Etiket: Çocuklar

  • Çocuklara Sınır Koymak

    Çocuklara Sınır Koymak

    Ebeveynliğin zor kısmı; çocukların anne babalarının sınırlarına şartlarına uyum sağlayabilmek için kendilerini kontrol etmek istememeleri anne babalarının kendi şartlarını değiştirmesini istemeleridir.

    Ebeveynin sınır koymak için üç yolu vardır.

    1-Vasilik: Çocuklar kendi hayatlarını koruma ve gözetme bilgeliğine sahip olmadığından , ebeveynlerinin deneyimlerinden elde ettiği bilgeliğe ihtiyaç duyarlar.

    2-Yöneticilik: Öz disiplinle dünyaya gelmeyen çocukların, gelişimleri açısından önemli beklentileri karşılayabilmeleri için gerekli görevleri yerine getirmelerini sağlamak gerekir.

    3-Kaynak olmak: Çocuklar dünyaya kaynakları olmadan gelir. Ebeveynler çocuk için iyi olan her şeyin kaynağıdır. Önemli olan bu kaynakların verilmesi ve alınmasındaki sınırlardır. Zamanla çocuğun verileni almayı bunları sorumlulukla kullanması ve zamanla kendi ihtiyacını karşılama rolüne geçmesi beklenir. Ebeveyn kaynağı sınırsız verirse çocuk kendini ayrıcaklık hisseder; buna bağlı olarak talepkar ve bencil yapı sergilerler.

    Etkili bir ebeveyn olabilmek için;

    1.Öğretmek 

    2.Örnek olmak yani rol model olmak 

    3.İçselleştirmesine yardımcı olmak yani sorumluluklarının sonuçlarıyla yüzleştirmek gerekir.

    Sınır eğitiminde dikkat edilmesi gereken noktalar

    Sizin değil çocuğunuzun size ihtiyacı var.

    Ebeveynin kendi acı veren duygularını çocuğunki ile karıştırmaması gerekmektedir. Bu şekilde çocukla fazla özdeşleştirme yapmaktadır. Elbette çocuğa karşı empati beslemesi gerekmektedir.

    Sevdiğiniz kişilerle hiç fikir ayrılığı yaşamıyorsanız büyük bir terslik var demektir.

    Sınır belirttiğimiz de çocuğa çocuk kendini daha az değil daha çok güvende hissetmektedir.

    Görmezden gelmek ve geçip gitmek: uygunsuz davranışları görmezden gelmek giderek artmasına sebep olabilir kötü şeyler kendiliğinden düzelmez çocukların özellikle uygunsuz davranışı kesebilecekleri firenleri yoktur gözardı etmek inatçılığa da sebep olabilir.

    Bu süreçte yıpranmak olasıdır, çocuklarımız ne zaman güçsüz düşüp teslim olabileceğimizi hissederler.

    Çocukların sorumluluklarını ihmal etmelerine her izin verdiğimizde öz kontrole sahip bir kişi olma becerisine zedelemiş olmaktayız 

    Yıprandığını fark ederseniz 1- kendinize zaman ayırmak ve destek veren çevreden yoksunsunuzdur. 2-çocuğunuzu belli bir aşamaya kadar iş yapacak şekilde eğitmiş ve sonunda pes etmişsinizdir.

    Ektiğini biçme yasası = hayat deneyimlerimiz çabanın sebat etmeyi ve sorumluluğun meyve verdiğini göstermektedir eğer bu yasaya ye öğrenmezsek o zaman şeyler için sebat edecek motivasyona sahip olamaz tembellik sorumsuzluk yaparız

    Yani çocuğa öz kontrol kazanmasına yardımcı oluruz. Bu da çocuğun “hayatımın ne kadar kaliteli olacağının kontrolüne sahibim” demesini sağlar. Bu sayede hayatının kontrolü anne babasının elinde değil , kendisinde olduğunu anlar.

    Sınır eğitiminde çocuğa öfke yaratmamak için kötü seçimlerinin sorumluluğunu alan çocuğa empati yapılmalıdır “ben demiştim” cümleleri öfke yaratmaktadır.

    Ödül ise yeni beceriler edindiği zaman ve istisnai performans sergilediği zaman verilmeli yaşına uygun beklenen davranışlar sergilediğinde verilmemelidir.

  • Ailede Kayıp ve Yas

    Ailede Kayıp ve Yas

    Çocukta Yas Süreci

    Çocuklar gelişim dönemi itibariyle ölüm kavramını bir yetişkin kadar olmasa da anlayabilecek ve bunun üzerinden yas tutabilecek bir yaşta. Bu yüzden öncelikle bu süreçte onun da yas tutacağını unutmamamız lazım. İnsanlarda ortak olan yas tepkilerinden bir kaçını (durağanlık ve sessizleşme, belirli davranışları yapmada isteksizlik, genel hüzün hali..) Bu durumda (çocuk olduğu için) endişe veya kaygıya kapılmayıp, yas sürecine ortak olmak, empatik tepkiler vermek ve özellikle onu dinlemek önemlidir. Bununla birlikte çocuk sizi dinlemek de isteyecektir. Duygularınızı ifade etmekten korkmayın, fakat bu kolay olmasa da kayıp yaşayan çocuk karşısında duygularınızı ifade ederken sakinliğinizi sürdürün. Bu karşılıklı durum çocuk için; ‘‘Annem de – babam da benzer duyguları yaşıyor ve sakin olabiliyorlar’’ diyerek yas sürecinin rol modelliğini üstlenir. Çocuklar beklediğimizden çok daha güçlüdürler ve empatik – samimi konuşmalar eşliğinde sağlıklı bir yas süreci geçirirler. En önemlisi tekrar söylemek önemli: Çocuklar da yas süreci geçirir, bu normal ve sağlıklı bir durumdur.

    Buraya maddeler halinde (bir kaç maddede net bilgiler vererek) yas sürecinde çocuk ile iletişimin omurgasını çıkarabiliriz. Bu maddeleri dikkate alarak ölümün açıklanması ve yas süreci içerisinde vereceğiniz destek şu şekilde olabilir:

    ‘‘Seninle konuşmamız lazım, konu babaannenle ilgili. Biliyorsun ki babaannen yaklaşık bir haftadır hastanedeydi ve babanda onun yanında kalıyordu. Bu sabah da ben babanın yanına gitmiştim. Bugün babaannenin öldüğünü öğrendik.. (kendi duygularınızı sakinliğinizi koruyarak belirtebilirsiniz, açık olun.)’’ (bu kadarlık bir konuşma bilgilendirme konuşması için yeterli, bu konuşma elbette devam edecektir fakat çocuğun soruları veya tepkileri bu konuşma bulutlarını belirleyecek. Önemli olan aşağıdaki maddelere olabildiğince uymak.)’’

    • Çocukların bu konuda konuşmaya istekli ve hazır oldukları zamanlara duyarlı olun.

    • Konuşma girişimlerine açık ve sakin bir yaklaşımla karşılık verin.

    • Söylediklerinin alt metnindeki duyguları (merak, korku, endişe vb.) okuyun ve kabul edin.

    • Kendi zihninizde sorulan sorulara yönelik basit, kısa ve yaşlarına uygun bir cevap hazırlayın.

    • Kendi duygularınızla ilgili dürüst olun.

    • Çocuklar anne-babalarının herşeyi bildiklerini düşünürler ancak siz cevaplayamayacağınız bir soru ile karşılaşırsanız dürüstçe ‘ben bu sorunun cevabını bilmiyorum ama senin için bunu öğrenebilirim’ deyin.

    • Her çocuğun duygularını ifade edişi ve duyguları ile nasıl başa çıktığı biriciktir, kendisine özgüdür, ona ihtiyacı olan zamanı verin, her seferinde saygıyla ve dikkatlice dinleyin.

    • Bazen çocukların gerçekten ne sorduklarını “duymak” kolay olmayabilir. Bazen ne sorduğunu anlamak için sorusuna soruyla karşılık vermek gerekebilir. Örneğin ‘anne biz tekrar mutlu olacak mıyız?’ sorusuna ‘sence tekrar mutlu olacak mıyız?’ diye sorarak onu biraz daha konuşmaya teşvik ederek, yaşadığı duygunun derinliğini ve içeriğini daha iyi anlayabilirsiniz.

    • Çocuklar tekrarla öğrenirler. O tekrar tekrar sorarken siz de tekrar tekrar aynı şekilde cevaplayın.

    • Ölüm kelimesini kullanın. Ölen bir kişi için gitti, uyuyor gibi ifadeler kullanmayın, öldü deyin.

    • Ölümü hastalık ya da yaşlılıkla ilişkilendirmeyin. ‘Dünyadaki tüm canlıların bir yaşam süresi olduğunu, yaşam süresi bitince ölündüğünü’ söyleyin.

    • Ölen bir kişinin nereye gittiğini sorarsa “o öldü, ölen kişileri bir daha göremiyoruz ama onlara olan sevgimizi hep hissederiz, istersen birlikte resimlerine bakabiliriz, onunla ilgili konuşabiliriz” diyebilirsiniz (kendi duygularınızla ilgili dürüst olacağınız, özleminizi anlatacağınız önemli anlardan biri)

    • Çocuklar yakın bir aile üyesi öldüğünde suçluluk ve öfke duyguları hissedebilirler. Anne-babaların çocuğa sevgi ve ilgilerinin devam edeceğine dair yeniden güven vermeleri gerekir.

     

    Ebeveynde Yas Süreci

    Çocuğu ölen bir yetişkinde kayıp sonrası süreç, diğer yas durumlarına nazaran çok daha yıkım verici hissedilebilir. Bu süreçte Kübler-Ross modelindeki inkar ve öfke dönemi çok daha yoğun ve uzun yaşanır. Bu döneme suçluluk, yalnızlık ve hayata güvensizlik duyguları eşlik edebilir. Çocuk kaybında yetişkin bir bireyin diğer ölümlere verdiği tepkilerden daha zorlu, daha karmaşık tepkiler verilir. Çevresinde kayıp üzerine konuşacak yakınlarının ve profesyonellerin dikkat etmesi gereken en önemli konu, bu kayıbın diğer kayıplardan çok daha yoğun duygu durumu oluşturduğudur. Bu yüzden yas döneminin sonu için acele ettirilmemelidir.

    Yaslı anne – babalar tarafından yaşanan ortak duygular:

    Suçluluk ve pişmanlık ortak ve yoğun yaşanan iki duygudur. Bir çok yaslı ebeveyn, bu dönemde Kübler – Ross’un pazarlık dönemini de yoğun yaşar. Özellikle suçluluk duygusu onları ölüm anı veya öncesindeki davranışlarını yargılamaya, değiştirme isteğine yoğunlaştırır. 

    Umutsuzluk ve yalnızlık yine bu dönemde ortak yaşanan duygular arasındadır. Ebeveynler bu süreçte kendilerine destek veren çevreleri içinde dahi kendilerini yalnız hissedebilirler. Burda dikkat edilmesi gereken konu yine zamandır. Bu dönemde çevredeki kişilerin desteğinin zorlayıcı veya şart koşucu bir yönü olmamalıdır. Benzer bir çocuk kaybı yaşamış aileyle kurulan temas, bu dönemde daha destekleyici olabilir. 

    Öfke durumu, genellikle kendilerine, Tanrı’ya ve hatta kimi zaman ölen çocuğa dahi oluşabilir. Öfke her zaman olumsuz şekillerde ifade edilmez. Diğer duygu durumlarından ayrı olarak öfke, çok daha ağır ve çevre desteğinin etkili olmadığı bir durumdur. Bunun nedeni yalnızca duygusal değil, nöro-psikolojik bir takım nedenlerin de var olmasıdır. Bu yüzden öfke dönemi yoğun yaşanıyor ise mutlaka bir profesyonele(psikiyatrist, klinik psikolog) yönlendirilmelidir. 

  • Okullar Açıldı Kaygılar Başladı

    Okullar Açıldı Kaygılar Başladı

    Çocukların büyük bir yüzdeliği için yazın sonu mutsuzlukla ilintilidir. Çünkü yazın sonu tatilin bittiğini ve okulların açılacağını simgeler. Uzun yaz tatilinden sonra özlenen arkadaşlarla bir araya gelmek ve okulun yeni yılda sunacağı yeniliklerin düşüncesi çocuğa heyecan ve mutluluk verse de, okulların açılması kaygı ve korku gibi duyguları da beraberinde getirir. Özellikle 9-13 yaşları arasındaki çocuklar bu durumu yoğun bir şekilde yaşarlar. Bu yaş grubundaki çocuklar fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimin doruğundadırlar. Bu durum onlarda belirsizlik ve huzursuzluk yaratır. Kendi farkındalığına varmaya başlayan bu hassas bireyler çevrelerindeki insanları ve olup bitenleri fazlasıyla analiz ederler. Bu sebeple özellikle yakın olduğu kişilere karşı çoğu kez fazla alıngan ve yargılayıcıdırlar. Dünya sanki onları ezmek ve üzmek için seferber olmuştur. Onların gözünde herkes ve her şey benliklerine düşmandır. Bütün bu olumsuz düşünceler göz önünde bulundurulduğunda okulların açılması bu yaş grubundaki çocuklar için tedirginlik yaratır.
    Okula dönüş kaygısı kendisini okulların açılmasına yakın tarihlerde çocuklarda endişe, asabiyet, aşırı duygusallık, umutsuzluk, isteksizlik, depresif ruh hali, iştah ve uyku bozuklukları gibi belirtilerle gösterir. Çocuk sık sık yeni okul yılı ile ilgili kaygılarını dile getirmektedir. Okul için yapılan alışverişlerde kararsız, gönülsüz ve agresiftir. Genellikle yeni ortamlara uyum göstermekte zorlanan, okula ilk başlarken zorluk yaşamış çocuklar ve ilkokuldan ortaokula geçen çocuklarda bu durum daha sık görülmektedir.

    Ebeveynler Ne Yapmalı?

    -Okula dönüş kaygısı yaşayan çocuklara yapabileceğiniz en güzel şey onlarla kaygıları hakkında konuşmaktır. Ebeveynler çocuklarını dinlerken sadece sözcüklere değil vücut dillerine de dikkat etmelidirler. Bu yaş grubundaki çocuklar çekingendirler ve duygularını tam olarak anlatabilecek donanıma sahip değildirler. Dolayısıyla duygularını ve kaygılarını açıkça dile getirmelerini beklemek hata olur. Fakat korkuların en büyük düşmanı onları sözcüklere dökmektir. Ne kadar zaman alırsa alsın çocuğunuzun okula dönüş ile ilgili kaygılarını sizinle konuşması için sabırla bekleyin. Kendi hayatınızdan örnekler vermek, sizin de onun yaşındayken benzer kaygılar yaşadığınızdan bahsetmek çocuğunuzun hoşuna gidip onu rahatlatacak ve size açılmasını kolaylaştıracaktır.
    -Çocuğunuzun kaygılarının altında yatan nedenleri bulup ona yönelik çözümler geliştirmesine yardımcı olun. Örneğin çocuk matematik dersinde zorlandığı için okullar açılıyor diye kaygı yaşıyor olabilir. Çocuğun zorlandığı dersler tespit edilip bu derslerdeki konu eksiklerinin giderilmesi daha özgüvenli bir şekilde okula dönmesine yardımcı olup kaygılarını azaltacaktır. Bir başka neden ise çocuğun okulda arkadaşlık problemlerinin olması olabilir. Çocuğun hiç arkadaşı yoksa ya da arkadaşları tarafından zorbalığa uğruyorsa bu sorunlar okul ile işbirliği yapılarak çözülmeli.
    – Okulun ilk günlerinde yakın bir arkadaştan ya da kardeşlerden kaygı yaşayan çocuğa yardımcı olmalarını istemek de iyi bir yöntemdir. Okulun ilk günlerinde arkadaşların veya kardeşlerin birbirlerine destek olup ihtiyaçları konusunda yardımcı olmaları okulun ilk haftalarında yaşanan kaygıları ciddi anlamda azaltır.
    -Çocuğun kaygılı ve çaresiz hissettiği durumlarda okulda kendisini yakın hissettiği bir öğretmene ya da okulun rehberlik birimlerine gitmesi için onu yönlendirin. Okulların rehberlik birimleri okul kaygısı ve arkadaşlık problemleri yaşayan çocukların sorunlarını çözmelerine destek olma konusunda donanımlıdırlar. Dolayısıyla çocuğunuzun okulundaki rehberlik servisinde görev yapan öğretmenlerle iletişimde olmanız faydalı olacaktır.
    -Tüm çabalara rağmen çocuğunuzun kaygılarında herhangi bir hafifleme olmazsa problem kronik bir hale gelmeden ya da başka psikolojik problemlere sebep olmadan mutlaka bir psikolog ya da çocuk psikiyatristinden destek alınız.

  • Çocuklarda Gelişim Evreleri

    Çocuklarda Gelişim Evreleri

    İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir.

    Bebeklik Dönemi (0-2)

    Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

    Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

  • Çocukluk Korkuları

    Çocukluk Korkuları

    Korku günlük hayatın parçası ve temel bir duygudur. Herkes birçok sebepten dolayı korku yaşar. Tehlike karşısında kendimizi koruyabilmek için gerekli bir duygudur, bizi harekete geçirir. Bu sebeple çocukların belirli dönemlerde korkularının artması normal görülmelidir. Birçok zaman belirsizlik korku ve kaygı yaratır. Hayatı yeni keşfeden çocuklar özellikle 4 yaş civarında anlamlandıramadığı pek çok şeyden korkmaya başlar. Korktuğu için uyuyamayan, tuvalete gidemeyen ya da yalnız kalamayan çocukları zorlamak işe yaramaz. Bunun yerine onları güvende hissettirip, sakinleştirmek, sevgi ve şefkat göstermek, rahatlayana kadar yanında kalmak çok daha etkili bir çözümlerdir. Çocuk, kendini ne kadar güvende hissederse korkuları o kadar azalır. 

    Her yaş döneminde korku unsuru değişir. 2 yaşa kadar daha çok ebeveynden ayrılma korkuları hakim iken 2 yaştan sonra karanlıktan, hayvanlardan, canavarlardan ve ölümden korkmaya başlar. Çocuk bilişsel ve sosyal olarak bu unsurları anlamlandırdıkça eski korkuları kalmaz. Yeni yaş döneminde yeni korkular başlar. İlkokul çağı çocukları daha çok yabancılardan, ebeveynlerini kaybetmekten, başarısızlıktan, günlük tehlikelerden ve korku içeren karakterlerden korkmaya başlar. Henüz somut işlemler döneminde olan çocuklar soyut kavramları anlamlandıramaz ve korku devam eder. Birçok kurgu karakteri gerçek sanabilir ya da kişilerin korkutmak için söylediği şeylere inanır. Bu sebeple soyut muhakemeleri onlar adına ebeveynlerinin yapıp çocuğa en somut ve anlaşılır şekilde açıklamaları gerekir.

    Çocuğun korku kaynağını bulmak önemlidir. Gerçek sebebi bulmadan korkuların tamamen bitmesi zordur. Günümüzde çocuklar çoğunlukla videolarda ya da oyunlarda gördükleri karakterlerden korkmakta. Bunları önlemenin en iyi yolu, çocuğun neler izlediğini, hangi oyunları oynadığını mutlaka kontrol etmek ve tablet kullanım süresini sınırlandırmaktır. Çocuk ebeveynlerden ayrılmakta zorlanıyorsa, girdiği yabancı ortamda onu güvende hissettirecek şeyler sağlamak gerekir. Ayrıca çocuğun korkularına anlayış gösterilmelidir. Korktuğu şeyleri küçümsemekten “Bunda korkacak ne var?”, “Sen bebek misin?” gibi ifadelerden kaçınmak ve “korkak” gibi etiketlerden uzak durmak gerekir. Çocuğun reddedilmeye değil, güvende hissetmeye ve anlaşılmaya ihtiyacı vardır. 

  • Çocuklar Neden Uyumak İstemez?

    Çocuklar Neden Uyumak İstemez?

    Ebeveynler, sağlıklı bir gelişim için çocuklarının her akşam aynı ve geç olmayan bir saatte uyumasını ister. Ancak çocuklar bazen bir türlü uyumaz. Peki bir çocuk neden uyumak istemez?

    • Bunun ilk sebebi çocuğun enerjisi ile ilgilidir. Hepimiz biliriz ki çocuklar çok enerjiktir. Eğer bu enerjilerini gün içerisinde yeteri kadar harcamazlarsa uyumak istemezler.

    • Ebeveynleri ile yeteri kadar ilişki kuramamış çocuk uyumak istemeyebilir. Bu durum geçirilen zamandan çok yoğunlukla ilgilidir. Tüm gün anne babasıyla vakit geçirmiş bir çocuk yeterli yakınlık ve ilişkiyi kuramamış olabilir. Bu nedenle ilişki kurmak istediği için uyumak istemez.

    • Bir çocuk kaygılıysa, odasında tek olduğu için ya da tek olmasa da ebeveynlerinin yanında olmamasından dolayı güvende hissetmediği için uyumak istemez.

    • Uyuyunca, ebeveynlerinin onsuz eğleneceklerini ya da diğer kardeşleriyle güzel vakit geçireceğini düşünen çocuklar uyumaz.

    • Kaygılandığı şeyler varsa, uykuya kadar geçen sürede kendi iç dünyasıyla baş başa kalacağı için uyumak istemez.

    Bu noktada ebeveynler, eğer çocukları vaktinde uyursa onları parka götüreceklerini söyleyerek pazarlık yapmaya çalışırlar. İyi niyetli bir yaklaşım da olsa oldukça yanlıştır. Çünkü böyle davranarak ebeveynler, benimle zaman geçirmek istiyorsan önce bunu hak etmelisin mesajı verirler. Ek olarak bir ödül vaadi de olduğu için, sorunu anlamak yerine çocuk korkularıyla yalnız bırakılmış olur.

    Bu nedenlerle ödül vaadiyle iş yaptırmak yerine empati kurarak çocuğun asıl ihtiyacını anlamak gerekir. Hem sorun çözülür hem de çocukla ilişki daha sağlıklı gelişir.

    Çocuklar neden küfreder?

        Bazen çocuklarını küfrettiğine şahit oluruz. Bu durum yalnızca birkaç kez olabileceği gibi birçok kez de yaşanabilir. Çocukların küfretmesinden çok küfür öğrenmiş olmasına şaşırırız. Ancak günümüzde televizyon, tablet gibi araçların zararlı içeriklerinden çocuklarımızı sakınmamız oldukça zordur. Ayrıca bunlardan koruyabilsek bile akranları ya da çevredeki yetişkinlerden öğrenebilirler.

        Birkaç kez küfreden çocuğa bunun doğru olmadığını anlatan geri bildirimler verir. Hatta bunun yetmediğini düşünürsek ödül de veririz. Ancak ödüller sonlandıktan sonra tekrar küfür ettiği görülür. Bazen hiç ödüle başvurmadığımız halde dahi çocuk küfretmeye devam edip bunu sürekli hâle getirebilir. Peki neden? Bunun en temel nedeni çocuğun duygularını ifade edememesidir. Üzüldüğünü, korktuğunu sözlere dökemeyen çocuk bu duygularını bastırır ancak yine de bir şekilde ifade etmek ister; bunun için de küfrü kullanır. Duygularını ifade edememesinin sebebi yeterli kelime dağarcığına sahip olmaması değildir. Duygularını ifade ettiğinde yargılanacağını, kötü bir tepki alacağını düşünür. Bu nedenle ödül vererek davranışı bastırmak yerine çocuğa duygusunu ifade etmesini öğretmek gerekir. Ödül ancak geçici bir çözüm olabilir.

  • Teknoloji Bağımlılığı Nasıl Kontrol Edilir?

    Teknoloji Bağımlılığı Nasıl Kontrol Edilir?

    Teknoloji Bağımlılık Etrafımızı Sarmış Durumda!

    Teknoloji bağımlılık öylesine sardı ki hepimizi, telefonlar artık akıllı, bizi bizden daha iyi tanıyan sosyal medya platformlarının yapay zekâları bize ürün üstüne ürün sunuyor. Bilgiye ulaşmak parmaklarımızın ucunda, dilediğimiz her türlü bilgi saniyeler içinde ekranımızda beliriyor, yeter ki biz merak edelim. Neyi merak edeceğimizi bize kodlayan akıllı yapay zekâlarla nasıl baş edeceğimizi bilmiyoruz, önce bunu kabul etmeliyiz. Sosyal medya araçlarını şekillendiren, kodlayan, geliştiren kişiler bilimden çok faydalanıyorlar. İnsan zaten eksik, zavallı ve çaresiz bir canlıdır. Ömrü hayatımız hep bir tamamlanma ihtiyacı ve bunun arayışı ile geçip duruyor. Bir başka makalemde bu konuyu derlemek çok fayda sağlayacaktır. Neden böyleyiz, insanda var olan ve diğer hiçbir canlıda olmayan “arzu” nesnesi nedir? Neden irrasyoneliz ve anlamsız işler yaparız? Bu soruları ve cevaplarını bir diğer yazı konusu olarak sohbetimize bırakıp devam edelim.

    Beynimizdeki “ilkel beyin bölgesi” olan limbik sistemin içinde nükleus akumbens isimli 2 adet beyin çekirdeği yer alır. Nükleus akumbens isimli çekirdek şu duyguların oluşum ve devamında aktif rol almaktadır: zevk, bağımlılık, ödül ve motivasyon sistemleri. Teknoloji bağımlılık analizinde işte tam bu noktada devreye nörobilim giriyor ve şu bilimsel veriyi bize sunuyor: Dijital oyun bağımlılığında, aynen uyuşturucu bağımlılığında olduğu gibi, nükleus akumbens beyin bölgesi aktif durumdadır. (Türk Psikiyatri Dergisi 2016;27(2):128-37). Yani kısaca ve basitçe şunu söylemeliyiz, odasında masada ya da koltuğa uzanmış şekilde bilgisayar oyunu oynayan, elinde akıllı telefonu ya da tableti ile sosyal medyada gezinen çocuğumuzun beyni, uyuşturucu almış bir beyin ile benzer etkiye maruz kalmaktadır.

    TEKNOLOJİ BAĞIMLILIK ÇOCUKLARDA NEDENLER ve ÇÖZÜMLER

    Teknoloji bağımlılık etkisi ve önleme çabalarını gelin bir de bu cihazları ve teknolojileri üreten, geliştiren kişilerden dinleyelim:

    Bill Gates, Co-chair, Bill Melinda Gates Foundation: Çocuklarına 14 yaşına gelene kadar akıllı telefon almalarına izin vermedi.

    Steve Jobs, eski Apple CEO Kurucu: Nick Bilton isimli muhabirle yaptığı röportajda, evde çocuklarına dijital teknolojiyi maksimum ölçüde sınırladıklarını söylüyordu.

    Dünyada 2. sanayi devrimi ile eğitimde gerçekleşen devrim ile 200 yıldır halen sisteme mühendis, tekniker, mimar ve diğer alanlarda insan gücü yetiştiriyoruz. Oysa daha henüz başında bulunduğumuz 4. sanayi çağında robotlar ve akıllı yapay zekâ ile iş yaşamında birlikte yer almak için çok daha insani özelliklerimizi ve yeteneklerimizi geliştirmeliyiz. Akıllı robotlar, sürücüsüz araçlar olarak karşımıza çıkacak, marketlerde akıllı telefonumuz ile dilediğimiz tüm ürünlerin ödemesini kasiyerler olmadan yapacağız, tarlada tohum ekmek ya da ürünleri toplamak bile akıllı yapay zekâlar ile tamamlanacak. Uyanık olmalıyız, akılcı hareket etmeliyiz. Bu konuda 2018 Dünya Ekonomik Forumu’nda bakın neler konuşuldu:

    Jack Ma, Alibaba CEO & Kurucu: Önce kendi bakış açımızı ve çocuklarımızın eğitim sistemini değiştirmeliyiz.  Öğretme sistemini değiştirmeliyiz. Şu an okullarda öğrettiklerimiz sadece bilgi odaklı ve bilgiye ulaşmak artık çok kolay. Akıllı yapay zeka robotlar ile rekabet edecek çocuklar yetiştirmek için odaklandığımız noktaları iyi tespit etmeliyiz. Zira robotlar ve bilgisayar programları daha akıllı ve yorulmuyorlar, hiçbir beklentileri ve duyguları olmadan, durmaksızın çalışıyor olacaklar. Geleceğin dünyasını ancak şunları çocuklarımıza kazandırırsak doğru yönetmiş oluruz: inanç, değerler, bağımsız düşünme, takım çalışması, başkalarını önemsemek. İşte tüm bunlar insani becerilerdir ve yapay zeka bunları uygulayamaz. Bunlar, öğrenilen ve gelişen deneyimlerdir. Çocuklarımıza sanat, kültür, spor aktiviteleri sunmalıyız. Eğer bir faaliyeti akıllı yapay zeka ile makine daha iyi yapıyor ise, bunun üzerine gerçekten düşünmemiz gerekiyor.

  • Boşanma ve Çocuk

    Boşanma ve Çocuk

    Aile; aralarında kan bağlılığı, evlilik ve diğer yasal yollardan akrabalık ilişkisi olan ve çoğunlukla aynı evde yaşayan bireylere denir. Ancak günümüzde aile yapısının çeşitliliği daha fark edilir durumdadır. Bu çeşitlilikten şöyle bahsedilebilir; bazı aileler çekirdek aileyken bazıları geniş aile olup büyük ebeveynlerinde dahil olduğu bir sistem olabilmekte ya da bazı aileler tek ebeveyn ve çocuktan oluşabilmektedir. Bahsedilenlerin haricinde de farklı aile türleri söz konusu olmaktadır. Bu yazıda daha çok ele alınacak aile tipi ise boşanmış olan ya da bu kararı almış ebeveynlere sahip çocuklar olacaktır. Çocuklara boşanma kararının nasıl ve ne zaman anlatılması gerektiği üzerinde durulacaktır.

    Boşanma aileler için zorlu bir süreç olabilmektedir. Ancak bu sürecin nasıl yürütüldüğü ve yönetildiği çoğunlukla ebeveynlerin elinde olmaktadır. Tabii ki, yeni bir hayat kurma, var olan rutinin dışına çıkma, çocuğun kimde kalacağı ile ilgili çekişmelerin yaşanması, ardından ne sıklıkla hangi ebeveyni nasıl göreceği gibi konularla ilgili pek çok soru işareti yetişkinleri de zorlamaktadır. Bu nedenle onlar içinde bu sürecin durağan olmadığı hatta çocuk ile ilgili kararlaştırılması gereken durumların ve yapılacak açıklamanın ebeveynlerde endişe yarattığı görülmektedir. Anne babaların bu süreçte çocuğa açıklama yapma ve bunu nasıl yapacakları ile kararsızlıklar yaşadıkları bu kararsız ve kaygılı sürecin de çocuğa yansıdığı gözlenmektedir.

    PEKİ ÇOCUĞA BOŞANMAYI NE ZAMAN ve NASIL AÇIKLAMAK GEREKİR?

    Okul başarısı etkilenir mi?

    Üzülür mü?

    Başka sıkıntılar duymaya başlar mı?

    Var olan zorlayıcı bir davranış artar mı? 

    Konuşması etkilenir mi?

    İçine kapanır mı? 

    Yukarıdaki sorulara eklenebilecek daha pek çok içerik dolayısıyla aileler zamanlama konusunda çoğunlukla tereddütte düşebilmekteler. Ayrılık kararını çocuğa ne zaman söyleyeceklerine karar vermek de güçlük çekebilmektedirler. 

    *Hal böyle olunca da çocuğa söyleme konusunda gecikmeler yaşanabilmekte.

    *Çocuk zaten farkında olduğu bazı şeylerin kendinden gizlendiğine inanarak çocuğun ailesine karşı duyduğu güvende zedelenmeler söz konusu olabilmekte. 

    *Bazen yaşanan durumların sorumlusu olarak kendisini görebilmekte ve telafi edici olmaya çalışabilmekte. Bu da çocuğa ait olmayan bir sorumluluğu yüklenmesine izin vermek anlamına gelerek kaygı ve endişeye neden olabilmekte.

    *Çocuğa anlayabileceğinden daha fazla bilgi vermek, hukuki süreçlerle ya da anne baba arasında yaşanan durumlarla ilgili ayrıntı paylaşmak sadece aklını bulandıracağından karmaşık olmayan cümlelerle basit şekilde açıklamak önemlidir.

    ! Öncelikle bu kararın çocuğa açıklanabilmesi için anne babanın kesin ve net olarak ayrılma, boşanma kararı almış olması gerekmektedir. Anne baba emin olmadan bu kararı çocuğa açıklarsa belirsizlik daha da fazla endişeye yol açacaktır. Çünkü aile kendisi için netleştiremediği bir kararı açıklama evresinde daha da zorlanacaktır. Aksi takdirde net olarak alınmamış ve çocuğa ya da çocuklara açıklanmış ayrılık kararı ardından bir barışma takip ederse, çocuğa verilen ikili mesaj karışıklığa neden olabilmektedir.

    Ailelerin yukarıda bahsi geçen bazı sorularla ilgili endişelerine de yer vermek istiyorum.

    Ayrılık sürecinde çocuklar da tıpkı yetişkinler gibi fırtınalı duygular yaşayabilmekte ve hayatlarındaki bazı alanlar etkilenebilmektedir. Çünkü bu durum onlar için de yeni ve adapte olunması için zamana ihtiyaçları olduğu bir alandır. Dolayısıyla çocukların hiç etkilenmeden bu süreci atlatmasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. Bu nedenle onların duygularını anlamaya özen göstererek duygusal paylaşım için uygun ortam yaratılması önemlidir. Anne babalar bu süreçte hem kendileri hem de çocukları ile ilgili endişeleri açısından destek almak adına uzmanlara başvurabilirler.

    Özetle;

    *Alınan karar net olduğu zaman bunu çocuğa açıklamak,

    *Açıklama esnasında mümkünse anne ve babanın birlikte bunu söylemesi,

    *Ayrılığın anlamının ebeveynler arasındaki eş ilişkisi ile alakalı olduğu ve anne baba olmaları ile ilgili bir değişiklik olmayacağını anlatmaları,

    *Ulaşılabilirlik ile ilgili bilgi vermeleri,

    *Aileler çocukların yaşlarına uygun bir biçimde gerektiği kadar bilgi ile bazen anne babaların anlaşamadıklarında ayrı yaşama kararı alabileceklerini anlatmaları önemlidir.

  • Karne Tatili ve Yaz Döneminde Çocuklar Ne Yapsın?

    Karne Tatili ve Yaz Döneminde Çocuklar Ne Yapsın?

    Karne konusunu geride bıraktığımıza göre sıra geldi yaz tatilinde çocukların ne yapacaklarına… Benim gibi mahallede arkadaşlarıyla mutlu bir çocukluk geçirmiş yetişkinler için biraz şaşırtıcı olsa da dışarı çıkma imkanı bulamayan çocuklar için yaz okulları son derece faydalı.

    80ler döneminde belki de şanslı çocuklarıydık bizler. Sokakta yola koyduğumuz iki taş bizim kalemiz olurdu, mahalledeki boş arsalarda saklambaç, ebecilik, çukur, mors, üçgen, baş-başaltı, çivi oynardık. On tane çocuk bir araya gelir, üç mahalle ötedeki bir başka sokaktaki arkadaşlarımızla maç yapmaya hep beraber toplanıp giderdik.

    Anne ve babalarımız için bir sorun teşkil etmezdi sokakta oynarken ortadan kaybolmamız ve üç mahalle öteye maç yapmaya gitmiş olmamız, çünkü bilirlerdi biz yolda giderken bakkal amcamızın, terzi amcamızın gözü hep bizlerin üzerinde olurdu aslında. Mahallede abilerimiz, ablalarımız olurdu, bizlere top oynamayı gösteren, birbirimize nasıl davranacağımız konusunda rol modelimiz olan… Sabahtan akşam hava kararana kadar sokakta oynardık, acıktığımızda en yakındaki arkadaşımızın evine gider, onlarca çocuk sırayla suyumuzu içer, ekmek üzerine yağ sürüldüğünde şeker ya da tuz serperdik, hatta şanslıysak ekmek üzeri salça olurdu bazen, afiyetle mideye indirip, oyuna dönerdik.

    80ler döneminde benim çocukluğum böyle geçti. Lakin gel gelelim, sene oldu 2020!

    Çocuklarımızın oyun oynayacakları sokaklar da kalmadı, oyun alanları binalarla doldu, eskiden taştan kaleler yapıp futbol oynadığımız sokaklar arabayla doldu. 80ler dönemindeki yaşam koşul ve ortamının kalabalıklaşması ile birbirini tanıyan mahalle kültürü yok oldu, artık sitelerde yaşayan aileler kapı komşusunun kim olduğunu bilmeden yaşıyorlar. İşte böylesi bir ortamda yaz okulları genelde tüm çocuklar için, ama özellikle yaz tatilini çeşitli nedenlerle yeterince verimli geçiremeyen, evden dışarı çıkma imkanı kısıtlı, sosyal olarak izole çocuklar için oldukça faydalı olmaktadır.

    Ayrıca bilgisayar ve televizyona düşkünlük gösteren çocuk ve gençler için de yaz okulları çok iyi bir alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır. Gün boyu evde oturup saatlerce bilgisayar oynayıp televizyon izlemek yerine spor ve sanatsal faaliyetlere katılmak çok daha sağlıklı bir uğraş olacaktır. Bu okul etkinliklerinin yapılandırılmış olması da çocukların daha programlı bir tatil dönemi geçirmelerine, zamanı daha verimli kullanmalarına katkıda bulunacaktır.

    Yaz Okuluna Ne Zaman Başlanmalı?

    Tüm kış okula giden ve tatil özlemi içinde olan bir öğrencinin okul kapanır kapanmaz yaz okulu başlaması çok uygun olmayabilir. Çocuğun en azından birkaç hafta tamamen serbest bir dinlenme süreci geçirmesi, daha sonra ebeveynle birlikte değerlendirdikleri bir yaz okulu programını seçip başlaması daha doğru olacaktır. Çocuk, okul kelimesinden yola çıkarak yaz okulu fikrine karşı çıkabilir, ödev ve sınavla ilgili bir sürece gireceğini zannedebilir. Bu durumda doğru bir şekilde bilgilendirilmeli, bunun bildiğimiz okuldan farklı olduğu, eğlenceli, sportif ve sanatsal faaliyetler, eğitici oyunlar içerdiği anlatılmalıdır. Çocukla birlikte okulların etkinlikleri gözden geçirilmeli, sonrasında okul birlikte görüldükten sonra kayıt yaptırılmalıdır. Yani yaz okulu seçim sürecine çocuk da katılmalıdır.

    Çocuğunuzun İlgi Alanına Göre Seçim Yapın

    Okul seçilirken çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarına uygun etkinlikler içermelidir. Örneğin dışa dönük, hareketli çocuklar yüzme, futbol gibi sporları yapabilecekleri okulları rahatlıkla tercih edebilirler. Öfke kontrolünde sorun yaşayan dürtüsel çocuklar için yine benzer seçenekler uygun olacaktır. Bu onların istenmeyen dürtülerini daha sağlıklı dışa vurmalarını sağlayacaktır. Sosyal becerileri zayıf, akran ilişkilerinde zorluk yaşayan çocuklar için gezi, takım sporları, tiyatro ve izcilik gibi etkinlikler içeren yaz okulları önerilebilir. Bu süreçte hem yaşıtlarıyla iletişimi daha yoğun olarak sosyalleşecek, hem de becerilerinin gelişmesiyle kendine güveni artacaktır. Dikkat eksikliği açısından, dikkat becerileri zayıf çocuklar için de satranç iyi bir uğraş olacaktır. Aile içinde iletişim sorunları yaşanan, huzursuz bir ev ortamı olan çocuklar da yaz okuluna giderek hem bu ortamdan kısmen uzaklaşmış olur, hem de resim, müzik gibi çalışmalara katılarak gerginliklerini atabilirler.

    Okul seçilirken dikkat edilmesi gereken bir konu da ulaşımdır. Yolda uzun zaman geçirmesi çocuğun yorulmasına ve bir süre sonra motivasyon ve alınan keyfin azalmasına yol açacaktır. Yurtdışı yaz okulları düşünülüyorsa çocuğun evden uzaklaşmaya yeterince hazır olup olmadığı mutlaka değerlendirilmelidir. Gençlerde bu tip sorunlar daha az yaşansa da küçük yaş gruplarında ayrılma kaygısı gibi bir problem ortaya çıkarak sürecin yarım kalmasına neden olabilir.

  • Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Büyükler için danışmanlık neyse çocuklar için de oyun terapisi odur. Yetişkinlerin sorunları olduğunda, bunu güvenilir bir arkadaş ya da terapistle paylaşmaları onlara yardımcı olur. Çocukların kendilerini kelimelerle ifade etme yetenekleri yetişkinlerinki gibi değildir. Bu yüzden canlarını sıkan şeyi söze dökmeleri zordur. Oyun terapisi, çocuklara düşüncelerini, duygularını, ihtiyaçlarını ve arzularını oyunla (onların en doğal ifade şekli) iletme şansı verir (Axline, 1969).

    Oyun terapisi, eğitim almış oyun terapistlerinin, çocukların psikososyal sorunlarına karşı durmada ya da çözmelerinde ve sağlıklı büyüme ve gelişimi için yardımcı olduğu ve oyunun terapötik gücünden faydalanıp kişiler arası bir süreç oluşturmak için geliştirilmiş kuramsal bir yaklaşımdır. Başka bir deyişle oyun terapisi, diğer kuramlarla geliştirilmiş terapötik bir yaklaşımdır.

    Eğitimli bir oyun terapistiyle çocuklar kendilerini ve dünyalarını daha iyi anlamayı, problemlerini çözmek için çalışmayı ve hayatla daha iyi şekilde başa çıkabilmek için gerekli beceriler geliştirmeyi öğrenirler.Terapist çocuğa kabul edildiği hissini verir. Çatışmaları, sıkıntıları oyunu ve oyuncakları kullanarak ortaya koyar. Çocuğun oyununu gözlemleyerek ve onu anladığını hissettirerek çocuğun rahatlamasını sağlar. Oyuncaklar yardımıyla çocuk ile terapist arasında bir terapötik ilişki başlar. Oyun terapisi, çocuğun yaşadığı problemleri ve zorlukları önlemede ya da çözmede yardım sağladığı gibi, çocuğun gelişimine ve büyümesine de katkı sağlar.

    Çocuk psikoterapisinde en sağlıklı çözüm, oyundur; çünkü çocuğun duygularını ortaya çıkarabilmesi en iyi oyun ortamında gerçekleşir. Terapideki ilk amaç, çocukta yer etmiş endişe ve korkuların dışa vurulmasıdır. Oyun terapisi, çocuklar önceden hazırlanmış oyun ortamında serbestçe oynarken onların duygu ve davranışlarının gözlem yolu ile incelenmesine yarayan bir terapi tekniğidir. Çocuklar çeşitli araç gereç ve oyuncaklarla oynarken onların kendi kendilerine kurdukları oyun düzeninden, oyuncakları kullanma biçimlerinden ve oyuncaklarla kendi aralarında kurdukları ilişkiden onların duyguları, temel ihtiyaçları, tepkileri, sevgi ve nefretleri, saldırganlıkları ve benzer davranışları hakkında fikir edinilebilir.

    Neden Oyun Terapisi?

    Oyun, küçük çocukların yetişkinlerle ilişki kurabilmesi, dürtü kontrolü için kritik olan neden-sonuç düşünme biçimini geliştirebilmesi, stresli yaşantıları işleyebilmesi ve sosyal becerileri öğretebilmesi için gelişimsel açıdan en uygun, en güçlü araçtır (Ray, Bratton, Rhine ve Jones, 2001). Yani normal çocuk gelişimini desteklemekle beraber, aynı zamanda pek çok terapötik güce de sahiptir.

    Problemlerle yüzleşemeyen çocuklar problemleri çözmede yetersiz kalırlar. Genel olarak oyun terapisi, çocuğun problemlerini anlamak, onun duygularını ve tutumlarını keşfetmek ve çocuğu bunlarla yüzleştirerek çözüm getirmesini sağlamak için geliştirilmiş bir tekniktir. Büyüme sürecinin bir noktasında çocukların birçoğu yaşam tecrübeleriyle başa çıkmada zorluk çekebilir ya da ailelerini veya öğretmenlerini endişelendiren davranışlar sergileyebilirler. Eğer aileler, çocukların öğretmenleri ya da doktorları, çocukların davranışlarıyla ilgili endişelenirse ya da çocukların sorunlarla baş etmekte zorlandığını görürse, bir uzmana başvurulması uygun olacaktır. Bu noktada, çocuklara yardım etmek için önerilen yaklaşım genellikle oyun terapisidir.

    Oyun terapisi, terapistin çocukla güvenli bir ilişki kurduğu, çocuğun problemlerinin açığa çıkarıldığı ya da üzerinde çalışıldığı, çözüme varılan, yeni becerilerin pratik edildiği ve kapanışın hazırlandığı bir süreçtir. Oyun terapisi esnasında duygu durumu ve davranış değişiklikleri normal ve beklenen bir sonuçtur. Bazen işler iyiye değil de daha kötüye gidiyor gibi görünebilir. Bu beklenen ve normal bir şeydir. Aileler bunu fark ederse, bunu çocuklarının terapistiyle konuşmalıdır. Ayrıca, oyun terapisinde terapist çocuğu hayatı ya da travmatik deneyimiyle ilgili bilgi vermesi hakkında zorlamayacak, çocuğun kendi hızında sorunları işlemesine izin verecektir.

    Oyun terapi odasında, çocuğa muhtemelen hayatının diğer alanlarında karşılaştığından daha fazla özgürlük alanı sunulmaktadır. Terapi seansı boyunca çocuğun her düşüncesi, her duygusu ve neredeyse her davranışı kabul görür. Çocuğun kabul gördüğünü, kendini açabileceğini ve sorunları ve korkuları üzerinde çalışabilecek kadar güvenli bir ortamda olduğunu hissetmesi açısından terapi odasında ona bu özgürlük tanınır.

    Bunların yanı sıra, çocukların oyun terapisinde olan her şeyi anlatmak zorunda hissetmemesi oldukça önemlidir. Çocuk, terapi saatini kendisi ve terapisti arasında özel bir zaman olarak görür. Bu nedenle ailelerle, çocuklarının terapileriyle ilgili konuşma başlatmasına izin vermesi; ancak çocuklarına konuşmama hakkı ve özgürlüğü de tanımaları anlatılır.

    Her çocuk terapi sürecinde farklı bir hızla ilerler, bu nedenle terapinin süresi, çocuğun kişiliğine, travmanın derecesine, ev ve hayat koşullarına göre değişir. Çocuklar, ortada bir yapı ve tutarlılık olduğunda daha iyi geliştikleri için seansların tutarlı bir şekilde ilerlemesinin çocuklar açısından daha faydalı olduğu görülmektedir. Bu durumda ailelerle konuşulur ve çocuklarını ayarlanan seanslara düzenli olarak getirmeleri söylenir.

    Çocuğun gündelik hayatında karşılaştığı güçlükler ve çatışmalar oyun terapi seanslarında ortaya çıkar. Terapist, çocuğun; aile ilişkileri, arkadaş ilişkileri, kardeş ilişkileri gibi birçok konuda bilgiye oyun terapisi seansları esnasında ulaşabilir. Yani, çocuğun kurduğu oyundan yola çıkılarak çocuğun iç dünyasının anlaşılmasına ve çocuğun içinde bulunduğu duygu durumunun gözlemlenmesine olanak sağlar. 

    Oyun Terapisi Hangi Durumlarda Kullanılabilir?

    Oyun terapisinin kullanıldığı problem yelpazesinin oldukça geniş olduğu bilinmektedir. Oyun terapisinin kullanıldığı durumlar şu şekilde özetlenebilir (Nemiroff ve Annunziata, 1990):

    • Kaygı bozuklukları; çocukluk korkuları (yalnız kalma, karanlık, hayvan korkusu)

    • Depresyon,

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu,

    • Uyku bozuklukları; kabuslar vb

    • Beslenme problemleri,

    • Tırnak emme-parmak emme,

    • Kardeş kıskançlığı,

    • Öğrenme güçlüğü,

    • Davranış bozukluğu,

    • Kayıp, yas, travma, 

    • Alt ıslatma, dışkı kaçırma

    • Anne-baba ayrılığı; boşanma vb.,

    • Aile içi şiddete maruz kalmış çocuklar, oyun terapisinden fayda sağlayabilirler.

    Oyun Terapisinde Amaç

    Çocuk kendini oyuncaklarla ifade ettikçe yaşadığı duyguları dışa vurmaya başlar ve gerginlik vücudunu terk eder. Bu sayede çocuk, rahat iletişim kurabilir, ilişkilerinde daha aktif hale gelebilir. Sinir ve stresin yerini, ilgi ve sosyal gelişimlerine daha uygun hisler alır.  Aynı zamanda çocuk, terapide öğrendiği davranışları yavaş yavaş günlük hayatına, arkadaşları ve ailesiyle olan ilişkilerine taşımaya başlar.

    Kurduğu oyunu oynarken çocuk, terapistin yönlendirmesiyle hayatında kendi yaşına uygun bir hakimiyet kurar. Terapist, çocuğa onda bu duyguları yaratan olayların yaşandığı çevresi üzerinde kontrole sahip olduğu hissini fark ettirir ve böylece çocuk, gerçek hayatta yaşadığı güçlükler ile baş etme becerileri geliştirir. Oyun odasında gerçek hayat tecrübelerini ifade edebildiğinde, terapist bu durumu anlayıp kabullenebildiğinde ve yorumladığında gerçek hayatındaki zorluklarını anlamlandırılabilir.

    Oyun terapisinin amaçlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

    • Oyun yardımıyla çocuğun iç dünyasını anlayabilmek 

    • Çocukla terapötik bir ilişki kurmak

    • Çocuğun olayları anlamasına yardım etmek

    • Çocuğa olaylarla baş etme becerileri kazandırmak

    • Çocuğun olumlu benlik algısı geliştirmesine yardım etmek

    Bunlara ek olarak çocuklara kendilerine saygı duymayı, duygularını tanımayı ve bunların kabul edilebilir olduğunu, kendi sorumluluklarını almayı, problemleri çözme becerileri ve yaratıcı düşünmeyi, kendini kontrol etmeyi, seçim yapmayı ve yaptıkları seçimin sorumluluğunu almayı benimsetme gibi katkıları da bulunmaktadır.