Etiket: Çocuk

  • Çocuklarınızla Sağlıklı İlişki Yönetimi

    Çocuklarınızla Sağlıklı İlişki Yönetimi

    Sağlıklı ilişki kurma anlamında her bireyin zorlandığı noktalar vardır. Öncelikle ilişki kurmak nedir, nasıl kurulması gerekir ve kurarken nelere dikkat etmemiz gerekiyor buna dikkat etmemiz önemli bir husustur. Çocuklarınızla sağlıklı ilişki yönetimi ancak onları anlayabilmek ve bir birey olduklarına inandığınız sürece mümkündür.

    Her çocuk özeldir ve özellikleriyle bir bütündür. Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken önemli noktalardan biri isi her çocuğun farklı bir birey olduğunu bilmeleri ve kabul etmeleridir. Eğer çocuklarımızı olduğu gibi kabul etmeyi ve sevmeyi başarırsak onlarla muazzam bir ilişki içine girmiş olacağız. Bilmeliyiz ki geleceğimiz çocukların değil, onları yetiştiren ebeveynlerin elindedir.

    Çocuklarla sağlıklı ilişki kurmanın faydaları nelerdir?

    Öncelikle sadece çocuklarla değil; bireyin kendisiyle de kurduğu ilişki oldukça önemlidir. İlişki kurma anlamında kendimizi ne kadar iyi tanırsak karşı taraf içinde o kadar iyi anlaşılırız. Çocuklarla sağlıklı ilişki kurmak onların gelecekteki kişilik yapılarını oldukça etkileyen bir durum olduğundan değerlidir. İlişki yönetimini ebeveyn doğru bir şekilde yaparsa çocuklarda ebeveynleriyle sağlıklı bir ilişki kurmuş olacaktır.

    Sağlıklı ilişki yönetimi çocuklarınızla aranızda sağlam bir bağ oluşmasına neden olur. Buda çocuklarınızın aykırı durumlarda, yaşadıkları en ufak sorunlarda, sosyal ilişkilerinde, gelecek planlamalarında ve hayatlarının her alanından haberdar olmanıza olanak sağlamaktadır. Çocuklarınızla paylaşımınızın artacağı anlamı da taşımaktadır. Onları tanımak, ne istediklerini bilmek, verdikleri kararlara saygı duymak, onları olduğu gibi kabul etmek ve bir hayat yarışına sokmamak hem onların güvenini hem de sevgisini kazanmanızı sağlar.

    Ebeveynler olarak neler yapmalıyız?

    Çocukların alanlarına aşırı müdahalede bulunmamalıyız. Onların isteklerine kulak vermeli, ne istemediklerine dikkat etmeliyiz. Anne ve babalarımızdan gördüğümüz şekilde değil; çocukların doğru yolda ilerleyebileceği şekilde destek olmalıyız. Teknoloji çağında olduğumuzu bilmeli ve bu çağı olabildiğince faydalı bir şekilde kullanmalıyız. Her zaman çocuklarımıza yapmalarını talep ettiğimiz şeyleri kendimizde yapıyor olmalıyız.

    Çocuklarınızla aslında anlaşmanın ne kadar kolay olduğunu bilmeliyiz. Ve bunu zorlaştıranın bizler olduğunu unutmamalıyız. Onlarla beraber gelişmeyi unutmamalı, onlarla aynı yolda yürümeliyiz. Çocuklarınıza arkadaş gibi değil; anne baba gibi davranmanın doğru olduğunu unutmamalıyız. Çünkü onların zaten arkadaşları var. Sizin göreviniz anne baba olmaktır. Anlaşamadığınız noktalarda bile sakin kalmalı, onunla göz teması kurabilecek bir pozisyonda nasihat vermeliyiz. Emir kipi kullanmak yerine ‘ bunu yapmak senin ve bizim için oldukça değerli ‘ gibi cümlelerle yaklaşmalıyız. Bu şekilde çocuklarınızla temasınız daha anlamlı olacaktır.

  • Cinsel İstismar

    Cinsel İstismar

    Çocuk istismar, karışık sebepleri ve dramatize neticeleri olan, tıbbi, hukuki, gelişimsel ve psiko-sosyal kapsamlı gerçek bir sorundur. Cinsel istismar asırlardır bilinen bir mevzudur. Bununla birlikte çocuk istismarlarında son zamanlarda gözle görülür bir artış mevcuttur. Amerika Birleşik Devletleri’nin yapmış olduğu araştırmalarda görülmüştür ki çocukların; 1998’de binde 1.6’sının cinsel istismara uğramıştır. Başka ülkelerde yapılan epidemiyolojik çalışmalarda da benzer oranlardan söz edilmektedir.

    Çocuk istismarının patolojik koşulları hem türetici hem de yıkıcı olan gerçeküstü yeteneklerin ilerletilmesini zorlar. Cinsel istismar çocuklarda birçok etkeni beraberinde getirmekte ve yetişkinlikteki oluşum süreçlerini de zedelemektedir. Çocukta güven duygusunun yıkıcı bir hale gelmesine neden olmakta aynı zamanda normal gelişim süreçlerini de sarsmaktadır. Cinsel sömürünün yaşandığı her yaş insan patolojisini değiştirmektedir. Cinsel istismar birçok patolojik sonuçları oluşturmaktadır.

    Aile İçi Cinsel İstismar: “Ensest”

    Ensest, yakın akrabalar arasında istekli ya da isteksiz cinsel ilişkiye girmesidir. Birçok kültürde bu durum yıkılamayan bir tabudur. Evlenmeleri yasal, ahlaki ve dini boylamlarda men edilmiş birinci ve ikinci kuşak akraba olan kadın ile erkeğin cinsel ilişki yaşama anlamında kullanılmaktadır. Cinsel sapkınlık olarak bilinen ensest “akraba aşkı” olarak da tanımlanabilmektedir.

    Toplum tarafından kabul edilmeyişi ve ayıplanmış olması ensest ilişkinin saklı tutulmasına sebep olmaktadır. Ensest birliktelik klasik olarak dayandığı nokta kan bağıdır. Benzer birliktelikler kurulduğu, aile bağının ve güvencesinin oluşmuş olduğu veya aile bireyleriyle olan ensest birliktelik uzun seneler süresince görünmezlikten gelmiştir.

    Cinsel Sömürünün Çocuklar Üzerindeki Tesirleri

    Çocuklarda cinsel sömürü ahlaksal bir suç olmasıyla beraber olumsuz halk sağlığı ve uzun sürelerde olumsuz sonuçlarda doğurmaktadır. Bu sonuçlar içinse tek bir hastalık tablosu yoktur, ancak cinsel sömürü tehlike etmeni olarak kabul görülmektedir. Genellikle kaygı bozuklukları cinsel sömürüye uğramış çocukluklarda kısa zaman içerisinde ortaya çıkabilmektedir.

    Normal olmayan cinsel eylemlerin uygun olmayan ortamlarda sergilenmesi davranışlarıdır. Cinsel bir ilişkinin kendince taklit edilmeye çalışılması, cinsel organlarına yabancı cisimleri sokmak, bireylere karşı sürtünme eyleminde bulunmalarıdır. Çocukluk dönemlerinde cinsel tacize uğramış kişiler yetişkinliklerinde ya cinsel istismarda bulunurlar ya da kendi cinselliklerini maddi anlamda kazanç sağlamak için kullanmaktadırlar.

  • Çocuğa Yönelik Cinsel İstismarı Hangi Yöntemlerle Önleyebiliriz?

    Çocuğa Yönelik Cinsel İstismarı Hangi Yöntemlerle Önleyebiliriz?

    ÇOCUKLARINIZLA KONUŞUN

    Toplumda karşılaşan en acı olayların başında çocuğa yönelik cinsel istismar gelmektedir. Bu durum gerçekleşmeden aileler olarak ‘neler yapmalıyız?’sorunusunu ön plana çıkararak, şunları söylemeliyiz ki; Çocuklarınızla konuşun! Cinsel istismarın ne demek olduğunu ve kendilerini nasıl koruyacaklarını bilmelerine izin verin. Sonrasında, çok “özel” olabilecek konularda sizinle konuşmaları konusunda rahat hissetmelerini sağlayın.

    Çocuklarımızla neden cinsel istismar hakkında konuşmamız gerektiğine dair birçok sebep vardır. İlk ve öncelikli olarak, aileleri cinsel istismar konusunda konuşan çocukların, bunun olmasını engelleme konusunda çok daha hazırlıklı oldukları bilinmektedir.

    Bir başka sebep ise bu suçun görülme sıklığıdır. Daha da endişe verici bir istatistik ise cinsel istismara uğrayanların ortalama yaşının altı ile dokuz arasında olmasıdır.

    Cinsel istismarın yoksul mahallelerde yaşayan, düzgün işlemeyen ailelerin sorunu olduğunu düşünsek de, durum böyle değil.

    Cinsel istismarı, iyi ailelerin evleri dışında olan bir şey olarak düşünmeye meyilli olsak da bir çok çocuk ensest kurbanıdır. Ama yine de cinsel istismar herkesin evinde, üvey anne babalar, kardeşler, kuzenler, amcalar, büyükanne, büyükbabalar arasında dahi görülebilen bir durumdur. Yani, nerede yaşarsak yaşayalım ya da ne kadar sağlam aile bağlarına sahip olursak olalım, çocuklar cinsel istismar problemi konusunda önceden bilgilendirilmeli ve uyarılmalıdır.

    Çocuklarınızla Cinsel İstismar Hakkında Ne Zaman Konuşmalısınız?

    Cinsel istismar hakkında konuşmak için en iyi zaman, çocuğunuzun potansiyel olarak tehlikeli bir durumda olmadığı ve kendisini güvende hissettiği zamandır. İstismar ihtimalinin olacağını veya ne zaman olacağını bilmek mümkün olmadığından bu konuyu, erken yaşta konuşmak önemlidir. Okul öncesi dönem bile çok erken olarak düşünülmemelidir.

    Anlatacaklarınızın ayrıntıları çocuğunuzun yaşına göre değişecek olsa da, diğer güvenlik konularıyla birlikte saldırıyı önlemeye dair genel bir eğitim tüm yaştaki çocuklara verilmelidir.

    Örneğin;

    • Küçük çocuğunuza yabancılardan şeker almaması gerektiğini öğrettiğiniz gibi, birisi bedenlerinin özel bölgelerine dokunmak isterse ona hayır demesi gerektiğini de öğretebilirsiniz.

    • Çocuğunuzla, sokakta bulduğu veya bilmediği bir maddeyi yiyip içmemesi gerektiğini konuşurken, kişisel gizlilik ve rahatsız eden dokunuşlara karşı gelme haklarını da konuşabilirsiniz.

    • Uyuşturucuya neden hayır demeleri gerektiğini açıklarken, onlara dokunan ve kendilerini rahatsız hissettiren bir kişiye de neden hayır deme haklarının olduğunu açıklayabilirsiniz.

    Cinsel İstismar Hakkında Nasıl Konuşmalısınız?
    Çocuklarınıza cinsel istismar hakkında konuşurken bilgileri, onları gereğinden fazla korkutmadan ve dehşete düşürmeden aktarmak önemlidir. Aslında “cinsel istismar” tanımını da kullanmanız gerekmez. Sizin amacınız çocuğunuza, o istemedikçe kimsenin bedenine dokunmaya hakkı olmadığını olumlu ve tehditkar olmayan bir şekilde öğretmektir. Verilmek istenen bu mesaj, (hassas, kişisel veya tabu olarak düşünülse dahi) aileler rahatça konuşulabilecek bir ortam sağladığında kolayca yerine ulaşır. 

    Aynı zamanda istismarı önleme konusunu konuşmak kendi beden parçalarının isimlerini, genital bölgeler de dahil, bilen çocuklarla çok daha kolaydır. 

    Ne Söylemelisiniz?

    Çocuğunuzla cinsel istismar hakkında konuşurken, iki hedefe ulaşma amacında olmanız önemlidir. 

    • Çocuğunuzun, cinselliği istismar eden bir davranışı tanıması ve ayırt edebilmesi için spesifik ve doğru bilgiler verin.

    • Çocuğunuza, tehlikeli olma potansiyeli olan bir durumla başa çıkabilmesi için spesifik yollar öğretin.

    Bu hedeflere ulaşmak için aşağıdaki yönergeleri takip edebilirsiniz:

    “Kişisel Parçaları” açıklayın.

    “Baba, neden sıcak olduğunda kızlar tişörtlerini çıkaramazlar?”

    “Anne, neden banyoya seninle birlikte giremiyorum?”

    “Neden salonda giyinip soyunamam?”

    Çocukların sordukları sorular bize “kişisel parçaları” konuşmak için olanak sağlar. 

    Bedenimizin bu bölümlerinin kirli ya da utanılacak yerler olduğu algısı yaratmadan, mayoyla kapattığımız bölgelerin çok özel ve kişisel olduğunu açıklayın. Daha sonra bu kişisel bölgelerin neden kapalı olması gerektiği ve kişinin gerekirse ebeveyninin ve ebeveynin izniyle doktorların dışında kimse  tarafından görülmemesi ve dokunulmaması gerektiğini açıklayın.
    “Cinsel İstismarı” açıklayın.

    Çocuklar; bazı yetişkinlerin veya genç insanların, kendi özel yaşamlarını gasp etmeye çalışabileceklerini ve bunu durumun kabul edilebilir olmadığını bilmelidirler. Çocuklarınızın bilmesi gereken iki tür cinsel istismar vardır:

    • Dokunmadan istismar: cinsellik ile ilgili sözel veya görsel uyaranlarla çocuğun uyarılması, müstehcen telefon aramaları, teşhircilik, röntgencilik ya da özelin gizlenmesini ortadan kaldırarak çocuğun cinsel birleşme eylemine görsel ya da işitsel olarak tanık olacağı durumları içerir.

    • Dokunarak istismar: okşama, tüm özel bölgelerle cinsel birleşme ya da teşebbüste bulunma; özel bölgelere dokunma, ensest ve tecavüz durumlarını içerir.

     

    Bunların yanında çocuğunuz, istismarı yapan kişilerin yabancı olmak zorunda olmadığını bilmelidir. Çocuk tacizcilerinin yüzde seksen beşi çocuğun tanıdığı kişilerdir. Son zamanlardaki haberler, dehşet verici durumların altını çizmektedir. Çocuğunuza “Hiç kimse; öğretmenler, akrabalar, arkadaşalar vs. sana dokunabilirim ya da vücudunun özel bölümlerine bakabilirim diyemez.” diye anlatın.

    Nasıl Hayır Diyebileceğini Açıklayın.

    Çocuğunuz bedeninin ona özel ve kişisel bölümleri olduğunu öğrendikten sonra birisi ona dokunmaya çalıştığında, bedeninin kişisel bölümlerine bakmaya çalıştığında ya da kendi kişisel parçalarına onu maruz bırakmaya çalıştığında ne yapması gerektiğini konuşun.

    Çocukların, kendi bedenlerini kontrol edebileceklerine dair sizin izninize ihtiyaçları vardır; çünkü genelde, yetişkinlere itaat etmeyi ve saygı duymayı öğrenmişlerdir. Bu durumda, olan şey onların hoşuna gitmiyorsa hayır diyebileceklerini ve demeleri gerektiğini bilmelidirler.

    Çocuğun potansiyel bir saldırıyı durdurması için en etkili yol yüksek

     ve katı bir sesle “HAYIR” diye bağırmak ve durumdan hızlıca uzaklaşmaktır. Ya olursa! oyunları uydurarak hayır demenin provasını yapabilir ve çocuğunuza yardım edebilirsiniz.

    Bu oyunu çeşitli olası tehlikeli durumlar için kullanın:

    • Ya yabancı bir adam gelip polis olduğunu, sorular sormak için arabaya binmen gerektiğini söylerse, ne dersin?

    • Ya bir arkadaşın veya akraban doktorculuk oynayalım, kıyafetlerini çıkar derse, ne dersin?

    • Ya tanıdığın birisi bacaklarının arasındaki bölgeye dokunmak sürtünmek isterse, ne dersin?

    Bu durumlarda güçlü cevaplar vermesi için çocuğunuza koçluk edin:

    • Hayır, bunu yapma!

    • Hayır, anneme söylerim!

    • Dur, yapamazsın!

    • Ailem bunu yapamayacağını söyledi!

    Çocuklarınız bir kez bu oyunla tanıştıktan ve onlarla alay etmeden, onları utandırmadan oynayacağınızı öğrendikten sonra kendi  ya … olursa sorularını sormaya başlayabilirler.  Bu, sizden hassas bir konuda bilgi ve destek almakta rahat hissetmeye başladıklarına dair iyi bir işarettir.

    Koşulsuz Sevgi ve Destek Verin.

    Çocuk tacizcileri kurbanlarını üç şekilde kontrol etmeye çalışırlar:

    1. Çocuğu baskı altına alarak ya da otorite gücünü kullanarak,

    2. Çocuğu istenmeyen fiziksel bir temasla sonuçlanacak “eğlenceli bir oyun” oynayacakları konusunda manipüle ederek,

    3. Hediyeler ya da seveceği şeyler vereceğini söyleyerek. 

    Bu teknikler oldukça ikna edicidir ve çocuğa bir şekilde  sorumluymuş hissi verebilir. Çocuklarınızı, bir yetişkin veya büyük bir çocuk ona dokunmaya ya da kendi bedenini göstermeye çalışırsa kendilerini suçlamamaları gerektiği konusunda ikna edin.

    Aynı zamanda, bir yetişkin ya da kendilerinden büyük bir çocuk, çocuğunuzun özel yaşamını gasp etmeye çalıştığı zaman bunu size anlatmasının kesinlikle çok güvenli ve iyi bir yol olduğunu da çocuklarınıza anlatın. Tacizcilerin çocukları güzel sözlerle kandırdıklarını ya da bu durumu “özel” bir sır olarak tutmaları konusunda tehdit ettiklerini bilmelerini sağlayın. Başka yetişkinlerin ne dediklerinin önemli olmadığı, her zaman sizinle konuşabilecekleri konusunda da onlara güven verin. 
    Vermek istediğiniz Mesajı Tekrarlayın.
     

    Tek bir konuşmada çocuğunuza cinsel istismar konusunda yeterince etkili bir uyarı veremezsiniz. Tekrar etmek, öğrenme sürecinin gerekli bir parçasıdır. Bu sebeple açıklamalarınızı değişik durumlar için tekrarlayın. Konuşmalarınızdan birkaç gün sonra çocuğunuzu bazı sorularla takip edin. Bu onlara, olabilecek endişelerini dile getirmeleri için fırsat verir. Şöyle sorabilirsiniz:

    “Vücudun özel bölgeleri ile ilgili konuşmamız hakkında düşündün mü”

    “Biri sana istemediğin şekilde dokunmaya kalkarsa ne yapacağın konusunda herhangi bir sorun  var mı? “

    “Sana oyuncak ya da şeker vermeyi teklif eden yabancılara ne demen gerektiğini hatırlıyor musun?”

    Açığa Vurulmamış Korkuları Dinleyin.

    Cinsel istismar hiçbir zaman çocuğun hatası değildir ve sır olarak tutulmamalıdır. Bazı çocuklar karşılaştıkları ve onları rahatsız eden durumları konuşmakta zorlanıyor olabilirler. O yüzden, onların size bir şey anlatmaya çalıştığının sinyallerini gördüğünüz zaman dikkatli olmanız çok önemlidir. Örneğin, normalde arkadaş canlısı olan çocuğunuz, “ben X amcanın evine gitmekten  nefret ediyorum” diyorsa, ya da keman dersine gitmeme konusunda alışıldığın dışında bir inatçılık gösteriyorsa, biraz araştırma yapın. Reddettikleri yetişkin hakkında ne hissettiğini çocuğunuza sorun. Lafı çocuğun ağzına tıkmadan, o kişiyle son görüştüklerinde ne olduğu konusunda açıkça konuşmaları için onları cesaretlendirin.

    Eğer Çocuğunuz Cinsel İstismara Uğradıysa Ne Yapmalı?

    Hiçbir şey çocukları birisi tarafından cinsel istismara uğrayan ebeveynleri bu durumla başa çıkmaya hazırlayamaz. Böylesine acı ve rahatsızlık verici bir olayla  yüzleşmek için doğal bir direnç olsa da, ailenin bununla nasıl başa çıktığı, çocukta travmatik bir etkiyle olup olmayacağını belirler.

    Yetkili Otoriteye Bildirin. 

    Herhangi bir istismar fark ettiyseniz, aile içinde ya da dışında işlenmiş bir suç olabilir, hemen polise rapor edin.

    Bazı aileler cinsel istismarı bildirmekten korkarlar; çünkü çocuklarını toplumsal baskıdan korumak isterler. Böyle bir suçlamada bulunmak ya da cinsel istismarı kanıtlamak hiç kolay olmasa da, bu durum olmamış gibi davranmak çocukta çok yıkıcı etkilere sebep olabilir. Olayı polise bildirmezseniz, çocuğunuz bir suçluyu koruyor olduğunuz hissine kapılacaktır. 
    İstismarın bir sır olarak kalması için aldığınız karar çocuğunuza, bunun gerçekten olduğuna inanmadığınızı ya da çocuğunuzun bir şekilde hata yapıyor olabileceği ve o yüzden otoritelere bildirilmemesi gerektiğini düşündüğünüzü ima edebilir. Tabi ki, istismarı bir sır olarak tutmayı seçerseniz, bir suçluyu korumuş ve suçlunun küçük çocukları cinsel istismara uğratmaya devam etmesine imkan vermiş olursunuz.

    İstismar şüphenizi polise ya da sosyal hizmetlere bildirdiğinizde, sizi nelerin beklediğini bilmeniz önemlidir.
    Çocuğunuzun ihtiyaçlarına kulak verin.
    Yetkililer kendi işlerini yaparken çocuğunuza, kontrol ve güven hissini geri kazandırmasında yardımcı olmak için yapabileceğiniz çeşitli şeyler olabilir.

    • Çocuğunuzu yatıştırın: Çocuğunuza sevginizi göstererek ve onu rahatlatarak duygusal ilk yardım verin. Bunun başlarına gelebilecek en kötü şey olduğu gibi bir izlenim vererek gerginlik yaratmayın. Uygun olan tepki şefkat ve sempatidir, histeri ya da acıma değil.

    • Kendi duygularınızı kontrol edin; çoğumuz bir çocuk söz konusu olduğunda aşırı bir öfke ve kızgınlık duyarız. Bu kızgınlık ya da suçluluk duygularınızı başka bir yetişkinle tartışmalısınız, çocuğunuzla değil. Böylelikle çocuğunuz bu duygularınızın sorumluluğunu kendi üstüne almayacak ya da öfkenizden korkmayacaktır.

    • Çocuğunuzu, deneyimi hakkında konuşması için cesaretlendirin; iyi bir dinleyici olun ve çocuğunuzun yaşıyor olabileceği korku, kızgınlık, düşmanlık, suçluluk, şaşkınlık ya da utanma duygusunu ifade etmesi için yardımcı olun. Çocuk bu deneyimi hazmedene kadar, hakkında tekrar tekrar konuşmaya ihtiyaç duyabilir.

    • Çocuğunuza inanın; profesyonel deneyimler, çok az çocuğun cinsel istismar konusunda yalan söylediğini göstermektedir.

    • Çocuğunuzu, bunu bildirdiği için takdir edin; olayı anlatmakla kesinlikle doğru bir şey yaptığının güvencesini verin.

    • Çocuğunuzu suçluluktan kurtarın; cinsel istismar asla bir çocuğun suçu değildir, çocuğunuza “bunun olmasına nasıl izin verdin?” ya da “Ailesi evde değilken başkasının evine gitmemen gerekirdi” gibi şeyler söylemeyin. Sorumluluğun ve suçun sadece bunu yapan diğer kişide olduğu konusunda net olun.

    • Başka bir istismara karşı koruma oluşturun. Çocuğunuza, bunun tekrar yaşanmaması için mümkün olan her şeyi yapacağınız konusunda güvence verin. 

    • Profesyonel yardım alın; cinsel istismar vakasında profesyonel yardım almayı ciddi bir şekilde göz önünde bulundurmalısınız. Profesyonel tedavi, mümkün olan en kısa zamanda, çocuğun yetişkinlikte ciddi sorunlar geliştirmemesi için en iyi yoldur. Bir çocuk psikoloğu çocuğun öz güvenini geri kazanmasına ve istismardan dolayı duyduğu suçluluktan kurtulması yardım edebilir. Aynı zamanda terapi aile üyelerine de, çocuğun travmayla başa çıkmasında nasıl yardımcı olabilecekleri konusunda destek olur. 

  • Anne Ben Okula Gitmek İstiyorum !!!

    Anne Ben Okula Gitmek İstiyorum !!!

    Çocuklar küçük yaşlardayken genelde okula gitmeyi hayal eder ve okula giden büyüklerine imrenirler. Fakat okul çağları geldiğinde, bu istek yerini yoğun bir heyecana bırakır. Öyle ince bir çizgide durur ki bu heyecan, korkuya dönüşmesi an meselesidir. Birkaç yıl, hatta birkaç ay öncesine kadar okula gitme arzusuyla dolu olan çocuğun ağzından, birden şu kelimeler dökülmeye başlar; “Anne ben okula gitmek istemiyorum”.

    Peki nedir okul fobisi? Çocuklar bu duyguya neden ve nasıl kapılır? Okul fobisi olan bir çocuğun ailesi bu durumu nasıl karşılamalıdır?  İşte bu makalede bu ve benzeri sorularınızı yanıtlayıp, konuyla ilgili bilinmezlere ışık tutmaya çalışacağız.

    Okul Fobisi Nedir?

    Okul fobisi, kuvvetli bir endişe nedeniyle okula çağındaki çocuğun okula gitmeyi reddetmesi ya da bu konuda isteksiz görünmesidir.  Bu duygu karmaşasına okula ilk başlama zamanlarında daha sık rastlanırken, bazen okul yaşamının daha sonraki yıllarında da ortaya çıkabilir. Okul korkusu yaşayan çocuk, birden bire okula gitmemek adına direnç gösterirken, çoğu zaman anlamsız bahaneler sıralar. Ebeveynler tarafından gelecek olan aşırı zorlamalar karşısında ise çocuk panik içine girer, endişe duyar, ağlar ve okula gitmeme konusundaki ısrarını dile getirmeye devam eder.

    Nedenleri;

    Okul fobisinin kaynağında çocuğun anneden ya da anne yerine geçen kişiden ayrılma korkusu yatar. Küçük yaştaki çocuk bu türden bir ayrılık yaşadığı zaman annesi tarafından terk edileceğini de düşünebilir. Çocuk annenin yokluğunda kendisine veya annesine bir zarar geleceğini düşünür ve endişelenmeye başlar. Çocuk hiç tanımadığı bir yerde, hiç tanımadığı bir otoriteyle karşı karşıya kaldığında korkar ve ailesinin yanında olmanın kendisi için daha iyi olacağını düşünmeye başlar. Diğer yandan evde bir kardeşi daha olan çocuklar için durum daha farklıdır. Onlar yokluklarında ebeveynlerinin kardeşiyle geçirdiği vakti kıskanabilir, okuldayken evdeki statüsünü kaybedeceği fikrine kapılabilir, ailesinin onu kendisinden kurtulmak için okula yolladığını düşünebilir ve tüm bunları engellemek adına da okula gelmeyi reddedebilir.

    Ayrılma korkusunun şiddeti de okul fobisi oluşumunda önemli etkenlerdendir. Bazen anne çocuğun kendisinden ayrılıp okula gitmesini çabuk kabul edemez. Bu konudaki duygu ve hislerini de farkında olmadan ince iletilerle ve dolaylı yollarla çocuğa iletmiş olur. Bu tür durumlarda anne çocuğa o okula başladığında kendisinin bütün gün onu bekleyeceğinden, bunu yaparken onu çok özleyeceğinden ve birlikte ne kadar güzel zaman geçirdiklerinden bahsetmeye başlarlar. Tüm bunları dinleyen çocuk ise, okula başlamayı adeta annesine ihanet etmekle eş anlamlı tutmaya başlar. Böylece oda tıpkı annesi gibi okula gitmekle yaşayacağı ayrılık korkusu arasında gidip gelir. İşte bu da okul fobisi oluşumunda bir diğer önemli etkendir.

    Okul Fobisi Yaşayan Çocukların Ortak Özellikleri;

    Okul korkusu geliştiren çocuklar genellikle;

    • Anne baba tarafından aşırı korunan,

    • Yaptıkları her işten onay bekleyen,

    • Anneye aşırı bağımlı,

    • Kendine olan özgüveni eksik,

    • Anında tatmin isteyen,

    • Uslu ve uyumlu,

    • Utangaç, isteklerini özgürce ifade edemeyen,

    • Yabancılarla iyi iletişim kuramayan, yabancılardan korkan ya da görüşmek istemeyen,

    • Sokağa çıkıp oyun oynamak yerine, evde zaman geçirmekten daha mutlu olan,

    • Konuşma becerisi gelişmemiş olmasına rağmen, sorunlarını kendi kendine çözmeye çalışan çocuklardır.

    Çocuğunuzun Okul Fobisi Olduğunu Nasıl Anlarsınız?

    Okul fobisi yaşayan çocuklarda özellikle okula gitme zamanlarında;

    • Baş ağrısı, karın ağrıları, bulantı, kusma hissi ve iştahsızlık gibi psikosomatik belirtiler görülüyorsa,

    • Çocuk son zamanlarda alıngan ve sinirliyse,

    • Heves ve enerji kaybı yaşıyorsa,

    • Utangaç davranıyorsa,

    • Uykusuzluk çekiyorsa,

    • Okul etkinliklerine karşı pasif, içe kapanık davranıyorsa,

    • Okulda ve evde nedensiz yere ağlamaya, hırçınlaşmaya başladıysa,

    • Evde kalmak ve okul ödevlerini kaçırmak arasında seçim yapamayıp, aşırı kaygılı olduysa,

    • Hasta olmadığı halde sık sık baş veya karın ağrısını bahane ederek şikâyet ediyorsa,

    • Okula gideceği zaman ağlıyor ya da hastalanıyorken evde kalmasına izin verilince bu belirtiler ortadan kayboluyorsa,

    • Günlerce okula gitmiyor ve okula gitmediği için suçluluk duymuyorsa, çocukta okul fobisi oluştuğundan şüphelenilebilir.

    Okul Fobisi Yaşayan Çocukların Ebeveynlerine Sık Sık Dile Getirdikleri;

    “Neden Okulda Benimle Kalmıyorsun?”

        Çoğu zaman ailesinden ayrılmak çocuğa zor gelecektir. Anaokulunun neden sadece çocuklar için olduğunu ve neden ebeveynlerin orada onunla birlikte kalamayacağını anlamakta güçlük çeker. Okul ortamıyla kendi dünyasının merkezi olan aile ortamını henüz birbirinden ayırmayı bilmeyen çocuk, bu yeni ortamda da ailesinden birini yanında görmek ister. Ayrılık farklılaşmaya yardımcı olan bir duygudur. Bu duygu çocuktaki ruhsal gelişime dayalı bir öğrenimdir. Ayrılık sadece evden ayrılmak değil, aynı zamanda dünyayı farklı bir şekilde tanımak ve kendi başına ayakta durmayı öğrenme zamanıdır. Çocuğun keşfedeceği ve ayak uydurmak zorunda olduğu, birçok değişkeni ve merkezi olan bir dünya söz konusudur. Dolayısıyla bazen de çocuk bu değişkenlere ayak uyduramayıp ,”Lütfen anne, o kadar hızlı değil, yavaş yavaş ilerleyelim!” mesajı verebilir. İşte bu durumda ebeveynin çocuğa, her şeye rağmen okula gidip, büyümek için zorunlu olan bir sürü şeyi öğrenmesi gerektiğini anlatması gerekir.

    Okulda Yemek Yemek İstemiyorum!”

        Annesinden süt emerek veya babasının verdiği biberonla beslenen küçük bir bebek, aslında sadece sütle beslenmez; Bakışla, onunla konuşan annenin sesiyle, sıcaklıkla ve hissettiği huzurla beslenir. Protein kadar, sevgi ve şefkat de alır o dönemlerde. Aldığı proteinler onun organizmasını oluştururken, sevgi ve şefkat de egosunu meydana getirir. Çocuk aldığı sevgiyle birlikte ebeveynlerinin kolları arasında kendini güvende hisseder. Anne ve babası tarafından sevgi ve şefkatle sarıp sarmalanan çocuk mutluluk içinde büyür ve mevcut yemek alışkanlığını sürekli aynı ortamda sürdürmeyi arzular. Bir çocuk için yemek yemek böylesine özel anlarla dolu bir eylem iken, birden bire karşılaştığı yemekhanenin kalabalık ortamı ve yemekleri çocuk için çekilmez bir hal alır. Ama çocuğun gürültülü bir ortamda ve grup halinde yemek yemeyi, her zaman lezzetli olmazsa da ona sunulan yemekten memnun kalmayı da öğrenmesi gerekir. Bu yüzden bir ebeveyn olarak çocuğunuzun yavaş yavaş içinde bulunduğu gruba uyum sağlamayı öğrenmesi ve o ortamda mutlu olabileceği başka kaynakları keşfetmesi için onu teşvik etmelisiniz. Sizin de yardımınızla ilerleyen zamanlarda, çocuğun o ilk günlerde yaşadığı yeme zorluğu, zamanla kendini keyifli öğünlere dönüştürecektir.

    Okul Fobisiyle Baş Etme Yolları;

        Çocuğunuz okula başlamadan önce onunla sık sık okul hakkında konuşun. Çocuğunuza kendi okulunda hoşuna gidebilecek etkinliklerden, objelerden bahsedin. Okulun yeni arkadaşlıklar edinip keyifli vakit geçireceği, yeni şeyler öğreneceği,  kendisini mutlu ve güvende hissedeceği bir ortam olduğunu anlatın.

        Aile bireylerinin çocuğun okula gitmesi için kesin kararlı bir tutum takınmaları gerekir. Okula gidişin ertelendiği her gün ve saat problemin daha da büyümesine yol açacaktır. Bu nedenle okula gitmeyi reddeden çocuğa karşı kesin bir tavır takınarak, mümkünse problem yaratmayacağı bir aile bireyi ile okula devamı sağlanmalıdır.

        İlk zamanlarda sabahları erken saatlerde okula gitmek güç olabilir. Siz yine de çocuğunuza nasıl hissettiğini sormayın, çünkü bu durum çocuğunuza şikâyet etmesi için fırsat ve cesaret verecektir.

        Çocuğunuzu sürekli izleyin, eğer ev içinde dolaşabiliyor ve çok rahatsız görünmüyorsa okula gidebilecektir. Eğer çocuğunuzun fiziksel yakınmaları varsa ve genel yakınmalarına benziyorsa, çok fazla tartışmadan onu hemen okula hazırlayın ve okula gönderin. Eğer çocuğunuzun sağlığı konusunda endişeli iseniz doktor kontrolü yararlı olacaktır. Aksi halde okula gönderin ve öğretmenini haberdar edin.

        Okula gitme vakti dışında çocuğunuzla okul fobisi hakkında konuşun. Okul fobisi hakkında çocuğunuzu suçlamayın. Korkusu ve gözyaşlarıyla alay etmeyin. Bu durumun birçok çocuk tarafından yaşandığını, zaman içinde kendisini mutlaka daha iyi hissedeceğini söyleyin. .

        Okul fobisi olan çocuklar, okul dışında daha çok aileleriyle zaman geçirmek; evde oynamak, odalarında yalnız kalmak ya da tv seyretmek vs. isterler. Böyle durumlarda çocuğunuzu akranları ile vakit geçirmesi için teşvik edin.

        Anaokulu çocuğun aile ortamından çıkıp, sosyalleşmeye adım attığı ve bir grupla kaynaşmayı, bütünleşmeyi öğrendiği bir süreçtir. Kaynaşma demek, bir gruba duygusal olarak uyum sağlamak demektir. Anaokulunda kaynaşmayı başaran çocuk, daha sonra öğretmenin de katkılarıyla kendisini güvende hissedeceği bir grupta yerini alacaktır. Bu yüzden de velini çocuğunu anaokuluna ve oradaki arkadaşlarına daha kolay alıştırabilmesi için, zaman zaman çocuğun evde de okul arkadaşlarıyla vakit geçirmesini sağlaması gereklidir.

        Çocuğa okula neden gitmesi gerektiğini açıklayın, gitmemesi halinde yapılan çalışmalardan geri kalacağını ve bunun kendisi için bazı aksaklıklara yol açacağını anlatın.

        Vedalaşmalarınızı kısa tutun. Çocuğa ayrılıkların doğal olduğunu hissettirin. Çocuğun bağımlı olduğu kişinin okul saati bittikten sonra çocuğu evde bekleyeceğini belirtmesi, çocuğun okula gitmesi konusunda ikna edici olabilir.  

        Ona gününüzün nasıl geçtiğini anlatıp, onunla gününün nasıl geçtiği hakkında konuşmak ikinizi de rahatlatabilir. Çocuğunuzun o günle ilgili duygu ve düşüncelerini paylaşın.

        Çocuğun size olan bağımlılığını azaltmaya çalışın. Bunu yapmak içinde boş zamanlarını değerlendirme etkinlikleri hazırlayın. Oyun becerileri kazandırılan çocuğun anne babaya olan bağımlığı azalarak, kendine olan güveni gelişmeye başlayacaktır.

        Her anne baba gibi çocuğunuz için biraz kaygı duymanız normaldir. Fakat bu kaygı çocuğunuzun psikolojik, sosyal ve kişilik gelişimini olumsuz yönde etkileyecek düzeyde ise bir uzmana başvurun. Çocuğunuz devamlı gözünüzün önünde olmadığı için kaygılanmayın. Bazen kontrol ederek bu kaygılarınızı yenebilirsiniz. Çocuğunuzun gerek arkadaşlarıyla gerek ev içinde rahat hareket etmesi konusunda rahat davranın.     

        Çocuğunuza karşı o güne kadar nasıl bir tutum takındığınızı gözden geçirin. Baskıcı, koruyucu, serbest veya demokratik bir tutum mu takındığınızı belirleyin. Çünkü okul fobisi olan çocuklar baskıcı veya koruyucu anne baba tutumları sergileyen ailelerin çocuklarıdır. Çocuklarınıza karşı hoşgörülü, demokratik, duygu ve düşüncelerin özgürce paylaşıldığı bir ortam hazırlamaya çalışın.

        Çocuğunuzda okul fobisinin belirtilerini gözlemliyorsanız ve tüm bu önerileri uygulamanıza rağmen herhangi bir iyileşme kaydedemiyorsanız, mutlaka bir psikolojik danışman veya pedagoga başvurun.

  • Başarılı Çocukların Ailelerinin Ortak Özellikleri

    Başarılı Çocukların Ailelerinin Ortak Özellikleri

    ‘’Değerli anne ve babalar;

    Çocuklarımızı yetiştirirken, kural koymaktan ziyade onlardan beklediğimiz davranışların ne kadarını gösterdiğimize dikkat edelim. Dünya üzerinde rastlayacağımız en iyi dinleyiciler ve gözlemciler çocuklardır. Yapılan bir çok araştırmadan örnekler alarak sizlere, başarılı çocukların ebeveynlerinin çok küçük yaşlardan itibaren nasıl bir tutum izlediklerini özetledim.’’

    Keyifli okumalar…

    Beray BİLDİRİR TOHUM

    BAŞARILI ÇOCUKLARIN EBEVEYNLERİNİN ORTAK ÖZELLİKLERİ

    İyi ebeveynler çocuklarının sorundan uzak durmalarını, okulda başarılı olmalarını ve yetişkin olduklarında harika şeyler yapmaya devam etmelerini ister. Her ne kadar başarılı çocuk yetiştirmekle ilgili net bir reçete olmasa da, yapılan bazı psikoloji araştırmaları başarıya götürmesi muhtemel bazı faktörlere işaret ediyor.

    Ve hiç de şaşırtıcı olmayan bir gerçeği ortaya çıkarıyor: Bu faktörlerin büyük bir bölümü ebeveynlere bağlı olarak gelişiyor.

    İşte başarılı çocukların ebeveynlerinin gösterdiği ve sahip olduğu 8 ortak tutum:

    1. Çocuklarına ev işi yaptırırlar.

    “Eğer çocuklar kirli bulaşıkları kendileri halletmiyorsa, bunu birisi onlar adına yapıyor demektir” diyor Stanford Üniversitesi eski dekanlarından Julie Lythcott-Haims.

    “Böylece iş yapmaktan kaçıyorlar ama yapılması gereken işler olduğunu ve her birimizin hayatın daha iyi olmasına katkıda bulunmamız gerektiğini öğrenme fırsatını da kaçırıyorlar” diyor eski dekan.

    Lythcott-Haims, ev işleri yaparak büyüyen çocukların ileride iş arkadaşlarıyla iyi işbirliği yapan, zorlanmanın nasıl bir şey olduğunu şahsen bildikleri için daha empatik ve bağımsız görevler üstlenebilen insanlar olduklarına inanıyor. Eski dekan bu görüşünü, şimdiye dek yapılan en uzun süreli çalışma olan Harvard Grant Çalışmasına dayandırıyor: “Onlara, çöpü dışarı çıkarmak, kendi çamaşırlarını yıkamak gibi ev işleri yaptırarak, hayatın bir parçası olmak için hayata dair işler yapmak gerektiğini anlamalarını sağlıyoruz.”

    2. Çocuklarına sosyal beceriler öğretirler.

    Pennsylvania Devlet Üniversitesi ve Duke Üniversitesi araştırmacıları, 700 çocuğu anaokulundan 25 yaşında kadar takip etti ve anaokulu öğrencileri olarak sahip oldukları sosyal beceriler ile yirmi yıl sonra birer yetişkin olarak kazandıkları başarılar arasında belirgin bir ilişki olduğunu ortaya çıkardı.

    20 yıl kadar süren araştırmalara göre küçük yaşlardan itibaren sorumluluk verilen çocukların 20’li yaşlarda hem sosyal hem de ekonomik hayatlarında çok daha fazla motivasyon belirtileri gösterdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal becerileri daha sınırlı olan çocuklar ise suç işleme, madde bağımlılığı problemleri ya da ruhsal problemlere daha yatkın oluyor.

    “Bu araştırma, çocukları sağlıklı bir geleceğe hazırlamak için yapabileceğimiz en önemli şeylerden birinin sosyal ve duygusal beceriler kazanmalarını sağlamak olduğunu gösteriyor” Kristin Schubert.

    3. Yüksek beklentileri olur.

    2001 yılında doğan 6,600 çocuk üzerinde yapılan bir çalışmada, Kaliforniya Üniversitesi profesörü Neal Halfon ve meslektaşları, ebeveynlerin çocukları ile ilgili beklentilerinin, bunlara ulaşmak üzerinde aşırı bir etkisi olduğunu keşfetti.

    “Çocuklarının geleceğinde üniversite gören ebeveynler, gelirlerine ve mal varlıklarına bakılmaksızın, çocuklarını bu hedefe doğru yönlendiriyor gibi görünüyorlar” diyor Halfon.
    Bu bulgular test sonuçlarında da ortaya çıktı: En iyi sonuçları alan çocukların yüzde 96′sının ebeveyni, çocuklarının üniversiteye girmesi beklentisi içindeydi.

    Bu başka bir psikolojik bulguyla da paralellik gösteriyor: Pygmalion etkisi ya da diğer adıyla beklenti etkisi. “Kendini gerçekleştiren kehanet” olarak da adlandırılan bu olgu, kişinin, bir süre sonra başkalarının (özellikle herhangi bir yanıyla kendinden üstün gördüğü insanların) ona ilişkin beklentilerine denk düşen davranışlar sergilemesi şeklinde açıklanıyor. Çocuklar söz konusu olduğunda, çocukların ailelerinin beklentilerine göre yaşadıklarını görüyoruz.

    4. Birbirleriyle sağlıklı ilişkiler kurarlar.

    Illinois Üniversitesi’ne ait bir araştırma, boşanmış ya da halen bir arada olan çatışmalı ailelerdeki çocukların, ebeveynleri iyi geçinen çocuklara göre daha kötü durumda olduğunu söylüyor. Ayrıca çalışmayı yöneten profesör Robert Hughes Jr., çatışma yaşamayan tek ebeveyni olan çocukların, çatışmalı iki ebeveyni olan çocuklardan daha iyi durumda olduğunu ekliyor.

    “Boşanma öncesi ebeveynler arasında yaşanan çatışma da çocukları negatif bir şekilde etkiliyor. Boşanma sonrası çatışma ise çocukların dengesi üzerinde çok daha güçlü bir etkiye sahip” diyor Hughes.

    Bir araştırmaya göre boşanmadan sonra yasal velayeti olmayan bir baba, çocuklarıyla sık temas halindeyse ve ebeveynler arasında çok az çatışma yaşanıyorsa, çocuklar yine iyi durumda olabiliyorlar. Ancak eğer ortada çatışma varsa, babanın sık teması, çocukların denge bozukluğuyla ilişkilendirilebiliyor.

    Bir başka araştırmada ise çocukken ebeveynleri boşanan 20′li yaşlarındaki bireyler, ailelerinin boşanmasıyla ilgili olarak 10 sene sonra bile acı ve üzüntü yaşadıklarını bildiriyor. Ebeveynleri arasında çok fazla çatışma olduğunu bildirenler ise kayıp ve pişmanlık duygusunu daha fazla yaşıyorlar.

    5. Yüksek eğitim almışlardır.

    Michigan Üniversitesi tarafından 2014 yılında yapılan bir araştırmada, psikolog Sandra Tang, liseyi ya da üniversiteyi bitiren annelerin, bunun aynısını yapan çocuklar yetiştirmeye daha meyilli olduklarını buldu.

    1998 ila 2007 yıllarında anaokuluna başlayan 14,000 çocuk üzerinde yapılan araştırma, anneleri çok genç (18 yaş ya da daha genç) olan çocukların, akranlarına göre liseyi bitirmeye ya da üniversiteye gitmeye daha az yatkın olduklarını ortaya çıkardı.

    6. Çocuklarına erken yaştan itibaren matematik öğretirler.

    Amerika, Kanada ve İngiltere’de 2007 yılında 35,000 anaokulu çocuğu üzerinde yapılan bir çalışma, erken yaşta matematik becerilerini geliştirmenin çok büyük bir avantaja dönüşebileceğini ortaya çıkardı.

    “Erken matematik becerilerinin – okula, rakamları, rakamların sırasını ve en temel matematik işlemlerini bilerek başlamanın – olağanüstü önemi, bu araştırmadan elde ettiğimiz en kafa karıştırıcı ve şaşırtıcı sonuç oldu” diyor Northwestern Üniversitesi araştırmacısı Greg Duncan. “Erken yaşta matematik becerileri kazanmak, sadece gelecekteki matematik başarısını değil, okuma başarısını da belirliyor.”

    7. Çocuklarıyla ilişki kurarlar.

    Yoksulluğun içine doğan 243 insan üzerinde 2014 yılında yapılan bir çalışmaya göre hayatlarının ilk üç yılında “duyarlılıkla ve hassasiyetle bakılan” çocuklar, sadece çocukluklarında girdikleri akademik testerde başarılı olmakla kalmıyor, aynı zamanda 30′lu yaşlarında daha sağlıklı ilişkiler kuruyor ve daha fazla akademik başarı elde ediyorlar.

    Çocuklarına duyarlılık ve hassasiyet göstererek bakan ebeveynler, çocuklarının işaretlerine anında ve uygun tepkiler veriyor ve dünyayı keşfetmeleri için çocuklarına güvenli bir temel sağlıyorlar.

    “Erken dönem ebeveyn-çocuk ilişkisine verilen emekler, uzun vadede bireylerin hayatlarına olumlu bir birikim olarak geri dönüyor” diyor Minnesota Üniversitesi psikologlarından Lee Raby.

    8. Daha az streslidirler.

    Washington Post gazetesinde sonuçları açıklanan bir araştırmaya göre yaşları 3 ile 11 arasında değişen çocuklar ile annelerinin birlikte geçirdiği saatlerin miktarı, çocuğun davranışları, genel sağlığı ya da başarıları hakkında bize çok az şey söylüyor.

    Daha da ötesi helikopter ebeveynlik ya da “aşırı yoğun annelik” ters tepebiliyor.

    “Annelerin stresi – özellikle de anneler, çocuklarıyla vakit geçirmeye çalışmak ile iş arasında denge kurmaya çalıştıklarında – çocukları bundan oldukça kötü etkileniyor olabilir” diyor Bowling Green Devlet Üniversitesi sosyologlarından Kei Nomaguchi.

    Duyguların bulaşıcılığı ya da insanların sanki birbirlerinden grip kapmaları gibi duyguları “kapması” psikoloji fenomeni, bunu açıklamamızı sağlıyor. Araştırmalar şunu gösteriyor: Eğer arkadaşınız mutluysa, bu mutluluk size de bulaşacaktır; eğer üzgünse aynı zamanda bu hüzün size de aktarılacaktır. Bu yüzden eğer bir ebeveyn bitkin ve sinirli ise bu duygusal durum çocuklara da aktarılabilir.

  • Henoch-schönleın purpurası

    Henoch-schönlein purpurası (HSP) nedir?

    Genellikle geçirilen bir üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında gelişen, küçük damarların tutulumuyla giden bir vaskülittir. Vaskülit damar duvarı iltihabi demektir. HSP’de, özellikle deri ve eklem bulguları ön plandadır. Vakaların küçük bir bölümünde HSP, şiddetli böbrek veya bağırsak hastalığına neden olabilir.

    HSP yetişkinlere oranla çocuklarda daha yaygındır, fakat yetişkinlerde ortaya çıktığında ise daha şiddetli seyir gösterebilir.

    Henoch-Schönlein Purpurası kimlerde olur?

    Genellikle, HSP bir üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında gelişir. Çocuklarda vaskülitin en sık görülen şeklidir. Erkek/kadın=1,5’dur. Mevsim dönümlerinde, özellikle ilkbaharda daha fazla görülür. Çocuklarda 4-7 yaşları arasında sıktır. Sıklığı; 1,4 / 10 000’dür. Erişkinlerde ise genç-erişkinlerde (20’li yaşlarda) daha fazladır; ancak her yaşta gelişebileceği unutulmamalıdır.

    Henoch-Schönlein Purpurasının sebebi nedir?

    İmmün sistemdeki bu anormalliğin nedeni tam olarak bilinmiyor. Olguların üçte ikisinde, hastalığın bir üst solunum yolu enfeksiyonundan, ortalama on gün sonra başlaması, genetik olarak yatkın bireyde çevresel maruziyeti olarak, bir enfeksiyonun katkısı olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca yiyecekler, haşere ısırığı, aşılama gibi çevresel etkenlerin de sorumlu olabileceği sanılmaktadır.

    Henoch-Schönlein Purpurasının belirtileri nelerdir?

    Çocuk hastaların çoğunda, ele gelen purpura (cilt altında kırmızı kanama odakları) ile birlikte eklem ağrıları veya artrit (eklem iltihabı) vardır. Çocuk hastaların %70’inde mide-bağırsak sisteminin tutulmasıyla; karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal veya kabızlık vardır. Daha az oranda dışkıda kan ve mukus (sümüksü görünüm) bulunur. Daha nadiren bağırsakların iç içe geçmesi (intussepsiyon) görülebilir. Böbrek tutulumu, hastaların, %10-50’sinde hafif tutulum gösterir. Çok nadiren ilerleyici böbrek hastalığı gelişir. Olguların % 90’dan fazlası çocuklardır. Hastalık genellikle birkaç hafta içinde düzelir. Ancak, yetişkinde durum biraz farklıdır. Cilt bulguları, erişkinlerde daha değişkendir ve bazen erişkinlerde yakınmalar daha uzun sürer. Yetişkinlerde kalıcı böbrek hasarı, çocuklara göre daha fazladır. Ancak, HSP’li hastaların % 5’inden daha azında, ilerleyici böbrek yetersizliği gelişir. Bu nedenle yetişkindeki böbrek tutulumları, daha ciddiye alınmalı; erken dönemde tedavi verilmeli ve yakın takip edilmelidir.

    Yetişkinlerde HSP, sistemik vaskülitin diğer formlarıyla karışabilir. Wegener granülomatozisi ve mikroskobik polianjiitis de purpura, artrit ve böbrek iltihabı ile seyreder. Bu hastalıkların seyrinde, hem daha ciddi diğer organlarda tutulum (örneğin, akciğerler, göz ve sinir tutulumu gibi) ve daha ciddi böbrek tutulumu söz konusudur. Bu nedenle kan tahlilleri, idrar analizi, akciğer görüntüleme ve biyopsi ile dikkatli bir değerlendirmeyle ayırt edilebilir. HSP vasküliti, deri biyopsisi üzerinde direkt immünofloresan (DIF) testi ve IgA tespit edilemediğinde (eski döküntüden örnek alınması, hatalı örnek alma gibi); yanlışlıkla hipersensitivite vasküliti olarak teşhis edilebilir.

    Henoch-Schönlein Purpura nasıl teşhis edilir?

    Cildin kan damarlarının iltihabı nedeniyle ele gelen purpura (trombosit sayısı normaldir) ile birlikte diğer belirtilerden eklem bulguları, karın ağrısı ve böbrek tutulum bulgularının olması HSP düşündürür. Cilt döküntüsü dışında diğer tüm belirtiler aynı anda bulunmayabilir. HSP tanısı, (mikroskopik olarak damgasını vuran) alınan cilt biyopsisinde; küçük kan damarlarının duvarlarında IgA ve C3 (kompleman 3) birikiminin gösterilmesi ile doğrulanabilir. Ancak döküntünün ilk 48 saati içinde alınan cilt biyopsilerinde bu gösterilebilir. Daha geç alındığında kaybolabilir.

    Henoch-Schönlein Purpurası nasıl tedavi edilir?

    Cilt döküntüsü genellikle yer çekiminin fazla olduğu; kalçalar, ayak bileği ve bacaklarda gelişir. Bu nedenle hastalara, fazla ayakta kalmamaları; mümkün oldukça ayaklarını uzatmaları önerilir. Steroid olmayan inflamasyon giderici ilaçlar (NSAİİ; naprosin, diklofenak, indometazin gibi) ile eklem bulguları geriler; ancak gastrointestinal (mide-bağırsak) belirtileri kötüleştirebilir ve böbrek hastalığı olan hastalarda kaçınılmalıdır. Steroidler, HSP tedavisinde; hastanın klinik bulgularına göre kullanılır. Sadece cilt döküntüsü olan olgularda, erken dönemde kullanılmaz; çünkü genellikle kendiliğinden geçer. Cilt bulguları gerilemez veya artarak devam ederse; düşük-orta dozlarda steroid kısa süre kullanılabilir. Hastaların çoğunda, eklem ve gastrointestinal bulgular olduğundan, bunları hafifletmek için de steroid kullanılır. Ciddi mide-bağırsak kanaması veya böbrek tutulumu olanlarda ise, daha yüksek dozlarda steroid kullanılır. İlerleyici böbrek tutulumu olanlarda; steroide ilaveten immünsüpresif (immün sistemi baskılayıcı) ilaçlar tedaviye eklenebilir. Hastaların üçte birinde bulgular, ilk 6 ay içinde tekrarlayabilir.

  • Ergenlik Dönemi Değişimleri İle Gelen Kaygı Bozuklukları ve Özgüven Sorunları

    Ergenlik Dönemi Değişimleri İle Gelen Kaygı Bozuklukları ve Özgüven Sorunları

    İnsanların gelişim dönemlerini sekiz evrede tanımlayan Erik Erikson, ergenlik dönemini kimlik kazanımına karşılık rol karmaşası olarak ifade eder. Çocukluktan yetişkinliğe geçiş süreci olarak da ifade edilen ergenlik döneminde, kişiler ayna karşısına geçerek sürekli kendilerini izlemeye ve üstlerinde kimlikler denemeye, bir özne olmaya çalışırlar. Yaşadığı görüntüsel ve hormonal değişiklikler sonucu beğenilme ihtiyacında olan ergen için, ötekilerin gözünde nasıl göründüğü belki de diğer bütün yaşlarından daha önemlidir bu dönemde. Yeni bir saç stili, yeni bir giyim tarzı, konuşma biçimi vs hepsi üstlerinde denedikleri kimliklerdir. Bunu genellikle idealize edilen bir kişinin özelliklerini üstüne alma biçiminde gerçekleştirirler. Yani o yeni saç stili tesadüfi değildir de iyi bir kimliğe sahip birinin bir özelliğidir aslında. Bu kadar imajıyla ilgili olduğu bir dönemde, imajına gelen küçük bir darbe bile kişinin özgüvenini sarsmaya yetebilir. Araştırmalara göre ergenlerin yarısından fazlası özgüven sorunlarıyla uğraşıyor. Bu sorunların sağlıklı olarak atlatılması ise büyük önem taşıyor.

    Gelişim psikologları, gençlerdeki pozitif benlik değerinin, yeni şeyler denemek, kendini geliştirmek, sağlıklı riskler almak ve krizleri yönetebilmek anlamında önemli olduğunu; çocuğun yetişkin olduğu dönemde de bu durumun bağımsız ve olgun davranmak, başarılarından gurur duyabilmek ve bunun yanında başarısızlıklarını kabul edip bunların sorumluluğunu alabilmek, ve gerektiğinde herkese yardımcı olabilmekle sağlıklı bir gelecek oluşturmalarında büyük katkısı olduğunu belirtiyorlar. Hikayeye öbür taraftan bakmaya kalktığımızda ise başarısızlık, utanç veya hata yapma ihtimali olan durumlardan kaçan, okul yaşamında ve sosyal ilişkilerinde sorunlar yaşayan bir çocuk çıkıyor karşımıza. Müdahale edilmediği durumlarda düşük özgüven, çocukların, utangaç, öfkeli, üzgün ve kaygılı, düşük motivasyonlu, bedenini beğenmeyen, daha iyi hissetmek için alkol veya madde gibi riskli davranışlara yönelen biri olmalarına neden olabiliyor.

    Bu dönemde yaşanan özgüven sarsıntıları ve kaygı bozukluklarında arkadaşların etkisi büyük olsa da korucuyu bir faktör olarak ailenin rolü yadsınamaz. Çocuklar kendilerini ilk olarak anne babalarının bakışından tanıdığı için, ilk özne kurulumları da onların bakışından olur. Çocuklar, anne babalarından, herkesten olduğundan daha fazla etkilenirler. Hepimiz, çoğunlukla farkında olmadan, bizi onların gözüne güzel gösteren kimliklere bürünürüz aslında. Çocuk için de çevresinden gelen tüm tepkilere karşın ailesinin ona biçtiği kimlik, bir referans olarak durmaktadır kenarda. Bu anlamda, ailelerin çocuklarının özgüvenlerinin desteklenmesinde tahmin ettiklerinden çok daha fazla etkileri vardır.

    Çocuklar için özgüven genellikle onları seven ve değer veren bir aileye sahip olduklarını bilmeleri ile gelişir. Sevginin doğrunun ifade edilmesinin yaygın olmadığı toplumumuzda, çocuklar bunları dolaylı olarak anlamaya çalışıp, bunu söylemenin normal olmadığını yetişkin hayatlarında da devam ettirebiliyorlar. Yani sevginizi açıkça söylemekten çekinmeyin, çocuğunuzun buna ihtiyacı var. Ayrıca çocuklar için önemsediği konularda cesaretlendirilmek ve yaptığı işlerin övgü alması da özgüvenlerini destekleyen şeylerdir. Bunlara ek olarak çocuğunuzun özgüvenine motor gücü olabileceğiniz şu stratejileri izleyebilirsiniz:

    • Çocuğunuzla ilgili veya yaptığı bir şeyle ilgili iyi hissettiğinizde, bunu ona söyleyin. Çocuklar onlara söylediğimiz pozitif ve negatif şeyleri çok iyi saklarlar.

    • Çocuğunuz bir yeteneğini sergilediğinde veya bir konuda iyi bir iş çıkardığında onu överken cömert olun. Hiçbir zaman çok fazla övmüş olmazsınız. Ayrıca överken kullandığınız pozitif karakter özelliklerini çocuğunuzun gelecekte tamamen benimsediğini göreceksiniz.

    • Çocuğunuza kendisine dair pozitif şeyleri hatırlamasını öğretin çünkü ne düşündüğümüz nasıl hissettiğimizi ve nasıl hissettiğimiz de nasıl davrandığımızı etkiler.

    • Çocuğunuza karar verebilmeyi öğretin ve karar vermesi gereken anlarda verdiği iyi bir kararı hatırlamasını öğütleyin.

    • Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirmeye çalışın; aktif şekilde dinleyin onu, yeni şeyler öğrenmesine ve hedeflerine doğru yürümesine yardımcı olun.

    Bunların tümünde ortak olan şey çocuğunuza sizin desteğinizle kendi ayakları üzerinde yürümesini öğretmenizdir. Ergenlik dönemindeki çocuğunuz için özellikle aktif zaman geçirmek ve onu dinlemek önemli olacaktır. Unutmamanız gereken şey şudur ki gençlerdeki özgüven sık iniş-çıkışlarla gelişir. Bunları yapmanıza karşın çocuğunuz bir anda pozitif özgüven işaretleri göstermeye başlamadıysa, bu, yanlış bir şeyler yaptığınız anlamına gelmez, yalnızca biraz zamana ihtiyacı var anlamına gelecektir.

    Bunların yanında ailelerin kaçınmaları gereken bazı davranışlar da bulunmaktadır. Çocuğumuz her zaman bizim hoşlandığımız biçimde davranmayabilir ve biz onun bazı davranışlarını değiştirmeye çalışıyor olabiliriz. Böyle durumlarda;

    • Çocuğunuza karşı sert veya negatif bir dil kullanarak onu duygusal olarak cezalandırma yoluna gitmek yerine, o davranışı yerine yapabileceği bir alternatifi belirtmek ve onun fikrini de alarak üstüne konuşmak,

    • Sinirinizi kontrol ederek özellikle başkalarının da olduğu ortamlarda çocuğunuza bağırmamak (özellikle ergenlik dönemindeki çocuğunuz için bu utanç kaynağı olacaktır, ve sizden tamamen uzaklaşmasına neden olabilir),

    • Aşağılama biçimini alan eleştirilerden uzak durmak,

    • Çocuğunuzu tek başına hissettirecek konuşmalardan kaçınmak (örneğin isteğimizin dışında davrandığında ‘Ne yaparsan yap’ gibi bir söylem içine girmek),

    • Onları görmezden gelmemek,

    • Başkalarıyla -özellikle de diğer kardeşlerle- kıyaslamamak önemlidir. Her çocuk özeldir ailesi için fakat o bunu ancak ailesinin aktarımıyla öğrenebilir. Bu yüzden öyle olduğunu hissettirin.

  • Ergenlerde Madde Kullanımı

    Ergenlerde Madde Kullanımı

    Ergenlik dönemi çocuk olmaktan yetişkin olmaya geçilen, kimlik kazanımı yolunda rol karmaşasının yaşandığı merakın yanında kaygıyla dolu bir dönemdir. Bu dönemde çocuklar ailelerinden uzaklaşırken kendi sosyal ortamlarını kurmaya ve orada istenen kişi olmaya çabalarlar. Madde kullanımının başlangıcı çok büyük oranda bu sosyal ortamlarda olmaktadır. Araştırmalara göre ilk defa madde kullananların çoğunluğunu 18 yaşın altındaki gençler oluşturuyor. Uzmanlar, gençleri madde kullanımını denemeye iten başlıca nedenleri şöyle sıralıyorlar:

    • Merak,

    • Sosyal ortamda kabul edilme arzusu,

    • Stres,

    • Yaşamındaki duygusal zorluklar,

    • Kaçma arzusu.

    Uyuşturucu maddeler beyni doğrudan etkileyerek bağımlılık oluştururlar. Bu fiziksel bağımlılığa çoğu zaman yukarıdaki faktörler eşlik eder ve birinci denemeden sonra rahatlama yaşayan genç için ikinciyi denemek kaçınılmaz hale gelir. Bağımlılık düzeyi arttıkça, uyuşturucuya ulaşamadığı dönemlerde krizler yaşamaya başlar kişi ve depresyon, kaygı bozukluğu, saldırganlık, uyku bozuklukları, yeme sorunları gibi bütün sistemini etkileyen yan sorunlar geliştirmeye başlar. Dahası, genç yaşta başlanan madde kullanımının, müdahale edilmediğinde, yetişkinlikte bir bağımlılık olarak devam etme ihtimali hayli yüksektir.

    Yeşilay’ın 2016 raporuna göre Türkiye’de madde kullanımı giderek artıyor, özellikle de gençlerde. İyi yanından bakmaya çalışırsak, tedavi talebi de aynı şekilde artıyor. Dolayısıyla, tespit edildiğinde düzeltilme şansı oldukça yüksek. Raporda, madde kullanımının tespiti için şu işaretlere dikkat edilmesi gerektiği belirtiliyor;

    • Notların çok düşmesi,

    • Kanlanmış gözler,

    • Sebepsiz yere kahkahalar,

    • Çevreye olan ilgisinin azalması,

    • Özbakımında azalma,

    • Göz temasından kaçınma,

    • Sürekli olarak acıkma hali,

    • Nefesinin veya kıyafetlerinin duman kokması,

    • Sürekli olarak birşeyler gizlemesi,

    • Normalin dışında yorgunluk hali,

    • Evden kaçma.

    Elbette ki bu faktörler tek başına veya birlikte, madde kullanımının kesin kanıtı olarak alınmamalılar fakat ailelerin biraz daha dikkatli olması ve çocuklarıyla iletişimlerini arttırmaları için önemli işaretler olarak görülüyorlar. Bunu anlamanın en iyi yolu çocuğunuzla doğrudan ve yakından bir iletişim içinde bulunmaktır.

    Ergenlik dönemi, bir özne olarak görülme, saygı duyulma ve anlaşılma ihtiyacının en yoğun olduğu dönemlerden biridir. Çocukluktan çıkıp yetişkin olmaya çalışan birey, artık çocuk olmadığını, kendi duyguları düşünceleri olduğunu ve bir yetişkin kadar söz sahibi olduğunu göstermek ister. Fakat aileler açısından, o henüz kendi kararlarını verebilecek olgunlukta olmayan bir çocuktur çünkü fiziksel olarak öyle görünmektedir. Ergenler ile ailelerinin çatışmaları çoğunlukla buradan doğar. Bir özne olarak görülmeyen ergen, bunu sosyal ortamında göstermek için riskli davranışlarda bulunmaya meyil eder. Ailesi buna dair yasak koyduğunda da bu onun kendi kararını vermesi için bir şans gibi görülür ve o yasağı çiğneyerek, örneğin evden kaçarak, onlardan ayrı bir kişi olduğunu gösterir ailesine. Buna mahal vermemek için ailelerin yapması gereken şey çocuklarıyla anlayışa ve saygıya dayalı bir iletişim sürdürmektir. Gözünüze ne kadar küçük görünürse görünsün, çocuğunuz küçük hissetmiyor olabilir, sözlerinin ve kararlarının ciddiye alınması onun için önemli olabilir ki ergenlik dönemindeki biri için şüphesiz önemlidir. Onun duygularını, belirli bir konudaki düşüncelerini ilgiyle merak ettiğinizi göstermek, çocuğunuzun kendisini göstermek için başka ortamlar aramasının önüne geçecektir.

    Bunun için geç kalınmış gibi görünen zamanlarda bile denemek önemli olabilir. Yukarıda belirtildiği gibi, madde kullanımı kadar tedavi talebi de gençler arasında artış göstermektedir. Dolayısıyla çocuğunuzun madde kullanımından şüphelendiğiniz noktada yapılabilecek en iyi şey ona destekleyici ve anlayışlı bir biçimde sormaktır. Zira sosyal destek madde kullanımı tedavisinde en önemli araçtır.

    Tespit edildiğinde bunun için fiziksel ihtiyacı önlemek adına uygulanan ilaç tedavisinin yanı sıra çeşitli psikolojik tedavi teknikleri de takip edilebilir. Çocuklara kendi istekleri doğrultusunda bireysel terapi uygulanabileceği gibi aile üyelerinin tümünün dahil edildiği aile terapisi de izlenebilir. Bireysel terapide de çocuk yalnız değildir elbette, ailelere düşen rol büyüktür. Gençlere sorunlarıyla baş etmekte daha fonksiyonel teknikler bulmada yardımcı olunurken, ailelere de psiko-eğitim verilip, etkin iletişim kurma, dürüst, destekleyici ve anlayışlı bir tutumda olmaları ile ilgili veya tedavi sonrasında yeniden tekrarlanmaması için dikkat etmeleri gereken noktaların belirtildiği bir süreç izlenmektedir. Aile terapilerinde ise aile içi çatışmalar ve iletişim sorunları ile çevreden kaynaklı sorunlar doğrudan ele alınmaktadır.

  • Akran Zorbalığı

    Akran Zorbalığı

    • Akran zorbalığı; çocuk veya ergenle aynı yaş grubundaki kişilerin birbirlerine veya tek bir kişiye karşı geliştirdikleri sözel, davranışsal veya fiziksel olarak zarar verici, örseleyici davranışlarda bulunmalarıdır.

    • Akran zorbalığının içerisinde yaş düzeyi olarak aynı grupta olan çocuk veya ergenlerin diğer akranlarına karşı uyguladıkları orantısız güç kullanımı da mevcuttur. Akran grubu içerisinde gerçekleşen negatif bir tutum veya eylemden sonra en sık yapılan açıklama ‘’şaka yaptık’’ ifadesidir. Ancak akran zorbalığını ayırt edebilmek için dikkat edilmesi gereken nokta negatif davranış veya tutumların aynı kişi veya kişiler tarafından tekrarlayıcı bir şekilde devam edip etmediğidir.

    • Akranları tarafından zorbalık deneyimine maruz kalan çocuğun bu durumu anlaması veya güvendiği bir yetişkin ile paylaşması zaman alabilmektedir. Çünkü çocuğun duymuş olduğu korkunun temelinde ‘’Öğretmenim-ailem bana inanmayacak’’ ‘’Duyarlarsa benimle dalga geçmeye devam edecekler’’ ‘’Beni daha fazla üzecekler’’ gibi düşünceler vardır. Bu nedenle akran zorbalığından şüphelenilen durumlarda okul, okul psikoloğu ve ailenin üçlü diyalog, gözlem ve iletişimi oldukça önemlidir.

    Akran Zorbalığı Konusunda Ailelere Öneriler

    • Çocuğu akran zorbalığına maruz kalmış bir ailenin öncelikle yargısız bir şekilde çocuğunu bölmeden ve sakin bir şekilde dinlemesi lazımdır. Ardından konu ile ilgili okul yetkilileri ile iletişim kurması gerekmektedir.

    • Ebeveynlerin çocukları ile kaliteli zaman geçirmeleri oldukça önemli bir diğer noktadır. Ebeveynler çocuklarının sadece fiziksel ihtiyaçlarını değil duygusal ihtiyaçlarını da karşılamalıdırlar.

    • Ailelerin çocuklarını yetiştirirken sadece kendi duygu ve düşüncelerine değil akranlarının da duygu ve düşüncelerine saygı duymasını aşılamalı ve her daim olaylar karşısında çocuğunun yaş seviyesine uygun bir dille empati kazandırmalıdırlar.

    Akran Zorbalığı Yapan Çocukların Ailelerine Öneriler

    • Ailelerin çocuğun ev ve çevre yaşantısını dikkatle incelemesi gerekmektedir. Bu sorunu yaşayan çocuklar için yapılacaklar mutlaka aile ve okulun iş birliğini gerektirmektedir. Ebeveynler çocuklarının olumsuz davranışlarına göz yummamalı ve çocuklarına onaylanmayan davranışlarına yönelik geri bildirim vermeli, aynı zamanda doğru rol model olmalıdırlar. Örneğin akran zorbalığının yanlışlığını anlatan bir ebeveynin o anda çocuğuna bağırması, agresif ve çok sert bir tutum sergilemesi elbette ki doğru bir modelleme olmayacaktır.

    • Olumlu bir pekiştirme, olumsuz bir cezadan çok daha işlevsel bir yöntemdir. Ebeveynler çocuklarını dikkatle gözlemlemeli ve çocuklarını iyi hallerde ve davranışlarda bulunduklarında ödüllendirmelidirler.

    • Ebeveynlerin çocuklarına yetişme sürelerince ‘’öfkeyle başa çıkmak, arkadaş ilişkileri, sınırlarımızı bilmek’’ gibi konular ile ilgili ev ortamında oyunlar geliştirmeleri oldukça önemlidir.

  • Kaygı Bulaşıcıdır

    Kaygı Bulaşıcıdır

    Amerikan Psikoloji Derneği (APA) kaygıyı “gerginlik hissi, endişeli düşünceler ve artan kan basıncı gibi fiziksel değişimlerle karakterize bir duygu” olarak tanımlar.Ayrılma (seperasyon) anksiyetesi de anksiyete türlerinden biridir.

    Ayrılma anksiyetesi, kişinin bağlandığı insanlardan ayrılmasıyla ilgili gelişimsel olarak uygun olmayan ve aşırı düzeyde bir kaygı ya da korku duyması olarak tanımlanmaktadır.

    DSM-5’te (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) bazı değişiklikler yapılmıştır. DSM-4-TR’ de ayrılma kaygısı bebeklik, çocukluk ya da ergenlik döneminin bozukluğu olarak yer alırken artık “Kaygı Bozuklukları” bölümüne yerleştirilmiştir. ‘’Ayrılma Kaygısı Bozukluğunun’’ 18 yaşından önce ortaya çıkmış olması koşulu da DSM-5’te kaldırılmıştır ve belirtilerin çocuklarda en az 4 haftadır, yetişkinlerde ise en az 6 aydır devam ediyor olması şartı eklenmiştir.

    DSM –5 TANI ÖLÇÜTLERİ

    A-Aşağıdakilerden en az üçünün olması ile belirli, kişinin bağlandığı insanlardan ayrılmasıyla ilgili gelişimsel olarak uygun olmayan ve aşırı düzeyde korku ya da kaygı duyması:

    1.Evden ya da bağlandığı kişilerden ayrılacak gibi olduğunda aşırı tasalanma.

    2.Bağlandığı kişileri yitireceği ya da bu kişilerin başına hastalık, yaralanma, yıkım, ölüm gibi kötü olay geleceğiyle ilgili sürekli olarak tasalanma,

    3. Bağlandığı başlıca kişilerden birinden ayrılmaya neden olabilecek istenmedik bir olay yaşayacağıyla ilgili tasalanma,

    4. Ayrılma korkusundan ötürü, okula işe ya da başka bir yere gitmek için dışarı çıkmayı evden uzaklaşmayı hiç istememe,

    5.Evde ya da başka ortamlarda tek başına kalmaktan ya da bağlandığı başlıca kişilerle birlikte olmamaktan sürekli bir biçimde aşırı korku duyma.

    6.Evinin dışında ya da bağlandığı başlıca kişilerde biri yanında olmadan uyuma konusunda isteksizlik ya da buna karşı koyma.

    7. Yineleyici bir biçimde ayrılma konusunu da içeren karabasanlar görme

    8.Bağlandığı başlıca kişiden ayrıldığında ya da ayrılacak gibi olduğunda bedensel belirtilerin olması

    B. Bu korku, kaygı ya da kaçınma süreklilik gösterir, çocuklarda ya da ergenlerde en az dört hafta, erişkinlerde 6 ay ya da daha uzun sürer.

    C. Bu bozukluk klinik açıdan sıkıntıya ya da toplumsal okulla ilgili işle ilgili diğer alanlarda işlevsellikte düşmeye neden olur.

    D. Bu bozukluk, otizm açılımı kapsamında bozuklukta aşırı direnç göstermekten ötürü evden ayrılmaya karşı koyma, psikoza giden bozukluklarda ayrılmaya ilişkin sanrılar ya da varsanılar, agorofobide güvenilir bir eşlikçi olmadan dışarı çıkmaya karşı koyma, yaygın bozukluğunda önem verdiği diğer kişilerin başına bir hastalık ya da başka kötü bir olay gelecek olmasından ötürü kaygılanma ya da hastalık kaygısı bozukluğunda bir hastalığının olduğuna ilişkin kaygı duyma gibi başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaz.

    Bu 8 belirti ve diğer kriterler tanı koymanız, çocuğunuzu ya da kendinizi etiketlemeniz için değildir. Fakat bunlara bakarak yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun, bütün bunların ruhsal olarak bir anlam ifade ettiğinin ve bir uzman desteğine ihtiyacınız olabileceğine dair yorumlanabilir. Amaç farkındalık yaratmak ve rehber olmaktır.

    Şimdi biraz insanın doğumuyla birlikte çıktığı yolculuğuna bir göz atalım ve ayrılma kaygısının temellerini anlamaya çalışalım;

    Bebeklik döneminde başkalarıyla duygusal bağ kurmak bağlanma olarak adlandırılır. Bebeklerle ilgili klasik çalışmasında John Bowlby (1969) bağlanmayı, bebekler ve ebeveynlerin (veya diğer bakım verenlerin) birbirleri ile duygusal bağ kurmalarına yol açan iki yönlü bir süreç olarak tanımlamıştır.

    Bowlby’e (1973) göre, birincil içgüdü “bağlanma”dır. Bebeğin bilişsel yetilerinin gelişimi öncesinde de anneye bağlılığı vardır. Çocuk varlığı hakkında bir tehdit duygusu yaşamıyorsa ya da bağlanma nesnesine kolayca ulaşabiliyorsa kendini güvende hisseder. Anne çocuk arasında kurulan güvenli bir bağlanma ilişkisi çocuğa sağlıklı psikolojik gelişim olanağı sağlar. İleride, okula başlama gibi, çocuğun sevgi nesnesinden ayrılmasını zorunlu kılan durumlarda, çocuğun kendisini yatıştırarak yeni duruma uyum sağlaması beklenir. Çocuğun bu gelişimsel görevi başarması genellikle annenin, yaşadığı ayrılık anksiyetesi tarafından engellenir. Ebeveynin ayrılma anksiyetesi ve aşırı koruyuculuğu, güvensiz bağlanma tarzları ile ilişkili bulunmuştur (Hock ve Schirtzinger 1992, Liotti 1992, Van Ijzendoorn 1995).

    Ayrılma anksiyetesiyle bizlere başvuran ebeveynlere ‘’ Bu kimin kaygısı?’’ sorusu sorulmalıdır.  Bu soru aile dinamiklerini anlamak adına yol gösterici olmaktadır.

    Ayrılık anksiyetesi karşılıklı bağımlı, patolojik anne-çocuk varlığında gelişir. Genellikle bu çocukların çok koruyucu anneleri, çok uzak ve soğuk duran babaları vardır. Bazen ise anne ve baba çocuğa aşırı derecede düşkündür, kendileri de çocuklarından ayrılmayı bir türlü göze alamamışlardır. Bazen de anne ve babaların kendileri nörotik ve güvensizdir, çocuğun başına kötü şeyler geleceğinden gereksiz yere korkmuş ve çocuğu hep evde tutmaya çalışmışlardır. Böylece çocuk kendisi de farkında olmadığı halde evden uzaklaşınca veya okulda iken annesine, babasına veya kendisine korkunç şeyler olabileceğinden korkmakta ve bunu engellemek için evde kalmakta ısrar etmekte, zorlandığı zaman panik içine düşmektedir.

    Annenin çocuktan ayrılırken yaşadığı ayrılık anksiyetesini; ruhsal bozukluk varlığının, annenin depresif ve anksiyöz mizaç özelliklerinin, ebeveynler arasındaki geçimsizliğin ve evlilik problemlerinin arttırdığı da belirtilmiştir (Cummings ve Davies 1994).  

    Aslında kaygı tam anlamıyla bulaşıcıdır, çoğunlukla da anneden çocuğa geçer. Aynı zamanda anne, çocuk için önemli bir özdeşim nesnesidir. Anne çocukla kurduğu ilişkide karamsar, kötümser, güvensiz, şüpheci, huzursuz ve yetersizlik duyguları içinde olmasının hem bağlanma sürecini olumsuz etkileyebileceğ hem de özdeşim nesnesi olarak çocuğa olumsuz bir örnek olabileceği düşünülmektedir.

    Ebeveyler, ayrılık sırasında, farkında olmadan kaygılarını çocuklarına yansıtabilirler. Örneğin, bebeklerini çocuk bakım merkezlerine bırakan anne ve babalar rahatsızlıklarını sözel olarak ya da yüz ifadeleriyle ortaya koyabilirler. Bu tür davranışlar ise bebeklerin stresini arttırabilir. Aynı durum okula başlayan ve ayrılık kaygısı yaşayan çocuklarda da geçerlidir. Burada anne ve babaların stresli ya da telaşlı halleri çocuğa da yansıyacağından, çocukta korkulacak bir şey var hissiyatı yaratılabilmektedir.

    Şimdi aynı soruyu tekrar soralım. ‘Bu kimin kaygısı?’

    Klinik olarak bu çocuklar kaygılı durumdan kurtulmak içinde çeşitli kaçınma davranışları sergileyebilir. Odasında uyumama, okula gitmek istememe, arkadaşlarıyla vakit geçirmeme gibi işlevsellik bozuklukları oluşabilir. Evden ya da bakım verenden ayrıldığında ya da böyle bir ayrılık beklendiğinde tekrarlayıcı biçimde aşırı sıkıntı, huzursuzluk, mutsuzluk hali, bununla birlikte eşlik eden fiziksel belirtiler (karın ağrısı veya vücutta ağrılar, bulantı, kusma, iştahsızlık gibi) görülebilir. Çocuk bu konuyla ilgili kabuslar görme, uykudan uyanma ve anne baba yanına gitme, tek başına uyumayı reddetme, bakım verene daha yapışık davranışlar sergileyebilir.

    Küçük yaşlarda bu sorun ile karşılaşan çocukların yetişkinlik evrelerinde de sorunlar yaşayabildiği gözlemlenmiştir. Bu nedenle ailelerin hassasiyet göstermesi önemlidir. Çocukların sağlıklı şekilde gelişim göstermesi ve çevresi ile kaliteli ilişkiler kurabilmesi için ayrılma anksiyetesini atlatması gereklidir. Fakat bilinmesi gereken bir gerçek vardır ki profesyonel şekilde çözümlenen sorun sadece çocuğunuzun değil sizin geleceğiniz adına da önemli bir rol oynar. Unutmayın ki çocuklar sadece kendileri için değil aileleri için de sinyal verir. Çünkü evin en cesur üyeleri onlardır.

    Böyle bir durumla karşılaştığınızda mutlaka bir uzmandan destek almalısınız. Öykünüz alındıktan sonra ihtiyacınız olan formülasyon ve tekniklerle terapi planınız oluşturulmalıdır. Bu süreçte yapılacak çalışmalar bireysel olarak anne ya da çocuk ile yürütülebileceği gibi çoğunlukla bütün aile dinamiklerini kapsayan, döngüsel ve sistemsel çalışan aile terapisi ile yürütülebilmektedir.

    Bir diğer yandan, biyolojik sağlık alanında önleme ve koruma çalışmaları ne kadar önemliyse psikolojik sağlığımız için de o kadar önemlidir. Hatta psikolojik sağlığımızın ve sağlamlığımızın biyolojik sağlığımıza bağışıklık sağlayacağını düşünürsek çok daha önemli bir yeri olmalıdır. Eğer kendiniz ya da çocuğunuz ayrılma kaygısı yaşadığı veya yaşayacağı ipuçları veriyorsa sorun çıkmasını beklemeden önlem alabilir, harekete geçebilirsiniz.

    Bir kriz durumuyla karşılaşmayı beklemeden krizi önlemek daha anlamlı olacaktır.

    Çünkü krizi önlemek krize müdahaleden daha kolaydır.