Etiket: Çocuk

  • İYİ EBEVEYN…

    İYİ EBEVEYN…

    İlişkiler pinpon oyununa benzer. Karşı taraf hızlandığında, ya hızlanır ya da topu yavaşlatırsınız. Var olan bu karşılıklı tempo, hiç durmadan devam eder, ta ki iki taraftan biri oyunu bırakana kadar. Ebeveyn çocuk iletişiminde oyunu bırakan taraf genellikle ebeveyn olur. Olması gereken budur, ancak yanlış olan çoğunlukla oyunun yavaşlatılmadan bırakılmasıdır. Tempoyu yavaşlatmak, çocukla kurulan iletişimin sağlıklı olmasıyla sağlanır. Gerçekten anlaşıldığını hisseden çocuk, kendini ebeveyne teslim eder ve sınırlarını bilir.

    Aile ortamında çocuğa kendini anlatma özgürlüğü vermek, aileyi ilgilendiren kararlarda çocuğa fikrini sormak, seçenekler sıralamak ne kadar önemliyse, ailede, evde ve toplumdaki kuralların sınırlarının aile tarafından belirlenmesi de bir o kadar önemlidir. Neyi nerede yapacağını veya yapmayacağını bilen çocukla oynanan pinponun temposunu belirleyen ailedir. Ebeveyn gün boyu pek çok durumla ilgili farkındalık yorgunluğu hissederken, çocuk tüm enerjisini isteklerine yöneltebilir ve hiç durmadan oyunu hızlandırabilir. Çatışma kaçınılmaza doğru yol alırken, pes etmek ve ertelemek ise ebeveynin rutini olmaya yüz tutar. Anne ve baba günlük enerji değişimine bağlı olarak çocuğa verdiği cevaplarda tutarsızlaşabilir. Bunu farkeden çocuk ise, oyunun kurallarını değiştirmeye başlar..Oysaki onun istediği zorlanmaktır..

    Günümüz koşullarında ebeveynlerin çocuk gelişimi ile ilgili verilere ulaşması çok basit. Onlarca kitap, makale, psikolog, pedagog, psikiyatr ve danışmanın olduğu, internetin çocukla ilgili her türlü bilgiye erişimimizi kolaylaştırdığı bir dönemdeyiz. Ne gariptir ki gün geçtikçe ebeveyn olarak etkili olmak, yönlendirici olmak, yeterli olabilmek ve hiçbir basamağın atlanmadığını hissedebilmenin de bir o kadar zorlaştığı bir dönemdeyiz. Oysaki arketipsel olarak ebeveyn davranışı özde yatmakta.. İç ses tüm yazılanlardan tüm söylenenlerden çok daha önemli. Psikoloji de özünde her bireyi yek olarak değerlendirmeyle başlar. Davranışların, tanı ve kriterlerin kategorileştirilmesi sadece işi kolaylaştırmak içindir. Her ebeveyn ve her çocuk özeldir. İlişkiler özeldir.  Akışa bırakıldığında, anne ve baba ne zaman çocukla beraber yatıp ne zaman yatmaması gerektiğini, ne zaman hayır demesi gerektiğini, ne zaman kural koyması gerektiğini, hangi durumlarda çocuğun kendisini kullandığını, hangi ağlamanın içten olup hangisinin olmadığını bilir. Zaman yönetimi zorlaştıkça, çocukla geçirilen zaman azaldıkça kaçınılmaz olarak yaşayarak öğrenmenin yerini bilgiye hızla koşmak almıştır. Günümüz bilgisi, çocuğun özgürlüğüne odaklanırken, ebeveynleri kendi rollerinden uzaklaştırmaya başlamıştır.

    Ebeveyn rolünü üstlenen ve kendi sınırlarını çizen çocuk ise yolunu kaybeder.. 

    • Her koşulda kabul gören ve oyunun kuralını kendi belirleyen çocuğun gerginliği gün geçtikçe artar.
    • Beklentileri gerçekçi olmaktan çıkar. 
    • İstekleri tercihlerine göre özelleşmekten çıkar, neyi ne zaman neden istediğini bilmemeye başlayan çocuk, isteklerinin anında yapılmasını bekler ve zorlanmaya başlar.
    • Çoğunlukla karar vermekte güçlük çeker.
    • Yapabilecekleri konusunda kendini yetersiz hisseder ve hiç durmadan başkalarının kendisine hizmet etmesini bekler.
    • Ev ortamı içerisinde ebeveynlerinden  hangisinin, onun kurallarına göre hareket edeceğini bilir ve iletişimini onunla sürdürmeyi tercih eder. Çoğunlukla o kişiye saygısını azaltır.
    • Ev içerisinde kurallarla ilgili kendi yönergelerini benimseten çocuklar, sosyal bir ortamdaki, örneğin okuldaki kurallarla karşı karşıya kaldıklarında çok yoğun hayal kırıklığı yaşarlar ki bu durum okul isteksizliğinin en belirgin sebebidir.
    • Etrafındaki her bireyin dikkatini çekmek için çok yoğun mesai harcayarak enerjilerini tüketirler.
    • Hedefledikleri istekleri, emir niteliği taşımaya başlar. Bu durum bencilleşmelerine sebep olurken, empati gelişimlerini sekteye uğratır..
    • İsyankar ve kaygılı bir kişilik geliştirirler.

    Ebeveyn kontrollü çocuk yetiştirmek, ebeveyn kontrollü çocuk bisikleti edinmek olmamalı… Merdivenleri kendi başına çıkan çocukların ellerinden tuttukça, yemeklerini kendi sipariş edebilecekken sözlerini kestikçe, ayakkabılarını kendi bağlayacakken zamandan tasarruf ettikçe, yapabileceklerini bilmemize rağmen onlara yardım ettikçe onları zayıflaştırdığımız bir gerçek.. Ama özgürlük tanımanın ne kadar ince bir çizgide olduğunu bilmek ve sınırları belirlemek verebileceğimiz en büyük zenginliktir.

  • İnmemiş testis tanı ve tedavi

    İnmemiş testis nedir:Çocuklarda doğum sonrası testislerin torbasında (skrotumda) olmaması durumuna inmemiş testis denir. Testisler doğum öncesinde karın içinde, böbreklerin seviyesinde oluşur ve doğuma kadar kasık kanalından geçerek torba içine yerleşir. Zamanında doğmuş çocuklarda testislerin inişi yaklaşık % 97 oranında tamamlanır. Çeşitli nedenlerle bu süreçte aksama olursa testisin inmesi duraksar ve doğum sonrası skrotumun boş olduğu görülür. İnmemiş testis çoğunlukla tek tarafta görülür, daha az olarak da her iki testisin inmediği görülebilir.

    Risk faktörleri nelerdir:Prematürite (erken doğum), düşük doğum ağırlığı, gelişme geriliği, gebelik sırasında annenin sigara ve alkol kullanımı, ailede inmemiş testis hikayesinin bulunması, karın ön duvarı gelişim hastalıkları (Prune Belly sendromu, omfalosel vs) gibi durumlarda inmemiş testis görülme sıklığını artırır. Özellikle erken doğan çocukların önemli kısmında testislerin torbasında olmadığı görülür, ancak çocuklarda iniş süreci devam ettiğinden ilerleyen aylarda pek çoğunda testisin torbasına indiği görülür.

    İnmemiş testis nerelerde bulunabilir:İnmemiş testis karın içinde, kasık kanalı girişinde, kanal içince veya çıkışında, torba tabanına yerleşmemiş olarak yukarıda asılı olacak şekilde herhangi bir noktada kalabilir.

    Testis bulunmayabilir mi?evet testisler gelişmemiş olabilir. Testislerin gelişimi sırasında çeşitli sebeplerle oluşan dolaşım bozukluğu ile küçülebilir, kaybolabilirler veya hiç gelişmeyebilirler. Bunun sıklığı inmemiş testisler içinde %4 ü ve tek taraflı (çoğu solda), bin de 6 oranında iki taraflı görülebilir.

    Testis başka nerelerde bulunabilir: Bazen testis iniş yolu dışında noktalarda bulunabilir. Buna ektopik testisdenir. Bu yerler penis üst kısmında (pubik), uyluk iç yüzünde (femoral), makatla skrotum arasında (perine), karın duvarında, hatta karşıda yani her iki testis aynı tarafta bulunabilir.

    Utangaç (retraktil testis) nedir:Testisin muayene sırasında kolaylıkla skrotum tabanına indiği ve burada durduğu, ancak sonra skrotum üzerine çıktığı, ailelerin de çocuk uyurken, banyo sırasında testisi torbada gördüğü, ancak gün içinde çoğunlukla yukarıda bulduğu testisler için kullanılan isimdir. Bu normalde sağlıklı çocuklarda olan ve uyarı veya soğuk ortamda testisi yukarı çeken kreamaster refleksinin aşırı aktif olduğu durum olarak ifade edilmektedir. Ancak bu tanımı doğru bulmayan yaklaşımlar da vardır.

    Doğum sonrası testisi torbasında görülmeyen çocuğa yaklaşım nasıl olur:Çocukta önce muayene ile testisin yeri tespit edilmeye çalışılır. Eğer testis kasıkta tespit edilirse çocuk takibe alınır. Bu sırada testiste şişik, kızarıklık ve ağrı gibi anormal durumlarda hemen gelinmesi söylenir. Genellikle de inmemiş testislerde 6 aydan sonra, 1 yaşa kadar ameliyatı planlanır. Bu muayeneler sırasında içene barsakların girebildiği kasık fıtığı da tespit edilirse fıtık ameliyatı beklemeyeceği için hemen ameliyat planlanır ve kasık fıtığı onarımı ile birlikte inmemiş testis ameliyatı yapılır.

    Testis ele gelmiyorsa neler yapılır:Ele gelmeyen testislerde incelemeye ultrason ile başlanır. Ultrasonda testis karın içinde veya kasık kanalı girişinde tespit edilirse yukarıdaki gibi takibi ve 6 aydan sonra ameliyatı planlanır. Ancak bazı hastalarda ultrasonla da testis görülemeyebilir. Bu durumda testisin yerini veya durumunu %100 gösteren yöntem laparoskopidir. Hastaya göbekten girilen 3 mm kamera ile testisin gelişip gelişmediği ve yerleşimi tam olarak tespit edilebilir. Bu işlem genel anestezi altında ve ameliyathanede yapılacağından, hastalarda testisin durumuna göre bir sonraki cerrahi işlemin planı da yapılabilir:

    Testis gelişmemişse kalan artık dokular çıkarılır.

    Testis karın içinde kasık kanalı girişinden uzak yerleşimli ise iki aşamalı ameliyat planlanır.

    Testis kanal girişinde veya yakınsa inmemiş testis ameliyatı laparoskopik yolla, tek aşamada tamamlanabilir.

    İnmemiş testis ameliyatı nasıl yapılır:genel anestezi altında yapılır ve günübirlik yani ameliyat olduğu gün taburcu olacak şekilde yapılır. Testis bulunduğu yerden damar ve sperm kanalına dikkat ederek serbestleştirilir, fıtık kesesi hemen her zaman küçük veya daha büyük bulunur ve kese ayrılarak bağlanır, skrotuma oluşturulan cebe testis yerleştirilerek tespiti yapılır.

    Başka tedavi yöntemleri nelerdir: Hormon tedavisi daha nadir uygulanan yöntemdir. Ancak bu seçilmiş hastalarda yapılsa da başarı oranı daha düşüktür. Ayrıca kullanılan hormonunda yan etkilerinin olabileceği de düşünülmedir.

    Ameliyatın riskleri nelerdir:İnmemiş testis ameliyatı ehil ellerde sorunsuzca sıfıra yakın riskle gerçekleştirilir. İşlem oldukça hassas bir cerrahi teknik gerektir, çünkü çocuklarda boyut küçüldükçe dokulara zarar verme riski de artar. Bu riskler damar ve sperm kanalına zarar verme, yeterince serbestleştirip indirememe, kanama, enfeksiyon, testisin küçülmesi (atrofisi) veya kaybolmasıdır.

    Ameliyat sonrası dönem nasıl geçer:ameliyattan 2 saat kadar sonra çocuk beslenir ve 4 saat kadar sonra da iyi beslenen, kusması olmayan çocuk taburcu edilir. Sadece 1-2 gün ağrı kesici kullanır ve ameliyat bölgesinin korunması anne-babaya söylenir. Torbasındaki yara pansumanı idrarla açılacağından buraya bir hafta kadar antibiyotikli krem uygulanabilir. İki gün sonra yara kontrolü yapılır ve 5 gün sonra da banyo izni verilir, 2-3 ay sonra da geç dönem kontrolü yapılabilir. Ameliyat sonrası genelde sıkıntısız geçer

    Ameliyat olmayan çocukları ne tür riskler bekler:kısırlığın önemli nedenlerinden biri hala tedavi edilmemiş inmemiş testis hastalığıdır. İnmemiş testiste kanser gelişme riski daha yüksek bulunmaktadır. Ayrıca bu hastalarda kasık fıtığı sık görülür, testislerin travmaya maruz kalma ve boğulma (torsiyon) riski daha fazladır.

  • Çocuklarda kasık fıtığı (inguinal herni)

    Kasık fıtığı çocuğun kasığında aniden ortaya çıkan şişlik şeklinde görülür ve şişlik erkek çocukta bazen torbaya kadar uzanabilir. Çocuk ağlayınca, ıkınınca belirginleşir, gün içinde kendiliğinden kaybolur. Çoğunlukla aile tarafından görülerek doktora getirilir, bazen de muayene sırasında fark edilir. Erkek çocuklarda biraz daha fazla olmak üzere, kızlarda da görülür.

    Nedeni nedir:

    Kasık fıtığının nedeni doğum öncesi kapanması gereken cep şeklindeki karın içi zarının (periton cebi) kapanmamasıdır. Çocukların ağlaması veya büyük çocukların zorlanması fıtığa neden olmaz. Dolayısıyla çocuğun kasık fıtığı olacağı doğuştan bellidir, sadece ortaya çıkması bazen çok erken, bazen daha geç yaşlarda olabilir.

    Teşhisi nasıl konulur:

    Kasık fıtığının teşhisi muayene ile, şişliğin görülmesi ve elle karın içine itilmesi ile konulur. Şikâyeti olmayan çocukta ultrason gibi görüntüleme yöntemleri ile çoğunlukla tanı konulamaz.

    Fıtık tanısı konulduktan sonra ne yapılmalıdır:

    Fıtığın kesin ve tek tedavisi ameliyattır. Tanı konulunca en kısa sürede ameliyatını planlamak gerekir. Ameliyatı sadece boğaz ve akciğer enfeksiyonu gibi anestezi riskini artıran nedenler varsa ertelemek gerekir. Ayrıca yenidoğan yoğun bakımda tanısı konan erken doğmuş (prematür) fıtık hastaları, tedavi bitimine kadar sıkı bir şekilde kontrol edilerek beklenir, taburcu olmadan veya hemen sonra ameliyatı planlanır.

    Tedavisi nasıldır:

    Kasık fıtığının tedavisi ameliyatla fıtık kesesinin kasık kanalı giriş seviyesinden bağlanmasıdır. Açık veya kapalı (laparoskopik yolla) yapılabilir. Açık ameliyat daha sık uygulanmaktadır. Kasık kanalı üzerinden 2 cm kadar kesi ile girilerek kese bulunur, keseye yapışık olan testisin damarları ve sperm kanalı ayrılır. Keseye dikiş geçilerek bağlanır.

    Laparoskopik ameliyatta ise göbekten 3 veya 5 mm kamera ile girilir ve kasık kanalı bölgesinden iğne yardımı ile kese boyun kısmı çepeçevre dönülerek bağlanır. Laparoskopik yöntemin, hemen hemen hiç yara izi kalmaması, tek taraflı fıtıklarda karşı tarafta fıtık oluşacak kese varsa onun da bağlanması gibi önemli avantajları vardır.

    Fıtık ameliyatının komplikasyonları nelerdir:

    Çocuklarda kasık fıtığı ameliyatı çocuk cerrahisinin en sık yapılan ameliyatıdır ve ehil ellerde komplikasyon riski çok düşüktür. Dikkatli olunmazsa testisin kanal ve damarları zarar görebilir, bu da o taraf testisin küçülmesi, kaybolmasına neden olabilir. Ameliyat sonunda kontrol edilmezse testis kasık kanalı içinde kalabilir. Ameliyat sırasında steriliteye dikkat edilmezse yara enfeksiyonu görülebilir.

    Fıtık boğulması nedir:

    Fıtık kesesine barsaklar gibi karın içi dokuların girmesi, sıkışması ve tekrar karın içine girmemesi durumuna fıtık boğulması denir. Kaşıkta düzelmeyen sert şişlik, ağrı, kusma ve huzursuzluk görülen bu hastalara acil müdahale etmek gerekir: dokular elle karın içine itmeye çalışılır, yapılamazsa acil ameliyata alınır. Bu durum hem ameliyatın komplikasyonlarını artırır hem de çocuk için hayati risk oluşturur. Bu nedenle fıtık tanısı konulunca hemen ameliyat planı yapmak gerekir.

  • Ana BabaTutumları

    Ana BabaTutumları

    Baskılı Otoriter Tutum

    Geleneksel Türk Aile yapısında sık rastlanan bir tutumdur. Aşırı baskılı otoriter tutum; çocuğun kişiliğine önem vermeyen bir tutumdur. Anne babanın uyguladığı katı disiplin yüzünden çocuk her kurala uymak zorunda bırakılmaktadır.

    Bu tutumu benimseyen anne babalar, çocuklarının kendilerinden farklı bir birey olduğu düşüncesinde değildir. Bu tutumun temel niteliği çocuğa karşı gösterilen baskıdır. Anne baba çocuklarına kesin olarak hâkim olduklarına inanırlar. Hiçbir açıklama yapmaksızın konulan kurallar vardır. Çocuklar anne babalarının koydukları bu kurallara koşulsuz uymalı ve itaat etmelidir.

    Otoriter ana-baba, sevgisini, çocukta istenilen davranışların oluşması için bir pekiştireç olarak kullanır. Eğer çocuk ana-babanın istediği şekilde davranırsa sevgilerini gösterirler. Kendilerini toplumsal otoritenin temsilcisi olarak görürler ve çocuktan mutlak uyum beklerler. Aile içinde otoriteyi elinde tutan kişi bağımsız benlik geliştirilmesine karşıdır; herkesin boyun eğmesi, itaatkâr olması istenir.

    Bu tür baskıcı ve otoriter eşler arasında da problemler mevcuttur. Anne ve baba iyi ve sağlıklı biçimde iletişime geçmezler ve aralarında sorunlar mevcuttur. Bu sorunlar anne ve baba iletişimini ve etkileşimini olduğu kadar çocuk ile olan ilişkilerini de etkilemektedir.

    Otoriter davranan ana ve baba için esas olan çocuklarının onlara itaat etmesidir. Burada çocuğun isteklerinin bir önemi yoktur. Anne ve baba çocuğu dinlemezler ve onu anlamaya çalışmazlar; bunun yerine ise onu eleştirir ve baskı yolu ile kontrole çalışırlar. Önemli olan anne ve babanın isteklerinin yerine getirilmesidir. Çeşitli emir ve katı kurallar yolu ile çocuğa istediklerini yaptırmaya ve ona istedikleri biçimi vermeye çalışırlar. Bu tür anne ve babalar sıcaklıktan yoksundurlar. Onlar için esas olan kendi istekleridir. Ceza gibi disiplin yöntemleri çok sık olarak kullanılır. Bu tür anne ve babaya göre çocuk için en önemli meziyet anne ve babaya itaat ve onların dediklerinin yapılmasıdır

    Bu tür anne ve babalar çocuklarını baskı altında tutmak ve onları itaat ettirmek için çocuğa karşı utandırma, ayıplama, aşağılama ve dalga geçme gibi yöntemleri sık olarak kullanırlar

    Aşırı Koruyucu Tutum

    Koruyucu tutum ülkemizde baskılı ve otoriter tutum kadar sık rastlanan bir yaklaşım biçimidir. Anne babanın aşırı koruması, çocuğa gereğinden fazla kontrol ve özen göstermesi anlamına gelir. Bunun sonucu olarak çocuk, diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan ve duygusal kırıklıkları olan bir kişi olabilir. Bu bağımlılık, çocuğun yaşamı boyunca sürebilir ve aynı koruma duygusunu eşinden de bekleyebilir.

    Koruma güdüsü ana babanın çocukları için taşıdıkları önemli güdülerden biridir. Anne ve babanın temel görevlerinden biri öncelikle çocuklarının temek ihtiyaçlarını karşılamak ve daha sonra da onları çevreden gelecek olan tehlikelerden korumaktır. Ancak bazı anne ve babalar bu durumu biraz abartmaktadırlar ve çocuklarına sürekli himayeye muhtaçmış gibi davranırlar. Çocukları ergenlik çapına gelmiş olsa dahi bu tür anne ve babalar müdahaleci ve korumacı tutumlarından vazgeçmezler. Bu tip aileler çocukları hep düşman bir çevre içindeymiş gibi davranırlar ya da çocuklarının kendi başına bişey beceremeyeceklerinden endişe ederler ve bu sebepten dolayı da çocuklarına karşı aşırı düşkünlük gösterirler.

    Anne babanın aşırı koruyucu yaklaşımı çocuğun kendi kendine güven duymasını engelleyerek psikososyal gelişiminide etkilemektedir. Çocuğun sosyal gelişiminde büyük rolü olan anne ve babanın yanlış ve aşırı koruyucu tutumuyla çocuk kendine güvenini sağlayamamakta, birey olarak girişimci ve sosyal bir kişi olmasına fırsat verilmemektedir.

    Gevşek Tutum

    Çoğunlukla orta yaşın üzerinde çocuk sahibi olan aileler ile çocuğun kalabalık yetişkinler grubu içerisinde tek çocuk olarak yetiştiren ailelerde çocuk merkezci tutuma rastlanmaktadır. Böyle bir ortamda çocuğun isteklerine diğer tüm aile bireyleri kayıtsız kalmaktadır. Çünkü çocuk aile ortamında tek söz sahibi kişi durumuna gelmiştir. Ebeveyn ile çocuk arasında sağlıklı bir iletişimin olmaması, çocuğun abartılan bir sevgi ortamında büyümesi ve şımartılması, onun doyumsuz bir kişi haline gelmesine neden olmaktadır. Böyle çocuklar hayatları boyunca her isteklerinin karşılanacağını zannederken, yetişkin olduklarında toplumun kendilerine vermediği hakları tanımaya kalkışmaktadırlar. Aile bireylerinin rollerine uygun davranmaları gerekirken çocuğun tüm egemenliği eline alması, anne babasına hükmetmesine ve çok az saygı göstermesine sebep olmaktadır.

    Serbest tutumda çocuğa sayısız haklar tanınmıştır. Çocuğa davranışlarında sınır çekilmez, çocuk da o kurallara uymaz ve kurallara yalan, yanlış gözü ile bakar. Çocuk anne ve babadan çekineceği yerde anne ve baba çocuktan çekinir. Bu tutumun çocuk merkezli olduğu görülür. Bu tutumla yetişen çocuklar itaatkâr değildir, sorumsuz, bencil ve şımarıktırlar.

    Tutarsız  (Dengesiz ve Kararsız) Tutum

    Bu tür tutumun en önemli özelliği ebeveynlerin çocuğun yaptıklarına hiç karışmamalarıdır. Çocuğun her yaptığı hoş karşılanır. Bu tür ailelerin çocukları ile olan ilişkileri zayıftır. Çocuğa karşı bazen ilgisizdirler ve duygusal bağları zayıftır ve bazen de sıcak ve yakındırlar. Çocuk hiçbir şekilde denetim altında değildir. Bu bakımdan çocuklar bir çeşit aile otoritesi eksikliği çekmektedirler. Çocuk evde ne isterse onu yapmaktadır. Ne zaman isterse o zaman yemek yer, ne zaman isterse o zaman ders çalışır ve ne zaman isterse o zaman uyur. Çocuğun her davranışı tamamı ile kendi isteklerine göredir. Bu tür çocuklar kendi arzu ve isteklerini denetlenmesini pek öğrenemezler ve bu bakımdan dış dünyada çeşitli problemlerle karşılaşırlar. Yani bu tür çocuklar evlerinden ayrıldıklarında ya da sosyal yaşama katıldıklarında çeşitli sorunlarla karşılaşırlar. En büyük sorun evdeki izin verici tutumun dış dünyada bulunamayışıdır. Bu bakımdan bu şekilde izin verici bir tutum ile yetişmiş olan bu çocuklar dış dünyada hayal kırıklığına uğrarlar. Bu tip çocuklar kendi arzularını ve isteklerini denetleme yeteneğinden yoksundurlar ve bu bakımdan özellikle sebat ve konsantrasyon gerektiren işlerde başarılı olamazlar. Onlar hep kendi isteklerine göre yaşamaya alışmışlardır ve bu bakımdan da okul hayatında ya da iş hayatında başarılı olamazlar.

    Çocuğun eğitim ve gelişimini olumsuz yönde etkileyen dengesiz ve kararsız tutum birçok şekilde çocuğun karşısına çıkmaktadır. Dengesizlik ve tutarsızlık, anne baba arasındaki fikir ayrılığından kaynaklanacağı gibi, anne babanın gösterdiği değişken davranış biçimlerinden de kaynaklanabilmektedir. 

    Mükemmeliyetçi Tutum

    Bu tutumdaki anne babaların çocuklarından çok başarılı olmaları ve etrafta parmakla gösterilmeleri gibi beklentileri vardır. Bu anne babalar genellikle kendi çocukluk dönemlerinde zor şartlar altında büyümüş veya sonradan iyi bir statü veya ekonomik düzeye gelmiş ya da rekabetçi ve kıyaslayıcı bir çevresi bulunan ebeveynlerdir. Bazıları kendileri isteyip de bazı engeller nedeniyle ulaşamadıkları hedeflere çocuklarının ulaşmasını isterler. Çocuklarını ihtiyaçları doğrultusunda değil, kendi istek ve beklentileri doğrultusunda yetiştirirler. Bu anne babaları memnun etmek zordur. Sıklıkla çocuklarını başka çocuklarla kıyaslarlar. Kendi önerdikleri faaliyetlere çocukları ilgi göstermeyince demoralize olurlar. Yiyeceği şeylere hatta kimlerle arkadaşlık edeceklerine eleştirel bir tarzda yaklaşırlar.

    Missildine (1963), çocuğun memnuniyet duygusunu hissetmeme ve davranışlarının ailelerinin onayı için yeterince iyi olmaması ile sonuçlanan, mükemmeliyetçi ailelerin, çocuklarının davranışlarını onaylamayıp, en iyisini yapmaları için onları zorlamalarını dile getirmiştir. Böylece çocuk asla memnuniyet duygusu hissetmemekte, davranışı ailelerinin onayı için asla yeterince iyi olmamaktadır. Mükemmeliyetçiliğin sınırlı ailesel kabul ve ısrarcı ailesel isteklere dayandığına inanır. Mükemmeliyetçi ailelerin sadece kendi başarısızlıklarını küçümsemekle kalmayıp aynı zamanda çocuklarının çabalarını kabul etme ve ödüllendirmeyi de zor bulduklarını belirtmiştir

    Bu tutumla yetişen çocuklar koşullu sevgiye odaklanırlar. İyi olduklarında anne babaları onları sevecek, başarısız olduklarında ise sevmeyecek sanırlar. Onlar da bu sevgi türünü benimserler. İnsanlara koşullu sevgiyle yaklaşırlar. Genellikle bu çocuklar da mükemmeliyetçi olurlar ve hata kabul etmezler. Okul ve iş hayatlarında başarıyı yakalasalar da insan ilişkilerinde zorlanırlar. Hayatın mükemmel olmasını isterler ama hayatın farklı yüzüyle karşılaştıklarında mutsuz olurlar

    Demokratik Tutum

    Demokratik tutumda, ailenin tutumu sevgi ve bağımsızlık temelleri üzerine oturmuştur. Anne- babalar çocuğa söz hakkı tanır, kararlarına saygı duyar, onunla işbirliğine girer, çocuklarını desteklerler ve bu çocukların daha bağımsız, dışa dönük, yaratıcı oldukları gözlenir. Demokratik anne ve babaların çocukların davranışlarını daha akıllıca yönlendirdikleri söylenmektedir. Demokratik anne ve babalar çocuklarını ayrı bir kişi olarak kabul etmektedirler. Çocuklarına değer verirler ve onların özerk ve bağımsız olarak kişilik geliştirmesine destek olurlar. Bu tip aileler çocuklarına karşı hoşgörü sahibidirler, ona insan olarak saygı gösterirler. Çocuklarını çok az kısıtlarlar. Çocukların arzularını diledikleri gibi gerçekleştirmelerine izin verirler. Çocuğun kabul edilme ve onaylanma isteklerini göz ardı etmezler. Çocuğun kendine has gelişimine destek olurlar. Bu tür aileler çocuklarının kendilerini gerçekleştirmesine izin verirler. Bunu yaparken her bireyin kendine has ve biricik olduğunu unutmaz ve göz ardı etmezler. Bu bakımdan çocuk anne babasından yeterince hoşgörü görmektedir. Bu da çocuğun kendine güvenen ve toplumsal bir birey olmasına büyük oranda yardım eder

    Çocuk belli sınırlar içinde özgürdür. Söz hakkı vardır ve duygu ve görüşlerine saygı duyulur. Çocuk ailesinden sevgi ve saygı görmektedir. Söyledikleri yetişkinler tarafından dinlenmektedir. İçinde yaşadığı bu ortamdan faydalanan çocuk girişimci özellikler sergiler, özgüveni tam olur ve kendi kararlarını kendi verip bu kararların sorumluluklarını almasını öğrenir.

    Reddedici Tutum

    Bu tip bir tutum daha çok çocuğun istenmediği durumlarda ortaya çıkmaktadır. Bu ise evlilik dışı bir ilişkide, istenmeyen bir gebelikte ortaya çıkmaktadır. Bundan başka anne ve baba kaynaklı başka sorunlarda bu tür reddedici bir tavrın ortaya çıkmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu tür bir tutumla yetiştirilen çocuklar herhangi bir sevgi ve ilgiden yoksundurlar. Ana ve baba tarafından çocuğa sıklıkla istenmediği duygusu verilmektedir. Bu tür tavırlar çok farklı biçimlerde ortaya konabilmektedir. Çocuk hakarete maruz bırakılabilir ya da terk edilir. Bu durumda çocuk çok yoğun bir güvensizlik hisseder insanlara karşı güvensiz olur. Çocuk anne ve babasından herhangi bir şekilde sevgi görmediği için kendisi de sevemez. Bu tür çocuklar insanlarla ilişki kurarken güçlük çekerler ve çoğunlukla da iyi ilişkiler kuramazlar. Sürekli bir şeyi ya da sahip olduklarını kaybetme korkusu yaşarlar.

    Reddedilmiş çocuklar ilgi çekmek için olumlu davranışlarda bulunabilir ancak gerektiği ilgiyi bulamadığında bu davranışlarından vazgeçerek başka tepkiler de gösterebilir. Kendi içine kapanarak, ailesi ile olan iletişimini zayıflatır ya da ailesinin ilgisini çekebilmek için olumsuz ve saldırgan davranışlarda bulunmaya çalışabilir..

  • Çocuklarda gece altını ıslatma sorunu (enüresis nokturna)

    Enüresis, istenmeyen yer ve zamanda gerçekleşen fizyolojik işemedir. Bir hastalıktan ziyade bir semtomdur. Normal gelişimleri sırasında çocuklar, genellikle 2-3 yaşları arasında mesane (sidik torbası) kontrolünü kazanmaya başlar. Gece idrar kontrolü ise genellikle üçüncü ya da dördüncü yıllar arasında tamamlarlar. Doğuştan ya da kazanılmış santral sinir sistemi hastalığı olmayan 5 yaşın üzerindeki çocuklarda istemsiz olarak uykuda gece altını ıslatma enurezis nokturna (EN) olarak tanımlanır. Genel olarak bu çocukların %60’ı erkek %40’ı kızdır.

    Enurezis nokturna primer ve sekonder olarak sınıflandırılmaktadır. Primer enurezis nokturnalı bir çocuk doğumdan bu yana hiç kuru kalmazken, sekonder enurezis nokturnada en az altı aylık bir kuruluk dönemi sonrasında yakınmalar tekrar başlamaktadır. Görülme sıklığı 5 yaşta %15-20, 7 yaşlarında ise %10 civarındadır. Yılda ortalama %15 oranında düzelme olasılığı vardır. Kendiliğinden düzelme genellikle 14-16 yaş civarında olmaktadır. Yaşın ilerlemesiyle birlikte bu sorun %99 oranında biter, ancak hastaların %1’inde 17 yaşından sonra da şikayetler devam eder.

    Bu bozukluğun nedeni tam olarak belli değildir. Derin uyuma sonucu idrar kontrolünün kaybolması, üzerinde en çok durulan konudur. Gece altını ıslatan çocukların yaklaşık %70- 75’inin geceleri altını ıslatan birinci derecede akrabası vardır. Ailede enurezis nokturna öyküsü varsa ailelerin, çocuklarındaki enurezisi önemsemediği, kendiliğinden geçmesini bekledikleri, bu nedenle başvuru yaşının geciktiği görülmüştür. Hastalar 5 yaşından büyükse tedavi başlanmalıdır. Tedaviye başlamadan önce üriner sisteme ait organik bir hastalık olup olmadığı araştırılmalıdır. Tedavi basamak basamak ilerlemelidir.

    Basamak Tedavi: Motivasyon Tedavisi, davranış psikoterapisidir.

    Basamak Tedavi: Alarm tedavisi.

    Basamak Tedavi: Medikal (ilaç) tedavisidir, bazen alarm tedavisi atlanarak direkt olarak ilaç tedavisinede başlanabilir. Başarısı %90’dır, tedavi 6 ay sürer, ilaç kesildikten sonra tekrarlama olasılığı %60’dır.

  • Ailenin Birey Üzerindeki Etkileri

    Ailenin Birey Üzerindeki Etkileri

    Toplumu oluşturan en küçük sosyal kurum aile olduğuna göre sağlıklı toplumların oluşması açısından çocuğun eğitimi ile ilgili olarak ailenin izlediği yol çok önemlidir. Ailenin eğitime ilişkin tutumu ve eylemleri, içinde yaşanılan kültürün değerlerine ve normlarına göre şekillenmektedir. Gerek kırsal gerek kentsel kültüre ait olsun her ailenin toplum içinde bir konumu vardır. Bu sosyal konum doğal olarak ailenin eğitsel ortamını da etkilemektedir. Çocuğun hızlı gelişiminin olduğu ve kişilik özelliklerini yerleştirdiği temel eğitim döneminde aile ortamı eğitim açısından  oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Aile kişinin içine doğduğu, ilk sosyal deneyimlerini kazandığı ve daha sonraki yıllar için gerekli ilk adımları attığı yerdir. Çocukların ya da bireylerin kişiliklerinin temelleri bu ailede atılır. Ailenin sağladığı öğrenme yaşantıları ve sunmakta olduğu modellerin, çocuktaki olumlu sosyal davranış  ve değerlerin gelişmesinde önemli bir yeri vardır.

    Bu bakımdan ailenin çocuk ve yaşamı üzerinde etkisi büyüktür. Bu etkileşim daha anne karnında başlar. Bu evrede annenin duygusal dünyası, çocuğu isteyip istememesi ve benzeri faktörler karnındaki çocuk üzerinde son derece etkili olurlar. Bu evrede annenin mutsuzluğu, kızgınlığı, ruhsal durumu karnındaki çocuk üzerinde etkiye sahiptir. Annenin duyguları vücudundaki hormonlar yolu ile karnındaki çocuğa geçerler. Bu bakımdan anne çocuğu daha karnında iken etkilemeye başlar. Çocuk doğduktan sonra ise bu etkileşim artarak devam eder. Karşılıklı anne baba çocuk etkileşimi çocuk gelişiminin kilit özelliklerindendir. Anne babanın katılması, anne babanın kendine yardım edebilme yetenekleri ve çocuk yetiştirme stilleri, anne baba ve çocuk etkileşimlerini etkileyen ve erken dönemdeki gelişmeye, okula geçişe ve çocuğun gelecekteki verimine katkıda bulunan faktörlerdir.

    Sağlıksız ailenin temelinde birbirleriyle anlaşamayan, aralarında iyi bir iletişim ve etkileşim kuramamış olan eşler bulunur. Bu doyumsuzluklar çesitli patolojik davranışlara dönüşerek gerek eşler arasında gerekse çocuklarda bazı bozulmalara yol açabilmektedir. Ancak ailenin sağlıklı ve sağlıksız olmasında, dış uyaranların etkisi de göz önüne alınmalıdır. Aile içinde veya dışında, hastalık, ölüm, işsizlik gibi meydana gelen bazı olayların geçici de olsa, aile fonksiyonlarında birtakım bozulmalara sebebiyet verdiği kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Aile grubu içinde rol alan kişilerin eksilmesi ve ilavesi, kişilerin yaşamlarında esas olan rollerde değişiklik olması veya kendilerine uygun olmayan bir role geçmek zorunda kalmaları bazı sorun odakları yaratarak, sağlıksız davranışları arttırabilir. 

    Sağlıklı anne çocuk ilişkisinin oluşumunda annenin ruh sağlığı büyük önem taşımaktadır. Mutsuz bir evlilik sonucu, annenin eşinden yeterli ilgi görememesi, ailenin ekonomik sıkıntıları, babanın, çocuğun doğumunu isteksiz bir sekilde karşılaması, annenin gerginliğini artıran, dolayısıyla anne çocuk ilişkisini zedeleyen etmenlerdir..

    Baba – Çocuk ilişkisi: 

    Baba olma kavramını değişime uğratan ve babanın çocuğun eğitimindeki rolüne ilginin artmasına yol açan pek çok etken vardır. Bunlar; politik, sosyal, ekonomik alandaki değişimlerin kadın-erkek rollerini etkilemesi, çalısan anne sayısının artması, kadının tam gün dışarıda çalışması bu etkenler arasında gösterilebilir.

    Babalık, eşin gebe olduğunun anlaşıldığı anda başlar. Erkekler baba kimliğini, hamilelik ile başlayıp doğum sonrası devam eden üç yıllık süreçte edinerek geliştirirler. Babanın çocuğuyla hemen bağ kurması önemlidir. Çünkü çocuğun ilk beş yıllık yaşantısı, ömrünün en önemli yıllarıdır.

    Anne – Çocuk İlişkisi:

    Çocuğun doğumundan önce bütün yükün annede olması ve doğumdan sonra da ağırlıklı olarak annenin sorumluluk taşıması nedeniyle çocuğun yetiştirilmesinde annenin görevi büyük önem arz etmektedir.

    Hayatın ilk yılında bebeğin psiko-sosyal görevi, güvenmeyi öğrenmektir. Bebek ile annesi arasındaki iliskiden doğan güven duygusu, insanın ileride kuracağı kisiler arası iliskilerin temelini oluşturur. Bebeğin ihtiyaçlarına annenin yerinde ve zamanında yönelebilmesi, onun sıkıntılarını giderebilmesi, sözsüz dilini anlayabilmesi anneyle bebek arasında kurulan karsılıklı anlayış ve güvenin temelini  olusturur.

    Annenin çocukla ilişkisinin en önemli evresi, doğumdan hemen önce başlayıp, doğumdan sonraki aylarda süregelen ilişkidir. Burada annenin başta eşinin desteği olmak üzere toplumca destek ve yardıma ihtiyacı vardır. Anne çocuk ilişkisinde fiziksel temas büyük önem taşır. Annenin beden kokusu, ısısı, çocuğu alış biçimi bu iletişimde çok önemlidir. Özellikle 0-3 yaş arasında olması gereken bu yakın ilişkinin gerçekleşmemesi, gelecekte görülebilen birtakım davranış bozukluklarının sebebi olarak gösterilmektedir. Yine bu dönemde annenin yokluğundan kaynaklanan “duygusal yoksunluk”, gerek zihinsel gerek duygusal ve sosyal gelişim gerilemesine ve gecikmesine neden olabilmektedir…

  • Bez altı cerrahi hastalıklar

    Bebeklerde cerrahi tedavi gerektiren hastalıkların çoğunluğunun erken tanısı konulup uygun zaman ve ekip tarafından tedavi edildiğinde yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Bu cerrahi hastalıkların önemli bir kısmının belirti ve bulguları da bebeğin bezi altında yer alır. Bebek bezli iken altının kirli olması veya zamandan kazanmak için bebeğin altı açılmadan yapılan muayene sonucu birçok cerrahi tedavi gerektiren hastalıkların tanısı gecikmektedir. Daha büyük yaşlarda da çocuğun utanmasından dolayı altını hekime göstermek istememesi tanının daha da gecikmesine yol açar.

    Bebeklerin altı bezli olduğu ilk iki üç yılda alt değiştirme esnasında dikkatli bir gözlem pek çok hastalığın gecikmeden tanısının konulmasına yardımcı olabilir. Her gün defalarca bebeğin altını temizleyen anneler şüphelendikleri durumda hemen doktoruna ulaşıp yardım istemesiyle bebeklerindeki cerrahi hastalıkların zamanında tanısı konulup uygun tedavisi gecikmeden yapılabilir. Cerrahi tedavi de Çocuk Cerrahisi ve/veya Çocuk Ürolojisi uzmanı tarafından yapılmalıdır.

    Bebeğin ilk günlerinde bez değiştirme esnasında dikkat edilmesi gereken hususlar arasında: anormal bir lezyonun varlığı, dış genital organların görüntüsünde kız veya erkek yönünde şüphelerin olması, idrar ve kakanın ilk çıkış zamanı ve yeri sayılabilir. İlk 24 saat içinde çiş veya kaka yapmayan, idrar yolundan kaka gelen veya şüpheli görüntüsü olan bebek gecikmeden hekime gösterilmelidir.

    Erkek çocukların yumurtaları(testis) doğumda torbasındadır. İkisi de yerinde değilse hemen, biri yerinde değilse ilk altı ay içinde, hekime gösterilip torbaya yerleşmemiş testis kalıcı hasar görmemesi için bir yaşına kadar ameliyatla torbasına yerleştirilmelidir.

    Pipisi çok küçük, doğuştan yarım sünnetli veya idrar deliği yerinde olmayan erkek çocuklar gecikmeden hekime gösterilip tanısı konulan hastalığı ilk bir yaş içinde düzeltilmelidir. Yarım sünnetli çocukların tanısı konulmadan geleneksel sünneti yapılmamalıdır. Yanlara eğik veya dönük pipilerin düzeltilmesi ileri yaşlarda yapılır.

    Erkek çocukların sünnet derileri geri çekilmeye zorlanmamalıdır. Yeni doğan bebeklerin %90, bir yaşındakilerin %50’sinde sünnet derisi normal olarak geri çekilemez. Sünnet derisinin tıbbi olarak açılma gereksinimi çok azdır. Gereksiz işlemden kaçınmak için uzmanından yarım alınmalıdır.

    Altı bezli çocuklara cerrahi prensiplerde sünnet yapılmasında sakınca yoktur. Aksine ideal sünnet zamanı 3 ile 24 ay arasıdır. Gömülü pipili çocuklar okul çağında özellikli cerrahi düzeltimle sünnet yapılmalıdır.

    Cinsiyet değişikliği yapılmak zorunda kalınan çocukların dış genital organlarının düzeltilmesi ilk iki yaşına kadar, rahim düzeltim ameliyatlarının ise ergenlik çağına bırakılmasında fayda vardır.

    Kasıklarda şişlik görülüp kaybolması kasık fıtığını düşündürür. Oluşan şişlik içeri girmiyorsa boğulmuş fıtık riski vardır. Boğulmuş fıtık acilen, diğer kasık fıtıkları ise acele cerrahi tedavi gerektirir. Prematürelerde daha sıktır. Kızlarda daha az görülür ama iki taraflı olma riski kızlarda daha fazladır. Erken dönemde belirti veren fıtıkların boğulma riski daha fazladır. Boğulmuş fıtığın cerrahi tedavisi daha zor ve komplikasyon riski daha fazladır.

    Torbalarda görülen şişliklerin çoğunluğu su fıtığına(hidrosel) bağlıdır. Bunların çoğunluğu ilk yaş içinde kendiliğinden iyileşir ve bu dönemde de bebeği rahatsız etmez. Altı aydan sonra çok gergin ve büyük, iki yaşından sonra devam ediyorsa, üç yaşından sonra belirti vermişse veya kasıkta yerleşmişse(kordon kisti) günübirlik cerrahi tedavi gerekir. Sabahları küçük olup akşama doğru büyüyen kominikan hidrosellerin kendiliğinden düzelme şansı yoktur. Hidroselleri büyük kasık fıtığı ve testis tümörlerinden ayırmak gerekir.

    Genital bölgede aşırı kıllanması olan bebeklere de neden olan bazı tümörler için erken cerrahi tedavi gerekebilir.

    Kız çocukların haznesinde şişlik veya dışarı et parçası çıkması, kanlı veya kokulu akıntısının olması cerrahi yardımı gerektirir. Kızlarda kaka ve çiş yapılan yerlerle haznesinin açıklığı gözlenmeli. Üç delik yapısında anormallik düşünülüyorsa kararı hekim vermelidir. Kız çocuklarda küçük dudaklarının yapışık olmasına sık rastlanır ve basit bir tedavi gerekir.

    Yeni doğan bebekler çok sık idrar yaparlar. Büyüdükçe sıklık azalır ve aralarda bezi kurudur. Sürekli bez ıslak ise veya çok seyrek zorlu çiş yapmayla göbek altında şişlik olanlarda idrar yollarında fonksiyonel veya yapısal bozukluk olasılığı fazladır. Kanlı idrar görüldüğünde de gecikmeden araştırma gerekir.

    İlk altı ayda bebeklerin yumuşak kıvamda olup ta haftada 3-4 kez kaka yapması normaldir. Doğumdan sonraki ilk 24-48 saat içinde kakasını çıkarmayan bebekler sonraki zamanlarda zorlanarak, derece veya fitil gibi yardımlarla fışkırarak kaka yapıyorsa, sert ve hacimli veya keçi pisliği şeklinde sert küçük küçük kaka çıkarıyorsa veya zahmetli kaka yapan bebekler gecikmeden hekimden yardım almalıdır.

    Kakadan sonra bezine kan bulaşan, kakasının üzerinde kan görülen, siyah veya vişne çürüğü şeklinde kaka yapan bebekler mide ve bağırsaklarında kanama yapacak hastalıklar yönünden araştırılmalıdır.

    Poposunda şişlik, çatlak veya akıntısı olan bebeklerle kaka yaptıktan sonra makatın dışarı doğru çıktığı veya makattan dışarı et parçası çıkan bebeklerde de cerrahi tedavi gerekebilir.

  • Karın ağrısı çocuk

    Çocukluk döneminde karın ağrısı bir çok nedenle karşımıza çıkabilen ve sıklıkla rastlanabilen şikayetlerden biridir. Fizik muayene ve laboratuar incelemeleri ile olguların %10’una yakın olan kısmında organik nedenli tanı konabilirken, akut ağrıların % 4-5’inde operasyon gerekebilir. Özellikle ani başlayan olgularda çocuk cerrahisi tarafından değerlendirilmek önem taşır.

    Çocukluk, yenidoğan döneminde ergenliğe kadar olan geniş bir perspektifi içerdiği için her yaşta karın ağrısına yaklaşım ile ilgili olarak farklı değerlendirmeler yapmak gerekir. Yaş, karın ağrısının başlama şekli, ne kadar süredir olduğu, ilaç kullanımı, yan bulgular gibi bir çok parametre beraber değerlendirilerek karın ağrılarına tanı konur. Tecrübeli bir çocuk cerrahı karın ağrısına yaklaşımda, çocuğun ruhuna, zarar görmemesine, incitilmemesine önem verdiği için, genellikle ilk muayene sonrasında karın ağrısının cerrahi olup olmadığına karar verebilir.

    Erken bebeklik döneminde hava yutulması ve gaza bağlı olarak oluşan karın ağrıları sıktır. Daha sonra kabızlığa olarak bağlı olan karın ağrıları daha ön plana çıkmaya başlar. İlk bir yılda özellikle erkek çocuklarda idrar yolu enfeksiyonuna bağlı olarak gelişen karın ağrıları da sıktır.

    2-3 yaşında sonra kreş eğitiminin başlaması ile birlikte daha fazla enfeksiyona yakalanan çocuklarda da karın ağrısı sık rastlanan bulgulardan biridir. Burada karın içinde bezelerin şişmesi ile birlikte yoğun ağrılar olabilir. Bu ağrılar cerrahi olmasa da nadiren cerrahi sonuçlara yol açabilir. Bu dönemde beslenme eğitimini tam alamayan, kabızlığı olan çocuklarda karın ağrısı sıktır. Ancak 4 yaş altında karın ağrılarında organik nedenler olması ihtimali daha fazladır.

    Fonksiyonel karın ağrıları 5 yaştan sonra 15 yaşa kadar, çocukların ayda bir kez aktivitelerini kısıtlayacak hale getiren ve genellikle organik olarak tanı konamayan ağrılardır. 10-12 yaşında kız çocuklarında daha sık görülür. Karın ağrısında cinsiyette önemli bir faktördür. Erken çocukluk ya da ergenliğe geçiş döneminde kız çocuklarda over ve rahim kaynaklı ağrılar olabilir.

    Genel olarak değerlendirmek gerekirse, ishal ya da idrar yolları kaynaklı ağrılar ani ve şiddetlidir. Apandisit gibi cerrahi gerektirebilen ağrılarda genelikle tablo yavaş yavaş oturur ve ağrı gittikçe artar. Bu durum karın içinde enfeksiyon bulgularına yol açtığı çocuklar hareket edemezler ve sessizdirler. Eşlik eden öksürük varsa akciğerlerin mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Akciğer ya da üriner sistemi ilgilendiren ağrılarda karın ağrısı gibi karşımıza çıkabilirler.

    Karın ağrısı çocukluk çağında mutlaka özenle yaklaşılması ve bu özeni gösterebilen doktorlar tarafından, tedavisinin yapılması gereken bir rahatsızlıktır.

  • A p a n d i s i t

    Apandisit, appendiks denen organın enfeksiyonu ya da inflamasyonudur. Apendiks kalınbağırsağın başlangıcında kör bir bağırsak çıkıntısıdır. Karın muayenesindeki izdüşümü “sağ alt kadran”dır.

    Apandisit, bu organın iltihabi hastalığına verilen isimdir. Ortalama olarak çocukların %10’unda karşımıza çıkabilen çocukluk döneminin en önemli “akut batın ( acil cerrahi gerektiren karın hastalığı ) ” nedenidir.

    Çocukluk çağında daha fazla görülmesinin en önemli nedeni, çocuklarda lenf bezi sistemi ve bağışıklığın daha aktif olmasıdır. Apandiksin başındaki lenf bezlerinin şişmesi ile apendiksin şişmesi apandisite yol açabilir. Bu nedenle üst solunum yolları enfeksiyonu ya da ishal sonrasında ya da sırasında apandisit gelişebilir. Apendiks iç çapı, dar olan bir organdır, bu yüzden kolaylıkla tıkanabilir. Sertleşmiş kaka parçacığı ( fekalit ), barsak parazitleri, meyvelerin çekirdekleri, tıkanmaya en sık yol açan nedenlerdir.

    Apendiks tıkanmaya başladığında hastalık “akut” aşamasındadır. Ancak tıkanmayla birlikte apendiksin içinde irin toplanmaya ve dolaşımı bozulmaya başlar. Bu aşamada “apandisit” aslında çok komplike bir hastalık değildir. Ancak dolaşımın bozulup apendiksin delinmesi ile irin karın içine yayılmaya başlarsa gerçekten apandisit kişinin hayatını tehdit eden, tüm hayatını boyunca onu etkileyebilecek sonuçlara yol açan bir hastalık haline döner. En temel amaç bu aşamaya gelmeden apandisitin akut aşamada ortadan kaldırılmasıdır.

    Apandisit, klasik bulgularla nadiren karşımıza çıkar. Çocuklardaki muayene zorluğu da buna eklenirse genellikle tanıda gecikmelere çocukluk çağında rastlanır. En temel bulgular, karın ağrısı, iştahsızlık, bulantı, kusma ve ateş olmasıdır. Ancak hiçbir hastada muayene bulguları tam olarak birbirini tutmayabilir. Apandisit en önemli tanı aracı muayene eden kişinin tecrübesi ve muayene bulgularıdır.

    Karın ağrısı ilk olarak önceleri göbek etrafında başlar ve tam olarak lokalize edilemez, ancak hastalık ilerledikçe ağrı sağ alt kadrana yerleşir. Ağrı karakter olarak artma eğiliminde ve devamlı olan bir ağrıdır. Ancak bu klasik ağrı öyküsüdür, hastaların çoğunda ağrılar bu klasik ağrı karakterine uymaz, sadece ishal, sadece kusma ya da ateş ile başlayan apandisitlerlede sıklıkla karşılaşır.

    Tanısal aşamada, en önemli inceleme şikayetlerin dinlenmesi ve karın muayenesidir. Muayenede karın bölgesinde hassasiyet, ağrıyı arttıran hareketlerin uygulanması çocuk cerrahını yönlendirir. Muayene bulguları dışında laboratuar testleri ve radyolojik incelemeler ancak tanı koymaya yardım eden ve olası diğer hastalıklara tanı koymaya yarayan yan parametrelerdir. Muayene bulgusu olmayan ancak ultrasonografide “apandisit” tanısı alan bir hasta opere edilmez. Zamanında tanı konamazsa çocuklar bu hastalık yüzünden zarar görebilirler, geç tanı olası yan etkileri arttırır ancak hemen operasyona karar verebilen durumlarda da ailelerde genellikle “gereksiz operasyon kaygısı” vardır. Burada gerçekten “tecrübeli bir çocuk cerrahı” kesin çözümdür.

    Tek ve kesin tedavi enfeksiyon karna ve vücuda yayılmadan önce, enfekte organın hızlı bir şekilde karın dışına alınmalıdır. Ameliyat açık veya kapalı yöntemle (laparoskopik olarak) yapılabilir.

    Apandisit günümüzde korkulması gereken bir hastalık değildir. Ancak çocukların kendini ifade edememesi, muayenenin korkutularak yapılması, gereksiz antibiotik ve ağrı kesici kullanımı nedeni ile hastalık bulgularının ilerlemesine yol açmak yüzünden, hala çocuklarda tehlike oluşturabilen ve ciddi sakatlık ya da ölüme yol açabilen bir hastalıktır.

    Karın ağrısı ve yazılan bulguların olduğu durumlarda ilaç kullanmadan mutlaka çocuk cerrahisi olan bir merkeze başvurmak hızlı tanı ya da gereksiz ameliyattan korunmak adına çok önemlidir.

  • Hipospadiyas

    Hipospadias

    Hipospadias yaklaşık olarak 300 erkek bebekte bir görülen bir doğumsal anomalidir. Bu anomalide üretra adı verilen idrar kanalı eksik gelişmiş ve penisin ucuna kadar ulaşamamıştır. İdrar deliği penisin ucuna değil, penisin altında bir yere açılır. Bu hastalarda sünnet derisi de yarımdır; bir kapşon şeklinde penisin başının arka yüzünü örterken penisin başının alt kısmı açıktadır. Bu nedenle halk arasında “Peygamber sünnetli”, “doğustan sünnetli” ya da “yarım sünnetli” olarak da isimlendirilir. Aslında bu hastalar sünnetli doğmazlar, idrar kanalı eksik geliştiğinden ötürü sünnet derisinin alt kısmı da gelişmez ve yarım kalır.

    Hipospadias doğumdan itibaren bir muayene ile kolaylıkla tanınabilen bir anomalidir. İdrar deliği penisin başı ile skrotum (torbaların) kökü arasındaki herhangi bir yere açılabilir. Bu da hipospadiasın hafif, orta ve ağır formları arasındaki farkı oluşturur. Hipospadiasın ağır formlarında kordi adı verilen, ereksiyon (sertleşme) anında peniste eğrilme de hastalığa eşlik eder. Hafif formlarda idrar deliği penisin başına daha yakındır. Ereksiyon (sertleşme) anında peniste eğrilik (kordi) olsa dahi çok ağır değildir. Orta formlarda idrar deliği penisin ortalarında bir yere açılır. Bu hastalarda hafif-orta derecede kordi duruma eşlik eder. Ağır formlarında ise idrar deliği penis köküne ve hatta skrotumların (torbaların) arasına açılır. Bunlarda eğrilik de çok ağır olabilmektedir.

    Tanı:

    Hipospadias tanısı doğumdan itibaren normal muayene sırasında rahatlıkla konabilir. Genellikle de ek bir tetkik yapmaya gerek yoktur. Ancak ağır formlarında bazı ek tetkiklere gereksinim olabilir. Özellikle ağır formlarda böbrekler ve idrar yollarına ait başka sorunlar da söz konusu olabileceğinden detaylı bir üriner sistem ultrasonografisi ile değerlendirme yapmak gerekebilir.

    Tedavi:

    Hipospadias’ın cerrahi tedavisindeki temel amaç idrar deliğini anatomik olarak olması gerektiği yer olan penisin ucuna taşımak ve aynı zamanda, eğer varsa, eğriliği düzeltmektir. Eğrilik düzeltilmediği taktirde ereksiyon ve cinsel ilişki sırasında olumsuzluklara yol acacaktır.

    Bu operasyon hipospadias cerrahisinde deneyimli Çocuk Cerrahları ve Çocuk Ürologları tarafından yapılmalıdır. Burada önemli olan hekiminizin çocukların cerrahisinin yanısıra çocuklardaki bedensel, fiziksel ve psikolojik özelliklere hakim ve bu konuda eğitiminin olması gerektiğidir. Unutulmaması gereken şey çocuk ile erişkin arasında çok büyük farklılıklar olduğudur. Bir çocuğa erişkine yaklaşıldığı şekilde asla yaklaşılmaması gerekir. Bu nedele, tedavi süreci çocuğun tüm bedensel ve ruhsal özelliklerini bilen, gözeten ve uygulamalarını buna göre yapan bir cerrah tarafından yürütülmelidir. Aksi uygulamalar hem çocukta hem de ailelerde olumsuz deneyimlere ve gelecekte pek çok başka sorunların yaşanmasına yol açabilmektedir.

    Hipospadias cerrahisi için yüzlerce çeşit ameliyat tanımlanmıştır. Bunlardan bir çoğu tarih içinde güncelliğini yitirmiş olup kullanılmamaktadır. Burada cerrahın en deneyimli olduğu güncel cerrahi tekniği uygulaması önemlidir. Hafif ve orta ağırlıktaki hipospadias tek seanslı operasyonlarla %90’lara varan başarı ile tedavi edilebilirken ağır formlarında iki seanslı operasyonlar gerekebilmektedir.

    Hipospadiaslı hastaların operasyondan önce sünnet edilmemesi gerekir. Çünkü sünnet derisi idrar kanalı oluşturulurken kullanılabilmektedir. Ayrıca hipospadias cerrahisi uygulanan hastalarda aynı anda sünnet de yapılmaktadır. Bu nedenle hastların kesinlikle sünnet edilmemesi önemlidir. Sünnet edilmiş olan hastlarda hipospadias cerrahisi daha sorunlu olabilmektedir.

    Operasyonun zamanlaması da önemlidir. Operasyon(lar), çocuğun cinsel kimliğini tanımaya başladığı 2,5 yaşına kadar tamamlanmalıdır. Klinik uygulamalarımızda hasta 6 aylık olduktan sonra (tercihan 8-9. ayda) cerrahi tedavinin yapılması ve hasta 18-24 aylık olana kadar operasyonların tamamlanması gerektiğini önermekteyiz.

    Operasyon süresi hipospadiasın ağırlık derecesine ve yapılacak olan cerrahinin tek ya da iki seanslı olmasına göre değişkenlik göstermekle birlikte ortalama 1.5 ile 4 saat arasında değişmektedir. Operasyonlar günübirlik olarak gerçekleştirilir; hastanede yatmaya gerek yoktur. Operayon bölgesinde bir pansuman ve bir de sonda bulunur. Hastanın altının bezli olması operasyona engel degildir. Çift bez uygulaması ile hasta ve ailesi hızla günlük yaşamına geri döner. İkinci veya üçüncü gün pansumanı açılır, 7. gün sondası çekilir. Ondan sonra banyo yapabilir.

    Komplikasyonlar:

    Deneyimli çocuk cerrahları ve çocuk ürologları tarafından geçekleştirilen hipospadias operasyonlarında başarı oranları %90’ların üzerindedir. Ağır formlarda komplikasyon oranı biraz daha yüksek olabilmektedir. Çocuk deneyimi olmayan cerrahlar tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda hem cerrahi komplikasyon oranı daha yüksektir hem de psikolojik olarak daha olumsuz deneyimler söz konusu olmaktadır.

    En sık rastlanabilen komplikasyon fistül gelişimidir. Bu dikiş arasından ince bir sızıntı olması anlamına gelir. Korkulacak bir komplikasyon olmayıp operasyondan 6 ay sonra çok daha basit ve sondasız bir cerrahi müdahele ile onarılabilir. Bunun yanı sıra yara yerinde enfeksiyon, dikişlerin tümünün açılması, idrar kanalında darlık gelişmesi gibi komplikasyonlar da görülebilir. Bunların oranı ise çok düşüktür.