Etiket: Çocuk

  • KONUŞMA BOZUKLUKLARI

    KONUŞMA BOZUKLUKLARI

    “ANNE KONUŞMA GELİŞİMİM İÇİN SENİN YARDIMINA İHTİYACIM VAR!!!”

    “Zaten erkek çocukları geç konuşurmuş. Babası da geç konuşmuş. Hala konuşmadı acaba bir sorun mu var? Bizim dışımızda hiç kimse konuşmasını anlamıyor.”

    Bu sözler bir yerlerden tanıdık geldi mi size bilmem ama bana en sık sorulan sorulardandır konuşma gecikmesi ve konuşma bozukluğu. Çocuğunuzun konuşma gelişimininde yaşadığı zorlukların çok çeşitli sebepleri (Gecikmiş konuşma, dil ve konuşma bozukluğu, konuşma bozukluğu) olabilir. Hem tüm bu sebepleri destekleyecek hem de çocuğun ifade edici diline katkıda bulunacak önemli öneriler;

    Talep Etmek :  Çocuktan bir şey söylemesi veya bir şey yapmasını istemek. Çocuk bir şey istediğinde hemen vermeyip, konuşmasına ya da çaba sarfetmesine ortam oluşturmak.

    Seçenekler Sunmak : Çocuğa birden fazla seçenek sunarak arasında seçim yapmasını istemek. 

    İhtiyaç Oluşturmak : Çocuğun sevdiği oyuncakları/eşyaları yüksek, ulaşılması zor bi yerlere koymak ve iletişim ihtiyacı oluşturup, onu konuşmaya mecbur bırakmak.

    Talepkar Olmasını Sağlamak: Çok sevdiği aktivite, oyun, yemek gibi mutlaka fazlasını isteyeceği şeyleri az miktarda verip, daha fazlasını istemesini sağlamak.

    Bilinçli Olarak Şaşırtmak : Çocuğa istediği nesne yerine başka bir nesneyi bilerek verip, onun istediğini söylemesini sağlamak.

    Model Olmak: Çocukla ve onun yanında başkalarıyla konuşurken açık, anlaşılır ve yavaş konuşmak.

    Aktarıcı Rolü Üstlenmek: Yemek yaparken, oyun oynarken, ev temizlerken, bir yere giderken yani çocuğunuzun olduğu her yerde ne yapıyorsanız yapmış olduğunuz aktivitenin anlatıcısı olmak.

    Kelimeleri Doğrulamak: Çocuğun yanlış söylediği ya da söylemediği kelimelerin sizden doğrusunu duymasını sağlamak.

    Taklit Etmesini Sağlamak: Sizin söylediklerinizi tekrarlamasını istemek ve bunu oyuncakları, kuklaları bir araç olarak kullanarak da yapmak.

    Uyaran Çeşitliliği Yaratmak: Çocukla sürekli konuşmak, onu farklı sosyal ortamlara sokmak, konuşmasını sağlayacak oyunlar oynamak.

    DİKKAT! Çocukları konuşmaları için baskıyla zorlamak, inatlaşmak ve aşırı korumacı olmak bu önerilerin düşmanıdır.

  • Çocuklarda konuşma bozuklukları

    Çocuklarda konuşma bozuklukları

    Gecikmiş konuşma, artikülasyon bozukluğu (harf söyleyememe), kekemelik, hızlı bozuk konuşma,otizme bağlı oluşan konuşma bozukluğu ve ses bozukluğu çocuklarda yaygın olarak görülen konuşma bozuklukları arasındadır. Bu yazıda bu tür konuşma bozukluklarıyla karşılaşıldığında ne tür terapi yöntemlerinin uygulandığından bahsedilecektir.

    Kekemelik, özellikle 2-5 yaş aralığındaki çocuklarda sıklıkla karşılaşılan bir akıcılık bozukluğudur. Çocuk kekelemeye başladıktan sonra terapist genellikle kekemelik kendiliğinden geçebileceği için;6 ay süresince aktif olarak çocukla terapiye başlamaz. Bunun yerine aileye çocuğun takılmalarını azaltmak için ne şekilde davranmaları ve nasıl iletişim kurmaları gerektiğini öğreterek belirli aralıklarla çocuğu gözlemler. Çocuktaki takılmaların
     6 ay süresinde kendiliğinden geçmediği durumda ise terapist çocukla birebir çalışmaya başlar.

    Kekemeliğin terapisinde uygulanacak teknik çocuğun yaşıyla yakından ilişkilidir. En yaygın olarak kullanılan yöntemler akıcılığın şekillendirilmesi ve lidcomb yöntemleridir. Lidcomb yöntemi yaşı daha küçük olan çocuklarda tercih edilir ve sürece aile de dahil edilerek terapistin uyguladıklarını evde uygulaması sağlanır. Akıcılığın şekillendirilmesi tekniğinde ise çocuğun konuşmasındaki nefes koordinasyonu, yumuşak başlangıç ve sözcükler arası geçişler tekrardan düzenlenerek, çocuğa takılmaların en aza indirildiği bir konuşma öğretilir.

    Artikülasyon bozukluğu çocuğun belirli sesleri (harfleri) doğru şekilde üretememesi olarak tanımlanır. Terapide ilk basamak çocuğa çıkaramadığı seslerin doğru şekilde sesletiminin öğretilmesidir. Bu süreçte konuşma terapisti abeslang, eldiven, ayna gibi materyallarden yararlanır. Çocuk doğru sesi çıkarmayı başardıktan sonra bu sesi sözcük, sözcük öbeği ve cümle içinde kullanma öğretilir ve ardından sohbet, Kitap okuma, resim anlatımı gibi çeşitli tekniklerden yararlanarak çocuğun sesletimini öğrendiği sesi günlük hayatta, konuşmasına aktararak genellemesi sağlanır.

    Gecikmiş dil, çocuğun anlama ve kendini ifade etme becerilerinin yaşıtlarının gerisinde olması anlamına gelmektedir. Gecikmiş dil ve konuşma terapisinde çocukla çalışmanın yanı sıra anne ve babayla çalışma büyük önem taşır. Öncelikli olarak ebeveynlere çocuğun dil ve konuşma gelişimini destekleyecek şekilde etkili iletişim kurma yöntemleri öğretilir. Ardından ebeveynlerin kurulan bu doğru iletişimi Oyun oynama ve kitap okuma gibi etkinliklerle desteklemesi sağlanır. Bu süreçte terapistin her seansta anne ve babanın çocukla oyun oynama ve kitap okuma esnasında çektikleri video kayıtlarını izleyerek geri dönüt vermesi gelişim açısından etkili olmaktadır.

    Konuşma terapisti terapi sırasında çocuğun konuşma ve anlama becerilerini destekleyecek çalışmalar yapar. Yapılan çalışmaların genel amacı çocuğun daha uzun cümleler kurması, sözcük dağarcığının geliştirilmesi ve sesleri (harfleri)doğru şekilde üretmesidir.

    Hızlı bozuk konuşma, kişinin normalden hızlı konuşması sebebiyle ortaya çıkan takılma, ses-hece atma, sözcük tekrarı gibi akıcısızlık problemlerinin görüldüğü bir konuşma problemidir. Hızlı bozuk konuşma terapisinde öncelikli hedef çocuğun konuşma hızıyla ilgili farkındalık sahibi olmasıdır. Terapist ses kaydı, süre tutma gibi tekniklerden yararlanarak çocuğun farkındalık kazanmasını sağlar. Ardından çocuğa basamaklar halinde kolaydan zora doğru konuşma hızını kontrol etmesi öğretilir. Bu süreçte nefes koordinasyonu ve yumuşak başlangıç gibi çeşitli yöntemlerden yararlanılır.

    Ses bozukluklarının en sık görülen belirtisi ses kısıklığıdır ve genelde bağırma, bağırarak ağlama, yüksek sesle konuşma gibi ses sağlığına zarar veren alışkanlıklara sahip olan çocuklarda görülür. Ses terapisinde öncelikli olarak çocuğun ses sağlığına zarar veren davranışlar hakkında farkındalık sahibi olmasına yönelik çalışmalar yapılır, ardından konuşma esnasında vokal kordlara zarar vermeden doğru şekilde ses üretimi çalışılır. Terapi esnasında vokal fonksiyon egzersizleri ya da rezonant terapi gibi tekniklerden yararlanılarak vokal kordlarda yer alan hasar giderilir, çocuğun sağlıklı sesine kavuşması ve bu sesi ileriki dönemlerde koruması sağlanır.

  • Çocukta Ruh Sağlığı

    Çocukta Ruh Sağlığı

    Bu yazıyla ilgilenip okuduğunuza göre bir yetişkin olmalısınız. Çocuğunuza sevginizi göstermenin ya da ona yardımcı olacak en iyi yolu bulmanın zor olduğu zamanlar vardır. Çocuğunuz sizi şaşırtan, canınızı sıkan ya da çok korkutan davranışlar gösteriyor olabilir. Bu tür davranışların bir bölümü, gelişme ve büyümenin normal sonuçları olabilir. Eğer çocukların ruh sağlığı hakkında daha çok şey öğren…mek istiyorsanız bu yazıyı okumaya devam edin.

    Ruh Sağlığı Ne Demektir?

    Ruh sağlığı, yaşam olayları karşısında neler düşündüğümüz, neler hissettiğimiz ve nasıl davrandığımızdır. Ruh sağlığı, kendimize, yaşamımıza ve tanıdığımız ve ilgilendiğimiz insanlara nasıl baktığımızdır. Ayrıca ruh sağlığı, zorlanma karşısındaki davranışlarımızı, insanlarla kurduğumuz ilişkileri, tercihlerimizi ve seçimlerimizi belirler. Yaşamın her döneminde fiziksel sağlık kadar ruh sağlığı da önemlidir.

    Ruh Sağlığı Problemleri

    Bir çocuğun ateşinin yükseldiği kolayca anlaşılabilir, fakat ruh sağlığının bozulduğunu anlamak daha zordur. Çünkü ruh sağlığı ile ilgili problemler her zaman gözle görülmeyebilir ama belirtilerini anlamak mümkündür. Ruh sağlığı problemleri teşhis edilebilmektedir. Ruh sağlığı uzmanları belirtilerle ilgili bilgileri toplamakta ve incelemektedirler. Depresyon ve kaygı ile uyum, yeme bozuklukları ve dikkat eksikliği/hiperaktivite ruh sağlığı problemlerinden bazılarıdır. Ruh sağlığı problemleri, her beş çocuktan birinde herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Ne yazık ki, ruh sağlığı bozulan çocukların tahminen üçte ikisi ihtiyaçları olan yardımı almamaktadır. Pek çok çocuk ve ergen, kısa süreli bir tedavi görerek atlatabilecekleri ve ciddi bir ruh sağlığı problemine dönüşmeyebilen duygusal zorlanma dönemleri yaşarlar. Örneğin, sevilen birinin kaybı, aile ilişkilerinde bir değişme bu tür problemlere yol açabilir. Bir çocuğun ruh sağlığı zihinsel kapasitesi ile ilişkili değildir. Ruh sağlığı sorunları olmayan çocuklarınki gibi ruh sağlığı sorunları olan çocukların da zeka düzeyleri düşükten (zihinsel gerilik) yükseğe kadar değişebilir. Özel eğitim, fiziksel sağlık sorunları olan öğrencilerin ihtiyacı olduğu kadar çeşitli ruh sağlığı sorunları olan çocukların ve ergenlerin de özel ihtiyaçlarını karşılamaya yardım eden okulların destek hizmetlerinden biridir. Özel eğitim alan herkesin ruh sağlığı sorunu olması gerekmediği gibi, ruh sağlığı sorunu olan her çocuk ve ergenin de özel eğitim alması gerekmemektedir.

    Ciddi Duygusal Rahatsızlıklar

    Çocuklar ve ergenler için “ciddi duygusal rahatsızlıklar” deyimi, günlük yaşamı ve evde, okulda ya da toplum içindeki işlevleri ciddi bir şekilde engelleyen rahatsızlıklar için kullanılır. Ciddi duygusal rahatsızlık her 20 gençten birinde herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Bu tür ruh sağlığı sorunları, yardım edilmezse, okulda başarısızlığa, alkol ya da ilaç kullanımına, aile ile çatışmaya, şiddete ve hatta intihara yol açabilir.

    Nedenler

    Küçük çocukların ruh sağlığı sorunlarının temelindeki nedenlerin hepsini bilmiyoruz. Bu sorunların hem çevre hem de biyolojik yapıyla ilgili olduklarını biliyoruz. Biyolojik nedenler içinde, kalıtım, kimyasal dengesizlik ve merkezi sinir sisteminin zarar görmesi sayılabilir. Tıp uzmanları bunlara nörobiyolojik beyin bozuklukları demektedirler. Pek çok çevresel faktör çocukları tehlikeye sokabilir. Örneğin, şiddete, istismara, ihmale, ölüm ya da boşanma nedeniyle sevilen birinin kaybına ya da bozuk ilişkilere maruz kalan çocuklar için ruh sağlığı bozulma riski daha fazladır. Diğer risk faktörleri, ırk, cinsel yönelim, din ya da yoksulluk nedeniyle reddedilmeyi içerir.

    Vazgeçmeyin

    Çocuğunuz için doğru yardımı buluncaya kadar aramayı sürdürmeniz önemlidir. Bazı çocukların ve ailelerin psikolojik danışmaya ya da desteğe ihtiyaçları vardır. Diğerlerinin de tıbbi bakıma, ev bakımına, ayakta tedaviye, eğitim hizmetlerine, yasal yardıma, hakların korunmasına, yer değiştirmeye ya da danışmanlığa ihtiyaçları olabilir. Bazı aileler, başkalarının ne söyleyeceğinden ya da ne düşüneceğinden korkarak yardım aramazlar. Bakımın maliyeti, sınırlı sigorta hakları ya da hiç bir sağlık sigortasının olmaması gibi başka engeller de çıkabilir. Bunlar aileniz için gerçek sorunlar olabilir ama tedavi gereklidir. Bazı ruh sağlığı yardım kurumları ya da toplum ruh sağlığı merkezleri, ailenin ödeme gücüne göre ücretleri ayarlayabilmektedirler. Yardım arama sizin çok sabırlı ve ısrarlı olmanızı gerektirebilir.

    Çocuğunuzun Ruh Sağlığının Korunması

    Ana-baba olarak çocuğunuzun fiziksel güvenliğinden ve duygusal rahatlığından sorumlusunuz. Bir çocuğu büyütmenin tek bir doğru yolu yoktur. Ana-babalık tarzları değişir fakat çocuğunuz için yapılması gerekenler aynıdır. Aşağıdaki önerilerde eksiklik olabilir. Gelişim dönemleri, yapıcı problem çözme, disiplin tarzları ve diğer ana-babalık becerilerine ilişkin kütüphanelerde ve kitapçılarda yararlı kitaplar bulabilirsiniz. Besleyici gıdalar, düzenli sağlık kontrolleri, aşı ve sporun yanısıra, çocuğunuza güvenli bir ev ve çevre sağlamak için elinizden geleni yapın. Çocuk gelişim dönemlerini öğrenin, böylece çocuğunuzun yapabileceğinden azını ya da fazlasını beklemeyin. Çocuğunuzu duygularını ifade etmeye teşvik edin ve duygularına saygı gösterin. Çocuğunuza herkesin acı, korku, öfke ve kaygı yaşadığını anlatın. Bu duygularının kaynaklarını öğrenmeye çalışın. Çocuğunuzun öfkesini olumlu bir şekilde, şiddete başvurmadan göstermesine yardım edin. Aranızdaki saygı ve güveni geliştirin. Anlaşamadığınızda bile sesinizi yükseltmeyin. İletişim kanallarını açık tutun.

    Çocuğunuzu dinleyin.

    Çocuğunuzun anlayabileceği kelimeler ve örnekler kullanın. Onu soru sormaya teşvik edin. Rahatlık ve güven verin. Dürüst olun. Olumluluklar üzerinde durun. Her konuda konuşmaya istekli olduğunuzu gösterin. Kendi problem çözme ve baş etme becerilerinize bakın. İyi bir örnek misiniz? Eğer çocuğunuzun duygularından ve davranışlarından bunaldıysanız ya da kendi engellenmelerinizi ya da öfkenizi kontrol edemiyorsanız yardım arayın. Çocuğunuzun yeteneklerine destek olun, sınırlılıklarını kabul edin. Hedefleri başka birinin beklentilerine göre değil çocuğunuzun yeteneklerine ve ilgilerine göre oluşturun. Başarılarını kutlayın. Çocuğunuzun yeteneklerini başka çocuklarınkilerle kıyaslamayın. Çocuğunuzu tek başına değerlendirin. Çocuğunuzla birlikte olmak için düzenli olarak zaman ayırın. Çocuğunuzun bağımsızlığını destekleyin ve kendilik değerini artırmasına yardım edin. Yaşamın iniş çıkışlarında çocuğunuzun yanında olun. Çocuğunuzun problemlerin üstesinden gelebileceğine ve yeni yaşantılarla baş edebileceğine güvendiğinizi gösterin.

    Yapıcı, açık ve tutarlı bir disiplin uygulayın (Disiplin fiziksel ceza değildir, disiplin bir öğretim şeklidir). Bütün çocuklar ve aileler farklıdır; çocuğunuz için hangi yolun daha etkili olduğunu öğrenin. Olumlu davranışlarını onaylayın. Çocuğunuzun hatalarından ders almasına yardım edin. Koşulsuz sevin. Özür dileme, işbirliği, sabır, bağışlama ve başkalarıyla ilgilenmenin önemini öğretin.

    Uyarı Niteliğindeki Belirtileri Tanıyın

    Çeşitli uyarılar, bir çocuğun ya da ergenin muhtemel ruh sağlığı problemine işaret ediyor olabilir. Bu uyarı niteliğindeki işaretlerin bir bölümü aşağıda verilmektedir. Çocuğunuzun şu belirtileri gösterip göstermediğine dikkat edin;

    Duygularla ilgili güçlükler

    • Makul bir neden olmadan üzülme ve çaresizlik duyma ve bu duygulardan kurtulamama. 
    • Çoğu zaman yoğun öfkeli olma, ağlama ya da aşırı tepkide bulunma. 
    • Değersizlik ya da suçluluk duyguları gösterme. 
    • Başka çocuklardan daha fazla endişeli ya da kaygılı olma. 
    • Bir ölümün ya da kaybın ardından çok uzamış bir yas tutma. 
    • Aşırı derecede korkulu olma. Açıklanamayan korkular duyma ya da diğer çocuklardan daha fazla korku duyma. 
    • Fiziksel sorunlarla ya da görünümle sürekli ilgilenme. 
    • Zihnini kontrol edememekten ya da zihninin başkaları tarafından kontrol edildiğinden korkma. 

    Büyük değişimler 

    • Okul durumunda kötüleşme. 
    • Genellikle zevk aldığı şeylere ilgisini kaybetme. 
    • Uyuma ve yeme alışkanlıklarında açıklanamayan değişmeler gösterme. 
    • Arkadaşlarından ya da ailesinden uzaklaşma ve hep yalnız kalmayı isteme. 
    • Çok fazla hayal kurma. 
    • Yaşamı başedemeyecek kadar zor bulma ve intihardan söz etme. 
    • Açıklanamayan sesler duyma. 

    Sınırlılıklar

    • Kendini verememe, karar vermede zorlanma. 
    • Yerinde oturamama, dikkati toplayamama. 
    • Zarar görmekten, başkalarını incitmekten, “kötü” bir şey yapmaktan korkma. 
    • Gün içinde defalarca yıkanma ve eşyaları temizleme ihtiyacı duyma ya da belirli davranışları tekrarlama. 
    • Çok hızlı seyreden düşüncelerden kurtulamama. 
    • Tekrarlanan kabuslar görme. 

    Sorun yaratan davranışlar

    • Alkol ya da ilaç kullanma. 
    • Çok miktarda yeme ve sonra kusmaya çalışma, müshil ilaçlarını kötüye kullanma ya da kilo almaktan kaçınmak için lavman kullanma. 
    • Uygun kiloda olmasına karşın takıntılı bir şekilde spor yapmayı ya da diet uygulamayı sürdürme. 
    • Başkalarına ve eşyalarına sık sık zarar verme ya da yasaları ihlal etme. 
    • Yaşamı tehlikeye sokacak şeyler yapma. 

    Hemen Yardım Arayın

    Eğer çocuğunuz bu belirtilerden birini gösteriyorsa ya da belirtiler ciddiyse, hemen bir yardım arayın. Doktorunuzla, okuldaki danışman-rehber öğretmenle ya da çocuğunuzun ruh sağlığı problemi olup olmadığını değerlendirebilecek bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşun.

    Her çocuğun ruh sağlığı önemlidir.

    Pek çok çocuğun ruh sağlığı problemleri vardır.

    Bu problemler gerçektir, acı vericidir ve ciddi olabilir.

    Ruh sağlığı problemleri anlaşılabilir ve tedavi edilebilir.

  • Bebek beslenmesi ve şişmanlık

    Bebek beslenmesi ve şişmanlık

    Şişmanlık şüphesiz günümüzün hastalığı.Dünya’nın yeni neslin sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Hatta şu korkutucu cümleyi duyuyoruz.”Terihte ilk defa yeni gelen neslin ortalama yaşam beklentisi bir önceki nesilden daha kısa”.Ve tüm bunlar şişmanlık ya da obesitenin insan sağlığı üzerinde yaptığı direk ve dolaylı etkiler,yol açtığı diyabet,yüksek tansiyon,kalp hastalığı gibi sebepler yüzünden.

    Tıpta yapılan en anlamlı şeyin önleyici hekimlik olduğuna inanıyorum.Bir hastalığı tedavi etmektense önlemek, önlemeye çalışmak çok daha önemli bence. Aslında obesite gibi bir konudan bahsettiğimizde önlemek tedavi etmekten çok daha kolay bence.Biz çocuk hekimleri olarak avantajlı bir konumdayız bu konuyla ilgili.Ne de olsa çocukları ilk beslenmeye başladıkları günden itibaren görebiliyoruz ve çocuğun beslenmesi ve hayat tarzı ile ilgili pek çok konuda müdahalede bulunabiliyoruz.Obesite ile ilgili pek çok şey aslında çocukluktan gelen kötü alışkanlıklara dayanıyor. Yaktığından fazla enerji almak denkleminden kaynaklansa da olay bu kadar basit değil, şişmanlık çoğu kez vücuttaki doğal denge bozulduğu için meydana geliyor..Yeterince hareket etmeme,ayrıca çeşitli ruh hallerinden kurtulmak için yani rahatlamak için yemek de buna tuz biber ekiyor.Peki bu durum nasıl engellenir.

    Obesitenin bebeğin ilk andan itibaren yanlızca neyle beslendiği değil aynı zamanda nasıl beslendiği ile de ilgisi olduğuna inanıyorum.Doğru beslenme alışkanlıkları da şişmanlığı önlemede çok önemli.İnsan bebekleri de diğer canlıların bebekleri gibi kendilerini doyuracak içgüdülerle doğarlar.Bebeğin doğal bir açlık tokluk mekanizması vardır ve bunu en iyi kendileri bilirler.Bebek kendi açlık tokluk sinyallerine gore beslendiğinde bu sağlıklı mekanizma çalışmaya devam eder ancak ilk andan itibaren yanlış besleme sonucu bozulması da mümkündür.

    Bunun kanıtı hayvanlarda mevcut. Obesite neden vahşi hayvanlarda hiç görülmüyor da yanlızca insanların beslediği evcil hayvanlarda var? Çünki obesite doğal olanın bozulmasıyla oluşuyor.Doğal dürtüleriyle beslenen hayvan tükettiği enerji ile büyümesine ve yaşam fonksiyonlarını devam ettirmesine yarayacak enerjinin toplamı kadar enerji alıyor.Bu doğal dürtüler insanlarda da mevcut. Bu yüzden çocuklar büyüme dönemlerinde çok acıkıyorlar da büyümenin azaldığı zamanlarda o kadar fazla yeme gereksinimi duymuyorlar.Kendi hallerine bırakıldıklarında az az sık sık yemeği seçiyorlar ki bu çok sağlıklı.

    Bebeğin beslenmesinde iki değişik durum olabiliyor. Birincisi annenin bebeğe adapte olması ve bebeğin acıktığı zaman ve gereksinimi olduğu kadar beslenmesi. Diğeri ise bebeğin anneye adapte olmasıdır ki, saatli beslemelerde ya da anne (ya da bakan kişi) bebeğin açlık tokluk sinyallerini tam okuyamazsa böyle bir durum söz konusu olur.

    Bunlardan birincisi çok daha sağlıklıdır ve daha once bahsettiğimiz içgüdüleri besler ve uzun vadede bebeğin de kendi gereksinimine iyi adapte olmasını sağlar.

    Anne sütünün obesiteyi engelleyen çok önemli bir faktör olduğunu biliyoruz. Emziirmek iki yönden çok faydalı aslında biri içerdiği maddeler diğeri de besleme şekli. Anne sütünün içeriği de bebeğin açlık ve tokluğu ayırmasına yardımcı oluyor.İlk salınmaya başlayan süt karbonhidrattan zenginken,sonda gelen süt yağdan zengin süt bebeğin kendisini tok hissetmesini sağlıyor.Anne sütü ile beslenen insanlarda erişkinlikte leptin denen maddenin daha çok olduğu gözlenmiş.Leptinin varlığının obesiteye karşı koruyucu olduğu biliniyor.

    Anne sütüyle beslenirken bir de çocuğun açlık tokluk sinyalleri daha fazla dikkate alınarak çocuk isteğe gore beslenebiliyor.Bunun da artık anne sütü obesite ilişkisinde önemli bir faktör olduğu ortaya çıktı.Mama ile besleyen anneler daha fazla saatli besleme eğilimi gösterirken anne sütü ile besleyen anneler daha ziyade çocuğun acıkma durumuna gore emziriyorlar.Ancak bu tip beslemede de dikkat edilecek unsurlar var. her ağlama açlık ağlaması değildir. Bebekler etrafta çok ses olduğu için,yoruldukları sıkıldıkları için,gazları olduğu için ve bir çok başka sebepten de ağlarlar. Bu ağlamaları ayırabilmek ise annelik sanatının (tabii baba ve bakıcılar içinde aynı şey geçerli) en büyük inceliklerinden biri.Bu mümkün olduğunda çocuk çok daha doyumlu ve mutlu olurken kendi açlık tokluk sinyallerine gore beslendiğinden bu sinyaller gelişerek devam ediyorlar ve elbette obesiteyi önlemede çok önemli bir rol oynuyorlar.Bu şekilde alışan çocuk acıkmayı da doymayı da biliyor.Elbette zamanla oluyor annenin açlık sinyallerini algılaması ve diğerlerinden ayırması biraz zaman ve alışma meselesi. Elbette içgüdüsel olarak anne bebeği beslemeye şartlı ama bazen endişeler ya da çevre baskısı ( bak bu çocuk doymuyor-gibi) negatif etkiliyebiliyor. Ve elbette her yeni insanı tanımak gibi yeni doğan bebeği tanımak çaba, özen ve zaman gerektiriyor.

    Bazi bebekler farklı sebeplerden dolayı anne sütü alamıyor ve mamayla beslenmek zorunda kalıyor.Mamayla beslenen çocuk obez olacak diye bir şey kesinlikle yok. Mamayla beslenen çocuklarda da sindirim özellikleri anne sütüne yakın mamaları seçmek önemli. Yine bebeğin acıkmasına gore beslemek(yukarıda bahsettiğimiz prensipler yüzünden ) bence tercih edilmesi gereken system. Tabii mama ile beslenen bebekler anne sütü ile beslenen bebeklere gore daha geç acıkıyorlar çünki mamanın sindirilmesi daha uzun sürüyor.

    Katı gıdalara başlandığında her anlamda yeni bir süreç başlıyor.Hem bebeğin yediği şeyler çeşitleniyor hem de beslenme biçiminin değişmesiyle bebeğin olaydaki kontrolü bir miktar artıyor.Besinlerin seçimi ve sıralanmasında yeme ve sindirim kolaylığının yanı sıra çocukların şekere ve şeker tadına erkenden alışmasını engellemek de önemli. Bu yüzden sebzeler ve kaşık mamaları ile başlayıp sonra meyveleri hayata sokmak bu ilk beslenme döneminde dikkat edilmesi gereken konular bence.Ve yine en önemlisi bebeği dinlemek anlamaktır çünki her bebek farklıdır. Bebek beklenen zamanda katı gıdalara hazır değilse ya da belli bir gıdayı hiç sevmiyorsa ( ki bu besin allerjileri nedeniyle olabilir) üstelememek gerekir.Kendi gereksininmlerini en iyi kendisi bilir. Yine katı gıda sürecince mümkün olduğunca doğal ve katkı maddesiz beslemek esas.

    Bebeklere ilk iki yıl şeker, çikolata gibi şeyler ve hazır meyve suları vermek istemiyoruz.Çünki şeker ve obesitenin kimsenin yadsıyamayacağı bir bağlantısı var.

    Yağı ise ilk iki yıl hiç kısıtlamıyoruz.Çünki ilk iki yıl yaşanan hızlı beyin gelişiminde son derece önemli.0-2 yaş için yapılmış besin üçgeninde yine temel ağırlık karbonhidratlarda ama protein ve yeğ gereksinimi oransal olarak daha fazla.

    İlk andan itibaren yemek keyifli bir şey olabiliyorsa ne ala ama en azından doğal bir şey olmalı.Unutmayalım ki çocuklar büyüme dönemlerine gore farklı miktarda acıkırlar çünki farklı miktarda besine ihtiyaç duyarlar.Çocukları zorla beslemek obesite ve beslenme bozuklukları açısından yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden biri. Çocuğun mümkün olan en erken zamanda bağımsızlığını kazanmasını ve kendi ihtiyaçlarına duyarlı büyümesini istiyoruz. ( bu cümleye şiddetle itiraz edecek pek çok anne baba tanıyorum “bu çocuğu kendi haline bıraksam aç kalır”diyeceklerdir büyük olasılıkla ama baştan itibaren bu prensiplerle beslenince oluyor. Besin hayatımızın devamını sağlayan bir şeydir ve tabii sevinçli mutlu bir süreç olmalı beslenmek ama beslenme tehdit unsuru, ödül, ceza olmamalı.Çocuklar üzüldüklerinde üzüntüleri şekerle yatıştırılmaya çalışmamalı, çünki bu da daha sonraları yaşanan “ sıkıldıkça yemek yemek, yiyecekle rahatlamak “ olayının oluşmasında rol oynuyor.

    Çocuklarımızı dinleyelim.İhtiyaçlarını anlamaya ve kendilerinin de anlamasına yardımcı olmaya çalışalım.İsrarsız, tehditsiz, gereksinimlerine gore beslensinler ki hem kendi vücutlarıyla hem de yiyeceklerle barış içinde olsunlar.Unutmayalım şişmanlığın ve başka beslenme bozukluklarıının temelleri çocuklukta atılıyor ve ilk andan itibaren neyle ve nasıl beslendikleri çocukların tüm yaşamında son derece önem taşıyor.

  • Çocuğunuz ve televizyon

    Çocuğunuz ve televizyon

    Televizyon kuşkusuz çağımızın vazgeçilmez bir iletişim aracı.Pek çok insanın hayatında da önemli yer kaplıyor.Çocuk söz konusu olduğunda televizyon konusunda çok dikkatli olmak gerekiyor.Büyüyen çocuk beyni için büyük bir tehlike oluşturabiliyor televizyon.

    0-2 yaş arası çocukların kesinlikle televizyon seyretmelerini istemiyoruz.televizyonun arka planda açık olması bile son derece zararlı.bunun sebeplerine şöyle bir bakalım.

    Çocuklarda beyin gelişiminin büyük bir bölümü 0-2 yaş arasında olur. Çocukların zihinsel gelişimi Piaget’e göre de dört aşamadan geçer. Birinci aşama duyusal ya da sensorinöral dönem dediğimiz 0-2 yaş arasıdır.Bu dönemde çocuk kendisinin çevreden farklı bir şey olduğunu kavrar. Öğrenmesi duyuları ve hareket yoluyla olur. Bir yüz hareketi ya da ses tonundaki değişiklik bile öğrenmeyi çok etkiler.Bu dönemde ise televizyonun çocuğun hayatında olması büyük problemdir.Çünki televizyon çocuğa pasif olarak öğrenmeyi öğretir.Beyninde iletişimle ,etki tepkiyle gelişecek açılımların önünü keser. Ne yazık ki televizyon kolay ve bağımlılık yapıcıdır çocuklar için bu yaşta bile. Televizyon çok seyreden çocuğun seyretmeyen çocuğa göre daha az sosyal ilişki kurduğunu,konuşmayı daha yavaş öğrendiğini görürüz.Bu yaşta,hatta mümkünse 3 yaşına kadar televizyonla hiç tanışmaması zihinsel gelişimi için son derece faydalıdır. Genellikle annelerden “ya bebek televizyonu?”gibi sorular alırız. Aslında bebekler için yapılmış programlarda da olay değişmiyor. Yine öğrenme pasif oluyor ve öğretilen materyal çocuğun yaşına uygun olsa bile öğretme şekli bu yaşta daha önemli olduğu için çocuğa zarar veriyor.

    Televizyon çocukları başka nasıl etkiliyor.Çocukların dikkat ve konsantrasyonlarını başka şeylere yoğulaştırmalarını engelliyor.Son yıllarda yapılan çalışmalar gösteriyor ki dikkat dağınıklığı hiperaktivite sendromu(ADHD) çok televizyon seyreden çocuklarda daha çok görülüyor.Burada sebep sonuç bağlantısının ters olabileceği de geliyor insanın aklına ama yine çok televizyon seyreden çocuklarda otizm spektrumundan hastalıkların görülme oranı da daha fazla.Ayrıca televizyon seyretme fazlalığı ile obesite ve dolayısıyla yüksek tansiyon,kap hastalığı gibi hastalılar arasında da bağlantı var.Yine biliyoruz ki çocukların odalarında televizyon varsa uyku problemleri yaşıyorlar ve bu da sağlıklarını etkiliyor.

    Televizyondaki şiddetin dozu da çocuklar için olması gerekenden ne yazık ki çok fazla ve bu da çok dikkatle üzerinde durulması gereken bir konu. Çocuklar şiddet içeren programlar izlediklerinde davranış problemleri ve agresyon artıyor.

    Özetle Çocuklar 0-2 yaş arası hiç televizyon seyretmemeli. Sonra da televizyon günde bir saatle sınırlanmalı. Anne baba çocukların izlediği şeyleri denetlemeli hatta mümkünse onlarla birlikte interaktif bir şekilde, konuşarak tartışarak izlemeliler. Televizyon çocuk bakıcısı olarak kullanılmamalı.Ayrıca anne babalar kendi hayatlarında da televizyonu kısıtlayıp, fiziksel aktivite ve iletişime engel olmamasını sağlamalı ve çocuklara örnek olmalılar.

  • Çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarına genel bakış

    Çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarına genel bakış

    Her doğan 1000 bebekten 8’inde doğumsal kalp anomalisi mevcuttur. Kabaca, 100 yenidoğan bebekten 1’inde doğumsal kalp anomalisi bulunduğu ifade edilebilir. Bu oran, doğumdan önce, anne rahmindeki ceninler gözönüne alınacak olur ise çok daha yüksek çıkar. Çünkü gebelik sırasındaki düşüklerin büyük bir bölümü, hayatla uyuşması mümkün olmayan kalp gelişim bozukluklarından kaynaklanmaktadır.

    Doğumsal Kalp Anomalisi Belirtileri Nelerdir?
    Doğumsal kalp anomalileri, bebeklerde değişik belirtilere yol açar. Bunların en dikkati çekenleri arasında, bebeklerde uyanıkken ve uykuda hızlı nefes alma, emerken fazla terleme, göğsün kabarık hale gelmesi, gelişme geriliği, dudaklarda ve el-ayak parmak uçlarında morarma, daha büyük çocuklarda ise çabuk yorulma, morarma, göğüs ağrısı, ve çarpıntı gibi belirtiler sayılabilir.

    Doğumsal Kalp Anomalisi Tanısı Nasıl Konur?
    Çocuk kardiyologu çocuğu muayene eder, sonra elektrokardiografi (EKG) ve kalp röntgeni ( Telegrafi) çekilir, bunun sonrasında ise yine çocuk kardiyologu ekokardiografi (EKO) yaparak kalbi görüntüler ve tanıyı net bir şekilde koyabilir.

    Ekokardiografi Nedir?
    Ekokardiografi (EKO), kalbin yapısının ve hareketlerinin “çok büyük ve özel bir bilgisayar” kullanılarak görüntülendiği bir ültrasonografi yöntemidir. Çocuk için herhangi bir zararı yoktur, acı vermez, ve incelemenin sonunda kanı kesinleştirilebilir. Ekokardiografinin yeterli bilgi sağlayamadığı bazı seyrek durumlarda, ve özellikle de çocukta kalp operasyonu gerekiyorsa, daha ileri tetkikler (kateter-anijiografi, MR…) kullanılarak tanı kesinleştirilir.

    Çocukta “Üfürüm” Nedir?
    Kalp esasen, içinden geçmekte olan kanı ileten bir pompadır. Kalbe altı damar kan getirir, iki büyük damar ise kanı kalpten dışarı taşır. Kalbin içinde iki adet, ve dışarı çıkan damarlarda da iki adet olmak üzere toplam dört adet kapak bulunur. Kalbin yapısında “kulakçık” adı verilen iki küçük odacık, “karıncık” adı verilen iki büyük odacık mevcuttur. Sağ taraftaki odacıklarda kirli kan, sol taraftaki odacıklarda ise temiz (oksijenli) kan yer alır. Bütün bu karmaşık yapı içinde kan dolup dolup boşalırken kapakların açılıp kapanmasından, kalp duvarlarının titreşmesinden, ve ayrıca kalp hastalıklarından (delikler, kapak bozuklukları v.b.) ötürü birtakım sesler duyulur. Kapakların açılıp kapanmasının dışındaki ilave seslerin çoğu genellikle “üfürüm” adı verilen ilave seslerdir. Üfürüm olarak adlandırılmayan ilave sesler de vardır.

    “Masum Üfürüm” nedir?
    Üfürümlerin bir bölümü doğumsal veya sonradan edinilen kalp hastalıklarına bağlıdır, bir bölümü ise tamamen normal kalplerde duyulan “masum kakarterli ” ilave seslerdir, ve bu durumda hiç endişelenmemek gerekir. Çocuk kardiyologu işte bu masum kakarterli üfürüm ile kalp hastalığına bağlı üfürümü birbirinden ayırır ve eğer bir “masum üfürüm” değil de bir kalp hastalığı söz konusu ise tanıyı belirleyerek ne yapılması gerektiğine karar verir.

    Doğumsal Kalp Hastalıkları Tedavi Edilebilir mi?
    Evet. Türkiye’de çocuk kardiyolojisi ve çocuk kalp cerrahisi uygulamaları gerçekten de Batı ülkeleri standardındadır ve bu konuda çok başarılı sonuçlar alınmaktadır. Gerekiyorsa, bir günlük bir bebekte bile başarılı kalp operasyonları yapılarak bebeğin hayatı kurtarılabilmektedir. Operasyona kadar geçen süre içinde ilaçla tedavi uygulanabilmekte ve bebeğin rahatlaması sağlanmaktadır. Bazı doğumsal kalp hastalıkları ise sadece izlenmekte, ve bunların bir bölümü kendiliğinden – bebek büyüdükçe ve güçlendikçe – düzelebilmektedir. Tabii, çocuk kardiyologunuz size bu hastalıkların hangilerinin kendiliğinden düzelebileceği, hangilerinin ilaç tedavisi ile bir süre izlenmesi gerektiği, hangilerinin ise zaman kaybetmeden kalp operasyonu yapılarak düzeltilmesi gerektiği konusundaki bilgileri iletecektir.

    Anne Karnındaki Bebekte de Kalp Anomalisi Tanısı Konabilir mi?
    Evet. Fetal ekokardiografi yapılarak anne karnındaki bebeğin kalbi 18inci haftadan itibaren incelenebilir. Fetal ekokardiografi, bunu yapan çocuk kardiyologu doktor tarafından çok dikkat isteyen, normal ekokardiografiye göre daha uzun süren, ancak, anne karnındaki bebeğe de anneye de hiçbir zararı olmayan bir incelemedir.

    Fetal Ekokardiografi’nin Yararı Nedir?
    Fetal ekokardiografi yapılarak bir kalp anomalisi belirlenmiş ise doğumla ilgili düzenlemeler (doğumun yapılacağı merkez, doğumun türü – sezaryen veya normal doğum) mümkün olur. Ayrıca, aile hem fizikman hem de zihnen bu duruma karşı hazırlıklı hale gelir. Doğumdan sonra hemen başlanması gereken tedaviyi önceden belirlemek çok kıymetli zaman kazandırabilir. Yaşamla zaten bağdaşması beklenmeyen çok ağır bir kalp anomalisi mevcut ise, sunulan bilgiler ışığında, aile çeşitli seçenekleri değerlendirmek isteyebilir. Bütün bunların ötesinde, doğacak olan bebeğin kalbinin tamamen normal olduğunu öğrenmek ise aile için çok rahatlatığı olacaktır.

  • Ergen anne babası olmak

    Ergenlik dönemi (buluğ çağı) 10-11 yaşlarında arasında başlayaran dalgalanmaların yoğun görüldüğü zor bir dönemdir. Bu dönem hem ergen için hem de ergenin ailesi için zorlu bir süreçtir. Aile ergeni anlamakta güçlük çekerken, ergen anlaşılma duygusunu tam olarak yaşayamadığını düşünür. Ebeveyn bu dönemde, çocuğunu iyi tanır ve bu dönem özelliklerini bilirse ebeveyn-ergen çatışmaları o denli az olacaktır.

    ERGENLİK NEDİR?(Adolescence)

    ERGENLİK DÖNEMİ: Erinlik ile başlayıp yetişkinliğe kadar süren hızlı bedensel, zihinsel, sosyal değişiklikleri kapsayan, çocuklukla yetişkinlik arasında bir geçiş dönemidir. Bu dönem, doğduğu andan itibaren sürekli gelişim içinde olan bireyin en önemli ve en uzun gelişim dönemidir.

    Gençliğe adım atan bireyler ne isterler?

    * Fark edilmek
    * Özel olmak
    * Takdir edilmek
    * Saygı duyulmak
    * Hatırlanmak isterler.

    Ergenlerde hangi kaygılar görülür?

    * Sağlıkla ilgili kaygılar
    * Kişilik-benlik oluşumu ile ilgili kaygılar
    * Aile ve ev yaşamı ile ilgili kaygılar
    * Sosyal ilişkilere yönelik kaygılar
    * Okulla ilgili kaygılar
    * Meslek seçimi ile ilgili kaygılar

    Ergenlik döneminde ne gibi değişiklikler oluyor?

    * Fiziksel Değişimler
    * Zihinsel Değişimler
    * Duygusal ve Sosyal Değişimler

    Ben Merkezci Düşünce Biçimi

    * Dünyaya kendileri açısından bakar ve tepki verirler. (“Ben her şeyle başaçıkabilirim, bana bir şey olmaz” vb.)

    * Bazı yaşantıların sadece kendilerine ait olduğunu düşünürler. (“Anne, sen aşık olmanın ne demek olduğunu bilemezsin” vb.)

    * Ben merkezci düşünce özellikleri 11 yaşında başlar, 13-14 yaşlarında doruk noktasına ulaşır, 20-21 yaşlarında kaybolur.

    Kimlik Gelişimi

    * Ben kimim?
    * Nasıl bir yetişkin olacağım?
    * Toplum içindeki yerim nedir?
    * Hangi mesleği seçmeliyim?
    * Politik, dini, cinsel tercihim ne? vb. sorular sorarlar

    Ergen bu süreç boyunca, içinde bulunduğu çevre koşullarından, ailesinden, arkadaşlarından, öğretmenlerinden ve genel olarak toplumdan etkilenir. Kimliğini kazanması için ergenin başlangıçta bir yetişkin modele ihtiyacı vardır. …

    Arkadaşlık ve karşı cins arkadaşlığı

    * Arkadaşlık kurma, arkadaşlığı sürdürme
    * Gruba ait olma, kabul görme
    * İletişim becerilerini kazanma
    * Kendini tanıma, farkındalık kazanma
    * Olumlu benlik algısı
    * Empati
    * Sosyal onay
    * Bağlanma

    Ergen bu dönemde ailesinden yavaş yavaş kopar ve kendisi gibi düşünen ve kendisini anlayabilen arkadaşlarına yönelir. Arkadaşlık ve karşı cins arkadaşlığı sürecini yaşarken de yukarıda belirtilen kazanımları elde etmeye başlar….

    Duygusal ve Sosyal Gelişimde Hangi Özellikler Görülür?

    * Bağımsızlaşma, özerklik kurma. Topluma, özellikle yetişkinlere baş kaldırma isteği
    * Statü sahibi olmak
    * Risk alma, gizlilik, uçları yaşama, yasak olana özenme
    * Rest çekme
    * Aşırı hassasiyet ve alınganlık
    * Asabi davranışlar, çabuk sinirlenme, inatçılık, sabırsızlık
    * Aldırmazlık, boş vermişlik, dağınıklık, unutkanlık

    * Güvensizlik ve yetersizlik duyguları, kararsızlık, huzursuzluk
    * Hayal kurma, gündüz rüyaları
    * Argo konuşmalar
    * İlgilerde çeşitlenme
    * Eğer genç anne-babası, öğretmeni ve yakın çevresindeki diğer yetişkinler tarafından sürekli eleştiriliyor ve yargılanıyorsa, “anlaşılmadığına” dair inancı pekişir ve onlardan uzaklaşır.
    * Kendini anlayış ve hoşgörü bulabileceği, kendini yakın hissettiği en yakın gruba yönelir

    Ergenliğin sonlanması

    Ergenliğin sonlarına gelinen bu dönemde, ergenin gelişim görevlerini tamamlayarak bu davranışları göstermesi beklenebilir.

    * Dengeliliğin artması
    * Problemleri karşılama yöntemleri
    * Yetişkinlerin müdahalelerinde azalma
    * Duygusal sakinliğin artması

    * Gerçekçiliğin artması
    * Topluma karşı sorumlu bir davranış kazanmayı istemek ve buna ulaşmak
    * Kişinin kendi fizik yapısını, erkek ya da kadın cinsel rolünü kabul etmesi bu role uygun davranış geliştirmesi
    * Ana babasından ve diğer yetişkinlerden duygusal olarak kopup bağımsızlığını kazanması
    * Bir meslek seçebilmesi

    * Toplumsal yetişkin bir birey olabilmek için gerekli bilgi ve yetenekleri kazanması
    * Duygusal bağımsızlığı kazanma ve kendisi ile ilgili önemli kararları kendi başına verebilmesi

    “DÜNYADA ERGEN OLMAKTAN DAHA ZOR BİRŞEY VARSA O DA ERGENİN ANNE BABASI OLMAKTIR.”

    Anne baba – ergen çatışması

    “Fırtına ve stres” kavramlarıyla karakterize edilen ergenlik, kaçınılmaz duygusal çatışma ve çelişkiler dönemi olarak değerlendirilmektedir. Bağımsızlık kazanma duygusal anlamda evden ve aileden bağımsızlıktır. “Bana küçük bir çocukmuşum gibi davranıyorsunuz” cümlesi ergenlerden sık sık işitilen yakınmadır.

    Genç gücü ele geçirmeye, ebeveyn de denetimi yitirmemeye çabaladıkça çatışma ve gerginlikler kaçınılmaz olarak yaşanmaktadır. Ergenlerin bağımsızlaşma amacıyla yaptıkları girişimler sıkıntı (stres) yaratabilir ve aileye üzüntü yaşatabilir.

    Ancak bağımsızlık ergenlik döneminde kazanılması gereken önemli yetkinliklerden biridir. Gencin yaşantısını bir yetişkin olarak sürdürebilmesi gerekli yaşam becerilerini kazanıp kendini gerçekleştirmesi için gereklidir. Ebeveynler ve ergenler için engebeli, duygu, düşünce ve davranışlar açısından iniş-çıkışlı geçen bu dönemde sıkıntılar yaşanması normaldir. Bu durum aileler için bir alarm niteliğinde olmamalıdır.

    Ergenlik döneminde genç sosyal çevrenin arkadaş gruplarının etkisi altında olsa da aile en temel ve güvenilir kaynaktır. Bu sürecin sonunda gencin kendi ayakları üzerinde durabilen sağlıklı bir yetişkin olmasında anne baba tutumları önem taşımaktadır.

    BASKICI TUTUM

    Anne baba, çocuk üzerinde güç kullanarak istediğini zorla yaptırır.

    Baskıcı tutum yöntemleri:

    * Aşırı koruma
    * Kontrol etme
    * Sürekli akıl verme
    * Bağırma
    * Tehdit etme
    * Sevgiyi esirgeme
    * Ceza
    Baskıcı tutumlar ergende korku çekinme sorumsuzluk ve bencillik gibi duygulara yol açabilir.

    TAVİZKAR TUTUM

    Çocuk, anne baba üzerinde güç kullanarak istediğini zorla yaptırmak ister.

    Çocukların kullandığı yöntemler:
    * Tutturma
    * Duygu sömürüsü
    * Şantaj
    * Anne-baba çaresiz kalıp çocuğun isteklerine boyun eğer.

    Tavizkar tutum da ergende bencillik, sorumsuzluk, doyumsuzluk gibi davranışlara yol açabilir.

    İLGİSİZ TUTUM

    Anne baba çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarını yok sayar, ihtiyaçlarıyla yeterince ilgilenmez.
    İlgisiz tutum yöntemleri:
    * Anne baba çocukla yeterli ve kaliteli iletişim kurmaz.
    * Çocuğu yetiştirirken neredeyse hiç yöntem kullanmaz.

    YETKİN TUTUM

    Bu tutumlar içinde en sağlıklı tutum yetkin tutumdur. Anne baba olumlu ve uygun iletişim ve disiplin yöntemlerini kullanarak çocuğu yetiştirir.

    Yetkin tutum yöntemleri:
    * Anne-baba-çocuk birbirleri üzerinde güç kullanmazlar.
    * Birbirlerinin istek ve ihtiyaçlarına ilgisiz kalmazlar.
    * Anne baba gücünü çocuğu güçlendirmek ve desteklemek için kullanır.
    * Ailedeki herkesin duygu, düşünceleri dinlenir.
    * Çocuğun bir birey olduğu kabul edilir.
    * Çocuğun sorumluluk alabileceğine güvenilir.
    * Çocuk sorun çözmeyi öğrenir.
    * Kendine ve çevresine güvenir.
    * Anne-baba çocuğa uygun sınırlar koyarak çocuğu korur.
    * Çocuğa güven ve destek vererek onun kendine olan güvenini artırır.

    Ergenle iletişim

    * İletişim karşılıklı bilgi üretme aktarma ve anlamlandırma sürecidir.
    * Ergenlik döneminde ebeveyn–ergen ilişkisinde iletişimi koparmamak ön koşuldur.

    İYİ BİR İLETİŞİM İÇİN…..

    Etkin dinleyin:
    * Dikkatli dinleyin, dinlediğinizi belli edin. Bu şekilde kendisini önemli hissedip kabul edildiği duygusunu yaşayacaktır.
    * Empati kurmaya çalışın.
    * Açık ve net cümlelerle sorunu dile getirin ne yapması gerektiğini söylemeyin.
    * Uzun nutuklar yerine kısa konuşmaları tercih edin.
    * Dinlerken başka şeylerle ilgilenmeyin göz teması kurun.

    İletişimde etkin dinlemenin önemi:
    * Ergenin olumsuz duygularının kabulünü sağlar.
    * Ergenin duygularını ifade etmesine yardımcı olur.
    * Yetişkin ile ergen arasında sıcak bir ilişki kurulmasını sağlar.
    * Sorunların çözümlenmesini sağlar.
    * Ergenlerin anne babaların düşüncelerine değer vermelerine yardımcı olur.
    * Ergenin bireysel farkındalık sağlamasına yardımcı olur.

    AİLELER ERGENİ NASIL DESTEKLEYEBİLİR?

    Çocuklarının yetişkinliğe sağlıklı bir geçiş yapabilmeleri için, ailelerin dikkat etmeleri gereken bazı hususlar önem taşımaktadır:
    * Çocuklara sevgi ve güven dolu bir ev ortamı sunmak,
    * Çocuklara yaşlarına uygun bağımsızlıklar vermek, özgürlükler tanımak,
    * Çocukların kendilerine güven duyabileceği fırsatlar yaratmak,
    * Kazanılması istenen davranışlar için çocuklara örnek ve rehber olmak,
    * Sınırlar ve özgürlükleri hakkında çocuğa bilgi vererek, disiplin anlayışı kazandırmak,
    * Çocukları ergenlik dönemi özellikleri hakkında bilgilendirmek,
    * Hazırlıklara erken başlamak, çocuklarını ve kendilerini ergenlik dönemine hazırlamada aileler için en iyi yoldur.

    BU DÖNEMDE ERGENE YAPILABİLECEK EN ETKİN YARDIM…….

    Onun sevildiğini,anlaşıldığını,kabul edildiğini,fark edildiğini,gerekli olduğunu,önemli olduğunu,ona bağımsızlık ve sorumluluk verildiğini fark ettirebilmektir.

  • ”bedenim bana özel” mahremiyet

    “Mahremiyet’’… Çocukların kendisinin ve diğer insanların özel alanının farkına varması, sosyal hayatın içinde kendi özel alanını koruması, diğer insanların özeline saygı duyması, kendisi ile çevresi arasında sağlıklı sınırlar koymasıdır….

    MAHREMİYET EĞİTİMİ NASIL VERİLMELİDİR

    ÖZEL ALANI TANIMA: DOKUNULMASI YASAK OLAN YERLERİM

    Vücudun kişiye özel olan bölgeleri, bu bölgelerin gizlenmesi gerektiği çocuğa iki-üç yaşından itibaren yavaş yavaş anlatılmalıdır. Bu alanın başkalarından gizlenmesi ve anne-baba ve doktorlar dışında bu bölgeye kimsenin dokunmaması gerektiği çocuğa öğretilmelidir.

    Cinsel organlar, çocuk sorduğunda anne-baba üzerinden değil, çocuğun kendi cinsel organları ya da kitaplar üzerinden öğretilmelidir. Çocuklar üç yaşından itibaren vücutlarının belli bölgelerine dokunulmasından rahatsızlık duymaya başlamalıdır. Özellikle genital bölgelere dokunulması çocukta ani tepkiye neden olmalıdır. Bu bilincin kazandırılması için üç yaşından itibaren çocukların genital bölgelerine temas azaltılmalıdır.

    Eş, dost ve akrabalar tarafından çocuk, cinsel organlarına dokunularak, öperek, vurarak sevilmemelidir. BAŞKALARININ ÖNÜNDE ÇOCUĞUN KIYAFETİNİN DEĞİŞTİRİLMEMESİ DAHA KÜÇÜK diye düşünerek çocuğu iç çamaşırına varıncaya kadar başkalarının önünde soyup giydirmek doğru değildir. Tabi ki anne-babanın da çocuğun görmeyeceği bir alanda giyinip-soyunması da çocuğun bütüncül bir mahremiyet duygusu geliştirmesi açısından önemlidir.

    ÇOCUĞUMUZA BANYO YAPTIRIKEN

    Özellikle üç yaşından sonra çocuğu iç çamaşırı ile yıkamak, iç çamaşırı çıkarırken ve temizlerken gözleri kısarak ya da başı hafif yana çevirerek o alana saygı gösterdiğimizi hissettirmek çocuklarda mahremiyet duygusunun gelişmesine katkı sağlayacaktır. Çocukların beş-altı yaşından sonra banyoda kendi mahrem alanlarını kendi temizlemelerine fırsat tanımak da hem sorumluluk hem mahremiyet duygusunun gelişimi açısından sağlıklı olacaktır. Anne babanın da çocuklarını banyo yaptırırken ölçülü bir kıyafetleri olması gerekmektedir.

    ÇOCUKLARIN CİNSEL ORGANINI SEVGİ OBJESİ YAPMAMA

    Küçük çocukları cinsel organlarına dokunarak, onları konu yaparak sevmek doğru değildir. Çünkü bu durum, onların özel alanlarının ihlalidir. Çocuk bu şekilde başkalarının özel alanlarının kullanılarak onlara şaka yapılabileceği inancını taşır. Ayrıca çocukları cinsel organlarını konu ederek sevmek, onları kendilerini kötü niyetli yabancılardan korumak konusunda etkisiz kılabilir. Çocuk, bir başkası özel alanına dokunmak istediğinde bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğunun ayrımını yapamayabilir. Çocuğun cinsel organlarını şaka konusu yapmak, göstermesini istemek, onlara dokunmaya çalışmak çocuğun cinsel kimlik gelişimi açısından oldukça sakıncalıdır.

    ÇOCUĞUN ANNE BABAYLA YATAĞININ AYRILMASI

    İki yaşla birlikte çocuk yavaş yavaş bağımsızlığını kazanır ve kendi başına yemek yemeye, yolda kendi başına yürümek istemeye başlar. Bu dönem gelişim olarak da çocuğun odasının ayrılabileceği bir zamandır. Genel olarak 3-4 yaşına kadar bu sorun çözülmelidir. Çocuğun anne babasının özel ilişkisine şahit olması sakıncalıdır.

    ODANIZA İZİN ALARAK GİRMESİNİ ÖĞRETMEK

    Çocuklara dört-beş yaştan itibaren anne-babanın odası kapalı ise odaya kapıyı çalarak ve izin alarak girmesi gerektiği öğretilmelidir. Çocuğun odasına girerken kapısının çalınması çocuğa iyi bir model oluşturacaktır.

    TELEVİZYONDAKİ SAHNELERE MÜDAHALE

    Örneğin bir televizyon sahnesinde arkadaşlarının özel alanına şaka amaçlı dokunan kişiye seslice kızılabilir.
    “İnsanların özel yerlerine dokunulması hoş bir davranış değildir” gibi cümlelerle tepki belli edilebilir. Çünkü çocuklar anne-babaların kendilerine değil de başkalarına verdikleri tepkiler yoluyla daha kolay öğrenmektedirler. Çocuklar bu dönemde daha çok taklit yoluyla öğrendikleri için televizyondaki gördüğü sahneleri arkadaşlarının üzerinde deneyebilir. İzlenilen TV programlarının içeriğine dikkat etmek gereklidir. Çocuğunun TV’deki sahneyi taklit ettiğini gören anne-baba, çocuğuna aşırı tepki göstermeden, gülmeden bunun hoş-doğru bir davranış olmadığını söyleyebilir.

    İZİN VERİRSEM DOKUNABİLİRSİN

    Bu bilincin oluşturulması için anne baba, çocuğunun vücudunu hoyratça kullanmaktan kaçınmalıdır. Ebeveynlerin çocuklarını öperken “Seni öpebilir miyim?” diye izin istemeleri bu bilincin oluşmasında etkilidir. Çocuğun güçsüz bedeninin, herkes tarafından izinsiz kullanılmasının çocukların kendi bedenlerini koruma refleksini kıracağı unutulmamalıdır.

    BEDENİM BANA AİTTİR

    Daha bebekliğinden itibaren kendisini rahatlıkla yetişkinlerin eline bırakan bebeğin, ilerleyen yıllarda kendi bedeninin farkına varması ve çevresindeki yetişkinlerden ayrı bir birey olduğunu hissetmesi gerekir. Anne-babalar, çocukları 3 yaşından itibaren çocuklarına vücudunun kendisine ait olduğu bilincini vermelidir. Bu bilincin oluşturulmasında en temel faktör anne-babaların çocuklarının bedenleri ile yapacakları bir eylemde çocuklarının onayını alma yönünde eğilim göstermektir. Örneğin, terlemiş bir çocuğun atleti izin alınmadan aniden çıkartılmamalı, altını ıslatmış bir çocuğun pantolonu kızgınlıkla ve öfkeyle değil, çocuktan izin alınarak çıkartılmalıdır. Çocuk zamanla kendisinden izin alınmadan bedenine yapılacak müdahaleleri hisseder ve rahatsız olur.

    FİZİKSEL BASKIYA DİRENME

    Küçük yaştaki çocuklar kendi güçsüzlüklerini ve çaresizliklerini büyüklerin gücünü keşfettikçe anlarlar. Anne-babalar ve akrabalar, çocuklarına olan sevgi gösterileri sırasında çocuklara kendi güçsüzlüklerini hissettirecek kadar büyük ve orantısız güç kullanmaktan kaçınmalıdırlar. Anne-babalar, çocuğuna kendisine güç uygulandığında karşılık verilmesi gerektiğini öğretmelidirler. Bunun için bazen çocuğun istemediği bazı durumlarda gösterdiği tepki, güç gösterisi ile kırılmamalı, çocuğun direncinin işe yaradığı bizzat yaşayarak gösterilmelidir.

    VÜCUDUM GÖRÜLMEMELİ

    Çocuklar yürümeye başladığı andan itibaren, çırılçıplak olarak ortada bırakılmamalıdır. Çocuk, hatırlayabildiği en küçük yaşlardan itibaren kendisini genital bölgeleri giyinik olarak hatırlamalıdır. Özellikle üç yaşından itibaren çocuklar çırılçıplak olarak ev içinde veya ev dışında bulunmamalı, giysilerini kendisinin giyip çıkartmasına izin verilmelidir. Kendisini başkalarının yanında çıplak olarak görmeye alışkın olmayan bir çocuk, elbisesinin birileri tarafından çıkartılmasından ciddi rahatsızlık duyacaktır.

    TUVALETTE BENDEN BAŞKASI OLMAMALI

    Bazı anne babalar, çeşitli nedenlerle ya çocukları ile birlikte tuvalete girmekte veya tuvaletin kapısını aralık bırakmaktadır.
    Bu davranış çocuğun temel davranış refleksi kazanmasına engel olmaktadır. Her ne sebeple olursa olsun dört yaşına gelen bir çocuk, tuvaletin “özel” bir mekan olduğunu öğrenmeli, tuvalet ihtiyacını gideren birisinin başkaları tarafından görülmesinin uygun olmayacağını bilmelidir. Çocuk genital bölgelerinin görülmesinden rahatsızlık duymamaya, kendisini tuvalette iken gören birisine tepki vermemeye alışmamalıdır.

    SOYUNMA VE GİYİNMEDE YANLIZLIK

    Çocuğun üç yaşından itibaren genital bölgelerinin başkaları tarafından görülmesinden adım adım uzaklaşması gerekir. Bu bağlamda çocukların elbiseleri herkesin içerisinde değiştirilmemelidir. Çocuklar mümkünse elbiselerini kendileri ve kimsenin görmediği bir ortamda değiştirmelidir. Eğer çocuk kendisi elbiselerini değiştiremiyorsa, anne ile ayrı bir odaya gidilerek elbiseler değiştirilmelidir.

    İZİN VERİRSEM KABUL EDİLİRSİN

    Anne-baba için çocuk ne kadar büyürse büyüsün çocuktur. O yüzden anne-baba, çocuğunun odasına girerken izin alınması gerektiğini düşünmez. Ancak, çocuk dört yaşına girdiğinden itibaren “izin verirsem kabul edilirsin” ilkesi hayata geçirilmelidir. Anne-baba, çocuğun odasına girerken izin istemeli, her şeye rağmen onun çıplak vücudu ile karşılaşıldığında özür dilenip kapı kapatılmalıdır. Bu davranış kalıbı hem çocuğun kişiliğine saygıyı, hem de çocuğun rahatsız olduğu bir durumda itiraz edebilme becerisi kazandırılması açısından önemlidir.

    İLKOKULLA BİRLİKTE ÖZEL MEKAN TANIMLAMA

    İlkokul dönemi ile birlikte çocuklar için evde bir cekmece yada sepet belirlenip, çocuğa özel eşyalarını buraya koyabileceği söylenebilir. Çocuğun bu özel alanını anne-babanın izin alarak kullanması çocuğun özel alan düşüncesini pekiştirir

  • Kardeş kıskançlığı belirtileri ve çözüm önerileri

    Çocuğum kardeşini kıskanıyor, aralarındaki ilişkiyi nasıl kurabilirim?

    Kardeş kıskançlığı doğal bir süreçtir. Bizim için sorun olan ise bu duygunun rahatsız edecek düzeyde dozunun yüksek olmasıdır. Kardeş kıskançlığı, evin hakimi olan çocuğun bir anda güçlerini başka bir çocukla paylaşması durumunda ortaya çıkan bir olgudur.

    Kardeş kıskançlığında en büyük sorumluluk aileye düşmektedir. Kıskançlığın dozunu ayarlayacak olan ailedir.

    Yeni bir kardeş dünyaya gelmeden çocuğa açıklamak

    Doğumdan önce 5.-6. Aylarda çocuğa bir kardeşinin olacağını açıklamak gerekir. Eğer küçük yaş bir çocuk ise bu açıklama hikayelerle desteklenebilir. Hikayede kardeşi olduğunda hayatında olacak güzelliklere dikkat çekilebilir.

    Çocuğun hayatında bir yenilik yapılacağında doğumdan önce yapmak

    Bebek dünyaya geldiğinde, çocuğun hayatında çok değişiklik yapmamaya dikkat edilmelidir. Yapılacak olan değişikliklerde ise mutlaka çocuğunda fikri sorulmalıdır. Hatta kardeşinin odasını dizayn ederken onun da fikri sorularak destekte bulunması, kendini önemli hissedip özgüven kazanması açısından önem taşır.

    Bebekle ilgilenildiği gibi çocukla da ilgilenmek

    Anne bebekle ilgilendiğinde mutlaka baba da çocuk ile ilgilenmeli. Onun kendilerine ihtiyacı olduğunu, tek başına tuvaletini yapamadığını, yemeğini yiyemediğini, oysa çocuğun bunu yaptığını, kahraman olduğunu ona aşılamak gerekir. Bu sayede çocuk kendini daha güçlü hisseder ve hem sorumluluk bilincini kazanır hem de kardeşine olan güç savaşını azaltır.

    Çocuğun her istediğini almamak

    Kardeşi olan bir çocuğa her istediğini alıp onu başından savmaya çalışmak yanlış bir tutumdur. Bu ‘’Kardeşin olacak ve biz çok üzgünüz ne olur bizi affet’’ demenin başka bir yoludur. Ona kardeş yaptığı için suçlu olan aile değil ve çocuk bunu er ya da geç kabul etmek zorundadır.

    Ne zaman yardım almalıyım?

    Kardeş kıskançlığı basit bir olgu gibi görülse de dışavurumları çok şiddetli olabilir. Özellikle kardeşe zarar verme, saldırma, cimcikleme gibi durumlarda mutlaka yardım almak gerekir. Genelde çocuklar anne babalarının yanında kardeşini seviyor gibi görünür ve onlar yokken zarar vermeye çalışır. Burada amacı aslında zarar vermekten ziyade, içindeki öfkeyi dışarıya vurmaktır.

    Bunlara ek olarak, regresyon (gerileme) durumlarında (alt ıslatma, ayakta sallanmak isteme, tırnak yeme, parmak emme vs.) mutlaka bir uzmana başvurup, temeldeki kardeş kıskançlığı problemini ortadan kaldırmak gerekir.

    Kardeş kıskançlığını çözmede ne gibi bir yöntem izleniyor?

    Kardeş kıskançlığı ve öfke probleminde en etkili yöntem oyun terapisidir. Burada amaç, sorunun kaynağına inip, çocuğun oyun yolu ile kendisini ifade etmesini sağlayıp sorunu çözmektir.

    Selin ŞİT

    Çocuk Gelişim Uzmanı

  • OKUL ÖNCESİ EĞİTİM NEDEN GEREKLİDİR?

    OKUL ÖNCESİ EĞİTİM NEDEN GEREKLİDİR?

    İnsan biyokültürel ve sosyokültürel bir varlıktır. Çocuk doğumundan itibaren toplumla biraradadır. İlk önce bu toplum küçükken, zamanla genişleyip büyür. Bu toplumda sağlıklı bir birey olarak yetişebilmek için çocukluk dönemindeki gelişim çok önemlidir.

    Erken çocukluk dönemi çocuğun duygusal, fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimi gibi bir çok alanda önemli bir yere sahiptir. Yapılan araştırmalar özellikle 6 yaşına kadar olan dönemin önemini vurgulamaktadır. Bu dönemde çocuklar kaliteli kişisel bakıma ve öğrenme olanaklarına tabi tutulmalıdır. Çocuk doğumundan itibaren öğrenmeye başlar. Erken yaşta sunulan kaliteli bir eğitimin çocuğun hayatında uzun süreli bir etkiye sahiptir. Mesela, konuşma gelişimi çocuğun hayatının her alanında etkilidir. Karşılıklı konuşma ve kitaplarla çocuk kelimeyi daha iyi idrak eder ve kullanır. Kreş ve anasınıfı gibi okul öncesi eğitim veren yerler çocuğa daha keyifli bir öğrenme ortamı sunarlar. Bunun yanısıra, oyun çocukların öğrenme ve duygusal gelişiminde önemilidir. Oyun, çocuklara sosyal yetenek ve insanlarla iletişime geçme deneyimi kazandırır. Değerleri, etikleri geliştirir. Kesme, yapıştırma, boyama gibi etkinlikler çocukların motor becerilerini geliştirir. Oyunlar aracılığıyla çocuklar düşünmeyi, akıl yürütmeyi, problem çözmeyi ve yaratıcılık yeteneklerini ortaya çıkarır.

    Piaget; çocukların objelere, nesnelere farklı işlevler, görevler yüklemesini ”pretend play” olarak adlandırır. Mesela, bir çocuk, su şişesini telefon gibi kullanabilir. Piaget, bunun çocuğun kendisini ifade edebilmesine ve hayatındaki olayları yorumlayabilmesine olanak sağladığını söyler. Ayrıca bunu içeren oyunlar, çocuğa duygularını kullanmasını, sosyal yeteneklerini geliştirmesini ve zengin bir hayalgücü sağlar. Özel kurallara sahip oyunlar, çocuklara birlikte hareket etmeyi, birbirini anlamayı ve mantıklı düşünmeyi öğretir.

    Yaklaşık 50 yıldır araştırmacılar okul öncesi eğitimin çocuğun gelişimi üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Yapılan araştırmalar okul öncesi eğitimin, çocuğun sosyoekonomik gelişimi, okul başarısı ve bilişsel gelişimi üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca akıl sağlığı üzerindeki olumlu etkisi de gözlemlenmiştir. Sosyal yetenekleri geliştiriken, sınıf tekrarını, okul problemlerini ve özel eğitim ihtiyacını en aza indirdiği görülmüştür.

    Tulsa’da yapılan bir araştirmaya göre Head Start’ın (Amerika Birleşik Devletleri’nde düşük gelirli ailelerin çocuklarına sağlanan okul öncesi eğitim programı) okuryazarlık, matematik, bilişsel yetenekler ve dil gelişimi üzerinde büyük etkisi olduğu bulunmuştur. Perry Study olarak adlandırılan başka bir çalışma da okul öncesi eğitimin IQ üzerinde etkisine rastlamazken, ortaokuldaki başarı testlerinde kalıcı etkisini bulmuştur. Ayrıca okul öncesi eğitimin çocuk yaşta suç işleme oranını azalttığı, özel eğitim ihtiyacını aza indirdiği ve okuldaki başarısını artırdığı gözlemlenmiştir.

    Daha bir çok çalışma iyi dizaynlanmış bir okul öncesi eğitimin çocuğun gelişimi üzerinde etkisi olduğunu kanıtlamıştır. Bazıları okul öncesi eğitimi diğerleriyle karşılaştırmıştır; okul öncesi eğitim alanlar, ev dışı çocuk bakımı alanlar ve okul öncesi eğitim almayanlar. Okul öncesi eğitim çalışmalarının analizlerine göre , okul öncesi eğitimin çocukların bilişsel gelişimi üzerinde etkisi olduğu gösterilmiştir.

    Okul öncesi eğimin önemini vurgulayan bir çok çalışma ışığında Avustralya hükümeti 2008-2009 yıllarında, okula başlamadan önce çocukların okul öncesi eğitim almasını zorunlu kıldı. Ayrıca, Amerika’da ”Okul Öncesi Eğitimin Etkili Kuralları (EPPE)” olarak bilinen uzun süreli araştırmanın sonucunda çocuk ne kadar kaliteli bir eğitim alırsa dil gelişiminin o kadar iyi olduğu ve ayrıca okul öncesi eğitime erken başlamanın istatistiksel olarak erken okuryazarlık becerisinde, motor davranışların gelişiminde , bilişsel yeteneklerin, konuşma ve dil, çalışan hafıza, sosyal gelişim ve davranış gelişiminde büyük bir etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir. Bunlar çocuğun, okul yaşamına hazırlanmasını ve onu daha rahat yürütmesini sağlayan özelliklerdir. Erken ve kaliteli bir okul öncesi eğitimle edinilen sonuçlar daha iyi ve etkilidir. Amerika’daki politika, okul öncesi eğitim için 4 yaş altındaki çocuklara erişmeyi hedeflerken, dezavantajlı bölgelerde büyüyen çocuklara bunun için daha fazla olanak sunmaktadır.

    La Greca, çocukların akranları tarafından kabul görmesinin hayatları üzerinde çok büyük etkisi olduğunu savunur. Bu aşamada kaynaşma ve insanlarla iletişime geçebilme çok önemlidir. Çocuklar 2-6 yaş döneminde sosyalleşmeye başladığı için, toplumda nasıl davranacağını öğrenmeye başlar. Oyun oynamayı, oyuncağını paylaşmayı, karşılıklı konuşmayı öğrenmesi problem çözme yetisinin gelişmesini sağlamaktadır.

    Özetle, çocuklarınızı kaliteli bir okul öncesi programına tabi tutmak ilerde onların hayatı boyunca istifade edecekleri bir yatırım olacaktır.