Etiket: Çocuk

  • Çocuklardaki kasık fıtığı genetik olabilir!

    Çocuklardaki kasık fıtığı; oluşumu, tipi ve tedavi tekniği olarak yetişkinlerdeki kasık fıtığından farklılık gösterir. Çocuklarda görülen kasık fıtığının oluşumu, erişkinlerdeki gibi kendini zorlamak sebebiyle oluşmaz, daha çok genetiktir. Çocukluk çağında kasıkta fark edilen ve zaman zaman ortaya çıkıp kaybolan şişlik, akla öncelikle kasık fıtığını getirmelidir. Genellikle ağlama, öksürme ve ıkınma gibi hareketlerle kasık bölgesinde ortaya çıkan ve elle itildiğinde kaybolan bir şişlik şeklinde belirti verir. Bazen kesede, bağırsak ve gazın sıkışmasıyla ağrı, huzursuzluk ve kusmaya neden olabilir. Dikkatli ve yumuşak bir baskıyla karın içine gönderilemeyen fıtığa da boğulmuş fıtık denir. Sıkışan bağırsağın veya yumurtalığın kanlanması durup, kangrene neden olabilir. Bu durumda karın ağrısı, karında şişkinlik, dışarı çıkamama ve kusma gibi sorunlar ortaya çıkar bu da çocuğun genel durumunu bozar. Boğulmuş fıtık, çocuğun hayati tehlikesini arttıran ve acilen cerrahi müdahale gerektiren bir durumdur.

    En kısa sürede ameliyat şart

    Fıtığın ameliyat dışında bir tedavisi olmayıp, korse ve fıtık bağı gibi araçların da çocuk fıtığı tedavisine yararı yoktur. Kasık fıtığı, kanaldan geçen organların sıkışarak boğulması ve kangren olma riski nedeni ile tanı konulduktan sonra uygun olan en kısa zamanda cerrahi müdahale gerektirir. Aksi takdirde fıtığın içine giren bağırsak boğulma riski nedeniyle acil ameliyat gerektirebilir. Çocuklarda, özellikle bebeklerde acil ameliyatların riski normal şartlarda yapılan ameliyatların riskinden çok daha fazladır.

    Kasık fıtığı ameliyatı olan çocuk aynı gün taburcu edilebilir

    Kasık fıtığı, acil bir durum olmadan, tanı konulduktan hemen sonra uygun şartlar altında, deneyimli uzmanlar tarafından ameliyat edilirse tekrar oluşma olasılığı çok düşüktür. Fıtık ameliyatı “günübirlik cerrahi” olarak uygulandığı için çocuğun hastanede yatmasına gerek olmayıp, aynı gün taburcu edilebilir. Bu ameliyattaki temel prensip, açık kalan kasık kanalının kapatılarak karın içiyle olan iştirakin ortadan kaldırılmasıdır. İşlem sırasında ameliyat bölgesine uzun etkili ağrı kesiciler yapıldığı için ameliyat sonrasında çocuğu rahatsız edecek kadar ağrı olmaz. Ameliyat sonrasında aşırı şişlik, kızarıklık, ağrı, ateş, bulantı ve kusma gibi belirtiler varsa; yaradan kan, iltihap geliyorsa mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir.

  • Otizm ve Çevresel Faktörler

    Otizm ve Çevresel Faktörler

    Otizm spektrum bozukluğu, sosyal etkileşim ve iletişim bozukluğu ile kısıtlı ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize nörogelişimsel bozukluklardan biridir. Son yapılan çalışmalara göre her 68 çocuktan birinde Otizm görülmektedir.

    Otizm sebepleri arasında genetik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir. Yapılan çalışmalarda bazı çevresel faktörlerin otizm riskini arttırdığı gösterilmiş olup bu yazı da otizmle ilişkili olduğu ya da olmadığı gösterilen başlıca çevresel faktörlere bilimsel veriler ışığında değinilmiştir.

    1960’larda bulantı kusma için kullanılan Talidomid, epilepsi için kullanılan Valproik asid, istenmeyen gebeliklerin sonlandırılmasında kullanılan Misoprostol’ün otizm riskini arttırdığı bilinmektedir. Ağır metallerden Civanın  otizm riskinin arttırdığı bilinmektedir. Yine Otistik çocukların bazı metallere duyarlılıklarının artmış olduğu düşünülmektedir.

    Gebelikte gelişen şeker hastalığı, kanama, prematüre doğum otizm riskini arttırabilmektedir. Gebeliğin ilk 3 ayında Kızamıkçık gibi teratojen ajanlara maruz kalan annelerin bebeklerinde otizm gelişme riski artmaktadır. Kızamık, Kabakulak, Su çiçeği, CMV, HSV’nin otizme yol açtığına dair yeterli kanıt bulunmamaktadır. D vitamin düzeyi düşük toplumlarla otizm sıklığı yüksek olduğu gözlenmiş olup D vitamini eksikliğinin Otizme yol açtığına dair bilgiler halen kesin netlik kazanmamıştır. 

    Sigara kullanımının otizme yol açtığı bilinmekte olup hamilelik sırasında sigara kullanımı otizm riskini 2 kat arttırmaktadır. Buna karşın, alkol tüketiminin otizme  yol açtığına dair bilgi bulunmamaktadır.

    İleri yaşta çocuk sahibi olan babaların çocuklarında otizm riski yüksektir. Tüp bebek gibi yardımcı üreme teknikleri de otizm ile potansiyel ilişkili olduğu öne sürülmüştür. Ancak yapılan çalışmalarda zihinsel gerilikle ilişkili olduğu bulunmuştur.

    Gebelik dönemini kış ayında geçiren annelerin bebeklerinde otizm riskinin artmaktadır. Kış aylarındaki gebeliklerde yaza kıyasla otizm riskinde %6 artış olduğu gösterilmiştir. Kış ayının otizmle olan ilişkisi D vitamini düzeyindeki düşüklükle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Gebelikte depresyonu olan annelerin çocuklarında da otizm riski artmaktadır.

    Gebelik döneminde hava kirliliği maruziyeti, otizm riskinde artışa yol açmaktadır.  Özellikle de ağır metaller ve partiküllü madde içeren havanın bu risk artışında önemli payı bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda, yüksek seviyede hava kirliliğine maruz kalan çocuklarda, en düşük seviyede hava kirliliğine maruz kalan çocuklara göre otizm riski 3 kat fazla olduğu bulunmuştur.

    Kapalı çevre faktörlerini araştıran bir çalışmada, çocuk ve ebeveyn yatak odası Polivinilklorid  (PVC) döşeme olan evlerde otizm riskinin iki kat arttığı gösterilmiştir. 

  • Çocuklarda taş hastalıklarının nedeni araştırılmalı!

    Çocuklarda taş hastalıkları yetişkinlere göre farklı!

    Çocuk yaş grubunda üriner sistem taş hastalığı yetişkinlere göre farklılık gösterir. Üriner taş saptanan çocuklarda tıkanıklık ve enfeksiyon gibi akut problemlerin olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Tıkanıklık veya enfeksiyon varsa önce üriner sistemdeki birikmiş kan ve enfeksiyona neden olabilecek sıvıların boşaltılması ile rahatlama sağlanmalıdır.

    Taşların tedavisi lazerle mümkün.

    Erişkinlere uygulanan vücut dışı ses dalgaları ile taş kırma (ESWL) yöntemi artık çocuklardaki taş hastalıklarında da uygulanabilmektedir. Bu şekilde kırılamayan taşlara ise endoskopik yani ameliyat kesisine gerek olmayan yöntemle yerleştirilen ince aletlerle taş, lazerle parçalanarak çıkarılmaktadır. Üriner sistem taş hastalıkları bulunan çocukların ailesinde yaygın taş hastalığı varsa ve çocukta taş oluşumu tekrarlıyorsa, bu hastaların genetik açıdan mutlaka kontrol edilmesi gerekir.

    Doktorun deneyimi önemli

    Çocuklarda böbrek daha hareketli ve küçük, idrar kanalı ince ve özellikle üst üreter duvarı zayıf olduğu için taş, çocuk girişimleri konusunda deneyimli olan hekimler tarafından yapılmalıdır. Aksi takdirde, hayati risk taşıyan ciddi sorunlar görülebilir.

    Taş oluşumuna karşı günde 2 litre su

    Taşların oluşmasını önlemede en önemli faktör alınan sıvı miktarıdır. Bünyesi taş oluşturmaya yatkın çocuklar, günde en az 2 litre su içmediğinde idrar miktarı azalacak, yeteri idrar daha yoğun bir duruma gelecek ve idrardaki taş oluşturan maddelerin çökmesi ile yeni taşlar oluşacaktır.

  • Çocuklara terörü nasıl anlatmalıyız?

    Çocuklara terörü nasıl anlatmalıyız?

    ÇOCUK PSİKOLOJİSİ, TERÖR ve DARBE

    Ülkemizde olup bitenleri yetişkin olarak bizlerin dahi anlaması son derece güçken, çocuklarımızın neden iki insanın birbirini öldürdüğünü, neden bu vatan için canını vermeye hazır olduğunu söyleyen asker ve polisin birbirine kurşun sıkıp öldürebileceğini, gecenin geç vakitlerinde sokağa çıkarak kendimizi kime karşı ve neden savunduğumuzu anlamaları oldukça zordur. Tarih boyunca “İYİ” ve “KÖTÜ” kavramı iki kutuplaşmayı yaratmış ve iki kutup da kendi anlayışları çerçevesinde toplumun sulh ve refahı için birbiriyle çatışmış, hatta öldürmek zorunda kalmıştır.

    Benim bir uzman olarak özellikle terör konusunu değerlendirirken ön plana aldığım ve kendi hayatımda da uygulamaya çalıştığım şey şudur; Kontrolümüzde olmayan gelişmelerde güven, sevgi, inanç, cesaret, iyimserlik, umut konusundaki değerlerimizi kaybetmeden korumak ve yaşanan olumsuzlukları bağışıklığımızı geliştirebilme fırsatı olarak görüp soğukkanlılığımızı yitirmeden önümüze bakmamız gerekir.

    Her Travma Bir İz Bırakır ve Bu İz Kalıcı Olursa Buna “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” Denir.

    Eğer siz de aşağıdaki konulardan bir veya birkaçının etkisine girdiyseniz ve STRES yaşıyorsanız muhtemelen “travmatik bir durumun stresini” alışkanlığa dönüştürmüşsünüz demektir.

    • Tekrar eden düşünceler zihninizi işgal ediyorsa. (Anılar)

    • O anlara dair hatırlamak istemediğiniz anılarınız zihninize sık sık geliyor ve beyninizde kendini yenileyerek izini pekiştiriyorsa.

    • Günlük yaşamınızdaki rutinlerinizi gerçekleştirirken isteksizlik, unutkanlık, güvensizlik, insanlardan uzaklaşma gibi normalde size yabancı olan duygular yaşıyorsanız.

    • Uyku düzensizlikleri, öfke, duygusal karmaşa, hep bulunduğunuz ortamlardan kaçma isteği, fiziksel ağrı, madde kullanımına yönelme, alkol ve sigara tüketiminde artış veya sinir boşalmalarından bir veya birkaçını bir arada yaşıyorsanız “Travmatik Stres Bozukluğu”nun belirtilerini yaşıyorsunuz demektir.

    Yetişkinlerde görülen “Stres Bozukluğu” çocuk ve ergenlerde kendini biraz daha farklı belirtilerle ortaya koyar;

    • Anne-babayı kaybetme veya ayrılma korkusu

    • Kabus görme, uyku ritminin bozulması

    • Yatak ıslatma ve çığlık atarak yataktan kalkma

    • Nedeni belirsiz sıkıntı halini uzun süre devam etmesi

    • Olumsuz tasvirleri sürekli tekrar ederek oyunlaştırma

    • Eskiden normal karşılanan şeylere yönelik korku ve kaygı hali geliştirmek

    • Aşırı mutsuzluk ve bedensel ağrılar

    Geçmişte yaşanmış bir travmatik öykünün varlığı ( şiddet, taciz, ölüm vb) yaşanan travmanın etkilerini arttırabilir. Bütün psikolojik rahatsızlıkların temelinde duyguların sağlıklı bir şekilde açığa çıkamaması yatar. Bu nedenle biz duygularımızı gizlemek, bastırmak veya yok saymaya dayalı bir yöntemi sağlıklı bulmuyoruz. Yüzleşmek duygulardan kaçmaktan daha zor gelse de, uzun vadede bunun yaratacağı olumsuz anıları genelleyerek geleceğin ipotek altına alınmasını önlemiş olur.

    Bir travmanın en iyi yönü; onun geçmişte kaldığını ve geçmişi tekrar etmeden geleceğimizi onun etkisinden özgürleştirebileceğimizi bilmektir. Çocuklarımızı travmalardan koruyabilmek için önce kendimizi onların etkilerinden sağlıklı bir şekilde arındırabilmeyi öğrenmemiz gerekir.

    İşte çocuklarınızı terör ve darbe hakkında bilgilendirmenize yardımcı olacak 10 yöntem;

    Çocuklara terörü anlatmanın 10 yolu; 

    1. Okul çağına gelmemiş bir çocuğa çok fazla bir şey anlatmanıza gerek kalmaz. Daha oyun çağından çıkmamış ve her şeyi bir oyun olarak algılayan bu çocuğun yanında mümkün olduğu kadar olup bitenleri konuşmayın. Çocuk uyanıkken TV izlemeyin, eve gazete getirmeyin ve çocuğunuzu bir süre bu olayların yaşandığı ortamlardan uzaklaştırın.

    2. Kelime dağarcığı gelişmemiş ve zengin bir duygusal potansiyeli olan çocuklara sembollerle, resim ve çizimlerle anlatımlarda bulunmak onların anlam dünyasında daha kolay kabul görecektir.

    3. Çocukların terör ve benzeri ciddi olaylardan ne kadar etkilendiklerini ilk bakışta anlayamayabilirsiniz. Bu durumda çocuğun ne bildiğini, ne düşündüğünü ve içinde neler yaşadığını anlayabilmek için onu konuşturma yoluna gitmelisiniz. Hiç konuşmaması, düşüncelerini içine atması veya bu konuların konuşulmaması gerektiği düşüncesi onları hem yalnızlaştırır, hem de kontrolünüzden uzaklaştırabilir.

    4. Bilgileri detaylarıyla anlatmak yerine mevcut bilgilerinden yola çıkarak anlatmakta yarar var. Çocuğun yaşı, ilgi ve merak düzeyini göz önünde bulundurarak en çok merak ettiği şeyler konusunda açıklama yapın ancak gereksiz detaylandırmalardan kaçının. Bu arada endişe içinde, kaygıları tavan yapmış ve çok korkmuş bir ebeveyn konumunda size söylediklerimizi sakince yapamayabilirsiniz; bu durumda çocuğunuzla konuşmadan önce mutlaka kendinizi sakinleştirmelisiniz.

    5. Çocuğun sorularını anlayacağı dilde ve sakince yanıtlamaya çalışın. Bilgilerin tüm açıklığıyla paylaşılması çocuk için duygusal açıdan zorlayıcı olabilir.

    6. Bilgi gizlemek ve yasaklar koymak işe yaramaz. Özellikle akıllı telefonu olan çocuk pek çok veriye sizden önce ulaşabilir. Bu durumda çocuğun merak ve ilgisini başka yöne çekmeye çalışın. Bilgileri gizleyen veya yalan söyleyen bir durumda olmanız ilişkinize zarar verebilir.

    7. İnsanlar pek çok şeyi korkutularak ve bu korkunun etkisiyle yeterince düşünemeden yapabilirler. Çocuğunuza korkularının anlamsızlığını anlatmanız, ona güven duygusunu aşılamanız ve sizin yanınızda her zaman güvende olduğu hissini ona yaşatmanız gerekir.

    8. Çocuğunuzun belli bir rutini varsa bunu mümkün olduğunca engellemeye özen gösterin. “Şuraya gitmeyeceksin”, “Şurada bulunmayacaksın”, “Yalnız kalmayacaksın”, “Beni her saat başı arayacaksın” gibi koruma amaçlı telkinler çocuğun anksiyetesini harekete geçirerek dengesini bozabilir.

    9. Çocuklara terörü anlatmak konusunda dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de, şiddet uygulayanlara kesinlikle aynı şekilde şiddet uygulayarak karşılık verilmemesi gerektiğini çocuğa açıklamaktır. Eğer çocuğunuzda halihazırda şiddet eğilimi varsa ya da stres düzeyi yüksekse aksi durumda hataları şiddet uygulayarak cezalandırmaya yönelebilir veya şiddet görme korkusuyla doğrularından taviz verebilir.

    10. Kriz durumunda neler olabileceğini, dışardaysa tehlike geçinceye kadar nasıl güvende olabileceğini, aile olarak birlikte neler yapabileceğinizi bir tür tatbikat gibi ama bir yandan da bir oyun gibi kurgulayabilirsiniz. Çocuk güven duygusunu en çok ailesinden edinir ve güvensizliğin bedelini canıyla olmasa bile ömür taşıyacağı duygusal gerilimlerle öder.

    Ne Zaman Bir Uzmandan Yardım Almalıyız?

    Travmatik olayların etkisi gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda zaman içinde ortaya çıkar. Söz konusu süre haftalar, aylar ve hatta yıllar olabilir. Bu etkileri genelde şu konulardaki değişimlerle birlikte anlarız;

    “Fobiler, aşırı isteksizlik, uyku rutinlerinin bozulması, çarpıntı, nefes darlığı, yalnız kalamamak, birilerini kaybetme korkusu, aşırı hareketlilik veya aşırı durgunluk, çocuklarda tuvaletini tutma, aile bireylerine aşırı yapışma”. Eğer çocuğunuz bunlardan birkaçını bir arada deneyimliyor ya da herhangi birini çok güçlü biçimde yaşıyorsa psikolojik destek almanın zamanı gelmiş demektir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Göbek fıtığı tedavisi

    Gebeliğin ilk haftalarında karın duvarı açıktır ve 10. haftaya dek olan zamanda bağırsaklar rahim içinde bulunan sıvı (amniyon sıvısı) içinde yüzerler. Karın yukarıdan, aşağıdan ve yanlardan gelen katların ortada birleşmesi ile kapanır.

    Çocuklarda Göbek Fıtığı:Doğumdan sonra göbek kanalının tam olarak kapanmaması sonucu oluşur. Anne karnındaki bebek, göbekten çıkan ve anneye uzanan damarlar ile yaşamını sürdürür. Doğumdan bir süre sonra düşen göbek kordonu içinde yer alan bu damarların geçebilmesi için karın duvarında bir açıklık vardır. Birçok yeni doğan bebekte bu açıklıktan karın içi organlar dışarı çıkarak, göbekte bir şişlik oluştururlar. Bu durum Umblikal herni (göbek fıtığı) olarak anılır. Çocuklarda %25-50 oranında gözlenir. Kız ve erkek bebeklerde eşit sıklıkta görülür, yüksek ailevi yatkınlık vardır. Prematürelerde ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde daha sık görülürler. Genellikle 3 yaşına kadar %90’ı tedavi gerektirmeden kendiliğinden düzelir. Göbek fıtığı olan bebeklerde ilk iki yaş içinde bir tedaviye gerek yoktur. Herni dışarıdaki şişlik zamanla büyüse bile, karın duvarının gelişimi ile büyük olasılıkla kendiliğinden iyileşir. Özellikle çapı 1 cm’den küçük defektlerin kendiliğinde kapanma olasılığı daha yüksek ve erkendir. İki yaşına gelen çocukta hala göbek fıtığı var ise hekime başvurulmalıdır.

    Çocuklarda Epigastrik Herni: Karın kaslarını orta hatta birleştiren linea alba adı verilen sağlam fasya dokusundaki küçük defektlerden kaynaklanır. Göbekle göğüs arasında ve orta hatta yer alırlar. Görülme sıklığı %5’dir. Ikınma, öksürme ve aşırı fiziksel aktiviteler sırasında kendini belli eder. Genellikle tek, bazen birden çok sayıda olabilir. Tedavi seçenekleri çocuğun yaşına göre ve problemin büyüklüğüne göre değişir. Göbek fıtığının yıllar içinde kapanması gibi bir süreç epigastrik hernide beklenmez. Eğer açıklık çok küçükse çocuk büyüdükçe daha az belirgin hale gelebilir. Ciddi komplikasyonlar nadirdir. Küçük fıtıkların içinde yağ dokusu sıkışabilir, kızarıklık ve ağrı yapar. Büyük açıklığın içine nadir olarak bağırsak girip sıkışabilir, böyle bir durumda acil ameliyat gerekir. Sorun olmadığı durumlarda en uygun ameliyat yaşı 1-1,5 yaş civarındadır.

    Paraumblikal Herni: Göbeğin biraz üstünde ve göbeğe çok yakın yer alan bir fıtıktır. Bazen göbek fıtığı ile birlikte olabilir. Umblikal herniden farkı fıtık kesesinin deri altına yapışık olmamasıdır. Bu nedenle yalnızca fasya defektinin kapatılması yeterlidir. Kendi kendine yok olma olasılığı yoktur, bu nedenle tanı konduktan sonra operasyon yapılması uygundur.

    Bu hastalıkların ameliyatı planlı ve günübirlik ameliyat olarak yapılır. Operasyon genel anestezi altında yapılır. Cerrahi tedavi, göbek fıtıklarında göbek altından yapılan yarımay (smile) bir insizyonla, diğer fıtıklarda ise fıtığın olduğu bölgenin üzerinden yapılan düz (transvers) veya dik (vertikal) insizyonla fıtık kesesi bulunup eksize edildikten sonra sağlam olan fasya dokusu emilebilir dikişlerle kapatılır. Hastalar aynı gün taburcu edilirler.

  • ÇOCUK ve ERGENLERDE DEPRESYON

    ÇOCUK ve ERGENLERDE DEPRESYON

    Depresyon çocuk ve ergenlerde görülen bir hastalık mıdır?

    Maalesef bu sorunun cevabı evet. Çok uzun zamanlar psikiyatri çevreleri çocuklarda depresyonun görülmediğini öne sürse de son 30 yıllık çalışmalar bu konuda hem fikirdir. “Çocuk” ve “Depresyon” sözcükleri yan yana gelmesi hiç yakışmıyor. Bilimsel çalışmalar çocuk ve ergenlik dönemlerinde bu hastalığın görülebildiği kesin olarak gösterilmiştir.

    Her mutsuz çocuk depresyonda mıdır?

    Tabi böyle bir genelleme yapmak mümkün değildir. Mutsuzlukta diğer duygular gibi çocuğun hayatında yaşadığı normal bir duygudur. Depresyon ya da psikiyatride ki ismiyle “Major Depresyon” ise kişinin hayatını derinden etkileyen mutsuzluğun yanında bir çok fiziksel ve psikolojik sorunu beraberinde getiren ciddi bir hastalıktır.

    Çocuk ve ergenlerde depresyon ne sıklıkta görülür?

    Yapılan toplumsal çalışmalar çocuklarda %1-3 arasında, ergenlerde % 7-8 oranında görüldüğü bildirilmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülürken çocuklarda bu oran her iki cinsiyette eşittir. Ancak depresyonda ki çocuk ve ergenlerin yaklaşık %60’ı tedavi almamaktadır.

    Çocuk ve ergenlerde depresyon belirtileri nelerdir?

    Çocuklar ile ergenlerin yaşam deneyimleri erişkinlerde daha az oldukları için ve duygularını sözel olarak anlatmakta güçlük çektiklerinden depresyonu ifade etmekten ziyade davranışları ile gösterirler. 8 Yaşında bir çocuğun “kendimi çok mutsuz hissediyorum artık eski neşem kalmadı” biçiminde sözleri pek kullandıkları görülmez. Bu nedenledir ki çocuklarda depresyon erişkinlerden farklılıklar gösterir. Şimdi belirtilere kısaca bakalım

    Mutsuzluk ve kendini boşlukta hissetme: Depresyonun en temel belirtisi mutsuzluktur. Erişkinlerde mutsuzluk hissetmeden depresyon tanısı konulmaz. Ancak biraz önce anlattığım gibi çocuklarda mutsuzluk ifadeden çok davranışlarla ilgilidir. Hiçbir şeyden memnun olmama, sürekli mızmızlık ve yakınma, az gülüp çok ağlama, oyunlara ve oyuncağa ilgisizlik gibi yakınmalar bize çocukta ki mutsuzluğu gösterebilir. Ergenlik döneminde ise sözel ifadeler öne çıkar. “keşke doğmasaydım, ölsem daha iyi, her şeyden nefret ediyorum” gibi söylemler sıklıkla gözlenir. Bazen de özellikle ergenlik döneminde mutsuzluğun yerini boşluk duygusu alır. “içim bomboş, kendimi bir hiç gibi hissediyorum, yaşam çok boş” gibi yakınmalar kulağımıza gelir.

    Değersizlik, kendine güvende azalma ve suçluluk duyguları: Depresyonda ki ergenlerde sıklıkla kötümserlik, sevilip sevilmediğinden kuşku, gelecekten yana umutsuzluk sık görülür. Bu değersizlik hisleri zamanla kendine güvende azalmaya neden olur.

    Anne baba ile tartışma ve aile içi ilişkilerin bozulması: Tutturma iyi kötü her çocukta gözlemlenir ancak depresyonu olan çocuk amaçsızca tutturur. İstediği nesne önemli değildir. Burda amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. Bir diğer husus ise eskiden olmadığı halde kurallara uyumsuzluk gelişmesidir.

    Öfke patlamaları ve sinirlilik: Sinirlilik ve öfke patlamaları sağlıklı ruh sağlığına sahip çocuk ve ergenlerde genellikle görülmez. Depresyonda olan çocuk ve ergenler ise eskisinde daha sinirli olduklarını farkına varabilir. Bu durum anne baba ile tartışmaya hatta etrafa zarar vermeye kadar gidebilir. Özellikle ergenlik döneminde öfke patlamaları sırasında cama veya duvara yumruk atıp acil servise bile gidebilirler.

    Bedensel yakınmalar: Sık baş ağrısı, karın ağrıları, ve yorgunluk gibi fiziksel belirtiler çokça gözlenir.

    İştah ve yeme sorunları: Tıpkı erişkinlerde olduğu için çocuk ve ergenlerde de yeme ve iştah bozulur. Kilo kaybı sık olmasa da beklenene kilonun alınamaması da sorunu gösterebilir. Ancak bazı çocuk ve ergenlerde de garip bir şekilde iştah artışı gözlenir. Ergenlik döneminde ki özellikle kızlarda tatlıya aşırı düşkünlük görülebilir.

    Uyku Sorunları: Nasıl ki beden sağlığı ile alakalı bir sorun olduğunda ateş çıkarsa, ruh sağlığımızda bir sorun olduğunda uyku düzenimiz bozulur. Depresyonda ki ergenlerde de ilk belirtilerden biri uyku sorunlarıdır. Çoğu ergende uykuya dalmakta güçlük, sık sık uyanma, sabah çok erken saatte uyuma, yalnız yatamama ve normalden fazla uyku görülebilir.

    Ölüm veya intihar düşünceler: Bu nokta gerçekten alarmların çalmasına neden olabilecek düzeyde mühimdir. Çoğu çocuk intihardan bahsetmese de ölmek istediğini belirtir veya keşke “hiç doğmasaydım, ölsem de kurtulsam” şeklinde ifadelerle karşımıza gelebilir. Aileler şunu çok iyi bilmelidir ki ölümden veya intihardan bahseden çocuk ve ergeni asla hafife almamalı mutlaka bu düşüncesi sorgulanmalıdır.

    Alınganlıkta artış: Özellikle ergenlik çağında görülen depresyonda alınganlık hat safhadadır. Annenin her söylediğine karşı agresif davranışlar, etrafla ilgili kavgalar bu dönemde sık gözlenir.

    Sosyal ilişkilerde bozulma: Depresyonda ki çocukların mutsuzluk sinirlilik ve alınganlık durumu arkadaş ilişkilerine yansır. Arkadaş ortamında kaçınma, sıklıkla yalnız başına vakit geçirme, arkadaş ortamına girememe gibi sorunlar gözlenir.

    Dikkat ve konsantrasyon güçlükleri: Çocukluk çağı depresyonunda en mühim sorunlardan biri de dikkati toplamak ve sürdürmekte ki problemlerdir. Hatta çoğu aile çocuğunun derslerinde ki düşme ile doktora başvurur. Bazen de Dikkat eksikliği hiperaktivite (DEHB) yanlış tanısı konarak bu çocuklara dikkat artırıcı ilaçlar başlanır. Ne yazık ki bu ilaçlar durumu daha kötü hale getirirler.

    Depresyonun nedenleri nelerdir?

    Pek çok psikiyatrik hastalık gibi depresyonunda tam nedeni bilinmemektedir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar biyolojik faktörlerle birlikte yaşanılan olumsuz yaşam olaylarının birleşimidir. Tek bir neden bulmak olası olmasa da genetik olarak depresyona yatkınlık nedenlerin en önde geleni gibi durmaktadır.

    Depresyonda aileler neler yapmalıdır?

    Ailelerimizin bu hastalık karşısında neler yapması gerektiğini kısaca özetlemek gerekirse;

    -Öncelikle çocuğunuzun depresyonda olduğunu düşünüyorsanız mutlaka vakit kaybetmeden bir çocuk psikiyatri uzmanına başvurun.

    -Çocuğunuz depresyonda iken eskisinden daha anlayışlı olun

    -Mümkün olduğunca tartışmaya girmekten ya da onu ikna etmekten kaçının

    -Nasihatı azaltın

    -Çocuğunuzun öğretmenini bu konuda bilgilendirin ve öğretmenle daha sık görüşün

    -Çocuğunuzu ve kendinizi asla suçlamayın çözüm odaklı olun

    Çocuk ve ergenlerde depresyon tedavisi nasıl yapılır?

    Öncelikle hem ailenin hem çocuğun hastalık konusunda bilgilenmesi çok önemlidir. Ardından tetikleyici faktörler göz önüne alınarak yapılabilecekler değerlendirilmelidir. Çeşitli terapi yöntemleri ve ilaç tedavisi hastanın ve hastalığın durumuna göre seçilebilir.

  • CİNSELLİK VE CİNSELLİĞİN KONUŞULMASI

    CİNSELLİK VE CİNSELLİĞİN KONUŞULMASI

    Cinsellik, toplum olarak kullanılan belki de en tehlikeli kelimelerden birisidir. Konuşmaktan utanırız, imasından çekiniriz; çoğu zaman da cinsellik kelimesine toplumsal ve kültürel normlarımız engel olur. Farklı yapılardaki toplumlara uygun hareket etmek gerekir. Ancak cinsellik her ne kadar kaçınılacak, geri durulacak bir kavram gibi görünse de, insanoğlunun içinde var olan dayanılmaz güçlü ve durdurulamayacak kadar önemli bir konudur.

    Bir bebek 3-4 yaşından itibaren kendi cinsel organıyla, karşı cinsteki cinsel organın farklılığını fark eder. Merak ve keşif duygusuyla çeşitli soruları ebeveynlerine sorar. Ebeveynler çocuklarının bu sorularına ve merak duygularına karşı kaygılı, panik ve utanç duyguları ile yaklaşırsa; çocuk bu sorularına cevap alamaz ve merak duyguları daha da artar. Ancak ebeveynler çocuklarının sorularına yerinde ve yeterince cevap verebilirlerse, çocuk “soruma cevap alabildim” duygusuyla içindeki merak yatıştırabilir. 

    Özellikle çocukluk döneminde ebeveyn tutumlarının, çocuğun ilerleyen yaşlarında cinselliğe bakış açısını, algılayışını ve tutumunu oluşturduğunu unutmamak gerekir. Çocukların cinselliği algılayış biçimi yetişkinlerdeki gibi gerçeklik olarak değil, hayal ve fantezi dünyasında olduğundan; yetişkin gibi algıladığını düşünmemek gerekir. Cinselliğin günah, ayıp ve utanç verici olduğuna dair tutum ve söylemlere çocuk maruz bırakıldığında, içinden gelen dürtü ve fantezilerin çocukta bastırılması bir çok cinsel ve psikolojik soruna da yol açabilmektedir.

    Ebeveynlerinden cinsellik konusunda bilgi alamayan çocuk,  bilgiyi dışarıda aramaya başlar. Arkadaşlarından ve internetten edindiği yanlış ve kulaktan dolma bilgileri zihnine yerleştirir. Cinselliğe karşı düşünceleri de bu doğrultuda oluşturacağından sağlıklı ve doğru cinsel bilgiye ulaşamayacaktır.

    Ebeveynlerin, cinsellik ve cinsel eğitim konusunda ne kadar doğru ve net bilgilere sahip olduğu da şüphe konusudur. Aslında her ebeveynin hem kendi cinsel yaşamları için hem de çocuklarına vereceği cinsel eğitimin doğruluğu içinCİNSEL EĞİTİM alması önem arz etmektedir. Psikologlara başvuru yapan vajinismuserken boşalma, sertleşme, ağrılı cinsel ilişki ve hiperseksüalite sorunu yaşayan danışanların çoğunda doğru bildikleri yanlış cinsel bilgiler bulunmaktadır. Vajinismus tedavisi, erken boşalma tedavisi, erkeklerde sertleşme problemi tedavisi, ağrılı cinsel ilişki sorunu tedavisi ve hiperseksüalite problemi tedavilerinde cinsel eğitim verilerek, kişilere cinsellikle ile ilgili yeni bir bakış açısı kazandırılmaktadır.

    Cinsellik ve seks kavramları da genellikle birbiriyle karıştırılmaktadır. Cinsellik denildiğinde çoğumuzun aklına seks gelir ama bu doğru bir tanım değildir. Cinsellik, psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik yönleri olan, farklı boyutları olan bir kavramdır. İnsanın doğuştan getirdiği cinsiyetine ait özelliklerin bütünüdür. Ses tonu, giyimi, saç şekli, yürüyüşü, oturuşu, beden algısı, cinsel kimliği aslında cinselliğin bir parçasıdır. Cinsellik, değerlerimiz, tutumlarımız, inanışlarımız, duygularımız, kişiliğimiz, sevdiklerimiz ve sevmediklerimizle şekillenir. İnsana sevilmeye değer olduğu duygusunu yaşatan aslında kadınlık ve erkekliğin onaylanmasıdır. Cinsel yakınlıkbilişsel, duygusal ve davranışsal boyutlarıyla iki insan arasındaki bir etkileşimdirBilişsel olarak, kendini bir başkasına açma kararını vermektedir.  Duygusal olarak, bir başkasına sevgi duyma, ona güvenme, merak etme ve keşfetme arzusudur. Davranışsal olarak da fiziksel yakınlaşma, öpüşme, dokunma, gülümseme, sarılma ve sevişme isteği öne çıkar. İşte burada seks dediğimiz, iki insan arasında yaşanan bir eylem ortaya çıkmaktadır. Sevginin, bedenin ve ruhun paylaşılmasına imkan veren dokunma, öpüşme ve sevişme gibi eylemleri içerir.

    Cinselliğin çeşitli fonksiyonlarının boyutlarından bahsetmek gerekebilir. Üç boyutta değerlendirebilirizİlişki boyutu, ilişkiyi güçlendirici boyut olarak en kapsamlı olanıdır. Bağlılıkları derinleştirerek, temel ihtiyaçların ifade edilmesini sağlar. Üreme boyutu, cinselliğin bir sanat eseri olarak ortaya konması olarak ifade edilebilir. Arzulama boyutu ise, cinsel yaşantı yoluyla arzulama kazancının bütün olanaklarını kapsamaktadır.

    Kadın tek başına kadınerkek de tek başına erkek olamıyor. Yaşamın her anında birbirlerine ihtiyaç duyan ve birbirini tamamlayan iki varlık olarak ele alabiliriz. Bu varlıklar çoğu cinselliği konuşmaz, cinselliğin sadece bir eylemden itibaren olduğunu düşünürler. Bir kadının fantezilerini, isteklerini, taleplerini partneriyle paylaşması; bir erkeğin heyecanını, isteğini ve fantezilerini partnerine belirtmesi cinselliğin tam yaşanabilmesine ve partnerlerin birbirlerinden beklentilerini ortaya koymasına yardımcı olur. Gurur, utanç ve suçluluk duyguları ile bu duruma yaklaşarak belki de kurulabilecek sağlıklı bir cinsel birlikteliğe engel olunmaktadır.  Cinsellik, mutluluk ve haz yaratan ruhsal gereksinimlerdir. Cinselliği sadece seks olarak değilşehvet ve haz duygularıyla yoğrulmuş bir bütünsel yaklaşım olarak değerlendirip, partnerlerin birbiriyle bu durumu konuşmaları ve duygularını ifade etmeleri temel görevler olarak ortaya çıkmaktadır.

  • Kabızlık (konstipasyon) tanı ve tedavisi

    Konstipasyon (kabızlık) çocuk hekimlerinin ve çocuk cerrahlarının oldukça sık karşılaştığı sorunlardan biridir. Kabızlık normal dışkılama olayının yapılamayışı veya yetersiz oluşu sonucu sert ve seyrek dışkılama durumudur. Diğer bir tanımlama haftada 3 defadan az dışkılama, kitlenin sert olması, dışkılamanın ağrılı olması ve isteğe bağlı dışkı tutmadır. Tanımı yapılırken dışkılama sayısından çok, dışkı kıvamı ve dışkının su içerik yüzdesi önemlidir. Kabızlık ya kısa süreli ve geçici, ya da kronik olur. Bir aydan uzun süren kabızlık kronik kabızlık olarak değerlendirilir. Kronik kabızlık, aileler için, ciddi bir hastalığın semptomu olabileceği endişesini yaratabilir.

    Konstipasyon organik veya fonksiyonel nedenlidir. Çocukların çok küçük bir bölümünde kabızlık organik nedenlere bağlıdır. Yenidoğan dönemi sonrasında kabızlığın en sık nedeni (%90-95) fonksiyonel kabızlıktır. Fonksiyonel kabızlık “idiopatik (nedeni bilinmeyen) konstipasyon”, “fekal retansiyon” ve “fekal withholding” (dışkı tutma) olarak da adlandırılır. Çoğu kez kabızlık iyi tedavi edilmezse veya yanlış tedavi edilirse kronik kabızlığın nedeni olabilir. Kabızlığı olan çocukların yaklaşık %96’sında neden fonksiyonel kabızlık olarak saptanmıştır. Organik nedenli konstipasyonda tedavi çoğu kez cerrahi iken, fonksiyonel konstipasyonlu çocukta medikal tedavi çoğu kez yeterlidir. Fonksiyonel konstipasyonlu olgunun tedavisinde genel yaklaşım ilk olarak fekal birikimlerin olup olmadığını saptamaktır. Fekalom varsa dışkı boşaltımı tedavisi verilebileceği gibi ilaçla başalmasının mümkün olmadığı durumlarda muayenehane veya ameliyathane şartlarında rektal tuşe ile fekalomların boşaltılması gerekebilir. Daha sonra fekalom oluşmasını engellemek ve düzenli defekasyonu sağlamak için idame tedaviyi başlatmak, aile eğitimini sağlamak ve yakın izlem ile tedaviyi düzenli bir şekilde sürdürmek gerekir. Kabızlık tedavisi uzun sürelidir. Genellikle 6-24 ay süreyle hastaların takip ve tedavisi önerilir.

  • Gömük penis buried

    İlk olarak 1919’da penis cildinin retraksiyonunda, penisin karın, uyluk ve skrotum cildiyle aynı seviyede olduğu, penis gövdesinin normal olmasına rağmen penisin görülememesi olarak tanımlanmıştır. Başka bir tanımlamada yaş gruplamasına göre penis gerginken kabul edilen ortalama uzunluk ve çapta olmasına rağmen, penisin görüntüsel olarak küçük olması durumudur.

    Penis uzunluğu ile ilgili patolojilerde buried penis teriminin yanı sıra gizli (hidden), gizlenmiş (concealed), tuzaklanmış (trapped) veya ağ (webbed) penis gibi farklı terminolojiler kullanılmaktadır. Bu gruplamalarda altta yatan nedenler farklı olmasına rağmen temelde penis gelişimi normal, yalnızca görüntüsel olarak küçük penis mevcuttur. Penis gelişimi normal olmasına rağmen aileler için oldukça tedirgin edici bir durumdur. Bu nedenle tamamen farklı bir durum olan ve penis gelişiminin yetersiz olduğu mikropenis ile ayırımının iyi yapılması gerekmektedir.

    Fizik muayenede suprapubik yağ dokusuna (göbeğin altında ve penisin hemen üzerindeki yağlı doku) bastırıldığında penis cildi aşağı doğru kayıyor, penis gövdesi ortaya çıkıyor ve penis uzunluğu yaşlara göre ortalama ve standart sapma aralığında bulunuyorsa penis gövdesi buna rağmen küçük kalıyor ve standart sapmaların altında ölçülüyorsa mikropenis olarak adlandırılır.

    Altta yatan neden daha önceleri obezite, çocukların iriliği ve sünnet derisinin yeterli kesilmemesi olarak düşünülmüş olsa da aslında bu durum fasyalar (penisi sarmalayan penis ile deri arasında yer alan doku) arasındaki yetersiz bağlantılardan kaynaklanmaktadır.

    Tedavi edilmesi gerekliliği tartışmalıdır. Tedavinin gereksiz olduğunu savunan doktorlar bu hastalığın özellikle çocukluk çağında görülüyor olması ve erişkin dönemde çok az hastanın bu şikayetle doktora başvurmasını gerekçe göstermektedirler. Çocukların ileri yaşlarda kilo vermeleri ve penis boyunun yaşla birlikte artması ile bu hastalığın ortadan kalktığı iddia edilmektedir. Karşıt görüş ise olguların psikolojik ve sosyal gelişimlerinin daha kötü olduğunu ve erken cerrahinin bu olumsuzlukları önlediğini ileri sürmektedir. Çocuklarda cerrahi gereklilik; rekürren balanit, sekonder fimozis, işeme esnasında penis kontrolünün sağlanamaması, üriner akışı sağlayamama, sosyal mahcubiyet ve aile endişesi gibi durumlardır.

    Genellikle çocuk cerrahları ve ürologlar tarafından iyi huylu bir patoloji olarak değerlendirilmesine rağmen aileler ve ileri yaştaki hastalar için endişe verici bir durumdur ve ciddi psikolojik problemlere yol açabilmektedir.Polikliniğe başvuran hastalar dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Aile ve hastalara, penis gelişiminin normal olduğu yalnızca görüntüsel bozukluk olduğu yönünde bilgi verilmelidir. Altta yatan nedene göre tedavi seçenekleri anlatılmalı ve aile ile birlikte karar alınarak tedavi yöntemleri planlanmalıdır. Yani tedavisinin amacı, aile ve kişide oluşabilecek psikososyal baskıyı ve ileride oluşabilecek depresyon ve özgüven eksikliği gibi psikolojik rahatsızlıkları ortadan kaldırmanın yanı sıra tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, balanit, cilt yapışıklıkları, işeme bozukluları, penisin elle tutulamaması gibi durumların da ortadan kaldırılmasıdır.

  • Erken yaşta sünnet avantajları

    1- Erkek çocuklarda sünnet yaşı ve ideal yaş aralığı :

    Çocuğun cinsel kimliğini keşfettiği Fallik Dönem olarak adlandırılan 2-6 yaş arası hariç her dönemde sünnet yapılabilir. Çocuğun cinsel organını keşfettiği bu dönemde cinsel bölgeye ağrılı bir girişim yapmak ileriki yaşlarda psikoseksüel ve psikolojik sorunlara yol açabilir. Hele bu dönemde lokal anestezi ile sünnet yapmak çok zararlıdır.

    Ben 2 yaş öncesi yaptığım sünnet operasyonlarında, iyileşme bu dönemde daha hızlı olduğundan; çocuğun ve ailenin bu süreci daha rahat atlattığını gözlemlediğimden erken dönemi tercih ediyorum.

    Tüm bu yaş sınırlamalarına tek istisna, başka bir nedenden dolayı genel anestezi verdiğimiz çocuklardır; bu hastalarda genel anestezi almışken, yapılacak işlemle birlikte sünnet yapılması düşünülebilir.

    2- Bebeklik döneminde erken yapılan sünnetin avantajları:

    Bebeklikten kastınız yenidoğan sünnetiyse (ilk 28 günde yapılan), bunun avantajları çocukluk çağı sünnetlerinden farklı değil ancak derinin fazla bırakılması, yapışıklık oluşması, sünnet hattının daralarak iyileşmesi ve ikinci bir işlem gerektirmesi gibi bir takım olumsuz yönleri de olduğundan şahsen yenidoğan sünneti yapmayı tercih etmiyorum.

    Yenidoğan sünnetleri lokal anesteziyle yapılabilir ancak daha büyük çocuklarda ise genel anestezi tercih edilmelidir. Genel anestezide etki süresi en kısa anestetik madde tercih edilir ve maske anestezisi uygulanır. Çocuk uyuduğunda işlem kolay, hızlı, kanama kontrolü daha etkin olur.

    3- Bu dönemde yapılan sünnetin üriner enfeksiyon riski :

    Çocukluk çağı sünnetlerinin üriner sistem enfeksiyonu, balanit, fimozis, parafimozis riskini azalttığı bilimsel yayınlarla kanıtlanmıştır.

    4- Sünnet olmayan erkek çocuklarda sıklıkla görülen hastalıklar :

    Sünnetsiz erkeklerde idrar yolu enfeksiyonu, balanit, bazı cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve penis kanseri daha fazla gözükür.

    5- Sünnetin erkek çocuklarda riski azalttığı hastalıklar :

    Sünnet penis kanserine ve HIV de dahil olmak üzere bazı cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı da korunmada yardımcıdır. Bu husus Amerikan Pediatri Akademisi ve Dünya Sağlık Örgütü’nce de Kabul görmüştür.

    6- İnmemiş testis, oluşma nedeni ve tedavisi :

    Anne karnındayken erkeklerin yumurtaları yani testisler gelişimlerini bebeğin karnında tamamlarlar. Hamileliğin 7.- 8. aylarından sonra da kasık kanallarından ilerleyip doğuma yakın dönemde testis torbalarına otururlar.

    Testislerin birinin veya ikisinin de bu torbaya oturamamasına “inmemiş testis” denir. Testislerin torbaya yerleşmeleri doğumdan sonra 4-6 ayı bulabilir. Bu aylardan sonra testisler hala torbaya inmemişlerse, yani kanalda ya da karın içerisinde kalmışlarsa cerrahi müdahale gerekir.

    Aile torbanın boş durduğunu kendisi farkedebilir ya da rutin çocuk sağlığı muayenesinde çocuk doktoru da bunu fark edebilir.

    Testisleri torbada olmayan çocuğun mutlaka kontrol altında tutulması gereklidir. Müdahale edilmeyen inmemiş testisin başlıca komplikasyonları kısırlık, kanser ve testis torsiyonudur (testisin kendi etrafında dönüp dolaşımının bozulması).

    Normal sperm üretimi için testislerin daha serin bir ortam olan torbalarda yer alması gerektiğinden; eğer testis kanalda ya da karın boşluğunda kalırsa ısı yüksekliğine bağlı olarak sperm üreten hücreler etkilenmeye başlar. 18 aydan sonra testisteki bozulmalar geri dönüşümsüz hale gelmeye başlar. Bu sebepten biz artık 1,5 yaşına gelmiş bir çocuğun testisinin akıbetini değerlendirip tedavi planımızı oluşturmuş oluruz.

    Belli bir yaştan sonra, boyutları küçük olarak karşımıza gelen inmemiş testis vakalarında testisi indirsek bile fonksiyon kaybının önüne geçemeyebiliriz. Bu hastalar ileride çocuk sahibi olmak için yardımcı üreme teniklerine ihtiyaç duyabilirler.

    Gerçek inmemiş testislerin tedavisi cerrahidir. Standart cerrahi kasıktan yapılan orşiopeksi adı verilen açık cerrahidir. Testis genelde tek seansta, bazen de karın boşluğundaysa veya damarlarının boyu çok kısaysa iki aşamada torbaya indirilir.

    Testisin torbanın yakın olduğu bazı durumlarda hormonal tedaviyle testislerin torbaya inmesi sağlanabilir. Ancak ilaç tedavisi, çocukların küçük yaşta cinsiyet hormonlarına maruz kalmalarına neden olur ve çeşitli yan etkilere yol açabilir. Gerçek inmemiş testisli çocuklarda asıl tedavi cerrahidir.

    8- Peygamber sünneti ve tedavisi :

    Halk arasında Peygamber sünnetli (Hipospadyas) veya doğuştan sünnetli olarak bilinen hastalıkta, idrar penisin alt tarafındaki bir delikten gelir. İdrar kanalı penisin ucuna kadar gelişememiş, aşağıda kalmıştır. Bu duruma peniste eğrilik de eşlik edebilir. Tedavisi cerrahidir. Cerrahi için en uygun yaş aralığı 9 ay ile 1.5 yaş arasıdır. Hastanede yatış süresi genellikle hipospadyasın tipine ve yapılan cerrahi tekniğe gore 1-10 günlük bir sürebilir.