Etiket: Çocuk

  • Kasık fıtığı belirtileri ve tedavisi

    Çocuğunuzun yumurtalıkları anne karnındayken, kendi karınlarında oluşur ve doğuma yakın kasık kanallarından geçip torbalara inerler, onlar geçtikten sonra kasık kanalları kapanır. Kapanmazsa, karın içi basıncı arttığında, karın içindeki organlar erkeklerde daha çok bağırsaklar, kızlarda da overler, bu kanala doğru ilerlerler; buna kasık fıtığı denir.

    Prematürite (erken doğum), düşük doğum ağırlığı, ailede kasık fıtığı hikayesi, hidrops, asit, ventriküloperitoneal şantlar, bağ dokusu hastalıkları kasık fıtığı için zemin oluşturabilir.’’

    Kasık fıtığının belirtileri aşağıdaki gibidir;

    Çocuk ağladıkça, öksürdüğünde veya ıkındığında, fazla aktivite yaptığında kasık bölgesinde bir şişlik belirir. Çocuk gevşediğinde, uzanırken ya da uyurken, veya elinizle bu şişliğin üzerine yumuşakça bastırdığınızda şişlik “guluk” diye bir gaz sesi çıkararak kaybolur. Bu fizik muayene bulgusu tanı için yeterlidir.Şişlik belirginleşip kaybolabilir. Bu yüzden kısa süre sonra yaptığımız kontrollerle fizik muayeneyi tekrarlamamız gerebilir. Bu durumda da fıtığı tespit edemezsek, ultrasonografiye başvurmak gerekebilir.

    Gerek fizik muayene gerekse ultrasonografi ile kasık fıtığı tespit edildiğinde tek tedavi cerrahidir. Teşhis konulduktan kısa bir süre sonra ameliyat planlanır. Eşlik eden daha ciddi bir hastalık durumunda, bebek prematürse veya diğer organ sistemleriyle ilgili daha önemli bir anomali mevcutsa ameliyat kontrollü olarak ertelenebilir.

    Genellikle aileler çocuğumuz küçük, biz bu ameliyatı çocuk büyüyünce yaptırsak gibi bir düşünceye sahip olabiliyorlar. Bu durum daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Kasık fıtıklarının, ameliyat edilmediği takdirde, %5-18 inkarserasyon veya strangulasyon (boğulma) riski vardır. Çocukta karın ağrısı, kusma, kasıktaki şişlikte sertleşme, morarma görülebilir. Bunlar, karın içi organların (ince barsak, kolon, omentum, apendiks, over) fıtık kesesi içinde sıkıştığına işaret eder. Ve acil cerrahi girişim gerektirir. ‘’

    Her 100 çocuktan ortalama ikisinde kasık fıtığı görünmektedir. Kasık fıtığına %80-90 gibi bir oranda erkek çocuklarında rastlanmaktadır. Kasık fıtığı tek sağ ya da tek sol tarafta olabileceği gibi %10 gibi bir oranda her iki tarafta da saptanabilmektedir. Prematüre bebeklerde görülme sıklığı normal kilolu bebeklere göre üç kat daha fazladır. Bu rahatsızlıkların üçte birinin tanısı ilk 6 ay içerisinde konulmaktadır.

    Tüm toplumlarda çocukluk döneminde kasık fıtığı görülme sıklığı yüzde 4 oranındadır.

    Kasık Fıtığında Tedavi Yöntemleri;

    Karın içi organlarının sıkışarak boğulması riskini engellemek için mümkün olan en kısa sürede fıtık ameliyat ile onarılmalıdır. Prematüre bebeklerde anestezinin risk taşıma ihtimali nedeniyle bir iki ay beklenebilir. Ameliyat genel anestezi altında yapılır. Kasık bölgesinde çok küçük bir kesi yapılır, fıtık kesesi onarıldıktan sonra cilt kesisi eriyen dikişlerle kapatılır. Kesinin üstü küçük bir pansumanla kapatılır. İşlem sırasında ameliyat bölgesine uzun etkili uyuşturucular kullanıldığı için ameliyat sonrası ağrı kontrol altındadır.

    Kasık fıtığının cerrahi dışında herhangi bir tedavi alternatifi yoktur.

    Kasık fıtığı onarımı günübirlik ameliyatlar kategorisindedir. Çocuk aç karnına ameliyat için hastaneye başvurur, ameliyatını olduktan 3 saat sonra yemeğini yer, aynı gün içerisinde taburcu olur. Hastanede kalmasına gerek kalmamaktadır.

    Ameliyat öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler:

    Prematüre ve yeni doğan bebekler dışında ameliyattan kısa süre sonra çocuklara sulu gıda başlanır ve evlerine gönderilir. Genellikle aktivite kısıtlamasına gerek yoktur. Daha büyük çocuklarda ağır spor aktivitelerinden kaçınma önerilir. Ameliyat bölgesinde ve torbada işleme bağlı şişlikler olabilir, normalde bu şişlikler 1-2 ay içinde yavaşça kaybolur

    Kasık fıtığı ameliyatlarında başarı oranı ve tekrar ortaya çıkma riski :

    Uzun süreli takipte fıtığın tekrarlaması çok nadirdir. Ancak bazı bağ dokusu gibi hastalık gruplarında ve prematürelerde tekrarlama görülebilir. Tek taraflı kasık fıtığında karşı tarafta sonradan fıtık çıkabilir. Özellikle sol tarafta kasık fıtığı varsa sağ tarafta çok yüksek oranda fıtık ortaya çıkabilir. Bu durumda yeniden ameliyat zorunludur. Uzun süre izlemde hem görsel hem de işlevsel olarak herhangi bir sorun ortaya çıkmamaktadır.

    Su fıtığı da denilen ( hidrosel ) ise; kasık kanalı doğumdan sonra kapanmaz, ancak sadece karındaki sıvının geçmesine müsaade edecek kadar daralmış olarak kalırsa buna “su fıtığı” (hidrosel) denir. Tipik olarak çocuğun torbasında hareketle artıp azalan bir kitlesi vardır. Dışarıdan gri-mor gözükebilir. Kasık kanalındaki bu küçük açıklık 2 yaşına kadar kendiliğinden kapanabileceğinden, su fıtıklarının 1 yaşından önce ameliyat edilmelerine gerek yoktur. Ama testisi sıkıştıracak kadar büyük boyutta olan hidrosellerde ameliyat erkene çekilebilir. Su fıtığının iğneyle boşaltılması söz konusu değildir. Çünkü bu su tekrar birikecektir ve boşuna çocuğunuzun testisi enfeksiyon riski altında kalmış olur. 1,5-2 yaştan sonra devam eden su fıtıklarının ameliyat, kasık fıtıklarıyla aynıdır.

  • A’dan z’ye sünnet

    “SÜNNETİ UZMANINA YAPTIRIN”

    Sünnet ülkemizde erkekliğe ilk adım olarak görülmesi nedeniyle önemli bir ritüeldir. Bu nedenle ülkemizde çoğu zaman tıbbi bir zorunluluk bulunmadan yapılmasına rağmen başta idrar yolları enfeksiyonunun azaltılması olmak üzere pek çok faydası bulunan önemli bir cerrahi işlemdir. Genel hijyen açısından yararları aşikar olan sünnetin, deneyimli cerrahların ellerinde, uygun koşullarda, doğru yöntemlerle yapılması gerekir. Ancak, çocuğun kendini bir prens kadar özel hissetmesi gereken ve ömürde bir kez yapılan bu çok önemli cerrahi işlem, yetkisiz ve ehliyetsiz kişilerin ellerinde çocuğun tüm yaşamını etkileyebilecek bir kabusa dönüşebilir.

    Sünnet nedir?

    Sünnet erkek çocuklarda penis uç kısmını örten deri katlantısının (sünnet derisi) kesilerek çıkarılması işlemidir. İnsanlık tarihinden bu yana farklı kültürlerde geleneklerin gereği olarak veya bazı dinlerde ise dini bir ritüel olarak uygulanmaktadır. Ancak günümüzde sağlık nedeniyle yapılan sünnet uygulamaları dünya genelinde giderek yaygınlaşmaktadır.

    Sünnet nasıl yapılır?

    En iyi sünnet yöntemi hangisidir?

    Penisin hissizliği ve bölgenin temizliği sağlandıktan sonra öncelikle çıkarılacak olan sünnet derisinin yapışıklıkları açılır ve kesilecek hat işaretlenir. Daha sonra penis ucunu kapatan cilt katlantısı bistüri, makas veya koterle kesilir, küçük kanama alanları kontrol altına alınır ve sonrasında kesi hattı eriyen ince ipliklerle dikilir. Daha kolay ve pratik olan sünnet klempi (Ali’s klemp, Plastibel vb) denilen tek kullanımlık aletlerle yapılan sünnette ise, sünnet derisi işaretlendikten sonra alet takılır ve sonrasında tercihe bağlı olarak fazla sünnet derisi kesilerek çıkartılır.

    Bu yöntemde dikiş atmak veya kanama kontrolü yapmak gerekmez. En doğru yöntem ise sünneti yapanın en tecrübeli olduğu ve pipi için en uygun olan yöntemdir. Sünneti kime yaptırmalıyım? Sünnet ciddi bir cerrahi müdahaledir. Bu nedenle ailelerin dikkat etmesi gereken husus, çocuklarının erkekliğe ilk adımı olarak gördükleri ve önemsedikleri bu işlemin yetkin olmayan kişilerin elinde kabusa dönüşebileceğidir. Bilinmelidir ki, ilgili yasa ile hekim olmayan kişilerin sünnet yapması yasaklanmıştır. Yetkili olan doktorun ise çocuklara yaklaşım tecrübesi olması gerekir ki; Çocuk Cerrahları ve Çocuk Ürologları bu noktada yetkin ve tecrübeli olmaktadırlar.

    Hangi çocuklara, neden ve nasıl anestezi verilmelidir?

    Lokal (sadece penis bölgesi uyuşturularak) ya da genel anestezi (sedasyon) altında sünnet uygulanabilir. Burada tercih, çocuğun yaşı ve daha önemlisi sünnetin çocuk üzerinde korku ve stresin oluşturacağı ruhsal travma göz önüne alınarak yapılır. 6 aydan küçük çocuklarda farkındalık oluşmadığı için, 6 yaş üzerinde çocuklar ise durumu anlayıp kavrayacak olgunluğa geldiklerinden dolayı lokal anestezi altında sünnet daha kolay yapılabilir. 6 ay-6 yaş arasında çocuklarda ise çocuğun ilgisini başka yöne çekerek veya güvenini kazanarak lokal anestezi altında sünnet yapmak mümkündür. Aksi halde çocuğu daha fazla strese sokmamak, sünnet işleminin başarısı ve kalitesi açısından genel anesteziyi tercih etmek daha uygundur.

    Sünnet için en doğru zaman nedir?

    Sünnet için eskiden beri ülkemizde yaz aylarının tercih edilmesi sadece yaz döneminde sünnetin yapıldığı gibi yanlış bir algıya neden olmaktadır. Sünnet her yaşta ve her mevsimde yapılabilen bir işlemdir. Mevsimler sünnet yarasının iyileşmesini etkilememektedir. Ancak okul çağında olan çocukların tatil dönemlerinde sünnet olmaları okullarından geri kalmamaları için mantıklı olabilir.

    Sünnet için en doğru yaş nedir?

    En önemli nokta çocuğun ruhen sünnete hazır olması ve yapılan işlemin şeklini ve neticelerini doğru anlayacak yaş ve olgunlukta olmasıdır. Bu sebeple çocuğun psikolojik gelişiminde 3-6 yaş arasının lokal anestezi ile sünnet için uygun olmadığı düşünülmektedir. Ancak bu düşünce bilimsel olarak kanıtlanmış değildir. Neticede deneyimli ellerde sünnet bu dönemde bile çocuk için bir kabusa dönüştürülmeden, korku yaşamasına izin verilmeden lokal anestezi (sadece penis uyuşturularak) ile kolayca yapılabilmektedir.

    Yenidoğan döneminde sünnetin avantajı var mı?

    Yenidoğan dönemi vücudumuzda hücre yenileme ve gelişme kapasitesi çok yüksektir. Bu nedenle sağlıklı yeni doğmuş bebeklerde yapılan sünnet daha hızlı iyileşme gösterir. Ayrıca bebekler sünnet öncesinde işlemle ilgili bir endişeye sahip olmadıklarından cerrahiye bağlı psikolojik komplikasyon görülme ihtimali çok daha az olacaktır.

    Sünnetin faydaları nelerdir?

    Sünnet derisi penisin baş kısmını dış etkenlerden korumaktadır. Ancak bu derinin altında zaman geçtikçe pislik ve smegma denilen salgı oluşmaktadır. Ayrıca sünnet derisinin cinsel yolla bulaşan hastalıklar için taşıyıcı ve kolaylaştırıcı etkiye sahip olduğu düşünülmektedir. Dahası bazı çocuklarda dar olan sünnet derisi idrar çıkışını engelleyebilir ve biriken salgıların da etkisiyle balanopostit veya postit de denilen penis iltihap ve apselerine neden olabilir. İdrar yolu enfeksiyonu sünnetli çocuklarda daha az görülmektedir. Bunlar ile birlikte sünnet derisi sıkışarak peniste kan akışını bozabilir ve parafimozis dediğimiz acil müdahale gereken ve penis ucunun kaybına bile sebep olabilecek sorunlara yol açabilir. Ayrıca ileride gelişebilecek penis kanserini önlediği de bildirilmektedir. Neticede sünnet derisinin alınması bahsedilen sorunlara karşı önlem olacaktır.

    Sünnet nerede yapılmalıdır?

    Cerrahi işlemler yapılırken mikroplardan arındırılmış steril alanlar oluşturulması şarttır. Ayrıca sünnet esnasında cerrahiye ve anesteziye bağlı gelişebilecek komplikasyonlara acil ve etkin müdahale edilebilecek ekip ve ekipmanlar bulundurulmalıdır. En ideali sünnetin hastanede ve ameliyathane şartlarında yapılmasıdır. Ancak istenilen şartlar oluşturulduktan sonra ameliyathane dışında da lokal anestezi ile yapılması mümkündür.

    Sünnet öncesi tahlil gerekir mi?

    Sünnet öncesinde bazı kanama testlerinin ve genel anestezi uygulanacak hastalarda bazı kan tahlillerinin yapılması gerekmektedir.

    Sünnet işlemi ile ilgili gelişmeler ve yenilikler nelerdir?

    Sünnet klempleri ile yapılan sünnetlerin yaygınlığı hızlı, kolay, dikişsiz, kanamasız, lokal anestezi ile uygulanabilmesi ve estetik olması nedeniyle giderek artmaktadır. Bunun yanında, cerrahi yapılan sünnetlerde dikiş yerine doku yapıştırıcısı kullanılan yöntemler de bulunmaktadır.

    Lazerli sünnet var mı?

    Lazer teknolojisinin hayatımızın pek çok alanına girmesiyle lazerli sünnet kavramı da dile getirilir olmuştur. Dünyada lazer teknolojisi ile sünnet yapılması amacıyla bir sistem henüz geliştirilmemiştir. Ancak elektrikli veya pilli koter ya da havya sünnet için kullanılmaktadır. Halk arasında “lazerli sünnet” denilen fakat lazer ile ilgisi olmayan bu yöntemde elektrikle ısıtılmış tel sayesinde sünnet derisi kesilir. Isının yakıcı etkisiyle damarlar yanar ve kanama görülmez. Fakat bu yöntemde ısının kullanılması ve etraf dokuları da etkileyebilmesi peniste hissizlik oluşturabilir.

    Sünnetin iyileşme süreci nasıldır?

    Sünnet klempi ile yapılan sünnetlerde işlem sonrası sargı gerekmez ve klemp genellikle 2-4 gün içerisinde çıkartılmaktadır. Cerrahi sünnetlerde ise antibiyotikli pomad emdirilmiş bir sargı konulabilir. 48 saat sonra sargı alınarak banyo yaptırılabilir. Eğer sargı kendiliğinden çıkmışsa yeniden sarmak yerine sadece antibiyotikli pomad sürmek yeterli olacaktır. Sünnet sonrası ilk iki gün ağrı kesici kullanılması gerekebilir. Ancak bazen klempli sünnetlerde bu süre 1-2 gün uzayabilir. Sünnet sonrası penis ucunda hafif şişme ve kızarıklık özellikle klempli sünnetlerden sonra beklenen bir durumdur. Ancak 1-2 hafta içinde penis normal görünümüne kavuşacaktır.

    Hatalı sünnet neden olur?

    Daha sonra düzeltme imkanı var mı?

    Ehil olmayan kişilerce yapılan sünnetlerde oluşan estetik hataların bir kısmı ve eksik yapılan sünnet sonradan düzeltilebilmektedir. Ancak idrar kanalı (üretra), penis gövdesi ve baş kısmı ile ilgili yaralanmaları düzeltmek için peş peşe pek çok ameliyat gerekebilir. Hatta bazen bu durumu düzeltmek mümkün olmaz ve penis kaybı ile sonuçlanabilir.

    Kimlere sünnet yapılmaz?

    Doğuştan sünnetli veya peygamber sünneti de denilen hipospadiyaslı (idrar deliğinin daha geride olması) çocuklarda kesinlikle sünnet yapılmamalıdır. Çünkü sünnet derisi bu hastaların düzeltici ameliyatlarında kullanılabilmektedir. Bunun dışında kanama problemi olan hastalarda (hemofili vb.) ise gerekli önlemler titizlikle alındıktan sonra sünnet yapılmalıdır. Aksi takdirde ölüme bile yol açabilecek ciddi kanama sorunları ortaya çıkacaktır. Bunun dışında postit ve balonopostit denilen sünnet derisinin ve/veya penisin enfeksiyonlarında en azından enfeksiyon tedavi edilene kadar sünnet ertelenmelidir.

  • Çocuklarda kabızlık; merak edilen sorular

    Tarih boyunca barsak hareketleri hemen her kültürde önemli bir konu olmuş, düzenli barsak alışkanlığının iyi bir sağlık göstergesi olduğu kabul görmüştür. Buna karşın çocuklardaki kabızlıkla ilgili tarihsel bir bilgiye ulaşılamamıştır ve son yıllara kadar da kabızlığın tarifi değişkenlik göstermekte idi.

    Çocuk sağlığı ve hastalıkları kliniklerini ziyaret eden çocukların %3-5 i kabızlık şikâyeti ile başvurmaktadır. Bu oran çocuk gastroenteroloji kliniğini müracaat edenlerde %35 lere çıkmaktadır.

    Hangi çocuklar kabız olarak değerlendirilir?

    Pratik uygulamada seyrek kaka yapan, kaka yaparken canı yanan veya her ikisi birden olan çocuklar kabız olarak düşünülebilir. Amerikan gastroenteroloji topluluğu kabızlığı, çocuğun 2 hafta veya daha uzun süredir kakayı seyrek yapması veya zorlanarak yapması ve bu durumun aile için rahatsızlık veren bir duruma ulaşmasını kabızlık olarak değerlendirmiştir. Avrupadaki topluluk ise 8 haftalık bir süreçte, haftada 3 kereden az kaka yapma, haftada birden fazla kaka kaçırma, tuvaleti tıkayacak kadar sert ve büyük kaka yapma, karın veya rektum muayenesinde ele gelen kaka kütleleri, çocuğun kaka yapmak istememesi ve kakayı yaparken ağrı duyması gibi durumlardan en az 2 tanesinin olması durumu kabızlık olarak tariflemektedir.

    Çocukta kabızlık nasıl gelişir?

    Çoğu çocukta altta yatan bir neden yoktur. Genelde ağrılı bir kaka yapma sonrası çocuk her kaka yapmada canının yanacağını düşünerek kaka yapmayı ertelemektedir. Her erteleme de kakanın toplandığı barsağın son kısmı (rektum) bu duruma uyum sağlayarak genişlemeye başlar ve kaka geldi hissi çocukta azalır. Bu hissin azalmaya başlaması ile birlikte yeni oluşan kakalar rektuma daha da fazla birikmeye başlr ve rektum giderek genişlemeye başlar. Kısır döngü halinde gelişen bu durum kabızlığın ileri safhalara gimesine neden olur ve zamanla kaka kaçırma başlar.

    Kabızlık hangi dönemde sık görülür?

    Bebeklikte, anne sütünden mamaya geçiş, diyete katı gıdaların eklenmeği ve mamadan inek sütüne geçişin olduğu gıda değişikliği yapıldığı dönem.

    Çocuklarda genelde tuvalet eğitimi başladığı dönemde sık görülür. Bu dönemde bebek bezinin yaptığı dermatit sonrası ağrı duymaları, susuz kalmaları sonrası sert kaka yaptıklarında ağrı duymaları veya anne baba ile zıtlaşma sonrası kabızlık gelişebilir.

    Okul dönemi ise çocukların okulda tuvalete gitmek istememesi sonrası kabızlık gelişebilir.

    Kabız çocukların muayenesi nasıl yapılır?

    Makatın şekli ve yerleşim yeri önem arzetmektedir, makat olması gereken yerin önünde veya arkasında olması kabızlığın nedeni olabilir. Çatlak, fistül veya hemoroid varlığı araştırılmalıdır. Ayrıca makatın büzüşme şeklide sfinkter hakkında bilgi verecektir. Bu çocuklarda en önemli muayene rektumun parmakla muayenesidir. Normalde küçük parmağın girişine müsaade edecek ölçüde olmalıdır daha dar olması çocuklarda kabızlığa neden olur. Parmak rektuma ulaştığında rektum geniş ve bol miktarda kaka olabilir.

    Sakrumda dimple (bel üzerinde gamze) görülmesi sinir sisteminde anormalliğin göstergesi olabilir.

    Kabızlıkda hangi tahlilleri yaptırmalı?

    Çocukluk çağındaki kabızlık nedenleri oldukça değişkendir. Bu nedenlerin tek tek gözönünde tutulması ve şüphelenilen hastalıklara yönelik olarak tetkikler planlanmalıdır.

    Pratik anlamda başkaca bir problemi olmaya çocuklarda kronik kabızlıkta başlıca düşünülen durumlar Hirschsprung Hastalığı (doğumsal megakolon) ve fonksiyonel kabızlıktır. Bazen bu iki durumu birbirinden ayırmak zor olmaktadır.

    Karın grafisi: Barsakların ne kadar kaka ile dolu olduğu hakkında bilgi vermesi yanında omurgalar hakkında da bilgi verir. Özellikle rektal muayeneyi yaptırmak istemeyen çocuklarda faydalı olabilir.

    Kontrast grafiler (ilaçlı film): Barsakların anatomisi hakkında ve Hirschsprung Hastalığı ayrımını yapmakta faydalıdır.

    Anorektal manometri: Rektum ve sfikter basınçlarını ölçmeye yarayan bu test ile fonksiyonel kabızlık ve Hirschsprung Hastalığı ayrımı yapılabilir.

    Rektal biyopsi: Fonksiyonel kabızlığın kesin olarak ekarte edildiği ve tedavi edilemeyen uzamış kabızlıkta rektumdan küçük bir parça alınarak patolojik incelemesi yapılabilir. Bu yöntemle sinir yapısı incelenerek Hirschsprung Hastalığı kesin olarak konulabilir.

    Nasıl tedavi edilmelidir?

    Altta yatan hastalıklar ve Hirschsprung Hastalığı olmayan, fonksiyonel kabızlık tanısı konulmuş çocularda tedavi başlıca 3 aşamada yapılmaktadır. Kalın barsakta birikmiş kakanın boşaltılması, kaka yaparken çocuğun ağrı duymasının önlenmesi ve düzenli barsak alışkanlığının çocuğa kazandırılmasıdır.

    Kalın barsaklarda birikmiş sert kakanın boşaltılması tedavideki önemli adımlardan biridir. Bu ağız yoluyla alınan ilaçlarla sağlanabildiği gibi rektal yolla yapılacak lavmanlarla da yapılabilir.

    Kaka yaparken çocuğun ağrı duymaması tedavinin ikinci aşamasını teşkil eder. Kalın barsakta birikmiş sert kakalar boşaltıldıktan sonra, ilerleyen günlerde çocuğun kaka yaparken yumuşak kaka yapması sağlanarak ağrılı kaka yapma seansları sonlandırılmalıdır. Bu amaçla da ağız yoluyla kaka yumuşatıcı ilaçlar kullanılabilir. Bazı durumlarda uzun süreli kaka yumuşatıcı ilaçların kullanılması gerekebilir. Bu ilaçların herhangi bir yan etkisi ve uzun dönemde istenmeyen sonuçlara yol açmadığı bilinmektedir.

    Düzenli barsak hareketlerin sağlanması kabızlığın tedavisinde en can sıkıcı aşamadır. Genelde çocuklar tuvalete gitmek istememektedir, bu durum da aileleri zorlamaktadır. Sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yemeğinden sonra çocuk tuvalete oturtulmaya korkutulmadan ikna edilmelidir. Düzenin sağlanmasının aylar süreceği gözden kaçırılmamalıdır.

    Diyette nelere dikkat edilmelidir?

    Kepekli veya tam buğdaylı ekmek, liflerden zengin meyve ve sebze tüketilmesi yanında, erik, armut, elma gibi kompleks karbonhidrat ve emilmeyen şeker barındıran meyvelerin tükeltilmesi ve bol su içilmesi kakadaki su miktarını arttırarak yumuşak kaka yapmayı sağlayacaktır.

    İnek sütünün en azından bir süreliğine diyetten çıkarılması uygun olacaktır.

    Son yapılan çalışmalar göstermiştir ki barsak florasının düzenlenmesi kabızlık tedavisinde önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle prebiyotiklerin ve probiyotiklerin diyete eklenmesi kabızlık tedavisinde yardımcı olabilir.

  • Aile Ve Sağlıklı Çocuk İlişkisi ..

    İlişkiler pinpon oyununa benzer. Karşı taraf hızlandığında, ya hızlanır ya da topu yavaşlatırsınız. Var olan bu karşılıklı tempo, hiç durmadan devam eder, ta ki iki taraftan biri oyunu bırakana kadar. Ebeveyn çocuk iletişiminde oyunu bırakan taraf genellikle ebeveyn olur. Olması gereken budur, ancak yanlış olan çoğunlukla oyunun yavaşlatılmadan bırakılmasıdır. Tempoyu yavaşlatmak, çocukla kurulan iletişimin sağlıklı olmasıyla sağlanır. Gerçekten anlaşıldığını hisseden çocuk, kendini ebeveyne teslim eder ve sınırlarını bilir.

    Aile ortamında çocuğa kendini anlatma özgürlüğü vermek, aileyi ilgilendiren kararlarda çocuğa fikrini sormak, seçenekler sıralamak ne kadar önemliyse, ailede, evde ve toplumdaki kuralların sınırlarının aile tarafından belirlenmesi de bir o kadar önemlidir. Neyi nerede yapacağını veya yapmayacağını bilen çocukla oynanan pinponun temposunu belirleyen ailedir. Ebeveyn gün boyu pek çok durumla ilgili farkındalık yorgunluğu hissederken, çocuk tüm enerjisini isteklerine yöneltebilir ve hiç durmadan oyunu hızlandırabilir. Çatışma kaçınılmaza doğru yol alırken, pes etmek ve ertelemek ise ebeveynin rutini olmaya yüz tutar. Anne ve baba günlük enerji değişimine bağlı olarak çocuğa verdiği cevaplarda tutarsızlaşabilir. Bunu farkeden çocuk ise, oyunun kurallarını değiştirmeye başlar..Oysaki onun istediği zorlanmaktır..

    Günümüz koşullarında ebeveynlerin çocuk gelişimi ile ilgili verilere ulaşması çok basit. Onlarca kitap, makale, psikolog, pedagog, psikiyatr ve danışmanın olduğu, internetin çocukla ilgili her türlü bilgiye erişimimizi kolaylaştırdığı bir dönemdeyiz. Ne gariptir ki gün geçtikçe ebeveyn olarak etkili olmak, yönlendirici olmak, yeterli olabilmek ve hiçbir basamağın atlanmadığını hissedebilmenin de bir o kadar zorlaştığı bir dönemdeyiz. Oysaki arketipsel olarak ebeveyn davranışı özde yatmakta.. İç ses tüm yazılanlardan tüm söylenenlerden çok daha önemlidir. Psikoloji de özünde her bireyi yek olarak değerlendirmeyle başlar. Davranışların, tanı ve kriterlerin kategorileştirilmesi sadece işi kolaylaştırmak içindir. Her ebeveyn ve her çocuk özeldir. İlişkiler özeldir. Akışa bırakıldığında, anne ve baba ne zaman çocukla beraber yatıp ne zaman yatmaması gerektiğini, ne zaman hayır demesi gerektiğini ne zaman kural koyması gerektiğini, hangi durumlarda çocuğun kendisini kullandığını, hangi ağlamanın içten olup hangisinin olmadığını bilir. Zaman yönetimi zorlaştıkça, çocukla geçirilen zaman azaldıkça kaçınılmaz olarak yaşayarak öğrenmenin yerini bilgiye hızla koşmak almıştır. Günümüz bilgisi, çocuğun özgürlüğüne odaklanırken, ebeveynleri kendi rollerinden uzaklaştırmaya başlamıştır.

    Ebeveyn rolünü üstlenen ve kendi sınırlarını çizen çocuk ise yolunu kaybeder.. 

    • Her koşulda kabul gören ve oyunun kuralını kendi belirleyen çocuğun gerginliği gün geçtikçe artar.
    • Beklentileri gerçekçi olmaktan çıkar. 
    • İstekleri tercihlerine göre özelleşmekten çıkar, neyi ne zaman ve neden istediğini bilmemeye başlayan çocuk, isteklerinin anında yapılmasını bekler ve zorlanmaya başlar. 
    • Çoğunlukla karar vermekte güçlük çeker.
    • Yapabilecekleri konusunda kendini yetersiz hisseder ve hiç durmadan başkalarının kendisine hizmet etmesini bekler.
    • Ev ortamı içerisinde ebeveynlerinden hangisinin, onun kurallarına göre hareket edeceğini bilir ve iletişimini onunla sürdürmeyi tercih eder. Çoğunlukla o kişiye saygısını azaltır.
    • Ev içerisinde kurallarla ilgili kendi yönergelerini benimseten çocuklar, sosyal bir ortamdaki, örneğin okuldaki kurallarla karşı karşıya kaldıklarında çok yoğun hayal kırıklığı yaşarlar ki bu durum okul isteksizliğinin en belirgin sebebidir.
    • Etrafındaki her bireyin dikkatini çekmek için çok yoğun mesai harcayarak enerjilerini tüketirler.
    • Hedefledikleri istekleri, emir niteliği taşımaya başlar. Bu durum bencilleşmelerine sebep olurken, empati gelişimlerini sekteğe uğratır..
    • İsyankar ve kaygılı bir kişilik geliştirirler.

    Ebeveyn kontrollü çocuk yetiştirmek, ebeveyn kontrollü çocuk bisikleti edinmek olmamalı… Merdivenleri kendi başına çıkan çocukların ellerinden tuttukça, yemeklerini kendi sipariş edebilecekken sözlerini kestikçe, ayakkabılarını kendi bağlayabilecekken müdahale edildikçe, yapabileceklerini bilmemize rağmen onlara yardım ettikçe onları zayıflaştırdığımız bir gerçek.. Ama özgürlük tanımanın ne kadar ince bir çizgide olduğunu bilmek ve sınırları belirlemek verebileceğimiz en büyük zenginliktir.

  • Çocuklarda idrar kaçırma ve alt üriner sistem semptomlarının ayrıştırılması

    Mesane sfinkter işlev (fonksiyon) bozukları çocuk ürolojisi polikliniklerine başvuran hastaların %40 kadarında görülen sık rastlanan bir problemdir. Mesane ve işeme bozuklukları veya kısaca işeme bozuklukları mesanenin hem dolma hem de boşaltma fazını kapsayan bozuklukların bütününe verilen genel bir ana başlıktır. İşeme bozuklukları ana başlığı birçok kez sadece bir boşaltma fazı bozukluğu olan disfonksiyonel işeme=işeme disfonksiyonu (dysfunctional voiding=voiding dysfunction) terimi ile sık olarak karıştırılmıştır. Bu nedenle işeme bozukluğu ana başlığı yerine International Childrens Continence Society (ICCS) Alt üriner sistem fonksiyon bozukları (Lower urinary tract dysfunction=LUT dysfunction) ana başlığını kullanmaktadır. Alt üriner sistem fonksiyon bozukluklarının semptomların heterojenitesi ve semptomlar arasındaki önemli örtüşmeler/ çakışmalar nedeniyle sınıflandırılarak ayrıştırılması oldukça karmaşıktır.

    Mesane ve işeme bozuklukları semptomlarının standart bir sekilde değerlendirip ayrıştırmak için Farhat ve ark1 2000 yılında işeme bozuklukları skor sistemi (Dysfunctional voiding scoring system) geliştirmişlerdir. Türkiyeden de 2005 yılında Akbal ve ark2 işeme bozuklukları ve inkontinans skor sistemi (Dysfunctional voiding and incontinence scoring system) yayınlamışlardır. Bu iki skor sisteminin her ikisinin de original dilinde çocuklarda validasyonu yapılmış skor sistemleri olmasına rağmen yabancı dillere çevirileri nedeniyle işeme bozuklukları ana başlığıyla bir boşaltma fazı sorunu olan ve işeme disfonksiyonu(intermitant veya staccato işeme ile karakterize) birbirleriyle karıştırılmasına neden olmuştur. Akbal ve ark3 2014 yılında aynı skor sisteminin ismini değiştirerek alt üriner system semptom skoru (Lower urinary tract symptom score) olarak tekrar yayınlamışlardır. Yine Türkiyeden Önen 4 2014 yılında önen işeme bozuklukları skalası ismiyle ilave olarak kabızlık semptomlarının da değerlendirildiği modifiye bir skor sistemi önermiştir. Önen işeme bozuklukları skalasının türkçe validasyonunun yapılıp yapılmadığı yayınlandığı kaynakta mevcut değildir.

    İşeme bozukluğu ana başlığı ile işeme disfonksiyonu hastalığının karışması Ferhat ve arkadaşlarını Kanada Toranto çocuk hastanesinde çalışması nedeniyle; önce kanada ingilizcesi ile amerikan ingilizcesi arasındaki kullanım farkı ile başlamış, aynı sorun daha sonra Akbal ve ark’nın türkiyede geliştirdiği türkçe validasyonu yapıldıktan sonra ingilizce yayınlanan skor sistemlerinin, ingilizce çevirisinin yaşanan sorun nedeniyle devam etmiştir. Önen’in önerdiği skalanın isminin hala işeme bozukluğu olması nedeniyle ingilizceye çevrildiğinde farkedilmediği takdirde bu sorun hala sürmekte gibi görünmektedir.1,2,3,4

    Bu karışıklıklara çözüm olarak ICCS tarafından işeme bozuklukları ana başlığı yerine önerilen alt üriner sistem fonksiyon bozukluğu(LUT dysfunction) genel olarak kabul görerek kullanılan bir terminolojidir.Alt üriner system fonksiyon bozuklukları nörojenik mesane sfinkter işlev bozuklukları , nörojenik olmayan mesane sfinkter işlev bozuklukları ve yapısal anomaliler olarak üç ana başlıkta incelenmektedir.

    Nörojenik olmayan mesane sfinkter işlev bozuklukları nörolojik ve anatomik olarak normal çocuklarda görülen alt üriner sistem semptomlarından bahsedildiği açıktır. Açık olmayan bu çocuklarda nörojenik ve anatomik anomalinin gerçekten olup olmadığını ayrıştırabilmektir. Günümüz teknolojik imkanları ile ortaya konabilen bir nörolojik yada anatomik anomali saptayamıyorsak bu hastaları nörojenik olmayan mesane sfinkter işlev bozuklukları grubuna alırız. Belki de gelecekte bu guruptaki bazı hastalarda gerçekte nörojenik anomaliler olduğu ortaya çıkarılabilecektir. Anatomik veya nörojenik anomali olan çocuklarda, hem de hiçbir anatomik ve nörolojik bozukluğu olmayan ayni semptomlar görülür. Örneğin gizli spinal disrafizm veya gerilmiş omurilik sendromunda görülen semptomlarla fonksiyonel mesane sfinkter işlev bozukluklarında çok benzer semptomlar vardır. Mesane çıkışında anatomic bir obstrüksiyonu olan çocukların semptomları anatomik ve nörojenik olarak tamamen normal olan disfonksiyonel işeme tanılı çocukların semptomlarıyla çoğu zaman aynıdır. Kısaca nörojenik ve anatomik anomalileri hangi semptom ve durumlarda düşünmemiz gerektiğini bilmiyorsak daha ana sınıflamada bile yanılıyor olma ihtimali söz konusudur.

    Alt üriner sistem semptomları

    International Children’s Continence Society (ICCS) ilk kez 1998 yılında çocuklarda alt üriner system fonksiyon bozukluklarını sınıflandırarak standardize etmeye çalışmıştır. 2006 yılında ICCS standardizasyon komitesi çocuk ve adelösanlarda alt üriner system fonksiyon bozukluklarının terminolojisini yeniden değiştirmiş, son olarak 2014 yılında alt üriner system fonksiyon bozuklukları terminolojisini yeniden güncellemiştir. 5,6,7 Bu nedenle 1998 yılında aynı hastalığa verilen isim 2014 yılında aynı hastalığa verilen isimden tamamen farklı olabilmektedir. Bu nedenle mesane sfinkter işlev bozukluğu konusunda makale hazırlanırken en son terminolojinin kullanılması çok önemli olmaktadır.

    Mesane sfinkter işlev bozukluğu olan tüm olgular yapılandırılmış anamnez formu ve özel anket formlarıyla sorgulanmalıdır. İnkontinans (idrar kaçırma) olup olmadığı ve sıklığı. İnkontinans vars a gündüz, gece veya hem gece ve hem gündüz olması, işeme sıklığı (frecquency), işeme aciliyeti (urgency), işenen hacim (voided volume), idrara başlamada zorluk (hesitancy), ıkınarak idrar yapma (straining), zayıf idrar akımı (weak stream), aralıklı idrar yapma (intermittency), ağrılı idrar yapma (dysuria), idrar yaptıktan sonar damlatma ve kabızlık gibi parametrelere dayalı bir değerlendirme gerekir.

    ICCS (International Children’s Continence Society)’nin 2014 yılında yaptığı son değişiklikle; yukarıdaki semptomların hangilerinin bulunduğuna göre hastalaraşağıdaki gibi sınıflandırılmaktadır.

    1.Aşırı aktif mesane (Over active bladder )

    2.İşeme erteleme(Voiding postponement)

    3.Az aktif mesane (Underactive bladder)

    4.Disfonksiyonel işeme (Dysfunctional voiding)

    5.Mesane çıkış obstruksiyonu (Bladder outlet obstruction)

    6.Stres inkontinans

    7.Kıkırdama inkontinansı (Giggle incontinence )

    8.Vajinal reflü

    9.Sadece gündüz aşırı sık idrar yapma(Extraordinary daytime only urinary frequency)

    10. Primer mesane boynu disfonksiyonu(Primery bladder neck dysfunction)

    Mesane ve rektum arasındaki yakın anatomik komşuluk nedeniyle mesane fonksiyon bozukluklarına sık olarak barsak fonksiyon bozuklukları eşlik etmektedir. Dolu bir rektum mesane dolma hissini etkilerken, dolu mesane de rektal dolma hissini azaltır.8 Bu durumda hem mesane, hem barsak boşalması sorunu birlikte görülür. ICCS Koff ve ark 9 tarafından önerilen ve eskiden kullanılan disfonksiyonel eleminasyon sendromu (DES)yerine, şimdi mesane barsak disfonksiyonu (Bladder bowel dysfunction=BBD) başlığının kullanılmasını önermektedir. Eşlik eden barsak disfonksiyonu mevcutsa; mesane barsak disfonksiyonu, eşlik eden barsak disfonksiyonu yoksa alt üriner sistem disfonksiyonu ana başlıkları kullanılmaktadır.

    Alt üriner sistem semptomlarının tanısı

    Alt üriner sistem semptomları bulunan çocukları tanı koymak için araştırmalar yapılırken, tuvalet eğitimi öncesi ve tuvalet eğitimi sonrasında farklı bir yaklaşım gereklidir. Bu değerlendirme yapılırken invaziv olmayan yöntemler kullanılması esastır. İnvaziv tanı araçlarına tanı konmada zorlanılan az sayıdaki olguda başvurulur. En çok kullanılan invaziv olmayan yöntemler; hastanın yapılandırılmış bir form ile alınan anamnezi, işeme günlüğü, işeme hacim ölçümleri ve alt üriner sistem semptomları skor anketleridir.

    En sık görülen alt üriner sistem semptomları sık işeme(frequency), aciliyet hissi(urgency), tutma manevralarıdır.(holding manoeuvres). Bu semptomları olan çocuklara kolaylıkla klinik olarak aşırı aktif mesane tanısı konulabilmektedir. Önceleri aşırı aktif mesane tanısının mutlaka urodinamik olarak konfirme edilmesi gerekli görülmekteyken, aşırı aktif mesane ön tanılı bütün çocuklara mutlaka ürodinaminin gerekli olmadığını vurgulayan pek çok çalışma yayınlanmıştır. Ürodinamik doğrulamanın şart olmadığı görüşünün yaygınlaşması sonrasında pek çok hastaya klinik olarak tanı konularak antikolinerjik tedavi başlanmıştır. ICCS klinik olarak tanı konulan hastalara; aşırı aktif mesane(overaktive bladder), ürodinami ile tanı doğrulanan hastaların ise aşırı aktif detrusor(overactive detrusor) olarak isimlendirilmesini önermiştir.6 Böylece tanının yanlızca klinik olarak mı konulduğu yoksa ürodinamik olarak doğrulandığı ilk bakışta anlaşılabilecektir.

    Aşırı aktif mesanede kısır döngü; kapasitenin azalmasının, aciliyet hissine yol açması, aciliyet hissinin, pelvik taban kaslarında kasılma artışına neden olması, ardından mesane kası hipertrofisinin oluşmasıdır. Klinik olarak aşırı aktif mesane tanısı konulduğunda, aslında primer idiopatik aşırı aktif mesane hastalarına ek olarak disfonksiyonel işemeye sekonder, mesane çıkışı obstrüksiyonlarına sekonder, işeme ertelemeye sekonder ve hatta primer mesane boynu disfonksiyonlarına sekonder olarak oluşan aşırıaktif mesane olgularının olabileceği de akılda tutulmalıdır. Aşırı aktif mesane ile disfonksiyonel işeme birlikteliğini biz Celal Bayar Üniversitesi serisinde %90 olarak saptadık. Ural ve ark10 göre Ege Üniversitesi serisinde bu birliktelik %85.5 dir. Genel olarak disfonksiyonel işeme ve aşırı aktif mesane birlikteliği %85-90 aralığında bildirilmiştir.11 ICCS disfonksiyonel işemenin sadece bir boşaltma fazı sorunu olduğunu vurgulamış, eşlik eden aşırıaktif mesane olabilir demesine rağmen bu iki hastalığın birlikte görülme olasılığının ortalama %90 cıvarında olduğunu vurgulamamıştır.7 Mesane çıkış obstrüksiyonları da erken yaşlarda yüksek oranda aşırıaktif mesane ile birlikte görülürken ileri yaşlarda az aktif mesane ile birlikte görülmektedir. Bizim serimizde ileri yaşta tanı alan olguların çokluğu nedeniyle mesane çıkış obstrüksiyonları daha çok az aktif mesane daha az aşırıaktif mesane ile birlikte saptanmıştır. Sık olarak alt üriner sistem bozukluğu olan hastalarla uğraşan ve sık üroflow ve ürodinami yapan ekipler elbette bu birlikteliklerin farkındadır. Ancak klinik olarak aşırıaktif mesane tanısını kolay koyan bazı hekimler, aşırıaktif mesanenin disfonksiyonel işeme, mesane çıkış obstrüksiyonu, primer mesane boynu disfonksiyonları gibi başka bir patalojiye sekonder olarak da oluşabileceğinin farkında olmayabilirler. Bu nedenlerle son yıllarda antikolinerjik tedavi başlanmış ancak yanıt alınamamış ve ailesine ilaca dirençli olduğu söylenen pek çok hasta ile karşılaşmaktayız. Yanlızca klinik semptomlarla aşırı aktif mesane tanısı konulduğunda disfonksiyonel işeme ve mesane çıkışı obstrüksiyonu bir belirtisi olabilecek semptomlar olan kesik kesik (intermittant) işeme, işemeye başlamada zorlanma, ince işeme ve ıkınarak işeme mutlaka sorgulanmalıdır. Hasta ya da ailesi kesik kesik işeme konusunda bazı bilgiler verebilirse de dalgalı işeme(staccato), uzun sürede işeme, ince işeme konusunda genellikle bilgi veremezler.

    Çocuklarda non invaziv bir test olan üroflow tek başına yeterli olmamaktadır. Yine non invaziv bir test olan Üroflow +EMG testi tercih edilmelidir. Bu test çocuğun idrarını ideal oturma pozisyonunda terazili bir kaba yapılması ve aynı anda genital bölgenin sağına ve soluna ve bacağına yerleştirilen kendinden yapışkanlı 3 transkutanöz EMG elektrodu ile pelvik taban aktivitesi kaydı yapılmasından ibarettir. Üroflow ile normal çan eğrisi şeklinde işeme yerine; kule tarzı işeme(aşırı aktif mesane bulgusu) veya plato tarzı işeme, aralıklı işeme ve işeme zamanın uzun olması(mesane çıkış obstrüksiyonu bulgusu) veya staccato işeme (disfonksiyonel işeme bulgusu) saptanabilir. Ayrıca EMG de pelvik taban aktivitesinde artma (disfonksiyonel işeme bulgusu) negatif EMG Lag zamanı(aşırı aktif mesane bulgusu), uzun EMG Lag zamanı(mesane çıkışı obstrüksiyonu veya primer mesane boynu disfonksiyonu ) bulguları gözlenerek tanı çok daha doğru olarak yapılabilecektir. Üroflow + EMG de bu bulguların var olması tanının doğruluğu için anlamlı olsa da yapılan tek bir üroflow +EMG testinin normal yada anormal olması bu çocuklarda mesane çıkış obstrüksiyonu veya primer mesane boynu disfonksiyonu olmadığının kanıtı değildir. Çünkü çocuklar mesane basıncını artırarak plato işemeyi, normal çan eğrisi işemeye dönüştürebilir. Üroflow+EMG testinin sonucunun doğru kabul edilmesi için en az 100cc işeme ve ardışık 2 veya 3 kez yapılması ve hepsinde aynı sonucun alınması gereklidir.

    Üroflow yapılırken ayrıca kız çocuklarında görülen ve disfonksiyonel işemeye neden olan eksternal üretral meatal anomali düşündürecek bulgulara rastlanabilir. Bu çocuklarda idrar akımının öne yönlenmesi(Anterior deflected of urinary stream) durumu vardır. Anamnezde sorgulasanız bile bu öne yönlenme yeterince tariflenemez. Üroflow yapılırken ideal oturma pozisyonunda idrar akımının öne yönlenmesi, klozet kapağının hatta bacaklarının çiş ile ıslanması gözlemlenebilir. Öne yönlenmenin görüldüğü bu çocuklarda tekrar ayrıntılı bir genital muayene yapılarak meatal webbed veya kaplanmış hipospadias(coverd hypospadias) diye tariflenen anomalilerin tanısı konulabilir.

    Disfonksiyonel işeme, mesane çıkışı obstrüksiyonu ve primer mesane boynu disfonksiyonu olan olgularda rezidü idrar kalışı ve idrar yolu enfeksiyonu sıklığı çok yüksektir. Bu nedenle bu olgulardan tam idrar tetkiki ve invaziv olmayan başka bir test olan ultrasonografi gerekecektir. Ultrasonografi ile üst üriner sistemde dilatasyon olup olmadığı, mesane trabekülasyonu ve duvar kalınlığı, mesane kapasitesi ve en önemlisi işemeden sonra mesanede artık idrar kalıp kalmadığı öğrenilebilir. Ultrasonografi ile rektal çap ölçümü de yapılarak rektum çapının 3cm den fazla olması durumunda birlikte kabızlığın varlığı kanıtlanabilir. İşeme sonrası mesanenin tam boşaltılamaması yanı artık (rezidiv) idrar kalışı mesane çıkış obstrüksiyonun veya disfonksiyonel işemenin ve çok önemli bir kanıtı olabilir. Ultrasonografi ile çocuğun yaşına göre hesaplanan mesane kapasitesinin çok üzerinde bir mesane kapasitesi ile birlikte işeme sonrası ultrasonografide artık idrar kalışı varsa az aktif mesane düşünülmelidir.

    Disfonksiyonel işeme daha çok kız çocuklarında görülürken mesane çıkış obstrüksiyonuna neden olan üretral anomaliler erkek çocuklarda görülür. Yalnız alt üriner sistem semptomları değil üroflow +EMG bulguları ile de benzer özellikler görülebilen bu hastalıklar arasındaki en doğru tanı ancak mesane içi ve abdominal basınçların da ölçülebildiği fakat oldukça invaziv bir test olan ürodinami ile konulabilir. Mesanenin dolma fazında inhibe edilemeyen detrusor kontraksiyonları mevcutsa ve boşatma fazında EMG de eksternal üretral sfinkter kontraksiyonları ve pelvik taban aktivitesinde artış kaydedildiyse ve işeme eğrisinde staccato işeme paterni gözlendiyse ancak üretrada obstrüksiyon yapan bir anomali olmadığından eminsek disfonksiyonel işeme tanısı koyabiliriz. Biz bu aşamada işeme sisto üretrografisi(İSUG) çekmek yerine sistoskopi yapmayı tercih ediyoruz. Deneyimli bir elde yapılan sistografinin üretral anomalileri göstermede İSUG dan daha değerli olduğunu düşünüyoruz. İşeme sisto üretrografisi (iSUG) önceleri mesane çıkış obstrüksiyonlarının tanısında altın standart olarak kabul ediliyordu ancak bu yıl katıldığım bu alanda yapılan bir sempozyumda sistoskopinin üretral obstrüksiyonu göstermede çok daha üstün olduğu olduğu vurgulandı.

    ICCS çok önemsediği staccato işeme paterni ve beraberinde EMG de pelvik taban aktivitesi artışı disfonksiyonel işeme tanılı hastaların ancak 1/3 ünde görülür. Staccato işeme paterni beraberinde EMG de pelvik taban aktivitesi artışı olmayan kalan 2/ 3 hastada primer mesane boynu obstrüksiyonu veya az aktif mesane mevcuttur.11 Alt üriner sistem disfonksiyonlarında yanlızca semptomlar değil çoğu zaman tanılar da aynı hastada birarada görülebilir(Şekil 1) En kesin tanı yöntemi bu nedenle ürodinamik inceleme ile aynı anda yapılan İSUG (video ürodinami ) ile konulan tanıdır. Ancak videoürodinami ile bile bazı üretra obstrüksiyonlarını gözden kaçırmak mümkündür. Tanı konmada zorlanan olgularda bu nedenle sistoskopi de gerekebilir. Erkek çocuklarda üretrada obstrüksiyon yapan nedenler; geç saptanan posterior üretral valv(PUV), konjenital uretral obstrüksiyonların hafif formları (Flap valve, mini valve), syringocele, utricular hood, utricular cyst, Cobbs’s colar(Moormann’s ring), meatal stenozdur.

    Serimizde yeni doğan döneminde sünnet yapılan ve gündüz idrar kaçırma yakınmasıyla gelen meatal stenoz olguları ile hypospadias cerrahisinden sonra idrar kaçırma yakınması görülen meatal senozlu olgulara meatotomi ve/ veya meatoplasti uygulanmıştır. Syringocele İSUG veya sistoskopi ile tanı konulduğunda mutlaka mutlaka drene edilmelidir. Gündüz idrar kaçırma yakınmasıyla başvuran geç tanı konulan PUV olgularınına valve ablasyonu uygulandıktan sonra yakından takip edilmeleri gereklidir. Serimizde tuvalet eğitimi sonrası gündüz idrar kaçırma yakınmasıyla gelen erkek çocuklarda konjenital posterior uretral valve(PUV) tanısı koyduğumuz çok sayıda olgu mevcuttur. Ayrıca birçok tam olmayan konjenital posterior uretral valve (flap valve, mini valve) ve Cobb’s colar olgusu saptadık. Biz 2009 yılından bu yana flab valve( mini malve) denilen obstrüksiyonlarda ve Cobb’s colar anomalisinde endoskopik olarak saat 5 ve 7 hizalarından soğuk bıçakla trans urethral insizyon (TUI) uygulamaktayız. TUI sonrası semptomlarında ve üroflow+EMG bulgularında belirgin düzelme olduğunu gösterdik.12,13 Konjenital uretral obstrüksiyonların hafif formları ile Cobbs’s colar(Moormann’s ring) olgularına uygulanan tedavi yöntemleri arasında tam bir birlik yoktur. Koff 14 idrar akımını engelleyen her anomalinin obstrüksiyon olduğunu ve tedavi edilmediği takdirde böbrek hasarına yol açacağını belirtmiştir. Bazıları konjenital uretral obstrüksiyonların hafif formlarının Avustralyalı meşhur bir üroloğun congenital obstructive posterior urethral membrane (COPUM) adını vermesiyle başlayan bir yanlış isimlendirme olduğuna Cobb’s colar ya da diğer ismiyle Moormann’s ring adında bir anomalinin de hiç var olmadığına inanır.15 Imaji ve ark 16 COPUM adını verdikleri memranöz lezyonları ağır orta ve hafif (severe, moderate , minimal ) olarak derecelendirmişlerdir. 83 konjenital posterior uretral obstrüktiv lezyonun %45 ine ikinci bir fulgurasyona ihtiyaç olduğunu rapor etmişlerdir.17 Khiara ve ark erkek çocuklarda konjenital uretral lezyonlarda trans urethral insizyon (TUI) uygulamışlar ve %80 etkili olduğunu bildirmişlerdir.18 Nakamura ve ark19 2011 yılında yayınladıkları bir makalede konjenital üretral obstrüksiyonların hafif formlarında TUI öncesinde ve sonrasında ürodinami yaparak ve işeme sistoüretrografisi çekerek TUI sonrası üretral açılarda belirgin değişiklik olduğunu göstermişler ve transüretheral insizyonun gündüz idrar kaçırma semptomlarında %87.5 iyileşme sağladığını belirtmişlerdir. Bu yıl katıldığım Surgical treatment of urinary incontinence in children with non –neurogenic lower urinary tract dysfunction başlıklı sempozyumda Flap valve(mini valve),ve Cobb’s collar(Moormann’s ring) gibi üretral anomalilere uygulanan tedaviler tartışıldı ve cerrahi olarak kesilmesi gerektiği vurgulandı.20 Hatta Cobb’s colar(Moormann’s ring) in kesilmesine rağmen %25 olguda nüks görüldüğü ve ikinci bir kez kesilmesine ihtiyaç olduğu özellikle belirtildi.21

    Kızlarda az bilinen ve özellikle disfonksiyonel işemeye neden olan eksternal üretral meatusta görülen anomaliler; webbed meatus, covered hypospadias, ring of Lyon gibi anomaliler İSUG veya ürodinami için kateter takılırken ender olarak fark edilebilir. Şüpheli durumlarda ise ancak genel anestezi altında yapılan ayrıntılı bir muayene ile ortaya konulabilir. Kızlarda görülen meatal anomalilerin meatotomi hatta sütür konularak yapılan meatoplasti ile düzeltilmesi olguların %45 inde başka herhangi bir ilave tedaviye gerek olmaksızın disfonksiyonel işemenin düzelmesiyle sonuçlanmaktadır.20 Bizim serimizde meatoplasti sonrası %50 olguda başkaca bir tedaviye gerek kalmadan disfonksiyonel işeme düzelirken, %50 olguda ilave olarak standart üroterapi tedaviye eklenmiş, az sayıdaki olguda intensive üroterapi gerekmiştir.21

    Sonuç olarak; mesane sfinkter işlev bozuklukları çocuk nefrolojisi ve ürolojisi polikliniklerine başvuran hastaları önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu hastalara sadece bazı klinik semptomlarına dayanarak aşırı aktif mesane tanısı koyup, hemen antikolinerjik tedavi verilen bir dönem maalesef yaşanmıştır. Antikolinerjik tedaviye çok iyi yanıt veren primer idiopatik aşırıaktif mesane olguları dışında, sekonder olarak gelişen aşırıaktif mesanelerde primer spesifik nedenin bulunması için gereken bakış açısı ve izlenmesi gereken yol bu derleme makalede ayrıntılı olarak açıklanmaya çalışılmıştır.

    Kaynaklar

    1. Farhat W, Bagli DJ, Capolicchio G, O’Relly S, Merguerian PA Khoury A, McLorie GA The dysfunctional voiding scoring system: quantitative standardization of dysfunctional voiding symptoms in childrenJ Urol. 2000 Sept 163(3pt2) :1011-5.

    2.Akbal C, Genc Y, Burgu B, Ozden E, Tekgul S, Dysfunctional voiding and incontinence scoring system: quantitative evaluation of incontinence symptoms in pediatric popultion. J Urol 2005 Mar;173(3) :969-73

    3. Akbal C, Şahan A, Şener TE, Şahin B, Tınay I, Tarcan T, Şimşek F Dİagnostic value of pediatric lower urinary tract symptom score in children with overactive bladder. Word J Urol 2014 Feb ;32(1):201-8.

    4.Önen A Mesane Sfinkter disfonksiyonu ve vezikoüreteral reflü Türkiye Klinikleri J Pediatr Sci 2014;10(1),82-91

    5.Norgaard JP, Van Gool JD, Hjalmas K et al Standardization and definitions in lower urinary tract dysfunction in children .International Children’s continence society Br J Urol 81 Suppl 3;1,1998

    6.Neveus T Von Gontard A Hoebeke P et al The standardization of terminology of lower urinary tract function in children and adolescents; report from Standardization comittee of international children’s continence society J Urol 176;314,2006

    7.Austin P, Bauer BS, Bower W, Chase J, Frabco I, Hoebeke P et al The standardization of terminology of lower urinary tract function in children and adolescents :Update report from standardization committee of international children’s continence society J Urol 2014 Jun ; 191(6):1863-1865 2014

    8.De Wachter S De Jong A, Van Dyk J Wyndaele JJ Interactions of filling related sensation between anorectum and lower urinary tract and its impact on sequence of their evacuation . A study in healhy volunteers Neurourol Urodyn 2007 ;26(4) :481-5.

    9. Koff SA, Wagner Tt, Jayanthi V The relationship among dysfunctional elimination syndromes, primary vesicoureteral reflux and urinary tract infections in children J Urol Sep;160(3pt2):1019-22.

    10. Ural Z Ulman I, Avanoglu A Bladder Dynamics and vesicoureteral reflux: factors associated with idiopathic lower urinary tract dysfunction in children J Urol 2008 Apr 179(4):1564-7.

    11. Glassberg KI, Combs AJ Rethinking current concepts and terminoogy in lower urinary tract dysfunction. J of Pediatric Urology 2012 ,8,454-458.

    12. . Taneli C Kavak N Genç A Yılmaz Ö, Erengül H, Akil İ, Ertan P Ulusal pediatrik nefroloji kongesi İzmir, 2012

    14. Koff SA Evaluation and management of voiding disorders in children Urol clin North Am 1988 Nov 15(4);769-75. Congenital posterior urethral membrane: variable morphological expression.

    15. Imaji R, Moon DA, Dewan PA.Congenital posterior urethral membrane: variable morphological expression. J Urol. 2001 Apr;165(4):1240-2; discussion 1242-3

    16. Imaji R Dewan PA Congenital posterior uretral obstruction :re-do fulguration pediatr. Surg Int Sep ;18(5-6):444-6.

    17.Lu YC, Dewan PA. Congenital urethral obstruction: the video-endoscopic perspective. BJU Int. 2006 Nov;98(5):953-9.

    18. Kihara T, Nakai H, MoriK, Sato R, Kitahara S, Yasuda K Variety of congenital urethral lesions in boys with lower urinary tract symptoms and the results of endoskopik treatment Int j urol 2008 Mar; 15(3):235-40.

    19. Nakamura S, Kawai S, Kubo T, Kihara T, Mori K, Nakai H Transurethral incision of congenital obstructive lesions in the posterior urethra in boys and its effect on urinary incontinence and urodynamic study. BJU Int. 2011 Apr;107(8):1304-11.

    20. Nijman RJM Personal comminication in Surgical treatment of urinary incontinence in children with non –neurogenic lower urinary tract dysfunction meeting.Amsterdam, Holland ; June, 2015

    21. De Jong T P Personal comminication in Surgical treatment of urinary incontinence in children with non –neurogenic lower urinary tract dysfunction meeting.Amsterdam, Holland ; June, 2015

    21. Klijn AJ, Overgaauw DB, Seinstra PLW, Dik P, De Jong TPVM Urethral meatus deformities in girls as a factor in dysfunctional voiding. Neurourol Urodyn. 2012 Sep;31(7):1161-4

    22.Taneli C Kavak N Genç A Yılmaz Ö, Erengül H, Akil İ, Ertan P Kız çocuklarda işeme disfonksiyonuna neden olan üretral meatal anomaliler . Ulusal pediatrik nefroloji kongesi İzmir, 2012

    23.Taneli C Kavak N Genç A Yılmaz Ö, Akil İ, Ertan P Kız çocuklarda işeme disfonksiyonuna neden olan üretral meatal anomaliler. Ped üroloji kongesi İzmir, 2013

  • Tik Bozukluğu

    Tik Bozukluğu

    Tik, birden ortaya çıkan, hızlı, yineleyici, ritmik olmayan,motor hareket ya da ses çıkarmadır. 

    Tikin oluşumunda Kuralci ve titiz ana, baba tutumlari denetleyici ve cocuktan performansinin uzerınde bir seyler bekleyen ana baba tutumlari etkilidir. Akrabalarında tik öyküsü olanlarda daha sık görülmesi beklenebilir, otozomal dominan geçişli genetik yatkınlık, hastalığın görülme sıklığını arttıran bir etkendir. 

    Tiklerin sıklıkla çocuk ve ergen yaş dönemlerinde başlamakta, çoğunlukla anne, baba, öğretmen ve arkadaşların olumlu tutumu ile yerleşmeden kaybolmaktadır.

    Tikler çocuklar arasında sık görülür. Çocuklarla yapılan bazı araştırmalar erkek çocukların % 1-13’ünde, kız çocukların % 11’inde tik veya tik benzeri davranışların yaşamlarının bir döneminde görüldüğünü göstermiştir.Özellikle 7-11 yaşları arasında daha fazladır. Erkek çocuklarda kız çocuklarına göre daha sık gözlenmektedir.

    • Basit motor tikler (göz kırpma, yüz buruşturma, boyun çevirme, ağız germe,kafa sallama,ayak sallama,vurma,vs),
    • Basit vokal tikler (boğaz temizleme, burun çekme, hırıltı sesi,öksürme,ıslık çalma,vs)
    • Karmaşık motor tikler (Çömelme, Eğiilme,koklama, üzerine çeki düzen verme,El ve yüzün anlamlı hareketleri,Eşyalara ve insanlara dokunma,Parmakları ile sayma hareketi yapma vs)
    • Karmaşık vokal tikler (belirli ifadeleri/kelimeleri sık yineleme, işitilen en son sesleri/ifadeleri tekrarlama vs) 
      Tik bozuklarının gidişi genellikle iyidir. Erişkinlik dönemine geçerken şiddetleri azalır ya da kaybolurlar. Birlikte kronik bir hastalığın bulunması ve yetersiz aile desteği gidişi olumsuz yönde etkileyen etkenlerdendir.

    Tik bozukluğu olan çocuğun çevresi tarafından sürekli uyarılması ve yapma diyerek bu davranıştan rahatsız olunulduğunun hissettirlmesi çocukta güveni azaltacak ve strese girmesine sebep olacaktır.İletişimde olunan kişilerin bunun aksine destekleyici,çocuğun rahatlaması sağlayıcı, esnek ve çocuğun kendisini eksiklik duygusuna kapılmasını önleyici tutum geliştirilmelidir.

    Eğer tikler belirginse çocuğun özgüveni azalabilir ve çevreye karşı kendüşürüp, sosyal ilişkilerini olumsuz yönde etkileyebilirler.Ayrıca yukarıda belirtilen nedenle anne, baba ile çocuğun arasında ilişki sorununa neden olabilir, ya da var olan sorunu artırabilir. Bu nedenlerle tedavi edilmesi uygun olur.

    Tourette Sendromu: Çocukluk veya en geç olarak ileri ergenlik döneminde başlar.Tekrarlayan, amaçsız, bir çok kas grubunu etkisi altına alan hareketlerdir.
    Bir veya daha fazla vokal tiklerdir· Haftalar ve aylar içinde semptomların yoğunluğu değişmemektedir (artma ve azalma).Bir yıldan daha uzun sürmektedir.Beraberinde “dikkat eksikliği ve hiperaktivite sendromu” ve “takıntı hastalığı (obsesif kompulsif bozukluk)” sıklıkla bulunur.Devamında yetişkinlikte madde kullanımına kadar gitmektedir.Tikler uykuda belirgin olarak azalırken sıkıntı, stres, sıcak hava ve yorgunluk hallerinde artar. Belirtilerin hastalık süresince artıp azalması tipiktir.

    Tik bozuklarının gidişi genellikle iyidir. Erişkinlik dönemine geçerken şiddetleri azalır ya da kaybolurlar. Birlikte kronik bir hastalığın bulunması ve yetersiz aile desteği gidişi olumsuz yönde etkileyen etkenlerdendir. 

    Ailenin Sıklığını, şiddetini arttırıcı ya da azaltıcı etkenler olup olmadığını, birlikte başka fiziksel belirti bulunup bulunmadığını gözlemesi ve pedagoga danışılması gerekmektedir.Stres yaratıcı durumlar belirlenip,bunların yerine kaygı ile başa çıkma yolları geliştirilmelidir. Basit tiklerin tedavisinde bazen bu kadarı bile yeterli olabilir

  • Erkek sünneti: bitmeyen tartışma

    Sünnet, glans penisi saran prepusyum ya da sünnet derisi denen, içi mukoza kaplı deri parçasının kesilerek çıkarılması demektir. Bu işlem dünya tarihinde muhtemelen üzerinde en çok tartışılan, en eski cerrahi işlemlerden biridir. Sünnet, öncelikle dünyanın belirli bölgelerinde dini ve kültürel inançlar sebebiyle yapılırken bazen de çeşitli tıbbi endikasyonlarda yapılmaktadır. Bu makalede ülkemizde de çok yaygın olarak yapılmakta olan sünnet ile ilgili son bilgilerin literatür eşliğinde incelenerek özetlenmesi ve özellikle sünnet ile ilgili tartışma konularının irdelenmesi amaçlanmıştır.

    Sünnet, dünyada en çok yapılan ve insanlık tarihinin en eski ameliyatlarından biridir (1). Geçmişinin 15000 yıl öncesine kadar dayandığı tahmin edilmektedir. Avustralya yerlilerinin günümüzde sünneti çakmak taşından oluşturdukları kesici aletlerle yapmaları, bu operasyonun prehistorik dönemden kaldığı konusunda önemli bir ipucu vermektedir (2). Bir cerrahi girişim olarak sünnet ilk kez yaklaşık 6 bin yıl önce, Eski Mısır dönemine ait Ankh-Ma-Hor tapınağındaki duvar kabartmasında tarif edilmiştir (2,3). Musevilerin “bris-milah” adını verdikleri dini törenle erkek çocuğun doğumunun 8. gününde sünnet yaptırmaları dini bir emirdir. Ancak, İslamiyette farz olmadığı halde, erkeğin müslümanlığının belirtisi haline gelmiştir (2,4). Ülkemizde erkeklerin yaklaşık %98.6’sı sünnetlidir (1) ve hemen hemen tamamı dini ya da geleneksel nedenlerle yapılmaktadır (5). Tıbbi nedenlerle sünnet ilk kez 19. yüzyılda yapılmaya başlanmıştır. 1891 yılında Remondino sünnetin tıbben yararlı bir girişim olduğunu vurgulayarak alkolizm, epilepsi, astım, enüresis, fıtık ve gut gibi bazı hastalıklardan korunmada etkin olduğunu öne sürmüştür (6). 20. yüzyılın ilk yarısına kadar genellikle sünnet lehinde çıkan araştırmalar, özellikle İngilizce konuşulan ülkelerde tıbbi sünnetin sıklıkla yenidoğan döneminde yapılmak üzere yaygınlaşmasına neden olmuştur (7). 1949 yılında Gairdner yazdığı makalede rutin sünneti sorgulayarak sünnet derisinin özellikleri ve önemini vurgulamıştır (8). Bu makaleden sonra, sırasıyla İngiltere, Kanada ve ABD’de Çocuk Hastalıkları Dernekleri rutin sünneti tavsiye etmekten vazgeçmiş ve sünnet oranları bu ülkelerde belirgin olarak düşmüştür (7). Sünnetin çocuklarda idrar yolu enfeksiyonlarını (İYE) belirgin olarak düşürdüğünün gözlenmesi ile 2012 yılında Amerikan Çocuk Hastalıkları Akademisi (AAP), yeni bir bildirgeyle kararı daha çok aileye bırakan tarafsız bir konum almıştır (9). Ancak sünnetin düşük riski ve bilinen yararları nedeniyle ve AAP, US Centers for Disease Control and Prevention (CDC), Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Joint United Nations Program on HIV/AIDS (UNAIDS) ve Voluntary Medical Male Circumcision (VMMC) tarafından yapılan olumlu açıklamalar sonucu sünnet günümüzde dünyada yaygın hale gelmiştir (1). Bugün, dünyadaki tüm erkeklerin %37.7 oranında sünnetli olduğu tahmin edilmektedir (1).

    Sünnet teknikleri

    Dünya çapında en sık yapılan ameliyatlardan biri olan sünnet birçok farklı yöntemle yapılabilir. Her bir yöntemin amacı, kanama veya diğer komplikasyonları azaltarak en iyi kozmetik görünümü sağlamaktır (10).

    Sünnet dorsal slit, shield-klempler (Mogen klempi, Plastibell®, Gomco klemp, Zhenxi ring, Tara klemp, Smart klemp, Shang ring®, Prepex® device) ve cerrahi (Sleeve rezeksizyon) olarak üç ana yöntemden biri ya da bunların kombinasyonlarıyla yapılabilir (11). Bunların dışında sünnet havyası denilen, kesme ve yakma işlemini aynı anda yapan el cihazları ile de sünnet yapmak mümkündür. Ancak bu cihazlar pratik olmasına karşın termokoter etkisiyle penisin sinir yapısına zarar verebildiğinden kullanılması önerilmemektedir (12).

    Van Haute ve ark. 2-OCA (2-Octyl cyanoacrylate) adlı doku yapıştırıcısı ile sütürsüz yaptıkları sünnetin, standart dikişli yapılanlara göre daha kısa ameliyat süresi, daha az ağrı ve mükemmel kozmetik sonuçlar ile daha üstün olduğunu bildirmişlerdir (10).

    Yapılan deneysel bir çalışmada ultracision harmonic scalpel (UHS) ile köpeklere sünnet işlemi uygulanmış ve geleneksel sünnet yöntemlerine göre daha hızlı ameliyat süresi, daha az kanama ve daha az komplikasyon oranları bildirilmiştir (13).

    Günümüzde sünnet işleminde hemostaz için monopolar ve bipolar elektrokoterler yaygın olarak kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalarda elektrokoterlerin birbirlerine karşı üstünlükleri saptanamamış olsa da, bipolar koterlerin düşük enerjili olmalarından dolayı penil cerrahide tercih edilebileceği bildirilmiştir (12).

    Sünnet endikasyonları

    Penisin normal anatomisinde sünnet derisi, glans penisi ortaya çıkaracak kadar geri çekilebilmelidir. Sünnet derisinin normal olarak geri çekilememesi ve glans penisin görünür hale gelmemesi durumu fimozis olarak adlandırılmaktadır (14). Ancak yenidoğanların çoğunluğunun penisi fimotiktir. Aralıklı ereksiyonlar ve iç epitelin keratinizasyonu ile sünnet derisi çocukluk çağında zamanla geri çekilebilir hale gelerek fimozis genellikle ortadan kalkmaktadır (15). Nitekim 3 yaşına ulaşıldığında fimozis oranı %10’a, 6 yaşında %8’e ve 16 yaşında %1’e düşmektedir (16). Bu yüzden çocukluk dönemindeki fimozisi fizyolojik ve patolojik olarak ikiye ayırmak gerekir. Patolojik ya da edinilmiş fimozis, tekrarlayan balanit, Balanitis kserotika obliterans ve adhezyonlara neden olabilmektedir (14). Fizik muayenede sünnet derisi hafif retrakte edildiğinde, sünnet derisi uç kısmı skarlaşmış bir halka görünümünde ise bu patolojik fimozis, normal mukoza görünümünde ise daha çok fizyolojik fimozis olarak değerlendirilmektedir (14).

    Sünnetin kesin tıbbi endikasyonları, patolojik fimosis, parafimosis, bazı penis travmaları ve çocuklarda tekrarlayan İYE olarak kabul edilmektedir (3,6-9). Ancak fimozisin bakteriyel kolonizasyon üzerine etkisi olmadığı, bu nedenle de İYE için kesin endikasyon olmayabileceği hakkında çalışmalar da vardır (17). Bunun dışında fizyolojik fimozis, çok uzun sünnet derisi, tekrarlayan balanit ve balanopostit ile üriner sistemin konjenital anomalileri sünnet için göreceli endikasyonlardır (7,18). Çok merkezli yapılan bir çalışmada, vezikoüreteral reflü ya da prenatal hidronefroz tespit edilen çocuklardan sünnet olmayanlarda İYE %63 oranında gözlenirken sünnet yapılanlarda bu oran %19 olarak saptanmıştır (19). Konjenital ürolojik anomali ile doğan çocuk yaşadığı ülke kültürünün gerektirdiği şekilde zaten sünnet olacaksa, bu çocuklarda bu tür anomaliler tespit edildiğinde beklenmeksizin sünnet yapılması uygun olacaktır.

    Sünnet kontrendikasyonları

    Sünnet, prematüre bebeklerde, ailede ya da bebekte kanama diyatezi olanlarda ve gelecekteki operasyonda sünnet derisinin kullanılabileceği dış genital organ anomalileri olan çocuklarda yapılmamalıdır. Bu anomaliler hipospadias, epispadias, gömülü penis, megaloüretra, kordi, webbed penis ve penoskrotal füzyondur (7,14). Bu anomalilere sahip çocuklara rutin sünnet yapılması halinde ileride penis için cilt greftlerine gerek duyulabilir. Özellikle webbed penis ve penoskrotal füzyon rutin muayene esnasında gözden kaçabilir ve penoskrotal füzyonlu bir bebekte rutin sünnet yapılması iyatrojenik gömülü penis oluşumuna neden olabilir. (7,8)

    Sünnet komplikasyonları

    Sünnet, zor olmayan ve rahat tolere edilebilen bir cerrahi işlemdir. Cerrahi işlem standartlarına uyularak yapılan sünnet sonrası mortalite ve morbidite çok düşüktür. Sünnetin enfeksiyon, hematom, yetersiz sünnet derisi eksizyonu, sütür reaksiyonu, eksternal üretral meada darlık, üretra fistülü, penil derinin aşırı eksizyonu ve glansa yapışan cilt köprüsü gibi birçok komplikasyonları olmasına rağmen en sık karşılaşılan komplikasyonu kanama, en ciddi komplikasyonu ise glans ampütasyonudur. Ayrıca sünnet sonrası yapılan sıkı bandaj nadir de olsa penil gangrene yol açabilmektedir (12). Literatürde şiddetli kanama ve nekrotizan fasciitis sonrası kaybedilmiş olgular bildirilmiştir (20,21). Sünnet uygulamasında tespit edilen komplikasyon oranlarında belirgin farklılıklar vardır ve %0.06’dan %55’e kadar değişen oranlar rapor edilmiştir (22). Gelişmekte olan ülkelerde geleneksel sünnetçilerin yaptığı sünnetlerde komplikasyon oranları ise %85 seviyelerine kadar çıkmaktadır (23).

    Tartışma

    Sünnetin ilk uygulamaya başlandığı yer olarak kabul edilen Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da sünnet derisi içinde biriken kumların epidemik balanite neden olması, sünnetin aslında koruyucu bir halk sağlığı önlemi olarak yapılmaya başlandığını göstermektedir (24). Nitekim İkinci Dünya Savaşı esnasında çöllerde savaşan Avustralyalı askerlerin bir kısmının geçirdikleri epidemik balanit nedeniyle sünnet olmak zorunda kalmaları bu gerçeği kanıtlamıştır (25).

    Bugün sünnetin kabul edilen en önemli faydası çocuklarda İYE riskini azaltmasıdır ve bu fayda özellikle 1 yaş altı çocuklarda daha belirgindir (7,18). Çocuklarda İYE’ye en sık neden olan fimbrialı Escherichia Coli, glansa değil sünnet derisine tutunur (26). Wiswell ve arkadaşlarının yaptığı çalışmadan itibaren bu konuda birçok çalışma yapılmış ve sünnet olan çocuklarda İYE geçirme oranının olmayanlara göre 3.7 kat ile 10 kat oranında düştüğü saptanmıştır (27,28). Ayrıca, İYE geçiren çocukların %10’unda bakteriyemi ve %3-5’inde menenjit oluşmaktadır (30). Burada vurgulanması gereken, sünnetin sadece İYE riskini azaltması değil, bu enfeksiyonun yol açabileceği önemli ve hayatı tehdit eden komplikasyonları da önlemiş olacağıdır. Sünnet, İYE dışında lokal penis enfeksiyonlarından korunmada da önemlidir. Yapılan bir çalışmaya göre, sünnet olmamış bir çocukta hayatı boyunca balanit geçirme oranı % 3.5 olarak saptanmıştır (31). Bu oranın, sünnetin çok nadir yapıldığı ülkelerden biri olan Finlandiya’da % 7.1 olarak saptanması da sünnetin lokal penis enfeksiyonlarından koruyucu özelliğini açıkça ortaya koymaktadır (29).

    Dünya Sağlık Örgütü, Human Immunodeficiency Virus (HIV) koruma planı çerçevesinde rutin sünneti HIV’in yaygın olduğu bölgelerde önermektedir. Sünnet esnasında HIV-1 hedef hücrelerinin yoğun bulunduğu sünnet derisinin iç tabakası çıkarıldığından, sünnetlilerde HIV pozitiflik oranında önemli azalma saptanmıştır (26,30). Ancak yapılan bir başka çalışmada sünnetli ve sünnetsiz erkekler arasında HIV pozitiflik oranında anlamlı bir fark saptanmaması, HIV enfeksiyonundan korunma amacıyla yapılan sünnetin gerekçesini zayıflatmaktadır (31). Cinsel yolla geçen diğer hastalıklar da sünnetli erkeklerde sünnetsizlere göre %10 oranında daha az gözlenmiştir (24). Son yıllarda yapılan çalışmalarda, cinsel yolla bulaşan en sık hastalık olan Human Papilloma Virüs (HPV) sünnetsiz erkeklerin penisinde sünnetli olanlara göre 3 kat daha fazla bulunmuştur (32). Pelvik iltihabi hastalığın, ektopik gebeliğin ve infertilitenin major nedenleri arasında yer alan ve HPV’den sonra ikinci sıklıkta gözlenen cinsel yolla bulaşan hastalık olan Chlamydia enfeksiyonuna ait antikorlar da sünnetsiz erkeklerin eşlerinde sünnetlilere göre 2 kat daha fazladır (26).

    Sünnet derisinin varlığı bile penis kanseri etyolojisinde kabul edilen en önemli faktörlerden biridir (33). Sünnetsiz erkeklerde smegmanın kanserojen olduğu hakkında kesin kanıt olmamasına rağmen, kronik irritasyon nedeniyle penis kanserinde rolü olduğu savunulmuştur (34). Bu yüzden sünnetin penis kanserini önlemede etkin olduğu gösterilmiştir (22,35,36). Ancak, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde penis kanseri insidansı 100 binde 0-2,1 olarak saptanırken, bu oranın sünnetin çok nadir yapıldığı bir ülke olan Japonya’da 100 binde 0,3 olarak saptanması penis kanserinde diğer etiyolojik faktörlerin de çok önemli olduğunu ortaya koymuştur (37).

    Yine sünnet ile ilgili olarak sıkça sorulan sorulardan biri de sünnetin cinsel hayat üzerine etkisidir. Sünnetli erkeklerin daha geç boşaldığı ve sünnetin seksüel fonksiyonları direkt olarak olumsuz etkilemediği bilinmektedir (24). Sünnet derisinin parmak ucu ve dudaklarda bulunan “meissner” cisimcikleri denen özelleşmiş sinir uçlarını içerdiği bilinmektedir (38). Kimi yazarlar bu ve henüz anlaşılamamış bazı etkilerinden dolayı erektil, erojen ve belki de glans penisi koruyucu etkisi olan sünnet derisinin alınmasının erkeğin seksüel hazzını azaltabileceğini savunmaktadırlar (38-40). Ancak, Masters ve Johnson yaptıkları çalışmada glansın dokunma hissinde sünnetli ve sünnetsiz erkekler arasında belirgin fark saptamamışlardır (41).

    Sünnet yaşı ile ilgili olarak önerilen kesinlenmiş ve net bir ideal yaş henüz yoktur. Freud, yaşamın 4. ya da 5. yılında ilginin cinsel bölgeye yoğunlaştığını, fallik-oidipal dönem olarak adlandırılan bu evrede çocuğun temel anatomik farklılıklarını keşfederek kendi cinsel kimliğinin temellerini oluşturduğunu, bu nedenle sünnetin bu yaş döneminde uygulanmasının kastrasyon olarak tanımlanan cinsel organını kaybetme korkusu yaratabileceğini belirtmiştir (22). Genel olarak bakıldığında genital bölgeyle ilgili olarak yapılacak müdahaleler için önerilen yaş 18 ay altıdır. Son yıllarda ülkemizde de yaygınlaşmakta olan yenidoğan sünnetinin bir takım avantajları mevcuttur (26). Üriner sistem enfeksiyonlarının yaklaşık 10 kat azaldığını ve daha estetik bir görünüm sağladığını savunan yazarlar vardır (22). Yine yenidoğan döneminde yapılan sünnetin penis kanseri görülme riskini en az 10 kez azalttığı bildirilmiştir (34). Özellikle ilk günlerde yenidoğan bebeklerin kanında doğum travması nedeniyle strese hazırlık olarak yükselmiş bulunan kortikosteroid, epinefrin, androjen, tirosin ve endorfin düzeyleri bu dönemde yapılacak sünnet için bir avantaj oluşturmaktadırlar (26). Yenidoğan döneminde yapılan sünnetlerde yara iyileşmesi daha hızlıdır ve dikiş ihtiyacı yoktur. Ayrıca ileri yaşlarda yapılanlara göre yenidoğan döneminde yapılan sünnetlerde komplikasyonlar ve maliyetler belirgin şekilde düşüktür (42).

    Sünnet işleminde ağrı yönetimi çok önemlidir. Yenidoğan dahi olsa her hastaya mutlaka anestezi uygulanmalıdır. Lokal anestezi, lokal topikal kremlerle ve/veya penil sinir blokajıyla yapılabilir ancak bu yöntemler %10 civarında yetersiz anestezi sağlamaktadır (42). Özellikle düşük doğum ağırlıklı yenidoğanlarda topikal kremler ciltte irritasyonlar yapabildiğinden önerilmemektedir (42). Sonuçta sünnet yenidoğan döneminde lokal anesteziyle yapılabilir ancak bu dönem dışında yapılacak sünnetler eğer mümkünse genel anestezi altında ve gelişmiş ameliyathane koşullarında yapılmalıdır (43).

    Sonuç olarak, bahsedilen avantajlarına rağmen binlerce yıldır yapılan sünnetin tıbbi endikasyonlar ve gelenekler dışında koruma amaçlı olarak yapılması halen tartışmalıdır ve bu tartışma uzun süre devam edeceğe benzemektedir.

    Kaynaklar

    Morris BJ, Wamai RG, Henebeng EB, Tobian AA, Klausner JD, Banerjee J, et al. Estimation of country-specific and global prevalence of male circumcision. Popul Health Metr 2016; 14: 4.

    Bayat AH. Tıp tarihi. Genişletilmiş 2. Baskı. İstanbul: Merkezefendi Geleneksel Tıp Derneği; 2010.

    Dunsmuir WD, Gordon EM. The history of circumcision. BJU Int 1999; 83: 1-12.

    Sari N, Büyükünal SN, Zülfikar B. Circumcision ceremonies at the Ottoman palace. J Pediatr Surg 1996; 31(7): 920-4.

    Söylet Y. Çocuk cerrahisinde en sık uygulanan cerrahi girişimler (kasık kanalı ameliyatları, sünnet, hipospadias). STE Online 2003; 35: 33-40.

    Remondino PC. History of circumcision from the earliest times to present. Phialadelphia, FA Davis; 1891.

    Lerman SE, Liao JC. Neonatal circumcision. Pediatr Clin North Am 2001; 48: 1539-57.

    Gairdner D. The fate of foreskin. BMJ 1949; 2: 200-3.

    American Academy of Pediatrics Task Force on Circumcision. Male circumcision. Pediatrics 2012; 130(3): e756-85.

    Van Haute C, Tailly T, Klockaerts K, Ringoir Y. Sutureless circumcision using 2-Octyl cyanoacrylate results in more rapid and less painful procedures with excellent cosmetic satisfaction. J Pediatr Urol 2015; 11(3): 147.e1-5.

    Abdullahi Abdulwahab-Ahmed, Ismaila A. Mungadi. Techniques of male circumcision J Surg Tech Case Rep 2013; 5(1): 1–7.

    Şencan A, Çayırlı H, Şencan A. Sünnet teknikleri. CBU-SBED 2015; 2(4): 86-90.

    Peng M, Meng Z, Yang ZH, Wang XH. The ultrasonic harmonic scalpel for circumcision: experimental evaluation using dogs. Asian J Androl 2013; 15(1): 93-6.

    McGregor TB, Pike JG, Leonard MP. Pathologic and physiologic phimosis: approach to the phimotic foreskin. Can Fam Physician 2007; 53: 445-8.

    Orsola A, Caffaratti J, Garat JM. Conservative treatment of phimosis in children using a topical steroid. Urology 2000; 56: 307-10.

    Oster J. Further fate of the foreskin. Incidence of preputial adhesions, phimosis, and smegma among Danish schoolboys. Arch Dis Child 1968; 43: 200-3.

    Irkilata L, Aydin HR, Aydin M, Gorgun S, Demirel HC, Adanur S, Akgunes E, Atilla A, Atilla MK. Preputial bacterial colonisation in uncircumcised male children: Is it related to phimosis? J Pak Med Assoc 2016; 66(3): 312-5.

    Hutcheson JC. Male neonatal circumcision: indications, controversies and complications. Urol Clin North Am 2004; 31:461-7.

    Herndon CD, McKenna PH, Kolon TF, Gonzales ET, Baker LA, Docimo SG. A multicenter outcomes analysis of patients with neonatal reşux presenting with prenatal hydronephrosis. J Urol 1999; 162: 1203-8.

    Paediatric Death Review Committee: Office of the Chief Coroner of Ontario. Circumcision: A minor procedure? Paediatr Child Health 2007; 12: 311-2.

    Sullivan P. Infant’s death another nail in circumcision’s coffin, group says. CMAJ 2002; 167: 789.

    İzgi MC. Ethical evaluation of non-therapeutic male circumcision. Turk Psikiyatri Derg 2015; 26(3): 204-12.

    Cankorkmaz L, Çetinkaya S, Köylüoğlu G. Pratisyen hekimlerin sünnetle ilgili bilgi düzeyleri. Balkan Med J 2011; 28: 264-8.

    Bhattacharjee PK. Male circumcision: an overview. Afr J Paediatr Surg 2008; 5: 32-6.

    Hutson JM. Circumcision: a surgeon’s perspective. J Med Ethics 2004; 30: 238-40.

    Schoen EJ. Should newborns be circumcised? Yes. Can Fam Physician 2007; 53: 2096-8.

    Wiswell TE, Smith FR, Bass JW. Decreased incidence of urinary tract infections in circumcised male infants. Pediatrics 1985; 75: 901-3.

    Houle AM. Circumcision for all: the pro side. Can Urol Assoc J 2007; 1: 398-400.

    Cameron DW, Simonsen JN, D’Costa LJ, Ronald AR, Maitha GM, Gakinya MN, et al. Female to male transmission of human immunodeficiency virus type 1: risk factors for seroconversion in men. Lancet 1989; 2: 403-7.

    Reynolds SJ, Shepherd ME, et al. Male circumcision and risk of HIV-1 and other sexually transmitted infection in India Urol 2004; 63: 155-8.

    Van Howe RS. Circumcision as a primary HIV preventive: extrapolating from the available data. Glob Public Health 2015; 10(5-6): 607-25.

    Castellsagué X, Bosch FX, Muñoz N, Meijer CJ, Shah KV, de Sanjose S, et al. International Agency for Research on Cancer Multicenter Cervical Cancer Study Group. Male circumcision, penile human papillomavirus infection, and cervical cancer in female partners. N Engl J Med 2002; 346: 1105-12.

    Bunker CB. Topics in penile dermatology. Clin Exp Dermatol 2001; 26: 469-79.

    Hayashi Y, Kojima Y, Mizuno K, Kohri K. Prepuce: phimosis, paraphimosis, and circumcision. ScientificWorldJournal 2011; 11: 289-301.

    Schoen EJ, Oehrli M, Colby C, Machin G. The highly protective effect of newborn circumcision against invasive penile cancer. Pediatrics 2000; 105: 36.

    Schoen EJ. The relationship between circumcision and cancer of the penis. CA Cancer J Clin 1991; 41: 306-9.

    Williams N, Kapila L. Complications of circumcision. Br J Surg 1993; 80: 1231-6.

    Morgan WKC. The rape of the phallus. JAMA 1965; 193: 123-4.

    Bronselaer GA, Schober JM, Meyer-Bahlburg HF, T’Sjoen G, Vlietinck R, Hoebeke PB. Male circumcision decreases penile sensitivity as measured in a large cohort. BJU Int 2013; 111(5): 820-7.

    Viens AM. Value judgment, harm, and religious liberty. J Med Ethics 2004; 30: 241-7.

    Masters WH, Johson VE. Human sexual response. Boston: Little Brown and Company; 1996: 189-91.

    Simpson E, Carstensen J, Murphy P. Neonatal Circumcision: new recommendations & implications for practice. Missouri Medicine 2014; 111(3) : 222-230.

    Micha G, Samanta E, Damigos D, Petridis A, Mavreas V, Livanios S. Impact of an anesthesia discharge scoring system on postoperative monitoring after circumcision in children: a randomized trial. Eur J Pediatr Surg 2009; 19: 293-6.

  • Sünnet ve yenidoğan sünneti

    Sünnet ve yenidoğan sünneti

    Ülkemizde ve dünyada en sık uygulanan cerrahi işlemlerden biri olan sünnet halen önemli bir tıbbi sorundur. Tüm dünyadaki erkeklerin %25’i dinsel, kültürel ya da tıbbi nedenlerle sünnet edilmektedir. Amerika’da bütün yenidoğanların %60’ı, Güney Kore’de ise %100’e yakını sünnet olmaktadır. Ülkemizde sünnet dini ve sosyal bir istek olup hemen hemen tüm erkek çocuklarında yaygın olarak uygulanmaktadır.

    Sünnetin tarihçesi yaklaşık 15.000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Sünnetin farklı kültürlerce ve birbirinden bağımsız olarak uygulandığı da bilinmektedir. Mesela, Kristof Kolomb Amerika kıtasını keşfettiğinde birçok yerlinin sünnetli olduğunu görmüştür. Sünnetle ilgili ilk yazılı ve resimli kanıtlar ise M.Ö. 2300 yıllarındaki Antik Mısır papirüs ve duvar resimlerindendir. Burada sünnetin bir gelenek olarak uygulandığını gösteren bulgular vardır.

    Tarihte ve günümüzde en çok yapılan bu cerrahi işlemin gerekliliği, kim tarafından ne zaman ve nasıl yapılması gerektiği konusundaki tartışma belki de tıp literatürünün en ilgi çekici tartışmalarından biridir.

    Sünnet yapacak kişinin uzman olması, penisin anatomi ve fizyolojisini iyi bilmesi gerekmektedir. Sünnet esnasında gerekli cerrahi itinanın gösterilmesi önemli komplikasyonlara yol açabilmektedir. Bu komplikasyonların başında da kanama, enfeksiyon, idrar yolları ve penise kalıcı hasarların verilmesi ile hatalı sünnetler gelmektedir. Sterilizasyonun tam uygulanmaması, aynı aletlerin kullanılması, cerrahi teknik konusunda yeterli bilgiye sahip olunmaması bu komplikasyonların görülme oranını da artırmaktadır. Nitekim ülkemizde de her yıl yüzlerce çocuk sünnet sonrası komplikasyonlarla hastanelerimize başvurmaktadırlar. Sünnetin diğer bir önemli yönü de çocuk psikolojisi üzerine etkileridir. Ne yazık ki, bu konuda da yeterli eğitim çocuklara ve ailelere verilemiyor. Çocuğa sünnet için ön hazırlığın yapılması ve uygun ortamlarda sünnetin gerçekleştirilmesi şarttır. Psikolojik olarak olumsuz etkilenen çocuğun, ilerdeki cinsel hayatına yansıyabilecek bir takım sorunların olabileceği unutulmamalıdır. Sünnet ülkemizde genellikle 6–7 yaş sonrası çocuklarda yapılmaktadır.

    Son zamanlarda ise yenidoğan dönemi yapılan sünnet, cerrahi işlemin ve bakım kolaylığı, bebekte yara iyileşmesinin çabuk olması ve psikolojik travma oluşturmaması gibi avantajlarıyla daha sık uygulanır hale gelmektedir. Her yaşta sünnet yapılabilmekle beraber 2-4 yaş arası çocuklarda kimlik gelişimi benmerkezci ve uyumsuz olmaları nedeniyle zorunlu olmadıkça sünnet yapılmamalı ya da yapılacaksa kesinlikle genel anestezi altında uygulanmalıdır. Burada üzerinde durulması gereken önemli bir konu sünnet işleminin genel anestezi altında yapılmasının önemidir. Gerek cerrahi işlem olarak gerekse psikolojik etkiler açısından lokal anestezinin bir an önce terk edilmesi şarttır. Üstelik lokal anestezi genel kanının tersine genel anesteziye göre daha risklidir. Çünkü lokal anestezik olarak kullanılan maddenin penis damarlarında spazm yaparak penisin kaybına bile sebep olması mümkündür. Ayrıca çocuğa bu korku ve heyecanı yaşatmadan bir cerrahi işlem uygulamak çok daha yararlı ve çağdaştır. Nitekim günümüzde dünyada birçok ülkede lokal anestezi ile sünnet yapılması tıbbi bir hata olarak kabul edilmektedir. Elbette, önemle vurgulanması gereken asıl sorunlardan biri de “toplu sünnet” kampanyalarıdır. Bu tür kampanyalarda, hem bir cerrahi işlem olarak hem de psikolojik yönüyle sünnet olayında uyulması gereken tüm kurallar çiğnenmektedir. Nitekim, bu tür kampanyalar sonrası daha fazla komplikasyon oluşmaktadır. Üstelik 1997 yılında Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün toplu sünnetleri yasakladığını biliyoruz.

    Görüldüğü gibi sünnet ufak ama önemli bir cerrahi müdahaledir. Gerekli önemin verilmediği durumlarda insan hayatında önemli ve kalıcı olumsuz etkilere sebep olabilmektedir. Burada biz uzmanlara da önemli işler düşmektedir. Ailelerin ve çocukların doğru olarak eğitilmesi gerekmektedir. Ailelere, sünnetin genel anesteziyle, hastane koşullarında yapılmasının önemini vurgulamak ve bunu çekici hale getirmek önemlidir. Günümüzde sünnetin anatomik, fizyolojik, psikolojik açılardan bilgisi olmayan kişiler tarafından, uygun olmayan yerlerde ve koşullarda yapılmasının kabul edilebilir hiçbir gerekçesi olamaz.

    Yenidoğan sünneti

    Sünnetle ilgili olarak en sık karşılaştığımız soru sünnetin gerekli olup olmadığından ziyade, sünnet için hangi yaşın en ideal olduğudur. Yenidoğan döneminde yani doğumdan sonraki ilk bir aya kadar geçen süre içinde uygulanan sünnet sonrasını çok rahat geçirdikleri ortaya konmuştur. Yenidoğan sünnetin gerekliliği uzun zamandan beri tartışılmaktadır. 3-6 yaş arasında çocuğun ve sünnetin yaratacağı psikolojik ve erken çocukluk döneminde karşılaşılabilecek sorunları ortadan kaldırılması nedeniyle daha yararlı olabileceği ileri sürülmektedir. Halen Amerika’da %60 oranında yenidoğan sünneti yapılmaktadır.

    40.000 erkek bebek üzerinde yapılan çalışmalarda idrar yolu enfeksiyonu oranı sünnetsiz çocuklarda %7, sünnet olan bebeklerde ise %0,7 olarak bulunmuştur. Sünnetsiz çocukların idrar yolu enfeksiyonuna sünnetli olan gruba oranla 8-15 kat fazla yakalandığı gösterilmiştir. Yenidoğan döneminde yapılan sünnet, çocukluk yaşta gelişebilecek sünnet derisinin ucunda darlık, pipi başının sünnet derisi ile boğulması ve sünnet derisi iltihaplanması gibi rahatsızlıkların oluşumunu da tamamen ortadan kaldırmaktadır.

    Ayrıca yenidoğan döneminde yapılan sünnet işleminin cerrahi bir müdahale olarak da bir takım avantajları mevcuttur. Bu dönem sünnet işleminden 45 dakika kadar önce sürülen anestezik bir krem (emla) sonra, halk arasında “çan” adı verilen alet yardımıyla ya da klasik cerrahi metotla yaklaşık 10 dakikalık bir zamanda tamamlanabilmektedir. Çan metodunda sünnet derisinin iki metal parça arasında sıkıştırılması sonucunda bu işlem yapıldığı için sıklıkla ek dikiş konulmasına gerek kalmaz. Yenidoğan sünnet derisindeki damarlar daha küçüktür ve kanamaya ait sorunlar hemen hemen hiç görülmez. Sünnet sonrası bakım oldukça kolay ve iyileşme hızlıdır.

    Çan metodu

    Yenidoğan bebeklere sünnet amacıyla genel anestezi uygulamaya gerek yoktur. Bu nedenle bebeğin aç kalması gerekmez. Tok karnına işlem yapıldığında bebek işlem sırasında ve sonrasında çok daha huzurlu ve sakindir. Ancak eskiden yanlış olarak öne sürülen tezin aksine yenidoğan bebekler de ağrı duyarlar. Bu nedenle sünnet ince iğne ile lokal anestezi uygulanmalıdır. Yenidoğan bebek sünnet sonrası 3. günde sünneti yapan doktor tarafından görülür ve 5. günde banyo yaptırılabilir. Konulan dikişler kendiliğinden eriyerek düşer, dikişlerin alınması gerekmez.

    Yenidoğan sünneti oldukça basit ve risksiz bir operasyon olmasına rağmen bir cerrahi işlemdir. Dolayısıyla işlem sırasında ve sonrasında %1’den az oranla çeşitli komplikasyonlar olabilmektedir. Bunlardan başlıcaları; enfeksiyon, yetersiz sünnet, sünnet derisinin daralması,cilt yapışıklıkları ve kanamadır.

    Prematüre bebeklerde, ailede hemofili veya diğer kan hastalığı öyküsü olan bebeklerde, doğuştan pipi anomalisi olan bebeklerde ve o anda rahatsızlığı olan bebeklerde yenidoğan sünneti uygulanmamalıdır.

  • Suça Sürüklenen Çocuk

    Suça Sürüklenen Çocuk

    Neden ‘suça sürüklenen çocuk’ hiç düşündünüz mü?

    Çocuk denilince akla gelen hep masumluktur,akıllarda çocuk hep suçtan uzak ve temizdir.

    Bu düşünce bazen çelişkiye düşer.Çocukların sebep olduğu suçlar ,gözümüzde onları bir anda canavarlaştırır.Şaşkın yüz ifademiz beliriverir.Bizim onlara yüklediğimiz anlamlar bunlar değildir.Hadi canım,Allah Allah,Ne günlere kaldık,Tabii normal …ardından kurduğumuz yargılayıcı cümlelerdir.Onları ve yaptıklarını anlamak güçtür.
    Kamu malına zarar verme ,hırsızlık,yaralama gibi mahkemeye intikal edilen suçlar ,çocuklara suça sürüklenen çocuk sıfatını getirmektedir.
    Denildiği gibi;suça sürüklenen çocuk….
    Burada suçlanan onlar;ancak onların da suçlaması gerekenler var.
    Neden suça sürüklenen çocuk hiç düşündünüz mü?Yaşantılarını hiç merak etiniz mi ve görebildiniz mi?

    Kadın ve erkek bir çocuk dünyaya getirmiş;fakat bundan önce maddi koşulları isteklerini karşılayamayacak düzeyde olmasına karşın ortalama en az 3 çocuk daha dünyaya getirmiş ve bundan sonra getirmeyeceği de düşük bir olasılık.Aile maddi sıkıntılar çekmekte ve çocuk sürekli döneminin gereği özenti davranışları göstermektedir.Ebeveynler istekleri karşılayamadığı gibi,toplumsal bir aile modelini oluşturmak adına anne,baba rollerinden tamamen uzaktır.
    İkamet edilen yere bakındığında ise;2 odalıdır ve kendilerini birey olarak hissedebilecekleri,kendilerine özgü odaları bulunmamaktadır,anlayacağınız ilk özgüven adımları başlamadan sonlandırılmıştır.Buna bir de ebeveynlerin aynı odada kalması eklenirse cinsel kimlik bozukluklarının ve suçluluk inançlarının temelleri atılmaktadır.
    Bulunduğu çevrede model alacağı kişilerinde suç işliyor olması ‘suç’ kavramını normalleştirmekte ve değer yargısı olmaktan çıkarmaktadır.Onlar artık, suç işlemekten çekinmezler ise varlardır.

    Çocukların tek isteğidir kabul görmek ve ödüllendirilmek .Her bireyin de isteği kendini gerçekleştirmektir ve onlara sunulan koşullarda bunlardır.Herkes kendisini ait olduğu çevrede sunulan koşullar dahilinde gerçekleştirmeye çalışır.
    Bu durumların varlığı geçmişte çocuk olan büyüklerinde içselleştirmelerine sebep olmakta ve onlarda problem çözme becerisini zayıf olanlara şiddet uygulamakla ve madde kullanımı ile sağlamaktadır.
    Aile içerisinde şiddetin olması öfke ve intikam duygularını beraberinde getirir.Çocukta içsel çatışmalara neden olur ve güven duygusunu zedeler.Çocuk öfkesini başkalarına uygulayacağı saldırganca davranışlarda gidermeye çalışır;çünkü aşağılanmıştır ve güçlü olduğunu kendisine ve çevresine kanıtlamaya çalışacaktır.Bu kısır döngüde ;onların geleceğini ailelerinde,ailelerinin çocukluğunu da onlarda görebilirsiniz.Görüldüğü gibi model almak bir hayata bedeldir.
    Ailenin maddi durumu iyi olmadığından psikolojik ihtiyaçlar göze dahi gelmemektedir.Maddi gelir elde etmek adına çok erken yaşta çalışmaya başlatılan çocuk için okul sürecinin devamı söz konusu dahi değildir;çünkü buna ilişkin bir model yoktur.Hırsızlık yapan bir çevrede de çocuğun okumasını beklemek,hayal kırıklığıdır.Erken yaşta alınan maddi sorumluluk çocukluk dönemlerinin aç kalmasını sağlar.Çocuk olamadan birey olan kişi ise yaşantısı boyunca bu dönemlere takılı kalır.Bunların sonucunda ise normal olan, gelecekte Psikolojik sorunlar ve bozukluklar yaşamasıdır.

    Bakıldığında bu çevrede çocuk olabilmek;saldırgan,risk almaktan kaçınmayan,aşağılanan,kendisini yeterli göstermek için onlar gibi davranan,olumsuz davranışları pekiştirilen,içi boş bir özgüvene sahip olmak demektir.
    Suç sadece somut bir göstergedir ve topluma gösterdikleri bir yardım çağrısıdır.Çocuk suç işlemez,çocuğa suç işletilir.
    Onlar için suç değil suça sürüklenen nedenler önemlidir.Hangi suç olursa olsun aslında hep dokunulmamış çocuk ruhları vardır.Tek istekleri Çocuk olmaktır.
     

  • Çocuklarda sünnet

    Sünnet, ülkemizde çocuklara en sık uygulanan CERRAHİ İŞLEMDİR. Pipinin baş kısmını (Glans) saran sünnet derisinin (prepisyum) kesilerek uzaklaştırılması şeklinde yapılır. Sünnet çoğunlukla dini ve kültürel düşüncelerle yapılsa da günümüzde tıbbi yararı düşünülerek yapılma sıklığı giderek artmaktadır.

    Sünnet gerektiren durumlar: Sünnet derisinin ucunun dar olması (fimozis) sünnetin en sık tıbbi gerekçeleri arasındadır. Çocuk idrar yaparken zorlanıyor hatta sünnet derisi balon gibi şişiyorsa bu durumla sünnet gereklidir.

    Sünnet derisinin geriye sıyrıldıktan sonra ödem ve darlık nedeniyle tekrar düzeltilememesi (parafimozis) acil sünnet gerektiren durumlardandır.

    Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarında sünnet yapılması önerilmektedir. Mesaneden böbreklere idrar kaçağı (vezikoüreteral reflü) ya da böbreklerde genişleme (hidronefroz) olan çocuklarda da idrar yolu enfeksiyonunu riskini azaltmak için sünnet önerilmektedir.

    Sünnetin yapılamaması gereken durumlar: Penisteki yapısal hastalıklarda sünnet asıl ameliyatla birlikte yapılır ve daha önceden yapılmaması gerekir. Hipospadias (idrarını pipinin altından yapması) tespit edilen çocuklarda sünnet yapılmaz, çünkü sünnet derisi ameliyat sırasında kullanılabilir. Bunun dışında epispadias (penis üzerinin açık olması), gömülü penis, penisin torbaya yapışık olduğu (webbed penis) durumda da önceden sünnetin yapılmaz.

    Prematür (erken doğmuş) bebekler ve kanama hastalığı olan çocuklarda sünnet, ancak uygun zaman ve şartlarda yapılmalıdır.

    Sünnet öncesinde yapılması gerekenler: Sünnet öncesinde çocuğun mutlaka doktor tarafından muayene edilmesiniöneriyoruz, böylece gözden kaçabilecek penisteki yapısal anormallikler, fıtık, inmemiş testis gibi bölgesel ve diğer hastalıklar kontrol edilmiş olunur.

    Sünnet için ideal yaş sıkça sorulmaktadır. İdeal yaştan çok, yaşına göre ideal yaklaşımın önemli olmasıdır. Belli yaşlarda, özellikle 2-5 yaş arsında kesinlikle lokal anestezi ile sünnet yapılmamalıdır. Bu yaşlarda ve diğer yaşlarda çocuğun stres ve korku yaşamaması için sünnet genel anestezi ile yani uyutularak rahatlıkla yapılabilir. Yenidoğan döneminde yani doğum sonrası ilk 1-2 ay lokal sünnet yapılabilir.

    Sünnette anestezi türü:

    Lokal anestezipenis etrafına iğne ile lokal anestezi ilacının verilmesiyle yapılır. Yenidoğan döneminde ve uyumlu ve kendini hazırlamış büyük çocuklarda lokal anestezi ile sünnet yapılabilir.

    Genel anesteziile sünnet, çocuk tamamen uyutularak yapılır. Bu şekilde çocuk cerrahi işleme ya da ameliyathane ortamına bağlı kaygı, stres, sıkıntı ve huzursuzluk yaşamaz. Çocuk anestezi doktoru tarafından değerlendirilir, kan tahlil yapılır ve sünnet işlemi öncesi yaşa göre değişen 3-8 saat kadar aç olması gerekmektedir.

    Sünnet teknikleri:

    Sünnet derisinin kesilmesi cerrahi yolla, koterle (elektrikli havya ya da lazer) ve plastik klipslerle ezerek yapılabilir. Cerrahi yöntem sünnet derisinin glans etrafından ölçülü şekilde kesilip cilt ve mukozanın ince emilebilir dikişle dikilmesi şeklinde yapılır, sık uygulanan ve ehil ellerde iyileşmesi ve sonuçları çok iyidir. Ayrıca bu yöntemle freniloplasti yapma (glans altındaki bağın düzeltilmesi), cilde bağlı pipideki hafif eğriliklerin düzeltilmesi gibi ilave işlemler yapmak mümkündür. Bu işlem diğer yöntemlere göre biraz daha uzun sürmesine rağmen, istenen hızlı ve düzgün iyileşme, ideal kozmetik sonuçları karşılamaktadır. Klips yöntemi ve koterle işlem kolay olsa da kotere bağlı yanık gelişme ya da clipslerde geç iyileşme ve kalın yara dokusu görülebilir.

    Sünnet yapılan ortam: Sünnet önemli bir cerrahi işlemdir ve ideali ameliyathanede yapılmalıdır. Ameliyathane ya da buna eşdeğer temiz ortam dışında yapılan sünnetlerde enfeksiyon riski çok fazla olacaktır ve yara iyileşmesi gecikecektir. unutulmamalıdır sünnet hala komplikasyon oranı oldukça fazla olan cerrahi işlemlerdendir.

    Sünnet sonrası yapılacaklar: Sünnet sonrası bezli çocuklarda çoğunlukla sargıya gerek duyulmaz, her bez değişiminde pipi üzerine bol antibiyotikli krem sürmek yeterlidir. İlk 2 gün bol krem, daha sonra 5 gün daha az krem sürerek tedavi tamamlanır. Sünnet sonrası 2. gün çocuk yıkanabilir ve pipinin 5 gün kadar sabah ve akşam bol ılık su ile yıkanması iyileşmeye yararı olmaktadır.

    büyük çocuklarda sünnet sonrası pipi etrafında antibiyotik kremli gazlı bezle veya jelatin gibi şeffaf tegadermle sarılı olabilir. Sargı ikinci gün açılır ve antibiyotikli krem kullanmaya devam eder, banyosunu yapabilir, 5 gün pipi sabah ve akşam bol ılık su ile yıkanır.

    Sünnetin yararları: Sünnetin çocuklarda idrar yolu enfeksiyonunu riskini azalttığını bildiren çalışmalar vardır. Sünnet sonrası bebeklerin idrarını daha rahat yaptığı, balanit gibi bölgesel enfeksiyon riskini azaldığı görülmektedir. Bunun yanında ileri yaşlarda cinsel yolla geçen hastalıkları görülme sıklığını azalttığı, penis karsinomu ve rahim ağzı kanseri (serviks uterus karsinomu) riskini azalttığı bildirilmiştir.

    Sünnetin komplikasyonları:

    Sünnet ehil ellerde ve uygun şartlarda yapıldığında riski çok düşük, bakımı kolay bir cerrahi işlemdir. Ancak her cerrahi işlem gibi bunun da küçük ya da büyük komplilkasyonları mevcuttur, hatta enfeksiyon ve kanama gibi nedenlerle büyük sıkıntı çeken ve ciddi zarar gören hastalar bildirilmiştir.

    Küçük komplikasyonlar:

    Kanama, enfeksiyon (kızarıklık, şişlik ve akıntı olması), geç iyileşme, yetersiz veya düzensiz sünnet.

    Büyük komplikasyonlar:

    Pipinin baş kısmının kesilmesi (Penis ampütasyon), pipinin enfeksiyon ve dolaşım bozukluğu nedeniyle çürümesi (penis nekrozu), pipi baş kısmının (glans) yaralanmaları, idrar deliğinin daralması, orantısız kesilmeye bağlı eğrilikler, idrar kanalının yaralanmaları (fistül oluşumu).