Etiket: Çocuk

  • ( anne-baba-genç ) neden çatışıyorsunuz ?

    ( anne-baba-genç ) neden çatışıyorsunuz ?

    Anne ve babalar, çocuklarının günün birinde genç olacağını hayal ederek onu büyütürler. Belki de çocukluğun hayatın koşmacası içinde bu kadar çabuk geçipte gençlik çağının geldiğini farkedemezler. Bakıyorlar ki, onların ÇOCUK dediği genç, söz dinlemek istemiyor, kendisine göre doğru olanların peşinde…

    Gençlik çağında anne ve babalar çocuklarının arkadaş çevreleri için endişe duyarlar. Artık çocukları genç olmuş ve daha çok aile dışında ve arkadaşları ile zaman geçirmek istiyor. Ailede en çok duyulan ses iyi arkadaş ve kötü arkadaş kavramlarıdır. Çocukluk çağında aile ve çevre etkileriyle iyi bir kişilik oturtulduysa fazlaca bir sorun yaşanmayabilir. Çocukta iyi bir kişilik yerleşimine paralel olarak arkadaş seçimi de uygun şekilde olacaktır. Anne babanın fazlaca endişelenmemesi gerekir. Ayrıca dış hayatla ilgili deneyim çocuğun büyümesine ve gelişimine uygun olarak kazandırılmış mıdır? bu da önem kazanmaktadır.

    Gençlerin en çok duyduğu söz '' sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum '' dur. Bu çağda aile ve genç ön yargılı olmadan doğru davranış biçimlerinde iletişimlerini sağlıklı tutmalıdır. Gencin arkadaşları ile yaşadığı olumlu ve olumsuz yaşantıları da ailesi ile paylaşabilmesi gerekir. Burada aile kısmen yol gösterici olabilir. Genç belki de olumsuz davranışı olan kişilerle de iletişim içindedir. Ancak burada önemli olan gencin kendisini bu tip kişilere ve guruplara kendisini kaptırmayıp; kendisini kendisinin yönettiğini ailesine gösterebilmesidir. Genç otokontrol sahibi olup çevrenin verdiği zararlardan emin olmalıdır. Ailesi ile paylaşım içinde olmalı, aileye ait olduğu duygusunu yitirmemelidir. Aile burada baskıcı, yargılayıcı tavır içinde olmamalıdır ki genç doğrusunu da yanlışını da anlatabilsin. Genç suçlanmadan sorunlar aşılabilsin. Burada ailenin özen göstereceği bir konuda ses tonu kullanımıdır. Yüksek ve çatışmacı bir ses tonu kullanımıda iletişimi olumsuz etkileyecektir.

    Anne babalar, genci çevrenin olumsuz etkilerinden korumak için özeline girmemeli, ancak gerekli konular konuşularak çözümleme yoluna gidilmelidir. Bu şekilde gencin kendine olan güvenini kaybetmesine sebebiyet vermemiş oluruz. Gence kendini rahat ve huzurlu hissedebileceği bir ortam hazırlamalıyız. Bu ortamda sorumlulukların olmadığı bir ortam değildir. Aile yaşına uygun olan sorumluluklar vererek büyütmelidir, çocuğunu…Odasını ya da kendisine ait olan kısmı toplamayı bilerek büyümelidir ve gençlik çağında da devam ederek, belki bazı ilavelerle sürdürülmelidir.

    Anne- baba model olmayı gençlik çağında da devam ettirerek, davranışları ile örnek olmalıdır. İletişimde emir cümleleri kurmak, gencin tersini yapma isteğini uyandırır. Bu nedenle ailenin, gencin birşeyler bildiğini kabul ettiğini göstermesi ve onun düşüncelerini önemsemesi özgüven gelişimini güçlendirir. Aile ve genç deneyimlerini, isteklerini karşılıklı olarak ortaya koyarak platform oluştururlarsa genç kendine uygun olanı seçer ve hayata geçirir.
    Olumlu ve olumsuz özellikleriyle kendisi yaşayarak öğrenir.

    Genci çevrenin kötü özellikleriyle korkutmak, onun kendine olan güveninin zedelenmesine sebep olur. Bu durum gencin hayatında önemli bir husustur. Gencin okulda notları düşük olabilir, ancak kendine olan güveni kaybetmesi yaşam okulunda başarısızlığı meydana getireceği için önem kazanmaktadır.

    Ayrıca belirsizlik güven duygusunun kaybedilmesine neden olur, bu nedenle genç, yaşamındaki belirsizlikleri ortadan kaldırmalıdır ki ailesi O na yeterince güven duysun.

    Ailede yaşanabilen çatışmalarda, aile bireylerinin neyi nasıl söyleyeceğine ilişkin belki bilgi yetersizliğinden belki yaşam şartlarının güçlüğünden kaynaklanan iletişim sorunu dikkati çeker. Aile günü güç şartlarda geçirmiştir, akşam biraraya gelindiğinde tahammülsüzlükler olabilir. Bu durumda aile bireyleri iyi niyetlerini bozmadan birbirini anlamaya çalışmalı, empati yapmalıdır. Aile bireylerinin birbirlerini değerli hissetmesini sağlaması gerekir. Bu da paylaşımın yeterli olduğunun bir işaretidir. Gencin kendini değersiz hissetme nedenleri aile ile yeterince iletişim kuramama, gencin durumu yanlış algılaması, beklentisini yüksek tutmasıdır.

    Aile içinde güvenin tesis edilebilmesi için duygu ve düşüncelerin açık ve net şekilde açıklanabildiği bir ortam yaratılmalıdır. Bu da baskıcı olmamak, düşüncelere saygılı olmak, eleştiriye açık olmakla mümkün olur. Kişi kendi düşüncelerini zorlayarak karşı tarafa kabul ettirmemelidir.Kendisine gelen elştirileri de yapıcı olduğunu ve kendisindeki eksikleri tamamlama için bir fırsat olarak görürse ailede demokratik bir ortam yakalanmış demektir.
    Ailede baskıcı bir ortamın olması nelere sebebiyet verir? Yalancılık, iki yüzlülük, saklı olarak yapılan davranışlara, küsmelere…Baskı ile bir davranışı yapmaya itilen genç, görünürde istenen yapılıyormuş gibi davranır, ancak sonuç bölümüne gelindiğinde gerçek ortaya çıkıpta aileden tepki görürse mutlu olur. Çünkü, kendi isteğini gerçekleştirmiştir ve aileden gelen baskıya boyun eğmemiştir. Pasif agresif tepki geliştirmiştir.

    Anne ve baba çocukluktan itibaren gence doğru model olmalı, yalandan kaçınmalı, dürüstlük konusunda örnek yaşantı sergilemelidirler. Yanlış davranışlar karşısında kızıp, bağırmakla aileler soruna doğru yaklaşım gösteremezler, ya da uzun uzun dürüstlüğü anlatmak genci olumsuz davranışından uzaklaştırmaz.Doğruyu söylemek önemlidir, ancak; her doğru olan durumlar her yerde söylenmez. Bu gibi durumlarda susup, gerçeği saklamak, belki başka bir çözüm yolu bulmak gerekebilir. Sakınca doğurabilecek durumlarda dikkatli olunmalıdır.

    Yalanla elde edilen başarı ve mutluluk kısa sürer. Dürüstlükle uzun süren, devam edildiği sürece başarı ve mutluluk getiren süreç yaşanır.Onurlu ve belli bir kararlılıkla yaşanan hayat çok önemlidir. Dedikodu tarzını benimsemekte, iletişimde olumsuzlukların yaşanmasına neden olur. Biraz hayal gücü ile gerçekler saptırılır, olmayan durumlar varmış ya da olmuş gibi gösterilir.Bu nedenle gençler konuşmalarına dikkat etmeli ve kendilerini üzecek durumlardan kaçınmalıdır. Aksi halde genç kendine ve çevresindkilere zarar vermiş olur.

  • Okulda iletişim ve ilişki kurabilme yeteneğinin geliştirilmesinin faydaları

    Okul hayatı herkes için unutulmaz, tatlı, acı anılarla geçer. Okul yaşamı sadece derslerden ve öğretmenlerden ibaret değildir. Okul, çocukların ve gençlerin aynı zamanda sosyalleşerek derslerin yükünü hafiflettiği, bazı kurallara uyumun gerektiği, sosyal yaşamın tam kendisidir. Çocuk veya genç bireyselleşme çabası içindedir. Burada bazen aileye, arkadaşlara bağlılık sorun olarak önümüze çıkabilir.Mümkün olduğunca aileler, çocuklarını bireyselleştirebilecek çaba içinde olmalıdırlar. Hedef, önceleri büyük tutulmadan erişilebilir özellikte olmalıdır ki çocuğun, gencin kendine güven duyması desteklensin. Ayrıca da, çocuklar kendilerine ait problemleri kendileri çözebilir yeterlikte olmalı; aile buna fırsat vermelidir.
    Sınıflarda, kendini çekingen hisseden çocuklar, önce çevrelerinde olup bitenleri izleyebilecek şekilde pozisyon almalıdırlar. Telaşlanmadan ve arkadaşım olmayacak mı? paniği yaşamadan, önce güleryüzle çevrelerine POZİTİF elektrik yaymalıdır. Öğrenci, bakımlı, saçları düzgün şekilde taranmış, kılık kıyafeti kendine önem verdiğini gösteren tarzda olmalıdır ki; başkaları da size önem versin.İletişim ve ilişki kurma, sadece konuşma ile olmaz, burada beden dili çok şeyler söyleyecektir. Belki de konuşmanın bile önüne geçecektir. Bu nedenle, karşıdan gelebilecek uyaranlara karşı öğrenci hazır olmalıdır. Belki bir gülücük gelecektir, belki bir göz göze gelmek olacaktır.
    İçinizden kendiniz hakkında güzel şeyler düşünüp, iyi yaptıklarınızı hatırlayın. Bunlar sizi yüreklendirecektir. Herkesin farklı olduğunu düşünüp, hep iletişim için karşı taraftan beklenti halinde olunmamalıdır. Zaten, sınıflarda her özellikte öğrenci olduğu için atılgan öğrenciler, çekingen olanların işini kolaylaştırabilir. Öğrenci aynı gün içinde herkesle arkadaş olmak zorunda hissetmemelidir,kendini…Bu onda stres yaratır, hatta olan stresini daha da artırır.
    Karşı tarafı anlamak, kendinizi önce anlatmaktan kazançlı olabilir. Öğrenci, duruma göre strateji geliştirmeyi deneme-yanılma yoluyla öğrenmelidir.
    Bazen, bu durum ailenin çocuğuna kıyamamasından dolayı biraz vahim geçebilir. Ancak, sorunların çözümü, için öğrenci kendi haline bırakılsa ve ''sen bunları aşabilecek kapasitedesin, sana güveniyorum.'' şeklinde kararlı ifadeler öğrenciyi yüreklendirecek ve bu durumu başardığı için kendine olan güveni sağlamlaşacaktır.
    Tabii ki okul hayatın kendisi değil; ancak örneklemidir. Bu nedenle, öğrencilerimizi gelecek hayatlarına hazırlamak için duygularımıza yenik düşmeden, onu güçlendirici ifadeler kullanmak çok önemlidir. Okul sonrası, hayat, İLETİŞİM ve İLİŞKİ KURMA dır. İletişim gücünün geliştirilmesi, çocuğumuz için sadece okulda gerekli değildir. İş hayatında diğer kişilere kendimizi iyi ifade edebilmek başarımızı, geleceği iyi planlamamızı, yaşamımıza yön verebilmemizi kolaylaştırır, pek çok kapının bize açılmasını sağlar. Yaşadığımız sorunların hafifletilmesinde çevre oluşturabilir, duygusal yönden kendimizi daha iyi hissederek yaşama bağlılığımızı artırabiliriz. Üzüntü, keder paylaşıldıkça azalır, sevinçler ise paylaşıldıkça artar. Çocuk, büyüyüp, erişkin bir insan olduğunda kuracağı aile hayatının da temelinde iletişim ve ilişki kurma vardır. Eş seçiminde iyi bir iletişim, eşlerin birbirlerini daha iyi tanıması ve sağlam evlilik temellerinin atılması demektir. Toplumun en küçük biriminin aile olduğunu düşünürsek önemini çok daha iyi kavrayabiliriz. Ayrıca, kendimizi başkasının yerine koyarak, yani EMPATİ kurmakta bir tür ilişki kurabilme yeteneğidir. Etkili bir iletişim kurma daha rahat arkadaş edinip, sosyal çevrenin geliştirilmesine destek olur. Tüm gelişimlerin birbirleri ile ilişkili oldğu düşünüldüğünde sosyal yönden gelişen çocuk, duygusal, fiziksel, psiko-motor, bilişsel, dil yönlerinden de gelişir.

  • Çocuk ve aile danışmanına neden ihtiyaç duyulmalıdır?

    Çocuk nedir? sorusunun cevabını hocamız insan yavrusudur diye vermişti. Onu hiç unutamam.Tüm canlıların yavruları anne ve babaları için çok önem taşımaktadır. Belgesellerde ya da ilginiz varsa ilgili dergilerde aile hayatlarına büyük yer verilir. Yavruyu beslemek, onu üşütmemek, hayata hazırlamak için ard arda gelen değişik süreçlerin nasıl geçirildiğini az çok biliriz. Ençok rastladığımız kedi yavrularını annenin nasıl sahip çıkıp,yanlarına kimseyi yaklaştırmak istemeyip, köşe bucak sakladığına şahit olmuşuzdur. Biraz daha büyüyünce de aşamalı olarak serbest bıraktığını yaşamışızdır.
    Çocuk denen varlık, bizim geleceğimizdir. Sadece ailemiz olarak bireysel değer taşımayıp, yurdumuz ve tüm insanlık için çok büyük değer taşımaktadır. Dünyamız küçüldü, iletişim ve ulaşım araçlarının hızı ve etkin kullanımı ile her yere ulaşabilip, değer üretebiliyoruz. Bunlardan da tüm insanlık olarak faydalanabiliyoruz.
    Globalleşen dünyada pekçok şeye rahatlıkla ulaşabilme şansımız var. Teknolojinin gelişimi ile birlikte, insanlar sanal olarak pekçok bilgiye ulaşabiliyor, işlerini rahatlıkla planlayabiliyorlar, ancak, çocuklarının ruhuna inebilme ve çocuğunun her gelişim aşamasındaki ihtiyaçlarını farkedebilme, bu ihtiyaçlara uygun şekilde davranabilme, günlük hayatlarını planlama, temel ihtiyaçlarının neler olduğunu, önceliklerin neler olduğunu, yeterince ilgi gösterme, ya da çocuğu aşırı ilgi merkezi yapma noktasında yanlışların olduğunu farkedemiyoruz. Çocuğumuz en iyi okullarda okusun,yüksek başarılar elde etsin şeklinde aşırı bir şartlanma ile neleri kaçırdığımızın farkında olamıyoruz.
    Her yaşın ya da gelişim düzeyinin ihtiyaçları farklıdır, çocuğumuz uygun şekilde besleniyor mu? Tek yönlü mü besleniyor, beslenmenin sadece beslenme amaçlı olmaması gerektiği, bunun bir ritüelinin de olabileceği aklımıza geliyor mu? ailenin bir arada olmasının önemi, beslenme sırasında günlük paylaşımların konuşulması, yemekte uygulamalı olarak görgü kurallarının kazandırılması, çocuğun tanınması, anne-babanın model olma durumu, yemekte ses tonunun ayarlanması gerektiği, sağlıklı beslenme alışkanlığının kazandırılması, ailelerin bilinçli olması, obeziteden, kalp-damar hastalıklarından olabildiğince korunma, aile bireylerinin doğru iletişimle ruh sağlıklarının korunması, bazı hususların problem haline gelmeden basit iletişimle pas geçer gibi halledilmesi, aile bireylerinin kendilerini bir bütünün parçası olarak hissedebilmeleri ve sorumlulukların paylaşımı, bireylerin birbirlerini tamamlayıcı çalışma içinde olmaları, ekip olarak hissedebilme, birey olarak ta ayrıcalıkların olduğu,günlük yaşamla ilgili bilgilerin edinilmesi, deneyimlere yer verilmesi, temizlik alışkanlıklarının yaşanması, besin özellikleri, pişirme özelliklerinin irdelenmesi, yarar ve zararların konuşulması, çocukların ve arkadaşlarının doğru beslenmeye teşfik edilmesi, gibi hususların görüşülmesi, aile, çocuk, okul iletişiminin sağlıklı bir şekilde kurulması için toplumun en küçük parçası olarak yapılabilecekler hususlarının görüşülebilmesi gibi konular hemen aklımıza gelenlerdir. Belki, çocuk ve arkadaşlarının beslenmesi konusu ilginç gelebilir.Beslenmenin toplumsal yanının da olduğu hatırımızdan çıkmamalıdır. Hep gözden kaçırılır, çocuğun, gencin arkadaşlarının beslenmesi de etkileşim açısından önemlidir. Belki çocuğunuz okul çağında ise arkadaşları ile birlikte benzer beslenme yapması önemlidir. Örneğin, çocuk arkadaşları meyva getirmiyorsa, tüketmiyorsa, yada kantinde bulunmuyorsa ki genelde bulunmuyor, meyva yemek istemeyecektir. Bu nedenle veli-okul-çocuk birlikte işbirliği içinde olmalıdır. Okul kantininde ayran, süt, su tüketimi teşfik edilebilir, gazlı içecekler için önlem alınabilir. Yaşları küçük olan çocuklar yemekte matematik bile öğrenebilirler, bazı kavramlar öğretilebilir, şekil, yumuşak-sert, uzun-kısa, tatlı-ekşi, tuzlu-tuzsuz, içinde-dışında, kenarında-köşesinde, renk kavramları, bitki özellikleri gibi…
    Burada sadece beslenme ile ilgili ilk aklımıza gelenlere yer verdim, her ailenin ortak özellikleri olsa da, aileyi oluşturan bireyler ve etkileşim tarzları farklı olmaktadır,her aile kendine özgü bir yapı taşımakta, geçmişten gelen çocukluk özellikleri ve aile yapıları ile farklılıklar ve belki de sorunlar taşımaktadır.Parçalanmış aile, engelli çocuğu olan aile, ikiz, üçüz ailesi olabilir, aileden uzakta çalışan ebeveyni olan aile olabilir, ailede kayıpları olan aile olabilir, her türlü olanakları iyi; ancak iletişim yanlışları olan aile olabilir, anne-baba dan birinin ya da ikisinin dominant olduğu,sorun yaşanabilen aile olabilir, aile çekirdek ya da büyük aile olup, her iki türde de sorun yaşayanlar olabilir. Gün boyu stresini yönetemeyen bir aile bireyinin etkilediği aile olabilir, toplumsal olarak cinsiyet rollerinin yanlış ya da abartılı tanımlanan bir ailede yetişmiş bireylerin etkilediği aile olabilir. Tek, çok çocuk olarak; çocuk olarak kaçıncı sırada yetiştiği önemli olan ailede büyüyen ebeveynlerden oluşmuş aile olabilir. Anne cinsiyet olarak ailede ezik olarak büyümüş ve bunların etkilerini yaşıyor olabilir, ya da eşler arasında eğitim ve yaş farkını belirli olarak yaşayan aileler, ailede süreğen hastalığı olanlar olabilir, kötü alışkanlığı olanlar, ekonomik sorun yaşayanlar ya da ekonomik durumu çok iyi olanlar olabilir. Örnekleri çoğaltmamız mümkün…Çocuk, gelişimsel olarak önemli olan bazı kritik dönemlerden geçiyordur. Bu dönemin zararsız atlatılması ve belki de kaçırılmadan değerlendirilmesi gerekir

  • Anne-baba ve genç arasında çatışmalar

    ( Anne-Baba-Genç ) NEDEN ÇATIŞIYORSUNUZ ?
    Anne ve babalar, çocuklarının günün birinde genç olacağını hayal ederek onu büyütürler. Belki de çocukluğun hayatın koşmacası içinde bu kadar çabuk geçipte gençlik çağının geldiğini farkedemezler. Bakıyorlar ki, onların ÇOCUK dediği genç, söz dinlemek istemiyor, kendisine göre doğru olanların peşinde…
    Gençlik çağında anne ve babalar çocuklarının arkadaş çevreleri için endişe duyarlar. Artık çocukları genç olmuş ve daha çok aile dışında ve arkadaşları ile zaman geçirmek istiyor. Ailede en çok duyulan ses iyi arkadaş ve kötü arkadaş kavramlarıdır. Çocukluk çağında aile ve çevre etkileriyle iyi bir kişilik oturtulduysa fazlaca bir sorun yaşanmayabilir. Çocukta iyi bir kişilik yerleşimine paralel olarak arkadaş seçimi de uygun şekilde olacaktır. Anne babanın fazlaca endişelenmemesi gerekir. Ayrıca dış hayatla ilgili deneyim çocuğun büyümesine ve gelişimine uygun olarak kazandırılmış mıdır? bu da önem kazanmaktadır.
    Gençlerin en çok duyduğu söz '' sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum. '' dur. Bu çağda aile ve genç ön yargılı olmadan doğru davranış biçimlerinde iletişimlerini sağlıklı tutmalıdır. Gencin arkadaşları ile yaşadığı olumlu ve olumsuz yaşantıları da ailesi ile paylaşabilmesi gerekir. Burada aile kısmen yol gösterici olabilir. Genç belki de olumsuz davranışı olan kişilerle de iletişim içindedir. Ancak burada önemli olan gencin kendisini bu tip kişilere ve guruplara kendisini kaptırmayıp; kendisini kendisinin yönettiğini ailesine gösterebilmesidir. Genç otokontrol sahibi olup çevrenin verdiği zararlardan emin olmalıdır. Ailesi ile paylaşım içinde olmalı, aileye ait olduğu duygusunu yitirmemelidir. Aile burada baskıcı, yargılayıcı tavır içinde olmamalıdır ki genç doğrusunu da yanlışını da anlatabilsin. Genç suçlanmadan sorunlar aşılabilsin. Burada ailenin özen göstereceği bir konuda ses tonu kullanımıdır. Yüksek ve çatışmacı bir ses tonu kullanımıda iletişimi olumsuz etkileyecektir.
    Anne babalar, genci çevrenin olumsuz etkilerinden korumak için özeline girmemeli, ancak gerekli konular konuşularak çözümleme yoluna gidilmelidir. Bu şekilde gencin kendine olan güvenini kaybetmesine sebebiyet vermemiş oluruz. Gence kendini rahat ve huzurlu hissedebileceği bir ortam hazırlamalıyız. Bu ortamda sorumlulukların olmadığı bir ortam değildir. Aile yaşına uygun olan sorumluluklar vererek büyütmelidir, çocuğunu…Odasını ya da kendisine ait olan kısmı toplamayı bilerek büyümelidir ve gençlik çağında da devam ederek, belki bazı ilavelerle sürdürülmelidir.
    Anne- baba model olmayı gençlik çağında da devam ettirerek, davranışları ile örnek olmalıdır. İletişimde emir cümleleri kurmak, gencin tersini yapma isteğini uyandırır. Bu nedenle ailenin, gencin birşeyler bildiğini kabul ettiğini göstermesi ve onun düşüncelerini önemsemesi özgüven gelişimini güçlendirir. Aile ve genç deneyimlerini, isteklerini karşılıklı olarak ortaya koyarak platform oluştururlarsa genç kendine uygun olanı seçer ve hayata geçirir.
    Olumlu ve olumsuz özellikleriyle kendisi yaşayarak öğrenir.
    Genci çevrenin kötü özellikleriyle korkutmak, onun kendine olan güveninin zedelenmesine sebep olur. Bu durum gencin hayatında önemli bir husustur. Gencin okulda notları düşük olabilir, ancak kendine olan güveni kaybetmesi yaşam okulunda başarısızlığı meydana getireceği için önem kazanmaktadır.
    Ayrıca belirsizlik güven duygusunun kaybedilmesine neden olur, bu nedenle genç, yaşamındaki belirsizlikleri ortadan kaldırmalıdır ki ailesi O na yeterince güven duysun.
    Ailede yaşanabilen çatışmalarda, aile bireylerinin neyi nasıl söyleyeceğine ilişkin belki bilgi yetersizliğinden belki yaşam şartlarının güçlüğünden kaynaklanan iletişim sorunu dikkati çeker. Aile günü güç şartlarda geçirmiştir, akşam biraraya gelindiğinde tahammülsüzlükler olabilir. Bu durumda aile bireyleri iyi niyetlerini bozmadan birbirini anlamaya çalışmalı, empati yapmalıdır. Aile bireylerinin birbirlerini değerli hissetmesini sağlaması gerekir. Bu da paylaşımın yeterli olduğunun bir işaretidir. Gencin kendini değersiz hissetme nedenleri aile ile yeterince iletişim kuramama, gencin durumu yanlış algılaması, beklentisini yüksek tutmasıdır.
    Aile içinde güvenin tesis edilebilmesi için duygu ve düşüncelerin açık ve net şekilde açıklanabildiği bir ortam yaratılmalıdır. Bu da baskıcı olmamak, düşüncelere saygılı olmak, eleştiriye açık olmakla mümkün olur. Kişi kendi düşüncelerini zorlayarak karşı tarafa kabul ettirmemelidir. Kendisine gelen elştirileri de yapıcı olduğunu ve kendisindeki eksikleri tamamlama için bir fırsat olarak görürse ailede demokratik bir ortam yakalanmış demektir.
    Ailede baskıcı bir ortamın olması nelere sebebiyet verir? Yalancılık, iki yüzlülük, saklı olarak yapılan davranışlara, küsmelere…Baskı ile bir davranışı yapmaya itilen genç, görünürde istenen yapılıyormuş gibi davranır, ancak sonuç bölümüne gelindiğinde gerçek ortaya çıkıpta aileden tepki görürse mutlu olur. Çünkü, kendi isteğini gerçekleştirmiştir ve aileden gelen baskıya boyun eğmemiştir. Pasif agresif tepki geliştirmiştir.
    Anne ve baba çocukluktan itibaren gence doğru model olmalı, yalandan kaçınmalı, dürüstlük konusunda örnek yaşantı sergilemelidirler. Yanlış davranışlar karşısında kızıp, bağırmakla aileler soruna doğru yaklaşım gösteremezler, ya da uzun uzun dürüstlüğü anlatmak genci olumsuz davranışından uzaklaştırmaz. Doğruyu söylemek önemlidir, ancak; her doğru olan durumlar her yerde söylenmez. Bu gibi durumlarda susup, gerçeği saklamak, belki başka bir çözüm yolu bulmak gerekebilir. Sakınca doğurabilecek durumlarda dikkatli olunmalıdır.
    Yalanla elde edilen başarı ve mutluluk kısa sürer. Dürüstlükle uzun süren, devam edildiği sürece başarı ve mutluluk getiren süreç yaşanır. Onurlu ve belli bir kararlılıkla yaşanan hayat çok önemlidir. Dedikodu tarzını benimsemekte, iletişimde olumsuzlukların yaşanmasına neden olur. Biraz hayal gücü ile gerçekler saptırılır, olmayan durumlar varmış ya da olmuş gibi gösterilir. Bu nedenle gençler konuşmalarına dikkat etmeli ve kendilerini üzecek durumlardan kaçınmalıdır. Aksi halde genç kendine ve çevresindkilere zarar vermiş olur.

  • ÇOCUKLARI PSİKOLOG GÖRÜŞMESİNE GETİRİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    ÇOCUKLARI PSİKOLOG GÖRÜŞMESİNE GETİRİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    Çocuklarını psikolog görüşmesine götüren anne babalar bu durumu çocuğa nasıl açıklamaları gerektiği konusunda zorlanabilirler. Çocuğu psikolog görüşmesine getirmeden önce yapılacak uygun açıklama, çocuğun bu yeni ortamda kaygısının azaltılmasına yardımcı olacağından oldukça önemlidir.
    Çocuğa yapılacak açıklama çocuğun yaş düzeyine uygun olmalıdır. Çocuğa “Doktora sağlık kontrolüne gidiyoruz”, “Bir arkadaşıma gidiyoruz” gibi açıklamalar yapmak yanlıştır. Çocuğa gidilecek yerle ilgili yalan söylenmemelidir. Suçlayıcı olmayan bir dille görüşmeye gitmelerinin gerçek sebebi açıklanmalı ve onun gibi benzer sorunlar yaşayan başka çocuklarla da çalışan bir uzmana gidildiği anlatılmalıdır. 
    Okul öncesi bir çocuğa: “Seninle konuşmak ve oynamak için bir yere gideceğiz. Buradaki abla ile istediğin gibi konuşabilirsin ve oynayabilirsin” gibi bir açıklama yapmak yeterli olacaktır.
    Okul çağındaki bir çocuğa: “Seninle bir psikoloğa/terapiste gideceğiz. Her çocuk zaman zaman bazı sıkıntılar yaşayabilir, psikologlar da seninkine benzer sorunlar yaşayan çocuklara yardımcı olurlar. Psikolog bize yalnız uyuyamaman/ korkuların/arkadaşlarınla daha iyi anlaşman vb. konusunda yardımcı olacak.” gibi bir açıklama yapılabilir.
    Eğer çocuk ergenlik dönemindeyse, çocuğun görüşmeye gelmek istemesi de önem taşımaktadır. Çocuk görüşme konusunda zorlanmamalı, psikologla yalnız da konuşabileceği ve neden destek alınması gerektiği çocuğa onu eleştirmeden anlatılmalıdır. “Sorunlarımızla ilgili destek almak için bir psikologdan yardım almak istiyorum. Seni daha iyi anlamak ve kendini daha rahat hissetmen için terapist seninle yalnız da konuşacaktır. Eğer sen de istersen randevu alıp, görüşmeye gidebiliriz. ” gibi bir açıklama yapılabilir.
    İlk görüşmeye gelirken hem anne hem de babanın çocukla birlikte merkeze geliyor olması, aile dinamikleri hakkında daha fazla bilgi edinilmesi açısından önemlidir. Ancak çocuğun kendisini kötü hissetmemesi için küçük kardeşlerin odaya alınması tercih edilmemektedir. Bunlara ek olarak psikoloğun anne ve baba ile yalnız görüşmek isteyeceği durumlar için, görevli ile yalnız kalmak istemeyen çocuklarda çocuğun yanında bekleme odasında bekleyebilecek bir tanıdığın da getirilmesi önerilmektedir.
    Görüşmelere zamanında gelinmesi çok önemlidir. Çocukların kendilerini daha rahat hissetmeleri ve gerekli formların doldurulması için yaklaşık 15 dakika önceden merkeze gelinmesi faydalı olacaktır. Görüşmeye geç kalınması gibi bir durum olduğunda psikoloğunuzla kalan zaman kadar görüşme yapılabilir veya görüşme başka bir tarihe ertelenebilir. Seansa gelemeyeceğiniz bir durum olduğunda bir gün önceden arayarak merkezimize haber verebilirsiniz. 
    Psikoloğun çocuğunuza bir test uygulamaya karar vermesi durumunda, çocuğun kendi performansını gösterebilmesi için yeterince uyumuş olması, aç ve yorgun olmaması gerekmektedir. Ayrıca çocuğa “Sana test yapılacak” gibi kaygı verici bir açıklama yapmak yerine “Seninle bir çalışma yapılacak” denmesi daha uygundur.

  • Olumsuz davranışı ortadan kaldırma yöntemleri

    Olumsuz Davranış
    Çocuklarımızın davranışlarının oluşmasında uygun yönlendirme büyük önem taşır. Onların davranışları, yetişkinlerden aldıkları tepkilere göre şekillenir. Kullanacağımız bazı teknikler olumlu davranışların artırılmasına, bazıları ise olumsuz davranışın söndürülmesine yöneliktir. Olumsuz davranışı ortadan kaldırma konusunda belirlenmiş yollar standarttır. Fakat her çocuk ve aile birbirinden farklıdır ve davranış değiştirme yöntemleri de bir çocuktan ötekine değişkenlik gösterebilir. Çocukların karşılanması gereken psikobiyolojik durumlarını da gözden geçirmek ve bu durumlara göre davranmak önemlidir. (Merakların giderilmesi, fiziksel etkinlik gereksinimi, besin ve su gereksinimi, idrar ve dışkı gereksinimi, yorgunluk, ısı ve nem düzeylerinde değişiklik vb.) Eğer bu psikobiyolojik ihtiyaçları karşılanmış durumdaysa, olumsuz davranışı değiştirmek için plan yapmak yararlı olabilir.
    OLUMSUZ DAVRANIŞI DEĞİŞTİRMEK İÇİN PLAN YAPMAK
    Davranış değiştirme şu aşamalarda gerçekleşir:
    1. Sorun tanımlanır.
    2. Amaç saptanır.
    3. Amacı gerçekleştirmenin yolları çocuğa öğretilir.
    1. Sorunun tanımlanması: Zaman zaman bir çocuğun sorununun, davranış sorunu mu, yoksa kişilik sorunu mu olduğuna ilişkin karmaşa yaşanır. Çocuğunuzun sorununu duygusal ya da kişilik sorunu olarak görürseniz, ona bazı sıfatlar yakıştırırsınız. Örneğin; “”utangaç””, “”anneye bağımlı””, “”saldırgan”” vb. Bu sıfatlar, çocuğun sorununu değişmez bir özellik olarak algılamamıza ve düzeltmek için çaba göstermememize yol açabilir. Eğer sorunu çocuğun davranışı olarak ele alırsanız, o davranışı değiştirmek için bir şeyler yapabilirsiniz. Örneğin, “”Can açgözlü”” yerine “”Can başkalarının tabaklarından yiyecek alıyor.”” “”Murat saldırgan”” yerine, “”Murat küçük kardeşini çimdikliyor.”” “”Esra negatif”” yerine, “”Esra her yaptığı işte başkalarından yardım istiyor.”” şeklinde tanımlamak uygun olacaktır.
    2. Amaç Saptamak: Belirleyeceğiniz amaç, neyi gerçekleştirmek için uğraşacağınızı gösterecektir. Değiştirmek istediğiniz davranışla ilgili olarak en kolay amaç belirleme şekli, çocuğun davranış tanımına “”yapmaz”” ifadesini eklemektir.
    Davranış: Can başkalarının tabaklarından yiyecek alır.
    Amaç: Can başkalarının tabaklarından yiyecek almaz.
    3. Amacı Gerçekleştirmenin Yollarını Öğretmek:

    • Amaçlarınızı belirleyin ve tutarlı olun.
    • Çocuğunuz istenmeyen davranışı yaptığında, nasıl bir caydırıcı tepki göstereceğinizi belirleyin.
    • Caydırıcı tepkiyi, istenmeyen davranıştan hemen sonra gösterin.
    • İstenmeyen davranışın önce kötüleşip sonra iyileşmesini bekleyin.
    • Çocuğunuzun olumlu davranışlarını ödüllendirin.
    • Çocuğunuza, istenmeyen davranışa alternatif olarak yapabileceği olumlu davranışlar öğretin.
    • Çocuğunuzun çevresindeki herkesi uygulamaya çalıştığınız davranış değiştirme programına katın.
    • İlerlemenin kaydını tutun.

    İSTENMEYEN DAVRANIŞ SONRASINDA GÖSTERİLEBİLECEK CAYDIRICI TEPKİLER:

    • GÖRMEZDEN GELME

    Yaptığı olumsuz davranışları ön plana çıkarmak yerine olumlu davranışlara odaklanmak için bu teknikten yararlanılır. Görmezden gelme özellikle dikkat çekmeye yönelik davranışlarda çok etkili olabilir. Çocuğunuz olumsuz davranışın tepkiye neden olmadığını gördükçe bu davranışı yapmaktan vazgeçebilir. Çocuğunuzla fiziksel olarak ilgilenmek zorunda kalsanız bile göz kontağı kurmamaya, konuşmamaya dikkat edin. Bazı durumlarda görmezden gelmek olanaksız olabilir. Örneğin eğer küçük kardeşini çimdiklemişse, kardeşi ağlamazlık edemez. Dolayısıyla, böyle bir davranıştan sonra, farklı bir caydırıcı tepki kullanmak gerekecektir.

    • MOLA

    Mola uygulamasında çocuk, istenmeyen davranışı yaptıktan hemen sonra yaklaşık 5 dakika gibi kısa bir süreliğine, bulunduğu ortamdan çıkartılarak yalnız bırakılır. Çocuğa neden dışarı çıkarıldığı söylenir ama başka bir açıklama yapılmaz. Ara verme süresinin çocuğun protestoları nedeniyle sona erdirilmemesine dikkat edilmelidir. Bunun gerçekleşmesi halinde çocuğun şiddet davranışları da ödüllendirilmiş olur. Çocuk bu tekniğin gerçekleştiği odada karmaşaya neden olduysa, odadan ayrılmadan önce eski haline döndürmekte fayda vardır. Eğer planladığınız gibi uygulayabiliyorsanız, molayı iki hafta kadar süreyle her istenmeyen davranıştan sonra uygulamaya devam edin. Bu süre sonunda istenmeyen davranışta azalma olduysa, uygulamayı sürdürün. Eğer istenmeyen davranışta azalma yoksa, başka bir caydırıcı teknik deneyin.

    • KESİN BİR HAYIR

    Eğer sert ve kararlı bir şekilde “”Hayır”” derseniz ve çocuğunuz yapmakta olduğu yaramazlığa ara verirse, hemen başka bir şeyle ilgilenmesini sağlayın. “”Hayır””ı tekrarlamaktan kaçının, çok duymak duyarsızlığa yol açar.

    • SÖZEL UYARI

    Çocuğunuza yanlışını düzeltme şansı tanıyın. “”Az önce baban ne demişti?”” ya da “”Bıçaklarla ilgili kuralımız neydi?”” gibi… Böyle bir uyarı en azından, çocuğa yaptığını tekrar değerlendirme fırsatı verir.

    • OLUMLU PEKİŞTİREÇ

    Pekiştireç hedef davranış gerçekleştiği zaman verilmelidir. Örneğin; seçilen hedef davranış (çocuğun kendi yatağında yatması, ağlamadan bir şey istemesi, vb.) her gerçekleştiğinde aferin demek, sarılmak, gülümsemek, davranışı sözel olarak onaylamak gibi sizin belirleyeceğiniz pekiştireçlerle olumlu davranış ödüllendirilir. Çocuğu uzak tutamadığınız ya da tutunca problemler yaşadığınız bir pekiştireç kullanmamak da önemli bir noktadır. Böyle bir durumda çocuk için aşırı heyecan verici olan pekiştireç çok ön plana çıkar ve kazanılması gereken davranıştan çok bu pekiştirece yoğunlaşılabilir.

    • YOKSUN BIRAKMAK

    Oyuncağı almak gibi, çocuğu nesneden ya da etkinlikten yoksun bırakmak ve nedenini açık bir dille anlatmak da olumsuz davranışı ortadan kaldırmak için kullanılabilir.

    • KISITLAMA

    Bazı durumlarda çevrenin istenmeyen davranışın yapılmasını önleyecek şekilde düzenlenmesi de yararlı olabilir. Vurma davranışı gösteren çocuğu tutmak gibi.
    SON OLARAK, DAVRANIŞ SORUNLARINDAN KAÇINMAK İÇİN

    • Olumlu davranışları mutlaka fark edin ve ödüllendirin,
    • Açık, basit ve tutarlı kurallar koyun,
    • Olumlu yönergeler verin,
    • 'Yaramazlık' yaptığında gösterebileceğiniz tepkiler belirleyin.

    AYRICA UNUTMAMALIYIZ Kİ HER ZAMAN

    • Kurallarla ilgili tartışmaktan,
    • Bağırmaktan,
    • Fikrinizi değiştirmekten,
    • Kısasa kısastan (sen bana vurursan bende sana vururum) kaçınmalıyız.

    Fakat her ne kadar “”zamane”” çocukları yöneltilen sorulara yetişkin cevapları veriyor ve bizi her fırsatta şaşırtıyorlarsa da, çocuk yetişkin değildir. Yetişkin gibi düşünmeyi ve davranmayı zamanı gelince öğrenir. Çocuklarımıza caydırıcı tepkiler ve ödüller verirken onların gelişim dönemlerini ve doğal sınırlamaları göz önünde bulundurmalıyız. Zamanı geldiğinde çocuğumuzun yerine kendimizi koyup, onun durduğu yerden olayların ve durumun nasıl gözüktüğüne bakmayı deneyebiliriz. Bu durumda, onun yerindeyken içinizden ne yapmak ve ne söylemek geliyor? Çocuklar her zaman verdiklerinizi doğru veya sizin istediğiniz şekilde alamayabilirler. Karşı tarafın gözleriyle kendine bakmak olayları farklı bir şekilde görmenize ve bu şekilde çocuklarınızı daha iyi anlamanıza yardımcı olabilir. Bu tutum çocuğunuzla aranızdaki diyalogun sağlamlaşmasına da yardımcı olacaktır. Anne babalık 24 saat ve neredeyse ömür boyu sürdürülen bir görev/meslektir. Amacımız, çocuklarımızın özdenetime sahip, kendi başına kararlar alabilen ve bu kararların/seçimlerin sorumluluklarını taşıyabilen bireyler olmaları, duygu ve düşüncelerini ifade edebilmeleridir. Yukarıdaki tüm önerileri eksiksiz uygulamada zorluk çekebilirsiniz. Olumsuz davranışlarla baş etmek kolay değildir. Fakat unutmamalısınız ki, tutarlı davranarak, sakin ve kararlı olarak istediğiniz hedefe ulaşacaksınız. Her ilerleme için kendinizi de ödüllendirmeyi unutmayın…

  • Özgüven

    Özgüven

    Kardeşim sen düşünceden ibaretsin,

    Geriye kalan et ve kemiksin.

    Gül düşünür, gülistan olursun,

    Diken düşünür, dikenlik olursun”

    MEVLANA

    ÇOCUK VE ERGENLERDE ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ

    Çocuk ve ergenlerde özgüven eksikliği aile ilişkilerinden okul başarısına, sosyal hayattan gelecekte inşa edilecek kariyere kadar pek çok önemli konuyu olumsuz yönde etkileyen bir durumdur. Özgüven eksikliği çocuk yaşta ortaya çıktığı gibi çocukluktan yetişkinliğe geçişin en önemli basamağı olan ergenlik aşamasında da ortaya çıkmaya başlayabilir. Günümüzde pek çok ebeveynin korkulu rüyası olan bu durum aslına bakıldığında çocuğun genetik yapısı ve çevresel etkenlerle birlikte anne babaların bilinçsiz hatalı davranışlarıyla da büyük ölçüde şekillenmektedir. Özgüven eksikliği tedavisi de bu nedenle konunun uzmanı bir psikoloğun, çocuğun ve ailenin ortak ve disiplinli çalışması sonucu mümkün olabilmektedir.

    Çocuklarda özgüven eksikliği vakaların çoğunda çocuğun kendi şartlarından ziyade ebeveynlerin yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Özellikle henüz okul çağına adım atmayan çocukların hayatlarının büyük bir kısmı aile ortamında geçmektedir ve bu durum ev içindeki yaşantının çocuğu özgüven gelişimi konusunda olumlu ya da olumsuz geniş ölçüde etkilemesine neden olmaktadır. Çocukta sağlıklı ve sağlam bir özgüvenin oluşması için yapılması gereken en önemli şey çocuğa makul ölçüde sorumluluk vermektir. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda bu sorumluluk bir oyunun ya da kurgunun içine yerleştirilerek verilebilecek olsa da çocuğun aldığı sorumluluğun bir oyun olmadığını hissetmesi son derece önemlidir. Çocuk hiç sorumluluk yüklenmemesi halinde olduğu gibi aldığı sorumlulukların takip edilmemesi ve ciddiye alınmaması durumunda da özgüven eksikliği geliştirebilir. Ancak söz konusu takip de çocuğu her an göz hapsinde tutarak değil, ona fazla hissettirmeden eylemlerini mümkün olduğunca uzaktan izleyerek ve ancak gerçekten ihtiyaç duyduğu durumlarda yardım edilerek yapılmalıdır. Sürekli kontrol edilen bir çocuk kendisine güvenildiği duygusunu tadamayacak ve dolayısıyla bir şeyler başarabilmenin verdiği güveni yaşamayacaktır.

    Ergenlikte özgüven eksikliği çocuk yaşta görülen özgüven eksikliğine nazaran daha uzun bir çözüm süreci gerektirebilir. Bunun nedeni çocuk yaşta görülmeyen güvensizliğin çocukluktan yetişkinliğe geçerken ne sebeple ortaya çıktığının saptanmasının daha incelikle bir çalışma gerektirmesidir. Ancak yine alanında yetkin bir uzman tarafından uygulanan özgüven eksikliği terapisi ve tüm tarafların samimi işbirliğiyle sorunun üstesinden gelinmemesi için hiçbir sebep yoktur.

    Anne babalar çocuğu özgüvenli yetiştirmek İşte 8 Öneri

    1. Çocuğun yaşına uygun sorumluluklar verilmeli.

    2. Yaptığı işe sonuç alıncaya kadar desteklemek ama müdahale etmemek gerekir.

    3. Onların sözlerini kesmeden dinlemek gerekir.

    4. Risk almaları gereken durumlarda onları desteklemelisiniz.

    5. Olumlu davranışlarını övmek olumsuz olanlardan ders çıkarmaları için teşvik edici olmak bunun yanında yapıcı eleştirilerde bulunmak dürüst ve samimi olmak

    6. Başkalarıyla kıyaslamak yerine kendi yeteneklerine dikkat çekmek.

    7. Ortamlarda kendini ifade edebilmesi için teşvik edilmesi.

    8. Hikayelerden çok etkilenirler. Başarı hikayeleri onlarlar paylaşılmalı belki yatarken bir hikayeyi yüksek sesle okumayı alışkanlık haline getirilmesi.

    Sonuç olarak ; Özgüvenli olmak öğrenilerek zamanla geliştirilebilen bir duygu, davranış ve inanç halidir. Bu kaynaklardan çocuklarınızı besleyecek geliştirebilir ve özgüven duygusunu hedeflere programlamayı öğretebilirsiniz. Hipnozla özgüven geliştirmek ve hedeflediğiniz şeyleri güvenle başarıya götürmek mümkündür.Birkaç seanslık çalışma çocuğunuzun özgüvenine balans ayarı yapacaktır.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • ÇOCUĞA SINIR KOYMA- ÖDÜL VE CEZA KULANIMI

    ÇOCUĞA SINIR KOYMA- ÖDÜL VE CEZA KULANIMI

    Çocuklar dünyayı keşfetmek isterler. Bunu yaparken kendi davranışları ve başkalarının tepkilerini gözlemlerler. Davranışlarının sonuçlarından yola çıkarak nasıl davranmanın uygun olduğunu öğrenirler. Anne babalar tarafından konulan sınırlar, çocuğa henüz hiç tanımadığı dünyadaki güvenebileceği yol göstericilerdir. 
    Sınır koymak belli bir amacı olan, mantıklı kurallar belirlemek, bu kuralların sebebini çocuğa açıklamak ve bu kuralları tutarlı bir şekilde uygulamak demektir. Sınır koymak, çocuk için güven içinde hareket edebileceği alanı belirler. Çocuklar fiziksel ve duygusal sınırlarını bildiğinde kendilerini daha güvende hissederler. Sınırlar istenilen davranışların kazanılmasına, çocuğun kendini kontrol etmeyi öğrenmesine, sorumluluk sahibi olmasına yardımcı olur.
    Sınırlar çocuğun topluma uyumunu kolaylaştırmaktadır. Sınırsız bir ortamda büyüyen çocuk, kendisini güvende hissetmez. Başkalarından onay alma ve destek ihtiyacı daha fazla olur. Kendi sınırlarının nerede biteceğini bilmediği için başkalarının sınırlarını zorlayan, rahatsızlık veren, sorumluluk almakta zorlanan, özgüvensiz ve doyumsuz bir kişi olabilir. 
    Çok katı sınırların olduğu ailelerde ise çocuğun kişiliği bastırılır. Çocuk korku ve öfke hissedebilir. Bu sebeple sınırların gerektiğinde esnetilebilir olması önemlidir.
    Ödül ve Ceza Kullanımı
    Belirli bir davranışın çocuk tarafından doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmesi, o davranışın ardından ailenin ne tepki verdiğine bağlıdır. 
    Ödül vermek çocuğun olumlu davranışını fark etmek ve ona olumlu geribildirim vermek demektir. En iyi ödüllendirme yöntemi maddi ödüller vermek yerine kullanılabilecek duygusal ve sosyal ödüllerdir. Çocuğun olumlu davranışını alkışlamak, kafasını okşamak, olumlu sözler söylemek ve gülümsemek ödül olarak kullanılabilir. Ödül istenen davranışın hemen ardından gelmeli ve bu davranışı pekiştirmelidir. Çocuğun olumsuz davranışlarının vurgulanması ve eleştirilmesi yerine, olumlu davranışlarına odaklanmak, çocuğun olumsuz davranışlarının azalmasına yardımcı olacaktır. 
    Ödül, çocuğa bir şey yapması için önceden önerildiğinde yanlış kullanılmış olur; “Ödevini bitirirsen sana çikolata veririm” demek gibi. Böyle bir tutum çocuğa ödev yapmanın onun için faydalı olduğunu ve onun sorumluluğu olduğunu öğretmez. Ödev çikolata için yapılan, çikolatadan daha az değerli bir şey halini alır. Ayrıca bu durum, bir dahaki sefere çocuğun ailesinden daha fazla şey talep etmesine de sebep olacaktır. Çocuğa çok fazla ödül vermek de doğru değildir. Bu verilen ödülün etkisini azaltacaktır.
    Çocuklar yanlış bir davranışta bulunduklarında ve bir kurala karşı geldiklerinde suçluluk duygusu hissederler. Anne babalarının sevgisini kaybetmekten korkarlar. Yaptığı davranışın sonucuna katlanması, çocuğun hissettiği suçluluk duygusunun azaltır. Yanlış bir davranışta bulunduğunda, çocuğa uygulanan yaptırım, genellikle çocuğa cezalı olduğu şeklinde sunulur. Ancak ceza kelimesi çocukta anne babasının kendisinden intikam alması, ona çok kızgın olması, onu sevmemesi gibi bir algı yaratabilir. Bu sebeple çocuğa cezalı olduğunu söylemek yerine, davranışının sonucuna katlandığını açıklamak daha doğru olacaktır. 
    Çocuğun olumsuz davranışı tekrar yapması durumunda aynı yaptırımla karşılaşması gerekmektedir. Uygulanan yaptırım çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun olmalıdır. Çocuğu oyun, etkinlik, televizyon gibi bazı şeylerden mahrum bırakmak ve mola vermek olumsuz davranışın sonucu olarak kullanılabilir. Ancak bu yaptırım istenmeyen davranışın hemen ardından verilmeli ve o davranışla ilgili olmalıdır. 
    Çocuğa ağır cezalar vermek, özellikle fiziksel cezalar, utanç ve umutsuzluk duygularına sebep olur. Aynı zamanda bu yolla anne baba, çocuğa şiddet kullanmakla ilgili olumsuz örnek olmuş olur
    Anne babalar sınır koyarken nelere dikkat etmeli?
    1.Belli bir amacı olan, net ve tutarlı sınırlar belirleyin. 
    2.Çocuğa beklenilen davranışı açık bir dille anlatın.
    3.Çocuğa konulan kuralın sebebini açıklayın. Sınırın sebebinin açıklanması inatlaşma ve çatışmaları azaltır. Kendisine açıklama yapılan çocuk anne babası tarafından önemsendiğini hisseder.
    4.Olumsuz davranışın sebebinin ne olabileceğini araştırın. 
    5.Çocuğa, onun neye ihtiyacı olduğunu, ne hissettiğini, ne istediğini anladığınızı ifade edin. 
    6.Çocuk kendisinden beklenilen davranışı gösterdiğinde, başarısız da olsa, çabasını tebrik edin. Olumlu davranışları övün, teşvik edin.
    7.Çocuğa sunulan seçimler arasından tercih hakkı verin. Böylece çocuğun daha değerli hissetmesini sağlarsınız. 
    8.Sınır koyarken sakin kalın, öfkeye kapılmayın. Çocukla net, kararlı ve kibar bir dille konuşun.
    9.Sınır koyarken çocuğa gereğinden uzun açıklamalar yapmayın. Aynı cümleleri çocuğa tekrar tekrar söylemeyin. Bir kere söyleyin ve uygulayın.
    10.Anne-baba olarak sınırlar hakkında ortak bir tutum izleyin, tutarlı olun. Birinizin hayır dediğine diğeriniz evet demesin. 
    11.Olumsuz davranış hakkında uzun konuşmalar yapmayın, olumsuz davranışa odaklanmayın. 
    12.Çocuğa şart koşmayın, onunla pazarlık yapmayın.
    13.Çocuğa yaş ve beceri düzeyine uygun sorumluluklar verin. 
    14.Çocuklar taklit ederek öğrenirler. Kendi davranışlarınızla ona olumlu model olun. 
    15.Çocuğun istediği şey makul bir istekse hemen “Hayır” demeyin. Çocuğun isteklerinin çoğuna “Hayır” demek çatışmaları arttıracaktır. Bu sebeple “Hayır” dediğiniz şeyleri gözden geçirin ve olabildiğince azaltmaya çalışın. 
    Olumsuz davranışın sebebini bulmak önemlidir. Çocuklar kendilerini üzen ya da kızdıran bazı durumlara maruz kaldıklarında, duygusal bir ihtiyaçları yeterince karşılanmadığında (Örneğin; yeterli ilgiyi görmediklerinde), nasıl davranmaları gerektiğini bilmediklerinde uygun olmayan davranışlarda bulunurlar. Bu sebeple çocuklar olumsuz davranışlarda bulunduğunda, hemen bir ceza vermek yerine çocuğun böyle davranmasının sebebinin ne olabileceği üzerinde düşünmekte fayda vardır. Anne babalar çocuğun neye ihtiyacı olduğu, neyin canını sıktığı ya da nasıl davranması gerektiğini bilip bilmediği üzerinde düşünmelidir. 
    En önemli disiplin aracının çocukla kurulan olumlu ilişki olduğu unutulmamalıdır. Ebeveyn ve çocuk arasında sağlam bir ilişki olduğunda, anne babanın çocuğa sınırları öğretmesi de daha kolay olacaktır.

  • Çocuklarda zeka gelişimi ve duygusal zeka

    ÇOCUKLARDA ZEKA GELİŞİMİ

    Zeka “zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneği “ olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre, zeki insan öğrendiğini değerlendiren, yeni durumlara yeni çözümler getirebilen kişidir.

    Bebeğin beyin hücreleri, daha döllenmeyi izleyen üçüncü haftadan itibaren gelişmeye başlamaktadır. Beynin fiziksel yapısının gelişiminin büyük bölümü bu dönemde başlamaktadır.

    Yapılan araştırmalar, bebeklerin üç aydan itibaren öğrenmeye ve öğrendiklerini hafızada tutmaya başladıklarını gösteriyor.

    ZEKANIN GELİŞİMİNDE 3 ÖNEMLİ DÖNEM VARDIR

    DOĞUMDAN ÖNCE ;
    Kalıtımsal ,annenin ruh sağlığı , annenin beslenmesi,

    DOĞUM ESNASI;
    Sağlıklı bir doğumun gerçekleşmesi,doğum esnasında yaşanan problemler örneğin;bebeğin oksijensiz kalması,elden kayıp düşmesi vb.

    DOĞUM SONRASI ;
    Annenin loğusalığı olumlu şekilde atlatması,beslenmesi,bebeğini emzirmesi,sevgisi, babanın ilgisi ve şefkati vb.
    Çocukların genel olarak davranış özelliklerini anlamak ve onların ruh dünyalarına inmek, onların gelişimini yönlendirmek açısından çok önemlidir. Ebeveynlerin çocuklarına doğru eğitimi verebilmeleri, gelişim dönemlerinin özelliklerini bilmeleriyle başlar.

    Çocukta normal zeka düzeyi olsa bile, gelişim dönemlerinde yetersiz uyarana maruz kalması, gerekli eğitim ve öğretimin yetersiz verilmesi, zengin uyaran içeren ortamların sunulmayışı, ebeveynlerin ilgisinin az olması, davranış hataları nedeniyle varolan kapasitenin kullanılamayışını mümkün kılabilmektedir.Çocukta zeka düzeyi ile ilgili problem olmamakla birlikte yaşına uygun zeka kapasitesini ortaya koymamasının bir sebebi de psikolojik rahatsızlıklardır. Bunlar çocukluk çağı depresyonları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme güçlükleri, uyum güçlükleri vb. . olabilmektedir.

    Zeka testleri ile çocuğun zeka düzeyi hesaplanmaktadır. Zeka testleri çocukların yapabilecekleri işlere, becerilerine, yaşlarına uygun sayı, söz ve biçim ilişkisine dayanılarak hazırlanır.
    Alternatif zeka kavramlarına gözatarsak Nöropsikolog Howard GARDNER'in çoklu zeka kuramına göre 7 ayrı zeka saptanmıştır.
    Dilsel zeka (yazarlar, politikacılar)
    Mantıksal-matematiksel zeka (bilimadamları felsefeciler, araştırmacılar)
    Görsel-mekansal zeka (mimar, denizciler)
    Bedensel-kinestetik zeka (sporcular, sanatçılar, dansçılar)
    Müzikal zeka (müzisyenler)
    Kişilerarası zeka (öğretmen, satıcı, politikacı)
    Benlik zekası (felsefeciler, bilim adamları)

    Bu kavrama göre zeka sadece bilişsel değil, aynı zamanda güdüsel ve duygusal faktörlerden kaynaklanır. Örneğin, bir öğrencinin matematik dersinden başarısız olması, bazı durumlarda öğretmeni sevmemesi veya utangaçlık duygularından kaynaklanabilir.

    Duygusal Zeka Terimi İlk Ne Zaman Ortaya Atılmış?

    İlk defa 1990 yılında Psikolog Peter Salovey ve Psikolog John Mayer tarafından kullanılmış, daha sonra Psikolog Daniel Goleman geliştirmiştir.

    DUYGUSAL ZEKA NEDİR ?

    Duygusal zeka, kişinin kendi duygularını anlaması, başkalarının duygularına empati beslemesi ve duygularını yaşamı zenginleştirecek biçimde düzenleyebilme yetisidir.”
    Saloyev, Gardner'in kişisel zeka yetenekleri kavramını da kendi temel duygusal zeka tanımının içine katarak, duygusal zekayı oluşturan yetenekleri 5 ana başlıkta toplamış :

    a) ÖZBİLİNÇ
    b) DUYGULARI İDARE EDEBİLMEK
    c) KENDİNİ HAREKETE GEÇİRMEK
    d) BAŞKALARININ DUYGULARINI ANLAMAK (EMPATİ
    e) İLİŞKİLERİ YÜRÜTEBİLMEK

    YÜKSEK EQ ‘LU ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK İÇİN EBEVEYN VE ÖĞRETMENLERE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR ?

    Öncelikle doğru iletişim. Ebeveynlerin çocuklarıyla empatiye dayalı doğru iletişimi kurabilmeleri ve çocuklarına empati kurmayı öğretmeleri gerekiyor. Böylelikle çocuk, arkadaşları ile de iyi ilişkiler kuracak, okulda, evde, çevresinde sevilecek, ilişkilerinde başarılı olacaktır.
    Çocuklarına sorumluluk vererek sorumluluk almayı öğretmeleri gereklidir.
    Çocuklarını gerekli durumlarda kendi karar vermesi için yüreklendirmeleri,
    Olaylara iyimser bakmayı öğretmeleri, toplumsal hizmetlere katılmalarını sağlamaları,
    Diğer insanlara yardım etmeyi, işbirliğinin ve dürüstlüğün önemini vurgulamaları, herhangi bir sorunla karşılaştıkları zaman sorunla nasıl baş edeceklerini öğretmeleri,Konuşma yeteneğinin gelişmesi için çocuklarıyla bol bol sohbet etmeleri, davranışlarıyla örnek olmaları gerekiyor.

    Unutmamalı ki çocuk, anne-babayı taklit ederek büyür.

    Anne Babalara Düşen Görevler

    Feuerstein, yetersiz öğrenmenin en önemli sorununun pasiflik olduğunu vurgular.
    Zeka, olguları elde etmek değil olguların nasıl elde edileceğini öğrenmekle gelişir.
    Feuerstein'in zekanın zenginleştirilmesiyle ilgili önerilerinden yola çıkarak, anne babaların şu soruları kendilerine sormaları ve yanıtların “evet” olması durumunda gerçekten çocuklarının gelişimi için çaba gösterdikeri söylenebilir.
    Çocuğunuzun etkinliklerde aktif olmasını sağlıyor musunuz?
    Öğrenmesi gerekenleri bir çok kez tekrar ediyor musunuz?
    Aktif araştırma ve keşif için çocuğunuzu cesaretlendiriyor musunuz?
    Evinizi çocuğunuz için tehlikesiz hale getirdiniz mi?
    Çeşitli oyuncak ve objeleri çocuğunuza sunuyor musunuz?
    Onunla sürekli konuşuyor, iletişim kuruyor musunuz?
    Çocuğunuzun neden-sonuç arasındaki bağlantı kurabilmesi için ona yardımcı oluyor musunuz?
    Çocuğunuz sesler çıkarttığında veya daha üst yaş grubunda sizinle konuştuğunda sevecen sözcüklerle yaklaşıyor musunuz?
    Bağırmama, fiziksel cezalar uygulamamaya özen gösteriyor musunuz?
    Çocuğunuzla ilgilendiğinizi ona gösteriyor musunuz?

    0-6 ayda bebeğin zihinsel gelişimi

    Kendisini ve çevresini gözleri,kulakları, elleri ve ayakları ile keşfeder.
    Ortamda kendi hareketlerinden kaynaklanan etkiler yaratmaktan hoşlanır.
    Örneğin güldüğünde karşısındakinin de gülmesi gibi.Tanımadığı insanları görünce ağlama, gülümseme vb.Bazı hareketleri taklit etme, daha önceden yaptığı bir davranışı el tutma,gülümseme gibi o kişiyi tekrar gördüğünde yapma.

    7-12 ay bebek

    Nesnelerin ortaya çıkmasına ve kaybolmasına tepki verme.Nesne devamlılığı, örneğin oynadığı topun uzaklaşmasında ardından bakma,Çekmece, dolap açma,boşaltma,Nesne ilişkileri gösterme,tv,kumanda gibi,Resimli kitaplara ilgi duyma,İnsanları, nesneleri,oyunları hatırlama ve tekrarlama,

    1- 2 yaş çocuğu

    Nesnelerin şekil, renk, ebatlarını kavrama,gruplandırma,İlk sayma becerileri,
    İlk yaratıcı aktiviteler,kalemle çizim yapma,bir oyuncağı kurma,oyun hamuru yoğurma gibi,
    Hayali oyunlar oynar,

    3 – 5 yaş çocuğu

    Üçgen,kare,dikdörtgen ,daire gibi şekilleri , temel renkleri bilir,4 yaşta hedefe yönelik davranmaya başlar, plan kurar,Nesneleri çeşitlerine göre gruplandırabilir.
    Canlandırma oyunları oynar.Oyun kurup devam ettirebilir,Basit rakam ve harf oyunları oynayabilir.

    Nilüfer Karataş
    Çocuk Gelişim Uzmanı
    Aile & Yaşam Koçu

  • ÇOCUK VE YAS SÜRECİ

    ÇOCUK VE YAS SÜRECİ

    Sevilen bir kişinin kaybı ve yas süreci çoğu kişinin hakkında konuşmakta zorlandığı bir konudur. Çocuklar da yetişkinler gibi sevdikleri bir kişiyi kaybettiklerinde bir yas süreci içerisine girerler. Çocukların kayba yükledikleri anlam, kaybı yaşadıkları yaş dönemine göre değişiklik gösterir. Çocuk kaybı ne kadar küçük bir yaşta yaşadıysa, ölümü anlamlandırması da o kadar zor alacaktır. 

    Çocukların kayba tepkileri nelerdir?

    Yakınlarını kaybeden çocuklar bu olaya farklı tepkiler verebilirler. Bazı çocuklar haberi duyduğunda ağlayabilir, bazıları saldırgan davranışlarda bulunabilir, bazı çocuklar ise bu habere hiç tepki vermeyebilir. Çocuğun verdiği tepkiye anlayışla yaklaşılmalı ve üzüntüsünü başka türlü ifade etmesi için çocuğa baskı yapılmamalıdır.
    -Kayıp haberini alan çocuğun oyununa devam etmesi, haberi duymamış ya da önemsemiyor gibi davranması sık rastlanılan bir durumdur. Çoğu çocuk ölüm haberini ilk duyduğunda tam olarak ne olduğunu anlayamadığı için tepkisiz kalabilir. 
    -Bebeksi davranışlarda bulunabilirler. Örneğin; alt ıslatmaya, parmak emmeye, bebek gibi konuşmaya başlayabilirler. 
    -Ölüm haberini alan çocuk, kendisinin ya da anne babasının ölmesinden, hastalık ve kazalardan korkmaya başlayabilir. 
    -Çocukların kayba gösterdikleri tepkilerden biri de uyku problemleridir. Yatağına gitmek istememe, uykuya dalmakta güçlükler, uykudan sık sık uyanma,  uykuda ağlama gibi tepkiler verebilirler. Özellikle çocuğa ölümü uzun bir uyku benzetmesi ile anlatmak da, onun uykudan korkmasına sebep olabilir.  
    -Çocuklar bir yakınlarını kaybettiklerinde öfkeli tepkiler verebilirler. Çoğu zaman öfkelerini yakınlarındaki kişilere yönelik olarak ortaya koyarlar.
    -Çocuklar bu önemde daha içe dönük olabilirler ve yalnız kalmayı tercih edebilirler. 
    -Bazı çocuklar kaybın kendileri yüzünden olduğunu düşünüp suçluluk duyabilirler. 
    -Ölümle ilgili oyunlar oynayabilirler. 
    -Sebepsiz yere ağlayabilirler. 

    Çocuğa ölümle ilgili nasıl bir açıklama yapılmalı?

    Çocuğa ölümü anlatmak için kaybın üzerinden çok fazla zaman geçmesi beklenmemelidir. Kayıp haberi, çocuğun alışkın olduğu ve kendini güvende hissettiği bir yerde, güvendiği bir kişi tarafından verilmelidir. Çocuğa ölüm haberini vermeden önce “Sana üzücü bir haber vermem gerekiyor” vb. bir cümle ile onu hazırlamak uygun olacaktır.
    Yetişkinler çocuğa ölümü açıklarken gerçek ve somut bilgi vermeli ve çocuğun yaş düzeyine uygun bir dil kullanmalıdır. “Ölüm” kelimesi kullanılmalı, bunun yerine “Uzun bir uykuda”, “Uzaklarda” vb. açıklamalar yapılmamalıdır. Çünkü bu çocukta ölen kişinin geri geleceği düşüncesini oluşturabilir. Ölümün yaşamın sonu demek olduğu ve ölen kişinin geri dönmeyeceği çocuğa açıklanmalıdır. Çocuğa ölüm sebebi hakkında yanlış bilgi verilmemelidir. Çocuğa kayıp haberini veren yetişkin, açıklamayı yaptıktan sonra bir süre çocuğun yanında kalmalı, çocuğun anlatılanlardan ne anladığını kontrol etmek için onu dinlemeli,  duygu ve düşüncelerini anlatmasına ve soru sormasına fırsat tanımalıdır. 
    Çocuklara yapılan açıklamaya eklenmesi gereken önemli bir konu da ölümün çocuğun suçu olmadığı konusudur. Çocuğa kaybın onun yaptığı ya da yapmadığı bir davranışla, bir sözü ya da bir düşüncesi ile ilgili olmadığı açıklanmalıdır. 
    Ölümle ilgili dini açıklamalar yapmak, eğer çocuğun bu konularda daha önceden hiçbir bilgisi yoksa uygun değildir. Bu tip açıklamalar çocuğun kafasını daha da karıştırabilir. Çocuğa dini bir açıklama yapmadan önce, çocuğun kullanılan dini terimlerin anlamını bildiğinden emin olmak gerekmektedir.   
    Çocuğa ölümle ilgili uygun açıklama yapılmış olsa da çocuk, ölen kişiyi görmek isteyebilir. Çocuğun ölümü anlamak için zamana ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.

    Çocuklar cenaze törenine katılmalı mı?

    Cenaze törenleri çocuğun kayıp hakkında konuşmasına ve durumu somutlaştırmasına katkı sağlar. Çoğu çocuk cenaze töreni ile ilgili oyunlar oynayarak, resimler çizerek, töreni başka kişilere anlatarak ölümü kendisi için anlamlandırmaya çalışır. Ancak çocuk cenaze törenine katılmak istemiyorsa ya da bundan korkuyorsa törene götürülmemelidir.

    Yas sürecindeki çocuğa yardımcı olmak için dikkat edilmesi gerekenler

    -Öncelikle çocuğa kaybı haber vermeyi geciktirmemek ve çocukla ölümle ilgili dürüst bir şekilde konuşmak çok önemlidir. Çocuğun sorularını sakince cevaplamak ve yanlış anlaşılmaları düzeltmek gerekmektedir. Bu durumun çocuğun suçu olmadığı vurgulanmalıdır.
    -Çocuğun evdeki ve okuldaki günlük rutini mümkün olduğunca devam ettirilmelidir. Kayıp yaşayan çocuk dünyayı güvenli olmayan bir yer olarak algılayabilir. Günlük yaşamındaki pek çok şeyin değişmediğini görmek, çocuğun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olacaktır. Öğretmenlerini de kayıpla ilgili bilgilendirmek gerekmektedir.
    -Çocuğun ölüm, cenaze ile ilgili konuşmasına, oyunlar oynamasına ve resimler çizmesine izin verilmelidir.
    -Çocukların duygularını göstermelerine izin verilmelidir. Ebeveynler çocukların duygularını fark etmelerine yardımcı olmalıdır. Çocuğu korumak için ebeveynlerin kendi duygularını gizlemeye çalışmasına gerek yoktur. Ebeveynler kayıpla ilgili kendi duygularından bahsetmeli ve çocuğu da duygularını anlatmaya teşvik etmelidir.
    -Çocuğun bu dönemde öfkeli olması normaldir. Çocuğun öfkesini kabul etmek, ancak başkalarına zarar vermeden, uygun şekilde ifade etmesine yardımcı olmak gerekmektedir.
    -Çocuklar ölen kişinin resimlerini görmek, onunla yaşamış oldukları olaylardan bahsetmek ihtiyacı anlayışla karşılanmalıdır. 
    -Kayıp yaşayan çocuklarda bazı korkular oluşabilir. Çocukla korkularıyla ilgili kabul edici bir tutumla konuşulmalıdır. Ebeveynler çocuğa gelecekte de onun yanında olacağı mesajını vermelidir.  
    -Alt ıslatma, parmak emme, yalnız uyuyamama gibi bebeksi tepkiler genellikle dönemsel olarak ortaya çıkarlar ve zamanla azalarak yok olurlar. Bu sebeple çocuktaki bu tip davranışlar eleştirilmemelidir. 
    -Bu dönemde anne babalarından ayrı kalmak çocukları endişelendirebilir. Bu sebeple kısa süreliğine de olsa kendi evleri dışında bir yerde bırakılmamaları gerekmektedir. 
    Kayıp yaşamış olan çocuğun gösterdiği tepkilerin şiddeti ve süresi de oldukça önemlidir. Kayıp yaşandıktan 2-3 ay sonra korkular, kâbuslar, uyku sorunları, aşırı hareketlilik, alt ıslatma vb. devam ediyorsa psikolojik destek almaya yönlendirilmelidir.