Etiket: Çocuk

  • Boşanma nedenlerinin, çocuğun özelliklerine göre etkileri

    BOŞANMA VE ÇOCUĞA ETKİLERİ

    Herşey iyi günde ve kötü günde beraber olmak vaatleriyle başlar. Atılan imza yaşamınızın imzasıdır ve yaşamınızı bir diğerinin ellerine emanet ediyorsunuzdur. ‘’Yetişkin insanlar nasıl kendini başkasına emanet eder? ‘’ denilebilir. Artık, bağımsız değilsiniz, herşeyi iki kişilik düşünmek zorundasınız. O da bunu ister mi? Beğenir mi? Zor gelir mi? Kıskanır mı? Ailesi ne der? Gibi gibi.. Tüm bunun gibi soruların cevabını vererek birlikte yaşamaya, hayatı paylaşmaya başlarsınız. Önceleri genellikle herşey yolunda gider, ilk aylar halk arasındada ‘’cicim ayları’’ olarak anılır. Tarafların gözü birbirinden başkasını görmez. Aşk gözlerini kör etmiştir. Hatalar olsa da hep iyi niyet söz konusudur. ‘’Canım şöyle demek istemiştir, yok ben yanlış düşünüyorum, alınganlık yapıyorum’’ denilerek kişi sorunu kendinde arama çabasındadır. Karşı taraf haklıdır. ‘’Benim alınganlıklarıma karşı, ne kadar da iyi bir insan sesini bile çıkarmıyor’’ diyerek kendimizi suçlarız. Bu arada yeni arayışlara girilir ve bir bebeğin yaşamı renklendireceği fikriyle ya da bir sürprizle üç kişilik bir yaşama başlarsınız.

    Bebek doğduğunda aslında problemler başlamıştır. Aileler, bebek doğumunda gizliden ya da açıktan sorun olarak gündeme gelmişlerdir. ‘’Senin annen bebek için şunu dedi, benimki de böyle söyledi’’, kucağına aldı, kucağa alıştı, ‘’bebek öpülmez, yok bizde öpülür’’ tarzında söylemler yaşanır. Hamilelik döneminde kayınvalidenin sıkıcı önerileri kadını bunaltmaya başlamışta olabilir. ‘’Annene söyle, yeter artık, bıktım’’ sözleri erkeği annesi ile eşi arasında bırakmıştır.

    Bu tür problemler zaman içinde aşılır ya da aşılamaz. Aşıldığında zaman içinde aileyi genişletmek mümkün olabilir. Yaşam devam eder, bazen keyifli bazen sorunlu gitsede eşler çözme gayreti içindedir. Ancak, yaşam bir noktaya gelirki işte o son noktadır. Boşanma kaçınılmazdır.

    Çocuğun olması boşanma durumunu daha güçleştirir. Karar alırken çocuk faktörü öne geçer ve eşler genellikle kendilerini çocuklarına karşı sorumlu hissederler. Olması gerekende zaten böylesidir. Çocukların maddi yönden ihtiyaçlarının karşılanması, annede mi babada mı kalacaklarının kararı, okula gidiyorlarsa okul şartlarının gözden geçirilmesi, daha küçük yaşlardaysa hangi ebeveynle duygusal bağlarının kuvvetli olduğu, bebeklik dönemindeyse anne sütü alma ve anneye daha fazla ihtiyaç duyulması durumu, ebeveynlerden birinin yabancı uyruklu olması ve çocuğun nerede yaşamaktan mutlu olacağı ve kendini iyi hissedeceği, boşanmanın hangi nedenle gerçekleştiği, boşanmayı gerektiren durumlar, ailede şiddet, ebeveynlerden hangisinin boşanmayı istediği ve sebebin geçerli olup olmadığı ve çocuk tarafından durumun değerlendirilişi, Çocuğun ya da çocukların cinsiyeti, ergenlik döneminde olma, aldatma, gelirini ailesi dışındaki kimselere harcama ve dolayısı ile kendi ailesi ve çocuklarına maddi yönden sıkıntı yaşatma, evlilikte herşey yolunda gittiği imajı yansıtılarak birden bire ortadan kaybolma, sahtekarlık ve eşini dolandırma, yüz kızartıcı suç işleme gibi durumlar çocuğun psikolojisini etkiler.

    ‘’Boşanma evlilik kadar doğal bir durumdur’’ ifadesi ağızdan kolay çıkar. Ancak, çocuk faktörü varsa o kadarda basit değildir. Aile birliği mümkün olduğunca devam ettirilmeye çalışılmalı; çok zorlanılıyorsa günlük yaşamın kalitesi düşüyorsa ve çocuklara zarar verir duruma geldiyse eşler boşanma kararı almalıdır. Boşanma kararı önemli bir karardır ve eşler kararı birlikte almalıdır. Çocuk ya da çocuklara uygun şekilde anlatılmalıdır. Zaten şiddetli geçimsizlik durumu varsa çocuğun anlaması ve kabul etmesi kolaylaşmış olacaktır.

    Ancak, eşlerden birinin aldatması ile boşanma durumu gerçekleşiyorsa aldatan eş partnerini değil; ailesini yani çocuğunu da aldatmış olur ki bu çocuğun psikolojisinde deprem etkisi yaratır. Ailesinde kendini güven içinde hisseden çocuk, aldatılma psikolojisi ile tüm insanlara karşı güven duygusunu yitirir. Ağır krizler yaşayabilir, gerekiyorsa ilaç tedavisi yapılır. Ayrıca bu çocuklara pedagog desteği alarak yıkılan hayalleri ve güven duygusunun yeniden inşaası için zaman ve emek harcanmalıdır. Çocuk, aldatan ebeveyni reddedebilir, görmek istemeyebilir.

    Böyle durumda çocuğun haklarına ve duygularına saygı gösterilmeli ve asla baskı uygulanmamalıdır. Çocuk, duyguları olmayan paket değildir. Çocuğun hissettikleri dikkate alınarak anne ya da baba ile diyalog düzenlenmelidir. Çocuk ve ergenin karşı cinse olan duyguları ve güvenide etkilenir ve ileride kendisinin de terkedileceğini düşünüp, evlenmeye olumsuz bakabilir.

    Bir danışanım, çocuğunun babasının ‘’yurtdışına işe gidiyorum’’ diyerek çocuğu ile vedalaşıp, geri dönmeyerek ortadan kaybolduğunu ve boşanma davası açtığını 15 yaşındaki oğlunun ağlama krizleri yaşayıp, ne yapacağını şaşırdığını söyleyerek yardım istedi. Çocuğun ergenlik döneminde olması, güvendiği babasının yalanla böyle bir durumu yaşatması ekstra bir durumdu. Eşler, çocuklarını yok sayarak egolarına göre hareket etmemelidir.

    Yine çocuğun güvendiği anne-baba figürü sahtekarlık yaparak, karşı tarafı borç batağına sokup, ailesini güç durumda bırakıyorsa, çocukta kapanmayacak izler bırakması çok olasıdır.

    Toplumumuzda 4-5 çocuğunu bırakıp, yasak aşk yaşayan annelerinde olduğunu biliyoruz. Televizyonlarda ‘’kayıp’’ adı altında aranıyor, ancak gerçek, zaman içinde ortaya çıkıyor. Böyle durumlarda baba, daha önce ev ile ilgili sorumlulukları, yemek yapma, çamaşır, bulaşık vs. üstlenmediyse çok sorun yaşayabilir. İş sorumluluklarıyla ev- çocuk sorumluluğunu dengede götürmeye çalışmak çok güçlük yaşanmasına sebep olur. Ayrıca da artık çocuk, sorunlu hale gelmiştir. Onunla da ayrıca hassasiyetle ilgilenmesi gerekmektedir.

    Çocuk, boşanma durumunda ikilemde kalabilir. Anne ve babasını üzmemek için her iki tarafın aleyhte söylenen konuşmalarını içinde saklamaya çalışabilir. Bu durum da çocuğa ağır bir sorumluluk yükler, çocuk içine kapanır.
    Yabancı uyruklu ebeveyn çocuğu olmakta güçtür. Her ne kadar günümüzde ulaşım çok sorun olmasa da maddi boyutlar, ilişkileri zora sokabilir. Çocuğun hangi ebeveynde kalacağının kararı aynı zamanda hangi kültürü seçeceğini de belirler. Kültüre uyumda ayrı bir özel durumdur.

    Alkol, kumar nedeniyle boşanmalarda ailenin genellikle maddi olanakları tükenmiştir. Çocuklara karşı ilgisizlik, sorumsuzluk, aile birliğinin değerini bilmeme gibi durumlara rastlamak mümkündür. Kadına şiddet ve bu şiddete şahit olan çocuklar mevcuttur. Hergün yüzü, gözü morarmış bir annenin çocuğu olarak okuluna gider. Kavga, gürültü sesleri kulağından eksik olmaz, öğretmeninin sesini duymaz bile… Çocuğun zaten ailede yaşam sürerken birçok sıkıntısı vardır. Çok sevdiği, hayatının anlamı annesi, ‘’baba’’ dediği kişi tarafından mağdur edilmektedir. Çocuk, babasına karşı dayanılmaz bir hırs besler ve bu hırsını büyüdüğü zamana, geleceğe bırakarak, kendine saklayarak büyür.

    Bluğ çağında olmak ve boşanma da ayrı bir hassasiyet gerektiren bir durumdur. Çocuk, kendi kimliğini oluşturma ve kendini ortaya koyma çabası içindedir. Toplumla uzlaşmada sorunlar yaşayabilir. Kendini desteksiz hissedebilir. Çatışmalarla dolu olan bu dönem, ailenin desteğini hep yanında hissetmesi gereken bir dönemdir. Ergen her ne kadar dışarıya açılsa da aile bütünlüğü içinde kendini rahat ve huzurlu hisseder.
    Boşanma ile birlikte çocuğun hayatı hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktır. Yaşama maddi kaygılar eklenir. Eğer baba terkedip gittiyse, anne ayakta kalma çabası içine girecektir. Kendisine ve/bebeğine/ çocuğuna / çocuklarına/ engelli çocuk olup olmadığına /engelinin türüne /ikizlerine/ergene/kız /erkek bakmak için elinden ne gelirse yapma çabası içinde olacaktır. Yaşadığı yer ve konum özellikleri de önem taşımaktadır. Kadın, çocuklarına bakarken çevreden kendisi hakkındaki düşüncelerle de mücadele etmek durumunda kalacaktır. Slash ile özellikle ayırmam, herbirinin ayrı önemli özelliklere sahip olmasındandır. Burada belki kadın yıllarca çalışmamış, çalıştırılmamış, engellenmiş, kariyer hedefleri hiçe sayılmış, evliliğini sürdürmek için susmak zorunda kalmış olabilir. Yaşamının alt üst olması ile geçte olsa çalışmak zorunda kalacaktır. Tabii iş bulabilirse… Zaman içinde yaşı ilerlemiş, dünyanın düzeni değişmiş, iş becerileri körelmiş olacaktır.

    Boşanmadan sonra çocuk, kendine göre savunma mekanizmaları geliştirebilir. Çevreden kaçma, uzaklaşma, pollyannacılık, bastırma, derslerden uzaklaşma, başarıda düşme, insanlara güvensizlik, şiddet, içe kapanıklık, suçluluk, utanma,karamsarlık, depresyon, yeme ve uyku bozuklukları,suç işlemeye eğilim,üzüntü, acı, tikler,dikkat dağınıklığı, alt ıslatma ve dışkı kaçırma, terkedilişlik, geleceğe yönelik kaygı, korku, saldırganlık, çocuğun gelişimsel çağına göre önceki gelişim dönemine dönme, öfke, düşmanlık, yalnızlık, diş gıcırdatma gibi davranış ve duygular yaşayabilir. Alkol, madde bağımlılığına yatkınlık gibi durumlar yaşayabilir.

    Boşanma her aile için özel bir durumdur ve aile dinamiklerine dikkat ederek yaklaşım gerekir. Yardım alınması çocuk ve aile açısından yaşamı yoluna koyma ve zaman kaybetmeme açısından önem kazanmaktadır.

    ÖZNUR SİMAV
    AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI-kurucu-PEDAGOG
    KADIKÖY-İSTANBUL

  • Okulda çocuğun ruh sağlığını neler etkiler ?

    Okul, çocuğun ailesinden sonra ilk sosyal çevresidir. Anne-babanın yerini artık okulda öğretmen almıştır. Çocuk için öğretmeni her şeyi en iyi, en doğru bilendir.
    Öğretmenini seven çocuk, okula istekle gider, öğretmeninin yönergelerine uyar. Sorumluluklarını yerine getirir, bu da öğrenim yaşantısını olumlu etkiler.
    ÖĞRETMEN, sınıf içinde düzen ve disiplini sağlayabilecek özellikte olmalıdır.
    Çocuğun ruh sağlığının önemine inanmalı, öğrencilerine destek olmalı, güven vermeli, onları incitecek tavırlardan uzak olmalıdır.

    Öğrenci ayrımı yapmamalıdır, en küçük bir ayrım çocuklar tarafından hissedilecektir.
    Sevgisini, sınıfta disiplini bozmadan yansıtabilmelidir.

    Öğrencilerini etkin, başarılı, kendini ifade edebilen, yaratıcı, mutlu bireyler olacak şekilde desteklemelidir. Onları araştırmaya, incelemeye yöneltmeli, edilgen olmaktan uzak tutmalıdır.

    Rehber özelliğini her zaman korumalıdır. Çocuğun kişilik gelişiminin önemine inanmalı ve kendisinin etkili olduğunu unutmamalıdır. Adil davranmalı, dengeli ve tutarlı davranmalıdır.
    Öğretmenin kendi ruh sağlığının yerinde olması öğrenciyi pozitif yönde etkileyecektir.
    Öğretmen öğrencileri ile ilişkilerinde göz kontağı kurmalıdır. Öğrencilerini etkin şekilde dinlemeli ve çocuğa bunu hissettirmelidir.

    Sorunların çözümünde ‘’ben dili’’ kullanmalıdır. Örneğin, ‘’gürültü yapıyorsunuz’’ yerine ‘’gürültü olunca üzülüyorum’’ gibi.

    Ad takma, alay etme gibi tutumlardan kesinlikle kaçınmalı, sınıfında bu tür davranışlara asla izin vermemelidir.

    PROGRAM, ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığının düzenlediği şekilde okullarda uygulanmaktadır. Her ülke, toplumsal yaşamı her bakımdan destekleyecek, nitelikli insan gücünü yetiştirecek eğitim programlarını hazırlar, zaman zaman dünyadaki yeni gelişmeler, ihtiyaçlar doğrultusunda değişikliklere gider.
    Eğitim programlarındaki amaç, çocuklara bilgi yüklemek değil; onları beden ve ruh sağlığı yerinde , mutlu bireyler olarak topluma kazandırmaktır.
    Programlar, çocukların ilgi ve yeteneklerini ortaya koyan ve bu doğrultuda meslek seçimine yöneltici olmalıdır.
    Çocukların, bedensel, bilişsel, sosyal, duygusal, psikomotor, fiziksel, dil gelişimlerine destek olacak özellikte olmalıdır.
    Çocuklar, öğrenme sürecinde aktif ve katılımcı olmalı, edilgenlikten uzak olmalıdır.
    Öğrenme ortamı sadece sınıfla sınırlı kalmamalı, dış ortamdada gerçekleşebileceği unutulmamalı, gerekli deney, gezi ve gözlemler ihmal edilmemelidir.
    Çocukların ilgi ve isteklerine göre kulüp çalışmalarına yer verilmelidir.
    Ders çeşitleri ve üst sınıfta okutulacak dersler uygun şekilde yer almalıdır.
    Günlük ders programı hazırlanırken ağır dersler birbiri ardına ve günün sonuna doğru yerleştirilmemeli, ilgi çekici hobi gibi özellik taşıyan dersler ağır derslerin arasına yerleştirilerek zihinsel dinlenme sağlanmalıdır.
    Yine öğle yemeğine yakın, ağır dersler mümkünse programa yerleştirilmemelidir.
    Haftalık ders programlarında da öğrencilerin ilgi ve istekleri, dersleri kavrama kolaylıkları dikkate alınarak program yapılmalıdır.

    Teknolojik gelişmeler mümkün olduğunca programa yansıtılmalı ve uygulanabilir hale getirilerek, öğrenci ve öğretmenlerin yararlanmasına sunulmalıdır.

    FİZİKSEL ŞARTLAR, eğitim-öğretimin en iyi şekilde gerçekleşebilmesi için uygun olmalıdır. Okulun aydınlatılması, ısıtılması, havalandırılması, okul araç ve gereçlerinin sağlanması öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek özellikte olmalıdır.
    Yabancı dil, fen, bilişim laboratuarları gibi öğrencilerin uygulayarak öğrenmelerini sağlayacak donanımların yeteri kadar ve gerekli özelliklere sahip şekilde olması gerekir.
    Spor salonu,kütüphane, konferans salonu gibi öğrencilerin zamanlarını iyi bir şekilde değerlendirebilecekleri alanlar her zaman öğrencilerin yararlanmalarına açık şekilde bulundurulmalıdır. Okullarda bulunan, ancak kapalı tutulan alanlar olmaktan kurtarılmalı, çocukların en etkin şekilde kullanabilmeleri için gerekli planlamalar yapılmış olmalıdır.
    Okulda yapılması gereken temizlik rutin olarak sağlanmalı; ayrıca detay temizliklerde göz ardı edilmemelidir. Özellikle tuvaletlerin temizliği üzerinde önemle durulmalı, hijyen için gerekli malzemeler sağlanmış olmalı ve takibi yapılmalıdır.

    Kantinde alan temizliğine dikkat edilmeli, öğrencilerin temiz bırakması ile ilgili gerekli yönlendirmeler takip edilmelidir. Mikrobik hastalıkların genel alanlarda hızla bulaştığı unutulmamalı ve gereken önlemler alınmalıdır. Satılan yiyecek içecek maddelerin temizlik ve sağlığa uygunluk denetimleri sık ve belirsiz zamanlarda yapılmalıdır.
    Okul merdiven ve koridor genişlikleri standartlar dahilinde olmalıdır. Merdivenlerdeki korkuluklar; üzerinde çocukların kayarak düşmelerini önleyecek şekilde takipte olmalı, çocuklar uyarılmalı ve başıboş bırakılmamalıdır. Tehlikelere karşı uyanık olunmalıdır.
    Okullar, engelli öğrenciler de düşünülerek fiziksel şartlarını düzenlemelidir.Tekerlekli sandalyeler için eğimli bölümler vb. Sağlanmış olmalıdır.

    Sınıflarda öğretmen ve öğrenci iyi bir eğitim-öğretim ortamı içinde olmalıdır. Sınıf büyüklükleri, öğrenci sayısının düzenlenmesi hep bu doğrultuda hazırlanmalıdır. Kalabalık bir sınıfta öğretmenin öğrencisini tanıması ve tüm gelişim alanlarını desteklemesi güçtür. Aynı zamanda öğrencide kendini kolay ifade edemez. Bu nedenle sınıftaki öğrenci sayısı uygun şekilde düzenlenmelidir.

    Öğrenciler, kendilerine sağlanan ortamı bozmadan, zarar vermeden kullanmalıdır. Bu yönde duygularına hitap ederek ve bilinçlendirerek ortamı değerlendirmeleri sağlanmalıdır.

    YÖNETİM, öğrencilerin var olması ile vardır. Okul yönetiminden ilk sırada müdür sorumludur. Her bir öğrencinin sorumluluğunu taşıma gibi önemli ve ağır sorumluluğu vardır. Müdür yardımcıları da bu sorumluluğu paylaşırlar. Öğrenci merkezdir ve onların ruh sağlıkları kadar beden sağlıklarına da zarar gelmemesinden sorumludurlar.
    Yöneticilerin vicdani duyguları gelişmiş olmalıdır.

    Kendi ruh sağlıkları mutlaka yerinde olmalı, çevresindeki kişileri, öğrenci ve öğretmenleri olumsuz etkilememeli, öğrencilerin kişiliklerinde incitici, değersizlik duyguları verici tavır ve davranışlardan kaçınmalıdırlar.

    Yöneticiler, işini severek yapmalı, çevresine olumlu yönlendirmeler yapmalı, pozitif enerji vermelidir. Kendisi ve çevresi ile barışık özellik taşımalıdır.
    Sorunları etkin ve kısa sürede çözebilmelidir.
    Gelişime ve değişime açık olmalı, öğrenmeye açık ve istekli olmalıdır.
    Okulunu ileriye taşıyıp geliştirebilecek kararlar alabilmelidir.
    Öğretmen, öğrenci ve veli görüşlerine önem vermeli, uygulamalardan etkilenen kişiler olarak geri bildirimlerini dikkate almalıdır.
    Görev yaptığı gurubun psikolojisini anlayabilecek yeterlilikte bilgi ve beceriye sahip olmalıdır.
    Teknoloji ve eğitim yöntemlerinin seçimi konusunda programa uygun seçimler yapabilecek özellik taşımalı ve gerekirse yardım almaktan kaçınmamalıdır.
    DİSİPLİN, yapılması gereken işlerin kısa sürede, verimli olması için uyulması gereken bir düzen sistemidir.
    Okullarda ‘’disiplin’’ denince her öğrencinin kendisini kontrol edebilecek yeterlilikte olmasının kazandırılması aklımıza gelmeli. Öğrenci otokontrol sahibi olabilmeli ve kendi davranışlarını denetleyebilmelidir.
    Beklenen davranışlar için, önce yönetici ve öğretmenler model olmalıdır. Öğrencinin kişiliğine değer vermeyen yönetici ve öğretmen, öğrenciden beklentisini düşük tutmalıdır.
    Alınması gereken kararlar, topluca benimsenerek alınmalıdır. Bunların uygulanmasındaki takip önemlidir, yerleşmesi ve içselleştirilmesi sağlanmalıdır.
    Öğrenci kendi denetimini sağladığında zaman daha verimli şekilde kullanılır, öğretmen eğitim ve öğretimde daha etkin ve verimli olur. Yerleşmiş disiplin anlayışı, yaşamın her döneminde, öğrenci için artı bir özellik taşımış olur.
    İyi bir rehberlik sisteminin işleyişi çocukta kendisi ile ilgileniliyor fikri verdiği için disiplin sağlamada etkilidir. Sorunlar ortaya çıkmadan rehberlik, zamandan kazandıracak ve öğrencinin verimli olarak dersleri ile ilgilenmesini sağlayacaktır.
    Yine sorun meydana gelsede ruh sağlığının olumsuz etkilenmesini en aza indirecek, belki de negatif durum tamamen giderilebilecek. Bu şekilde okulda disiplin rahatça sağlanabilecektir.
    Okuldaki fiziksel koşulların öğrenciler göre düzenlenmesi de onlarda ferahlık hissi yaratır.
    Disipline uyum sağlamada, velilerin katkıları unutulmamalı, onlarla işbirliği mutlaka etkin bir şekilde sağlanmalıdır.
    Disiplin sağlanmasında ödüllendirmenin önemi unutulmamalı, olumlu davranışlar teşfik edilmelidir. Okul içinde benimsenen ve beklenen davranışlar net olarak öğrencilere bildirilmeli ve bilgilendirilmelidir.
    Öğretmen ve öğrenci samimi; fakat, ölçüsüz olmamalıdır. İşbirliği içinde olmaktan çekinilmemelidir. Çalışkan olma ve yardımseverlik öne çıkarılmalıdır.
    ARKADAŞ İLİŞKİLERİ, çocuğun ruh sağlığına önemli katkılarda bulunur. Arkadaş, çocuğun evinde karşılayamadığı bir ihtiyaçtır. Çocuklar, okula başlama öncesinde arkadaş heyecanı içindedir, arkadaşları nasıldır, kimlerle arkadaş olacaktır?
    Okul çağındaki çocuklar için arkadaş çok önemlidir. Ergenlik çağında ise arkadaşlar ailenin önüne geçmiştir. Genç, arkadaşları tarafından sevilmek ve beğenilmek ister. Arkadaş edinebilmek ve arkadaşlığı sürdürebilmek için belli bir olgunluk seviyesi gerekir.
    Arkadaş ilişkileri, insanları tanımayı, bencil olmamayı, paylaşmayı, uyumlu ilişkileri öğretir. Lider olma, yönetme, insanları olduğu gibi kabul etmeyi, kendinin farklı yönlerini keşfetmeyi, başkalarının da farklılıklarını görmesini sağlar. İşbirliği içinde olmayı, başkalarının haklarına saygı duymayı, ezilmemeyi, ezmemeyi öğrenir. Çocuk, karşı cinsi tanır, kendi cinsiyetine uygun arkadaşlarla cinsel kimliğini pekiştirir.
    Arkadaşları ile duygu ve düşüncelerini paylaşması onda mutluluk duygusu uyandırır. Arkadaş ilişkilerini düzenleyemeyen çocukta ise günlük yaşamını etkileyecek şekilde huzursuzluk duyguları yaşanır.

    OKUL-AİLE İŞBİRLİĞİ, çocuğun başarısının artırılmasında, kendisini iyi hissetmesinde önemlidir. Çocuğun eğitimine yönelik ihtiyaçları; okul ve ailenin biraraya gelerek, beklentilerin ve desteklerin görüşülmesi ile çözmesi beklenir.
    Okula karşı olumlu duyguların beslenmesi yine ailenin katkıları ile desteklenir. Öğrencinin derslerine motivasyonunun artırılmasında, kendine güven duymasında, bazı olumsuz davranışlarının değiştirilmesinde işbirliği çok önemlidir. Çocuğun ruh sağlığının korunmasında okul-aile işbirliğinin iyi düzenlenmesi etkilidir.

    OKULDAKİ REHBERLİK ÇALIŞMALARI, çocuğun kendisini tanıması, çevresine uyum sağlaması, yeteneklerini keşfedip, kendini geliştirmesi, çevresini iyi gözlemleyip, kendisine göre olan fırsatları öğrenmesini sağlar.

    İnsan duyguları inişli, çıkışlıdır, bazı dönemlerde kaygı yaşayabilir, sıkıntılı durumları olabilir. Bu durumlarda, okullardaki rehberlik çalışmaları gereken ilgi ve desteği sağlar.
    Bireyin almakta zorlandığı kararlarda değişik boyutları göz önüne sererek ve kendisini tanıma yönünde destekleyerek yardımcı olur. Kendilerini aşan durumlarda gereken yönlendirmeleri yapar.

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG- KURUCU
    AİLE-İLETİŞİM DANIŞMANI-ÖĞRENCİ KOÇU

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocukların okulda dışlanması

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Olan Çocukların Okulda Dışlanması

    Dikkat, belli bir konuya, olaya, noktaya kendini yöneltebilmek becerisidir. Çocuklarda dikkatin gelişimi anne karnındayken başlar, duyuların gelişimi ile dikkatin gelişimi birbirine paralel olarak gerçekleşir. Duyu organları gelişimini tamamlayınca çocuk dikkatini yöneltebilir duruma gelir ve dışarıdan gelen seslere karşı tepkide bulunabilir. Anne karnında yüksek seslere tekmeleyerek tepkide bulunur. Temposu düşük ve hafif seslerde hareketler daha yumuşak, yavaş ve huzurludur.

    Bebek doğumu ile birlikte ışığa karşı duyarlıdır. Daha sonraları, ana ve parlak renkli nesneler dikkatini çeker. Gözleri ile hareketini takip eder, gelişimi ilerledikçe başını ve bedenini dikkatini çeken objeye doğru yöneltir. Daha sonraki gelişim sürecinde renkli, hareketli, parlak oyuncaklar çocuğun hoşlandığı objelerdir. Sesin aniden yükselmesi ve düşürülmesi de çocuğun ilgisini çeker. Yaşlara, hatta aylara göre bu guruptaki çocukların dikkat süre ve yoğunlukları farklıdır. Çocuk büyüdükçe süre ve yoğunluk artar, bu nedenle dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) teşhisi konamaz. Çocukla başa çıkamamak belki bir gurup için belirleyici olabilir.

    Anaokulu çağlarında dinleme, belli bir konuya odaklanabilme, başladığı bir etkinliği tamamlayabilme özelliği, şarkı söylerken guruba uyarak oturabilmek genellikle dikkat gelişimi ile ilgilidir. Çocuk yaşına uygun olarak belli bir süre ile kendini yapılan etkinliğe verebiliyor mu? bu konu uzmanlarca, çocuğun ailesi ve öğretmeni ile birlikte değerlendirilmelidir.

    DEHB olan çocuklar 7 yaşına gelmeden kendilerini belli ederler. Bu çocuklar, yaşıtlarından daha kısa süre dikkatlerini yoğunlaştırabilirler, elleri ve ayakları durmaz, anlatılan birşeyi dinlemekte sabırsızdırlar, sık sık yerlerinde kalkarlar, konuşmayı bölmek isterler, soru yöneltildiğinde soru bitmeden cevabını verme durumuna geçerler, yönergelere kendilerini veremediklerinden dolayı yanlış ya da eksik yaparlar, başladıkları bir etkinliği bitirebilme sabırları yoktur, sınıf ortamında arkadaşları ile konuşmak ya da değişik sesler çıkarmak isterler, eşyalarını sıklıkla unuturlar, kaybederler, sıra bekleyecek sabırları yoktur, herhangi bir etkinlik esnasında sık sık bahaneler bularak kalkmak ister, su içeceğim, tuvalete gideceğim gibi sözler duymamız mümkündür.

    Dikkat eksikliğinin dürtüsel olduğu, bir kısım çocuklarda beyinde planlanmayan hareketlerle de kendini gösterir. Beklenmedik şekilde ortaya çıkan bu davranışlar sorun yaratabilir. Çocuklarda mimiklerin anlaşılamaması ve karşıdan gelen etkiye karşın uygun ya da beklenen tepkilerin oluşamaması sorun yaratabilir. Kendi dikkati kısa süreli ya da yoğun olmadığından çevresindeki arkadaşlarını rahatsız etmesi, dalgın olup, uyaranlara karşı duyarsız olması sorun yaratabilir.

    Bu tip çocuklar, 0-3 yaş döneminde daha çok bireysel bakım ve güven duygusunun kazandırıldığı dönemi yaşadıkları için toplumla ilişkileri fazlaca sorun yaşatmaz. Arkadaş ve erken çocukluk eğitim kurumlarının gündeme gelmesi ile sorunlar kendini göstermeye başlar. Yönergeleri anlamadan uygulamaya kalktığı için arkadaşları tarafından kabul görmez, çünkü onlar yönergeyi anlamaya çalışırken, O çoktan uygulamaya geçmiştir ve çoğunlukla beklenen değildir ve yanlıştır, sınıfın düzenini bozar. Hareketli ve kıpır kıpırdır, onun bu durumu diğer çocuklar tarafından rahatsız edici bulunur. Öğretmen, çocukların zaten kısa olan dikkatini yoğunlaştırmak için çaba sarfederken, sınıf düzeni bozularak; toplu şekilde dikkat dağılmıştır. Sıra beklenmesi gereken durumlar ve bu alışkanlığın kazandırılması anaokullarında belirleyici olduğu için sırada beklemek istememe, öne geçme isteği, can sıkıntısından sağındaki solundaki diğer çocukları rahatsız edip, itişmesi, el, kol ve bacaklarının rahat durmaması istenmeyen kişi olmasına sebep olur. Oyundaki anlatımı dinleyecek kadar vakti olmadığı için ya da dinlerken , O zihnen başka yerlere gittiği için bir türlü oyunu yeterince kavrayamaz. Yanlış oyun, diğer çocuklar tarafından hemen farkedilir ve bir kargaşa doğar. Öykü dinleme, müzik dinleme gibi etkinliklerde de sorun yaşanır, guruptan koptuğu hemen farkedilir. Bunu sadece öğretmen değil; sınıf arkadaşları da farkeder ve alay konusu olabilir. Gurup etkinlikleri, düzen bozulduğu için sağlıklı olamaz ve istenen eğitimsel sonuç alınamaz. Burada salt DEHB olan çocuk etkilenmez, gurubun tümü için sorun yaşanır. Çocuklar, bu aykırı tutumlar için Onunla arkadaş olmak istemezler, guruplarına almak sürekli sorun haline gelir. DEHB çocuk için de bunların yaşanması can sıkıcıdır, O da bu yaklaşımlardan üzüntü duyar, hırçınlık, saldırganlık gibi davranış bozukluklarına da meyledebilir, içine de kapanabilir. Toplum içinde bulunmaktan hoşlanmaz, sosyal gelişim olumsuz etkilenir. Gelişimler, birbirleri ile ilişkili olduğu için zaten duygusal gelişimi örselenmiş olan çocuk, arkadaşları ile sınıf-salon, açıkhava oyunları oynamadığı için psikomotor gelişim de olumsuz etkilenir. Dil gelişimi de etkinliklere kendini veremediği ve arkadaşları tarafından onay görmediği için etkilenir. Kendi kendisine kalır. Bilişsel yönden odaklanma ve yoğunlaşma sorunlarından dolayı çevresel etkenleri lehine kullanamaz durumdadır. Fiziksel gelişim yönünden yemekte dikkatini veremediği ya da gereksiz hareketlerle zaman geçirdiği için beslenme durumu da etkilenir, uykuya dalmakta sorun yaşayabilir, uyusa da kaliteli uyumuyor olabilir, dinlenmemiş kalkabilir.

    DEHB olan çocuklarda en çok dikkati çeken dönem ilköğretime başlamaktır. Aile, çocuğun örgün bir eğitim kurumuna başlaması ile bu rahatsızlığı farkeder. Çünkü, okul başarısızlığı belirleyici bir faktördür. Çocuk derse konsantrasyon sorunu yaşar, okuma yazma çalışmaları olumsuz etkilenir, durum sadece kendisini etkilemekle kalmayıp; arkadaşlarını ve onların da derse katılımını etkiler. DEHB olan çocukların bir kısmında dürtüsellik olduğu, dikkat süre ve yoğunlukları diğerlerine göre kısa ve yetersiz olduğu için çevresini de dersten uzaklaştırır. Başarı bekleyen aileler, sorunun nedenine indiklerinde bu çocukların sebebiyet verdiklerini görürler. Bu durum öğretmeni, DEHB li çocukları ve ailelerini, diğer çocuklar ve ailelerini iletişimin sağlıklı kurulamaması açısından etkiler. İdari sorunlara bile yol açabilir. Tüm bunlar, böyle çocukları ve ailelerini toplum dışına itebilir. Aileler çaresizlik hissedebilirler, çünkü çocukları eğitim almalıdır. Bunun ötesinde yalnızlığa mahkum edilmemeli ve sosyal çevreden uzaklaştırılmamalıdır. Öğretmen elinden geleni yapmakta, eğitim programını yetiştirmek ve her çocuğun bireysel özelliklerine de dikkat ederek programını sürdürmektedir. Çocuklar, bu dönemde kız, erkek guruplaşarak oyuna yönelirler, gurupta düzeni bozan çocuklar dışlanır. Çocuk farketmeden yaptığı davranış sorunları nedeniyle diğer çocuklar tarafından sorumlu tutulur, durumdan herkes olumsuz etkilenir. Çocuklar arasında kavga ve çekişmelere yol açar, duygusal problemler yaşanır.

    Öğretmen, bu çocukların, sınıftaki diğer çocuklardan ve velilerinden kabul görmelerini sağlayacak çabayı sarfetmeli, kaynaştırma, oryantasyon çalışmaları da yapmalıdır. Burada diğer veliler de anlayışlı olmalı, mümkün olursa elbirliği ile sorun çözülmeye çalışılmalı, gereken uzmanlardan destek alınmalıdır.

    ÖZNUR SİMAV- pedagog-kurucu
    ÇOCUK-AİLE-İLETİŞİM DANIŞMANI-ÖĞRENCİ KOÇU

  • Çocuklarda cinsel istismar

    Çocuğun bir yetişkin tarafından; cinsel uyarı ve doyum için kullanılması,
    fuhuşa zorlanması, pornografi gibi suçlarda cinsel obje olarak kullanılması
    cinsel istismardır. Genital bölgeye dokunma, teşhircilik, pornografi, ırza
    geçmeye kadar çok geniş yelpazedeki tüm davranışları kapsamaktadır. Cinsel
    istismarın mutlaka şiddet içermesi gerekmez, çocuğun rızasının olup
    olmadığına bakılmaz (Polat, 2000; Nurcombe, 2000).

    Başkaları tarafından suistimal edilip, cinsel anlamda kötüye kullanılmak; başkalarının cinsel yönelimlerine maruz kalma, kendi kabulü olmadan cinsel anlamda kullanılma çocuk için travmatik bir durumdur. Kabul durumunu çocuğun bilerek isteyerek olması şeklinde düşünmesekte, varsayılsa bile hukuki sonuçlarının olduğunu bilmek gerekir.
    Cinsel davranışların suç olması için gerekli koşullar, rıza dışı olması, çocuklara uygulanmasıdır. 15 yaşından küçük çocuğa uygulanan her türlü cinsel niyetli taciz, kanunumuzca yeni düzenleme ile suç olarak kabul edilmiştir. Çocuklarla yakından ilgisi olan öğretmen, bakıcı, akraba gibi kişiler bu suçu işlerse ağırlaştırıcı sebep olarak sayılmıştır.

    Cinsel istismarın % 70 i 2-10 yaş arası çocuklarda görülmektedir.
    Çocuk istismarı tanısı için genital muayene yapılır. Çocukla yapılan görüşmelerle uğranan istismarın çocuğun ruhsal durumuna yansıması ve bunu uzmanların değerlendirmesi gerekir. Ayrıca ödem, zorlanma bulguları değerlendirilir.
    Cinsel istismar tanısında fizik muayene önemlidir. Fizik muayenede sperm örnekleri alınır. Fiziksel zorlanma, kızarıklık, ödem olup olmadığına bakılır.
    Tanı koymak için doktor bazı hususlara dikkat etmelidir. Muayene tekrarlanmayacak şekilde bir kez yapılmalı ve çocuk bunu tekrar tekrar yaşamamalıdır. Muayene sırasında uygun koşullar sağlanmalıdır. Gerekirse muayene anestezi altında yapılmalıdır.
    Muayenede kullanılacak teknikler, oyun, drama, resim çizimi, sözlü anlatım olabilir. Çocuğun yaşına ve gelişimine uygun sözcükler kullanılarak, çocuğun kendini iyi bir şekilde ifade etmesini sağlamak gerekir. Çocukla iyi ve güvene dayalı bir diyalog kurmak gerekir. Çocuğa kendini ifade edebileceği samimi bir ortam yaratılmalı ve uygun süre verilmelidir.

    Muayene sırasında çocuk, gerçeklerin yanında hayal ürünü anlatımlarda yapabilir. Uzman, gerçeklerle hayali anlatımları beden diline, kullandığı sözcüklere dikkat ederek değerlendirir. Çocuk kendine özgü söz ve anlatım biçimi kullanıyorsa, baskı altında olup olmadığı hissediliyorsa bu durum dikkate alınmalıdır.

    Genellikle çocuklar, yaşadıklarını söylemek istemezler. Bunun nedeni istismarcının büyük olasılıkla yakın aile çevresinden olmasıdır. Çocuk, kendisine inanılmayacağı endişesini duyar. Ailenin kendisini suçlayacağını düşünür, ailesinden korkabilir. Çocuk,ayıp ve saklanması gereken bir durum olarak görebilir. Konuşmak istemeyen çocuklara resim çizme, oyun ve drama yoluyla kendilerini ifade etmede ortam yaratılabilir.

    Cinsel istismara uğrayan çocuk, içine kapanabilir, suçluluk hissi duyabilir, uykusunda kabus görebilir, ağlama krizlerine girebilir ya da için için ağlayabilir, uykusunda huzursuz olup, sayıklayabilir, sıçrayabilir.

    Cinsel istismara maruz kalan çocukların günlük yaşama adapte olmaları değişiklik gösterir. Burada ailenin tutumları önemlidir, suçlayıcı olmamak ve çocuğun yanında olduğunu hissettirmek gerekir. Uzman desteği almak önemlidir. Çünkü aileye doğru davranış biçimleri kazandırılması, aile ve çocuk arasındaki iletişimin sağlıklı şekilde düzenlenmesi için bu desteğe ihtiyaç vardır. Çocuğun yaşı, cinsiyeti, gelişim seviyesi, kim ya da kimler tarafından cinsel istismara uğradığı, çevre koşulları, günlük yaşama adaptasyonu etkiler.

    Aile, çocuğun günlük yaşama uyumu için özen göstermeli, çevre koşullarını düzenlemeli ve gerekirse uzmanlardan destek almalıdır.

    ÖZNUR SİMAV- PEDAGOG
    Kurucu- aile danışmanı-öğrenci koçu

  • Çocuklarda parmak emme ve tedavi yolları

    Çocuklarda parmak emme ve tedavi yolları

    Uzmanlar bu tarz alışkanlıkları olan çocuklara asla baskı yapılmamalıdır demektedir. Çünkü bu davranış duygusal ya da sinirsel bir olay değildir. Yaklaşık 5 yaşından sonra çocuk bu alışkanlığı bırakmazsa, okul hayatına başlayan çocuklar kendilerini toplumdan dışlarlar. İşte bu noktada bir hekime başvurmakta yarar vardır. Parmak emmenin sonucu olarak pek çok çocuk aynı zamanda diş problemleri de yaşamaktadır. Dudaklarda yara, diş eti iltihapları ile tırnaklarda enfeksiyonlar oluşabilir. 5 yaş sonrasında çocuk halen parmak emmeyi bırakamıyorsa, ailenin sakin ve ılımlı yaklaşımı çok önemlidir. Hatta bir uzmana başvurmak gereklidir. Genelde uzmanlar çocuklara baskı yapmak yerine bu alışkanlığın kötü olduğunu yumuşak bir dille anlatmak ve emmediği zaman bir ödül vermenin faydalarını anlatıyorlar. Üstelik bu hediyeler haftalık bir çizelge ile kontrol edilmeli ve her ay bir ödül verilmelidir. Bu uygulama yaparken her hafta 1-2 defa çocuğun parmak emmesine izin verilir. Geceleri tırnak üzerine tadı kötü bir sıvı sürülebilir. Hediye derken bunu maddi bir hediye olarak değil, çocuğun sevdiği bir oyunu birlikte oynamak, istediği bir filme ya da yere götürmek olarak uygulanmalıdır. Çocukları maddi hediyelerle ödüllendirmek alışkanlıklarından vazgeçirmediği gibi daha da alışmasına neden olabilir. Bebeklerde aynı sorun için sakın üzülmeyin. Çünkü, çoğu bebek sevgi ve huzurlu olduğunda bu alışkanlıktan vazgeçer.  Yaklaşık tüm vakaların sadece %15 ‘i parmak emme alışkanlığına devam eder. Bu noktada aile asla baskı yapmamalıdır. Çocuğun elini sert bir şekilde ağzından çekmek, bağırmak alışkanlığın daha da artmasına neden olmaktadır.

    Diş yapısı bozulan ve ellerinde çeşitli iltihaplar oluşan çocuklar hemen bir uzmana götürülmelidir. Uzman tedavisi ile bu alışkanlıktan vazgeçilebileceği gibi psikolojik sorunlar da engellenir. Bu tarz parmak emme alışkanlıkları, çocukların toplumdan soyutlanmasına neden olduğundan dikkat edilmesi gereken olaylardır.

  • Kekeme çocuk psikolojisi

    Konuşma bozuklukları içinde çocuğu ve ailesini en rahatsız eden durumlardan bir tanesidir. Kekemeliğin başlama şekli ve süreci ailenin zihninde problemdir. Geçici midir? Kalıcı olabilir mi? Ya da ‘’daha düne kadar çok güzel, akışkan, tane tane konuşması vardı, herkes düzgün konuşmasına hayret ederdi’’ gibi ifadelere sıkça rastlamışızdır.
    Çocuğun kekemelemesi yaş gurubu özelliklerine görede ailenin ve çocuğun psikolojisini etkiler. Çocuk, önceleri ağlama ile sonraları bebeklik çağında gığıldamalar ve agulamalar ile kendini ifade etmeye ve konuşmaya alt yapı hazırlamaya başlar. Sesler hecelere ve bu hecelerin tekrarlarına dönüşür. İlk sözcükler 1 yaş civarında ba-ba, de-de gibi hece tekrarlarıyla başlar. Bunların birleştirilmesiyle tek sözcükler söylenir. Daha sonra al, at, tut gibi eylemi belirleyen kısa fiiller kullanılır. Çocuk kendini, istek ve ihtiyaçlarını ifade edebilir.

    Zaman içinde kısa cümlelerin kurulmasıyla aile içinde büyük sevinç yaşanır ve hergün yeni, nasıl bir sözcük kullanıma dahil oluyor, takibi yapılır. Beklentiler yükselir. ‘’Bugün şu sözcüğü kullandı. Sen bu sözcüğü duymuşmuydun? Ben ilk kez duydum’’ gibi ifadelerle anne-babalar heyecanlarını ve sevinçlerini paylaşırlar.

    Çocuğun diğer kişilerle ilişkilerinin başlaması, akrabalarla iletişim, gözlemler, kreş, anasınıfı gibi toplumsal süreçlerin yaşanması ile cümledeki sözcük sayıları artar. Çocuk kendini daha uzun cümleler kurarak ifade etmeye başlar. Merak duygusu ile sorular çoğalır. Yanıtlar aranır. Aile içindeki etkileşimle çocuk hem kendisi hemde çevresi ile ilgili bilgilenir. Bu bilgilenme çocukta hoşlanma, kendini önemli hissetme duygularınıda beraberinde getirir.

    Tüm bu olumlu duygular sürerken çocuğun sözcüklerdeki ilk harfleri uzatması, heceleri tekrar etmesi, takılması ailenin dikkatini çeker ve çocuğa uyarılar başlar. Aile ne yapacağını şaşırır. O güne kadar kendini çok iyi ifade eden, konuşmasıyla herkesin ilgi odağı haline gelen çocukları farklı hale gelmiştir.

    Çocuk, kendine özgüvenini kaybetmeye başlar, başkalarının yanında konuşmak istemez ve içine kapanır.

    Özgüven, gelecekteki yaşamı şekillendiren en önemli faktörlerden bir tanesidir. Sosyal yaşama katılabilmek, okul ve iş yaşamında başarı elde edebilmek özgüvenin kazanılmış olmasıyla mümkündür. Yaşam becerisine sahip olmak, bireyselleşmek, aile kurmak ve ailede huzurlu ortamı sağlayabilmek, bağımsız olabilmek, özgüven sahibi olmanın sonuçlarındandır.

    Konuşmada yaşanan bu durumlar çocukta stres yaratır, kendini mutsuz hisseder. Konuşma için yaptığı çabalar boşunadır ve istediği sonucu elde edememektedir. Bu nedenle huysuzluk ve sinirlilik belli şekilde kendini gösterir. Öfke nöbetleri yaşanabilir.
    Ailenin düzeltme çabaları ile başaramadığını gören çocuk, insanlardan kaçar ve başarısızlık duygusu yaşar. Çocuğun sosyalleşmesine bir engeldir. Çevrenin çoğunlukla iyi niyetli yaklaşımları ve konuşmaya dikkat kesilmesi rahatsızlık duygusu yaşatır. Çevredeki her bir bireyin düzeltme çabaları ile yaşanan başarısızlık duygusu katlanarak artar. Çocuk anasınıfına gitmiyorsa arkadaş baskısı ne kadar az da olsa içine kapanma ve sosyal yaşamdan uzak kalma duyguları yaşanır. Anasınıfında diğer çocuklar tarafından kabul görme başarısı öğretmenin gayretleri ile mümkün olabilir. İlköğretim çocuklarında, gelişimlerinin yansıması olarak, acımasızca farklılıklara dikkat kesilme ve alay etme yaşanabilir. Normal konuşan arkadaşlarını çekememe ve kıskançlık duyguları yaşanabilir. Sınıftaki öğrenci sayısının fazla olması ; derslere ve öğretim programına önem verilmesi ile gözden kaçma durumları yaşanabilir. Hassas durum özel önem gerektirdiğinden ve bir süre farkına varılmadığında sorunlar ilerleyebilir. Zaten özel bir dönem olan ergenlik döneminde arkadaş ve çevre birinci sıraya yerleştiği, kendine özen ve önemin arttığı dönem olduğundan dikkat gerektirir. Yerleşik hale gelmemesi için, çözüm olabilecek yollar denenmeli, fiziksel nedenlerden kaynaklanmayan kekemelik için pedagoglardan destek alınmalı ve çocuğun psikolojisine gereken önem verilmelidir.

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG
    KURUCU- EĞİTİMCİ-ÖĞRENCİ KOÇU- AİLE DANIŞMANI

  • OTİZMLİ ÇOCUKLARDA ÖFKE NÖBETLERİ VE SALDIRGANLIK/ NE YAPILMALI

    OTİZMLİ ÇOCUKLARDA ÖFKE NÖBETLERİ VE SALDIRGANLIK/ NE YAPILMALI

    Otizm, birçok hastalıkla ilişkilidir. Henüz herhangi birinin otizmi ortaya çıkaran temel bir hastalık olduğu kanıtlanmamıştır.
    Dikkat edilmesi gereken noktalardan biri otistik bozukluğun en ağırdan en hafife giden çok farklı şiddette biçimlerinin varlığıdır. Çok ağır biçimlerinde epilepsi, saldırganlık, uyku sorunları gibi ek sorunlar daha sıktır. Bu olgularda sıklıkla otizme eşlik eden ve neden olan başka hastalıklar vardır.
    1-Zeka Geriliği
    Zeka özürlü bazı çocuklar tüm kriterleri karşılamamakla birlikte, otistik özellikler gösterebilirler. Aynı zamanda, otistik çocukların bir çoğunda zeka geriliği görülmektedir. Bireyin otizmden etkilenmesi zeka düzeyi, çocuğun konuşma yeterliliği ve zihinsel yetilerindeki bilişsel esneklikle; yani öğrendiklerini genelleyebilme yetisi ile ilgilidir. Büyük Britanya’da 2001 yılında 26 otistik çocuk üzerine yapılan araştırma, %30’nun zekasının normal düzeyde (IQ 70’in üzerinde) olduğunu,%50’sinin orta derecede zeka geriliğine, %20’sinin de aşırı zeka geriliğine (IQ’su 35’in altında) sahip olduğunu göstermiştir. Aynı çalışma YGB ile Asperger Sendromu olan 65 çocuğun yaklaşık %94 ‘ünün normal zeka düzeyine sahip olduğunu göstermiştir.
    Ağır otistiklerde tüm belirtiler olanca şiddetiyle görülürken, hafif otistikler zamanla konuşabilirler, göz teması kurarlar ve yaşıtları düzeyinde normal eğitim alabilirler.
    2-Dikkat Eksikliği ve Konsantrasyon Bozukluğu
    Dikkat eksikliği, bireyin yaşıtlarının düzeyinde konsantre olamama halidir. Genellikle belirtiler 7 yaş öncesi başlar, bazen de farklılık gösterip ergenlik döneminde ortaya çıkar. Bu tür kişiler çocukluk döneminde oyuna konsantre olmazlar, uzun süre dersi dinleyemezler, yazıları takip edemezler, ödevleri akılda tutamazlar, günlük programları organize etmekte güçlük çekerler, yazılı sınavlarda sık sık hata yaparlar. Tek başlarına verilen ödevi yapamazlar. Normal faaliyetten çabuk sıkılır; bir etkinlikten bir diğerine atlarlar. Ortak dikkat yoktur. (Çocuğun bir başka kişi ile bir nesneye ya da bir faaliyete odaklanamaması durumudur.) İlerleyen yaş döneminde unutkan, dalgın, konsantre olmayı gerektiren işlerde dikkati toparlamada zorluk çeken, işleri erteleme huyu olan, kısa sürede bir işten sıkılan kişiler haline gelebilirler. Buna benzer özellikler sizin çocuğunuzda da varsa gözlemlerinizi çocuk ve ergen psikiyatristleri ile paylaşın.
    3-Epilepsi
    Otizmin seyrine ait diğer ilginç bir durum da otistik regresyondur. Otizm tanısı alan çocukların en az 1/3’ünde otistik regresyon görülür. Otistik gerileme bazen epilepsi nöbetleriyle ilişkilidir. Otistiklerin %30’unda epileptik nöbetler vardır. Bu nöbetler, yetişkin yaşa kadar ortaya çıkar. Ergenlik ve genç erişkinlik çağındaki otistik çocukların üçte biri en az iki epilepsi nöbeti geçirir. Çocukluk yaşlarında nöbetlerin yüzdesi daha yüksektir. En sık başlama yaşı ise bluğ çağıdır. Nöbetlerin varlığı, merkezi sinir sistemindeki örselenmeyi gösterir. Bebeklikte başlayan ‘bebeklik nöbeti’ olarak anılan nöbet türü de otistik belirtilere neden olur.
    Rapin (1998),180 otistik çocuk ile bir araştırmada, %30 çocukta nöbet görüldüğünü, bunlardan %11’ine epilepsi tanısı konulduğunu, %17’ sinin epilepsi tanısı olmadan nöbet geçirmiş olduğunu, geri kalan %5’ inde nöbetin uyarıldığını bildirmektedir.
    Elektroensefalografi (EEG) beyin hücrelerinin oluşturduğu elektriksel aktivitenin saçlı deri üzerine yerleştirilen elektrodlar aracılığı ile çocuklara hiç bir zararı olmaksızın kaydedilmesi ve incelenmesidir. Bu yöntemle otizmi olan çocuklarda beynin temel biyoelektriksel aktivitesi gösterilebildiği gibi, epilepsiyle ilişkili ya da ilişkisiz anormallikler de saptanabilir.
    Otistik çocuklarda her nöbet tipi görülebilir. Nöbeti olan çocuklardan uzun süreli uyku EEG’si yapılanlarda 3. ve 4. uyku aşamasında birçoğunun “belirsiz epilepsi” geçirdiği saptanmıştır.
    4-Öğrenme sorunları
    Otistik çocuklar genel öğrenme sorunları sergilerler ve tipik olarak bir alanda gelişip başka bir alanda gerilik gösterebilirler. Otizmi olan çocuk bazı alanlarda, örneğin hafıza gücü ve müzikal yeti gerektiren alanlarda çok başarılı olabilirken, okuma, bisiklete binme gibi başka alanlarda başarısız olabilir. Otistik bir çocukta ek özür olarak ayrıca işitme ve görme özrü olabileceği, bedensel engelli birinde otizmin de varolabileceği unutulmamalıdır. Bekleme sorunları vardır. İyi programlanıp yapılandırılmamış bir zamanı geçirme konusunda zorluk yaşarlar. Öğrendiklerini genellemede zorlanırlar. Genellemek için sürekli yönergeye gereksinim duyarlar. Motor yanıtları başlatmada gecikme olabilir. Başarılı oldukları alanlarda bazen kötü, kötü oldukları alanlarda ise bazen iyidirler. Bazılarında gelişmiş okuma yetisi vardır. Buna hiperleksi denir. Otistiklerin %10-20’sinin hiperleksik olduğu bilinir. Bu otistik çocuklar çok küçük yaşta, örneğin 2-3 yaşlarında kendi kendilerine okumayı öğrenirler ancak okuduklarından anlam çıkaramazlar. Ham bellek gerektiren veya uzak geçmişe ait bellek yetileri gerektiren işlerde başarılıdırlar.
    5-Hiperaktivite
    Dikkat kontrolünün tam gelişmemiş olduğu, özellikle zor gelen ya da zevk vermeyen durumlarda, dikkat üzerindeki denetimin iyice zayıfladığı durumların başında “hiperaktivite” gelir. Otizmli çocukların bazıları aşırı hareketli olabildikleri gibi, bazıları hiperpasif denilecek ölçüde hareketsiz ve durgun olabilmektedir. Birçok otizmli çocukta hiperaktivite ile birlikte dikkat dağınıklığı da görülebilir. Otizimde de başlıca sorunun dikkati sağlayan sistemlerde olduğu sanılmaktadır. Hiperaktivite özellikle iki yaş civarındaki çocuklarda çok belirgindir. Bazı çocuklarda uzun süre devam eder ve başlıca sorunlardan biri olur. Aşırı aktif dönemleri zamanla hareketsiz etkinlik dönemleri izler. Bazende sadece belli ortam ve durumlarda aşırı hareketlilik görülür. Her hareketlilik hiperaktivite olarak görülmemelidir. Hiperaktive özellikleri taşıyan bireye örnek olabilecek davranışlar:Otizmli çocukların öfke nöbetleri ve saldırgan davranışları, genellikle istedikleri bir şey yapılmadığında, kafalarındaki düzen bozulduğunda, kendilerini baskı altında hissettiklerinde, bazen de nedenini yetişkinlerin bilemediği ya da anlamadığı zamanlarda ortaya çıkabilmektedir. Öfke nöbetleri ve saldırganlığın, otizmli çocukların çevrelerinde olu…p biteni anlayamamalrından dolayı yaşadıkları gerilimin bir sonucu olduğuna da inanılmaktadır. Böylesi bir gerilimin çocukların ilişkilerini bozması, çevresindekileri çaresiz bırakması hatta korkutması da kaçınılmazdır..Ayrıca bu davranışlar otizmli çocuğun öğrenme yaşantılarını da olumsuz etkileyecektir.
    NE YAPMALI ?
    1. Öfke nöbetine sebep olan etmenler varsa bulunmalı ve mümkün ise ortadan kaldırılmalıdır.
    2. Çocuğun davranışları karşısındakileri asla korkutmamalıdır.
    3. Çocuğun bunu başkalarına zarar vermek için yapmadığı, bunun kendini ifade etme biçimlerinden biri olduğu düşünülmelidir.
    4. Çocuğa kendini ifade edecek doğru kanallar öğretilmelidir.(Konuşamayan bir çocuğa, istek ve ihtiyaçlarının resimlerinin olduğu bir defter hazırlanması gibi)
    5. Öfke nöbeti bitince, 2-3 saniye sessiz kaldıktan sonra çocuğun bu davranışı dikkate alınmalı ve övülmelidir.( Aferin, şimdi sakin oturuyorsun Yani çocuk öfke nöbeti yaşadığı için cezalandırılmamalı, öfke nöbeti bitince sakinleştiği için ödüllendirilmelidir.
    ÖFKE NÖBETİ SIRASINDA ÇOCUK KENDİNE VE ÇEVRESİNE ZARAR VERİYOR İSE:
    1. Mümkünse çocuk yalıtılmış bir ortama alınmalıdır.( Etrafta sivri, kesici bir şeylerin olmadığı)
    2. Çocuk yetişkin tarafından kucağa alınmalıdır.Sırtı yetişkinin göğsüne gelecek, kafası yetişkinin çenesine 10 cm. altında kalacak – eğer çocuk kafa atarsa, yetişkinin çenesine ve kafasına zarar vermesin- şekilde bacakları yetişkinin bacaklarının arasında kalacak şekilde, sımsıkı tutulmalı, sıkıca sarmak yoluyla kontrol edilmelidir. Öfke nöbeti ve saldırganlık geçinceye dek, çocuğun enerjisi bitip sakinleşinceye kadar tutmaya devam edilmelidir.Bu arada unutulmaması gereken , yetişkinin çocuğa sözel müdahalede bulunmayıp sakin tutumunu sürdürmesidir.

  • Çocuk – aile ve iletişim danışmanlık merkezlerinin amaçları ve ne zaman başvurulmalı

    ÇOCUK- AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANLIK MERKEZLERİNİN AMAÇLARI VE NE ZAMAN BAŞVURULMALI

    NEDEN DANIŞMALISINIZ ? AMAÇLARIMIZ…

    Günlük yaşam çabaları içinde sağlıklı iletişimi başarabilme ve yürütebilme yolları hakkında bilgilendirmek.

    Anne-baba modellerinin çocuğun cinsel kimlik kazanmalarındaki rolleri ve gelecekte sorun yaşamamak için yapılabilecekler konusunda bilgilendirmek.

    Anne-baba ilişkilerinin çocuğun ruh sağlığı üzerindeki etkileri, yaşananlar konusunda öneriler sunmak.

    Aile birlikteliğinin önemi ve anne-babanın bu husustaki çabaları neler olabilir? Görüşerek, artıları ve eksileri değerlendirmek.

    Ayrılmış anne-babalara çocuklarının eğitimi ve ruh sağlıklarını koruma yönünde rehberlik yapmak.

    Olumsuz davranışların, yaşlar ve olumsuzluklar ilerlemeden görüşme yolu ile giderilebilmesi çalışmaları yapmak.

    Olumsuz davranışların nedenlerini ve çözüm yollarını detaylandırabilmek.

    Çocukları erken çocukluk eğitim kurumlarına (kreş,yuva, anaokulu, anasınıfı) giden ancak yeteri kadar zaman ayıramayan anne- babalara öneriler sunmak.

    Küçük yaş gruplarında servisle okula bırakılan, yeteri kadar öğretmeni ile iletişim kuramayanlar ya da bilgi almak isteyenlere uzman görüşü sunmak.Çalışan ya da çalışmayan anne olup, çocukları ve aile iletişimleri konusunda sohbet ortamında bilgi almak isteyenlere hizmet sunmak.

    Kendini ifade etmekte zorlananlara, kendisinde eksik olarak gördüğü yönleri olanlara rehberlik yapmak ve ortam sağlamak.

    Komşunun komşuyu tanımadığı büyük şehir ortamında duygularını, yaşam deneyimlerini, güçlüklerini anlatıp, paylaşarak anlatmak isteyenlere ortam sunmak.

    Psikiyatrik rahatsızlık durumuna gelmeden fikir alış-verişinde bulunmak ve destek almak isteyenlere ortam sağlamak.

    Çocuklarda yaşanabilecek duygusal problemlere neden olabilen faktörlerin araştırılması ve ebeveynlerle paylaşılarak çözüm yollarının önerilmesi çalışmaları yapmak.

    Anne- baba ilişkilerinin çocuğun ruh sağlığı üzerindeki etkileri ve çocuk için yapılabilecekler konularında rehberlik yapmak.

    Çocuklarda özgüven gelişimi için yapılabilecekler konusunda aileleri ve öğretmenleri aydınlatmak.

    Özbakım becerilerinin geliştirilebilmesi için anne-babaların yapabilecekleri konularında bilgilendirmek.

    Aile bütünlüğünün önemi bu konuda anne ve babaya düşen görevleri görüşmek (her aileye özel çözüm yollarının görüşülmesi)

    Boşanmış anne-babalara çocuklarının eğitim ve ruh sağlıklarını korumaları yönünde rehberlik çalışmaları yapmak.

    Olumsuz davranışların geç kalmadan, çocuğun yaşı ve olumsuzluklar ilerlemeden görüşme yoluyla giderilebilme çalışmalarını yapmak.

    Olumsuz davranışlar meydana gelmeden ya da ilk anlaşıldıklarında
    aile, aile-okul ortamının düzenlenebilmesi için yapılabilecek çalışmaları görüşmek.

    Çocuklarda yaşanabilecek, duygusal problemlerin nedenlerine inmek, bu problemlere neden olabilecek faktörlerin görüşülmesi, yapılabilecekler hakkında her çocuğa ve aileye özel çözüm yollarını görüşmek.

    Her değişik duygusal problemin kendine özel nedenleri vardır. Bu nedenlerin gereğine göre anne-baba-çocuk-çocuğa bakan kişi ile tek tek görüşmek.

    Duygusal problemler neler olabilir?
    Kıskançlık
    Hırçınlık
    Şiddet eğilimi
    Çalma davranışı
    Saldırganlık
    Öfke
    İnatçılık
    Anne-babadan ayrılmak istemeyen çocuklar(bağımlılık)
    Okul korkusu,okula gitmek istememe
    Uyku sorunları
    Yemek yeme sorunları

    Çocuk beslenmesinde doğru olanlar, yapılan yanlışların düzeltilmesi konularında bilgilendirmek.

    Çocukların temel ihtiyaçlarından olan uyku saatlerinin düzenlenmesi ve yapılması gerekenler hakkında bilgilendirmek.

    Anne-babaların çocuklarındaki bağımsızlık duygularının güçlenmesine yardımcı olma çalışmaları konusunda bilgilendirmek.

    Disiplin problemleri—ödül ve cezanın kullanım özellikleri ve en iyi sonucu alabilme çalışmaları hakkında bilgilendirmek.
    Uyum sorunları
    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu
    Öğrenme problemleri, kişisel gelişim hakkında bilgi ve beceri kazandırmak.

    0-18 yaş dönemi eğitim ve gelişim sorunları hakkında bilgi ve beceri kazandırmak, rehberlik yapmak.

    Okul-öğretmen- çocuk- genç ilişkilerinin düzenleme çalışmalarını yapmak.
    Arkadaşlarla ilişkiler ve ilişkilerde yaşanan sorunları gözden geçirip çözme yolunda görüşmeler yapmak.

    Çekirdek aile ya da geniş ailede kişiler arası iletişimde dikkat edilecek hususlar hakkında rehberlik yapmak.

    Yaşamı kolaylaştırmada, iletişimin olumlu kurulmasının etkilerini hakkında bilgilendirmek.

    Çocuğun günlük yaşamının planlanmasının önemi hakkında bilgi vermek ve çocuğa özel planlama çalışmaları yapmak.

    Çocuklar için seçilecek tv programları, kitap seçimleri, müziğin çocuk üzerindeki etkileri ve eğitimsel amaç için kullanılması çalışmaları yapmak.

    Bilgisayardan en iyi şekilde yararlanma, bilgisayar ve internet kullanımının planlaması çalışmalarını yapmak.

    Çocuklarla, gençlerle tv programlarının, kitapların, internetin olumsuz etkilerinden korunma çalışmaları için iletişimin önemi ve karşılıklı fikir alış-verişinin yapılmasının önemi üzerinde görüşmeler yapmak, konularla ilgili çıkarımlar yapılmasının gerekliliği hususunda görüşmeler yapmak.

    Çocuklarda çevreye ve toplum kurallarına uyum kurallarının paylaşılması, ancak, tehlikeleri ve olumsuzlukları ölçüp tartabilme konusunda görüşmeler ve gereğinde HAYIR diyebilme yollarının öğretilmesi ve bu özgüvenin verilmesi çalışmaları yapmak.

    Bazen, birbirimizi çok iyi tanıdığımızı zannederiz; ancak ortak bir noktada buluşamayız. Dışarıdan bir uzman gözüyle bakıldığında daha iyi tanıma olanağımız olur ve ilişkilerimize başka bir boyuttan bakmaya başlarız. Sohbet ortamında kendini tanıma çalışmaları yapmak.

    0-5 yaş çocuğun kişiliğinin oturduğu bir dönem olduğu için çok önemlidir. Bu dönemde değerlendirilmesi gereken, üzerinde önemle durulması gereken kritik dönemler vardır. Bu, çocuğun geleceğini etkileyecek olan kritik dönemlerde anne-baba ve çocuğa bakan kişiler nelere dikkat edeceklerdir? Çocuğa karşı nasıl davranacaklardır?

    Çocuk büyütme ve eğitme işini nasıl kolaylaştıracaklar ve zevkli bir hale getireceklerdir?

    Çocuk büyütürken eş olmanın önemi ve farkındalığını artırma çabaları hakkında bilgilendirme yapmak.

    Bakıcı, büyükanne- büyükbaba gibi çocukla direkt bakım ve eğitim ilişkisi olan kişilerle görüşmeler yapmak ve eğitimde yeni düzenlemeler yapmak.

    Cinsel eğitimde yaş gruplarına göre ebeveynlerin davranışları nasıl olmalı?
    Çocuklara ve gençlere cinsel eğitim verilirken nelere dikkat etmeli?
    Cinsellikle ilgili sorular karşısında yaş gruplarına göre ebeveynlerin tutum ve yanıtları neler olmalı? Tüm bu soruların yanıtlarını görüşmek.

    Anne- baba tutumlarının çeşitleri ve bu tutumların çocukların gelişimindeki etkilerinin görüşülüp, uygun bir tutum izleme çalışmalarının planlanmasını yapmak.

    Ebeveynlerde ortak tutum ve davranış geliştirmenin önemi, çocuk ve aile ilişkileri için yararlarını görüşmek.

    Ödül ve cezanın kullanımı,uygulanması, gerektiği durumlar, uygulama şekilleri ve yaş gruplarına göre özelliklerinin görüşülmesi, yapılmaması gereken yanlış davranışlar hakkında bilgilendirme çalışmaları yapmak.

    Ahlaki kavramların geliştirilmesi ile ilgili çalışmalar, vicdan gelişimi, doğruluk, dürüstlük gibi kavramların kazandırılabilmesi için dikkat edilecek hususları görüşmek.

    Her zaman için çocukların yanlışlar yapabileceklerini düşünmek; ancak yanlış yapsalar da sığınabilecek bir limanlarının olduğu hissinin kazandırılması hakkında rehberlik yapmak.

    Çocuğun ve gencin isteklerinde uzlaşabilme, herkesin ayrı bir birey olduğu, gruplara uyumda – aynı ayakkabı markasının giyilmesi gibi konuların aileleri zor duruma düşürdüğü – bireysel özelliklerin öne çıkarılmasının önemi gibi konuların görüşülmesi, üretken olabilmenin, çocuk ve gencin eğitimindeki önemi hakkında bilgilendirme yapmak.

    Çocuklara arkadaş değil; arkadaş gibi anne-baba olmanın önemi ve yararları hakkında rehberlik yapmak.

    Oyuncak seçiminde dikkat edilecek hususlar, çocuğun gelişimsel yönünde kuvvetlendirilmesi gereken yönlere uygun oyuncak önerileri sunmak.

    Yeteneklerin geliştirilmesine uygun etkinlik ve malzeme seçiminde rehberlik yapmak.

    Anadil gelişimi ile ilgili çocuğun yakın çevresinin yaş grubuna göre, neler yapabileceklerini görüşmek.

    Dil gelişimini destekleyici etkinlikler hakkında bilgilendirme yapmak.

    Çekingen ve utangaç çocuklar için çözüm önerilerini görüşmek.
    Seçtiğimiz en iyi okullarda çocuklarımız gerçekten hayata hazırlanıyorlar mı? Yoksa yalnızca, sbs, lgs, ygs gibi sınavlara mı hazırlanıyorlar?

    Anne-babalar sadece çocuğu, genci hediyelere boğma ya da isteklerinin hepsini karşılamakla mutlu edeceklerini mi düşünüyorlar?

    Anne- babalar çocuklarına etkili zaman ayırabiliyorlar mı? yaşamın koşuşturması içinde çocuklarımızla ve gençlerimizle ilişkilerimizi nasıl düzenliyoruz? Tüm bu soruların ve daha kapsamlı soruların yanıtları ÇOCUK- AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANLIK MERKEZ lerinde…

    PEDAGOG ÖZNUR SİMAV

  • Tuvalet eğitimi nasıl verilir?

    Tuvalet eğitimi nasıl verilir?

     “Tuvalet eğitimine çocuğun ve bakım veren kişinin hazır olduğu bir dönemde başlanması çok önemlidir. Hatalı bir zamanda ve hazırlıksız başlangıç, çocuğun bu aşamayı sorunsuzca atlatabilmesini engelleyebilir. Çocuk için tuvalet eğitimine hazır olmak demek; hem fizyolojik olarak kas gelişiminin tamamlanmış olması hem gelişimsel olarak kendini ifade becerilerinin kazanılmış olması hem de psikolojik olarak sağlıklı bir döneminde olması demektir.” diyen Prof. Dr. Bengi Semerci, Selpak’ın Prof. Dr. Bengi Semerci Enstitüsü işbirliği ile hayata geçirdiği “Tuvalete Merhaba” eğitim projesine de destek veriyor ve aileleri bilgilendiriyor.
    Ebeveynler, çocuğun doğduğu andan başlayarak, her hareketini yorumlamaya çalışır. “Güldü”, “Beni tanıdı” gibi daha soyut ve bizim atfettiğimiz gelişmelerin yanı sıra bazı fiziksel, davranışsal ve ruhsal değişimler bebeğin gelişimini gösterir. Başını dik tutması, desteksiz oturması, ilk diş, yabancıları ayırt etmeye başlaması, ilk kelimeleri ve ilk adımları bir düzen içinde bebeğin gelişimini izlememizi sağlar. Çocuğun tuvalet eğitimi ile bezden kurtulması, hem çocuğun kendisi hem de çocuğa bakım veren kişiler için önemli bir gelişimsel aşamanın tamamlanmasıdır.
    Tuvalet eğitimine çocuğun ve bakım veren kişinin hazır olduğu bir dönemde başlanması çok önemlidir. Hatalı bir zamanda ve hazırlıksız başlangıç, çocuğun bu aşamayı sorunsuzca atlatabilmesini engelleyebilir. Çocuk için tuvalet eğitimine hazır olmak demek hem fizyolojik olarak kas gelişiminin tamamlanmış olması hem gelişimsel olarak kendini ifade becerilerinin kazanılmış olması hem de psikolojik olarak sağlıklı bir döneminde olması demektir.
    Tuvalet eğitimi annelerin adeta kabusudur.  Ne zaman başlaması gerektiği, nasıl davranılması gerektiği konusunda kargaşa yaşanır. Tuvalet eğitimi için en uygun dönem 24-36 aylar arasıdır. Daha erken dönemde başlamak ve aşırı baskı kurarak bir an önce çocuğun temiz kalmasını sağlamaya çalışmak, hem fizyolojik olarak yapamayacağı bir şeyi yapmasını istemek hem de ilerde gelişebilecek bazı ruhsal sorunların başlamasına neden olmak demektir. Benzer şekilde hiç eğitim vermemeye çalışmak, zamanı gelince kendi söyler diye bırakmak da hem çocuğun tuvalet eğitiminin gecikmesine hem de ruhsal açıdan sorunlara neden olur.
    Bazı çocuklar çiş kontrolünü, bazılarıysa kaka kontrolünü önce öğrenebilirler. Bu durum çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Gün içinde tuvaletini kontrol edebilmek, gece kontrol edebilmekten daha önce tamamlanır. Tuvalet eğitiminin tamamlanma süresi çocuktan çocuğa değişir. Birçok kaynakta çocuğun çişini söylemesinin 5 yaşına kadar, kakasını söylemesinin 4 yaşına kadar süreceğini yazmakla birlikte, beklenti 3. yaşta eğitimin tamamlanması olmalıdır. 3 yaş toplumsallaşma ve kreşe başlama yaşıdır. Diğer çocukların yanında bezli olmak, çiş ve kaka kontrolünü sağlayamamak çocuğu rahatsız edecektir.  Gece altını ıslatma daha uzun sürer ve 5 yaşına kadar devam edebilir. İnatlaşmadan, büyümeye başladığını kabullenebilir ve dönemin özelliklerini bilirsek yeni beceriler kazanan bebeğimizle onları paylaşarak eğlenebiliriz.
    Hazır olduğunu nasıl anlarız?
    ·         Yürüyebiliyorsa,
    ·         Basit emirleri yerine getirebiliyorsa,
    ·         İsteklerini kelimelerle konuşarak anlatabiliyorsa,
    ·         Kendi kendine basit giysileri çıkarabiliyorsa,
    ·         Genellikle gün içinde 2-3 saat kuru kalabiliyorsa,
    ·         Tuvalete çıktığı saatlerin bir rutini oluşmuşsa,
    ·         Altının ıslaklığından rahatsızlığını ifade eder hale gelmişse tuvalet eğitimine başlama zamanları gelmiş demektir.
     
    Bazı durumlar yaşı gelmesine karşın tuvalet eğitimini zorlaştırabilir. Bu belirtiler şu şekilde sıralanabilir:
    ·         Henüz çocuğun saydığımız belirtileri göstermiyor olması,
    ·         Devamlı kabızlık problemi yaşaması,
    ·         Son dönemde hayatında önemli bir değişiklik olması (yeni bakıcı, yeni kardeş, taşınma, ölüm vb.)
    ·         Tuvalet eğitimini verecek olan kişinin gergin, sinirli olması, yeterli zaman ayıramayacağını düşünmesi ve
    ·         Birden fazla kişinin farklı şekillerde çocuğa tuvalet eğitimi vermeye çalışıyor olması.
    Tuvalet eğitiminde anne-babanın rolü
    Herhangi bir sağlık problemi olmadığı sürece erişkin olup hala tuvalet alışkanlığını kazanamamış hiç kimse yoktur. Bu yüzden eğitimin nasıl verileceğine, çıkabilecek sorunlara yoğunlaşarak, eğitimi bir endişe nedeni, bir sorun gibi algılamamak gerekir. Unutulmamalıdır ki tuvalet eğitimi doğal  sürecin bir parçasıdır. Bu nedenle çocuğun eğitim sürecindeki davranışlarına aşırı tepkiler vermemek gerekir. Tuvalet eğitiminin evin içindeki en önemli konu, çözülmesi gereken bir süreç şeklinde algılanması, eğitimi hem çocuk hem aile açısından zorlaştıracaktır. Sabır bu dönemin anahtar sözcüğüdür. Bir adım ileri, bir adım geri gidilmesi en sık rastlanan durumlardan biridir. Her defasında sabırla karşılamak ve öfkelenmeden tuvalet eğitimine devam etmek gerekir. Eğer çocuk aşırı tepkiler veriyor ve tuvaletini yapmayı kesinlikle reddediyorsa eğitim sürecine çocuk hazır olana kadar ara vermek, aşırı ısrarcı olup bu süreci inatlaşma ile geçirmemek son derece önemlidir.
    Tuvalet eğitimi sürecini, tamamıyla sizin kontrolünüzde ve sizin verdiğiniz eğitime göre tamamlanacak bir süreç gibi görmeniz sizi aşırı yük altında bırakır. Aslında bu süreç sizden çok çocuğunuzun kontrolündedir. Dolayısıyla bir ebeveynin görevi; sorumluluğu tamamıyla almak değil, çocuğuna mümkün olduğunca destek olmak, yüreklendirici davranmaktır. Bu süreç tam olarak siz hazır olduğunuzda değil, siz ve çocuğunuz hazır olduğunuzda tamamlanacaktır.
    ·         Tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğun tuvalete veya lazımlığına alışmış olması önemlidir. Her gün belirli aralıklarla tuvaleti olsun olması tuvalete ya da lazımlığa oturarak alıştırmalar yapmak alışkanlık edinmeyi kolaylaştırır.
    ·         Çocuğunuzu iyi gözlemlemeniz ve çişini ya da kakasını yaparken nasıl davrandığının farkında olmanız, onu uygun zamanlarda tuvalete yönlendirmeniz için uygun olacaktır. Örneğin yüzünün şekli değişebilir ya da yürürken bir anlığına durabilir. Bu tür durumlarda, onu tuvalete ya da lazımlığa yönlendirmek eğitimi başlatmak için işinize yarayacaktır.
    ·         Çocuklar tuvaletlerini birkaç dakikadan fazla tutamazlar, o nedenle tuvaletlerinin geldiğini söyledikten ya da siz fark ettikten sonra en hızlı şekilde tuvalete götürmek önemlidir.
    ·         Lazımlık çocuğun rahatlıkla ulaşabileceği bir yerde olmalıdır. Çocuk lazımlığına eğitim sürecinden önce kıyafetleriyle oturtturularak alışması sağlanabilir.
    ·         Sifon sesinden korkan, tuvaleti yalnızca pis bir yer olarak tanıyan çocukların eğitim süreçleri daha zor olmaktadır. O nedenle zaman zaman çocuğun sifonla oynamasına, tuvalete girmesine aşırı tepkiler vermemek gerekir.
    ·         Tuvalet eğitimine dar zamanlarda başlamamak önemlidir. Süresi çocuktan çocuğa değişmekle birlikte bu eğitimin tamamlanması zaman almaktadır.
    ·         Kız çocuklarının anneyi, erkek çocuklarının babayı model almaları, onları izleyebilmeleri süreci kolaylaştırmaktadır.
    ·         Çocuğun daha rahat hareket edebilmesi ve lazımlığa oturabilmesini kolaylaştırmak için mümkün olduğunca kendisinin çıkarabileceği türden kıyafetleri giydirmeye özen gösterilmelidir.
    ·         Tuvalet eğitimi verilmeye başlanıldığı zaman bez artık kullanılmamalıdır. Bez kullanmaya devam etmek eğitimi uzatacaktır. Genellikle anneler üşüyeceğini düşünerek, kış aylarında bez çıkarmaktan endişe duymaktadır. Ama çocuğun doğduğu zamana göre, yazın gelmesini beklemek gecikmeye neden olabilir. Her çocuk tuvalet eğitimi sürecinde ara sıra altına kaçırabilir. Bu durumda çocuğa kızılmamalı, ayıplanmamalı, cezalandırılmamalıdır.
    ·         Çocuğa sık sık tuvaleti olup olmadığını sormak yerine, belli aralıklarla tuvalete birlikte giderek kontrol etmek daha uygun olacaktır. Kakası için, her yemek öğününden sonra tuvalete oturtmak eğitimi kolaylaştırır. Ancak oturma süreleri uzun olursa, çocukla inatlaşma artar ve eğitim gecikir.
    ·         Tuvalet eğitimde en büyük ödül “aferin” dir. Tuvaletini artık bezine yapmıyor olmasını büyük ödüllerle, aşırı tepkilerle karşılamak zaman zaman altına kaçırdığında kızmak kadar yanlıştır. Alkışlamak, çok önemsemek, ödüller vaat etmek, tuvalet zamanını adeta bir tören haline getirmek eğitime ve sonraki sürece zarar verecektir.
    ·         Çocuk lazımlığa ya da tuvalete oturduğunda onun yanında kalıp, oyalanması sağlanabilir. Onu tek başına bırakıp gitmek, oturma süresini kısaltacağı için eğitimi güçleştirir.
    ·         Çocuğa “aferin” demek için tüm görevi yerine getirebilmesi beklenmemelidir. Örneğin tuvalete yetişememiş bile olsa tuvalete gitmiş ve pantolonunu çıkarmış olması da övülmelidir.
    ·         Çocuk tuvaletini yaptığında onu çişinden ya da kakasından tiksindirecek, yaptığı şeyden utanmasına yol açacak sözler söylenmemelidir (ay ne pis, koktu vb.)
    ·         Çocuğun tuvalet eğitimini kısa sürede tamamlayabilmesi ya da tamamlayamaması, hiçbir zaman çocuğun genel başarısı ya da başarısızlığı olarak yansıtılmamalıdır. Tuvalet eğitimi gelişimin doğal bir sürecidir.

  • Yaramaz, baş edilemeyen çocuklar

    1- Uygun ve yararlı olmayan, bir işe yaramayan.
    2- Söz dinlemeyen, uslu durmayan, yasaklanan şeyleri yapmakta ayak direyen (çocuk), haşarı

    Yukarıdaki tanımlar TÜRK DİL KURUMU ilköğretim okulları için hazırlanan sözlükten alınmıştır.

    Ben burada çocuklara ‘’yaramaz’’ diyen kişilerin dikkatini çekmek istedim. Belki yıllardan gelen bir alışkanlıkla hareketli olan çocuklara YARAMAZ diyerek, onları olumsuz olarak etiketliyoruz. Aklımıza bile gelmeyen, o kadar alışılmış , sıradan bir sözcük olmuş. Bu şekilde nitelenen bir çocuk, zaten o kavramı benimsemiştir. O kavramın gerektirdiği davranışları yapacaktır. Yaşı ilerledikçe de “ben zaten hiç kimseye faydası olmayan, kendime bile faydası olamayan bir insanım” şeklinde negatif bir yargıya sahip olacaktır.

    Günümüzde, çocuklarımıza verilmesi gereken değerin farkındalığında anlaşılabilir bir artış gözlenmektedir. Bu mutluluk veren gelişmeyle aileler HAŞARI, YARAMAZ diye nitelendirdikleri en değerli varlıkları için çözüm yolları bulabilirler.

    Çocuklarının bu şekilde olmalarının nedeni belki de kendileridir. Uzmanlarla iş birliği yaparak yeni davranış biçimleri, iletişim şekilleri öğrenebilirler. Ya da çocukta fiziksel, motor, psikiyatrik sorunlar vardır. Gerekenler yapılabilir.

    Bu çocuklar için “benim çocuğum biraz hareketli” denebilir. Ancak, aşırı hareketliliğinin nedenleri araştırılmalıdır. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı ilk akla gelebileceklerdendir. Ancak, ilk yapılacak, çocuğun gününü nasıl geçirdiğinin belirlenmesidir.

    Günlük yaşam planlaması, eğer çocuk bir eğitim kurumuna devam etmiyorsa, aileler tarafından üzerinde çok ta fazla durulan bir konu değildir. Aile, anne-baba kendileri günlük yaşamlarını devam ettirirken yanlarında çocuk ta büyür gider. Genel yaklaşım böyledir. Anne-baba sosyal hayatlarını sürdürürler.

    Çocuklarının beslenmesi nasıl olacaktır? Tüm besin guruplarından yeteri kadar alabilecek midir? Yoksa hazırlaması pratik, yada hazır besinler mi çocuk için düşünülüyordur? Meyve yiyeceğine, kolay diye hazır meyve suyu mu içirilecektir? Kalori yüklemesi yapılıp, enerji sarfedebilecekleri bir ortam sunuluyor mu?
    Anne-babaya taabi olup, herhangi bir sosyal alanda hareketsiz uymasını mı bekliyoruz? Sessiz bekle!, dur!, yapma!, atma!, tutma !, koşma! Gibi ültimatomların verildiği bir davranış içinde miyiz?

    Çocuğumuzun uyku ihtiyacı ne durumda ? ortalama hergün aynı rutini yakalayabiliyor muyuz? Bebeklik döneminde uzun süreler olan uykuya ihtiyaç, okulöncesi dönemde öğle dinlenmelerine genellikle ihtiyaç duyulacak şekildedir. 5-6 yaşlarında gece derin ve yeterli uyku alan çocuklar belki ihtiyaç duymayabilirler. Gece uykusuna zamanında geç kalmadan başlamak yine en önemli faktörlerdendir. Uyku olmasada günlük yaşamda sakinleştirilmiş zaman dilimlerininde olması gerekir.

    Anne-babalarda bir yaklaşımda ‘’çocuğum çok zeki, onun için hiç durmuyor’’ yaklaşımıdır. Bu şekilde de çocuğun tüm olumsuz tavırları hoşgörüyle karşılanmakta ve çocukta davranış bozuklukları yerleşik hale gelmektedir. Çocuğun yaşı büyüdükçe işin içinden çıkılamaz hal almaktadır. Okul sürecinde sıkıntılar ve uyum sorunları yaşanmaktadır.

    Pedagoglar, aileye çocuklarının gününü planlamada destek olacak kişilerdir ve zamanında destek alınması önemlidir. Öğrenme faaliyetlerinin iyi ve başarıya yönelik şekilde yapılmasında; tüm fiziksel ihtiyaçların zamanında ve kaliteli şekilde karşılanmasının büyük önemi vardir. Ayrıca yapılan taşkınlıklarla ebeveyn- çocuk iletişimi büyük zarar görmektedir.

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG
    BİLİRKİŞİ- AİLE DANIŞMANI- DANIŞMAN ÖĞRETMEN