Etiket: Çocuk

  • Otizmli çocukların eğitim hakkı

    Otizmli çocukların eğitim hakkı

    Bu yazımda sizlerle otizmli çocuklara sahip ailelerinin okul bulmakta yaşadığı sorunları paylaşmak istiyorum.
    Maalesef ülkemizde otizmli çocukların her gün özel eğitim alabilecekleri, günlük yaşam becerilerini öğrenebilecekleri ve hayata hazırlanmalarını sağlayacak okullar yok denebilecek kadar az. Bu durum kaliteli bir eğitim ile otizmli çocuğunu topluma en iyi şekilde entegre etmek isteyen aileleri büyük zorluklarla karşı karşıya getiriyor.
    (Bir anneden dinliyoruz) Aynı zorlukları ben de yaşadım. Okul çağına gelen oğlumu gönül rahatlığı ile gönderebileceğim bir okula yerleştirmek istiyordum. O zamana kadar özel bir çocuk yuvasında, oğlum için tuttuğumuz özel eğitim öğretmeniyle rahat etmiştik. Oğlum henüz yuvadayken gelecekte okuyacağı okul ile ilgili bir araştırma yapmış ve ünlü bir özel kolejde, özel eğitim kontenjan listesinde birinci sıraya alınmıştım.
    Ancak tüm araştırma ve hazırlıklarımıza rağmen biz de otizmli bir çocuğa sahip ailelerinin okul konusunda yaşadığı zorluklarla karşı karşıya kaldık. Zira oğlumun okula başlama çağı geldiğinde, aynı okulun özel gereksinimleri olan çocuklarla yaşadıkları sorunlar sebebiyle “Kaynaştırma Programı” uygulamasını durdurduğunu bildirmesi ile başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
    Ben de hemen her ailenin çocuğuna eğitim aldırmak isteyeceği diğer seçkin özel okullara başvurmaya başladım. Bu okullarla yaptığım görüşmelerde tüm kapılar yüzüme kapandı. Oysa maddi imkânımız olduğu için bu okullardan birinde kendi özel eğitmenimizle beraber bir yer bulacağımızı tahmin etmiştim. O anda imkânı olmayan ailelerin ne kadar zor durumda olduklarını bir kez daha anladım.
    Çocuğunu okula kaydettirmek isteyen hemen her aile benzer deneyimler yaşıyor. Bir aile, özel bir okulun önce otizmli çocuklarını kabul ettiğini, ancak daha sonra diğer velilerin tepkisinden çekinerek bu kararından vazgeçtiğini belirtiyor. Gerçekten de özel okullar velilerin tepkisinden çekiniyorlar; hatta kimi veliler okulda hiperaktif bir çocuk olmasını bile istemiyor.
    Bunlar, başlangıçta marjinal birkaç vaka gibi görünebilir. Ancak, otizmin yaygınlığı dikkate alındığında, otizmli çocukların eğitim hakkından yeterince yararlanamamasının ne kadar derin bir toplumsal sorun teşkil ettiği de daha iyi anlaşılır. Türkiye’de 271.000 otizmli birey ve 81.000 0 -14 yaş arası çocuk var. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Otistik Çocuklar Merkezleri’nde halen sadece 650 çocuk eğitim alıyor. Sadece İstanbul’da 1.000 çocuğumuz eğitim alabilmek için sırada sınıf açılmasını bekliyor.
    Bununla birlikte, otizmli çocuk aileleri olarak tümüyle yalnız da değiliz. Yasal haklar devlet okullarında biz otistik çocuk ailelerine özel okullara göre daha fazla imkân sağlıyor. Çocuğunuza otizm tanısı konulduktan sonra bir Rehberlik Araştırma Merkezi’nden (RAM) rapor alarak yine aynı yerden resmi okullara yerleştirme kararı aldırmanız gerekiyor. Bundan sonra ise çocuğunuzun yaşına göre, önünüzde farklı seçenekler bulunuyor.
    3-6 yaş arasındaki özel eğitime ihtiyacı olan çocukların okul öncesi eğitimi zorunludur ve bu eğitimin öncelikle okul öncesi eğitim kurumlarında kaynaştırma uygulaması kapsamında sürdürülmesi esastır. Ancak bu çocuklar için okul öncesi özel eğitim okulu / kurumu ve özel eğitim sınıfları da açılabilir.
    Eğer çocuğunuz 7-14 yaşları arasında ise Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nden alacağınız rapor ile normal gelişim gösteren akranları ile aynı sınıfta kaynaştırma eğitimi alabilirler. İlköğretim programları veya bu programlara denkliği kabul edilen özel bir eğitim programını takip edemeyecek durumda olanlar ise aynı tür yetersizliği olan öğrencilerin eğitim gördüğü ilköğretim okullarında açılan özel eğitim sınıflarında ve ilköğretim programlarının amaçlarını gerçekleştiremeyecek durumdaki otizmli bireyler için açılan Otistik Çocuklar Eğitim Merkezlerinde eğitim alabilirler.
    Devlet okullarındaki kaynaştırma sınıflarına giden otizmli çocuklar da birçok sorun yaşıyor. Çoğu öğretmen, otizm ve benzeri semptomlar gösteren çocuklar konusunda son derece bilgisiz ve eğitimsiz. Bu durum sınıflarda çocukların kontrol edilememesi ve dışlanmasına sebep olabiliyor. Elbette, bu öğretmenlerimizin suçu değil, zira bu konuda kendilerine uzman kişilerce eğitim verilmesi gerekiyor.
    Çocuklarımızın herhangi bir devlet okulu ya da özel okulda okumasına yönelik imkânların sağlanması bir lütuf değil, haktır. Her ailenin bilmesi ve araması gereken bu yasal haktan faydalanmak için atmamız gereken en önemli adım ise otizmli çocuğumuzu RAM’lara kaydettirmek ve ülkemizdeki otizmli nüfusun gerçek büyüklüğünü ortaya çıkararak kayda geçirmektir. Bu şekilde, ilgili bakanlık ve resmi kuruluşlar da resmi rakamlara dayanarak otizmli çocukların topluma kazandırılması için daha fazla imkân seferber edebilecektir.

  • 4+4+4 eğitim sisteminin duygusal gelişim boyutu

    Yeni eğitim sistemi hakkında çok görüşler bildirildi ve açıklamalar halen devam ediyor. Bu sistem çocukların eğitim sistemine erken alınmaları açısından önemli ve güzel bir uygulama..

    Sistem, ailelerin çocuk eğitimi ile ilgili birçok eksiklerini tamamlamayı hedef almaktadır.

    Çocukların kreş, yuva, anaokulu gibi erken çocukluk eğitim kurumlarının devamında ilköğretim 1. Sınıfa başlamaları önem arzetmektedir. Bu hizmetlerden yararlanma şimdilik istenen ve beklenen seviyeye ulaşmamıştır.

    Ancak, 60-66 ay çocukları için geçerli olması gereken açıklamalar ve görüşmeler eskiden olduğu gibi 60-72 aylık çocuklar üzerinden yapılmakta. Arada 6 ay gibi belki çok önemsenmeyen bir zaman dilimi vardır. Ancak, yaş gurubunun küçük olması, gelişimde ve eğitimde çok önemli hale gelmektedir.

    Bunu şu örnekle açıklayabiliriz. Kelebeklerin ömrü bir gün. Onlar için dakikalar büyük bir süreç oluyorsa, insan yavrusununda gelişim süreçleri içinde hele ki yaş küçük olunca aylar çok önem kazanıyor. Yine bebeklik dönemi içinde hızlı bir gelişim süreci yaşanıyor. Bebek doğduğundan itibaren başını kaldırabilme, boynunu tutabilme, bedenini yattığı yerde çevirebilme derken 5 ayın içinde oturabilir duruma geliyor. Eliyle reflekslerinin dışında tutma ve kavrama olayını gerçekleştirebildikten 5-6 ay kadar sonra atma ve fırlatma olaylarını gerçekleştirebilir bir gelişim gösteriyor. Bakıyorsunuz ki 10 aylık bir gelişim sürecinde başını tıtamayan bebek emeklemeyide geçip, ilk adımlarını atabilir duruma geliyor. İnsan yaşamı içinde gelişimin hızlı olduğu dönemler vardır. 60-66 ay dönemide bu dönemlerin içindedir. 40-50 yaş on yıllık bir dönem olsada gelişim açısından fazlaca bir önemi olmamaktadır.

    4+4+4 eğitim sistemi içinde çocukların en fazla güçlük yaşayacağı alan duygusal gelişim alanı olacak. Çok fazla hissedilmesi belki çevre tarafından pek beklenmeyecek, ya da aksaklıklar hemen kendini belli etmeyecek olabilir.

    Duygusal alanda çocuğun yaşayacağı güçlükler kekemelik, altını ıslatma, içe kapanma, ağlama krizleri, okul fobisi, karın ağrısı, peklik gibi kendini belli eden sorunlar yaşanabilir. Belki önlem alma yada uzmanlardan destek almaya yönlendirebilir, anne ve babaları…

    Önemli olan, zaman içinde çocukta geri dönüşü zor, kişiliğin geliştiği ve oturduğu dönem olan okulöncesi dönemde güzel izler bırakmaktır. Çocuklar, güzel izlerle, duygusal tatminle yetişkinlik dönemine hazırlanmalıdır.

    Bugün yetişkinler, çok iyi mesleklere sahip olsalarda, maddi kaygıları olmayan bir yaşantı sürdürselerde psikolojik yönden yeterli olmamalarının, sorun yaşayıp, çevrelerinede büyük sorunlar yaşatmalarının temelinde ÇOCUKLUK dönemi yatmaktadır. Deyim yerindeyse çekmeye ve çektirmeye devam etmektedirler…

    Çocukların kendilerini ifade etmeleri aile ve çevre çok iyi bir duygusal ortam sağlarsa mümkün olmaktadır. Yaş gurubu olarak öğretmenin ve ailenin daha özel dikkat vermesi gerekmektedir. Çok kişi içinde kaybolup gitmeden, farklı ve baskın olan çocukların içinde, kendini ifade etmekte sorun yaşamayacak şekilde ilgilenilmesini gerektirmektedir. Sakin ve aile içinde mücadeleci olarak yetiştirilmemiş çocuklar duygusal olarak zarar görecek, içlerine kapanacaklardır.

    Özgüvenin gelişimi ile kendini ifade etme birbirleri ile çok ilişkili kavramlardır. Çocuk, özgüveni gelişmişse kendini güzel ifade edebilir. Tabii ki çocuğu duygusal olarak yorumlamakta burada önemlidir. Çocuklar kendilerini sadece sözel olarak ifade etmezler, resimleriyle, davranışlarıyla, bedensel rahatsızlıklarıyla, beden dilinin kullanımıyla, şarkılarıyla, bakışlarıyla, duruşlarıyla ifade edebilirler.

    Duygusal olarak çocuğun ifadelerinden anlayacak, az kişili, okulöncesi yaş yeterli eğitim ve deneyim sahibi öğretmenli sınıflar, aydınlatılmış ve aydınlatılmaya devam edilen ailelerle ve okul-aile iletişimi sağlam kurulmuş ebeveynlerle çözüm olma olasılığı mümkün olabilir. Fiziksel ortama burada değinmek istemiyorum.

    60-66 ay çocuklarından sınıfta beklenti, kendini sözel olarak ifade etmek olacaktır. Öğretmeni ve arkadaşları çocuğu bu şekilde anlamaya çalışacaktır. Yukarıda saydığımız hususlara genel ortam içinde çok önem verilmeyecektir.
    Her yaş için çok önemli olan özgüven gelişimi olumsuz etkilenecek, duygusal olarak ezilen çocuk sayısı fazla olacaktır. Çünkü, erken çocukluk eğitim kurumlarında öğretmen denetiminde ve özgüven gelişimine önem verilerek yapılan eğitim dışında bir ortam olacak, çocuklar teneffüslerde nöbetçi öğretmenler ve yöneticiler olsada; normal bir ilköğretim 1. Sınıf öğrencisi olarak görülecekler ve beklenti bu düzeyde olacaktır.

    Bazı çocuklarda ise, ezdikleri çocuklarla daha bir güven kazanıp, çeteleşmeye giden tavırlar gözlenebilecektir. Aradaki dengenin kurulabilmesi için, alanda eğitimli anaokulu öğretmeni ön plana çıkmaktadır.

    Bu sistem 2012-2013 eğitim ve öğretim yılında başlayacağına göre, aileler olarak çocuklarımızı iyi gözleyip, onlardan gelecek sinyallere karşı uyanık olmalıyız ve bu hassas dönemde geri dönüşü imkansız ya da çok zor durumlar yaşamamak ve yaşatmamak için pedagoglardan destek almalıyız.
    2012-2013 eğitim ve öğretim yılı herkese hayırlı ve uğurlu olsun …

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG
    BİLİRKİŞİ- EĞİTİM UZMANI- ÖĞRENCİ KOÇU- AİLE DANIŞMANI

  • Yaz aylarında çocuk beslenmesi

    Yaz ayları sıcak olması nedeniyle bedende metabolizma yönünden farklılık gösteren, özel beslenme gerektiren zaman dilimidir. Sıcaklara karşı vücudu dayanıklı tutmak ve zarara uğramamak için çok dikkat edilmesi gerekir.

    Özellikle çocuk beslenmesi, önemle üzerinde durulması gereken bir husustur. SU alımı, vücudun terle kaybettiği suyu yerine koymak açısından önemlidir. Su ihtiyacı şekerli ve gazlı içeceklerle karşılanmamalı, suyun severek tüketimi için aile destek olmalıdır. Taze meyvelerden minik kesilmiş parçalarla cazip hale getirilebilir. İçine meyve suları ilave edilebilir. Tabiiki bolca marketlerde, pazarlarda yerlerini alan meyveler kullanılmalıdır.

    Ayrıca şeftali, kayısı, vişne, kavun, karpuz, üzüm çocuklarla birlikte alınarak cazip hale getirilmelidir. Genellikle meyveler sulu oldukları için hazırlanması ve tüketilmesi güç gelmektedir. Hazırlama sırasında da ailece bir arada olunup, işbirliği yapılmalı, çocukların becerilerini ortaya koymalarına fırsatlar tanınmalıdır.

    Yaz tatilinde beslenme bulunulan yerlere göre değişiklikler gösterir. Tatil köylerinde, yazlıklarda, akraba ziyaretlerinde, yaylalarda, deniz kenarlarında, köy ve kasabalarda, yurtdışında, beşyıldızlı otellerde, tek yıldızlı otellerde, tatil turlarında vb. Hepsinde farklı özellikler gösterir.

    Tatil köylerinde, özellikle herşey dahil programlarında aşırı beslenme çocuklarımızı tehdit etmekte, israfa yönlendirme yapılmaktadır. Çocuklar, dünyanın yalnızca kendisi gibi yaşayanlardan ibaret olduğunu düşünmekte, bencil duygular ön plana çıkmaktadır.

    Burada dikkat edilecek hususlardan bir taneside günlük rutinin bozulması, sindirim sistemi rahatsızlıklarına sıkça rastlanmasıdır. Ne kadar dikkat edilirse edilsin beklemiş yiyecekler hassas bünyelerde sorunlara yol açmaktadır. Yaz aylarında bakteri üremesi, hijyen kuralları daha fazla dikkat gerektirmektedir.

    Yazlıklarda beslenmede olumsuz pişirme yöntemleri öne çıkmakta, mangalda et pişirme sağlıksız olarak çocukları etkilemektedir. Deniz kenarında gün boyu, simit, açma, mısır, midye gibi hazır ve geçiştirmelik yiyecekler tüketilmekte, tek yönlü beslenme yapılmaktadır. Akşam saatlerinde ise yüklü bir tüketim göze çarpmaktadır.

    Yurdun değişik yörelerine gidip, farklı beslenme tarzları, değişik yiyecek hazırlama şekilleri ile de tanışma olabilir. Ancak, yine hassas bünyeler sorun yaşayabilir. Az miktarda, alışarak beslenme, sorunu aza indirir.

    Yaz aylarında dondurma tüketimi yüksek boyutlarda olmakta, ihtiyaç dışı kalori yüklenilmekte, kilo artışına sebebiyet vermektedir.

    Bazen sıcaklardan dolayı iştahsızlık durumlarıda yaşanabilir. Çocuğun iştahsız olması geçici olarak düşünülmeli, eğer uzun sürerse ve gelişimde gerilik görülürse önlem alınmalıdır. Çocuğun her zaman, diğer zamanlardaki gibi beslenmesi beklenmemeli, yetişkinlerde olduğu gibi zaman zaman iştah değişikleri olabileceği akıldan çıkmamalıdır. Bu nedenle çocuklara yemeleri için baskı uygulanmamalıdır.

    Posa tüketimine aşırıya gitmemek kaydı ile önem verilmeli, yaz aylarında taze sebze ve meyve tüketimi desteklenmeli, yeteri kadar protein alımına dikkat edilmelidir. Kepekli ekmekle beslenme, çocuk beslenmesinde bazı mineral kayıplarına yol açabileceği için arada çeşit olarak tercih edilebilir.

    Yaz aylarında çocuklarda günlük program daha esnek hale gelmekte, bu nedenle öğün sayısı genellikle ikiye inmekte ve arada abur cubur tüketimi artmaktadır. Bu da metabolizmanın yavaşlayıp, enerji tüketiminin azalması sebebiyle fazla kilolara neden olmaktadır.

    En önemli öğünün ‘’kahvaltı’’ olduğu yaz ayları için de önemini korumaktadır. Güne yine fazla gecikmeden başlanmalı ve kahvaltıya gereken önem verilmelidir.

    ÇOCUKLARINIZLA MUTLU VE HUZURLU TATİLLER…

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG
    AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI-KURUCU-ÖĞRENCİ KOÇU

  • Bunu hangi sen yapıyor?

    Bunu hangi sen yapıyor?

    Hiç benliğinizin birden fazla parçadan oluştuğunu düşündünüz mü?
    Noam Shpancer “İyi Psikolog” adlı romanında bir psikoterapistin öyküsünü anlatıyor. Babası tarafından erken yaşta tacize uğramış bir danışan ile yaptığı seansta terapist şöyle bir müdahalede bulunuyor: 
    “-Babanız yanıldı…Size karşı davranışları sizi değil onu yansıtır.
    -Ben ondan geldim.
    -…Ondan geliyorsunuz ama ne osunuz ne de onunsunuz. Babanızın sözleri artık hayatınızda bir etki yaratamaz. Çocukken başka şansınız yoktu. Ona inanmak zorundaydınız. Artık çocuk değilsiniz. Bir şeyler biliyorsunuz. Kötü ve değersiz olmadığınızı biliyorsunuz…Babanız burada değil ve siz de artık çaresiz bir çocuk değilsiniz. Biliyorsunuz ki acınız çocukluk döneminden geliyor ama artık siz çocuk değilsiniz. Yetişkin bir kadınsınız. Olgun,güçlü, bağımsız bir kadın…”
    Terapistin burada yapmaya çalıştığı şey travmaya uğramış tarafın danışanın geçmişteki çocukluğuna dair parçasının olduğu ama içinde bulunduğu yaşta benliğin hepsinin travmatize olmadığı, bir de yetişkin tarafının da olduğunu danışana hatırlatmaya çalışmak; çünkü travmalarda Prof. Dr. Franz Ruppert’in de aşağıda belirttiği gibi ruh yani benlik bölünür:
    ” Travma kavramının özünde ruhun bölünmesi vardır. İnsanoğlunun travmatik deneyimlerle baş etmede kullandığı doğal yol, kişinin duygusal ve ruhsal yapısının bölünmesine dayanır. Bu, travmanın yarattığı koşullar altında, algı, düşünce ve anıların bütünselliğinden oluşan bir sisteme artık ait olmadığımız anlamına gelir…Ruhun bir parçası, olabildiğince travma durumundan korunur. Bu ruhun sağlıklı parçasıdır. Travmaya rağmen sonradan gelişebilmeyi başarır (kendisini kurban olarak görmeyen dayanıklı insan tavrı ile). Travma deneyiminin kaydını tutan diğer parça ise ruhun travmatik parçası olarak kalır. Bir parça daha yaratılır ki bu da travma parçasının ayna imgesidir ve sadece travmatik deneyimin üstesinden gelmekle meşguldür. Bu da hayatta kalma parçasıdır. Hayatta kalma parçası büyürken ruhun travmatize parçası o olayın olduğu zamanın dışında kalır. Çünkü bölünme olayı olduktan sonra travmanın şiddetine göre yeni deneyimler yaşayamaz. Geri kalan yaşamında travmanın oluştuğu dönemdeki gelişim düzeyinde kalır. Sadece travmanın anısını yaşatmakla ilgilenir. Gerçeklikle bağı kopar.”
    Ruppert’in de belirttiği gibi ruhumuz her travmada travmatize taraf, hayatta kalan taraf ve sağlıklı taraf olarak üçe bölünür ve bu taraflardan her birinin yaşamın farklı anlarında aktive olur. Çoğunlukla travmanın oluştuğu gelişim düzeyinde takılı kalan travmatize taraf, travmayı kendisine hatırlatan bir olay yaşadığımızda aşırı tepki vermemize neden olur; çünkü canı o kadar yanar ki gerçeklikle bağı kopar. Bu nedenle siz babası ile çocuklukta çok sorun yaşamış bir kişinin yöneticisine karşı aşırı öfkeli olduğunu görebilirsiniz. “Siz ne var ki bunda bu kadar kızacak?” derken o kişinin öfkesine hakim olamadığını gözlemleyebilirsiniz; çünkü o öfke geçmişte onları yaşamış içindeki o çocuksu tarafın, travmatize olmuş parçasının öfkesidir…gösterilen öfke yöneticiye değil aslında hala babasınadır…
    Ben bu ruhsal bölünmelerle sürdürdüğümüz yaşamımızı bir arabayı sürmeye benzetirim. Herkes kendi ruhundaki farklı parçaları ile kendi arabasını sürdürüyordur yaşamda… Ve danışanım bir olaya aşırı bir tepki verdiğinde ona hep aynı soruyu sorarım “Şimdi hangi sen direksiyonda? Şimdi arabanı hangi parçan kullanıyor?” Bu durum, yukarıdaki terapistin yaptığı gibi benliğin hepsinin travmatize olmuş içimizdeki çocuktan ibaret olmadığını, onu bu zamana kadar getirmiş başka güçlü tarafları da olduğunu hatırlatır danışanıma. Ayrıca bu durum danışanımım yaptığı davranışların benliğinin hangi parçasına ait olduğunu düşünmesini ve ben yanında olmasam da içinde bulunduğu çocuksu üzgün tarafın kontrolünden çıkıp sağlıklı tarafın yardımı ile yetişkince bir tutum sergilemesini sağlar. 

  • Çocuklarda ten temasının önemi

    Çevremizi hiç dikkatle izleyebiliyor muyuz? Değil, dikkatle, farkına bile varamadan, günümüz koşuşturma içinde geçiyor dediğinizi duyar gibi oluyorum. Yaşam koşulları, maddi kaygıları ön plana almış durumda… Burada neleri kaçırdığımızın farkında mıyız? Günler geçiyor, öyle ya da böyle… Güneşin doğuşunu, rüzgarın kah yumuşak, kah sert estiğini, bunların bizim ruhsal durumumuzu nasıl etkilediğini görüp, hissedebiliyor muyuz? Çiçeklerin, böceklerin farkında mıyız? Evet, hep baktığımız şeyler; ancak, farkındalık bambaşka birşey…

    Canlılar, hep birlikten hoşlanırlar, etkileşirler. Afrika menekşelerini genelde biliriz. Birbirlerinden etkilenerek, renk değiştirebildiklerini de belki biliyorsunuzdur. Hayvan yavrularınında anne ile ilişkilerinde yakın temasın önemli olduğunu belki gözlemleme fırsatınız oldu, belki de belgesellerden izliyorsunuz.

    Canlıların en gelişmişi insan yavrusudur.Yakın olma, ait olma duygusunu en yoğun bir şekilde yaşamak, duygusal yönden doyuma ulaşmak ister. Çünkü, en temel duygulardan güven içinde bulunma ihtiyacı karşılanmış olur. Güven içinde bulunma ihtiyacı, yaşamın ilk günlerinden itibaren yoğun şekilde doyurulması gereken gereksinimdir. Bebek, anne karnında son derece rahat ve güven dolu bir ortamdadır, travmalara karşı olabildiğince korunabileceği su kesesinin içinde gelişimini sürdürür. Isı, beslenme koşulları neredeyse “otomatik”diyebileceğimiz şekilde karşılanır. Annenin güvenli vücudunda hayat bulur.

    Bebek, doğduktan sonra, bu koşullara azami şekilde yakın fiziksel şartlar ister. En önemli ihtiyacı olan güven içinde olma ihtiyacı; çevre koşullarının bebeğe göre düzenlenmesi ile oluşur. Bebeğin odasının nemi, oksijeni, steril olma durumu ona göre ayarlanmalıdır. Bebek, anne sütü almasının desteği ile de çevre koşulları ile yavaş yavaş tanışmaya başlar. Onu hasta edebilecek mikroplara karşı direnç geliştirmeye çalışır. Eğer, bebek annesütü alamıyorsa bile annenin göğsüne dayanarak beslenmeli ve fiziksel temastan uzak tutulmamalıdır.

    Anne ile bebek doğumdan sonra en kısa zamanda birarada bulunmalıdır. Annenin ve bebeğin sağlık durumları uygun ise birliktelik gözardı edilmeyecek kadar önemlidir. Bebeğin duygusal gelişiminde, anne ile bağlarının devam etmesinde, bebeğin kendini güven içinde hissetmesinde, anne sütünün çoğalmasında da ten teması etkilidir.
    Yetişkinler bile tehlike, üşüme durumlarında farketmeden anne karnındaki pozisyonu alırlar, kendilerini güven içinde hissederler, korunurlar. Kendini güven içinde ve huzurlu hissetmek, insanı rahatlatır, bağışıklık sistemini güçlendirir. Duygusal yönden desteklenen çocuğun, karakter ve kişilik gelişimi olumlu yönden etkilenir. Güzel duyguları ve ten temasını yaşayarak büyüyen çocuk; sevgi duygularını yoğun yaşar ve çevresine, insanlara zarar vermek istemez. Çocuk, güven duygusu ile sakinleşir, hırçınlık, saldırganlık duyguları pasifize edilmiş olur.

    Hiç ilgilenilmemekten dayağı tercih eden çocuklar vardır. Burada dayak için hiçbir zaman olumlama yapmamız mümkün değildir. Ancak, ten teması ile çocuk, ilgilenildiğini hissederek tercih bile yapabilir. Bu nedenle ebeveynler, çocuklarına yakın temasta bulunmalı, saçını okşamalı, yanaklarından öpmeli, elini sağlam ve güvenli şekilde tutabilmeli, omuzuna, sırtına dokunarak sözel ifadelerini desteklemeli, güven duygusunu yaşatmalıdırlar.

    Çok kızgın insanlar, önce kendilerine dokundurmak istemezler. Daha sonra ten temasını sağlayabilmiş isek yavaş yavaş gerginliğin geçtiğini görmüşüzdür. Çocuklarda da gergin duygular yaşanmasına; ten teması engelleyici, yavaşlatıcı rol oynar.

    Ten teması, aile, anne-çocuk, baba-çocuk bağlarının varlığını hissetmektir. Çocuk ve ailenin diğer bireyleri ten temasını yaşamıyorlarsa, ya da yeterince yaşamıyorlarsa ailede sorun olabilir. Dokunmak, sevgiyi hissetmek ve hissettirmektir. Herkes sevgiye muhtaçtır. Sevgi, dışavurum ile kendini belli edebilmelidir. Çocuğumuzu biz sevemiyorsak, dışarıdan birileri sevmek ister. Bunun sonuçları vahim duruma gelebilir. Madde bağımlılığından, çarpık ilişkilere kadar giden süreçler yaşanabilir. Anne- baba olarak sevgimizi çocuğumuza göstererek, hissettirerek vermekten kaçınmamalıyız.

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG-AİLE DANIŞMANI

  • Çocuğunuzun kumla oynaması şart !

    Şimdi çocuklarımız her türlü oyuncağa sahip, ancak en kolay bulunması gereken en ekonomik oyun malzemesi olan kumdan mahrum büyüyorlar. Çocuk bahçelerinde, şartlarına uygun kullanım sağlanamadığı için hayvan dışkılarına zemin oluşturmakta…Halbuki amacına uygun kullanılması bu değerli malzemeden yararlanma olanağını sağlayacak. Ekonomik değeri en ucuz; fakat fayda değeri açısından en pahalı malzeme…

    Günümüzde çocuk oyunlarına ve oyuncaklarına baktığımızda hep bir yapılandırılmışlık göze çarpıyor.

    Kum oyunlarında ise çocukların kendilerini rahatça ortaya koyabilecekleri bir alan var. Çocuk, kum oyunları ile kendini özgür hissedebiliyor.Yanında hiçbir malzeme olmasa bile kum ile çeşitli oyun üretimleri yapılabilir. Çocuk, kuma yatarak ve yuvarlanarak boyu ve kapladığı alan hakkında bir fikir sahibi olabilir. Kumda yarattığı derinliğin farkına varabilir.

    Elleriyle kumu alıp bir elinden öbür eline dökmeden geçirebilme çalışmaları yapabilir ve dikkatini odaklama becerisi edinebilir. Aradan akan kumların aşağıya akışını izleyebilir. Kumda el baskıları yapabilir ve baskıdaki parmaklarını sayabilir. Elinin başka bir alanda boyutlarını farkedebilir. Elleriyle dokunma hissini yaşar ve farklı dokular hakkında bilgi edinir. Yine ayakları ile de aynı çalışmaları yapabilir, el ve ayakları ile aynı hisleri alıp almadığı sorulabilir ve deneyim edinmesi sağlanır. Kumda nemlilik olursa vücuda yapışabildiği, kuru olursa akışkan bir yapıya sahip olduğu ile ilgili bir yaşantıya sahip olur. Hatta kumu ağzına bile alıp, nasıl bir yapıya sahip olduğunu değerlendirebilir. Elleriyle sanki geniş bir kağıt üzerinde resim yaparmışçasına, alan kaygısı duymadan, özgürce resim çalışabilir. Çizgiler, şekiller, rakamlar yapabilir. Aynı çalışmaları ayak kullanarakta yapmaya çalışabilir.

    Kum oyunları, her yaş gurubunun zevk alarak oynayacağı oyunlardır. Ayrıca bireyselde oynanabilir, arkadaşlarla da oynanabilir. Kurallı oyunlardan olmadığı için çocuk kendini rahatça ortaya koyabilir. Birilerinin yönetmesi ve yönlendirmesi olmadan oynandığı için, kendisi üretimde bulunabilir, çocuğu bilişsel yönden geliştirir. Hayal gücünü en güzel şekilde kullanabilir. Arkadaşları ile oynuyorsa sosyalleştirir. Bireysel olarak oynamaya gelmiş çocuklar yan yana oynarken arkadaş olabilirler, arkadaş olmayı kolaylaştırır ve çekingenlik duygusunu gidermeye destek olur.

    Vücudun mikroplara karşı direncini artırarak, bağışıklık sistemine destek olur.
    Psikolojik olarak rahatlama duygusu yaratarak, stresten arındırır. Ayrıca vücudun elektriğini alarakta bir rahatlama duygusu verir.
    Kumun akma sesini dinleyebilir, ya da değişik materyallerle oynuyorsa bunları doldurma, boşaltma, çarpma, bir kaptan diğerine akıtırken çıkardığı sesleri dinleme, koklama gibi etkinliklerde bulunarak, duyularına hitap eder.
    Kum oyunlarında çeşitli kalıplarda kullanılabilir. Kalıplarla değişik geometrik şekiller hakkında bilgi edinir. Kumun kapladığı alan, hacim hakkında bilgilenir. Su ile kullanıldığında kalıplarla rahatlıkla şekil verilebilir. Kum ile en fazla kullanılan malzeme kova ve kürektir. Kürekle kovaya kumu boşaltırken el-göz koordinasyonuna destek olur. Miktar kavramı hakkında bilgi edinir. Kaç kez küreği kumla doldurduğunda kovayı doldurabileceği hususunda deneyleyerek tahmin etme becerisi kazanır.
    Kumla birlikte psikomotor gelişimde desteklenir. Çocuk hareket becerisi kazanır. Genellikle kaydırakların sonunda kum havuzları bulunur. Bu nedenle de kaydırak kullanırken, kol ve bacak kasları gelişir, yani büyük kasların geliştiğini söyleyebiliriz. El kaslarını etkin kullandığı, değişik şekiller ürettiği, kumu avuçlama hareketi çok kullanıldığı için küçük kaslarında gelişimi desteklenmiş olur.
    Çocuklar eğer bir arada oynuyorlarsa ençok konuşma alanı yaratmış oluruz. Çocuklar, işbirliğine alışır. Birbirlerine eser ortaya koyarken yardımcı olurlar. Bencillik duygularından uzaklaştırır.

    Bu kadar yararlı bir malzemeden çocuklarımızı mahrum etmeyelim, kum havuzlarını çoğaltmak ve gereğince kullanılmasını sağlamak için, biz büyükler elimizden ne gelirse yapmaya çalışalım, belediyelerle diyalog kuralım, isteklerimizi dile getirelim, anaokullarında mutlaka etkin şekilde kullanılacak kum havuzlarının yapılmasına destek verip, talep edelim.

    ÇOCUĞUNUZ MUTLAKA KUMLA OYNASIN…

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG-AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI

  • Pedagog kimdir ? Ne işe yarar ?

    PEDAGOG – Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı ; 0-12 yaş çocuklarının tüm gelişim alanlarına yönelik değerlendirmelerinin takibini, eğitim hizmetlerini dikkate alarak program yapan ve uygulayan, üniversitelerin dört yıllık lisans programlarının Çocuk Gelişimi ve Eğitimi bölümü mezunu profesyonellerdir.

    1-Ailelere çocuk gelişimi ve eğitimi alanında danışmanlık verir.
    2-Hastanelerin çeşitli tedavi ve bakım bölümlerinde çocuğa duygusal destek verir. Örneğin: Ameliyata hazırlamak
    3-Hastanelerde bebek gelişimini takip eder.
    4-Doğum öncesi ve sonrası annelik eğitimi verir, danışmanlık yapar.
    5-0-18 yaş çocukların engel durumlarına göre bireysel ve gurup programları hazırlar, gelişimlerini takip eder.
    6-Engelli çocukların ailelerine rehberlik ve danışmanlık yapar.
    7-Hastanelerin çocuk servislerinde çocukların gelişim alanlarını takip eder.
    8-Hasta çocukların refakatçisi olan yakınlarını gelişim alanları ile ilgili bilgilendirir.
    9-Çocuk yayınlarını ve çocuk televizyon programlarını hazırlar.
    10-Çocuk yayınları, çocuk radyo, televizyon programlarında danışmanlık yapar.
    11-Oyuncak sanayiinde danışmanlık yapar.
    12-Çocuk tiyatrolarının hazırlanmasında danışmanlık yapar.
    13-Çocuk ruh sağlığı merkezlerinde danışmanlık yapar.
    14-Normal çocuklar için danışmanlık merkezi açar, bu merkezlerde çalışır.
    15-Engelli çocuklar için danışmanlık merkezi açar ve bu merkezlerde çalışır.
    16-Çocuk gelişimi ve eğitimi ile ilgili olarak yetişkin öğrenci, kurum ve ailelere YAŞAMA UYUM konusunda katkıda bulunur.
    17-Üniversitelerin ilgili bölümlerinde ihtiyaca göre eğitim verir.
    18-Resmi ve özel kreş, yuva, anaokulu ve gündüzbakımevlerinde yönetici olarak çalışır.
    19-Özel ve resmi kreş, yuva, anaokulu ve gündüz bakımevlerinde danışman olarak çalışır.
    20-Özel ve resmi erken çocukluk eğitim kurumlarında çocuk gelişim ve eğitimcisi olarak çalışır.
    21-Erken çocukluk eğitim kurumlarında çocukların yaş guruplarına ve gelişimlerine uygun olarak program hazırlar, programın uygulanmasını denetler,değerlendirme raporları hazırlar.
    22-Erken çocukluk eğitim kurumlarında çocukların gelişimlerini takip eder. Bu kurumlardaki öğretmen, yardımcı öğretmen ve yardımcı personele hizmet içi eğitim verir.
    23-Erken çocukluk eğitim kurumlarına devam eden çocukların ailelerine rehberlik ve danışmanlık yapar, gereğinde ev programları hazırlar.
    24- Çocukların eğitimsel ve gelişim alanlarına uygun ortam hazırlanmasına rehberlik eder.
    25-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı sadece çocuğun ruh sağlığı ve eğitimi ile ilgilenmez, çocuğun gelişim alanları ile ilgili bilgi ve deneyime sahiptir.
    26-Çocukların ilgi, ihtiyaç ve gelişim düzeyleri yaşlara ve bireysel farklılıklara göre değişiklik gösterebildiği için ailelere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    27-Çocuk, erken çocukluk eğitim kurumlarına gitse de okuldaki eğitimin sürekliliği ve geçerliliği ailenin devam ettirmesi ile olur. İşte, bu noktada çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.
    28-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı sadece sorunların çözümü ile değil; çocuk ve ailenin davranışlarında sorun oluşmaması için çalışır.
    29-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı , çocuğun yaşamında ve geleceğinde önemli olan kritik dönemlerin değerlendirilmesi açısından aileye rehberlik ve danışmanlık eder.
    30-Ailenin yaşadığı sorunlu dönemlerin, çocuğa zararsız ya da olabildiğince en az zararla geçirilmesinde destek verir.
    31-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı, sağlıklı aile kurulma aşamasında da eş adayları ile görüşmeler yaparak daha objektif olabilmeye rehberlik ve danışmanlık eder.
    32-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı eşlere ve aile bireylerine doğru ve sağlıklı iletişim yollarını kazandırarak aile ilişkilerinin sağlam ve yapıcı olmasında rehberlik ve danışmanlık verir.
    33-Çocukların ve ergenlerin hayata hazırlanmalarında ailelere yanlış davranışlarını doğrularla değiştirme anlamında rehberlik ve danışmanlık verir.
    34-Çocuk ve gençlerde temel ihtiyaçların ( uyku, temizlik, barınma, kişisel bakım, beslenme ) karşılanmasında ailelerin dikkat etmesi gerekenler ve yaşlara göre ailenin davranışlarını düzenlemesinde rehberlik ve danışmanlık verir.
    35-Çocuk ve gençlerde internet, bilgisayar bağımlılığı ve çözüm yolları konularında rehberlik eder ve danışmanlık verir.
    36-Davranış problemleri olan çocuğa yaklaşım yolları hakkında danışmanlık yapar.
    37-0-6 yaş çocuklarına DENVER II gelişim testi yapılarak; ince motor, kaba motor, sosyal, kişisel, dil gelişimi alanlarındaki beceriler kontrol edilerek aileye gerekli danışmanlık verilir.
    38-Özel eğitim gereksinimi olan çocuklar için ev destekli eğitim programlarını hazırlar.
    39-Parmak emme, tırnak yeme, saldırganlık, kıskançlık, dikkat eksikliği gibi duygusal sorunlar yaşayan çocukların ailelerine rehberlik eder ve danışmanlık verir.
    40-Cinsel istismarın önlenmesine yönelik rehberlik ve danışmanlık verir.
    41-Çocukların cinsel gelişim dönemlerinde dönem özelliklerine uygun, ailelerin dikkat etmesi gerekenler hususunda ailelere rehberlik eder ve danışmanlık verir.
    42-Dil ve konuşma sorunu olan bebek ve çocuklar için durum değerlendirmesi yapar ve danışmanlık ve rehberlik hizmeti verir.
    43-0-18 yaş çocuklarının öğrenme hızının geliştirilmesi için yapılabilecekler konusunda bireysel ve gurup olarak rehberlik eder, danışmanlık verir.
    44-Anne-baba ilişkilerinin çocuğun ruh sağlığı üzerindeki etkileri ve ailenin davranışları konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    45-Aile birlikteliğinin önemi, anne-babaya düşen görevlerin değerlendirilmesi konusunda rehberlik ve danışmanlık eder.
    46-Boşanmış anne-babanın çocuklarının ruh sağlıklarının korunması ve eğitimlerinde aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.
    47-Çocuklarda özbakım becerilerinin geliştirilebilmesi için ailelere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    48-Çocuklarda ve gençlerde özgüven gelişimi için yapılabilecekler konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    49-Kız ve erkek çocuklarda yaşam becerilerinin edinilmesinde ailelere rehberlik ve danışmanlık eder.
    50-Çocuklara ve gençlere arkadaş değil; arkadaş gibi anne-baba olmanın önemi ve yararları konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    51-Anne-baba modellerinin çocuğun cinsel kimlik kazanmasındaki rolleri konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    52-Anne-baba tutumlarının çocuğa etkileri ve ortak tutum geliştirmenin yararları; yapılabilecekler konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    53-Ailede çocuğun doğum sırasının, sayısının, cinsiyetin ruh sağlığına etkileri konularında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    54-Çocuğun kişilik gelişimini etkileyen toplumsal sınıf farklılıkları, iletişim araçları, kültürel farklılıklar konularında aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.
    55-Ödül ve cezanın çocuğun yaşamında uygulanması, disiplin ve sorumluluk kazandırmada dikkat edilmesi gerekenler konularında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    56-Beden dilinin ,ses tonlaması ve vurgunun, örnekleme yapmanın, temiz ve hoş kokunun , dış görünümün verdiği mesajların , temel ihtiyaçların karşılanmış olmasının motivasyondaki önemi hususlarında bireylere danışmanlık ve rehberlik hizmetleri verir.
    57-Çocuğa ve ergene ruhsal bağımsızlık kazandırma konusunda aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.
    58-Çocukta ve gençte doğruluk, dürüstlük, vicdan gelişimi gibi konularda ailelere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    59-Çocuğun ve gencin gününün planlanmasında ailelere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    60-Verimli ders çalışma yöntemleri ve çocuğa-gence uygun olan yöntemin seçilmesi konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    61-Yaşam kalitesini artırmak,uyum,strese dayanıklılık, zamanı verimli kullanarak kendini iyi ifade etme konularında bireylere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    62-Drama, oyun, müzik, anadili, el becerileri çalışmalarında bireylere, ailelere, okullara, erken çocukluk eğitim kurumlarına rehberlik ve danışmanlık yapar.
    63-Hamilelikle ilgili ( belirtiler, beslenme, dinlenme, günün planlanması, tehlikeli durumlar, bakım ve kontrol, cinsel yaşantı, etkileyen hastalıklar, bakım, egzersizler) konularında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    64-Lohusalıkla ilgili( beslenme, dinlenme, günün planlanması, tehlikeli durumlar, bakım, kontrol, egzersizler vb) konularında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    65-Bebek bakım, beslenme, uyku, egzersiz gibi konularda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    66-Emzirmede başarı, emziklilik dönemi özellikleri, beslenmesi, özellikleri, dikkat edilecek noktalarla ilgili rehberlik ve danışmanlık yapar.
    67-Yenidoğan bebekte rastlanabilecek sorunlar hakkında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    68-Çocukta ders başarısı için aile ilişkilerinde ve eğitimde dikkat edilmesi gereken konularda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    69-Çocuğun yeteneklerinin keşfedilmesinde, yeteneklerinin geliştirilmesinde aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.

    PEDAGOG ÖZNUR SİMAV

  • Saldırganlık

    Saldırganlık davranışının pekiştirme, cezalandırma ve taklit etme yolu ile kazınıldığı düşünülür.

    Bebeklik döneminde saldırganlıktan söz edilemez. 1 yaş civarında ise bir çocuk herhangi bir oyuncağı karşısındaki çocuğun elinden çekerek alabilir. Ancak bu durumda da hala saldırganlıktan söz edemeyiz. Çünkü burada çocuğun amacı, karşısındakini incitmek değil sadece oyuncağını almaktır. Yani burada görülen saldırgan davranış, oyuncağı elde etmek için bir araçtır. Sosyal psikolojide saldırganlık iki şekilde ele alınmaktadır. Birincisi diğerlerini incitmek ve onların üzerinde üstünlük kurmak için yapılan davranıştır. Örneğin bir çocuk arkadaşından intikam almak için ona vurabilir. Diğer tip saldırganlık ise amaca ulaşmak için başvurulan yoldur. Örneğin çocuk arkadaşının elindeki oyuncağı almak isterken arkadaşını yere düşürebilir, ancak buradaki zarar isteyerek veya bilerek yapılmamıştır. Çocuklardaki saldırganlık incelenirken bu iki şekle dikkat etmelidir.

    Erken yaşlarda sık olarak oyuncaklarını ve diğer sahip olduklarını paylaşmayla ilgili sorunlar çıkabilir. İlk başlardaki bu saldırgan davranışlar normal olarak değerlendirilmektedir. Bu dönemdeki saldırganlık sosyal gelişimin bir basamağı olarak düşünülebilir. 2 – 4 yaş arasında saldırgan davranışların önce artış gösterdiği sonra azaldığı görülür. 3 yaştan sonra vurma tepinme gibi davranışlar azalırken sözel hakaretler ve saldırılar artar. Ancak saldırganlık konusunda da çocuklar arasındaki bireysel farklılıklar unutulmamalıdır. Ve genelde erkeklerin kızlardan daha fazla fiziksel tepki verdikleri, kızların ise daha fazla sözel tepki verdikleri bulunmuştur. Öfke ve saldırganlığın yetişkinlerden çok kardeşlere ve yaşıtlara yöneldiği de görülür.

    Okul öncesi dönem çocuklarının çevrelerindeki saldırganlıktan etkilendiği görülmektedir. Yani çevrelerindeki modelleri taklit ederler. Saldırganlık bir anlamda bulaşıcıdır denilebilir. Çocuklar saldırgan davranışları, yetişkinleri, diğer çocukları veya televizyondaki saldırgan karakterleri taklit ederek öğrenirler.

    www.gelisimselpediatri.com

    Kaynak; Artan, İsmihan; Bayhan, Pınar (2004) Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, Ankara

  • Boşanma ve çocuk

    Toplumumuzda çoğu aile verdikleri ayrılma kararını nasıl açıklayacaklarını bilemez, hatta çocuklarının etkilenmemesi ve ileride sıkıntı yaşayacakları konusundaki kaygılarından dolayı boşanmalarını uzun süreler erteler.

    Boşanma olayının çocukları etkilemesi, ebeveynlerin çocuğa bu durumu nasıl yansıttığı ve nasıl anlattığıyla yakında ilişkilidir.

    Büyük bir mutlulukla, hevesle, hayallerle kurulan tatlı yuvalar bazı anlaşmazlıklar ve düzelemeyecek sebeplerden sona erebilmektedir. Elbette her çift bir ömür devam etmek niyetiyle başlasa da eşler arasında ve ya üçüncü şahıslarında dahil olduğu çözümlenemeyen sorunlar ortaya çıkabiliyor.

    Eğer eşler ayrılma kararı verdi ise artık önemli olan, bunu çocuğun yaşına ve gelişimine göre doğru anlatmaktır. Çünkü çocuklar için boşanmayı ertelemek, gergin ortamda evliliğe devam etmek çocuğun gelişimini ve psikolojisini olumsuz etkileyebilmektedir.

    Çocuğa hiçbir şey olmamış gibi de davranılmamalıdır böyle durumlarda çocuk içten içe kendini suçlayabilir ‘’ acaba ben mi bir şey yaptım, annem- babam gitti. Ben çok mu yaramazlık yaptım’’ diye düşünebilir. Bu nedenle yaşı ve nasıl anlatacağımız çok önemli ama her yaş için şu mesajı anlaşılır biçimde vermek gerekmektedir. ‘’ senin hiçbir suçun yok, anne babalar bazen kavga edebilir veya başka evlerde yaşamaya karar verebilir, seni çok seviyoruz, ve sen her istediğinde bizi görebilecek, bizimle kalabileceksin.’’ Bu mesajlar arada sıkça verilemeli ki çocuk duruma daha rahat uyum sağlayıp kendini suçlamaktan vazgeçebilsin.

    Ve asla eşler birbirlerini kötülememeli ya da bir araya gelinen vakitlerde ortam gergin olmamalıdır. Bu davranışlar çocuğun hem kötüleyen ebeveyne, hem de kötülenen ebeveyne olan sevgi ve güveni azaltabilmektedir.

    Eğeruzman eşliğinde bu dönemi geçirecekseniz, uzmanın size yardımcı olmadan önce bilmesi gereken bazı önemli sorular vardır, bunlar;

    • Çocuk kimde (kimlerle) kalacak?
    • Çocuk kaç yaşında iken ayrılma gerçekleşti?
    • Daha önce hiç boşanmadan bahsedildi mi, nasıl bahsedildi?
    • Diğer ebeveyni ne sıklıkta görecek?
    • Anne ve baba zaman zaman da olsa bir araya geliyorlar mı?
    • Bir araya gelindiğinde ortam nasıl oluyor, neler yapılıyor, neler konuşuluyor?
    • Her iki tarafta da ikinci evlilik durumu var mı?

    Bu konularda genelde ebeveynler karar verir ancak bazen çocuğun ruhsal ve gelişim dönemine (sorununa) göre ebeveynler ve uzman eşliğinde karar vermek gerekmektedir.

  • Çocuğun her dediğini yapmalı mı?

    Akşam eve gelen anne ve babalar gün içinde çocuklarını özlediklerinden ya da dayanamadıklarından akşamları her istedikleri yapmaktadır. Bazen sınırı korumaya çalışsalar da çocuk ısrar edip ağladığında bu sefer dayanamayıp istediğini yapmaktadırlar. Aslında bu daha da tehlikeli bir durumdur ki çocuk burada istediğinde değil ağladığında isteklerinin olabileceğini öğrenmiş olur.

    Akşama kadar kurallarla bakılmaya çalışılan (okulda ya da evde) çocuk anne babayı gördüğünde farklılaşır, birçok istekte bulunur elde edemediği anlarda da ağlar ve anne baba daha fazla ağlamaması için istediklerini ağladığı anda yapar. Bu süreç böyle devam ettiğinde, okula başlama vakti gelen çocuk isteklerinin bildiği gibi ağlayarak olmadığını gördüğünde büyük bir hayal kırıklığı yaşar ve içine kapanabilir. Genelde evde terör estiren bu çocuklar okulda çok akıllı – uslu! olarak adlandırılır ve aileler bu duruma anlam veremez.

    Böyle yetişen çocuklar kendini ifade etmekte hayat boyu zorluk yaşabilirler çünkü nasıl yapması gerektiğini bilmemektedirler. Evde hep ağladığında susması için istekleri yerine gelen çocuklar ilerleyen dönemlerde daha da hırçınlaşmaya, yersiz isteklerde bulunmaya başlarlar ve aileler bu durumlarda nasıl davranması gerektiğini tamamen şaşırabilirler.

    Aslında yapılması gereken temel şey hiçbir zaman ağlarken isteklerini yapmamaktır. ‘’Tamam yapıcam ama bekle ağlama, sus’’ denilmeli yani asla ağladığı anda istediği olmamalı ama sustuğu anda yapılmalı ancak yapılmaması geren bir şey ise yapılmamalıdır. Ve bu şekilde de çocuk ailenin kurallarını, neyi yapıp neyi yapamayacağını öğrenir. Şu da çok önemlidir. Her zaman davranışımızın sebebini söylemeliyiz. Yaş düzeyine göre neden o istediğini yapmadığımızı söylemeliyiz. ‘’Bu oyuncağı alamam çünkü yeterli param yok’’ ya da ‘’evde şuan benzer oyuncağın var zaten bunu daha sonra alabiliriz’’ denilebilir.