma suyu…), çorbalar (pirinç suyu…) ve su evde korkusuzca verilebilecek sıvılardır. İki yaşın altındaki çocuklara her ishalli dışkılamadan sonra ½-1 çay bardağı (50-100 mL), daha büyük çocuklara ½-1 su bardağı (100-200 mL), daha fazla içmek isteyenlere ise istedikleri kadar sıvı verilmesi dehidratasyonun engellenmesini sağlayacaktır.

    Anne sütü alan bebeklerin daha sık olarak emzirilmeye devam edilmesi gereklidir. Anne sütü almayan bebeklerin ise normalde aldıkları süt veya mamalarla, öğün sayısı arttırılarak, beslenmelerine devam edilmesi önerilir. Mamaların sulandırılması gerekmez. Laktozu azaltılmış veya hiç olmayan diyet mamalarının, aşağıda bahsedilecek özel durumlar haricinde, rutin olarak her olguda kullanılması gerekli değildir. Daha büyük çocukların normalde aldıkları gıdalar ile ve öğün sayısı arttırılarak beslenmelerine devam edilmelidir. Yarı katı veya katı gıdalarla beslenen bebeklere ve çocuklara sindirimi kolay ve enerjiden zengin, protein içeren gıdalar (iyi pişmiş et, balık, yoğurt, peynir, sebze püreleri, muz…) verilmelidir. Hiperozmolaritenin önlenmesi için şeker yerine nişastalı yiyecekler (tahıllı gıdalar) tercih edilmelidir.

    İshalde yağların sindirimi ve emiliminde belli bir ölçüde azalma olabilir. Tedavi amacıyla uygulanan yağsız veya yağı azaltılmış diyetler alınan kalorinin azalmasına yol açar. Diyette bulunan yağlar mide boşalmasını yavaşlattığı için ishalin azalmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle ishal sırasında, emilimi azalmış olsa bile, yağların kısıtlanması çok gerekli değildir. İshal sırasında laktoz malabsorpsiyonu gelişebilmesi nedeniyle persistan ishalleri engellemek amacıyla ishalli tüm çocuklara rutin olarak laktozsuz veya laktozu azaltılmış mamaların kullanılması önerilmiştir. Ancak son yapılan çalışmalar bunun gerekli olmadığını göstermiştir. Anne sütü alan çocukların her durumda anne sütü ile beslenmeye devam edilmesi gereklidir. Mama alan çocuklarda ise yeniden beslenmeye geçildiğinde dışkılama sayısında artış olur, dışkı bol sulu hale geçer ve pH’sı 5’in altına inip dışkıda redüktan madde pozitifleşirse laktozun kısıtlanması gerekebilir. Aksi halde normal mamaların kullanılmaması için herhangi bir neden yoktur.

    Laktoz entoleransından korunmanın bir başka yolu ise çocuklara mama yerine yoğurt verilmesidir. Yoğurt içindeki laktoz fermente edilmiş olduğu için laktoz intoleransı gelişmiş çocuklarda bile korkusuzca kullanılabilir. Yapılan çalışmalar akut gastroenterit sırasında yoğurt ile beslenen çocuklarda mama ile beslenenlere göre daha az sayıda persistan ishal tablosunun geliştiğini göstermiştir. Yoğurdun evde kolayca hazırlanabilmesi ve diyet mamalarından çok daha ucuza maledilmesi diğer bir avantajını oluşturur.

    İshal sırasında barsak mukoza geçirgenliği artmaktadır. Bu durumda inek sütü veya hazır mamalarda bulunan ve alllerjen özellikteki makromoleküller kolayca dolaşıma geçebilir ve inek sütü entoleransına, dolayısıyla ishalin artmasına yol açabilir. Bu nedenle soya bazlı mamalar veya protein hidrolizatlarının kullanılması önerilmiştir. Bu mamaların tadı kötü ve fiyatları yüksektir. Son yapılan çalışmalar risk grupları haricinde (çok küçük bebekler, ailede allerji hikayesi olanlar…) bu tür mamaların rutin olarak kullanımının gerekmediğini göstermiştir.

    İshalli çocukta kusmayı engellemek için besinler az miktarda ancak daha sık aralıklarla verilmeli, ishal düzeldikten sonra kayıpların yerine konabilmesi ve malnütrisyonun önlenmesi için birkaç hafta ek bir öğün verilmelidir.

    İshalli çocuklara antibiyotik verilmesi nadiren gerekir. Çok küçük bebekler, bağışıklık sisteminde problem olan çocuklar, kanlı ishal varlığı (eğer amip veya shigella düşünülürse) gibi özel durumlarda ve hekim tarafından gerekli tahliller (gaita incelenmesi ve kültürü) yapıldıktan sonra uygun antibiyotikler kullanılır. Rastgele ve gereksiz antibiyotik kullanımı sonrasında antibiyotik ishali gelişebileceği unutulmamalıdır.

  • Empati

    Empati

    Empati, kelimesi günümüzde sık kullanılan bir kelime olarak karşımıza çıkıyor.Empati neredeyse herkesin istediği bir şeydir, ancak çok azı gerçekten nasıl verileceğini veya alacağını bilir. Öz-tatminin vurgulandığı dünyamızda , kısa arz ancak yüksek talep var. Bu, gelecek nesillere, onların etrafındaki kişilere empati duymanın ne anlama geldiğini öğretmek için haklı bir neden.

    Empati Nedir?

    Pek çok insan sempati ve empatiyi birbirine karıştırır, ancak bunlar iki ayrı değerdir. Empati sadece birinin duygularını anlama yeteneği değildir; Suçlular, genellikle, duygularını anlamaya ve daha sonra da güvenlerini kazanmaya başladıkça, insanlardan yararlanırlar. Empati bundan daha fazlasıdır. Birisinin nasıl hissettiğini anlama yeteneği değil, aynı zamanda başka bir kişinin hislerine de değer vermek ve saygı duymaktır. Başkalarına nezaket, haysiyet ve anlayışla davranmak anlamına gelir.Empati aynı zamanda duydudaşlıktır. Karşı taraf ile iletişimin kuvvetli bir aracıdır empati. Empati insan ilişkilerinin gelişmesi için olmazsa olmazdır. Bu nedenle çocuklara empatiyi öğretmek onları gelecek yıllara hazırlar,sosyal becerilerini geliştirir.

    • Çocuklar yetişkinlerin empati gösterdiklerini görmeli.

    Çoğu durumda çocukların çevrelerindeki yetişkinler tarafından modellenen empatiyi görmeleri gerekir. Herşey ebeveynlerin çocuklarıyla ilişki kurma şekliyle başlar. Çocukları için önemli olan şeylere ilgi gösteren , olumlu ve sevecen bir şekilde duygulara cevap veren ebeveynler, empati yeteneğini öğretiyorlar.
     

    • Duygusal İhtiyaçları Karşılamak

    Çocukların duygusal ihtiyaçları karşılandığında, olan şey ; Çocuklar bu şekilde  başkalarının duygusal ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını öğrenirler . Çocuklar yaşayarak öğrenirler. Duygusal ihtiyaçları anlamak için öncelikle kendi ihtiyaçlarının karşılanması gerek böylelikle onlarda çevrelerinin duygusal ihtiyaçlarının farkına varır ve o ihtiyaçları karşılarlar. Boş bir sürahi bardağı dolduramaz.
     

    • Çocuklarla Duygusal İhtiyaçlar Hakkında Konuşma

    Birçok yetişkin, duygusal ihtiyaçlardan veya duygularla ilgili herhangi bir şeyden bahsetmeyi zor buluyor. Bazen kendi duygularından korkarlar çünkü duygusal ihtiyaçlarla nasıl başa çıkacaklarını hiç öğrenmemişlerdir. Çocuklarla duyguları ve diğer insanların onları nasıl deneyimlediğini konuşmak iyi bir fikirdir. Duygu isimlerini verebilir , tanıtabilir  (örneğin kıskançlık, öfke ve sevgi) ve onlara normal olduklarını öğretin. Duyguları nasıl olumlu bir şekilde ele alabiliriz bu konu hakkında konuşabilir ve diğer insanların duyguları deneyimlediği durumları belirtebilirsiniz. Onlara başkalarının duygularına saygı duymalarını öğretin ve onlara duygulara cevap vermenin gerekli olduğu durumlarda nasıl davranılacağını gösterin.

    • Empati’yi Gerçek Hayata Dahil Edilebilecek Durumlara Birlikte Bakın

    Çocuklar model alarak ve yaşayarak öğrenirler. Bu nedenle öğretmekte olduğunuz şeyi modellemek gerçek bir öğretmendir. Başka bir kişiyi etkileyen durumlara birlikte bakın ve çocuklarınızla, söz konusu insanlara ne ifade ettiğini ve nasıl hissettiklerini konuşun. Örneğin, bir ambulans hızla yanınızda geçtiğini görüyorsanız, hasta kişinin aile üyelerinin nasıl hissettiğini anlatın.
     

    • Oyun oynamak

    Özellikle genç çocuklar, bir başkası gibi davranmaya bayılırlar. Empatiyi öğretmek için bu eğlenceli yolu kullanabilirsiniz. Çocuklara rol canlandırma oyunu oynayın.  Bu, bir kitapta veya televizyonda veya son zamanlarda önemli bir deneyime sahip olduğunu bildiğiniz bir kişi olabilir. Hikayeyi birlikte harekete geçirebilir ve çocuklarınızın durup karakterlerinin herhangi bir anda nasıl hissettiklerini hayal etmelerini isteyebilirsiniz. Bu, dikkatlerini başka bir kişinin bu durumda yaşayabileceği duygulara odaklayacaktır. Onlara karakterlerinin duygularını yansıtan yüzler yapmalarını isteyebilirsiniz.
     

    • İç Moral Pusulasını Geliştirmek

    Çocuklarınıza genç yaşlardan doğru ve yanlış arasındaki farkı öğretmek onlara iyi seçimler yapmaları için onları yönlendirecek güçlü bir içsel ahlaki pusula kazanmalarını sağlar. Karar gerektiren durumlarda, seçimlerimizin ve davranışlarımızın başkalarını nasıl etkilediğini görmelerine yardımcı olabilirsiniz. Onlara yanlışların nasıl zarar verdiğini ve başkalarının zarar görmesine neden olduğunu anlatabilirsiniz. Güçlü bir ahlaki temel inşa ederken, küçük yaştan başlamak ve temeli sağlamak yapmak önemlidir.

    • Empatik Çocuklar

    Çocuklarınızı empatiyi anlama ve uygulama konusunda yardım ederek, onlara aslında bir nevi yaşam becerisi hediyesi veriyorsunuz. Kendi ilgi alanlarımıza bakmaya büyük önem verilen yaşadığımız bu dünyada, başkalarını düşünmek artık zor bulunan bir özellik, meziyet . Ama empatik insanlar hayattan en büyük memnuniyeti almak , en anlamlı yaşamlarda var olmak ve daha ödüllendirici ilişkilerin tadını çıkarmak isteyenlerdir. Çocuklarınıza empatiyi  öğretmek, kendi gelecekleri ve yaşayacakları dünya için değerli bir yatırımdır.

  • Ailelerin Korkulu Rüyası Olan Uyku

    Ailelerin Korkulu Rüyası Olan Uyku

    Uyku hem çocuklar için aileden uzak kaldıkları süreler demektir, hem de aileler açısından çocuğun temel ihtiyacı olduğundan korkulu rüyaları olabilmektedir. Her şeyden önce anne ve babanın çocuklarının yanında sakin, yapıcı ve pozitif olmaları gerekmektedir. Eğer uyku çocuğa bir ceza gibi yansıtılırsa bu çocuğunuzda olumsuz bir izlenim bırakacaktır. Bunun doğal bir süreç olduğu ve her ailenin zorluklar çektiğini kendinize hatırlatınız.

    Uyku eğitimi verirken nelere dikkat etmeliyim?

    Uyku-uyanıklık döngüsünü düzene oturtmanın zaman alacağı unutulmamalıdır. Bu düzeni sağlarken de yatak zamanını çağrıştıracak ritüeller geliştirilebilir. Örneğin; uyku öncesinde bir masal okunması, diş fırçalanması vb. gibi düzenli yapılan aktiviteler uykuya geçişi sağlamada kolaylık sağlayacaktır.

    Sabırlı olmanız gereken bu önemli evrede çocuğunuza yeni bir davranış kazandırmak adına ona eğitim verdiğinizi unutmayınız. Burada yapılmaya çalışan şey; nasıl ki ayakkabısını giymeyi çocuğunuza aşama aşama ve sabırla; tekrar tekrar deneyerek öğretiyorsanız, burada da yeni bir davranış kazandırıyorsunuz.

    Evde bir uyku saati düzeni oturtulması da gereklidir. Örneğin; öğle uykusu 13.00 ve akşam 21.00 gibi. Diğer aile bireylerinin de bu saatlere uyumu söz konusu olursa rahatlıkla ilerleme kaydedilecektir. Ancak; bir gün düzen oturtup bir gün başka saatte yatırılıyorsa bu çocuğun o rutinini bozan bir davranış olacaktır ve ne kadar süre uygulamış olursanız olun sürece en başından başlıyor noktasına varacaksınızdır.

    Uyku saati öncesinde hareketli aktiviteler, onun sevdiği şeyler ve aklının kalacağı etkinliklerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışınız. Siz enerjisini atsın ve uykusu gelsin gibi düşünebilirsiniz fakat uyku bu sefer çocuğa sanki onu o eğlenceli aktivitelerden mahrum bıraktıran bir ceza gibi gelecektir ve uykuya geçmemek için direnç gösterecektir.

    Yatağında uykuya dalma davranışı geliştirilmelidir. Çünkü evin başka kısımlarında uyuyakalıp sonrasında ebeveynleri tarafından odasına taşınıyorsa bu ileride sık sık uyanma sorununa neden olabilmektedir.

    Tüketilen yiyecekler de uyku üzerinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Uykuya geçmeden birkaç saat öncesinde kesinlikle yemek miktarının fazla olduğu, özellikle uykuyu bozabilecek; cips, çikolata, kola gibi gaz yapan yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalıdır ki uykunun sürdürülmesi de rahat olsun.

    Uykuya geçişi kolaylaştırıcı içecekler olarak ballı süt ve rezene çayı tüketilebilir. Ancak çocuğunuzun süt hassasiyeti olup olmadığından emin olarak ona içirmelisiniz.

    Çocuğunuzun yattığı odanın ortamı da bu bünyede çok önemli bir yere sahiptir. Odada beyaz ışık olmaması –sarı & mavi gece lambası kullanılabilir-, diğer odalardan gelen ışığın odaya yansımaması, gürültü olmaması(insan sesi, televizyon sesi gibi) ve oda ısısının 24 derece civarında olması uykunun geçişini ve kalitesini arttırmaktadır.

    Uyku sorunu bazı çocuklarda fobiler nedeniyle ortaya çıkıyor olabilir. Karanlık ve hırsız fobisi olan çocuklar uyumayarak ya da aileleriyle birlikte uyuyarak güvende kalmaya çabalıyor olabilirler. Bazı çocuklar ise ayrılık kaygısı yaşadığı için uykuya dalmada ya da uykuyu sürdürmede sorun yaşıyor olabilirler. Aileyle olan ilişki burada büyük önem taşımaktadır. Bu gibi durumlarda mutlaka psikolojik destek alınması gerekmektedir.

    Bazı çocukların cildi hassas olması nedeniyle uykuya geçiş zor olmaktadır. Burada kullanılan yastık kılıfı, nevresim ve seçilen örtünün kumaş dokusu rahatsız etmeyecek şekilde olmalıdır.

    Çocuğa güven vermesi açısından uyurken yanında bulundurduğu bir oyuncak ayı, yastık, bebek, hayvan figürü gibi şeyler uykuyu sürdürmesi açısından da yardımcı birer unsur olacaktır.

    Gece uykularının bölünmesi ve tekrar kendiliğinden uykuya dalma normal bir davranıştır. Ancak aileler gece uykusu bölününce; yanına alma, ayakta sallama, sarılarak uyutma gibi davranışlar geliştirirse bu sefer ileride bu davranışı kırmak zor bir hal alacaktır. Eğer bahsedilen bir bebekse; 4 aylıktan sonra geceleri emzirmek gerekli değildir, hatta bebeğin kaliteli bir uyku almasını engelleyici bir davranış olacaktır.

    Gündüz uyku saatleri için de 6 aylıktan sonra 1 kez gündüz uykusu yeterlidir. Buna da aşamalı olarak azaltarak geçilmelidir. Çünkü yaş ilerledikçe uzun saatler gündüz uykusu devam ederse bu sefer gece uykuya geçiş saati çok geç olacaktır.

    Çalışan anne-babaların çocuklarındaki uyku problemlerinde ise anne-babanın gün içerisinde çocukları ile zaman geçirmeleri çok önemlidir. Çünkü sadece anne-babasına akşam kavuşan çocuk, onları bırakıp uykuya geçmeyi tercih etmeyecektir.

    Unutmayın, uyku eğitiminde sistemin oturtuncaya kadar her şey ilk başta daha kötüye gidebilir. Ama çocuğunuzun yaşına ve karakterine göre uzun olmayan bir sürede sonuç alırsınız. Rutine girdiğini düşünürken zaman zaman geriye dönüşler de olabilir. Bunların sizi yıldırmasına izin vermeyin.

  • Mide bağırsak sistemi şikayetleri

    Otizmde yaşanan mide bağırsak sistemi problemleri kabızlık, ishal, kötü kokulu kaka, kakada öğütülmemiş gıda görülmesi, gaz şikayetleri, karın ağrısı ve reflüdür. Otistik çocukların bir kısmı konuşamadığı için karın ağrısı ve reflü şikayetlerini anlatmakta da zorlanırlar. Bu şikayetlerin yoğunluğu ile otizm şiddet ölçek skorları arasında doğru orantı olduğu görülmüştür. Mide bağırsak sistemi problemleri sık yaşayan otizmli çocuklarda besin alerjisi ve uyku problemleri de daha sık görülmektedir. Otizmde yaşanılan gastrointestinal problemler bağırsak florasının bozuk olmasına ve bağırsağın ritmik çalışma düzeninin bozulmasına bağlıdır.

    Otizmli çocuklarımızda bu şikayetlerin hepsi diğer çocuklara göre daha yüksek ölçüde görülür. Ancak diğer çocuklara göre en çok farklılık gösteren kabızlıktır. Kabızlık otizmde acil servise en sık başvuru nedenlerinden de biridir. Kabızlığı uzun süren ve tedavi edilemeyen çocuklarda kaka kaçırma durumu görülür.

    Kabız olan bir çocukta detoksifikasyon yani toksinlerin atılma süreci uzar ve zorlaşır, kabızlık ve ishal durumlarında vitamin ve mineral emilimi yetersiz olur. Vitamin ve mineral emilimini yeterli düzeye taşımak, geçirgen bağırsağı tedavi etmek otizmde tedavinin en önemli adımalrından biridir.

    Tıbbi olarak tedavi edilebilecek bir durum tedavi edilemezse problem davranış gelişebilir. Çocuklar kakaları ile oynayıp evin farklı yerlerine kakalarını yapabilirler.

    Otizmde bağırsak peristaltizmin düzeltilmesi, bağırsak florasının düzeltilmesi yaşanılan mide bağırsak şikayetlerini azalttığı gibi otizmde yaşanılan nöropsikiyatrik şikayetlerin de azalmasını sağlamaktadır.

  • Mahremiyet

    Mahremiyet

    Çocuklarımızın gelişiminde en önemli olduğunu düşündüğüm konu olan; mahremiyet eğitimine değinmek istiyorum. Mahremiyet konusunu konuşurken bunların içerisine banyo ve tuvalet ihtiyaçlarına nasıl müdehale etmemiz gerektiği ve özel bölge konusunu da nasıl konuşacağımızı içeriyor olacak.

    Öncelikle bu konular söz konusu olduğunda ebeveynleri olarak sakin yaklaşmalıyız. Çünkü bu sefer çok büyük bir mesele haline gelip bu konular daha zor ve büyük gözükerek çocuğumuzun gözünde fobi oluşabilir. Çocuklarımıza vermemiz gereken güven duygusu çok önemlidir yani onların anne ve babam bu konuya gayet normal ve hakim bir biçimde yaklaşıyorlar şeklinde hissetmeleri gerekmektedir.

    İlk başta mahremiyet alanı olarak tuvalet konusu ile başlıyor olacağız. Alıştırma süreci bazı çocuklarımızda çok kolay geçerken, bazı çocuklarımızda ciddi anlamda zorlayıcı geçmektedir. Bez bırakma sürecini aşan bazı çocukların bazıları tuvalette yalnız kalmak istememe ya annesini ya babasını ya da güven duyduğu birisini yanında isteme gibi davranışlar geliştirebilmektedirler. Bu noktada; tuvalete birlikte giriliyorsa ‘arkamı dönüp bekliyorum’ şeklinde söylem ve davranışlar ile özel ihtiyacına ve özel bölgesine saygı duyulmalıdır ve bunu çocuğunuzun da aynı şekilde yapması sağlanmalıdır. Tuvalete yalnız girmesi gerektiğinin bilincini kazandırılmalıdır ki başka birisiyle de tuvalete girilmez bilinci oluşsun. Bu sayede ileride birisi onun yanında üzerini çıkarmaya başlarsa bu çıplaklığın doğal olmadığını anlayacaktır. Ancak ailesi olarak da mahremiyet bölgeleri rahatlıkla müdehale edilebilecek organlar konumuna getirilirse o zaman çocuklar dışarıda güvenilmez kişilerden bir tehditle karşılaştıklarında bunların farkına varmayacaklardır. Bu bilinci kazandırmak adına önce aile içerisinde, sonrasında da okulöncesi eğitimle mahremiyet bilinci üzerine bilgilendirmeler ve ona uygun davranışlar geliştirmek gerekmektedir.

    Bir diğer önemli olan mahremiyet alanı ise banyodur. Birlikte banyo yaptırıldığını düşünürsek özel bölgelerinin tamamen kişiye özgü ve bireyin tamamen mahremiyeti olduğunu vurgulamak adına çocuklarımıza banyo yaptırırken iç çamaşırıyla birlikte banyo yaptırılabilir. Buradaki amaç çıplaklığın kişiye özgü olduğu bilincini kazandırmaktır ki başkasının yanında da çıplak olunabilir olgusu gelişmesin. Banyo alırken külot giydirilebilir; ‘bak özel bölgeni örtüyoruz; ben ya da baban bile olsa orası özel bölgen.’ gibi açıklayarak mahremiyet vurgulanabilir.

    Ailelerin arada kaldığı bir diğer konu ise özel bölge tanımının nasıl yapılacağıdır. Aslında tercih edilmesi gereken ve doğru olan tanım karmaşık soyut kavramlar kullanılmasının aksine tamamen soyut ve basit kavramlarla açıklanmasıdır. ‘Atletinin ve külodunun kapadığı bölgeler senin özel bölgelerin. Buraya istemediğin sürece kimse dokunamaz.’ gibi bir açıklama yapmak çocuklarımızın kafasındaki soru işaretlerini yok edecektir.

    Bir diğer önemli mahremiyet alanı ise çocuklarımızın üzerini değiştirirken gösterdiğimiz davranışlardır. Üzerini çıkarırken, giysisini değiştirirken vs. çocuklarımızdan izin almalıyız. Çünkü birisi onu yanına çağırıp ani olarak kıyafetlerini çıkarmaya kalkarsa; bunun yanlış bir şey olduğunu anlamalı ve buna dair tepki vermeli. Sert bir şekilde kesinlikle üzeri değiştirilmemeli. Aşama aşama sakin bir biçimde iletişim kurarak bu davranış sağlanmalıdır. Mümkün olduğunca da kendisinin yapılması için önce destekle sonrasında tek başına bu davranışı sergilemesi adına teşvik edilmelidir.

    Bahsetmiş olduğum mahremiyetle ilgili bu temel konular kesinlikle göz ardı edilmemeli ve ailedeki tüm bireylerin aynı davranış döngüsünde olmaları için bireyler birbirini bilgilendirmelidir. Çocuklarımız için aydınlık yarınlar adına hep birlikte el ele vererek sağlıklı gelişim göstermeleri adına çabalamaya devam etmeliyiz ki onlar da bu emeklerin meyvesi olarak sağlıklı şekilde ilerleme kaydedebilsinler.

  • Polen alerjisi en çok çocukları etkiliyor

    Bahar aylarında polenlerin havaya yayılmasıyla birlikte ortaya çıkan polen alerjisine karşı aileleri uyarı yapmak istiyorum çocukların maruz kaldığı alerji tehlikesine dikkat çekmek bahar aylarında görülebilecek alerjik reaksiyonlara karşı tavsiyelerde bulunmak istiyorum.

    Polen alerjisi en çok çocukları etkiliyor.

    Polen alerjisi bahar aylarında sık olarak nezle, burun tıkanması, peş peşe hapşırma, burunda, damakta ve kulakta kaşıntı, sık burun kanaması gibi alerjik nezle belirtileri ile gözlerde sulanma ve kaşınma gibi alerjik belirtiler; sık öksürük, nefes sıkışması gibi astım endikasyonları polen alerjisinin en önemli belirtileridir.

    Çocuklarda Okul Başarısını Ciddi Derecede Etkiliyor

    Polen(bahar) alerjisi sık sinüzit, geniz eti büyümesi, sık kulak iltihabı gibi sonuçlara neden olabildiğini belirtirken Polen alerjisi nedeniyle burunları tıkalı olan çocuklar geceleri rahat uyuyamaz ve sabahları yorgun kalkar, uyku kaliteleri de bozulur. Bu durum okul başarısını ciddi bir şekilde etkilemektedir. Alerjik nezle her beş çocuktan birinde ilerde astıma sebebiyet verebilir.

    Teşhis İçin Sadece Alerji Testleri Yeterli Olmayabilir

    Polen alerjisi belirtileri gösteren 18 yaşına kadar olan çocuklar “çocuk alerji uzmanları” tarafından dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Teşhis koymak için bazı alerji testleri yapılmaktadır. Doğru teknik ve doğru alerjenlerle yapılacak test çok önemlidir. Tek başına alerji testleri teşhis koymak için yeterli olmayabilir. Alerji uzmanları tarafından çocuktaki belirtiler ile alerji test sonuçları arasında değerlendirme yapılarak kesin teşhis konulabilir. Doğru teşhis konulduktan sonra bazı ilaçlarla tedavi edilebilir. Tedavi başarısı yüksektir. Polen alerjisi tedavisinde korunma, ilaç tedavisi ve aşı tedavisi uygulanmaktadır.

    Koruyucu Önlemler Etkilidir

    Evden çıkarken güneş gözlüğü takılmalı ve polenlerle temastan kaçınılmalı, polen mevsiminde polenlerin yoğun olduğu saatlerde dışarıda olmamaya gayret gösterilmeli, ağız yerine burundan nefes alıp verilerek burnun filtre görevinden faydalanılmalıdır. Polenler kıyafetlerimize de yapışabilmekte olduğundan dışarıda uzun vakit geçirilmişse eve gelince kıyafetler değiştirilip duş alınmalı, dışarıdan ürün alırken özellikle açık ortamda satılan yiyecek ve diğer malzemelerin temizliğine ve hijyenine mutlaka dikkat gösterilmelidir. Alerji testleri mutlaka doğumdan 18 yaşına kadar olan çocuklarda çocuk alerji uzmanlarınca yapılmalıdır.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda Doğru Bilinen Yanlışlar

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda Doğru Bilinen Yanlışlar

    DEHB’ nin, (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) nörobiyolojik bir temeli vardır ve bu yüzden DEHB’ li çocuklar yalnızca tıbbi tedavi görmelidir.İlaçla tedavi gören DEHB’li çocukların %70-80’ninde belirtilerde azalma görülmektedir. Ancak belirtilerde azalma olması bozukluğun ortadan kalkması ile eş anlamlı değildir. İlaçla tedavi çocuk psikiyatristi gerek görüyorsa sözkonusu olmalıdır. Bunun yanı sıra davranışsal ve akademik gelişme sağlanması için psiko-eğitimsel yardımlara gereksinimi vardır. Aksi takdirde ilaçla tedavi amacına ulaşmamaktadır.

    DEHB gerçekte mevcut değildir, bu durum çocuklarını disipline edemeyen anne babaların hatasıdır. Bilimsel araştırmalar DEHB’in biyolojik temelli bir bozukluk olduğunu ortaya koymaktadır, ancak nedenleri tam olarak anlaşılamamıştır. Davranış denetlemek için beyin tarafından kullanılan nörotransmitterlerin dengesizliği ve merkezi sinir sistemindeki anormal glikoz metabolizmasından kaynaklandığı ileri sürülmektedir.

    DEHB temel olarak kötü ana babalıktan ve disiplin eksikliğinden kaynaklanmaktadır ve bütün DEHB’ li çocukların gerçekte ihtiyaç duydukları şey böyle yapmacık tedaviler değil eski tarz bir disiplindir. Bazı anne babalar çocuğun yanlış davranışının onun ahlaki bir sorunu olduğunu düşünürler zaman zamanda kendilerinde kabahat bulurlar. Tıbbi bir müdahale uygulamadan sadece disiplin yöntemleri uygulamanın DEHB’li çocuğun davranışını iyileştirmekten ziyade iyice kötüleştirdiğini gösteren aile etkileşim araştırmaları vardır.

    DEHB yanlış tutumlar sonucu oluşur. Zayıf beslenme, şeker, katkı maddeleri, olağan ölçülerde kurşun, olumsuz ana baba tutumu DEHB’ e yol açmaz. DEHB genetik ve biyolojik temellidir. Bununla birlikte anne babaların davranışları çocuğun DEHB davranışlarını denetleme becerilerini etkileyebilir. Ayrıca bazı araştırmalar hamileyken alkol ve uyuşturucu almanın DEHB’ e yol açabileceği konusunda örnekler sunmuştur.

    DEHB’ li çocukların akranlarından farkı yoktur. Her çocuk dikkatini sürdürmede ve yerinde oturmada güçlük çeker. DEHB özellikleri 3-7 yaş arasında başlamışsa akranlarına göre belirtileri çok fazla ve şiddetli yaşıyorsa, birçok ortamda aynı belirtiler varsa, davranışlar çocuğun akademik ve sosyal hayatında önemli bozulmalara yol açıyorsa tüm çocuklarda olduğu söylenemez.

    Çocuklar büyüdüklerinde DEHB kaybolur. DEHB sadece çocuklarda bulunmaz, bazı araştırmalar DEHB’in yaşam boyu sürebileceğini göstermektedir. DEHB tanısı konulan çocukların %70-80’ i gençlik dönemlerinde bu belirtileri sürdürmektedir. %30-65’ lik kısmının ise yetişkinlikte tüm klinik belirtileri sürdürmeye devam ettiği görülmektedir. Eğer tedavi edilmezlerse DEHB’li bireyler madde bağımlılığı, depresyon, akademik başarısızlık, mesleki sorunlar ve evlilik sorunları yaşayabilirler. Uygun olarak tedavi edildiklerinde DEHB’li pek çok birey üretken bir yaşam sürebilir.

    DEHB’ li çocuklar sürekli pekiştirilmeyi isterler. Hatta diğer öğrencilerden daha çok olumlu pekiştirmeye ihtiyaç duyarlar. Tek başına olumlu pekiştirme davranışı kazanma ve sürdürmede yeterli değildir, üstelik sürekli pekiştirme gerçek hayat ortamlarında uygulanabilir değildir.

    DEHB’ li bütün öğrenciler özel eğitim hizmeti almalıdır. Çocuğun eğitimiyle ilgili önemli aksaklıklar ve bu konuda istek varsa özel eğitim gerekebilir.

    DEHB’ li çocuklar davranışlarından dolayı sorumluluk almak yerine sadece özür dileyip bahane bulmayı öğreniyorlar. Tedavinin psiko-sosyal yönü bu tür sorunların önüne geçmek içindir. Psikolojik danışmanlar öğretmenler ve hekimler, çocuklara DEHB’in üzerinde çaba harcanması gereken zor bir durum olduğunu bir özür yada kabahat olmadığını öğretirler.

    DEHB hayali bir rahatsızlıktır, aslında böyle bir hastalık yoktur. Yüzyılın başından beri yapılan araştırmalar, dürtü kontrolünde zorluk ve hiperaktivite gösteren bireylerin varlığını nesnel olarak göstermiştir.

    DEHB’ li çocukları tümü öğrenme güçlüğüne sahiptir. DEHB’ li çocukların %10-33 ‘ü aynı zamanda öğrenme güçlüğüne sahiptir.

    DEHB’ li öğrenciler normal sınıflarda öğrenim göremezler. Öğretmen uygun düzenlemeleri yapar ve sınıf süreçlerini yapılandırırsa, bu çocukların yarıdan fazlası normal sınıflarda öğrenim görebilir.

    DEHB’ i olan çocuğun her istediği yapılmalıdır. Bu tür bir yaklaşım bu çocukların dürtüsel davranışlarını pekiştirmekten başka bir işe yaramaz.

    DEHB tedavisinde kullanılan ilaçlar bağımlılığa yol açar. Bu ilaçların uygun kullanımı alışkanlığa yada bağımlılığa yol açmaz.

    DEHB’in tedavisi için kullanılan ilaçlar zeka geriliği ve kısırlık yapar. Bu tür düşünceler bilimsel desteği olmayan görüşlerdir. Bu ilaçların çocukları genel olarak yavaşlattığına ilişkin araştırma bulguları olmakla birlikte zeka geriliği ya da kısırlık olması mümkün değildir.

    Uyarıcı ilaçlar almanın DEHB’li çocuklarda kalıcı herhangi bir davranışsal ya da eğitimsel yarar sağladığını hiç bir araştırma göstermemiştir. Araştırmalar uyarıcı ilaçlarla yapılan tedaviden DEHB’li çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin fayda sağladığını göstermiştir.

    Öğretmenler yeterince çaba gösterirlerse uyarıcı ilaçlardan daha etkili sonuçlar alınabilir. Çok modelli araştırmalar bu düşüncenin yanlış olduğunu göstermektedir.

    Çocuklarda ya da yetişkinlerde DEHB’i teşhis etmek mümkün değildir. Bilim adamları henüz DEHB’in teşhisine yönelik tek bir test geliştirememiş olmasına rağmen, açık seçik tanılayıcı kriterler geliştirilmiştir.

  • Oyun Terapisi Hakkında Merak Edilenler

    Oyun Terapisi Hakkında Merak Edilenler

    Yetişkinler için danışmanlık ne ise çocuklar içinde oyun terapisi odur. Oyun terapisi kelimeler yerine oyuncaklar kullanarak çocuklara kendilerini ifade etmelerine yardımcı olur.

    Oyun terapisi çocukların uyumlu ve mutlu bir şekilde yaşamalarını hedefleyen gelişimsel bir terapi şeklidir. Oyun terapisi oyunla çocuğun kendini ifade edebilmesi için doğal ortamda bulunması temeline dayanır.

    Oyun ve oyuncaklar kullanarak kendilerini ifade etme gereksinimlerine odaklanan bir süreçtir. Kendilerine güvenli bir ortam sunan eğitimli bir oyun terapisti ile istedikleri şekilde oynayabilmeleri için cesaretlendirilir. Bu süreçte çocuklarına duygusal sorunlarını ifade edebilmeleri için bir çok oyuncak sunulur. Çocuklara kendilerini sanat, drama ve fantezi içeren oyunlar yoluyla ifade edebilmeleri için fırsatlar sunar.

    Oyun terapisi yönlendirmeli(direktif) yada yönlendirmesiz (non – direktif) olabilir.

    Yünlendirmeli oyun terapisinde önderlik ve yükümlülüğü terapist üzerine alır

    Yönlendirmesiz terapilerde ise, terapist yükümlülük ve yönetimi çocuğa bırakır.

    Neden Oyun Terapisi?

    Çocuklar oyun oynamayı severler. Yetişkinler kadar duygularını anlayabilme ve becerileri gelişmemiştir. Bu nedenle oyunla çocuklara deneyimlerini ve duygularını ifade etme fırsatı sunulduğundan iyileştirici özelliği vardır. Çocuklar oyunla davranışlarını etkileyen;

    • Kızgınlık,
    • Korku,
    • Hayal kırıklığı gibi duyguları terapistin sağladığı güvenli bir ortamda canlandırabilirler

    Oyun terapisi çocukların;

    • Duygu ve düşüncelerini ifade etmelerine
    • Zihinsel ve fiziksel düşüncelerini geliştirmelerine yardımcı olur.

    Oyun Terapisi Ne İşe Yarar?

    Oyun hayatın şartlarına uyumda güçlük çeken çocukları tedavide en uygun metottur. Çocuklar kendilerini kelimelerle ifade edebilecek zihni yetekleri tam gelişmediği için, kendilerini oyun üzerindem daha akıcı bir şekilde ifade ederler. Oyun terapisi onlara kendilerini en rahat şekilde ifade edebilecekleri ortam sunar.

    Bir Çocuğun Oyun Terapisine İhtiyacı Olduğuna Nasıl karar Verirsiniz?

    Çocuklar, evdeki veya okuldaki değişimlere adaptasyonda, aileden birinin ölümünde, ebeveynin boşanmasında, zor dönemlerden geçebilirler. Bazı çocukların bu dönemlerde diğerlerinden daha çok yardıma ihtiyacı olur. Çocuğun hayatındaki ebeveyn, öğretmen yada bir başka yetişkin, çocuk hakkında endişe duyarsa oyun terapisi yardımcı olabilir.

    Bir Çocuğun Ne Kadar Süre Oyun Terapisi Alması Gerekir?

    Çocuktan çocuğa değişir bu süre. Ayrıca bu sürenin uzunluğu yada kısalığı çocuğun yaşadığı olayın ciddiyeti ve çocuğun olayı nasıl algıladığı önemlidir.

    Oyun Terapisi ile Çocukla Evde Oyun Oynamanın Farkı Nedir?

    Oyun terapisti oyun odasında empati, kabul ediliş ve anlayış havasını oluşturabilmek üzere eğitim almıştır. Oyun terapisi oyun ile aynı şey demek değildir. Oyun terapisi çocukların hayat şartlarına doğal olarak verdiği reaksiyonları ortaya dökmesine imkan verir. Eğitimli bir oyun terapistinin varlığı çocuğun kendini kabul edilmiş ve anlaşılmış olarak hissetmesine ve kontrol hissini veya zor durumların farkına varabilmesine uygun ortam sağlar.