Etiket: Çocuk

  • Ülkemizde sünnet ve karşılaşılan sorunlar

    Sünnet, dini inanç ve gelenekler nedeniyle, tüm Müslüman ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de çocukluk çağında en sık uygulanan operasyondur. Aslında temelde cerrahi bir girişim olmakla beraber, tedavi edici amaçla uygulanan bir operasyon olmadığından hekim olmayan kişiler tarafından ve çoğu kez cerrahi işlemlerin gerektirdiği titizlik ve prensiplerden uzak bir şekilde yaygın olarak uygulanabilmektedir.

    Ülkemizde sünnet işlemi çoğunlukla sünnetçiler tarafından gerçekleştirilmektedir. Yapılan bazı anket çalışmaları, toplumda yüksek öğrenim görmüş ebeveynlerin dahi, çocuklarının sünnetini sünnetçilere yaptırmakta bir sakınca görmediğini ortaya koymuştur. Genellikle “erkekliğe adım atmak” olarak değerlendirilen sünnet işleminin sosyal boyutları sağlık boyutunu fazlasıyla aşmaktadır. Sünnet salonları, düğünleri, kıyafet ve aksesuarları, ve geleneksel bazı alışkanlıklar sünnetin bir sektör haline gelmesine yol açmıştır. Aslında çocuk için bir o kadar endişe verici olan bu işlem, aile bireyleri tarafından törensel bir anlam da taşımakta ve sünnetin sağlık yönünden çok sosyal yönüne ağırlık verilmektedir.

    Sünnet, penisteki “preputium” olarak isimlendirilen deri parçasının cerrahi olarak çıkartılmasıdır. Ancak, bu işlemin önemi ne yazık ki aileler tarafından dahi ya göz ardı edilmekte yada ilginç bir şekilde yeterince önemsenmemektedir. Ülkemizde bu işlemin kimler tarafından yapılabileceği 1928 yılında hazırlanmış olan “1219 sayılı Tebabet ve Şuabatı Sanatlarının İcrasına Dair Kanun” hükümleriyle belirlenmiş olup ruhsatsız ve diplomasız kişiler tarafından bu işlemin gerçekleştirilmesine izin verilmemektedir. Ancak 10 yıl süre ile bu işi yapan bir kişiye gereğinde ruhsat verilebilmektedir. Bu yasanın getirdiği sınırlamalar günümüz koşullarında, modern tıp çağında son derece yetersiz kalmaktadır, ve yeni bir takım düzenlemelerin getirilmesi zorunludur.

    Sünnet, ülkemizde çoğu kez evde, sağlık kabininde yada düğün salonlarının bir köşesinde, her türlü tıbbi koşuldan uzak, çoğu kez ehil olmayan kişiler tarafından gerçekleştirilen bir operasyon olduğundan, meydana gelen komplikasyon oranı (%1-38) hiç de azımsanacak bir düzeyde değildir. Ülkemizde bu komplikasyonlara ilişkin gerek yurtiçi gerekse yurtdışı dergilerde yayınlanmış pek çok makale bulunmaktadır. Kliniğimize de her yıl uzman olmayan kişilerce yapılmış çok sayıda sünnet komplikasyonu başvurmaktadır. Bu komplikasyonlar arasında yara yerinde enfeksiyon, kanama, sünnet derisinin eksik veya fazla kesilmesi, idrar yolunun (üretra) yaralanması ve peniste kısmi yada tam kesi (ampütasyon) sayılabilir. Bu komplikasyonların bazıları cerrahi müdahaleler ile kısmen veya tamamen düzeltilebilmektedir. Ancak bazen çok daha ağır düzeltici cerrahi operasyonlar gerektirmekte, kimi zaman ise her türlü cerrahi müdahaleye rağmen kalıcı sakatlıklar ile sonuçlanabilmektedir. Sonuçta çocuğun yaşamını ömür boyu etkileyebilecek ruhsal ve cinsel sorunlar ortaya çıkmakta, topluma sağlıksız bireylerin katılmasına neden olabilmektedir.

    Ülkemizde sünnet konusunda yaşanan en önemli sorunlardan birisi de “toplu sünnetler” dir. Bu tip girişimler bir “hayır” amacıyla yapılıyormuş gibi görünse de, ne yazık ki kişi, kurum yada kuruluşların reklamına hizmet etmektedir. Kısıtlı süre içinde, son derece uygunsuz ve sağlıksız ortamlarda, çoğu kez bir karmaşa içinde gerçekleşen bu “sözde hizmetler” sonrasında komplikasyon oranlarının yüksek olması kaçınılmazdır.

    Batılı ülkelerde, Hıristiyan ve Musevi toplumlarda da sünnet çocukluk çağında en sık uygulanan operasyonlardan biridir. Ancak farklı olarak, bu toplumlarda sünnet son derece sağlıklı olarak ameliyathane koşullarında, modern tıbbın ve cerrahinin tüm gereklilikleri yerine getirilerek uzman kişiler tarafından gerçekleştirilmektedir. Doğal olarak komplikasyon oranı da son derece düşüktür.

    Sünnet cerrahi bir işlemdir. Bu nedenle, ideal olarak cerrahi girişimin gerekliliklerine uyularak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ameliyathanede ve genel anestezi altında, zaman sıkıntısı olmadan, güvenli ve sağlıklı bir şekilde yapılmalıdır. Kimi zaman aileler genel anesteziye yönelik kaygılar taşımaktadır. Ne yazık ki, çok az sayıdaki şanssız uygulamaların medyada abartılarak defalarca gündeme getirilmesi, ailelerin haklı olarak bu konuda büyük endişeler taşımasına ve genel anestezi düşüncesinden uzaklaşmasına yol açmaktadır. Ancak günümüzde anestezi, uzmanları tarafından son derece güvenli bir şekilde uygulanmaktadır. Tıpta yaşanan gelişmeler anezteziyoloji biliminde de üst düzeye ulaşmıştır. Bugün çok daha ağır ve büyük operasyonlar için bile anestezi sorunsuz bir şekilde güvenle uygulanabilmektedir. Ayrıca, uzman olmayan kişiler tarafından sağlıksız koşullarda yapılan sünnetlerde komplikasyon gelişme oranının istatistiksel olarak genel anesteziye göre çok daha yüksek olduğu unutulmamalıdır. Dolayısı ile, sünnet için uygulanacak yüzeysel bir genel anestezi sorun olmaktan öte hem çocuk hem de cerrah için son derece konforludur.

    Çocuklar belli etsin yada etmesin sünnetten korkmaktadırlar. Ülkemizde sünnet en çok 6-8 yaşları arasında yapılmaktadır. Psikolojik gelişim evrelerini henüz tamamlamamış olan bir çocukta lokal anestezi ne kadar etkin bir şekilde yapılırsa yapılsın, sünnet çocuk için çok büyük bir endişe kaynağı olmaktadır. Ayrıca daha önceden sünnet olanların deneyimleri arkadaşlar arasında paylaşıldıkça, çocuklarda bu endişenin erkenden yerleşmesine ve yaşanan korkuların katlanarak büyümesine neden olabilmektedir. Çünkü, çocuk bakış açısı ile uzvundan bir parça “kesilecektir”. Özellikle “Fallik Dönem” adı verilen psikolojik gelişim evresinde daha ağırlıklı olmakla beraber, lokal anestezi altında uygun olmayan ortamlarda her aşamasını yaşayarak geçireceği, bir telaş içerisinde yapılan, genital bölgeye yönelik bir cerrahi girişim çocukta psikolojik bir travmaya yol açabilir. Genel anestezi, sünnetin en travmatik olan bölümünün çocuk tarafından hissedilmeden gerçekleştirilmesine olanak verdiğinden bu yönden de avantaj sağlamaktadır.

    Ülkemizde ve toplumumuzda sünnet uygulamalarının iyileştirilmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Sünnetin cerrahi bir girişim olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, ideal olarak hastane ortamında, bir ameliyat ciddiyetinde, uzman ve bu konuda deneyimli hekimler tarafından gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Uygun koşullar altında gerçekleştirilen sünnetlerde hem tıbbi hem de psikolojik komplikasyonların gelişme olasılığı son derece azdır.

  • Çocuklarda kasık bölgesi hastalıkları

    Kasık Fıtığı (İnguinal Herni)

    Çocuk cerrahisinde en sık karşılaşılan sorunların başında kasık fıtıkları gelir. Çocuklarda kasık fıtığı görülme sıklığı %1-4 arasındadır. En sık 0-2 yaş grubunda görülmekle beraber her yaşta ortaya çıkabilir. Prematürelerde bu oran %30- 40’lar civarına tırmanır. Çocukluk çağı fıtıklarının%60-65’i sağ tarafta, %25-30’u sol tarafta, %10-15’i ise çift taraflı görülür. İkiz çocuklardan birisinde, kardeşlerde ve/veya aile bireylerinde fıtık öyküsü varsa çocukta kasık fıtığı görülme oranı artar (%12).

    Çocuklardaki kasık fıtıkları ile erişkinlerde karşılaşılan kasık fıtıklarının oluşma mekanizması birbirinden farklıdır. Çocuklarda görülen kasık fıtıkları, “procesus vaginalis” adı verilen karın içerisinden kasığa kadar uzanan periton (karın zarı) cebinin açık kalması veya zayıf kapanması sonrası herhangi nedenle açılarak karın içerisinde yer alan yapıların (bağırsaklar, kızlarda yumurtalık ve tüpler gibi) kasık içerisine girmesiyle oluşur. Buna “indirekt herni” adı verilir. Erişkinlerde görülen direkt herni ise çocukluk çağında çok nadir olup genellikle ergen çağlarda sportif aktiviteler, ağır kaldırma gibi zorlanmalar sonrasında ortaya çıkabilir.

    Çocukluk çağı fıtıklarında en önemli komplikasyon boğulma (inkarserasyon, strangülasyon) olarak ifade edilen, fıtık kesesi içine giren karın içi yapıların burada sıkışarak dolaşımının (kan akımının) bozulması sonucunda nekroz gelişmesi ve kayıplarıdır. Fıtık boğulması zamanında tanınmaz ve acil olarak tedavi edilmezse fıtık kesesi içindeki yapı bağırsak ise bu yapının nekroz sonrası delinmesine, kızlarda kese içerisinde yer alan yumurtalığın kaybına kadar giden sorunlara yol açabilir. Erkek çocuklarda fıtık boğulması dolaylı olarak aynı taraftaki testisi de etkileyerek testiste de arzu edilmeyen ikincil etkilere ve hatta testis kaybına kadar ilerleyen ek problemlere de yok açabilir. Fıtık boğulması en sık 1 yaş altı hastalarda görülür (%10-12); geç kalınması halinde bu komplikasyona bağlı ölüm oranı %4 gibi yüksek orandadır. Oysa fıtık bu komplikasyonun gelişmesine olanak vermeden elektif koşullarda cerrahi olarak tedavi edildiği durumda ölüm oranı sıfırdır.

    Çocuklarda kasık fıtığının ilk belirtisi özellikle ağlama ıkınma sırasında kasık bölgesinde beliren şişkinliktir. Bu yakınma doğumdan itibaren (özellikle prematürelerde) olabileceği gibi daha sonraları da ortaya çıkabilir. Şişkinlik karın içi organlarının (genellikle ince bağırsaklar, kalın bağırsak, omentum, apendiks, kızlarda yumurtalıklar) fıtık kesesi içine girmesi sonucu oluşur. Şişlik sürekli değildir. Fıtık kesesi içerisine giren organların karın içerisine dönmesi ile kaybolur, ıkınırken ya da ağlarken tekrar belirginleşir. Fıtığın şişmesi ağrılı bir durum değildir. Yani fıtık normalde ağrı yapmaz. Ancak, fıtık boğulması olarak ifade edilen durum son derece ağrılıdır; çünkü fıtık kesesi içerisine giren yapılarda dolaşım bozukluğu ortaya çıkmıştır. Fıtığın boğulması halinde şişliğin üzeri kızarır, ödemlenir (portakal kabuğu gibi görünüm alır). Çocuk sok huzursuzdur, ağlar ve hatta kusar. Bu durumda acilen uygun tedavi uygulanmalı, deneyimli bir çocuk cerrahı tarafından fıtık redükte edilmeye çalışılmalıdır. Başarısız olunduğu durumda organ kaybını önlemek amacı ile acil cerrahi girişim gerekir. Bazen fıtık ilk olarak boğulma ile kendisini belli edebilir; bu tahmin edilebileceği üzere aile için son derece travmatik bir başvuru süreci nedeni olabilir.

    Yukarıda özetlenmeye çalışılan nedenlerden ötürü, çocuklarda kasık fıtıkları tanı konduktan sonra mümkün olan en kısa süre içerisinde (acil değil) ameliyat edilmelidir. Bu tip ameliyatlar planlı ve günübirlik olarak gerçekleştirilmektedir. Diğer bir deyişle, hasta planlı olarak hastaneye davet edilmekte, ameliyat sonrasında ise 2-3 saat gözetim altında kaldıktan sonra tekrar evine geri dönmektedir. Böylelikle çocuk kendi ortamından fazla uzaklaşmadan, hastane ortamından mümkün olan en kısa sürede uzaklaşarak günlük aktivitesine geri dönmektedir. Ameliyat sonrasında hemen her hasta en kısa sürede ayağa kalkar ve şaşırtıcı bir hızla günlük yaşamına geri döner.

  • İdrar yolu enfeksyonu

    Çocuklarda idrar yolu enfeksyonlari

    İdrar yolu enfeksiyonları çocukluk çağının sık görülen hastalıklardan biridir.

    Ancak ,sinsi seyretmesi ve tedavi edilmediği takdirde ağır sonuçlara yol açması diğer çocuk

    Hastalıklarından ayrı bir önem taşır.

    11 yaşına gelen her 100 erkek çocuktan birinin, her yüz kız çocuktan üçünün bir kez idrar yolu enfeksiyonu geçirdiği kabul edilir. Nedeni belli olmayan her yüz ateşli çocuktan beşinde idrar yolu enfeksiyonu vardır.

    İdrar yolu enfeksiyonları çoğu zaman çocuk ve aile tarafından fark edilemeyecek

    Kadar silik belirtilerle seyreder.özellikle kronik seyirli hastalık kolayca gözden kaçırılıp yıllarca tedavisiz kalabilir; sonuçta ciddi organ hasarı olur.

    Tüm bu sebeplerden ötürü ailelerin idrar yollarının yapısı ve hastalıkları üzerine bilgi sahibi olmaları son derece önemlidir.

    İdrar yolları yapısına kısaca değinelim;idrar böbreklerde üretilir,üreterler ile idrar torbasına akıtılır ve burada depolanır.idrar torbasında (mesane ) toplanan idrar,boşalması gerektiği zaman mesane dibindeki kasların gevşemesi ile üretra kanalı yoluyla dışarı atılır.

    Üretra ,erkek çocukta penis ucunda sonlanırken kız çocuklarda vajen açıklığının hemen üstüne açılır.

    Sağlıklı çocukta ,idrar da hiç bakteri bulunmaz.idrar da saptanan bakteri iki yerden kaynaklanabilir:

    1_anüs ve genital bölgeden bulaşan bakteriler

    2_kan yoluyla vücudun başka bölgelerinden gelen yerleşen bakteriler

    idrar yolu enfeksiyonu böbrek de yerleşirse piyelonefrit ; mesanede yerleşirse sistit;üretrada yerleşirse üretrit olarak adlandırılır.

    İdrar yolu enfeksiyonunda görülen başlıca belirtiler şunlardır: ateş,sık ve ağrılı idrar yapma,alt ıslatma veya karın,yan ve sırt ağrısı;iştahsızlık,kusma kötü kokulu,kanlı,tortulu idrar yapma ve bebekte huysuzluk ve gelişme geriliği

    Yukarıdaki belirtilen bir veya birkaçı görülen bebekte aile vakit kaybetmeden çocuk hekimine danışmalıdır.

    İdrar yolu enfeksiyonunun hekim tarafından tespit edilmesindeki ilk ve temel adım idrar tahlilidir.idrar genital bölgeye plastik bir torba yapıştırarak,idrar sondasıyla veya daha hassas bir inceleme gerekiyorsa, mesaneye enjektör ile girilerek alınabilir.

    İdrar yolu enfeksiyonları antibiyotiklerle tedavi edilir.hastalığın şiddetine göre uygun antibiyotik ve uygulama şekli mutlaka çocuk hekimi tarafından belirlenir.

    Eğer hastalık çok ağır belirtilerle seyrediyorsa enjeksiyon tarzında uygulama gerekebilir.hafif vakalarda ağız dan verilen tedaviler yeterli olur.bu tedavilerin erkenden ve etkili şekilde yapılması enfeksiyonun yayılmasını ve böbrek hasarı oluşmasını önlemek açısından son derece önemlidir.tedavi genellikle 7-14 gün süre ile düzenli şekilde uygulanır.ilaçların tam ve düzgün alındığından emin olunmalıdır.

    Tedavi yarıda kesilirse hastalık daha ağır şekilde nüks edecektir.

    Bazı durumlarda, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarının altında,doğumsal idrar yolu anatomik bozukluğu bulunabilir.idrar mesanede göllenir ve üreterlere doğru kaçış (reflü)bulunabilir.

    Sağlıklı boşaltılamayan idrar,zamanla iltihaplanır ve kronik enfeksiyon süreci başlar.

    Bu çocuklardaki hastalık tedavilere rağmen sık sık tekrarlar.

    Böylesi bir anatomik bozukluğun saptanması ilaçlı böbrek filmi (İVP)veya katater ile mesaneye renkli ilaç verilip görüntülenme yoluyla olur.

    Bunun yanı sıra diğer görüntüleme yöntemleride,teşhis de yardımcıdır.

    Anatomik bozukluğa bağlı kronik enfeksiyonlarda altta yatan bozukluk cerrahi yöntemi ile düzeltilmek zorundadır.

    Erken teşhis ve tedavi ile hayati önemi olan böbrekler korunmuş olacaktır.

  • Çocuklarda apandisit, nedenleri ve belirtileri

    APANDİSİT ÇOCUKLARDA DAHA SİNSİ SEYREDER

    Karın ağrısı, bulantı ve kusma.bu üç belirtinin ilk akla getirdiği hastalıklardan biri; apandisit.

    Genel de yetişkinler de görüldüğü düşünülen apandisit,sanıldığının aksine çocukluk döneminde daha sık görülüyor.araştırmalar her bin çocuktan 4’ünün apandisit ameliyatı geçirdiğini gösteriyor.üstelik erkek çocukların riski kızlara göre daha çok.

    Apandisit çocuk yaş grubunda yetişkinlerdeki gibi en sık acil cerrahi girişim gerektiren hastalıklar dan biri.

    APANDİSİT NEDİR?

    Apandisit, bir hastalık adı. Bu hastalığın oluştuğu organın adı ise apendiks.

    Apendiksi basit olarak, kalın barsağın kör barsak diye isimlendirilen ucunda,çıkmaz sokak şeklinde bir ucu kapalı diğer ucu bağırsağa açık solucanımsı bir uzantı olarak tarif edebiliriz.bu barsak uzantısının sindirim fonksiyonu yönünde işlevi bitmiştir.sadece bağışıklık yönünden fonksiyon görmektedir.

    Bir ucu açık olduğu için normalde herhangi bir hastalık çıkartmayan bu solucanımsı uzantı , açık olan ucun her hangi bir nedenle tıkanması durumunda farklılaşır. İçindeki bakteriden son derece zengin olan barsak muhtevası hızlı bir şekilde çoğalmaya ve apendiks şişmeye başlar.

    Nedenleri

    Apendiksin tıkanması ve dolayısı ile apendisite sebep olabilecek çeşitli etkenler olabilir. Örneğin en sık nedenler arasında , barsak duvarının içindeki lenfoid dokunun geçirilen herhangi bir enfeksiyon nedeniyle şişmesi apendiksin içindeki kanalı tıkaması sayılabilir.

    Seyrek de olsa bir çekirdeğin veya taşlaşmış kaka parçası da aynı sonucu ortaya çıkarabilir.

    BELİRTİLER NEDİR?

    Önce iştahsızlık görülür ve karın ağrısından şikayet eder.bu ağrıyı genellikle mide bulantısı ve kusma takip eder.ağlama çığlık atma bacaklarını karnına çekme gibi belirtilerle kendini gösterir.

    APANDİSİT NASIL OLUŞUR?

    Karnımızın iç yüzü ve karın içindeki organlarımızın yüzeyi periton adı verilen bir zar ile kaplıdır.bu zar gerilmeye karşı son derece hassas olduğundan gerildiğinde ağrı ortaya çıkar.apendiksin gerilip şişmesi onun üzerini kaplayan peritonun da gerilmesine dolayısı ile ağrının hissedilmesine neden olur.apendiks genelde karın sağ kadranında yerleşmiştir.

    İltihaplanmış ve şişmiş apendiks karın zarına değdikçe bildiğimiz ağrılar oluşur.

    TEŞHİS NASIL KONUR?

    Karnı ağrıyan çocuk,muayenesinde sağ kadranda ve ilerleyici ağrı oluşmaktadır.

    Yardımcı tanı yöntemlerinde ultrasonografi ve kan idrar tahlilleri ayrıca son yıllarda bilgisayarlı tomografi sayılabilir.apendisit şüphesi olan hastalara hiçbir şekilde ağrı kesici ve antibiyotik verilmez.

    AMELİYATTAN SONRAKİ BAKIM

    Apandisit ameliyatı genellikle 30-45 dakika sürer.ancak ameliyat sonrası bakım ameliyat kadar önemlidir.enfeksiyona karşı antibiyotik kullanılır.çocuk ameliyattan 3-5 gün sonra taburcu olur,normal hayatına dönmesi genel de 10 gün sonradır.

    APANDİSİT HAKKINDA MERAK EDİLENLER?

    Apandisit,çocuklarda niçin daha sık görülür?

    Apendiks duvarı lenfoid doku denilen bir yapıya sahiptir.bu dokunun şişmesine bağlı bu süreç başlar.buna sebep vücudun herhangi bir yerindeki enfeksiyon olabilir.

    YENİ DOĞAN BEBEKLERDE ÇOK NADİRDE OLSA GÖRÜLÜR

    APANDİSİT İLTİHABİ VE İLERLEYİCİ BİR OLAYDIR BAŞLAR İLERLER SONRA PATLAR.

    ÇOCUKLARDA APANDİSİT PATLADIKTAN SONRA KAN ZEHİRLENMESİ GÖRÜLDÜĞÜ İÇİN ÇOK ACİLEN AMELİYAT EDİLMESİ GEREKİR.

    APANDİKSİN ALINMASININ İLERİ YAŞLARDA ÖNEMLİ BİR PROBLEM YARATMAZ.

    ÇOCUKLARDA APANDİSİT AMELİYATINI KİMLER GERÇEKLEŞTİRMELİDİR?

    Tabii ki,çocuklar cerrahına ulaşabiliyorsa çocuk cerrahı, şayet yoksa genel cerrah tarafından ameliyat gerçekleştirilmelidir.

    Op.Dr.Emir İmani

  • Sünnet hakkında merak edilenler

    SÜNNETİN TIBBI YÖNLERİ

    Sünnet, ciddi ve önemli bir operasyon dur.çocuğun ruhsal olarak sünnete hazırlanmasının yanı sıra tıbbi olarak hijyenik ortam da ve uzman kişilerce yapılması gerekiyor.

    SÜNNETTEN ÖNCE DOKTOR KONTROLÜ

    Çocuğunuzu sünnet ettirmeden önce mutlaka uzman bir hekim tarafından kontrol edilmeli.bu muayene sırasın da annenin fark edemeyeceği bazı tıbbi sorunların var olup olmadığı saptanabilir.

    SÜNNETİN YAPILMASI GEREKEN ZORUNLU HALLER

    *doğuştan böbrek ve idrar yolları hastalıkları olan tüm çocuklar

    *sünnet derisinin uç kısmı normal idrar akışını engelleyecek kadar dar olan çocuklar

    *sık sık sünnet derisin de ve penisin baş kısmın da iltihaplanma olan çocuklar

    SÜNNETİN TIBBİ YARARLARI

    İdrar yolu enfeksiyon riski azalıyor.sünnet olmamış çocuklar da idrar yolları iltihapları yaklaşık 10 kat fazla.sünnet olmamış erkeklerde hem cinsel yolla bulaşan hastalıklara hem de penis kanserine daha sık rastlanıyor.sünnetsiz erkeklerle evli kadınlar rahim boynu kanserlerinin daha sık gelişiyor.

    LAZERLİ SÜNNET:YANLIŞ TERCİH

    Uzmanlar,halk arasın da lazerle sünnet yöntemine tamamen karşı çıkıyorlar.çünkü lazer diye sunulan alet aslın da bir çeşit elektrikli havya.yani lazerle hiçbir ilgisi yoktur.bu yöntem de sünnet derisi yakarak alınıyor ve çoğu zaman diğer dokuların da yanmasına neden olur.

    SÜNNET AIDS RİSKİNİ AZALTIYOR

    Yapılan araştırmalar da sünnetli erkeklerin AIDS hastalığına yakalanma riski altı kat azalıyor.

    Bu konu ABD nin tanınmış 3 üniversitesin de araştırılmıştır.

    SÜNNETİ KİM YAPMALI?

    Sağlık teknisyeninin yanı sıra pratisyen doktorlar tarafından da yapılabilen sünnette sizin mümkünse ilk tercihiniz çocuk üroloğu veya çocuk cerrahisi olmalıdır.bu uzmanların bulunmadığı yerler de genel cerrah ya da üroloğa başvurabilirsiniz.

    PEYGAMBER SÜNNETLİLER,TEKRAR SÜNNET EDİLMEMELİ

    Her 350 çocuk dan birin de görülen ve halk arasın da peygamber sünneti ya da yarım sünnet diye tabir edilen durum da,çocuğun sünnet edilmesi büyük bir hatadır.zira buradaki sünnet derisi ameliyat için kullanılacaktır.

    GENEL ANESTEZİ TEHLİKELİMİ ?

    Pek çok anne baba genel anestezi.ile yapılan sünnete,anestezi uygulaması nedeni ile sıcak bakmıyor.oysa günümüz de anne karnın da ya da yeni doğan bebeklere bile anestezi ile müdahale ediliyor.güvenilir bir sağlık kurumun da bu tür endişeleri duymak yersiz.

    Çünkü çocuğa yüzeysel bir anestezi veriliyor ve işlem sonrasın da verile ilaçlarla ağrı duyması engelleniyor.böylece çocuğun hem psikolojik hem cerrahi olarak rahatlanması sağlanıyor.bir sünnetin yapılması için gerekli olan süre normal şartlar altın da 15-20 dakikadır.

    SÜNNET SONRASI OLABİLECEK KOMPLİKASİYONLAR

    Tıbbi açıdan doğru yapılmayan sünnet bir çok ciddi sağlık sorununun ortaya çıkmasına neden oluyor.uzmanlarca yapılmayan her yüz sünnetin 30-40 arasında hatalı uygulamalara rastlanıyor,bu hatalara bir kısmı tedavi edilme şansına sahip olup,diğer kısmının geriye dönüşü olmayan problemler.en sık görülen tıbbi hatalar.

    KANAMA:sünnet sonrası ortaya çıkan kanamalara acil müdahale edilmesi gerekiyor.çünkü aşırı kan kaybı ölüme neden olabiliyor.

    ENFEKSİYON:steril şartlar da yapılmayan sünnette bulaşıcı hastalık kapma riski artıyor.özellikle toplu yapılan sünnetler de bu risk,çok yüksek

    Fazla ya da eksik kesilmesi: bu tip durumlar da organik sorunların yanı sıra estetik olarak da müdahale edilmesi gerekebilir.

    Op.Dr.EMİR İMANİ

    Çocuk cerrahisi uzmanı

  • Çocuklarda inmemiş testis

    Çocuklarda inmemiş testis

    Her iki testis erişkinde karnın altında ve penisin arkasında skrotum denilen deri bir torba içinde bulunurlar. Anne karnındayken ise böbreklerin hemen altında, yani karın içerisindedirler. Doğumdan önceki 7. ayda bu bölgeden yola çıkarak kasık kanalından geçer ve doğuma yakın torbalara inerler. İnmemiş testis Bu yolculuğun gerçekleşmemesi sonucunda ortaya çıkar. Zamanında doğan 100 bebeğin yaklaşık 3 tanesinde görülmektedir. Erken doğan ve gelişmesini tamamlayamamış bebeklerde (prematüreler) ise % 33 oranında görülür. Erken doğan bebekler zamanla kilo almaya başladıkça testis inmeye başlar. Zamanında doğan bebeklerde de ilk birkaç haftada veya ayda kendiliğinden iniş oluşabilir, böylelikle 1 yaşında yaklaşık % 0.8-1 çocukta hala inmemiş testis mevcut olabilir.

    Nedenleri konusunda bir çok fikir ileri sürülmüş olmasına rağmen henüz oluşum mekanizması tam olarak anlaşılamamıştır. Ancak inmemiş testisli çocuklarda kısırlık ve testis kanseri riski normal popülasyona göre daha yüksektir, bu nedenle mutlaka tedavi ve takibi gereklidir.

    Gerçek inmemiş testis 6. aydan sonra kesinlikle inmez ve testisteki değişiklikler bu dönemden sonra başlar ve sperm üreten hücreler zaman geçtikçe zarar görür.

    Bazı aileler çocuklarının testislerinin zaman zaman kasık kanalına doğru kaçtığını, ama yukarıdan aşağıya doğru nazik bir şekilde itilidiğinde skrotum içine yerleştiğini gözlemlediklerini ifade ederler. Annelerin bu gözlemleri gerçektir ve bu durum hareketli (retraktil) testis olarak isimlendirilir. Retraktil testisler 5-6 yaş arasındaki çocuklarda sıktır. Bu vakalar çoğu zaman (ve yeterli dikkat gösterilmediğinde) gerçek inmemiş testis ile karışabilir. Genellikle çift taraflı olan retraktil testisler tedaviye ihtiyaç göstermeden ergenliğin erken döneminde tam olarak torbaya (skrotuma) yerleşirler. Retraktil testisler çoğu zaman torba içinde olduklarından sperm üretimi etkilenmez.

    Aileler bebeklerinin testislerinin yerinde olup olmadığını doğumdan itibaren kontrol etmelidirler. Testislerinden birisi veya ikisi birden yerinde yoksa veya aile bu konuda bir şüphe duyuyorsa bebeği mutlaka bir hekime, tercihen bir çocuk ürolojisi uzmanına götürmeleri gereklidir. İnmemiş testisi olan bebeklerin 1 yaşından önce mutlaka incelenmiş olması gerekir. Böylece hekimlerin erken dönemde inmemiş testis ile birlikte başka bir sorun olup olmadığını özellikle de bebeğin cinsiyetinde şüpheye yol açan bir sorun olup olmadığını araştırmaları sağlanmış olur.

    Tedavisinde ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi olmak üzere iki seçenek vardır. Cerrahi tedavide amaç tek veya bazen iki seansta testisin torbadaki normal pozisyonuna getirilmesidir. Testisler normal gelişimlerini sürdürebilmeleri için mutlaka normal olması gereken pozisyonlarında olmak zorundadırlar. Burada yer almazlarsa, her şeyden önce, gelişimleri bozulur ve giderek küçülürler.

    2001 yılından beri, inmemiş testisin cerrahi tedavisini, yumurtalık kesesine (skrotuma) yaptığımız küçük bir kesi ile farklı bir teknikle yapılmaktayız. Skrotal Orşiopeksi adı verilen bu ameliyat tekniği ile tüm dünyada yapılan en fazla hasta sayısına sahibiz. Klasik tedavide yapılan kasık kesisi bu ameliyatta yapılmamaktadır. Böylece çocuklar daha erken dönemde ayağa kalkmakta ve daha az komplikasyon görülmektedir. Bu ameliyat tekniğinin önemli avantajlarından biri de ameliyat izi kalmamasıdır. Bu konu ile ilgili tüm dünya çapında önemli dergilerde yayınlanmış çeşitli çalışmalarımız da bulunmaktadır.

    Ameliyat sonrasında 5 gün boyunca yapılacak pansuman sonrasında günlük normal hayata dönülmektedir.

  • İnguino-skrotal patolojiler

    Çağrılı Yazar Invited Author

    DOI: 10.4274/Turk Ped Ars.45.23

    İnguino-skrotal patolojiler / Inguino-scrotalpathologies

    Ünal Zorludemir

    ÇukurovaÜniversitesiTıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı, Adana, Türkiye

    Özet

    İnguinal ve skrotal patolojiler çocukluk çağında en çok rastlanan cerrahi sorunlardır. Bunların çoğu inguinal herni, hidrosel, inmemiş testis ve testis tümörleridir. Akut skrotal ağrı ve/veya şişliğe yol açan patolojilerden en çok rastlananlar ise testis torsiyonu, epididimo-orşit ve appendiks testis torsiyonudur. Bu rahatsızlıkların zamanında doğru tanı ve tedavisinin yaşamsal önemi vardır. (Türk Ped Arş 2010; 45 Özel Sayı: 23-8) Türk Pediatri Arşivi Dergisi,

    Anahtar sözcükler: Akut skrotum, çocuk, hidrosel, inguinal herni, inmemiş testis, testis tümörü

    Summary

    Inguinal and scrotal pathologies are the most common surgical problems in childhood. Most of these pathologies are inguinal hernia, hydrocele, undescended testicle and testis tumors. Among the most common pathologies that cause acute scrotal pain and/or swelling are testis torsion, epididymo-orchitis and torsion of appendix testis. The timely and correct diagnosis and treatment of these disorders in time is of vital importance. (Turk Arch Ped 2010; 45 Suppl: 23-8)

    Key words: Acute scrotum, child, hydrocele, inguinal hernia, testis tumor, undescended testicle

    İnguinal herni (kasık fıtığı)

    Çocuklarda kasıkta en çok görülen indirekt inguinal her- nidir. Prosessus vajinalis adı verilen periton uzantısının açık kalması ile gelişir.

    Miadında bebeklerde %0,8-4,4 (1), prematürelerde ise %16-25 arasında görülür (2,3). Prosessus vajinalisin açıklığı doğuştan olduğu halde, fıtığın klinik olarak görülme yaşı bu açıklığın genişliğine göre değişir. Prosessus vajinalis daha geç kapandığı için sağda daha fazla rastlanır (%60), %10 oranında bilateraldir (4).

    Tipik öykü, kasıkta ya da erkeklerde skrotumda, kızlar- da ise labium majus bölgesinde zaman zaman ortaya çıkan şişlik şeklindedir (Resim 1,2). Bu şişlik ağlama, ıkınma gibi karın içi basıncını artıran durumlarda belirginleşir, yatmakla ya da itmekle kaybolur.

    Resim 1. Erkek çocukta inguinal herni

    Resim 2. Kız çocukta inguinal herni

    İnguinal herni muayenesi için ortam sıcak olmalı, her iki taraf da aynı anda gözlenerek şişlik olup olmadığı incelenmeli, testislerin skrotumda olup olmadığı değerlendirilmelidir. Büyük çocukların kaka yapıyor gibi ıkınması şişliği gör- mede yardımcı olabilir. fiişlik varsa inguinal bölgeye doğru itilmeye çalışılmalı, itilemiyorsa, bulunduğu yerde hareketli mi (lenf bezi, kordon kisti, testis), yoksa sabit mi (boğulmuş fıtık) olduğu değerlendirilmelidir. Bütün bunlara rağmen muayene esnasında fıtığa bağlı şişlik görülmeyebilir. Böyle durumlarda ailenin şişliği nerede gördüğü sorgulanmalı ve şişliğin yerini göstermesi söylenmelidir.

    İnguinal herni kendiliğinden geçmez, her an boğulma riski vardır. Bu da erkeklerde barsak ve/veya testisin, kız- larda ise daha çok over ve/veya tuba uterinanın burada sı- kışmasına, bu organlarda nekroz ve gangren gelişmesine, hatta sepsise, bunun sonucunda da hastanın kaybedil- mesine sebep olabilir. Çocuğun yaşı ve fıtık ne kadar kü- çükse, boğulma riski o kadar fazladır. Bu nedenlerle, in- guinal herninin tedavisi ‘tanı konduğunda, elektif şartlarda en kısa zamanda cerrahi’dir. Burada elektif şartlardan kastedilen, çocuğun ameliyatını ve/veya genel anestezi almasını engelleyecek bir enfeksiyon, anemi ya da siste- mik başka bir rahatsızlığının olmamasıdır.

    Prematüre bebeklerde fıtığın boğulma riski daha fazladır (%31) ve yenidoğan yoğun bakım ünitesinden evine gön- derilmeden inguinal hernisinin onarılması önerilir (5).

    Bir tarafında inguinal hernisi olan çocukta ileride karşı tarafta da herni görülme ihtimali ortalama %20’dir (6-8). Fı- tık bulgusu olmayan karşı tarafın rutin ameliyatı eskisi kadar yaygın bir uygulama değildir.

    Organların fıtık kesesi içinde sıkışıp karın içine itileme- mesi fıtık boğulmasıdır (inkarserasyon). Bu olay, sıkışan barsakların, erkeklerde testisin, kızlarda ise over ve/veya tuba uterinanın nekroz ve gangrenine, barsağın perforasyo- nuna kadar ilerleyebilir. Boğulmuş fıtık hidroselle ve bazen testis torsiyonu ile karışır. Öyküde ağrı olmaması ve şişliğin uzun süredir aynı şekilde devam etmesi öncelikle hidroseli düşündürmelidir. Daha önce hiç bir şişlik yokken aniden or- taya çıkan kasık ya da skrotum şişliği öncelikle boğulmuş fıtığı düşündürmelidir. Erkeklerde skrotum şişliğinin ayırıcı tanısında en pratik tanı yöntemi, skrotumu da içine alan ayakta direkt karın grafisidir (Resim 3). Skrotumda gaz-sıvı seviyesinin görülmesi, burada barsak olduğuna, dolayısı ile fıtığa işaret eder. Ayırıcı tanı için gerekirse ultrasonografi (USG) yapılır.

    Resim 3. Skrotal herni, ayakta direkt karın grafisi

    Boğulmuş fıtıklı hastada sıkışan organda beslenme bozukluğu düşündüren bulgular (ödem, renk değişikliği, lokal ve/veya sistemik ateş, lökositoz) varsa acil ameliyat gerekir.

    Konjenital hidrosel (9)

    Hidrosel, testisi saran iç ve dış tunika vajinalis tabakala- rının arasında sıvı toplanmasıdır ve genellikle doğumda or- taya çıkar. Periton boşluğu ile ilişkili (kommünikan) ya da ilişkisiz (nonkommünikan, basit) olabilir. Kommünikan olduğunda, bebek yatıyorken şişlik azalır ama tamamen kaybol- maz, ayakta durduğu zaman şişlik artar. Sağda daha çok görülür, sıklıkla bilateraldir. Birçok çocukta inguinal herni ile birlikte bulunur.

    Prosessus vajinalisin segmenter olarak kapanması ha- linde lokalize kord hidroseli (kordon kisti, kızlarda Nuck ka- nalı kisti) gelişir. Bu da periton boşluğu ile ilişkili ya da iliş- kisiz olabilir. Kord yapıları ile birlikte olan ağrısız bir şişlik şeklindedir. Testisin hemen yukarısında ya da inguinal bölgede olabilir. Kitle hareketlidir ve ışığı geçirir. Tanıda USG yardımcı olabilir (10,11).

    Öykü ve muayene ile herni ve hidrosel genellikle birbi- rinden ayırt edilebilir. Herni şişliği karın içi basıncının artması ile ve zaman zaman ortaya çıkar. Kendiliğinden ya da bastırmakla tamamen kaybolur. Hidrosel şişliği ise çoğunlukla doğuştan beri vardır ve kısa sürede tamamen kaybolmaz, basmakla içeri gitmez. Ancak, hidrosel peritonla ilişkili (kommünikan) ise, çocuk yatarken bu şişliğin gerginliği azalır, uyanıkken ve ayakta ise belirginleşir. Transilluminasyon (ışık) muayenesi, testis tümörü gibi solid kitleleri hidrosel ve herniden ayırdetmek için yararlıdır. Kızlarda ayırıcı tanı için en yararlı yöntem USG’dir.

    Peritonla ilişkisiz konjenital hidrosellerin çoğunda hidrosel sıvısı 1-2 yaşına kadar emilir ve kaybolur, geçmezse ameliyat edilir. Bunun dışında, herni ile birlikte bulunan hidroseller ile, abdominoskrotal dev hidroseller beklenmeden ameliyat edilir. Bebekte hidrosel sıvısının aspire edilmesi kontrendikedir, enfeksiyon riski vardır (11).

    İnmemiş testis

    Testisler gebeliğin 23. haftasından itibaren prosessus vajinalis adlı periton uzantısını takiben skrotum içine doğru uzanır. Doğumda en çok görülen anomalilerdendir ve za- manında doğmuş yenidoğan erkeklerin %3’ünde bulunur (12-15). Prematürelerde bu oran %30,3’tür (12). Düşük doğum ağırlığı, siyah ya da Hispanik ırk, ailede inmemiş testis öyküsü ve gebelikte kola alımı testisin geç inmesine etkili olan diğer etkenlerdir (16-17).

    Testisin, ilk geliştiği yer olan böbrek alt polünün inferio- ru ile skrotum arasındaki iniş yolu üzerinde bir yerde kalma- sına inmemiş testis denir. Kriptorşidizm (saklı testis) ise daha geniş bir ifadedir. Testisin skrotumda olmaması kriptorşidizmdir. Kriptorşidizm, inmemiş testisin yanı sıra, ektopik testisi ve anorşidiyi (testisin yokluğu) de içerir. Testisin iniş yolu dışında bir yerde olmasına ektopik testis denir, inguinal bölgede, karşı skrotumda, perinede, uylukta, prepenil bölgede olabilir.

    İnmemiş testisin nedenini açıklayacak doğru bir moleküler ve genetik süreç henüz bilinmemektedir.

    İnmemiş testislerin yaklaşık %20’si palpe edilemez. Testis ele gelmiyorsa olasılıklar: küçük (atrofik), intraabdominal, inguinal kanalda derinde olması, ya da o tarafta testisin hiç olmamasıdır (vanishing testis).

    İnmemiş testisin komplikasyonları infertilite, malignite, travmaya daha kolay uğrayabilme, torsiyon ve olumsuz psikolojik etkilenme olarak sayılabilir. Özellikle bilateral in- memiş testisler için infertilite oranı yüksektir. Testisin erken indirilmesi hem malignansi riskini azaltır, hem de skrotum- da daha kolay izlenmesini sağlar (18).

    İnmemiş testisin bir yaşından sonra skrotuma inme şansı yoktur. Bu nedenle, bir yaşını doldurmuş bir çocukta testis beklenmeden cerrahi olarak skrotuma indirilmelidir.

    İndirme işlemini altı aya indiren gruplar da vardır. Adolesan döneminden sonra başvuran inmemiş testisi çıkarmak (or- şiyektomi) en çok benimsenen yöntemdir.

    Retraktil testis (utangaç testis), aktif kremaster refleksi nedeniyle testisin kendiliğinden skrotumdan yukarıya inguinal kanala- kaçması, fakat elle kolaylıkla skrotuma indirilebilmesi ve bırakınca yine skrotumda kalabilmesidir. En çok 3-7 yaşlar arasında görülür. Fizyolojik bir olaydır. Testis kolaylıkla skrotumun alt ucuna indirilebiliyorsa, hiç bir tedavi gerektirmez (19). İndirilmesine rağmen, testisin skrotumda kolaylıkla duramadığı ve gergin olduğu çocukların %50 kadarında daha sonra testisin yukarı kaçma riski vardır. Testis tamamen skrotal oluncaya kadar bu çocukların yıllık takibi gerekir.

    Asendan testis, testisin daha önce skrotumda görülme- sine, yani inmiş olmasına rağmen sonradan inguinal bölgeye kaçması durumudur. Germ hücre sayısının azalmasından dolayı, bunların da inmemiş testis gibi değerlendirilmesi önerilir (20).

    Testis tümörleri (21)

    Testis tümörleri tüm çocukluk çağı solid tümörlerinin %1-2’sini oluşturur, en fazla 2 yaşında görülür (22,23). Ço- cuklardaki testis tümörlerinin büyük bir çoğunluğunu (%74) benign lezyonlar oluşturur (24).

    İnterseks rahatsızlığı olan hastalarda gonadal tümör insidansı artış gösterir (25). Mikst gonadal disgenezisli çocukların %25’inde tümör oluşma riski vardır (26) ve yaşla insidansı artar (27). Gonadal disgenezisli hastalardaki tüm ‘streak’ gonadlar çıkarılmalıdır (28).

    İnmemiş testisli çocuklarda neoplazi en sıklıkla bilateral inmemiş testislilerde gelişir. Yerinde bırakılan inguinal ya da abdominal inmemiş testislerin seminoma riski çok yüksek- tir (%74); karşıdaki normal inmiş testisin testis kanseri riski yoktur (29).

    Testis tümörlü çocuklarda en çok rastlanan bulgu ‘ağrı- sız skrotal solid kitle’dir (30-32). Skrotumda belirlenen ağrı- sız solid kitle, aksi ispat edilene kadar malign kabul edilmeli ve mutlaka incelenmelidir (32,33).

    Testis tümörlü çocukların değerlendirilmesinde USG rutin olarak tercih edilir (34). Benign ve malign tümörleri güvenilir şekilde ayırt edebilen USG özellikleri yoktur, anekoik kistik lezyonlara ait bulgular benign lezyonları düşündürebilir.

    USG’ye ek olarak serumda AFP ölçülmesi önemlidir. Yolk kesesi tümörleri her zaman AFP yapar ve tüm AFP pozitif tümörlerin Yolk kesesi elementi içerdiği düşünülür (35). Benign lezyonlarda AFP seviyesi normaldir.

    Teratom, puberte öncesi çocuklarda en çok görülen testis tümörüdür (%48), sonra epidermoid kistler gelir (24,36,37). Puberte öncesi matür teratomlar erişkinlere gö- re benign klinik seyirlidirler. Testis teratomları testisi koru- yucu cerrahi yöntemlerle çıkarılırlar (36-42).

    Lösemi ve lenfomalar, çocuklarda testislere en çok yayılan malignansilerdir. Burkitt lenfomalı çocuklarda testis tutulumu %4 oranında görülür ve ilk klinik bulgu olabilir (43).

    Varikosel (11)

    Spermatik kord venlerinin (pampiniform pleksus) geniş ve kıvrımlı olmasıdır. Adolesan erkeklerin yaklaşık %15’inde görülür. Varikosellerin %90’ı sol taraftadır (44). Varikosel gelişimi, sol renal vendeki venöz basıncın artması, kollateral venöz anastomozlar ve internal spermatik venlerin valv- lerinin yetersizliğine bağlanır. Varikoselin toksik etkisi sonucu her iki testiste de histolojik bozukluklar görülebilir. Se- men analizi adolesanlarda ender olarak yapılabildiği için, tedavi planlarken testis volümü değerlendirilmektedir.

    Adolesan varikoseli çoğunlukla asemptomatiktir. Çoğu rutin muayene sırasında farkedilir. Bu tür ağrısız bir skrotal kitle, inguinal herni, kommünikan hidrosel, omental herni, kord hidroseli, epididim kisti (spermatosel) ve skrotal hidroselden ayırt edilmelidir. Fizik muayene sıcak bir ortamda yapılmalı, hem yatarak, hem de ayakta, Valsalva manevrası yaptırarak ve yaptırmadan muayene tekrar edilmelidir. Testisin üst tarafında ya da çevresinde bulunur. Klasik görüntüsü, solucan paketi gibi skrotum derisinden görünmesidir (grade III). Muayenede testisin büyüklüğünü orkidometre ile değerlendirmek ya da USG incelemesi önemlidir (11).

    Varikosel olan tarafta 2 ml’den ya da %20’den fazla vo- lüm kaybı, varikoselin cerrahi tedavisi için yeterli kriter olarak kabul edilir (45).

    Akut skrotum (11)

    Bir çocuk ya da adolesanda akut olarak ortaya çıkan ağrı, duyarlılık ya da şişlik acil bir durumdur ve ayırıcı tanı için hızla değerlendirilmelidir. Adolesanlar akut skrotal şişliğin potansiyel önemini her zaman anlayamadıkları için, bunların subakut hatta kronik skrotal şişlikleri bile acil değerlendirmeyi gerektirebilir.

    Akut skrotum ayırıcı tanısı için sayılabilecek patoloji lis- tesi: spermatik kord torsiyonu, appendiks testis torsiyonu, appendiks epididimis torsiyonu, epididimit, epididimo-or- şit, inguinal herni, kommünikan hidrosel, hidrosel, kord hidroseli, travma/insektisit ısırması, dermatolojik lezyonlar, inf- lamatuar vaskülit (Henoch-Schönlein purpurası), idiopatik skrotal ödem, tümör, spermatosel ve varikosel, ürogenital olmayan patolojiler (adduktor tendiniti gibi)dir. Acil cerrahi işlem geretiren spermatik kord torsiyonunun diğerlerinden ayırt edilmesi çok önemlidir.

    Spermatik Kord Torsiyonu (İntravaginal) (11)

    Gerçek bir acil cerrahi durumdur. Sebep, testis ve epi- didimin skrotumdaki fasya ve kas yapılarına uygun fiksas- yonunun olmamasıdır (Resim 4). Klasik görünüşü ani baş- layan skrotal ağrıdır. Bazı çocuklarda bu ağrı yavaş yavaş, bazılarında ise çok hafiftir. Akut skrotal ağrısı olan çocukların çoğu, daha önceden yaşanmış şiddetli, kendi kendini sınırlayan skrotal ağrı ve şişlik öyküsüne sahiptirler. Bu, muhtemelen daha önce olan gelip-geçici torsiyon nedeniyledir. Bulantı ve kusma eşlik edebilir. Aynı tarafta karın alt kadranında ağrı olabilir. Dizüri ve diğer mesane semptomları genellikle yoktur.

    Akut skrotum ayırıcı tanısında fizik muayene bulgusu öyküden çok daha çarpıcı özelliktedir. Torsiyon sonucu o taraf testis skrotumun daha yukarısında olabilir. Kremaster refleksi hemen hiç bir zaman yoktur (46).

    Renkli Doppler USG, testis kan akımının olmadığını gös- tererek yardımcı olur. Testis sintigrafisinin güvenilirliği daha azdır. Tanı konduğunda tedavi çok acil cerrahidir. Ameliya- tın altı saatten sonraya kalması halinde testis çoğu zaman kurtarılamaz.

    Spermatik kordun gelip-geçici torsiyonunu düşündüren öyküye sahip hastalarda da elektif koşullarda her iki testise birden cerrahi tedavi önerilir (47).

    Resim 4. Spermatik kord torsiyonu

    Testis ve epididim appendikslerinin torsiyonu (11)

    Appendiks testis mülleryan kanal artığı, appendiks epi- didimis ise wolffian kanalı artığıdır (Resim-6). Adolesan dö- neminde her ikisi de hormonal uyarılar sonucu torsiyona meyillidir. Bu yapıların torsiyonu çok sinsi başlayan skrotum ahatsızlığından, kord torsiyonunda görülen akut tabloya benzer klinik tabloya kadar değişebilir. Kremaster ref- leksi kaybolmaz, testis hareketlidir. Torsiyonun olduğu yerde ‘mavi nokta işareti’ bulunur. Doppler USG ve testis sin- tigrafisi normal ya da artmış kan akımını gösterir. Appendiks torsiyonu tanısı kesin ise cerrahi tedaviye gerek yok- tur. Kendiliğinden düzelmeye bırakılır. Kord torsiyonundan ayırt edilemezse eksplorasyon gerekir.

    Epididimit, epididimo-orşit, orşit (11,48)

    Epididim ve testis enflamasyonu ya da enfeksiyonu, akut testis torsiyonu kadar sık görülür, (48,49). Klinik bulguları skrotal şişlik, kızarıklık ve ağrıdır (Resim 5). Appendiks torsiyonu epididimit ile karışabilir. Epididimitte bulgular, epididime lokalize şişlik ve duyarlılıktan, tüm skrotum yarısını içine alan enflamasyona kadar değişebilir. Epididimitli hastalarda kremaster refleksi vardır. Bu refleksin yokluğu büyük oran- da spermatik kord torsiyonunu destekler (44).

    Epididimitle birlikte çoğu zaman piyüri, bakteriüri ya da pozitif idrar kültürü bulunur. Normal idrar incelemesi bulgusu ise epididimit olmadığını göstermez. Renkli Doppler USG’de ve testis sintigrafisinde kan akımı artmıştır. Kabakulak vb. viral enfeksiyonlara bağlı orşit ya da epididimo-orşite ait çoğu değişiklikler nonspesifiktir (48,50).

    Küçük çocuklarda ve bebeklerde epididimit daha çok genitoüriner anomaliler ile, büyük çocuklarda ise hematojen yayılım ile ilişkilidir (48,51). Bu nedenle, epididimit tanısı konan çocuklarda sebebi araştırmak için üriner sistemin radyolojik incelemeleri mutlaka yapılmalıdır. Epididimit geçiren çocuğun yaşı ne kadar küçükse, idrar yolu enfeksiyonu, radyolojik anomali ya da her ikisinin birden olması ihtimali o kadar fazladır (52).

    Resim 5. Orşit

    Tedavi, yatak istirahati, skrotumun yukarı kaldırılması, lokal soğuk ya da ılık uygulanması, nonsteroid antienflamatuvar ve analjezik, üriner enfeksiyon varsa antibiyotik verilmesidir.

    Diğer akut skrotal şişlik nedenleri

    Akut idiopatik skrotal ödemin sebebi belli değildir, ateş ve kızarıklık yoktur (53). Skrotal duyarlılık genellikle çok azdır, fakat kaşıntı belirgindir. İdiopatik olduğu kabul edilse de, allerjik, kimyasal dermatit, insektisit ısırması, travma gibi nedenlerle de olabilir. Perirektal abseden ayırdetmek için perine ve perianal muayene yapılmalıdır. Çoğunda skrotum duvarı kalınlaşmıştır, testisler palpe edilebilir. fiüphe varsa renkli Doppler USG incelemesi yapılır. Tedavi gerekmez.

    Henoch-Schönlein purpurası sistemik vaskülitistir ve testisin, epididimin ya da her ikisinin birden tutulmasına se- konder olarak skrotum şişliğine neden olabilir (54). Vaskülitin nedeni bilinmemektedir. Hastaların %35’inde görülür. Skrotal bulgular genellikle yaygındır, şişlik, kızarıklık ve duyarlılıktan ibarettir. İdrar incelemesinde hematüri ve prote- inüri bulunabilir. Renkli Doppler USG ve testis sintigrafisi artmış kan akımını gösterir. Genellikle kendini sınırlarsa da, steroid tedavisi gerekebilir.

    Kaynaklar

    1-Brosnther B, Abrams MW, Elboim C. Inguinal hernias in children a study of 1000 cases and review of the literature. Am J Med Womens Assoc 1972; 27: 522-5. (Abstract)

    2-Rajput A, Gauderer MW, Hack M. Inguinal hernias in very low birth weight infants: incidence and timing of repair. J Pediatr Surg 1992; 27: 1322-4. (Abstract)

    3-Walsh SZ. The incidence of external hernias in premature infants. Acta Paediatr 1962; 51: 161-4. (Abstract) / (PDF)

    4-Rowe MI, Clatworthy HW. Incarcerated and strangulated her- nias in children. A statistical study of high-risk factors. Arch Surg 1970; 101: 136-9. (Abstract) / (PDF)

    5-Lau ST, Lee YH, Caty MG. Current management of hernias and hydroceles. Semin in Pediatr Surg 2007; 16: 50-7. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    6-Rowe MI, Clatworthy HW Jr. The other side of the pediatric inguinal hernia. Surg Clin North Am. 1971; 51: 1371-6. (Abstract)

    7-Rowe MI, Marchildon MB. Inguinal hernia and hydrocele in infants and children. Surg Clin North Am 1981; 61: 1137-45. (Abstract)

    8-Snyder W Jr, Greaney E Jr: Inguinal hernia. In: Benson C, Mustard W, Ravitch M, et al (eds): Pediatric surgery. Chicago, Year Book Medical Publishers, 1962; 573-87.

    9-Glick PL, Boulanger SC. Inguinal hernias and hydroceles. In: Grosfeld JL, O’Neill JA Jr, Fonkalsrud EW, Coran AG (eds). Pediatric Surgery, 6th ed., Philadelphia: Mosby-Elsevier, 2006, 1172-92.

    10-Martin LC, Share JC, Peters C, Atala A. Hydrocele of the sper- matic cord: embryology and ultrasonographic appearance. Pediatr Radiol 1996; 26: 528-30. (Abstract) / (PDF)

    11-Schneck FX, Bellinger MF. Abnormalities of the Testes and Scrotum and their Surgical Management. In: Wein AJ, Kavoussi LR, Novick AC, Partin AW, Peters CA (eds). Campbell-Walsh Urology, 9th ed., Philadelphia: Saunders, 2007; 3761-98.

    12-Scorer CG, Farrington GH. Congenital deformities of the testis and epididymis. New York, Appleton-Century-Crofts, 1971.

    13-Cryptorchidism, 1992. Cryptorchidism: A prospective study of 7500 consecutive male births, 1984-8. John Radcliffe Hospital Cryptorchidism Study Group. Arch Dis Child 1992; 67: 892-9. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    14-Berkowitz GS, Lapinski RH, Dolgin SE, Gazella JG, Bodian CA, Holzman IR. Prevalence and natural history of cryptorchidism. Pediatrics 1993; 92: 44-9.

    15-Thong M, Lim C, Fatimah H. Undescended testes: Incidence in 1.002 consecutive male infants and outcome at 1 year of age. Pediatr Surg Int 1998; 13: 37-41. (Abstract)

    16-Berkowitz GS, Lapinski RH. Risk factors for cryptorchidism: A nested case-control study. Paediatr Perinat Epidemiol 1996; 10: 39-51. (Abstract)

    17-Wenzler DL, Bloom DA, Park JM. What is the rate of sponta- neous testicular descent in infants with cryptorchidism?. J Urol 2004; 171: 849-51. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    18-Walsh TJ, Dall’Era MA, Croughan MS, Carroll PR, Turek PJ. Prepubertal orchiopexy for cryptorchidism may be associated with lower risk of testicular cancer. J Urol 2007; 178: 1440-6. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    19-Wyllie GG. The retractile testis. Med J Aust 1984; 140: 403-5. (Abstract)

    20-Rusnack SL, Wu HY, Huff DS, et al. The ascending testis and the testis undescended since birth share the same histopathol- ogy. J Urol 2002; 168: 2590-1. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    21-Ritchey ML, Shamberger RC. Pediatrc Urologic Oncology. In: Wein AJ, Kavoussi LR, Novick AC, Partin AW, Peters CA (eds). Campbell-Walsh Urology, 9th ed., Philadelphia: Saunders, 2007; 3871-906.

    22-Li FP, Fraumeni JF. Testicular cancers in children: epidemiolog- ic characteristics. J Natl Cancer Inst 1972; 48: 1575-81. (Abstract)

    23-Haas RJ, Schmidt P. Testicular germ-cell tumors in childhood and adolescence. World J Urol 1995; 13: 203-8. (Abstract)

    24-Pohl HG, Shukla AR, Metcalf PD, et al. Prepubertal testis tumors: actual prevalence rate of histological types. J Urol 2004; 172: 2370-2. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    25-Ramani P, Yeung CK, Habeebu SS. Testicular intratubular germ cell neoplasia in children and adolescents with intersex. Am J Surg Pathol 1993; 17: 1124-33. (Abstract)

    26-Schellhas HF. Malignant potential of the dysgenetic gonad. II. Obstet Gynecol 1974; 44: 455-62. (Abstract)

    27-Manuel M, Katayama PK, Jones HW Jr. The age of occurrence of gonadal tumors in intersex patients with a Y chromosome. Am J Obstet Gynecol 1976; 124: 293-300. (Abstract)

    28-Aarskog D. Clinical and cytogenetic studies in hypospadias. Acta Paediatr Scand Suppl 1970; 203: 203:1+. (Abstract)

    29-Wood HM, Elder JS. Cryptorchidism and testicular cancer: sep- arating fact from fiction. J Urol 2009; 181: 452-61. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    30-Sugita Y, Clarnette TD, Cooke-Yarborough C, Chow CW, Waters K, Hutson JM. Testicular and paratesticular tumours in children: 30 years’ experience. Aust N Z J Surg 1999; 69: 505-8. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    31-Oottamasathien S, Thomas JC, Adams MC, DeMarco RT, Brock JW 3rd, Pope JC 4th. Testicular tumours in children: a single- institutional experience. BJU Int 2007; 99: 1123-6. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    32-Çiftçi AO, Bingöl-Koloğlu M, fienocak ME, Tanyel FC, Büyükpamukçu M, Büyükpamukçu N. Testicular tumors in chil- dren. J Pediatr Surg 2001; 36: 1796-801. (Abstract) / (Full Text) / (PDF)

    33-Treiyer A, Blanc G, Stark E, Haben B, Treiyer E, Steffens J. Prepubertal testicular tumors: frequently overlooked. J Pediatr Urol 2007; 3: 480-3. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    34-Coley BD. Sonography of pediatric scrotal swelling. Semin Ultrasound CT MR 2007; 28: 297-306. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    35-Huddart SN, Mann JR, Gornall P, et al. The UK Children’s Cancer Study Group: Testicular malignant germ cell tumours 1979-1988. J Pediatr Surg 1990; 25: 406-10. (Abstract)

    36-Metcalfe PD, Farivar-Mohseni H, Farhat W, McLorie G, Khoury A, Bägli DJ. Pediatric testicular tumors: contemporary incidence and efficacy of testicular preserving surgery. J Urol 2003; 170: 2412-6. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    37-Shukla AR, Woodard C, Carr MC, et al. Experience with testis sparing surgery for testicular teratoma. J Urol 2004; 171: 161-3. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    38-Marshall S, Lyon RP, Scott MP. A conservative approach to tes- ticular tumors in children: 12 cases and their management. J Urol 1983; 129: 350-1. (Abstract)

    39-Altadonna V, Snyder HM 3rd, Rosenberg HK, Duckett JW. Simple cysts of the testis in children: preoperative diagnosis by ultrasound and excision with testicular preservation. J Urol 1988; 140: 1505-7. (Abstract)

    40-Rushton HG, Belman AB, Sesterhenn I, Patterson K, Mostofi FK. Testicular sparing surgery for prepubertal teratoma of the testis: a clinical and pathological study. J Urol 1990; 144: 726-30. (Abstract)

    41-Pearse I, Glick RD, Abramson SJ, Gerald WR, Shamberger RC, La Quaglia MP. Testicular-sparing surgery for benign testicular tumors. J Pediatr Surg 1999; 34: 1000-3. (Abstract) / (PDF)

    42-Valla JS, for the Group D’Etude en Urologie Pédiatrique. Testis- sparing surgery for benign testicular tumors in children. J Urol 2001; 165: 2280-3. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    43-Lamm DL, Kaplan GW. Urological manifestations of Burkitt’s lymphoma. J Urol 1974; 112: 402-5. (Abstract)

    44-Steeno OP. Varicocele in the adolescent. Adv Exp Med Biol 1991; 286: 295-321. (Abstract)

    45-Kass EJ. The evaluation and management of the adolescent with a varicocele. AUA Update series 1990; 12: 90-5.

    46-Rabinowitz R. The importance of the cremasteric reflex in acute scrotal swelling in children. J Urol 1984; 132: 89-90. (Abstract)

    47-Eaton SH, Cendron MA, Estrada CR, et al. Intermittent testicu- lar torsion: diagnostic features and management outcomes. J Urol 2005; 174: 1532-5. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    48-Dairiki Shortliffe LM. Infection and Inflammation of the Pediatric Genitourinary Tract. In: Wein AJ, Kavoussi LR, Novick AC, Partin AW, Peters CA (eds). Campbell-Walash Urology. Philadelphia: Saunders, 9th ed., 2007, 3232-68.

    49-Freedman A: Urinary tract infection in children. In: Litwin M, Saigal CS (eds). Urologic Diseases of America. U.S. Department of Health and Human Services, Public Health Service, National Institutes of Health, National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Publication No. 04-5512, Washington, DC: Government Publishing Office; 2004: 213-32.

    50-Tarantino L, Giorgio A, de Stefano G, Farella N. Echo color Doppler findings in postpubertal mumps epididymo-orchitis. J Ultrasound Med 2001; 20: 1189-95. (Abstract) / (PDF)

    51-Williams CB, Litvak AS, McRoberts JW. Epididymitis in infancy. J Urol 1979 ; 121: 125-6. (Abstract)

    52-Merlini E, Rotundi F, Seymandi PL, Canning DA. Acute epi- didymitis and urinary tract anomalies in children. Scand J Urol Nephrol 1998; 32: 273-5. (Abstract) / (PDF)

    53-QVIST O. Swelling of the scrotum in infants and children, and non-specific epididymitis; a study of 158 cases. Acta Chir Scand 1956; 110: 417-21. (Abstract)

    54-Clark WR, Kramer SA. Henoch-Schönlein purpura and the acute scrotum. J Pediatr Surg 1986; 21: 991-2. (Abstract)

  • Bebek ve çocuklarda kabızlık

    Kabızlık, dışkılamada zorlanma, dışkı sıklığında azalma, çok sert veya zor dışkılama, dışkılarken ağrı hissetme olarak tarif edilebilir.. Gaita sıklığı, erken çocukluk ta günde 4-5 defa iken ,adult dönemde günde 1-2 defa ya düşer.
    Konstipasyonu olan çocukların % 90-95’inde sorun fonksiyoneldir. Ailelerimiz bize çocuğumun barsaklarında problem olduğu paniği ile müracaat etmektedir. Konstipasyonla ilgili bir aile öyküsü, düşük lifli diet alışkanlığı, hastalık ve ilaç kullanımı mevcuttur.

    Öyküde; 1. En az iki haftadır dışkılamaların çoğunda keçi pisliğine benzer sert dışkı, 2. En az iki haftadır haftada iki veya daha az sayıda sert dışkılama, 3. Bir kerede tuvaleti dolduracak kadar çok dışkılama gözlemlenir. (Beraberinde yapısal, endokrinolojik veya metabolik bir hastalığın olmaması gerekir )

    Kabızlığı bebeklikte başlayanlarda dikkatli bir öykü alındığında başlantıcı bir neden bulunur (ilaç kullanımı, diyet değişikliği, ateşli hastalık, dehidratasyon, yatağa bağımlılık, herhangi bir nedene bağlı olarak dışkılamada ağrı) saptanır, dışkılama esnasında ağrı duyan çocuk kaka yapmayı erteler ve barsak kaka içerisindeki suyu emerek kakayı daha sert bir kıvama getirir ve daha çok can yakacak hale getirir. Sonuçta kısır döngü ile dışkılama adeta imkansız ve çok ızdırap verici bir hal alır. Bu çocukların büyük kısmında anal fissür vardır, dışkılama ile damla damla veya bulaş tarzında kanama görülebilir. Bu çocuklar kaka tutma çabası içerisinde çömelip bacaklarını kasıp bir kenarda ağlarlar. Aileler bu hareketleri dışkılama çabası olarak düşürlerse de bu hareketler kaka tutma çabasıdır.
    Kabızlık uzun bir süre devam ederse rektum genişler mega rektum halini alır. Düzenli mekanik barsak boşaltımları ile rektumun ampulla kısmının tekrar eski formuna kavuşması sağlamak gerekebilir. Tedavi ve takipte temel prensip gaytayı yumuşatmak, barsak hareketlerini düzenlemek ve en zor kısmıda çocuğa dışkılarken acı çekeceği korkusunu unutturmaktır.

    Tedavi:
    1- Ilık oturma banyoları ile lokal temizlik hijyen anal fissür iyileşmesini hızlandıracaktır.
    2-Barsakları mekanik olarak boşaltmak
    3-Barsak hareketlerini düzenlemek ve gaytayı yumşatmak
    4-Ağrı hissini ve korkusunu geçirmek
    5- Diyet önerilerine uymak
    Kabızlık yapıcı gıdalar;
    1.Muz
    2.Hamur işleri, beyaz ekmek
    3.Pirinç plavı
    4.Patates,havuç
    5.Elma suyu,ayva,kestane
    6.Fast food
    7.Kolalı kafeinli içecekler,asitli ve gazlı içeçekler
    8.İnek sütü ( puding, keşkül, sütlaç vb mayalanmamış süt ürünleri)
    9. Şarküteri ürünleri (Sucuk,salam,sosis,pastırma)
    10.Baharatlı köfte , sakatatlar

    Tüketilmesi önerilen gıdalar;
    1.Lahana,semizotu,kereviz,pırasa,bamya,enginar,brokoli,karnıbahar,fasülye,kabak,
    salatalık gibi lifli sebzeler
    2.Baklagiller (Kurufasülye, mercimek, bezelye, nohut )
    3.Keten tohumu
    4.Kepekli un,çavdar unu,yulaf unu,mısır unu ( Küçük yaştaki çocuklarımız için daha çok tam buğday unu önerilir.)
    5.Elma,armut, erik, kayısı, üzüm, şeftali, kiraz gibi meyvalar kabukları ile
    6.Sızma zeytin yağı,
    Kabızlık kader değil, sabır gerektiren tedavisi mümkün, doktorunun anne olduğu bir hastalıktır.

  • Çocuklarda kabızlık sadece kader değil

    Çocuklarda kabızlık sadece kader değil

    ÇOCUKLARDA KABIZLIK

    En basit tanımı ile dışkılamada zorluk ya da gecikme olarak tanımlanan kabızlık bebeklerde ve çocuklarda sık görülen bir rahatsızlıktır.Bebeklerin kaka alışkanlıkları çok farklı olabilir.Normal olarak bazı bebekler günde 6-7 kez kaka yapabildikleri gibi, 4-5 günde bir kez de yapabilirler. Dışkılama sıklığı yaş ile azalır. Anne sütü alan bebeklerde günde en az 2 dışkılama, karışık beslenen süt çocuğunda haftada en az 3 dışkılama, büyük çocukta haftada en az 2 dışkılama olmalıdır. Anne sütü alan bebeklerde genellikle kabızlık fazla görülmez. İnek sütü veya formül mama alan bebeklerde kabızlık daha fazla görülür.

    Dışkılama sıklığı, 3-4 yaşındaki çocukların büyük çoğunluğunda günde 3 kez ile haftada 3 kez arasında değişmektedir. Buna göre kabızlık tanımı haftada 3 defadan az dışkılama alışkanlığı olarak ifade edilmektedir. Ancak bunun yanında dışkı kıvamı ve dışkılamanın ağrılı olması önemli bulgulardır. Her gün bir kez dışkılayan, ancak çok ağrılı ve sert kaka yapan bir çocuk da kabız olarak değerlendirilmelidir. Kabızlık demek için bebeğin veya çocuğun normal sıklığının dışında birkaç gün kaka yapmaması, kakasının sert çıkması, keçi pisliği şeklinde kaka yapması, karnının şişmesi, kaka yaparken zorlanması ve taze kan gelmesi gibi bulguların bir ya da birkaçının birlikte olması gerekir. Normal kıvamda kaka yaparken sadece çocuğun yüzünün kızarması kabızlık olarak kabul edilmez.

    Altına kaka kaçırma (enkoprezis) ise istemli veya istemsiz olarak katı, yumuşak veya sıvı dışkının tuvalet dışında bir yere kaçırılması olarak tanımlanır. Çoğunlukla kronik kabızlık sonucu oluşur, ancak bazen kabızlık olmadan enkoprezis görülebilir. Altına kaka kaçırma genelde 6-10 yaş arasındaki erkek çocuklarda görülür. Psikolojik veya organik nedenlere bağlı olabilir. Bu olgularda kabızlığın tedavisi yanında mutlaka psikolojik destek de gereklidir.

    KABIZLIĞIN NEDENLERİ:

    Çocukların %95’inden fazlasında sebep fonksiyoneldir, yapısal bir bozukluk yoktur.

    1. Anne sütü alan bebeklerde annenin ağırlıklı olarak kabızlığa yol açan diyetle beslenmesi.

    2. Çocuğun yeterli besin almaması,lifli (posalı) gıdalar almaması veya az su içmesi.

    3. Bazı enfeksiyöz, metabolik ve hormonal hastalıklar (hipotiroidi gibi).

    4. Ek besinlere geçiş ve diş çıkarma.

    5. Bebekte ve çocukta hareketsizlik.

    6. Tuvalete gitme isteksizliği.

    7. Tuvalet korkusu, erken tuvalet eğitimi veya sinirli, gergin annelerin çocuklarında psikolojik olarak kabızlık gelişebilir

    8. Bağırsaklarda doğuştan yeterli sinir olmaması (Hirschprung hastalığı).

    KABIZLIĞIN TEDAVİSİ:

    Öncelikle bilinmesi gereken tedavi edilemeyen kabızlık olmaz. Ancak kabızlık tedavisi bazen diyette yapılacak değişiklikle olabileceği gibi bazen de bır dizi ameliyat gerektirebilir. Buradaki en önemli nokta ailenin ‘doktora gittik, reçete aldık sadece ilaçları kullanarak hastalık geçecek ‘ düşüncesinde olmamasıdır. Tedavi bir süreç gerektirir ve bu sürede doktorla aile sıkı iletişimde bulunmalıdır.Tedaviye ne kadar erken başlanırsa sonuç o kadar iyi olur.Tıbbi ve psikolojik yaklaşım birlikte olmalıdır.

    Tedavi sürecinde *Diyet, *Eğitim, *Medikal-İlaç tedavisi *İletişim ve uyum birlikteliği esastır.

    Aile ile güvenin sağlanması, dışkılama mekanizmasının anlatılması, hastanın eğitilmesi tedavinin ilk ve en önemli basamağını oluşturmaktadır. Bu arada gerekli diyet değişiklikleri yapılmalıdır. Her sabah aç karnına bir bardak su içilmesi, her yemekten sonra dışkılama hissi oluşmasa dahi tuvalete gidip 5-10 dakika oturma alışkanlığının yerleşmesi tuvalet eğitimi açısından önemlidir. Hastaların büyük kısmı bu aşamada tedaviye tanıt verir. Yanıt alınmayan kronik kabızlıklarda ise medikal tedavi düşünülmelidir. Bunun için öncelikle karın içindeki sert kakalar boşaltılmalı, sonra da bunların tekrar oluşmasını engellemek ve düzenli dışkılama için idame tedaviye geçilmelidir. İdame tedavide doktorun tavsiyesine göre verilen tedaviye en az 6 ay devam etmek gereklidir.

    1. Bol sıvı verilmeli.

    2. Küçük bebeklerde vucut egzersizleri faydalı olabilir.

    3. Tablo 1’deki kabızlığa yol açan gıdalardan kaçınılmalıdır.

    4. Tablo 2’deki kabızlığı engelleyen gıdalardan daha çok verilmelidir.

    5. Yeni bir mamaya geçişte kabızlık görülüyorsa mama değiştirilmelidir.

    6. Tedavi süresince inek sütü kesilmelidir.

    7. Tuvalet ihtiyacı ertelenmeden, hergün belli bir saatte (kahvaltı ve yemek sonrası)çocuk tuvalete oturtularak tuvalet alışkanlığı kazandırılmalıdır.

    8. Bir günlük tutularak günlük dışkı sayısı ve oluyorsa gaita kaçırmasının işaretlenmesi çocukta teşvik edicidir ve tedavinin takibi açısından önemlidir.

    9. Çocuk cezalandırılarak değil teşvik edilerek sorun giderilmeye çalışılmalıdır.

    Kabızlık çeken çocuğun kakası sert olduğu için kaka yaparken canı yanar ve bu yüzden kaka yapmak istemez. Fakat kaka yapmadıkça da kaka sertleşir ve gaita yaparken daha çok rahatsızlığa sebep olur. Tedavi de amaç bu kısır döngüyü kırmaktır. Kalın bağırsakta bol miktarda sert ve taşlaşmış kakası olan çocuklarda ağızdan kaka yaptırıcı vermek karın ağrısı, kramp, karında şişkinlik ve kusmaya sebep olabilir. Bu yüzden böyle çocuklarda öncelikle rektal yoldan kakanın boşaltılması sağlanmalıdır. Sonra idame tedavi olarak ağızdan kolay kaka yaptırıci ilaçlar vermek gerekir. Günlük alınan lif miktarı artırılır.Uygun tuvalet eğitimi için de sabah akşam yemeklerden sonra çocuk tuvalete getirilerek en az 10 dakika tuvalete oturması sağlanmalıdır.

    Tablo 1: KABIZLIĞA YOL AÇAN GIDALAR:

    1. Muz, kızılcık ve elma suyu, ayva, havuç, kestane,

    2. Patates,

    3. Makarna, pirinç pilavı, çikolata, cips, kuruyemiş,

    4. Formül mamalar,

    5. Hamurlu gıdalar,

    6. Fast food tarzı yiyecekler.

    7. Kolalı kafeinli içecekler, asitli ve gazlı içeçekler…,

    8. İnek sütü

    9. Sucuk,salam,sosis,pastırma…,

    10.Dalak, dil, işkembe, beyin, kokoreç,ciğer…,

    11. Margarin, tereyağı…,

    Tablo 2: KABIZLIĞI ÖNLEYİCİ GIDALAR:

    1. Lahana, kereviz, pırasa, bamya, enginar, brokoli, karnıbahar, fasülye, kabak, salatalık

    2. Kurufasülye,mercimek,bezelye,nohut gibi baklagiller

    3. Elma, armut, erik(özellikle mürdüm eriği), kayısı, üzüm, şeftali, kiraz

    4. Kepekli un, çavdar unu, yulaf unu, mısır unu

    5. Sızma zeytin yağı, mısırözü yağı, soya yağı, fındık yağı

    “KABIZLIK TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIKTIR”

    Hedef; Kabızlığı, enkoprezis’e (kaka kaçırmaya) ve enürezis’e (idrar kaçırmaya) varan sonuçlara gelmeden tedavi etmek, çocuğa sağlıklı bir gelecek açısından beslenme alışkanlığı kazandırmak.

    Çocuk cerrahisi uzmanı, Op. Dr. ZAFER DÖRTDOĞAN

  • Çocuklarda kasık fıtığına farkındalık

    Çocuklarda kasık fıtığı yetişkinlerden farklıdır;
    Kasık fıtığı çocuklarda %1-5 oranında görülür. Erkeklerde kızlara göre 6 kat daha sık görülen kasık fıtığı, hastaların % 60’ında sağ, %40’ında sol ve %10’un da ise her iki taraflı görülür. Erken doğan veya düşük doğum kilolu bebeklerde fıtığa çok daha sık rastlanır. Tek taraflı fıtıklarda ilerleyen zamanlarda diğer kasıkta fıtık görülme ihtimali vardır. Bu olasılık erkek çocuklarda daha az, kızlarda ise daha fazladır.
    Kız bebeklerde kasık fıtığı ve hidrosel çok ender görülür. Erkek bebeklerinkine benzer bir kasık kanalı kız bebeklerde de vardır ve kapanmayabilir. Dışarı fırlayan organ çoğunlukla barsak değil yumurtalıktır. Anneler çoğu zaman kasıktaki şişliğin içinde bir fındık gibi hissedilen yumurtalığın farkına varırlar.

    Çocuklarda kasık fıtığı nasıl farkedilir;
    Ailelerin çoğu; çocuğun ağlama veya ıkınma sırasında kasık bölgesinde oluşan şişlik şikayeti ile hekime başvururlar. Bazı hastalar ise kasık bölgesinde oluşan şişlik, safralı kusma, kaka yapamama gibi fıtık boğulması belirtileri ile başvururlar.

    Çocuklarda kasık fıtığı tanısı;
    Kasık fıtığı tanısı kasıkta şişliğin tespiti ile konur. Skrotal tip fıtıklarda şişlik yumurtanın yanına torbaya kadar iner.

    Çocuklarda kasık fıtığı tedavisi;
    Çocuklarda kasık fıtığının nedeni gelişimsel bir artık olduğu için kendiliğinden iyileşme olasılığı yoktur. Fıtık tanısı konulan hastaya en kısa süre içerisinde fıtık ameliyatı planlanarak yapılmalıdır. Çocuklardaki kasık fıtığı hem oluşumu hem tipi hem de onarım tekniği olarak yetişkinlerden farklılık gösterir. Bu nedenle ki sizin için değerli olan Çocuğunuzun ameliyatını Çocuk Cerrahisi Kliniğinde Yetişmiş Çocuk Cerrahisi Uzmanına yaptırmak altın standartdır. Aynı zamanda Kasık Fıtığı onarımı çocuk cerrahlarının en sık yaptığı ameliyattır. 2.5kg. altında ve ameliyata mani olacak enfeksiyon gibi durumlarda en uygun şartlar oluşuncaya kadar hekim gözetiminde olmalıdır. Planlanmış fıtık onarımı sırasında komplikasyon oranı da oldukça düşüktür.

    Çocuklarda kasık fıtığı tedavisi yapılmazsa;
    Ancak kasık fıtığı nedeniyle oluşabilecek sorunlar içinde en önemlisi “boğulma” yani dışarı çıkan organların karın içine geri dönmemesidir. Boğulma riski yaşla paralel olarak azalır. İlk 6 ayda %30’larda olan oran 8 yaş üstünde %1’e kadar iner. Boğulmuş hernilerde fıtık kesesi içerisinde bulunabilen bağırsak kesiminde tıkanma olabilir. Böyle durumlarda safralı kusma ve karın şişliği oluşur. Boğulmuş ve redükte edilemeyen (fıtık içeriğinin elle yapılan müdahale ile içeri itilemediği) veya boğulmanın üzerinden 6 saati aşkın bir sürenin geçmiş olması durumlarında acil ameliyat gerekir. “Boğulmuş fıtık” çocuğun hayatını tehlikeye sokan bir durumdur ve acil müdahale gerektirir.
    Bu durumlarda komplikasyon oranı da artar.

    Fıtığın boğulması fıtık kesesi içerisindeki organların yanı sıra testislerde de kan akımının bozulması nedeni ile sıkışmış organda yani (Barsak, testis, kızlarda over yani yumurtalık) doku canlılığının bozulmasına neden olarak bozulmuş organın acil ameliyat sırasında çıkarılmasına neden olabilir.

    Çocuklarda kasık fıtığında hedef;
    Ameliyatın en kısa sürede planlanıp yapılarak, fıtığın boğulması olarak anılan ve çocuğun hayatını tehlikeye sokan acil bir sorunun gelişmemesine çalışılır.
    Hastaların büyük bir bölümü aynı gün ameliyattan 3-4 saat kadar sonra beslenme sonrası evlerine gidebilir ve hastanede yatmaları gerekmez.

    Çocuk cerrahisi uzmanı,
    Op. Dr. ZAFER DÖRTDOĞAN