Etiket: Çocuklar

  • Çocuklarda kayıplar ve yas süreci

    Kayıplar duygularımızı alt üst eden depremler gibidir, hayat aniden değişir ve tüm aileyi etkiler. Çocuklar için kayıpla baş etmek daha zordur, çünkü zihinsel ve duygusal becerileri henüz gelişimini tamamlamamıştır, kayıpları yetişkinler gibi anlamlandıramazlar. Buna rağmen yetişkinler genellikle çocukların etkilenmeyeceklerini ve yeni duruma kolay adapte olacağını düşünürler. Çocukların yas sürecini zorlaştıran diğer bir sebep de yetişkinlerin kendi çaresizlik, acı ve üzüntü duyguları ile meşgul olmasıdır.

    Yas reaksiyonu olan bir çocukta görülebilecek davranışlar şöyledir:

    İnkar, kayıp yokmuş gibi davranma

    Duygusuz görünme

    Sinirlilik

    Korkular

    Uyku sorunları

    Dikkat sorunları

    Olduğundan daha küçükmüş gibi davranma

    Baş ağrısı, karın ağrısı

    İştah değişikliği

    Çocukların gerçekleri bilmeye hakkı vardır. Kayıplar çocuktan gizlendikçe, durumu kabullenmeleri gecikecektir, belirsizlik korkularını arttıracaktır. Kayıplarla ilgili bilgiyi çocuğa en yakın olan, çocuğun güvendiği, en iyi tanıdığı kişinin vermesi gerekir(anne, baba, onlar yoksa aileden en yakın olduğu kişiler).

    Yas doğal bir süreçtir. Çocuklarla ölüm ve kayıplardan konuşmaktan korkmamak gerekir. Büyükler genellikle bu konuları konuştuklarında çocukları üzmekten korkarlar, ölümden bahsetmeyince çocukların akıllarından bu konuyu sileceklerini düşünürler. Büyükler konuyu kapatınca çocukların aldığı mesaj, ölüm, üzüntü, yas konularından konuşmamak gerektiğidir. Bazen çocuklar duygularını bu nedenle kimseye anlatamazlar. Yas içindeki çocuk genellikle yalnız hisseder. Konuşamamak, çocukların yalnızlık duygularını arttıracaktır. Bazı çocuklar ise siz konuşmak istediğinizde buna yanaşmayabilirler. Yas tutmanın doğru bir şekli yoktur, her çocuk kendine özgü tepki verir. Konuşması için zorlamak uygun bir davranış değildir, konuşmaya hazır olduğunda sizden destek alabileceğini bilmesi yeterlidir.

    Yas, kayıpların ardından iç dünyamızı yeniden düzenleme sürecidir. Bir süre için içe döner, üzülür, ağlar, öfkelenir, anılarımızı gözden geçiririz. Hissedilen acıyla baş etmek için zamana ihtiyaç vardır. Yas sürecindeki çocuktaki kaybı yerine koymamız mümkün değildir, çocuk için sağlıklı olan bu kaybı kabullenmesi ve yaşamına devam edebilmesidir. Bu zor süreçten çıktığında o artık başka bir çocuktur: keder, üzüntü, acı duyguları ile baş edebilmiş ve hayata devam edebilmiştir.

  • Yaz tatili ve sınav

    Çocuklar yaz tatilini iple çeker. Bu yüzden de, eğitim yılının son dönemlerinde, havalar ısındıkça okullar tatil olmasa bile onlar zihinlerinde tatile girerler. Özellikle dikkat eksikliği, hiperaktivitesi ve davranım bozukluğu olan çocuklar sınıfta durmakta daha da zorlanır. Depresyonu olan çocuklarda hastalıkta artma yaşanabilir.

    Bu gibi durumlarda aileler son sınavlar için çocukları ve gençleri motive etmekte zorlanırlar. Özellikle önlem almanın gerekebildiği çocuk ve gençle anlaşmalar yaparak, dışarıda geçireceği vakitle ders çalışacağı vakitler ayarlanabilir. Kendi başına ders çalışmayan çocuklara özel öğretmen ve etüt ayarlanabilir. Küçük hedefler ve hediyeler vaat ederek motivasyonları arttırılabilir.

    Ayrıca ailece yapılan günlük geziler, eğlenceli faaliyetler, arkadaşlarıyla beraber çalışması gibi çözümler sorunu azaltabilir.

    Özellikle üniversite sınavının 2. aşaması YGS, bu döneme denk gelir. Sınava uzun süredir hazırlanan ve daha önce stresli LGS sınavına girmiş gençler, ne yazık ki yorgun olurlar. Bu yorgunluk da YGS’ye yakın, altın değerindeki vakitlerini iyi değerlendirememelerine neden olur. Son dönemlerde ders çalışmayı bıran, yoğun sınav kaygısı yaşayan gençler gördüm. Bu dönemde gence sadece ders çalış demenin yetmeyeceğini, zihinsel yorgunluğunu geçirecek küçük faaliyetler, gerekirse terapilerin faydalı olacağını söylemeliyim.

    Bütün bu dönemi verimli geçiren çocuk ve gencin yaz tatilini daha olumlu geçirmesi daha çok eğlenmesi mümkün olacaktır. YGS sınavında istediği üniversiteyi kazanan gencin yaz tatili şüphesiz ki hayatındaki en güzel tatil olacak, tatilin keyfini çıkaracaktır. Ama amaçlarına ulaşamayan genç, hem tatilden zevk alamayacak hem de bir sene daha ders çalışması gerekmesinin ağırlığını yaşayacaktır.

    Bu nedenle yaz tatili yaklaşırken çocuklara ve gençlere ‘bir ara gazı vermek’ motivasyonlarını yükseltmek gerekir. Anne babalar çocuklarını iyi takip ederek, maksimum moral motivasyon desteğinde bulunarak ve gerekliyse uzman yardımıyla dönemi minimum hasarla atlatabilirler.

  • Korku Kontrol Edici, Sevgi Yapıcıdır

    Korku Kontrol Edici, Sevgi Yapıcıdır

    Eskişehir’de kitabevinde bulduğum bir kitaptan alıntıdır başlık. Üzerinde biraz daha düşününce aslına hayatımızın birçok alanında geçerli bir söz gibi. Özellikle çalışma hayatımda ailelerle yaptığım görüşmelerde yardımcı olmuştur.

    Çünkü toplum olarak korkuyu fazlaca kullanıyoruz anne-babamızı, elimizi, çocuklarımızı, sevgilimiz ya da bazen arkadaşlarımızı bile korkutarak etkilemeye çalışmışızdır. Ya da karşı taraftan aynı şeyleri görmüş olabiliriz. Bu durumu farketmeden yaşıyoruz çünkü korku kültürümüzde bebeklik döneminden başlayarak işleniyor. “Yemek yemezsen polis gelir götürür”, şunu yapmazsan seni bırakır giderim” ve daha birçoklarını mutlaka duymuşuzdur. Büyüyünce de işler değişmez meslek seçerken bile gelecekte aç kalırsın iş bulamazsın diyerek korkutarak ebeveynler gençleri kendi istedikleri mesleklere yönlendirirler.

    Tabiki böyle büyüyen çocuklar da ebeveyn olduklarında aynısını çocuklarına yapma eğiliminde oluyorlar. İşte bu zinciri bir noktada kırıp çocuklarımızın davranışlarını kolay, geçinci ve işlevsel olmayan korku yerine sevgi ile yönlendirmeye çalışmak daha doğru olacaktır. Korku çocuklarını karar verme kapasitesini, özgüvenini ve size olan saygısını zedeler. Sevgi ise tam tersi bir bilinç yapısı oluşturur. Ne istediğini bilen, yaptığı seçimlerin sonuçlarını tahmin edip sorumluluk alabilen, dolayısıyla hayatta daha başarılı ve mutluolmayı bilen çocuklar yetişmesini sağlayacaktır.

    Peki bunu nasıl sağlayabiliriz? Öncelikle dinlemeyiöğrenmelisiniz. Karşıdakinin isteklerini ya da ihtiyaçlarını anlamanız için dinlemeyi öğrenmelisiniz. Yargılamadanöğütvermedenküçük görmeden ve empati kurarak dinlemelisiniz. Yemek istemiyorsa sağlığı çerçevesinde saygı duyun küçük oyunlarla biraz daha yedirebilirsiniz ama kimseyle ya da hiçbirşeyle korkutmayın ama yememeyi seçiyorsa sonuçlarına katlanarak zamansız yemek yemesine izin vermeyeceğinizi bilmeli ve buna uymalısınız ne olursa olsun. Sınırlarınız olsun çok nadir bu sınırları esnetin ama kaldırmayın. Davranışının sonucunu açıklayın yapabileceği seçimleri ona bırakın seçmeyi ve sorumluluk almayı öğrensin. Korkutursanız korku faktörü ortadan kalktığında aynı davranışa devam eder.

    Şuna emin olun ki çocuğunuz sizden ne gördüyse onu yapacaktır. Küçük olmalarına rağmen birçok şeyin farkındadırlar. Rol taklidinde de ustadırlar çünkü öğrenmek için buna ihtiyaçları vardır. 

          Bu yüzden çocuklarımıza sorunlarını korkutarak, eleştirerek, alay ederek çözen değil sevgi ve empati ile çözen insanlar olarak yetiştirmeliyiz. 

  • Çocuklarda “Korku”

    Çocuklarda “Korku”

    Korku gerçek bir tehlikede ya da tehlike olasılığında ortaya çıkan kaygı duygusudur. Kaygı ise kötü bir sonuç doğacağına dair duyulan üzüntüdür. Çoğu zaman kaygı ve korku birbirine bağlıdır. Bir durum için kaygılanmak korku duygusunu uyandırabilir.

    Bu durum yetişkinler ve çocuklar için benzerdir. Peki çocuklar ve yetişkinler aynı şeylerden mi korkarlar? Çocukların korkuları genelde ailesi ve çevresi ile ilgili olabilir. Kendine bakım verenlerin kendisini bırakıp gideceğinden korkabilir, karanlıktan korkabilir veya cezalandırılmaktan korkabilir. Korkularını yetişkinler gibi dile getiremeyebilirler çünkü dil gelişimleri henüz o seviyede değildir veya aile duygularını dile getirmesi ile ilgili çocuğu cesaretlendirmemiştir. Zaman zaman ailenin ilgisizliği çocuğuyla yeterince vakit geçirmemek bile çocukta korku gelişmesine sebep olabilir. Bu korkular bazen ilgi çekmek için bile gelişebilir.

    Çocuğumun korktuğunu fark edersem ne yapmalıyım? Korku farkedilir farkedilmez çocukla iletişime geçilmeli bazen sadece iletişim kurmak bile durumlara anlam vererek korkularının farkına varmasını sağlayabilir. Korkusunu açık şekilde dile getiriyorsa ve korkusu hayatını çok etkilemiyorsa çocuğu rahatlatacak yollar bularak korkusunu yenmesini sağlayabilirsiniz. Durum ciddiyse yani sizin tarafınızdan yapılanlarla azalmıyorsa ya da günlük yaşantısını ciddi şekilde etkiliyorsa vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmanızda fayda var.

    Çocuğun dili oyun olduğundan oyun terapisi çocuğun korkularını yenmesi kolaylaştırılabilir. Oyun terapisi çocuklar için geliştirilmiş birkaç terapi yönteminden birisidir. Oyun terapisinde çocuğun ihtiyacı olan güven ortamı sağlanarak korkularını yansıtması, terapistin kabul edici yaklaşımıyla korkularını anlamlandırması ve kendi kendine korkularıyla yüzleşmesi ve onları  yenmesi amaçlanmaktadır.

    Çocuklukta gelişen korkuları önemsemeyip durumun büyümesini istemeyiz. Korkuları çocuklarda derin yaralar açabilir. Hatta başka problemlerin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Bu yüzden bu konuda çok daha hassas davranmalıyız.

  • Okula Başlayan Çocuk

    Okula Başlayan Çocuk

    Okul, altı senelik rahatlık, bağımlılık ve serbestlik döneminin sonu demek. Okul, anne babadan ayrı geçen uzun zamanlar ve tek başına sosyal çevreyle ve otoriteye uğraşmak demek.

    Her sorunda yetişecek ebeveyn yok artık Gıcık arkadaşı ile sorunlarını çözmeye çalışırken anne-babanın varlığının güveni kalmamıştır. Yani yavaş yavaş kendi başının çaresine bakmayı öğrenir.

    Ağlayan, uyum sorunları yaşayan ya da bu sorunlarla baş etmede sorunlar yaşayan çocuklar gördüğümde empati yapmaya çalışıyorum ve yukarıdaki sonuçları çıkarıyorum. Mesleğim gereği karşılaştığım Ve gözlemlediğim kadarıyla çocuklar okula başladığında sadece bu sorunlarla karşı karşıya kalmıyorlar. Bazı ailelerin bu sorunları yaşayan çocuklarına yaklaşımı durumu daha da dayanılmaz hale getiriyor. Peki çocuk okula başlarken nasıl davranmalıyız?

    Okula Başlayan çocuk yeni yeni sorumluluk almaya başlar. Bu yüzden okula uyumu kolaylaştırmak için zaman tanımalısınız. Bu noktada çocuğunuzu iyi tanıyor olmalısınız. Yeni durumlara alışması ne kadar zaman alacak? “ya da “Uyumu kolaylaştırıcı neler yapabilirsiniz?” bu soruları cevaplayabiliyorsanız işiniz daha kolay.

    Süreçte daha yumuşak ve izin verici olabilirsiniz. Sabah kalkışları bir yetişkin gibi olmayabilir. Bu uzun da sürebilir. Böyle zamanlarda sorun aslında genelde sabah zor kalkma sorunu değil akşam yatış saatleridir. Ya da ödevlerini hatırlarken veya yaparken yetişkin performansı beklemek yanlış olacaktır. Özellikle ödev konusu ebeveyn ve çocuk ilişkilerini yıpratan bir konudur. Esnek ama sınırları olan alanlardan biridir ödev ödevin nasıl yaptırıldığı önemlidir. Ödev her şeye rağmen yaptırılmamalıdır. Ödev çocuğun sorumluluğundadır. Ebeveynler ödev kendilerine verilmiş gibi davranıyorlar. Tabi ödevlerin de bitmesi gerekiyor. Yatmaya yakın gerilen sinirler ilişkileri bozabilir. Çocuğa ödevden soğutacak yaptırmak derse olan algısını da olumsuzlaştırabilir.

    Çocuk yapması gerekenlerden önce isteklerini yaparsa yapması gerekenler aksayabilir. Çocuğa bu düzeni küçük yaşta öğretmek daha kolay ve kalıcı olur. Ödev bittikten sonra ne isterse yapabilir. Ya da oda toplandıktan sonra dışarı çıkabilir tabiki. Veya okuma yapacaksa sonrasında telefon isteyebilir gibi.
    Sabır göstermek, empati yapmak ve akılcı düşünmek çocuğunuzla aranızdaki ilişkiyi güçlendirir ve İletişiminiz gelişir.

    Çocukların her zaman haz aldıkları eylemleri yapmak isteyeceklerini ve bunun çok doğal olduğunu unutmayın. Bu yüzden yetişkin sabrını veya sorumluluk anlayışını beklemeyin.

         Son olarak çocuğu derslerinde başarılı ve çok iyi notlar alan biri olarak yetiştirebilirsiniz. Ama bu durumda koşulsuz sevgi, öz güven veya olumlu dünya algısı gibi önemli şeylerden ödün vermelisiniz. Bu yüzden sadece akademik alanda başarılı değil hayatın her alanında başarılı çocuklar yetiştirmeliyiz.   

  • Seçici konuşmazlık

    Çocuğun konuşuyor olmasına karşın, konuşması beklenen belli sosyal durumlarda konuşmamasıdır. Bunun sosyal fobinin bir varyantı olduğu düşünülmektedir. Seçici konuşmazlığı olan çocuklarda utangaçlık, utanma korkusu ve sosyal çekilme sıklıkla görülür. Bu çocukların hemen hepsi sosyal fobi ya da çekingen bozukluk tanısını almaktadır. Daha önceki bildirimlerin tersine, bu çocukların çoğunda erken dönemde travma ya da inatlaşma görülmemiştir. Çocuklarda ve ergenlerde görünüm farklı olabilir. Küçük çocuklarda sıklıkla öfke nöbetleri ya da anne babaya “yapışma” gözlenebilir. Okuldaki aktivitelere katılmayı reddedebilirler. Büyük çocuklar aile ya da sosyal toplantılarına katılmaktan uzak kalabilirler arkadaş ilişkilerine giremezler.

    TEDAVİ

    Bilişsel davranışçı yöntemler sosyal fobide başarı ile uygulanabilmektedir. Sosyal beceri geliştirme ve anksiyete azaltıcı tekniklerin, bilişsel davranışçı yöntemler ile kombine edilmesi önemlidir. Seçici konuşmazlığın tedavisinde ilaçlar da kullanılmaktadır.

  • Zeka geriliği (mental retardasyon) (mr)

    Zeka geriliği; güncel kullanımlarda; zihinsel gelişme geriliği, zeka yetersizliği, zeka özrü, normal altı zeka, oligofreni, gelişimsel engellilik, gelişimsel gecikme olarak da adlandırılır.

    Zeka geriliği, klinik muayene bulgularına göre ya da yapılan IQ (zeka testi) testine göre zeka düzeyinin 70 ya da altında olması olarak tanımlanabilir. Zeka geriliği sıklığı, çeşitli toplumlarda %2-3 olarak verilmektedir. Erkeklerde daha sıktır. Zeka geriliği olan çocuklar genellikle konuşmada gecikme yakınması ile getirilirler. MR olan bireylerin %10’unda ciddi düzeyde ek psikiyatrik bozukluk bulunur. Zeka düzeyi düştükçe birlikte bulunan organik bozukluk ve epilepsi riski artmaktadır.

    Zeka düzeyleri

    Hafif düzeyde MR

    IQ düzeyi 50-55 ile yaklaşık 70 arası.

    Orta derecede MR

    IQ düzeyi 35-40 ile 50-55 arası

    Ağır derecede MR

    IQ düzeyi 20-25 ile 35-40 arası

    İleri derecede ağır MR

    IQ düzeyi 20-25’in altında

    MR, şiddeti belirlenmemiş

    IQ testleri ile düzey ölçülemez, ancak MR olduğuna dair güçlü kanıt var

    Nedenler

    MR’un pek çok nedeni bulunmaktadır. Doğum öncesi döneme ait (prenatal nedenler) %50-55’ini, Perinatal nedenler (doğum sürecine bağlı) %10-15’ini, Postnatal nedenler (doğum sonrası nedenler) %8-10’unu oluşturur.

    Prenatal Nedenler

    Genetik bozukluklar: Down sendromu, tuberoskleroz, frajil X sendromu, fenilketonüri, prader willi sendromu, Angelman sendromu, amimoasit metabozlizma bozuklukları,…-Annenin geçirdiği enfeksiyonlar: CMV, HIV, toksoplazma, HSV…
    -Toksinler: Sigara, alkol, bağımlılık yapıcı diğer maddelerin kullanımı,…
    -Plasental yetmezlik, gebelik toksemisi, annedeki metabolik bozukluklar (hipotroidi, şeker hastalığı…),…

    Perinatal nedenler:

    -Enfeksiyonlar (ensefalit, menenjit,…)
    -Doğum sürecine bağlı asfiksi
    -Hiperbilirubinemi
    -Havaleler…

    Postnatal nedenler:

    -Enfeksiyonlar (ensefalit, menenjit)
    -Toksinler (kurşun, civa,…)
    -Psikososyal yoksunluk
    -Sinir sistemi travmaları
    -Sinir sistemi tümörleri
    -Metabolik hastalıklar,…

    IQ değeri 50-70 aralığında olanlar ‘eğitilebilir’, 50’nin altında olanlar ‘öğretilebilir’ kabul edilmektedir.

    Eğitilebilir terimi, çocukların okuma, yazma, matematik gibi temel akademik becerileri öğrenebileceklerini açıklamaktadır. Zeka geriliklerinin %85’i bu gruptadır (hafif düzeyde MR). Genellikle okula başlamadan önce zihinsel yetersizlikleri anne-baba veya çevre tarafından fark edilmez. Genellikle motor gelişimleri normaldir, bir miktar konuşma gecikmesi görülebilir. Günlük hayattaki çoğu gereksinimlerini kendileri karşılarlar. Büyük kısmı ilköğretimi destekle tamamlar. Çoğunlukla erişkin hayatlarında kendi başlarına yaşayabilirler. Hafif düzeydeki MR olan olgular ilköğretim 6. sınıf düzeyinde akademik başarı elde edebilirler.

    Öğretilebilir terimi, temel akademik becerilerde eğitilemezler ancak günlük yaşamın gerektirdiği sosyal uyum, pratik iletişim ve özbakım becerileri öğretilebilir. Zeka geriliklerinin %10’u orta düzeyde zeka geriliğidir. Anlama ve dil yetisi, kendine bakma işlevleri ve motor becerilerde gerilikler vardır. Orta düzeyde MR olan olguların bazıları ilkokul 1. sınıf düzeyine ulaşabilir, ancak eğitimleri genellikle günlük yaşam becerileri ve özbakımın sağlanması ile sınırlıdır.

    Ağır, ileri derecede ağır ve zeka düzeyi belirlenemeyen olguların sürekli gözetim altında tutulmaları gerekir ve her türlü bakımları diğer kişiler tarafından saptanmalıdır. Bu gruptaki çocuklara çok erken yaşlarda tanı konulur, belirgin motor gerilikleri vardır ve konuşma yetilerini ya geç ya da çok az kazanırlar ya da kazanamazlar.

    Mental retardasyonu olan çocukların eğitim ve öğretiminde birlikte bulunan sebepler de önemli yer almaktadır. Bazı bozukluklar kronik ve progresif (gittikçe kötüleşebilen) gidiş gösterir. Bu durumlarda da çocukların kazanabileceği becerilerde sınırlılıklar ortaya çıkar.

    Gidiş
    Mental retardasyon terimi damgalayıcı olsa da her zaman yaşam boyu sürmeyebilir. Çocuklardaki MR’nin şiddeti, birlikte başka bir organik bozukluğun olup olmaması, zamanında ve uygun özel/genel eğitimlerin sağlanabilmesi, ek psikiyatrik bozuklukların (otizm gibi) bulunup bulunmaması gibi faktörler gidişatta belirleyici olabilir. Özellikle okul öncesi dönemde başlanan ve zihinsel yeteneklerin çeşitli alanlarını içeren eğitim, sorunları çözebilme, soyut düşünebilme, akademik olarak ilerleme sağlamada etkin olabilir.

  • Çocuk ve ergenlerde özgül fobi

    Özgül fobi, açıkça görülen nesne ve durumlardan belirgin, sürekli ve anlamsız korku duyma halidir. Özgül fobiler on yıllar boyunca sürebilir ve belirtiler aile hayatını, sosyal ilişkileri, okuldaki ya da meslekteki başarıyı etkileyebilir. Bozukluğun işlevselliğe olumsuz etkisi belirtilerin şiddetiyle doğru orantılıdır, belirti şiddeti ise uzun dönemde sıklıkla sabit kalır. Ergen ve erişkinler bu korkunun aşırı olduğunun farkındadır; oysa, çocuklarda bu içgörü bulunmayabilir. Bu nedenle çocuklarda özgül fobi tanısı koymak için korkunun anlamsız olduğunun farkında olma şartı aranmamalıdır. Fobik uyaranla karşılaşmaktan kaçınma ve kaçınmanın mümkün olmadığı durumlarda ise fobik uyarana ancak aşırı sıkıntı duyularak katlanabilme hastalığın tipik özelliklerindendir.

    Fobinin görülme sıklığı ve içeriği kültürel farklılık gösterebilmekle birlikte özgül fobinin yaşam boyu yaygınlığının yaklaşık olarak %9-12 olduğunu söylemek mümkündür ve kızlarda yaklaşık 3 kat daha sık görülür.

    DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre; özgül fobi tanımı, fobik semptomların en az 6 aydır sürüyor ve günlük aktivitelerini belirgin ölçüde kısıtlamış olması gerekmektedir.

    DSM-IV tanı kriterlerine göre özgül fobi 5 alt tipten oluşmaktadır:

    1.Durumsal Tip:
    Korkuyu toplu taşıma araçlarında bulunma, tüneller, köprüler, asansörler, uçak yolculuğu, araba kullanma gibi durumlar başlatmaktadır. En sık çocuklukta ve yirmili yaşların ortalarında görülür.

    2.Doğal Çevre Tipi:
    Korkuyu fırtına, yüksek yerler, su gibi doğal koşullar başlatmaktadır. Genellikle çocuklukta başlar.

    3.Kan-enjeksiyon-yara tipi:
    Korkuyu kan, yara, enjeksiyon ya da invaziv tıbbi girişimler başlatır. Genellikle ailevidir ve çoğu zaman güçlü bir vazovagal tepki ile belirgindir. Hastaların % 75’i bu durumlarda karşılaştıklarında bayılırlar.

    4.Hayvan Tipi:
    Korkunun nedeni hayvan ya da böceklerdir. Genellikle çocuklukta başlar.

    5.Diğer Tip:
    Tıkanıp boğulmaktan, soluğun kesilmesine, kusmaya ya da hastalığa yakalanmaya yol açabilecek durumlardan, yüksek ses ya da masal kahramanlarından korkma ile belirli özgül fobi alt tipidir.

    ÖZGÜL FOBİNİN GİDİŞİ

    Özgül fobiler genellikle çocuklukta başlamasına karşın (ort.baş.yaşı: 7-8) erken erişkinlik ya da erişkinlik döneminde de başlayabilir. Erken başlayan fobilerin çoğu tedavi görmeksizin kısa sürede geçer. Çocuklar fobileriyle baş edebilse bile, bu durum sonraki dönemlerde başka anksiyete bozuklukları geliştirmeyecekleri anlamına gelmez. Erişkin dönemdeki özgül fobilerin yaklaşık %50’si çocukluk çağı başlangıçlıdır. Ancak erişkin dönemde başlayan fobiler daha dirençlidir.

    Özgül fobilere özellikle sosyal fobi olmak üzere, diğer anksiyete bozuklukları (posttravmatik stres bozukluğu, obsesif-kompulsik bozukluk,…) ve depresyon sıklıkla eşlik etmektedir.

    KORKUSU OLAN ÇOCUĞA NASIL YAKLAŞMALI?

    Korku çocukların büyütülmesinde hiçbir zaman disiplin aracı olarak kullanılmamalıdır.

    Anne-babalar, öğretmenler ve diğer aile bireyleri tarafından çocukların korkuları yok sayılmamalı, korkular küçümsenmemeli ve alay konusu olmamalıdır (ör. Korkacak ne var? erkek adam hiç korkar mı?, sen artık abi/abla oldun,…)

    Çocuktaki korkunun nedenleri araştırılmalı, çocuğu anlamaya çalışılmalı ve çözümü mümkün bir neden var ise ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır.

    Korkuları olan çocuğa sabırlı davranılmalı, korkularını yenmesi için zaman tanınma ve korkuyu yenmek için gösterdiği çaba dikkate alınmalıdır. Eğer yeterli zaman tanınmaz ve korkuyu yenmek için gösterdiği mücadele önemsenmez ise bir süre sonra çocuk mücadele etmekten vazgeçebilir.

    Çocuğa karşı küçüklüğünden itibaren aşırı koruyucu/kollayıcı tutum gösterilmemelidir (ör. aman düşersin!, tek başına yapamazsın).

    Çocuğu korumaya çalışırken, söz ve davranışlarımızla çevrenin tehlikelerle dolu bir yer olduğu duygusu fazla yansıtılmamalıdır.

    Çocuğun arkadaş grubuna girmesine ve öz güven duygusunu geliştiilrmesine yardımcı olunmalıdır.

    Çocuk korkuları konusunda konuşmaya hazır olduğu zaman, empatik bir tutumla onu dinleyip, anlamaya çalışılmalıdır. Çünkü çocuklar bazen kendilerine inanılmayacağını ve/veya alay edileceğini gibi olumsuz düşüncelere kapılarak korkularını paylaşmak istemezler.

    Çocuklara (özellikle 8-9 yaşından küçük çocuklara) korku dolu masallar anlatılmamalı, korku içerikli filmler izletilmemelidir.

    Tüm bunlar korkunun başlamasından önce veya başladıktan sonra dikkat edilmesi gereken tutumlardan örneklerdir. Ancak korku başladığında tedavi aşamasında neler yapılmalıdır;

    Fobilerde en sık kullanılan terapi türü bilişsel davranışçı terapidir. Bilişsel davranışçı terapide en sık kullanılan teknik yüzleştirme (exposure) tedavisidir. Bu yöntemde kişinin korku yaratan durum veya nesnenin üzerine giderek, ortaya çıkan kaygı ile başa çıkması öğretilir. Yüzleştirme tedavisi motivasyonu yeterli olan, depresif belirtilerin bulunmayan, fobik uyaranın açıkça belli olduğu olgularda uygulanabilir. Korku oluşturan nesne ve durumların gerçekte hiç bir tehlike oluşturmayacağı ve fobik uyaranla ilgili olası yanlış bilgiler konusunda yeteri kadar çalıştıktan sonra (bilişsel tedavi), hastalar fobik uyaranla hafiften şiddetliye doğru kademeli olarak yüzleştirilir. Amaç hastaları desensitize etmektir.

    Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey; bazı korkular yaşlara özgüdür. Bunda olumlu tutumlar ve iyi model olmak yeterli olabilir. Çocuk eğer korkunun üzerine gidebilme konusunda iyi bir işbirliği yapabilirse, yavaş yavaş korktuğu şeye alışması sağlanabilir. Ancak çocuktaki korkuda, çocuk herhangi bir şekilde işbirliği yapamayacak durumda ise (yaş, korkunun şiddetli olması, aile desteğinin yeterli olmaması, depresyon gibi ek ruhsal bozuklukların bulunması gibi) öncelikle uzmanlardan yardım alınmalı, gerekir ise psikofarmakolojik destek verilmeli, çocuğun ek ruhsal bozukluk tedavisi ve şiddetli korkusunun azalması sağlanmalı ve ondan sonra korkunun üzerine gidilmesi çalışmalarına başlanmalıdır.

    Yıllar içindeki deneyimlerimden söyleyebilirim ki olumlu tutumlar, olumlu ebeveyn-çocuk, olumlu öğretmen-çocuk, olumlu çocuk-hekim işbirliği sonucunda tedavi süresi hastalığın şiddeti, yaygınlığı ve kişinin özelliklerine göre değişmekle birlikte yenilemeyecek korku yok denecek kadar az.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan NÖROGELİŞİMSEL bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı

    • 12 yaşından önce başlamış olmalı

    • En az 6 aydır devam ediyor olmalı

    • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma,uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan,sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    “İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük,sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme,oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme ,tartışma,kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

     

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    • Zamanı iyi kullanamama

    • Dağınıklık/düzensizlik

    • Hırçınlık

    • Sosyal beceri sorunları

    • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri

    • Kendine güvenememe

    • Uyku sorunları

    • Duygusal dalgalanmalar

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    • Özgül öğrenme güçlüğü

    • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu

    • Davranım bozukluğu

    • Depresyon

    • Kaygı bozuklukları

    • Tik,Tourette bozukluğu

    Çevresel Etkenler;

    • Ailede benzer belirtiler

    • Aile içi stres,şiddet

    • Travmalar

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    • İlaç tedavisi

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    • Anne-baba eğitimi

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    • Öğretmenlerin eğitimi

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    • Bilişsel-davranışsal tedaviler

    • Deneyimsel oyun terapisi

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu,ümitsizlik ve üzüntü içerisindedirler.

    • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisinde ki bu gerginlik hali,tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.

    • Çocuğa yeni davranışlar kazandırma yolunda ilerlerken farkında olmadan fazla yüklenilebiliyor.Baskılama ve yüklenmeler çoğu zaman ailelere ve çocuklara fayda sağlamamakta.

    • Çocukların sergilemiş oldukları problem olarak adlandırılan davranışa odaklanmak yerine o davranışı ‘neden yapıyor,nasıl yapıyor ve ne şartlarda (çevresel faktörler var mı/yok mu) yapıyor?’  bu sorulara odaklanarak bir çocuğun davranışları ile ilgili yola çıktığınızda hem çocuğunuzu daha iyi hissedip anlamış olacaksınız hem de çözüm üretme konusunda ki bakış açınız genişlemiş olacaktır.

    • Ödül stratejisi işe yarayabilir bir yöntem fakat fazla ödüle boğulan çocuklarda aşılanmak istenen olumlu davranışların aksine olumsuz davranışlar görülebiliyor.  Çocukları ödüllendirirken dikkat edilmesi gerekenler;

    1. Ödül olarak neler işe yarıyor? / Çocuğunuz nelerden hoşlanıyor?

    2. Ödülü rüşvet gibi mi kullanıyorsunuz?

    3. Küçük yaşlarda ödül davranıştan hemen sonra verilebilir ama belirlenen zamanda verilmesi önemlidir.

    4. Yaş büyüdükçe ödüller somuttan soyuta doğru değiştirilmelidir. Bu yüzden bütün ebeveynlerin çocukların gelişim süreçlerini (duygusal,fiziksel,cinsel) bilmelerinde fayda çok büyüktür

  • Deneyimsel Oyun Terapisi Nedir?

    Deneyimsel Oyun Terapisi Nedir?

    Deneyimsel oyun terapisi 2-9 yaş arasındaki çocukların aile,okul ve sosyal yaşantılarında daha uyumlu ve mutlu olabilmelerini sağlamak ve davranış bozukluklarını oyunlar ile onarabileceğimiz bir terapi yöntemidir. 2 yaşından itibaren çocuklar problemlerini oynayıp canlandırabilecekleri sembolik ve fantezi oyunları oynamaya başlarlar. Bu yüzden çocukların oyunlarına müdahele etmek ve oyunları yönlendirmek aslında onların hayatına ve deneyimledikleri gerçekliğe müdahale etmektir. Oyun,bütün çocukların ebeveynlerle arasındaki iletişim aracıdır. Bu yüzden deneyimsel oyun terapisi travma,hayal kırıklığı,ihmal ve istismar gibi ciddi olumsuz olayları deneyimleyen çocuklar için oldukça faydasını gördüğümüz bir yöntem. Bu yola giren her ebeveyn ve çocuk için büyük bir ŞANSTIR.

    Çoğu çocuk anne karnından itibaren stres,kaygı ve birçok yaşamsal problemlerle birlikte dünyaya gelir ve o problemlerle beraber büyümek/gelişmek için büyük  çaba sarf eder. Hatta bazen anne babalar dahi çocuklarına yükledikleri stresörlerin farkına varamazlar. Bütün ebeveynlerin amacı, başarılı ve özgüvenli çocuklar yetiştirmek fakat bu iyi niyeti çocuğa geçirme yöntemlerinde bazı hatalar yapılabiliyor. Sonuç olarak ta çocuklarda öfke ,inatlaşma,karşı olma,parmak emme,tırnak yeme vb.. gibi davranış problemleri ve ya tepkilerle karşılaşabiliyoruz.

    DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİ AŞAMALARI

    1. Keşif aşaması: çocuk odayla, terapistle ve bu yeni ortamda kendine dair beklentileri ile tanışır.

    2. Güveni test etmek: çocuk kendi için önemli olan bilgileri vermeye geçmeden önce terapistin kendine bağlılık düzeyini değerlendirir. Bu aşamanın amacı terapist ile güven ilişkisi oluşturmaktır

    3. Bağlılık aşaması: çocuk kişisel olarak anlamlı duygusal temalar içeren fantezi oyununa başlar. Çünkü çocuk terapiste güveniyordur ve terapisti fantezi oyununa davet eder. Bu aşamada çocuğun oyunu çok yoğun ilerler.

    4. Terapötik büyüme aşaması: deneyimlediği duygusal acı ile yüzleşmesi ile birlikte çocuk kişisel güçlenme hissini geri kazanmaya başlar. Böylece, acı veren olay yada ilişki nedeniyle bir zamanlar atladığı gelişimsel aşamalara ulaşmaya yönelik olarak büyümeye başlar

    5. Sonlandırma aşaması: oyunlar artık daha basit,iyileşmeye yönelik oyunlardır ancak sonlandırma için çocuk hazırlanmalıdır. İlişkinin sonlanmasını kabul etmede çocuğa destek olmak terapötik birlikteliği korumak önemlidir.

    PEKİ TERAPİSTİN GÖREVİ NEDİR?

    Deneyimsel oyun terapisinde terapist, sözel olarak yansıtmalar ve aynalamalar yaparak çocuğun hem deneyimini pekiştirip hem de ‘seninleyim, yanındayım ve sen güvendesin’ hissiyatını çocukta oluşturur. Fantezi yani travma oyunları sürecinde çocukla birlikte oyunu deneyimler,verilen role karşılık verir ve bu sayede geçmişte deneyimlenen olumsuz yaşantıları oyun oynarken derinleştirir. Ancak terapist oyuna asla müdahalede bulunmaz ve yönlendirme yapmaz. Bu süreçte tüm benliği ve uyumu ile çocuğun yanındadır.

    HANGİ DURUMLARDA DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİNE İHTİYAÇ DUYUYORUZ?

    • Bağlanma problemleri

    • Travma sonrasında yaşanan kaygı ve stres  bozuklukları

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

    • Duygusal,fiziksel yada cinsel istismar

    • Aile içerisinde yaşanan değişimlere uyum sağlamada zorluk yaşanması (yeni bir kardeş,ev,okul,ebeveyn)

    • Saldırganlık, hırçınlık davranışlarında

    • Sosyal içe kapanma ve depresyon