Etiket: Çocuk

  • SINIR-KURALLAR

    SINIR-KURALLAR

    Çocuk psikoterapisi alanında yapılan araştırmalar gösteriyor ki merkezlere başvuran danışanların çoğunluğu “sınır-kurallara uymama” problemi ile yardım almak istemektedirler.

    Günümüzde çocuklarda sınır-kurallara uymama çok sık karşılaştığımız bir problemdir. Problemin temeli ise aile tutum ve davranışları oluşturmaktadır. Çünkü öğrenme ailede başlar ve yaşam boyu karakter özelliklerimizi belirleyerek devam eder. Gelişen teknoloji, ağırlaşan yaşam şartları, iş hayatındaki yoğun tempo vb. gibi birçok çevresel etken çocuğumuzla kaliteli vakit geçirmemizi güçleştirmektedir. Vakit geçiremediğimiz çocuğumuz ise yalnız kalarak ya teknolojik aletlere bağımlılık sağlamakta ya da halk arasında yaramazlık diye tabir edilen sınır-kurallara uymama davranışlarını geliştirmektedir. Bu noktadan sonra aileler çocukları ile baş edemez hale gelmektedir. Artık çocukları, her şeye bağıran, inatlaşan, kavga eden, insanlara ve eşyalara zarar veren, kendini yerden yere atan, tüm kurallara karşı çıkan ya da tablet ve bilgisayar başından kalkmayan, yemek yemeyen, uyumakta ısrarı davranan bir çocuk haline gelmiştir. Bu noktadan sonra ise aileler psikolojik desteğin şart olduğunu düşünüp psikolojik destek almaya karar verirler.

    Sınır kurallarla ilgili tedavi aşamasında ailede terapinin önemli bir parçasıdır. Çünkü ailenin tutum ve davranışları değiştiği sürece çocuğunda davranışları değişecek ve istenmeyen davranışlar giderilip yerine beklenen davranış tutumları gelecektir.

    Eğer bu tarz problemler yaşıyorsanız ve çocuğunuzun davranışları her geçen gün daha olumsuz bir hal alıyorsa, çocuğunuzun geleceği ve kendi ruhsal sağlığınızı korumanız açısından vakit kaybetmeden bir uzmandan yardım almalısınız.

    Uzm. Klinik Psk.

    Nazlı Merve Küçükali

  • Erken çocuklukta otizm belirtileri nelerdir

    Otizm, günümüzde adını sıkça duymaya başladığımız bir olgu haline geldi. Uzun yıllardır biliniyor olmasına rağmen, hayatımıza ve literatürümüze girişi oldukça hızlı oldu.

    Tanı konan çocuk sayısı arttı, otizm ile ilgili alternatif tedavi ve terapi yöntemleri arttı, bu arada insanlar da otizmi daha yakından tanımaya başladı.

    Otizm çok geniş bir yelpazede seyreden bir durumdur. Kendi içinde birçok çeşidi vardır. Bazen çocuklarda sadece otizm görülürken, bazen otizmin yanında ona eşlik eden epilepsi, dikkat eksikliği ya da down sendromu görülebilir. Otizme eşlik eden farklı bir durumun olması, otizmde elde edilecek başarıyı etkilemektedir.

    Otizmde en önemli nokta erken tanıdır. Aslında birçok aile erken çocukluk dönemimde çocuklarının gelişiminde diğer çocuklara göre farklılıklar gözlese de, ya bunu kendine bile itiraf etmek istemez, ya sebep olar farklı kılıflar bulur, ya da bunun geçici bir durum olduğunu düşünerek zamana bırakır.

    Oysa, erken dönemde fark edilen ve eğitime başlanan birçok çocukta, ciddi anlamda ilerleme görmem mümkündür. Ama çocuğun yaşı ilerledikçe, başarı oranında düşüş yaşanmaktadır.

    Peki otizmin belirtileri nelerdir, anne babalar çocuklarını gelişimi açısından nelere dikkat etmelidirler.

    Otizmli çocuklar bebeklik dönmelerinde de sürekli huzursuz olan bebeklerdir. Kucağa alınmaktan da hoşlanmazlar, yatağa bırakılmaktan da hoşlanmazlar.
    Aynadaki görüntüsüne bakma, yetişkinin yüzüne gülümseme, güldüren hareketleri, jest ve mimikleri tekrarlama gibi becerileri diğer bebekler kadar çok sergilemezler.
    Nedensiz ve uzun süreli ağlamaları olabilir. Fakat bu durum “Kolik Bebek” durumu ile karıştırılmamalıdır.
    Büyüdükçe ismi ile seslenildiğinde tepki vermeme, arkası dönük iken çağrıldığında dönüp bakmama, göz kontağı kurmama gibi durumlar ortaya çıkabilir.
    Birkaç çocuk bir arada iken, diğer çocuklar ile oynamak, onların elindeki oyuncağı çekip almak yerine, eline aldığı bir oyuncak ile dakikalarca tek başına ve amacına uygun olmayan şekilde oynadığı görülebilir.
    Dönen, ışıklı ve hareketli nesnelere karşı ilgisi vardır. Her çocuk ışıklı ve hareketli, sesli oyuncakları sever. Ama otizmli çocuklar için bu oyuncaklar adeta takıntı haline gelebilir.
    Sterotipik hareketler dediğimiz tekrarlayıcı hareketleri oluşmaya başlar. Sürekli olarak ve bilinçli olmadan yapılan bu hareketler içinde ileri geri sallanma, ellerini sallama, kendi etrafında dönme parmak ucuna kalkma ve parmak ucunda yürüme gibi hareketler olabilir.
    Duyusal hassasiyetleri olabilir. Kalabalık ortamlara girmek istememe, kokulara karşı hassas olma, farklı tatlara karşı töleransının düşük olması bunların içinde sayılabilir.
    İnce motor ve kaba motor gelişimi açısında yaşıtlarına oranla daha geriden gelebilirler. Gelişimsel olarak kendisinden beklenen yaşta olmasına rağmen, hala ayak değiştirerek merdiven inip çıkamamak, kalem tutamamak, bisiklet kullanamamak, işaret parmağı ve baş parmak ile kavrama hareketi yapamamak bunlar arasında sayılabilir.
    Konuşma gelişiminde de gecikmeler yaşanabilir. 3-4 yaşını geçmiş olmasına rağmen hiç ses çıkarmamak, anlamsız ses ve heceler çıkarmak, “Ekolali” dediğimiz papağan konuşması şeklinde konuşmak bunlardan bazılarıdır.

    Anne ve babalar için önemli olan iyi birer gözlemci olmak, çocuklarını iyi tanımaktır. Yukarıda sözü edilen bazı belirtiler otizmli olmayan çocuklarda da gözlenebilir.

    Bir çocuğun otizmli olup olmadığını belirlemek adına birtakım testlerin yapılması, çocuğun alanında uzman kişilerce gözlenmesi gerekmektedir.

    Bu nedenle çocuğunun gelişimi ile ilgili endişe duyan anne babalar, konuyla ilgili uzmanlardan destek almalıdır. Erken tanı ve erken başlatılan özel eğitim ile gelişme kaydetmiş hatta otizm duvarını aşmış pek çok çocuk vardır.

  • Çocuğum beni ısırıyor, bana vuruyor

    Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren sürekli olarak keşfetme ve öğrenme süreci içindedirler. Önce kendi bedenlerini sonra başkalarının bedenlerini ve tüm çevreyi keşfederler.

    Bu keşif içinde sosyal öğrenmeyi de barındıran bir keşiftir. Çünkü çocuklar şiddet ve zarar verme dürtüleri ile doğmazlar. Belki belli ölçüde genetik özellikler barındırırlar ama kendisine ya da başkasına zarar verme süreci öğrenilen bir süreçtir.

    Özellikle 18-24 aylık çocukların gelişim sürecine baktığımızda, bu yaş çocukların ben merkezci olduklarını, inatçı olduklarını ve model alarak öğrenme süreci içinde olduklarını görüyoruz.

    Bu yaş çocuğu her şey benim olsun ister, her şeye dokunmak, her şeye sahip olmak ister. İstekleri yapılmadığı zaman tepki gösterir. Bu gösterdiği tepki anne babası ile arasındaki iletişim ve etkileşime göre kendini yere atma, aşırı ağlama, kafasını duvara vurma, kendini kusturma, ısırma ve vurma şeklinde olabilir.

    İnat döneminde olan ve adeta kanının son damlasına kadar inatlaşabilen bu dönme çocuklarının göstermiş oldukları bu davranış problemlerini ortadan kaldırmak için, anne babanın da aynı oranda inatlaşması işleri çığrından çıkarır.

    Bir tarafta ağlayan kendini yere atan bir çocuk, öbür tarafta “Yeter artık sus diyorum sana, suuus” diye bağıran anne baba tabloları size oldukça tanıdık gelebilir.

    Bu ağlama ve bağırmaların sonu vurma ve ısırmaya kadar gidebilir. Çocuk hem kendini hem de anne babasını ısırma eğilimi içinde olabilir.

    Çocukların ağrı eşikleri bizden çok daha yüksek olduğu için, özellikle kendilerini ısırdıklarında bir de duydukları öfkenin de etkisi eklenince ağrıyı fazla hissetmeyebilirler.

    Yine çocuklar sahip oldukları gücün çok da farkında olmadıklarından ve kontrolsüz güç kullandıklarından anne babaya vurduklarında ya da onları ısırdıklarında, onları ne kadar çok acıtmış olduklarını fark etmeyebilirler.

    Isırılan ya da kendisine vurulan anne baba, o acı ile refleks olarak çocuğu iter, çocuk yere düşer ve daha şiddetli ağlamaya devam eder.

    Bu bir kısır döngüdür…

    Çocuklar neden bu olumsuz davranışları sergilerler

    Kendini savunma
    – Stres verici bir durumda olma
    – Rutinin bozulması
    – Aşırı düş kırıklığı ya da öfke
    – Yetersiz dil gelişimi
    – Aşırı uyaran
    – Yorgunluk
    – Yetişkin denetimi yoksunluğu
    – Etrafındaki öfkeli ve saldırgan davranışları taklit etme

    Peki çocuğunuz sizi ısırıyor yada size vuruyorsa ne yapmalısınız. İşte size bazı ip uçları

    Çocuğunuzda ısırma ya da vurma davranışı varsa, artık siz de bu davranışı hangi olaydan sonra geleceğini az çok tahmin edersiniz. İlk yapmanız gereken bu davranışlar olmadan engellemektir.
    Çocuğunuz sizi ısırmaya yeltendiğinde ya da vurmak için elini kaldırdığında onu durdurmak önemlidir.
    Çocuğunuzu engellerken “Vurma, ısırma, ben sana kaç kere vurma dedim” gibi cümleler kullanmayın.
    İçinde “me-ma” olumsuzluk ekleri içeren uyarı sözcükleri çocukların bu davranışı daha çok yapmasına sebep olur.
    Çocuğunuzu bir hışımla itmeyin.
    Karşılık olarak siz de onu ısırmayın ya da ona vurmayın. “Gel ben de seni ısırayım, ben de sana vurayım, bak nasıl acıyor” gibi davranışlarla bu olumsuz davranışları azaltamazsınız, aksine arttırırsınız.
    Anne babası tarafından ısırılan çocuk için, ısırma davranışı artık meşru hale gelmiş olur ve o sizi daha çok ısırmaya başlar.
    Çocuğunuzu engellerken ya da ısırma vurma gerçekleştikten sonra “Böyle yaptığın zaman çok üzülüyorum, niye beni üzüyorsun, bak şimdi ağlarım” gibi ifadeler de kullanmayın.
    Çocuk zihni şöyle çalışır. Eğer anne baba çocuğa üzüldüğünü söylüyorsa, onları üzen davranışa son verilmez, aksine davranış artarak devam eder.
    En uygun ifade tarzı şu olacaktır. “böyle davranmanı istemiyorum, beni ısırmandan hoşlanmıyorum”
    Bunu söylerken ifade tarzınız ve beden diliniz de net olmalıdır. Örneğin “Anneciğim beni ısırmanı istemiyorum” şeklindeki bir ifadenin çocuğun gözünde hiçbir değeri yoktur
    Siz de kendi davranışlarınızı kontrol edin. Çocuğunuzu ısırarak mı seviyorsunuz, çocuğunuzun yanında başka çocukları severken poposuna vurarak mı seviyorsunuz. Çocuklar model alarak öğrendikleri için, siz fark etmeden sizi model almış olabilirler
    Çocuğunuz sizi ısırdığı ya da size vurduğu zamanlarda ona uzun nutuklar ve bitmek bilmeyen nasihatlar etmeyin.
    Aksine sizi ısırmadığı ve vurmadığı bir zamanda, onunla bu konuyu konuşup, bu durumdan ne kadar rahatsız olduğunuzu anlatın.

  • Çocuklarda gelişim değerlendirmesi nasıl yapılır

    İster sağlıklı olsun isterse gelişim sorunu olsun, çocukları gelişimsel olarak izlemlemek ve değerlendirmek önemlidir. Anne babaların gözünden kaçan detaylar, bazen gelişimsel olarak önemli olabiliyor. Çocuğun gelişimsel olarak yaşıtlarından geride ya da ileride olma durumunda, çocuk kadar anne babanın da yönlendirilmesi ve onlara doğru rehberlik yapılması gerekmektedir.

    Bu amaçla uygulanan gelişim testleri bulunmaktadır. Bir çocuğa gelişim testi uygulamak için, gelişimsel olarak risk altında olma zorunluluğu yoktur. Genel gelişim durumunu takip etmek, kazanmış olduğu bilgi ve beceri düzeyini belirlemek adına da gelişim testi yapılabilir.

    Ancak gelişim testi ile zeka testi birbirine karıştırılmamalıdır. Gelişim testi doğum sonrasında ve onu izleyen süreçlerde uygulanabilir, ancak zeka testinin yapılabilmesi için çocuğun 6 yaşını doldurmuş olması gerekmektedir.

    Gelişim testinde çocuklar 5 ana gelişim alanında değerlendirilir.

    Zihinsel gelişim
    Sosyal- duygusal gelişim
    Motor gelişim
    Dil gelişimi
    Özbakım gelişimi

    Özbakım gelişimi ile ilgili maddeler çocuğun anne ya da babasına sorularak doldurulmaya çalışılır, ancak diğer gelişim alanlarında çocukla birebir uygulama yapılır.

    Bu uygulama sırasında önce çocuğun takvim yaşı gün/ay/yıl olarak hesaplanır ve bu aralıkta ondan beklenen becerileri yapıp yapamadığı test edilir.

    Uygulama sırasında testi yapan kişi çocuğa tardım etmez, onu yönlendirmez. Sadece soruları sorar ya da yönergeleri vererek çocuğun bu yönergeler uygun davranıp davranmadığını gözlemler.

    Tercihen test sırasında anne ya da babadan biri içeri alınmaz. Çünkü anne babalar çocuklara sorulan sorulara onlardan önce cevap verme ya da cevabı bulması konusunda çocuğa yardımcı olma eğiliminde bulunmaktadırlar.

    Ancak çocuk kaygılı ise ve bu kaygı düzeyi test performansını etkileyecekse anne ya da babadan birisi içeri alınabilir. Anne babaya çocuğun cevapların aya da sessiz kalışlarına müdahale etmemelri, doğru cevap verdiğinde alkışlamamaları tembih edilir. Anne baba çocukla göz teması kuramayacakları bir düzende oturtulur.

    Gelişim testinde amaç, çocuğun kendi yaş aralığı içinde kendisinden beklenen becerilere sahip olup olmadığını belirlemek olduğu için, test ileri aşamalara götürülmez. Örneğin 4 yaşındaki bir çocuğa gelişim testi uygulanıyorsa ve çocuk 4 yaş becerilerinin hepsinde başarılı ise, 5-6 yaş düzeyi sorular sorularak yaşıtlarında ne kadar ileride bir gelişime sahip olduğu konusunda yargıya varılmaz.

    Eğer anne baba çocuklarının yaşıtlarından daha ileride bir gelişime sahip olduğunu düşünüyorsa, bunun için 6 yaşını beklemeli ve zeka testi yaptırmalıdır.

    Gelişim testi sonucunda eğer çocukta bir ya da birkaç gelişim alanında yaşıtlarında geride olma durumu tespit edilirse, detaylı bir gelişim taraması için farklı alanlara da yönlendirilebilir.

    Örneğin, tüm gelişim alanlarında yaşıtlarının düzeyinde fakat dil gelişim alanında geride çıkan bir çocuk, işitme taraması yapılması adına odyolojiye yönlendirilebilir.

    Ya da fiziksel gelişim alanında kendisinden beklenen becerileri sergileyemeyen bir çocuk, detaylı tarama için ortopediye yönlendirilebilir.

    Gelişim testi 6 ayda bir tekrarlanabilir. Test sonucuna göre çocuk gelişim takibine alınmışsa, her ay test tekrarlanmaz ama her ay kontrol sırasında hangi becerileri kazandığı, gelişim hızı takip edilir. Gerekli görülürse aileye ev destek programı hazırlanır.

  • İNATÇI ÇOCUKLAR VE ANNE BABA TUTUMLARI ..

    İNATÇI ÇOCUKLAR VE ANNE BABA TUTUMLARI ..

    Alışveriş merkezlerinde, restoranlarda, oyuncakçıda, sokakta istediği şey yapılana kadar ağlayan, bir eliyle annesinin elini tutarken diğer eliyle ona vurmaya çalışan, eline gecen her şeyi fırlatan, hatta kendini yere atan çocuk manzaralarına çoğumuz şahit olmuşuzdur. Birçok çocuk, “yüzümü yıkamak istemiyorum”, “o kazağı giymeyeceğim”, “kahvaltı yapmayacağım”, “araba koltuğuma oturmayacağım”, “okula gitmeyeceğim” diyerek başladığı günü “pijamamı giymem”, “dişimi fırçalamam”, “yatağımda uyumam” diyerek tamamlar.

    Çocuklardaki inatçılık davranışının, ailelerin en çok yakındığı konu olduğunu ayrıca bu davranışla nasıl baş edecekleri hakkında çok tereddüt yaşadıklarını gözlemledik. Bu yüzden, önce inatçı davranışların sebeplerine, sonra da bazı çözüm önerilerine yer vermek istiyoruz.
    İnatçılık; çocuğun duygusal gelişiminin bir parçasıdır. 2–6 yaşlar arasında daha belirgin yaşanır. Çocuk, “ben” duygusunun gelişimi ve bağımsız olma isteğinin ortaya çıkmasına paralel olarak inatçı davranışlar gösterir.

    2 yaş dönemindeki çocuk, yürüme ve konuşma becerisi kazandıktan sonra inatçı davranışlar göstermeye başlar. Anne- babanın söylediğinin tersini yapmaktan zevk alır gibidir. “Yapma!” dedikçe istenmeyen davranışı tekrarlar. 4 yaşa da uzayabilen bu süreçte, bedensel olarak (kas, kemik, sinir sistemi) hızla geliştiğinden uyum sağlamakta zorlanır. Dengesiz, kararsız, olumsuz, her şeye “hayır!” diyen asi bir kişilik sergiler. 

    Bağımsızlık çabası içindedir. Yardım istemez. Ancak, anne-babaya da ihtiyacının olduğunun farkındadır. Bu yüzden zıt davranışlar arasında gider gelir. Anne ile en sık tartışmalar tuvalet ve yemek konusunda yaşanır.

    4 yaş döneminde ise çocuk, kendi başına buyruk, etrafta dolaşan, çok konuşan, sürekli soru soran ama cevabını dinlemeye sabrı olmayan, başladığı işi yarım bırakan tutumlar sergiler.

    5 yaş dönemi çocuğu, daha olumlu, kurallara uyan, uysal bir portre çizerken, 6 yaş çocuğu inatçı ve olumsuz davranışları ile 2 yaşına geri dönmüş gibidir.

    Görüldüğü gibi, çocukların bu dönemlerde inatçı ve olumsuz davranışlar göstermesi aslında gelişimsel süreçler bakımından beklenen bir durumdur. Bazı psikologlar bu döneme “Erken Ergenlik” adını verirler. Davranışların kendisi her ne kadar olumsuz olsa da, kaynağı aslında olumludur. Çünkü gelişmekte olan çocuk enerjik ve meraklıdır. Güçlü bir benlik duygusu kazanmaya ve varlığını onaylattırmaya çalışmaktadır.

    Bu döneme kurallar ve sınırları oturtmak için iyi bir fırsat gözüyle bakılmalıdır. Bu süreçte çocuğunuzun bağımsızlık kazanmasını desteklemek en doğru tutumdur. Yine de bu olumsuz davranışlara yönelebilen çocuğa nasıl yaklaşmamız gerektiğine gelince öncelikle, inatçı bir çocukla inatlaşmamak gerekir. Elbette bağırıp çağırmak, tehditler savurmak ve ilgisiz cezalar vermek de işe yaramayacaktır. 

    Doğru İletişim: Çocuktan beklediğiniz davranışı ve bu beklentinin mantıklı sebeplerini ona kısa cümlelerle anlatın. Çocuğunuzun henüz çok küçük olduğunu ve anlamayacağını düşünüyor olabilirsiniz. Ama aslında bebeğinize bile günün akışı ile ilgili açıklamalar yapabilirsiniz. Bebek, bilişsel olarak anlamasa da sizin sakin ses tonunuzu, mimik ve ifadelerinizi kaydedecek ve ileride sizi daha rahat anlayacaktır. Bu açıklamalarınıza “ yatırım” gözüyle bakın. Bu yüzden çocuğunuzla konuşmaktan ve kuralları ona açıklamaktan vazgeçmeyin. 

    Doğru Beklentiler: Çocuğunuzun düzeyini aşan kurallar koymayın, kısa zaman aralıklarında ulaşabilecekleri ve yaşa uygun hedefler belirleyin.
    Sakin ve Sabırlı Olun : Çocuğunuzun inatçı tutumları ile baş etmeyi ve olumlu davranışlar oturtmayı, üzerinde bir süre çalışmanız gereken bir iş olarak kabul edin. Bu sürede ev ziyaretlerini başka deyişle yabancılarla etkileşimi azaltmak faydalı olabilir. 

    Kararlılık ve Tutarlılık: İstenilen davranışları ve koyduğunuz kuralları mantıklı bir şekilde hedefleyip çocuğunuza anlattıktan sonra, bunları önce siz kararlı ve tutarlı bir şekilde uygulayın ve ödün vermeyin.
    Tüm bu yapıcı tutumlarınıza rağmen henüz hedeflediğiniz yerde olmadığınızı düşünebilirsiniz. Çünkü bazı çocuklar ısrarcı tutumları, aksilikleri ve huysuzluk nöbetleri ile biraz daha zor olabilirler. Örneğin alışveriş merkezinde ağlayan çocuğa geri dönelim. Birçok anne baba, böyle bir durumda kendi yorgunluk düzeylerine göre önce belli bir süre sabredip çocuğu ikna etmeye çalışır. Sonra, etraftakilerin rahatsız olacağı endişesi ile veya artık tahammülleri kalmadığı için çocuğun istediğini yapar. 

    Bu bir tek örnek bile çocukta “yeterince azmedersem istediğimi elde ederim” düşünce kalıbını oluşturmaya yeter. Çünkü olaylar üzerinde kontrolü olduğunu anlamıştır. O yüzden bu davranışa daha da hız kazandırarak devam edecek, sabrınızı iyice zorlayacaktır. Ama siz bu “daha” inatçı çocuklarla da baş edebilirsiniz. 

    Her şeyden önce çocuğunuzun, sizin farkında olmadığınız, anlayamadığınız bu yüzden de müdahale etmekte çaresiz kaldığınız bir takım ruhsal girdaplar içinde olduğunu düşünmeyin. Çocuğun, gelişim süreçleri içerisinde bir dönem yaşadığını ve bunun sizin de tutumlarınızla aşılabileceğini hatırlayın.
    Günlük rutinlere ve alınan kararlara dahil olmak, yetişkinler kadar çocukların da ihtiyacıdır. Olan biteni kontrol etmek arzusunda olan bir çocuğa alternatifler sunarak seçim yapma özgürlüğü vermek birçok olumsuz davranışı önleyecektir. Biz de öncelikle çocuk henüz o aşılması güç noktaya gelmeden yapılabileceklere örnek vermek istiyoruz. Çünkü çocuğun olayları istediği gibi kontrol edebildiği düşüncesine vardığı noktadan geri dönmek daha zordur. 

    Güç Savaşı: Çocuğunuz bütün gün oyuncaklarını sepetinden boşaltıyor ama toplama vakti geldiğinde başka bir aktiviteye dalıyorsa…

    Zaman Oyunu Oynayın: İnatçı çocuklar genellikle mücadele duygusu uyandıran oyunlara bayılırlar. Aşılacak engeller tam onlar içindir. Bir zaman sınırı koyup, o süre içinde oyuncakları toplatabilirsiniz. Topladığında da bir sticker hediye edebilirsiniz.

    “Yardımcınız” Olmakla Onurlandırın: “Bugün benim yardımcım olmak ister misin?” diyerek sofrayı kurmak, çamaşır katlamak gibi basit işlere dahil edebilirsiniz. Sizin yanınızda olarak işlerinizi paylaşmanın bir ayrıcalık olduğunu ve evin kontrolünün bir parçası olduğunu düşünecektir.

    Pozitif Dil Kullanın: Cümlelerinizi cesaretlendirici ve destekleyici biçimde kurun. “ Oyuncaklarını toplamadan parka gitmek yok!” diye bağırmak yerine, “Oyuncaklarını toplar toplamaz parka gidiyoruz.” demenin mesajı farklıdır. İlk cümle konuyu kendiliğinden inada bindirirken, ikinci cümle bir oluş sırası bildirir. Yine de çocuk “ama ben parka gitmek istiyorum” diye ısrar ederse; “Tamam, sen oyuncaklarını toplar toplamaz gideceğiz” diyebilirsiniz. Böylece hem park isteğini onayladığınızı, hem de ondan beklentinizi iyice netleştirmiş olursunuz

    Uyku Vakti Savaşı: Uykudan önce çocuğunuzla belli bir takim rutinleriniz varsa örneğin önce banyo yapmak gibi, çocuk küvetten çıkar çıkmaz yatağa gitmek zorunda olduğunu bilir. Gitmemek için elinden geleni yapacaktır.

    “Evet” Oyunu: Peş peşe üç tane “evet” cevabı alabileceğiniz sorular sorun. Bu “evet”ler, çocuğun direncini kıracaktır.

    Örneğin; “Küvette oyuncaklarla oynamak çok eğlenceli
    oluyor değil mi?” – “evet”,
    “O dinozor yüzebiliyor mu?” –“evet, bak seyret”
    “Elinle köpükleri tutabilir misin” –“evet” 

    Alternatif Önerin: Seçim yapma şansı vererek bir sonraki adıma doğru yumuşak bir tavırla yönlendirin. “Kendin mi kurulanmak istersin yoksa ben mi yardımcı olayım” diye sormakla yatma vaktini direk hatırlatmak yerine, bu süreci yumuşak bir geçişle başlatmış olursunuz. Giyinirken, “bu gece hangi kitabi okuyalım, A mı yoksa B mi?” gibi seçim yapabileceği bir soruyla devam edebilirsiniz. İnatçı bir çocuk ısrarla “ hayır hiçbirini istemem, uyumayacağım” diye tutturabilir. Bu durumda seçimlerini tekrarlayın, hala ısrar ediyorsa “herhalde bu gece için bir kitap seçmedin, yarın akşam okuyabiliriz, iyi geceler” diyerek ışığı kapatın. Bu noktadan sonra kararınızdan dönmeyin.

    Gardırop Savaşı: İnatçı bir çocuk için, kıyafetle dolup taşan bir gardırop tahrik unsurudur. Birbirine uyumsuz giysileri bir araya getirmek ve bunda da ısrarcı olmak için mükemmel bir zemin hazırlar. Öncelikle, mevsime uygun olmayan giysileri veya artık küçülmüş, kısalmış, sökülmüş, üzerinde leke olan kıyafetleri dolaptan çıkarın. Sizin baştan aşağı hazırladığınız birkaç takım kıyafeti, birkaç hafta aralıkla, dönüşümlü olarak dolabına yerleştirin. Bir gece önceden ona 2 ayrı takımı seçenek olarak sunun. Böylece çocuğun bunlar arasından seçim yapma hakkı kalırken, aynı zamanda da uygunsuz şeyler giymesini ve bu savaşı sabah telaşında yaşamayı önlemiş olacaksınız. 

    Palto Fenomeni: Buz gibi bir havada dışarı çıkarken paltosunu giymemekte ısrar eden çocuğa, giymesi için siz ısrar etmeyin. Paltosunu yanınıza alın. Birkaç dakika sonra üşüdüğü anda, paltosu dünyada en çok görmek istediği şey olacaktır. Alternatif olarak, ceketini çantasına asmayı veya ona taşıtmayı da düşünebilirsiniz.

    Yukarıda, günlük yaşamda en çok rastlanan durumlara ve bunlara nasıl yaklaşabileceğimize dair örneklere yer vermeye çalıştık. Ancak, bazı çocuklar için inatçı davranış kalıbı çoktan kazanılmış ve bu taktikler için artık geç kalınmış olabilir. Bu durumda ebeveyn olarak kontrolü yeniden elimize almak için daha etkin, daha kararlı ve yaptırım gücü daha yüksek yöntemlere geçilmelidir. Örneğin; istediği yapılana kadar usanmadan saatlerce ağlayan bir çocuğu açıklamalarla ikna etmeye çalışmanın bir faydası yoktur. İkna olacak noktayı çoktan geçen bu çocukla o anda konuşmayı sonlandırmalı ve bu davranışına ilgisiz kalınmalıdır. 

    Etkin Aldırmazlık adını verdiğimiz bu yöntemle, çocuğu görebildiğimiz bir alan içinde, “görmezden” gelmeliyiz. Yani çocuğun kendine fiziksel olarak zarar vermemesi için kontrolümüz altında ve gözümüzün önünde olmasını sağlayarak, bu davranışına ilgisiz kalmalıyız. Onun yanında başka bir işe koyularak, göz temasını ve sözlü iletişimi sakinleşene kadar kesebiliriz. Bu yöntem etkisini er ya da geç gösterecektir. Yine de çocuğun direncini kıramadığınız durumlarda mola yöntemini deneyebilirsiniz. 

    Mola Yöntemi; çocuğu bir köşeye alarak sakinleşmesini sağlamaktır. Bu süre içinde çocuğun konuşmasına veya oynamasına izin verilmemelidir. Amacımız çocuğun orada eğlenerek durumdan memnun kalması değil, sınırların nerede bittiğini ve hareketlerinin sonuçlarını anlamasını sağlamaktır. Mola noktasından ayrılmaya çalışabilir. Ayrıldığı sürenin, beklemesi gereken süreye ekleneceğini söyleyebilirsiniz. Yine de toplam sürenin, çocuğun ne için orada olduğunu unutacağı kadar uzun olmamasına dikkat edin. Ama kurallarınızdan asla ödün vermeyin. Çocuk ondan ne beklediğinizi net olarak bilmelidir. 

    Kararlılık ve Tutarlılık, belki bu yöntemlerin içinde en önemlisidir. Anne babanın ortak tutumu ile beklentilerinizden ödün vermemeniz birçok olumsuz davranışı engelleyecektir. Çocuk, yeterince ağlarsa o davranışı yapabilir gibi bir tutum söz konusu olmamalıdır. 

    Çocuklarda inatçılık ve diğer olumsuz davranışlar gelişim dönemlerinin doğal bir parçasıdır. Ne kadar kemikleşmiş ve artık hayatı zorlaştırma noktasına gelmişse de bu davranışlar anne baba tutumları ile kontrol altına alınabilir. Sabırlı, tutarlı ve net yaklaşımlarla daha kolay aşılabilir. Yardıma ihtiyaç duyduğunuz noktada rehberlik servisimize danışabilirsiniz.

  • Çocuklarda güven duygusu

    Güven duygusu sadece çocuklar için değil biz yetişkinler içinde çok önemlidir. Bizler de eşimize, arkadaşımıza, anne babamıza güvenmek, onlardan emin olmak isteriz.

    Çocuklarda da güven duygusu bu denli önemlidir. Üstelik çocuklarda güven duygusu doğumla birlikte ortaya çıkan ve çok uzun yıllar devam eden önemli ve hassas bir duygudur.

    Yenidoğan bir bebek ana rahminden çıkıp dünyaya gelmesi ile birlikte iki sorunun cevabını arar. “Ben burada güvende miyim” ve “Beni seviyorlar mı”. Güven duygusu özellikle yenidoğan bir bebek için çok önemlidir. Çünkü ana rahmi gibi korunaklı bir yerden gelmiş ve orada hem rahat hem de güvenli zamanlar geçirmiştir. Ama dünyaya gözlerini açmasıyla birlikte biz sürekli olarak onu rahatsız eden ve güvenliğini tehlikeye atacak şeyler yaparız.

    Örneğin emmesi için zorlarız, üşümesin diye giydiririz, uyusun diye sallarız, altına bez bağlarız. Bunları yapmak zorundayız evet ama bebek, ana rahminde 9 ay boyunca bunların hiçbirine maruz kalmadığı için ona bunlar tuhaf gelmekte ve güvende olmadığını düşünmektedir. İlk günler uyku ve beslenme sorunu yaşamasının bir sebebi de bu güvensizlik duygusudur zaten.

    Bu nedenle yenidoğan bebekle her aşamada konuşulmalı ve ona yapılan her şey anlatılmalıdır. “Şimdi bezini değiştireceğim, yemek saati geldi hadi biraz süt içelim, uykumuz geldi değil mi hadi uyuyalım” gibi açıklamalar bebekteki güven duygusunu pekiştirecektir.

    Bebek büyüdükçe başka konularda da güven duygusu hassaslaşır. Annem babam işe gidince geri gelecek mi, beni anneannemden alacaklar mı, kreşe başladım akşamları da burada mı kalacağım gibi güven temalı birçok konu artık çocuğun hayatına girmiştir.

    Güven duygusu ile ilgili en önemli konulardan birsi de çocuğa verilen sözlerin yerine getirilmesidir. Çocuğa “Söz sana oyuncak alacağım, Akşam baban gelsin söz gezmeye gideceğiz” gibi verilen vaatler yerine getirilmezse çocukta anne babasına karşı güvensizlik oluşur.

    Anne baba çocuğuna yerine getiremeyeceği şeyler için söz vermemelidir. Bazen sırf çocuk sormaktan vazgeçsin diye onu baştan savmak adına verilen boş sözleri unutmayan çocuk, bu sözler yerine getirilmediğinde anne babasına karşı öfkelenmekte ve davranış problemleri sergilemektedir.

    Anne baba arasındaki tutarlılık da çocuklardaki güven duygusu için çok önemlidir. Sorduğu soru için annesinden başka babasından başka cevap alan çocuğun hem kafası karışır hem de kimin dediğinde inanacak ya da bundan sonra kime nasıl sorular sormalı konusunda çelişki yaşayabilir.

    Anne babasına bile güvenemeyen çocukta genel bir güvensizlik başlayabilir. Arkadaşlarına, öğretmenine de güvenemeyen çocuk şüpheci bir tavır içine girebilir ve çevresindekilerden uzaklaşabilir.

    Bu nedenle çocuklar dünyaya gözlerini ilk açtıkları andan itibaren onların içinde bulunduğu bu temel güven-güvensizlik çelişkisinden kurtarmak adına güven sarsıcı davranışlardan kaçınmalıyız.

  • Çocuklarda tırnak yeme

    ÇOCUKLAR NEDEN TIRNAK YER

    Araştırmalar, çocukların büyük çoğunluğunda zaman zaman tırnak yeme davranışı olduğunu göstermektedir bunlardan pek çoğunda tırnak yemeyi sürdürür. Bunun sonucunda tırnaklarda kanamalar, çirkin görüntü ve ağrılar oluşur

    Tırnak yemenin nedenleri:

    Herhangi bir nedenden dolayı çocuğun yaşadığı üzüntü, sıkıntı, korku ve öfke duygularını bu davranışla dışa vurması,

    Çocuğun yaşadığı gerilim ve kaygılar

    Çocuğun kendisine duyduğu güvensizliği bu şekilde belirtmesi

    Aile içinde aşırı baskıcı ve otoriter bir eğitim uygulanması

    Çocuğun cezalandırılmaktan ve eleştirilmekten dolayı duyduğu kaygı

    Aile içinde veya çevresinde tırnak yiyen bir modelin varlığı

    Çocuğun kendisini aile içinde değersiz hissetmesi

    Çocuğun saldırganlık dürtülerini tırnak yiyerek dışa vurması

    Yeni bir kardeşin doğumu ya da anne babanın çocuklar arasında ayrım yapması sonucu çocuğun yaşadığı kıskançlık duyguları

    Çocuğun anne babadan yeterli ilgi ve sevgi görememesi

    Anne babanın boşanması, sevilen birinin hastalanması yada kaybı gibi stres yaratan durumlar

    Aile içi huzursuzluklar ve iletişim problemleri

    Anne babalar öneriler:

    Davranış iyice kalıplaşmadan, erken dönemde kalıcı bir çözüm bulunmalı ve davranış ortadan kaldırılmalıdır.

    En kalıcı çözüm davranışı ortaya çıkartsan sebepleri bulup onları ortadan kaldırmaktır.

    Çocuğun tırnağına acı biber, oje, uhu vb. maddeler sürme, çocuğu bu davranışından dolayı azarlamak, eleştirmek, korkutmak, cezalandırmak doğru bir çözüm yolu değildir. Bunlar çocukta bu davranışının pekişmesine yol açabilir.

    3-4 yaşına kadar görülen tırnak yeme davranışını anne babalar görmezden gelebilirler. 4 yaşından sonra da devam etmesi durumunda önlem alınmalıdır.

    Çocuğa duygu ve düşüncelerini rahatça ifade edebileceği bir ortam sağlanırsa bu davranış azalabilir. Çocuk üzüntü, sıkıntı, öfke gibi duygularını anne babasıyla paylaşabilirse bu duygularını dışa vurma yolu olarak tırnak yemeyi seçmeyecektir.

    Çocuğu korku ve kaygı yaratan durumlardan uzak tutmak gerekir.

    Küçük çocuklara şiddet içerikli korku filmleri izlettirilmemelidir.

    Aile içindeki kavgaları ve huzursuzluğu en aza indirmek gereklidir.

    Çocuğa bu davranışın doğru bir davranış olmadığı, kendisine zarar verdiği uygun bir dille anlatılabilir. Kız çocuklarına düzgün ve bakımlı tırnakların onu nasıl güzel, erkek çocuklara ise yakışıklı gösterdiği söylenebilir.

    Çocuk bu davranışı ilgi çekmek için yapıyorsa tırnak yediği zamanlarda çocukla ilgilenilmemelidir.

    Çocuk tırnak yediği zaman ilgisi başka tarafa çekilebilir. Oynamak istediği bir oyun, izlemek istediği bir çizgi film, yapmak istediği bir etkinlik işe yarayabilir.

    Çocuk gece tırnak yiyorsa hatırlatıcı olması için yatmadan önce onu rahatsız etmeyecek kalınlıkta bir eldiven giydirilebilir.

    Tırnak yemenin yerine geçebilecek sakız, kuruyemiş, vb. bazı durumlarda işe yarayabilir.

    Bu durumun değişmesi için çocuk da istekli hale getirilmeli ve değişim için çaba harcaması sağlanmalıdır.

    Çocuk kendi tırnak bakımıyla ilgilenir hale getirilebilir. Tırnak bakımının sorumluluğunu alır,

    Tırnaklarını kendisi keser, törpüler ise bu davranışı yapması önlenebilir.

    Tırnak yeme davranışının değişmesinde davranış değiştirme de

  • Dil Gelişimi

    Dil Gelişimi

    Eğitimde ve Dilde Gelişme Gecikmeleri

    Dil gelişimi kavramı, tarih boyunca incelenmiş ve araştırmalarla desteklenmiştir. Bu araştırmalarda, genetik faktör, fizyoloji, fiziksel ve ruhsal durum, anne-bebek etkileşimi ve sosyal çevre, cinsiyet, aile yapısı ve iki dillilik, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik etkenler gibi dil gelişimini etkileyen faktörler ele alınmıştır.

    Bu yazıda, dil gelişiminin bu faktörleri üzerinde durmak yerine; bozukluk sayılmayan olası stresler karşısında zekaya bağlı olmayan konuşma bozuklukları ile ilgili olarak rastladığımız durumlar hakkında ilerleyeceğiz.

    Çocukların başkalarıyla ilişki kurmak konusundaki istekleri genellikle konuşmayı öğrenebilmeleri için dürtü oluşturur ve dilleri gelişir. Bazı çocuklar normal bir zeka düzeyinde olmakla birlikte, bir ya da daha çok özel işlevini etkileyen gelişme geriliğinden yakınırlar. Bu gelişme bozukluğu, özellikle konuşma alanında görülür. Hareketleri ve sosyal davranışları epeyce olgunlaştığı sıralarda bile sessiz harfleri yanlış söylerler ve bebeksi konuşma biçimini sürdürürler. Çocuk, bazı sözcükleri geç öğrenebilir, üç yaşından önce bilinçli olarak konuşmaya başlarken, yedi sekiz yaşına kadar “t”, “s” ve “v” harflerini söyleyemezler. Bu, hafif konuşma bozukluğu olarak literatüre geçmiştir. Esas tehlike, hiçbir çaba harcamadan normalde öğrenebilecekken, sabırsız ve tahammülsüz ebeveynlerin “düzgün konuşması” için çocuklarını, bilinçli olarak zorlamalarıyla ortaya çıkar.

    Çocuklar, akıllıca konuşabilme yeteneğini kazanamazlarsa öfkelenirler.

    Normal durumlarda biriyle iletişime geçerken, paylaşımda bulunurken karşı tarafın sizi kolayca anlayabildiğini bilirsiniz. Bunun vermiş olduğu rahatlıkla iletişiminiz devam eder ve sağlıklı bir şekilde dilediğinizde sonlandırabilirsiniz. Çünkü iletişimde kişinin kendini anlatması, en az karşı tarafın sizi anlaması kadar önemlidir. Şimdi, kelime haznesi gelişmemiş, sesleri doğru çıkaramayan ve henüz soyut döneme geçememiş bir çocuk düşünün. Kendini anlatmak isteyen, duyguları en üst seviyede yaşayan ancak bir türlü bunu başaramayan bir çocuk… Tam da “kendi”ni ispat edeceği, fikirleriyle var olduğunu göstereceği bir dönemde bu çocuğun içinde barındırdığı yeni ve öfke dolu duyguları tahmin edebilirsiniz. Bu arada ebeveynleri, bu durumu onaylamadıklarını belirtirlerse çocuğun konuşmayı öğrenmesi daha da zorlaşır. Anksiyetenin üstesinden gelebilmesi için savunma mekanizmaları geliştirmesine yol açılabilir. Bu gibi durumlarda çocuklar daha öfkeli davranırlar ve davranış bozukluklarına tepki gösterirler. Böylece, klinik tablo daha da karmaşıklaşır. Konuşmada, eğer gelişmeye bağlı ağır bozukluklara rastlanırsa, ki bu enderdir, bu durumda kesin tanı koyulması gereklidir.

    Gecikme, tembellik değildir.

    Çocuklarda okuma ve yazmaya yol açan bozukluklar olmadığı sürece öğretmenler, ebeveynler ve çocukların kendisi dahi bu gecikmeyi tembelliğe bağlarlar. Bu şekilde etiketlenen çocuklar cesaretlerini yitirirler ve öğrenme dürtüleri zayıflar. Okuma ve yazma, eğitimin temelini oluşturduğundan, bu bilgileri zamanında almayan çocuklara “geri kalmış” rolü giydirilir. Ancak bilinmelidir ki, bu çocukların daha özenli bir yardıma gereksinimleri vardır. Her şeyden önce, özgüvenlerini ve öğrenme isteklerini koruyabilmeleri için eksiklerinin çıkarılması ve buna yönelik bir çalışma programı, aktivite listesi çıkarılması gerekir.

    Eski zamanlara baktığımızda, kendi çocukluk dönemlerinizi düşündüğünüzde sistemin böyle olmadığını, size zamanında kimsenin yardım etmediğini, kendinizin çalıştığını söyleyebilirsiniz. Bu düşünceyle birlikte çocuğa verilen tembel etiketi ebeveynlere göre, “Biz pes ettik, artık başarı ya da başarısızlık çocuğun elinde.” şeklinde çevrilebilir. Ancak, günümüzde teknolojinin ve bilimin de ilerlemesiyle, ne ders konuları aynıdır, ne de çocuğun bilişsel beceri ve kapasitesi… Daha sosyal ve interaktif bir toplumun içinde eğitilen çocuklar, yine daha fazla ilgi ve çabaya ihtiyaç duyacaklardır.

    Önerilen Kitaplar:

    1. Duy, İşit, Dinle, Anla: İşitsel Kavramayı Geliştirme El Kitabı – Dil Becerileri Serisi

    2. Problem Çocuklar – Dr. Sula Wolff

    3. Başarıya Götüren Aile – Doğan Cüceloğlu

    4. Çocukluğa Geçiş Sorunlarına Mucize Çözümler – Tracy Hogg & Melinda Blau

    5. Kesintisiz Öğrenme – Mümin Sekman

    6. Çocukta Oyunla Tedavi – Hans Zulliger 

  • Çocuklarda yalan söyleme

    ÇOCUKLARDA YALAN SÖYLEME

    Yalan söylemek; insanın kaygı ve korku duyduğu anlardan kurtulmak için başvurduğu savunma mekanizması, yani kendini koruma yoludur.

    Yalan; kişinin kendini aldatması ve bununla birlikte başkalarını da aldatmaya çalışmasıdır. Bir hatayı gizleme amacı ile gerçeğe uygun olmayan bu girişim sözle olabildiği gibi bazen de ,jest ve mimiklerle de olabilmektedir.

    Aslında çocukların yalanları, yetişkinlerin yalanlarının yanında masum kalır. Çünkü; onların yalanları aldatma amacı gütmez. Çocuk gerçeği iyi değerlendiremediği için, gördüklerini çarpıtarak anlatır ve uydurur. Kimi ana-baba çocuğun olmamış Şeyleri olmuş gibi anlatmasını yalan sayar. Bunları dinlemek ve olduğu gibi kabul etmek yerine çocuğu suçlar. 3-5 yaş çocuğunun hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatırlar ve bu dönemde yalan ile yalan olmayanı ayırt edemezler.

    Çocuklar neden yalan söyler;

    Yalan ile hayal gücüne dayalı abartıları birbirine karıştırabilirler

    Aile içinde veya çevrede çok sık yalan söyleniyor olabilir ve çocuk bu durumu model alıyordur

    Anne -baba ve çevre yeterince sevgi, ilgi göstermiyor olabilir

    Çocuk cezadan kaçmak için yalan söylüyor olabilir

    Çocuk özlem duyduğu, olmasını istediği şeyler için yalan söylüyor olabilir

    Çocuk çevresinin hayranlığını kazanmak için yalan söyleyebilir

    Anne–babasının sevgi ve ilgisini paylaşmamak için yalan söyleyebilir Arkadaşlarının sevgi ve ilgisini paylaşmamak için yalan söyleyebilir

    Erken çocukluk döneminde aşırı ödüllendirilen çocuklarda yalan söyleyebilir

    Anne babalara öneriler;

    Anne baba çocuğun neden yalana başvurduğunu belirlemelidir.

    Çocuğun yalan söylemesini önlemeden önce, ona her zaman doğru model olmalı, anne baba da yalan söylememelidir.

    Çocuğu yalan söylemeye itecek durumlara fırsat vermemek gerekir.

    Anne babalar çocuklarını iyi tanımalı, performanslarının üzerinde şeyler beklememelidir.

    Çocuk kardeşi ya da diğer yaşıtları ile kıyaslanmamalıdır.

    Çocuğa karşı aşırı otoriter ya da baskıcı davranmamak gerekir.

    Çocuk yaptığı ya da yapamadığı davranışlar nedeniyle sürekli eleştirilmemelidir.

    Anne ya da baba kendi yalanına çocuğu ortak etmemelidir. ‘Bugün gittiğimiz yeri babana söyleme’ gibi bi ifade çocuğu yalana sürükler

    Anne baba çocuğun duygu ve düşüncelerini açıkça ifade etmesine fırsat vermeli, onu dinlemelidir.

    Yalanın içeriğine değil, çocuğun neden yalan söylediğine odaklanmak gerekir.

    Çocuğun hangi durumlarda yalan söylediği tespit edilmeli. Örneğin, en çok okul başarısızlığı yaşadığında ya da arkadaş ilişkilerinde mi yalan söylüyor belirlenmelidir.

    Çocuk yalan söylemediğinde de ödüllendirilmelidir.

  • Boşanma ve Çocuk ..

    Boşanma ve Çocuk ..

    Ayrılsak da beraberiz…

    Güle oynaya seve sevile aşkla evleniliyor. Aradan biraz zaman geçiyor koşa koşa, nefretle boşanılıyor. Birbirinden çabuk mu bıkılıyor yoksa eşler kendilerini yanlış mı tanıtıyor bilemem.

    İspanyol düşünür Miguel de Unamuno’nun çok sevdiğim bir sözü vardır: ”Aşk, aldanışın kızı; hayal, kırıklığın annesidir” peki o halde aşk biterse ne olur? Aşkı ilişkiden aldığımızda geriye ne kalır? Bir sen bir ben bir de bebek…

    Bildiğiniz gibi anlaşamayarak yollarını ayıran çiftlerin sayısı her geçen gün artıyor. Boşanmalarda en çok etkilenen taraf ne yazık ki çocuklar oluyor. Yaşanılan mutsuzluğun boyutu ne olursa olsun eşler birbirlerinden boşanabilirler ama çocuklardan boşanmak söz konusu değildir. 

    Boşanma sürecinden en fazla etkilenen yaş grubu 3-6 yaş grubudur. Bu yaştaki çocuklar boşanmanın sebebini tamamen kendileri sanmaktadır. Çocuk ister istemez “Ben uslu olmadığım için annem ile babam boşanıyor” düşüncesine kapılıyor. 7-12 yaş grubunda ki çocuklar ise boşanma sebebini anne-baba üstüne atmaktadır. Biraz daha ileriki yaşlara gidersek 13-18 yaş grubu bu süreci çok zor atlatmakta. Ergenlik döneminde olan çocuğun uyuşturucuya başlama, kendine ya da arkadaşlarına zarar verme, küfür etme, kötü ortamlara girme gibi tepkisel davranışlar geliştirmesine rastlanabilir. Derslere odaklanamama, konsantre bozukluğu, ders çalışma isteksizliği, huzursuzluk, saldırgan davranışlar, yatak ıslatma, kekemelik, uyumsuzluk gibi belirtiler de görülebilmektedir.

    Çocuk boşanma olayını duyunca hemen “ ben kimle yaşayacağım, bana ne olacak” gibi sorular sormaya başlar. Bu anlamda anne babanın çocuğun aklındaki soruları gidermesi çok önemli bir süreçtir.  Çocuğu büyük insan yerine koyup ona olan biteni anlayabileceği bir dille anlatmak gerekmektedir. Fakat karşılığında büyük bir insan gibi tepki vermeyebileceğini de kabul edip sabırlı ve anlayışlı olmak dikkat edilecek önemli bir unsurdur. Çocuğa “Biz kendi aramızdaki sorunlarımız yüzünden ayrılmaya karar verdik. Hayatımıza evli devam edersek daha çok zarar göreceksin, bu süreçte en doğru olan ayrılmak. Ayrı evlerde yaşayacağız ama bu birbirimizi hiç görmeyeceğimiz, iletişimimizi koparacağımız anlamına gelmiyor. Belli aralıklarla annenle ben (veya baban) buluşup zaman geçireceğiz. Seni sürekli seveceğiz” gibi duygularla yaklaşmak onun endişe ve korkularını yenmesine yardımcı olacaktır.

    Şurası hiç unutulmamalıdır ki anne babalar çocuğu kendi aralarındaki sorunlardan uzak tutmalı, kaldıramayacağı sorunları çocuğa yansıtmamalıdır. Çocuk için eski eş ile mutlaka bir işbirliği sağlanmalıdır. Bazen boşanma çocuk için en iyi çözüm yolu olurken, bazen de boşanmadan sonra çocukta yeni korkular ortaya çıkabiliyor. Boşanma sürecinin çocuk açısından sağlıklı olması için eski eşe karşı olumsuz duygu ifadesinin kontrol edilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra sakin düzenli bir yaşam stili benimsenmeli, disiplin konusunda eski eş ile iş birliği sağlanmalı. Çocuk ile bol bol konuşmak, çocuğa hafif sorumluluklar vermek, yaşına uygun etkinlikler planlamak, ev ödevleri veya okulu ile ilgilenmek ve ziyaretler dışında da çocuk ile iletişimin sürdürülmesi gerekmektedir.  Kuşkusuz bir çocuk fiziksel ve psikolojik gelişimini en güzel şekilde ailesinin içinde tamamlar. Çocuk hem annenin hem de babanın ilgisine, sevgisine, şefkatine muhtaç bir varlıktır. Çocuğun ruhsal ve zihinsel açıdan sağlıklı olmasının başta gelen şartlarından birisi elbette ki kişiliğinin ideal bir aile tarafından yoğrulmasıdır. Ancak günümüzde yıkılan ailelere ne yazık ki oldukça sık rastlıyoruz. Şu bir gerçek ki boşanmanın yükünü en fazla çocuklar çekmekte. Eşler çocuğun psikolojik ihtiyaçlarını karşılamaya özen göstermelidir. Anne baba ayrılsa da annelikten ve babalıktan istifa etmemelidir.

    Günümüzde boşanmanın ardından anne ve baba arasında çocukla ilgili rekabet yarışına girmelerine de  çok sık rastlanmakta. Bazı ebeveynler çocuğu kendi tarafına çekmek için çocuğa yanlış mesajlar vermektedir..  “Annen / Baban seni sevmiyor zaten” diyenler, karşı tarafı suçlayanlar dahi olabiliyor. Bu sözler çocuğun ruh dünyasında tahmin edilemez boyutlarda yaralar açmaktadır. Bu çok yanlış ve çocuk açısından çok yaralayıcı bir tutumdur. Eşler ayrılsalar bile çocuğu annesinden ya da babasından ayırmaya çalışmak, eski eşten öç almak için çocuğu kullanmak çocuğun ruh sağlığı açısından asla düşülmemesi gereken hataların başında gelir. Boşanan eşler, aralarında her ne yaşandıysa yaşansın arkadaş kalmaya gayret göstermeliler. Yaşamı boyunca çocuğun önüne çıkabilecek bir sürü problem olabilir. Anne babanın kimi zaman bu problemlere birbirlerine danışarak çözüm bulmaları, ortak kararlar alıp uygulamaları gerekir. Herhangi bir iş arkadaşı gibi, hiç olmazsa telefonla görüşülebilir. Dağılan bazı aileler çocukları için bazen bir araya gelip arkadaş gibi davranabiliyorlar. Bunu başarabilmek çocuğun bu dönemi yaralanmadan atlatmasına yardımcı olacaktır.

    Çocuklara verilecek sevgi, şefkat, kendini güvende hissetme duygusu hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar büyük bir hediyedir. 

    Her ayrılıktan sonra parçalanmış ailenin bu durumdan az ya da çok olumsuz etkilendikleri bir gerçek. Sağlıklı yürümeyen evlilikleri bitirmek en doğrusu olmakla beraber bütün mesele ayrılan anne babanın kendilerine çocuklarıyla beraber yaşayabilecekleri sağlıklı ortamlar yaratabilmesindedir. Karşılıklı anlayış ve hoşgörü, ayrılık da olsa sorunların daha kolay çözümlenmesine uygun bir zemin hazırlayacaktır. Ayrılsak da beraberiz sözü işte burada çok önemli. Arada çocuk olduğu sürece unutmayın ki siz çocuğunuzun gözünde hala sevgilisiniz. 

    Attilla İlhan’ın bir şiirinde dediği gibi “Çünkü ayrılık da sevdaya dair çünkü ayrılanlar hala sevgili”…